Sekizinci Bölüm Ergonomi İklim, Aydınlatma ve Toz I



Yüklə 75,18 Kb.
tarix18.08.2018
ölçüsü75,18 Kb.


Sekizinci Bölüm

Ergonomi

İklim, Aydınlatma ve Toz I

Abdurrahman BENLİ




Hedefler
Bu üniteyi çalıştıktan sonra;

Çalışma ortamında gerçekleşen çevre koşulları hakkında bilgi edinilecek,



İnsanların bu koşullardan nasıl etkilendikleri belirtilecek,

İnsanı etkileyen iklim, aydınlatma ve toz gibi çevre koşulları için alınacak önlemler hakkında bilgi sahibi olunacaktır.




Anahtar Kavramlar


İklim

Aydınlatma

Toz

İçindekiler


  1. İklim

  2. Aydınlatma

I. İklim, Aydınlatma ve Toz 1
Hedef: Çalışma ortamındaki çevre koşulları incelenecektir.


  1. İKLİM

İnsan, belirli sınırlar dahilinde olmak kaydıyla, çalışılan ortamın iklimine uyum gösterebilir. Soğukta kan dolaşımının yavaşlaması, sıcakta terleme gibi insan vücudundaki ısı düzenleme mekanizmaları, çevre koşullarına ve giysiye bağlı olarak vücut ısısını bir gecikme ile dengede tutabilir. İnsanın iş ortamındaki sağlığını, rahatlığını, verim yeteneğini (performansını) sağlamasında iklim (hava) oldukça önemli bir yer tutar. Burada iklim kavramından insana etki eden, çevre ile sıcaklık alış verişini düzenleyen fiziksel büyüklüklerin tümü anlaşılmalıdır(http://www2.bayar.edu.tr/somamyo/docs/dergi/sayi3). İnsan vücudunun bu dinamik yapısı içersinde, kimi durumda vücuttan çevreye kimi durumda da çevreden vücuda doğru gerçekleşen bir ısı transferi söz konusudur. Fizyolojik bir gereksinme olan vücuttaki ısı transferi dört şekilde gerçekleşmektedir.

● Konveksiyon,

● Kondüksiyon,

● Radyasyon,



● Buharlaşma

Konveksiyon yolu ile ısı transferi, cilt ile üzerine yayılan hava arasındaki sıcaklık farkı nedeniyle vücuttan çevreye doğru gerçekleşir. Hava akımının olduğu ortamlarda üşüme hissinin duyulması örneğinde olduğu gibi, cilt ile üzerine yayılan hava arasındaki sıcaklık farkının fazla olması ve beraberinde hava akımının yüksek olması durumunda konveksiyon yoluyla gerçekleşen ısı transferi artmaktadır. Bu nedenle böylesi ortamlarda yalıtımı yüksek olan elbiseler tercih edilmektedir.
Kondüksiyon yolu ile ısı transferi vücut ile vücuda temas eden cisim veya malzeme arasındaki sıcaklık farkı nedeniyle gerçekleşir. Hava akımının etkisinin olmadığı bu ısı transferinde, transfer edilen ısı miktarı, temas edilen cisim veya malzemenin ısı iletim kabiliyetine bağlıdır. Güneş altında uzun süre duran bir sandalyeye oturulmasında veya bir aletin kullanımında vücudun belli yerlerinde aşırı düzeyde sıcaklık hissedilmesi veya el yanması bu tür ısı transferine örnek olarak verilebilirler. Her tür metal, taş, mermer gibi malzemeler için yüksek düzeyde ısı transferi söz konusudur. Tahta, cam, yapay malzeme ve tekstil ürünleri için ısı transferi daha düşük oranlarda gerçekleşir.

Radyasyon yolu ile ısı transferi, sıcaklık farkı bulunan iki cisim arasında sıcak cisimden soğuk cisme doğru gerçekleşir. Çalışılan ortamlarda veya evlerde bulunan ocak, fırın ve soba gibi cisimlerden yayılan sıcaklığın cisme dokunmadan hissedilmesi bu ısı transferi için en belirgin örneklerdir. Hava sıcaklığının ve hava akım hızının etkisinin olmadığı ve herhangi bir şekilde temas edilmesinin gerekmediği bu ısı transferinde, transfer edilen ısı miktarı, radyasyon kaynağının yüzey sıcaklığına, yüzeyin büyüklüğüne ve kaynağa olan uzaklığa bağlıdır.
Buharlaşma yolu ile ısı transferi ise, vücuttaki suyun buharlaşarak çevreye iletilmesi şeklinde gerçekleşir. Aşırı sıcakta çalışmada vücut sıcaklığının dengelenmesi açısından önemli rol oynayan bu ısı transferinde çevreye iletilen ısı miktarı havanın nem oranına bağlı olarak değişir. Hava sıcaklığının ve nem oranının yüksek olduğu ortamlarda insan vücudunun ürettiği ter gerektiği kadar buharlaşamadığı için terleme artmaktadır. Öte yandan, hava akım hızı bu tür ısı transferinde etkili olmamaktadır(Özkul, 2006;116).
İnsanın vücut ısı dengesini sağlayan mekanizmalar, ortamın sıcaklığı, nem oranı, hava akım hızı ve radyant ısının ısı transferi üzerinde yarattığı etkiler nedeniyle yetersiz kalmakta ve dolayısıyla çalışanın sağlığında bozulma, düşünme ve çalışma kapasitesinde azalma ve başarısında düşme söz konusu olmaktadır. Bu nedenle, genelde insanın performansını olumsuz yönde etkileyen iklime dayalı çevre koşullarında konforun sağlanması gerekmektedir. İklime dayalı çevre koşullarında konfor, çalışılan ortamın çok sıcak veya çok soğuk olmaması, nem oranının çalışanı tedirgin etmeyecek uygunlukta olması, hissedilir bir hava akımının ve radyant ısının olmaması olarak ifade edilmektedir.

  1. Sıcaklık

Farklı tip ve özellikteki termometreler aracılığıyla ölçülen sıcaklık ortamın ısısı olarak tanımlanmaktadır. Çalışılan ortamda yapılan ölçümlerle bulunan sıcaklığın istenilen değerden yüksek veya düşük olması çalışanlar üzerinde farklı etkiler yaratmaktadır.
Yüksek sıcaklık, çalışanın nabzının yükselmesine ve dolayısıyla öfkenin artmasına, vücut ısının yükselmesine, kan dolaşımının hızlanmasına, terlemenin artmasına ve dolayısıyla tuz ve sıvı kaybından oluşan ısı krampları ve susuzluk oluşmasına, dikkatin azalmasına, fiziksel ve zihinsel çalışmalarda verimin düşmesine neden olmaktadır.
Düşük sıcaklık soğuk algınlığı, donma, soğuk yanığı gibi rahatsızlıklara neden olur. Bu tür rahatsızlıklar uygun elbiselerin kullanımıyla giderilebilmekle birlikte düşük sıcaklıkta dikkatin azalmasıyla hata sayısının artması, özellikle el ve ayak parmaklarında oluşan ve giyinme ile giderilemeyen donma nedeniyle verimin düşmesi ve kazalanma riskinin artması, gözlem ve tepki yeteneğinin azalması gibi etkiler söz konusu olmaktadır
Performansa dayalı araştırmalarda, çalışma yerinin sıcaklığında aşırı sıcak veya aşırı soğuk değerlerin söz konusu olması durumunda, genel anlamda iş becerisi, işlemlerin doğruluğu gibi verimliliğe yansıyan yeteneklerin düştüğü ve en önemlisi de, iş kazalarının arttığı ortaya çıkarılmıştır.
Sıcaklığın bu tür etkileri nedeniyle çalışma ortamının sıcaklığında tek düzeliğin sağlanmasının yanısıra, çalışma yerinin sıcaklığının çalışma biçimi ve yapılan işin türüne göre belirlenmesi, yaş ve cinsiyet faktörlerinin dikkate alınması (kadınların erkeklere, gençlerin yaşlılara göre daha yüksek sıcaklığı tercih etmeleri), ortamda bulunan ısı kaynaklarından korunmak için önlemlerin alınması çalışanların performansları açısından son derece önemli rol oynamaktadır.
Çalışma biçimine göre ortam sıcaklığı için;

● oturarak çalışmada 18-21 °C,

● ayakta hafif çalışmada 17-18 °C,

● ayakta ağır çalışmada 15-17 °C

● ayakta çok ağır çalışmada 14-16 °C

konfor değerleri kullanılmaktadır. Ofis ortamı ne çok sıcak olmalı(25c*) ve insanı uykuya meyil ettirmeli,ne de çok soğuk olmalı(18c*) ve zihin fonksiyonunu düşürmemelidir. İdeal ofis sıcaklığı 20-22c* dir. Sıcaklık homojen dağılmalıdır(http://www.doktorsensin.com/makaleler/1140/is-yerinde-ergonomi-tavsiyeleri).

Bu konfor değerlerinin sağlanabilmesi için; ortamdaki sıcaklığın düşük ya da yüksek olması durumunda yapılabilecekler aşağıda gösterilmiştir:

düşük olması durumunda,
● yörenin iklim koşulları, işin gerektirdiği kas çalışması, yapılan işin türü ve çalışanların giyinme alışkanlıkları dikkate alınarak ısıtma düzeninin tasarlanması,

● çalışılan ortamın kuzeye bakan duvarlarının ve çatısının cam pamuğu veya alimünyum malzemeler kullanılarak izole edilmesi,

● ortam tabanının tahta ızgara veya benzeri malzemelerle kaplanması,

● uygun yerlere uygun büyüklükte ve sayıda ısıtıcıların pencerelerden gelen havanın içerde çalışanlara ulaşmadan önce ısıtılmasını sağlayacak biçimde yerleştirilmesi,



yüksek olması durumunda,

● doğal veya mekanik havalandırma düzeneklerinin yapılması,

● ısı yayan kaynakların metal paravanlarla çevrilmesi ve aşırı ısının kullanılan makina veya tezgah üzerine yerleştirilecek davlumbaz veya benzeri bir düzenekle dışarı atılması,

● akarsu perdelerinden yararlanılması,

● çalışanlara sık sık az miktarda sıvı içeceklerin verilmesi, çalışma ve dinlenme sürelerinin düzenlenmesi ve çalışanlara yönelik bazı kişisel önlemler gibi önlemlerin alınması gerekli olmaktadır(Özkul, 2006;118).


  1. Nem

İklime dayalı çevre koşullarında konforun sağlanmasında bir başka faktör olan nem, çalışılan veya içinde bulunulan ortamın sıcaklığında, ortamın havasını doymuşluk düzeyine kadar getirecek su buharı değerine (yüzde 100 nemli) göre yüzde oranı şeklinde ifade edilir. Bu şekilde elde edilen yüzde değerine bağıl nem derecesi denilmekte ve bu değerin yüzde 30 ile 70 arasında olması istenmektedir.


Havadaki nem, yaş ve kuru olarak isimlendirilen iki termometreden oluşan psikrometre denilen bir cihazla ölçülür. Ortamda yapılan ölçüm sonucunda elde edilen yaş ve kuru termometre değerleri özel olarak hazırlanmış psikrometrik çizelgeler üzerine işaretlendikten sonra ortamdaki nem yüzde olarak belirlenir.
Yüksek veya düşük sıcaklıkta olduğu gibi, aşırı nemin veya kuruluğunda çalışanların sağlıklarına ve performanslarına olumsuz etkisi olmaktadır. Çalışılan ortamdaki aşırı nem, çalışanların burun ve boğazlarında bir dolgunluk duygusu oluşturmakta, terleme yoluyla fazla vücut ısınının dışarı atılmasını engellemekte ve çalışanın sıcağa dayanmasını güçleştirmektedir. Yüksek nem oranlarında çalışanların burun ve boğazlarında dolgunluk hissi, ciltte ise yapışkanlık hissi oluşur. Düşük nem oranlarında ise, burun ve ağız döşeyici hücrelerinde tahriş ve bunun sonucunda burun kanamaları görülebilir(http://www.polisdergisi.pol.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=134%3Aergonomi&catid=39%3Amakaleler&Itemid=122&limitstart=4) .Bu nedenle, aynı sıcaklığa nem oranının yüksek olduğu deniz kenarlarında, nem oranının düşük olduğu iç bölgelere kıyasla dayanılması daha zordur.
Öte yandan, nem oranının düşük veya ortam havasının kuru olması durumunda ise, kış aylarında özellikle kaloriferli evlerde görülen burun ve boğaz kurulukları gibi solunum yollarında tahrişler ve kronik öksürük oluşarak çalışanın sağlığı ve huzuru bozulmaktadır. Ortamdaki nemin bu tür etkileri nedeniyle, nem oranının düşük olduğu ortamlarda buhar makinası ve klima gibi özel amaçlı gereçler kullanılarak nem düzeyi arttırılmalı ve nem oranının yüksek olduğu ortamlarda ise, vantilatör kullanılarak nemin öznel etkisi azaltılmalı, çalışma ve dinlenme süreleri uygun şekilde düzenlenmeli ve aşırı neme maruz kalan personel sayısı azaltılmalıdır(Özkul, 2006;119).


  1. Hava Akımı

İklime dayalı çevre koşullarında konforun sağlanmasında dikkate alınması gerekli bir başka bileşen olan hava akımı, çalışanın yüzüne doğru yöneltilmesi durumunda rahatlık duygusu yaratmakta, çalışanın arkasına, özellikle ensesine doğru yöneltilmesi durumunda ise sıkıntıya ve huzursuzluğa neden olabilmektedir. Çalışılan ortamdaki hava akım hızı pervaneli veya göstergeli olabilen anemometre denilen bir aletle ve hava akım hızının belli bir değerin altında olması durumunda ise çıplak cam veya gümüş hazneli kata termometre ile ölçülür. Yapılan işin türü ve ağırlığı, çalışılan ortam için gerekli hava akım hızının saptanmasında önemli rol oynamakla birlikte, genel bir kural olarak, hava akımının ortamın sıcaklık ve nem düzeyi ile orantılı olarak artması gerektiği belirtilmektedir.


Oturarak yapılan çalışmalar için en fazla 0,3 m/sn, ince işler için 0,1 m/sn olması istenen hava akımının yetersiz olması durumunda farklı ölçü ve özellikte vantilatörler kullanarak hava akım hızını arttırmak, hava akımının fazla olduğu durumlarda ise, hava akımının kaynağına inilerek hava akım hızını azaltıcı önlemler almak çalışanların verimi açısından gerekli olmaktadır(Özkul, 2006; 120).


  1. Radyant Isı

Çalışılan ortamda yer alan fırın, ocak gibi cisimlerden yayılan ısıya radyant ısı denilmektedir. Ortamdaki radyant ısı, globe termometre denilen bir termometre ile ölçülür. Böylesi bir ölçümde bulunan radyant ısı için ortalama değerin 18,3 °C, alt ve üst sınırlarının ise, sırasıyla, 16,7 ve 20 °C düzeyinde olması durumunda çalışan açısından rahat bir ortam sağlandığından söz edilmektedir. Çalışılan ortamdaki cisimlerden yayılan ısının çalışana etkisini azaltmak için, kolay bir önlem olmakla birlikte, çalışan üzerinde rahatlık yaratan perdeleme yapılması tavsiye edilmektedir. Perdelemenin mümkün olmadığı durumlarda ise uygun elbiseler kullanılarak radyant ısıdan korunulabilmektedir.




  1. Efektif Sıcaklık

Çalışılan ortamdaki sıcaklığın derece olarak artması veya azalmasının yanında, nem oranının ve hava akım hızının durumu da sıcaklığın çalışanlara olan etkisini arttırmakta veya azaltmaktadır. Ortamdaki sıcaklığın etkisinin tek bir değişkene bağlı olmaması nedeniyle iklime dayalı çevre koşullarının insana olan etkisi değerlendirilirken, sıcaklığın, nemin ve hava akımının tek tek ölçülmesi ve bu şekliyle değerlendirilmesi yeterli olmamaktadır. Çünkü söz edilen değişkenlerin farklı bileşimlerinde, insan aynı sıcaklık duygusunu ve psikolojik etkiyi duyabilmektedir.
32 °C sıcaklık, % 25 nem ve 0,1 m/sn’lik hava akım hızına sahip bir ortam ile 27 °C sıcaklık, % 75 nem ve 0,1 m/sn’lik hava akım hızına sahip bir ortamın, çalışanlar üzerinde yarattığı sıcaklık etkisi aynı olmaktadır. Hava sıcaklığı, havanın nem oranı ve hava akım hızının beraberce kişi üzerinde yarattığı sıcaklık etkisine efektif sıcaklık, çalışanlar üzerinde eşit sıcaklık etkisi yaratan bu üç değişkenin bileşimlerine ise eşdeğer efektif sıcaklık denilmektedir.
Efektif sıcaklık üç değişkenden hareketle oluşturulan bir değer olduğu için, her bir değişken temelinde ölçüm değerlerine ihtiyaç vardır. Bu amaçla, psikrometre aracılığıyla yaş ve kuru termometre sıcaklıkları ve anemometre ile hava akım hızı ölçülür ve ölçüm değerleri ortam için nem oranının belirlenmesinde kullanılan benzer çizelgeler üzerine işaretlenerek ortam için efektif sıcaklık belirlenir. Radyant ısının olduğu ortamlarda, kuru termometre sıcaklığı yerine globe termometre sıcaklığı çizelge üzerine işaretlenir ve efektif sıcaklık bu şeklilde belirlenir.


  1. GÖRME VE AYDINLATMA

Algılamanın %80 ile 90’ı en temel duyu organı olan göz kanalıyla gerçekleşir. Pekçok işin yapılabilmesi için gerekli olan görme organı organizmanın en çok zorlanan bölümü olup, çalışma koşullarının neden olduğu yorgunluğun büyük bir kısmının göz zorlanmasından ileri geldiği tahmin edilmektedir. Göz zorlanmasını azaltmak üzere, cisimlerin biçim ve renklerinin görme organı olan göz yoluyla algılanarak ayırt edilmesini sağlayan fizyolojik bir süreç olan görme süreci incelenmelidir.


Gözün uyum, düzenleme (akomodasyon) ve tespit olmak üzere üç temel fonksiyonu vardır. Bir yandan göz bebeği çapının değişmesi ve diğer yandan da ağ tabakasının duyarlılığı sayesinde gerçekleşen uyum, farklı düzeyde aydınlatmanın olduğu ortamlarda gözün uyum sağlaması olarak tanımlanmaktadır. Göz ile bakılan cisim arasındaki uzaklığa bağlı olarak göz merceğinin kasılarak ağ tabaka üzerine net bir görüntü düşmesi şeklinde gerçekleşen düzenleme fonksiyonu ile göz değişik uzaklıklara uyum sağlayabilmektedir. Göz merceği, göz bakılan cisme yaklaştıkça kasılmakta, uzaklaştıkça ise gevşemektedir. Göz merceğinin kasılarak net bir görüntü elde edebileceği uzaklık gençlerde (16 yaş) 8 cm’ye kadar düşmekte, yaşlılarda ise (60 yaş) 100 cm’ye kadar çıkabilmektedir. Gözün üçüncü fonksiyonu tespit ise, bakılan cisim veya gözlenen nesnenin, gözün uyumu sayesinde gözde bulunan ışığa duyarlı tabakada görüntülenmesidir(Özkul, 2006; 121).
Gözün, yukarıda açıklandığı gibi, temel fonksiyonları sayesinde algılama sürecinin gerçekleştirilebilmesi ve dolayısıyla genel anlamda çalışma performansının iyileştirilmesi için ortamda yeterli ve uygun aydınlatma sağlanmalıdır. Aydınlatmanın çalışma performansına etkisi ve yapılan işin özelliklerine, çalışanların göz fonksiyonlarına göre uygun aydınlatma düzeninin belirlenmesi konusu yıllardan beri önemli bir araştırma alanı olmuştur. Bu konuda yapılan çalışmalar, genellikle, görmeyi etkileyen faktörler ve farklı işler için gerekli aydınlatma düzey ve düzenlerinin belirlenmesi üzerine yoğunlaşmıştır.


  1. Görmeyi Etkileyen Faktörler

Araştırmalar sonucunda genel olarak görmeyi etkileyen faktörler aşağıdaki gibi belirlenmiştir(Özkul, 2006; 121):

Görme açısı

Göz, hedeflenen nokta üzerinde sabitleşene kadar göz kasları yoluyla hareket ettirilir. Göz kasları için en uygun bakış, ileriye doğru ve yatay eksenden 30°-40 °aşağıya doğru olanıdır. Bakılan cismin yatay ve düşey olarak yer değiştirmesi, uzaklaşıp yakınlaşması veya aydınlatmanın değişmesi gözde yorulmaya neden olur ve bunu gidermek için dinlenmek gerekir. Uygun aydınlatma için masa ve iş görme yüzeyinin yüksekliği doğru belirlenmeli, oturma yüksekliği ile aralarındaki fark doğru değerlendirilmelidir(http://www.emo.org.tr/ekler/32353270aacb6e3_ek.pdf).

Cisim ile zemin arasındaki kontrast,

Bu faktör, cisim ile zemin arasındaki renk ve yapı değişikliği nedeniyle oluşan ışıklılık farkı olarak tanımlanmaktadır. Siyah bir zemin üzerindeki beyaz işaretlerin, beyaz bir zemin üzerindeki gri işaretlerden daha iyi görülmesi bu faktörün etkisini açıkça ortaya koymaktadır.
Aynı biçim ve nicelikte aydınlatılan cisim veya zeminlerin ışıklılığı, renk ve yapı değişikliği nedeniyle üzerlerine gelen ışınları farklı şekil ve şiddette yansıtırlar. Bu nedenle, yansıtma katsayısı yüksek olan beyaz renkli cisim veya zemin, katsayısı daha düşük olan siyah renkli cisim veya zeminden daha kolay ve aynı zamanda parlak görülür. Cisim ile üzerine yerleştirilen zeminin farklı yansıtma katsayılarına sahip olması durumunda kontrast oluşmaktadır.
Cisim ile zemin arasındaki kontrast, cisim ve zeminin sahip oldukları yansıtma katsayıları dikkate alınarak,

Kc : Cismin yansıtma katsayısı,

Kz : Zeminin yansıtma katsayısı

olmak üzere,




bağıntsıyla belirlenir ve elde edilen değerin iyi bir görme için 1’den büyük olması istenir. Cisim ile zemin arasındaki kontrast, gerekli olduğu durumlarda, gözün yapısı, bakılan cismin boyutları, ortamın aydınlatma düzeyi ve bakma süresi dikkate alınarak iyileştirilebilir.
Zeminin ışıklılığı,

Zeminin ışıklılığı, ortamın aydınlatma düzeyine ve zeminin yansıtma katsayısına bağlıdır. Beyaz bir kağıdın yansıtma katsayısı (0,80), siyah bir kağıdın yansıtma katsayısından (0,04) büyük olduğu için, aynı aydınlatma düzeyinde beyaz kağıt siyah kağıttan daha parlak görülür. Bu nedenle, karanlıkta yoğun trafiğin olduğu yerlerde yürünülmesi durumunda açık renkli giysilerin kullanılması bir trafik kuralı olmuştur. Çalışılan ortamlarda, işin özelliğine uygun aydınlatmanın sağlanmasında açık renkli malzemelerle kaplanmış zeminlerin kullanılması önemli bir etmen olmaktadır.


Bakma süresi,

Bir cismi veya nesneyi görebilmek için belli bir süre o cisme bakmak gerekir. Bu süre gereğinden kısa olursa, bütün görebilme koşulları uygun olsa bile, göz baktığı cismi tam ve iyi bir biçimde göremez. Örneğin, kitaptaki bir satırı okuyabilmek için belli bir zamana ihtiyaç vardır. Tipik bir görme işi olan kitap okuma, zaman etmeni açısından pek çok incelemeye konu olmuştur.


Göz sıçrayışlar yaparak ve sıçrayışlar arasında duraklayarak okuma işini yapar. Yetişkin ve normal bir insanın gözünün bir satırı okurken, herbiri 0,03 ile 0,07 sn olacak şekilde ortalama 6 defa durakladığı araştırmalarla saptanmıştır. Bir satırdan diğerine geçme süresi ise, yaklaşık 0,12 sn’dir.
Zeminin yapısı ve rengi,

Zeminin ışıklılığı gibi yapısı ve rengi de görmeyi önemli ölçüde etkilemektedir. Desenli halı üzerine düşen bir toplu iğnenin kolaylıkla görülememesi zeminin yapısının ne denli önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Zeminin rengi ise üzerine yerleştirilecek cismin görülmesini kontrasta bağlı olarak olumsuz yönde etkileyebilir.


Bakılan cismin karmaşıklığı ve gölge,

Bakılan cisimin sadeliği veya karmaşıklığı, görmeyi önemli ölçüde etkilemektedir. Cismin, desenli veya genel olarak uygun olmayan bir zemin üzerine yerleştirilmesi bu faktörü daha önemli kılmaktadır. Öte yandan, yaygın ışınlar hafif, bir noktaya yönlendirilmiş ışınlar koyu gölgeler yapacağından, gölgenin açıklığı veya koyuluğu da görmeyi etkilemektedir.


Görme keskinliği,

Görme keskinliği gözün çok küçük, birbirine çok yakın veya bitişik cisimleri algılama yeteneğidir. Bir kimse zorlanmadan küçük yazıları okuyabiliyor, bir dikiş iğnesine ipliği takabiliyor veya uzaktaki yazıları rahatlıkla okuyabiliyorsa görme keskinliğinden söz edilir. Görme keskinliğinin kabaca nasıl ölçülebileceği Şekil 8.1'de verilmiştir(Özkul, 2006; 124).



c:\users\sau\desktop\adsız222.png
Görme keskinliğinin azalmasına yol açabilecek nedenler şunlardır:

- Göz kusurları: Miyopluk veya hipermetropluk gibi göz kusurları görme keskinliğini azaltır.

- Kontrastın az olması: Bakılan cisim ile zemin arasında kontrast olmadığında veya az olduğunda görme keskinliği azalır.


  • Işık yetersizliği: Işık yoğunluğu az olduğunda görme zayıflar.

Öte yandan, yaşın görme keskinliği üzerinde etkisi vardır. Yaş ilerledikçe gözün odaklama mesafesi artmakta ve dolayısıyla görme keskinliğini de etkilemektedir. Çeşitli yaşlardaki görme odak uzaklığı değerleri şu şekildedir:

16 yaş 8,0 cm.

32 yaş 12,5 cm.

44 yaş 25,0 cm.

50 yaş 50,0 cm.

60 yaş 100,0 cm
Belirtilen mesafe 25 cm.’in üzerine çıktığında yaşa bağlı görme sorunlarından söz edilir. Önceleri göz kusuru olmayan insanların genellikle 45- 50 yaşlarından itibaren yakın işler için (okuma gibi) gözlük takmalarının nedeni budur. Ayrıca aynı performans koşullarında, yaşa bağlı olarak %110’a ulaşan oranlarda daha yüksek düzeyde aydınlatmaya ihtiyaç duyulmaktadır.
Ortamdaki renkler.

Renkler çevremizi algılamamızı olağanüstü ölçüde etkilerler. Renk iklimi olarak da adlandrılan bu özellik nedeniyle birçok bilgi veya sinyal renkler yoluyla hızlı şekilde aktarılır. Genellikle, kullanılan renklerden kırmızı, kontrast rengi olan beyaz ile birlikte tehlike durumunda ikaz etmek için, yeşil ve beyaz olağan, izin verilen veya tehlikesiz durumları belirtmek için kullanılır. Beyaz yanında yansıtma katsayısı yüksek olan sarı ise dikkat çekmek için kullanılan bir renktir.



ÖZET

İnsanlar, gürültüye ilave olarak fiziksel çevrenin çeşitli etkilerine açıktırlar. Soğuk, sıcak, nem, rüzgar, ışık gibi faktörler işin öngörüldüğü gibi yapılmasına engel olabilmektedir. İşi yapan kişiler çevre koşullarındaki aşırılıklardan etkilenerek performans yeteneklerini yitirmektedirler. Bu nedenle fiziksel çevrenin, insanın bedensel ve zihinsel sınırlarını zorlamayacak özellikte olması gerekir.


İnsan, belirli sınırlar dahilinde olmak kaydıyla, çalışılan ortamın iklimine uyum gösterebilir. Soğukta kan dolaşımının yavaşlaması, sıcakta terleme gibi insan vücudundaki ısı düzenleme mekanizmaları, çevre koşullarına ve giysiye bağlı olarak vücut ısısını bir gecikme ile dengede tutabilir. İnsan vücudunun bu dinamik yapısı içersinde, kimi durumda vücuttan çevreye kimi durumda da çevreden vücuda doğru gerçekleşen bir ısı transferi söz konusudur.

Bunun yanında algılamanın %80 ile 90’ı en temel duyu organı olan göz kanalıyla gerçekleşir. Pekçok işin yapılabilmesi için gerekli olan görme organı organizmanın en çok zorlanan bölümü olup, çalışma koşullarının neden olduğu yorgunluğun büyük bir kısmının göz zorlanmasından ileri geldiği tahmin edilmektedir. Göz zorlanmasını azaltmak üzere, cisimlerin biçim ve renklerinin görme organı olan göz yoluyla algılanarak ayırt edilmesini sağlayan fizyolojik bir süreç olan görme süreci incelenmelidir.



DEĞERLENDİRME SORULARI

1. Aşağadakilerden hangisi vücut ısı transfer mekanizmasının bir biçimi değildir?

a. Konveksiyon

b. Buharlaşma

c. Radyasyon

d. Kondüksiyon

e. Kan dolaşımı
2. Ortamdaki hava akımının ölçümünde kullanılan aygıt aşağıdakilerden hangisidir?

a. Lüksmetre

b. Termometre

c. Ampermetre

d. Anemometre

e. Psikrometre


3. Aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

a. Güneş aydınlatma düzeyi en yüksek olan aydınlatma kaynağıdır.

b. Genel aydınlatma çalışılan ortamdaki iş yerlerinin sabit olduğu durumlarda kullanılır.

c. Aydınlatma araçları arasındaki uzaklık, aydınlatma aracının çalışılan yüzeye olan uzaklığının en fazla 1 1/2’si kadar olmalıdır.

d. Genel aydınlatmayla desteklenen yöresel aydınlatmada bazı işyerlerinde daha yüksek düzeyde aydınlatma sağlanır.

e. Ortamın aydınlatması göz kamaşmasına neden olmayacak ve çalışılan yüzeye gölge düşmeyecek şekilde düzenlenmelidir



4. Aşağıdaki yaş ve göz görme odak uzaklığı eşleşmelerinden hangisi yanlıştır?

a. 16 yaş – 8.0 cm

b. 32 yaş – 16.0 cm

c. 44 yaş – 25.0 cm

d. 50 yaş – 50.0 cm

e. 60 yaş – 100.0 cm



5. Aşağıdakilerden hangisi görmeyi etkileyen faktörler arasında değildir?

a. Görme açısı

b. Bakma süresi

c. Görme keskinliği

d. Göz kamaştırıcılık

e. Zemin yapısı ve rengi



KAYNAKLAR

Özkul, Ekrem, “Ergonomi”, Anadolu Üniversitesi Yayınları, Eskişehir, 2006.

http://www2.bayar.edu.tr/somamyo/docs/dergi/sayi3

http://www.doktorsensin.com/makaleler/1140/is-yerinde-ergonomi-tavsiyeleri



http://www.polisdergisi.pol.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=134%3Aergonomi&catid=39%3Amakaleler&Itemid=122&limitstart=4

http://www.emo.org.tr/ekler/32353270aacb6e3_ek.pdf

Yüklə 75,18 Kb.

Dostları ilə paylaş:




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə