Siyer-i Nebi


Kureyzaoğulları Yahudilerinin İhaneti ve Bu Durumun Savaşın Gidişatını Etkilemesi



Yüklə 1,2 Mb.
səhifə38/62
tarix23.01.2018
ölçüsü1,2 Mb.
1   ...   34   35   36   37   38   39   40   41   ...   62

Kureyzaoğulları Yahudilerinin İhaneti ve Bu Durumun Savaşın Gidişatını Etkilemesi:


Bu sırada Hayber’e yerleşen Nadiroğulları yahudilerinin liderlerinden Hay bin Ahtap, o saate kadar müslümanlarla aralarında saldırmazlık andlaşması bulunan Yahudi Kureyzaoğulları kabilesi lideri Ka’b bin Esed’e giderek Peygamber -sallallahu aleyhi vesellem-’le olan andlaşmayı tek taraflı olarak feshetmesini istedi. O da kabul etti ve müttefik şirk ordularının saflarına katıldı.

Müslümanlar Medine’nin Kuzeyinde Kureyzaoğulları ise Güneyinde oturmaktaydılar. Aralarında herhangi bir engel yoktu. Kureyza Kureyş safına geçince Medine’deki savunmasız müslüman kadın ve çocukları büyük bir tehlikeyle karşı karşıya geldiler. Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- durumu öğrenince Mesleme bin Eslem komutasındaki ikiyüz kişilik bir birliği ve Zeyd bin Haris’e komutasındaki üçyüz kişilik başka bir birliği sivil halkı korumak üzere şehir merkezine gönderdi. Sa’d bin Muaz ve Sa’d bin Ubade’nin içinde bulunduğu başka bir grup Ensar’ı da kendisine ulaşan haberi tekid etmeleri için Yahudi bölgesine gönderdi. Bu müslümanlar gidip yahudileri gözetlediler ve haberin doğru olduğunu anlayarak gelip durumu Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-’a bildirdiler. Yahudiler “Muhammed de kimmiş. Bizim ile onun arasında hiçbir andlaşma yoktur” diyorlardı.

Yahudilerin de müşriklerin saflarına geçtiği haberi insanları iyice korkuttu. İnsanların o anki durumlarını Allah şöyle tasvir ediyor:

“Gözler yılmış, yürekler ağızlara gelmişti ve siz Allah hakkında türlü türlü zanlara kapılmıştınız. İşte orada iman sahipleri imtihandan geçirilmiş ve şiddetli bir sarsıntıya uğratılmışlardı.”

Bu şiddetli korkunun etkisiyle insanlar arasında nifak başgösterdi ve bazıları şöyle dediler.

“Muhammed bize Kisra ve Kayser hazinelerini yemeyi vaad ederken bugün bizden bir kimse helaya giderken bile canından endişe ediyor.” Bazıları da şöyle dediler:

“Allah ve Rasulu meğer bize sadece kuru vaadlerde bulunmuş” içlerinden bir grup daha da ileri giderek

“Ey Yesrib halkı, artık sizin için duracak bir yer yok, firar etmeye karar vererek Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-’e gelip yalandan

“Evlerimiz açıktır” diyorlardı. Halbuki amaçları firar etmekti.

Yahudilerin andlaşmalarını bozmaları Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-’i de çok üzmüş ve kaygılandırmıştı. Bir ara elbisesini üzerine çekip bir miktar uzandı. Sonra doğruldu ve “Allahu ekber” diyerek müslümanları zafer ve fetih ile müjdeledi.

Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-, savaşın sıkıntılı bir anında Uyeyne bin Hısn başkanlığında Gatafan reisine bir heyet göndererek, onlara Medine mahsülünün üçte biri karşılığında mütareke yapmayı teklif etmeye karar verdi. Ancak Ensar’ın liderlerinden Sa’d bin Muaz ve Sa’d bin Ubade, bunun Allahu Teâlâ’nın bir emri değil bilakis Peygamber -sallallahu aleyhi vesellem-’in bir görüşü olduğunu öğrendikten sonra reddederek şöyle dediler:

“Biz ve onlar, vaktiyle şirk inancı içindeydik. Kimse bizden bir şey kapmayı düşünemezdi. Şimdi Allah bize İslam dini ile ikramda bulunduktan ve bizi seninle şereflendirdikten sonra mı onlara mallarımızı yedirelim? Allah’a yemin olsun ki onlara kılıcmızın darbelerinden başka vereceğimiz bir şey yoktur.” Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- onların bu görüşlerinden memnun oldu ve yapmayı düşündüğü şeyden vaz geçti.


Müttefik Güçlerin Bozguna Uğramaları ve Savaşın Bitmesi:


Allah’ın kulları hakkında çeşitli işleri vardır. Savaşın en şiddetli anında Gatafanlıların ileri gelenlerinden Nuaym bin Mesud el-Eşcai gizlice Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-’in yanına gelerek O’na:

“Ey Allah’ın Elçisi! Ben İslam’ı kabul etmiş bulunuyorum. Halkımın ise benim müslüman olduğumdan haberleri yoktur. Şimdi hangi hususta bana görev vermek istiyorsan, emret hemen yapayım” dedi. Peygamber -sallallahu aleyhi vesellem- buna sevinerek;

“Şimdi sen sizden birisin, o halde gücün yetiyorsa düşmanı bozguna uğratmaya çalış. Zira harp hileden ibarettir.” buyurdu. Bunun üzerine Nuaym bin Mesud çıkıp doğruca Yahudi Kureyza oğullarının liderlerine gitti. Cahiliye döneminde onlarla dosttu. Onlara:

“Bakın ey Kureyzaoğulları! Sizi ne kadar sevdiğimi, özellikle aramızda ne kadar güçlü bir dostluk bulunduğunu bilirsiniz” diye söze başladı.

Onlar da:

“Elbette, tabi! Gerçeği söylüyorsun. Senden hiç kötülük görmedik dediler. Sonra Nuaym şunları söyledi:

“Kaynukaoğulları ve Nadiroğullarının başına geleni gördünüz. Kureyş ve Gatafan’a arka çıkıyorsunuz, oysa onların durumu sizinkine benzemez. Burası sizin memleketinizdir. İçinde çoluk çocuğunuz ve aileleriniz var. Siz bu diyarı başkalarına terkedip, bırakıp çıkamazsınız. Başka bir yere gidemezsiniz. Halbuki onların memleketi çoluk çocukları ve aileleri uzaklarda bulunuyor. Eğer bir fırsat bulacak olurlarsa elbetteki bundan istifade edeceklerdir. Yok aksi bir durumla karşılaşacak olurlarsa bu sefer çekip memleketlerine gidecekler, sizi de Muhammed’le başbaşa bırakacaklardır. Onlar gittikten sonra da Muhammed sizden dilediği gibi intikam alacaktır.”

Yahudiler: “O halde ne yapalım?!” Diye sorunca, Nuaym:

“Kureyşlilerden ve Gatafanlılardan güvence olarak ileri gelen birkaç şahsiyeti yanınıza rehin olarak almadan, savaşa girmeyin” dedi.

Yahudiler: “Çok iyi bir fikir sundun” diyerek O’na teşekkür ettiler.

Nuaym daha sonra Kureyşlilerin yanına gidip bu sefer onların liderleri ile bir araya gelerek onlara: “Benim size olan sevgi ve bağlılığımı bilirsiniz. Bir şeyler duydum size iletmeyi bir görev sayıyorum. Fakat bu sırrımı gizli tutun” diye söze başladı. Komutanlar :

“Elbette! deyip O’nu dinlemeye koyuldular. Nuaym şöyle konuştu:

“Bakın, yahudiler, bize destek olmak için Muhammed’le aralarındaki andlaşmayı bozduklarına pişman olmuşlar. Sizin çekilip onları Muhammed’le başbaşa bırakmanızdan korkuyorlar. Sizden rehineler alıp Muhammed’e teslim etmek hususunda aralarında anlaşmaya vardılar. Daha sonra da birleşip size karşı savaşacaklar. Eğer sizden yanlarında bir teminat olarak kalmak üzere bazı rehineler isterseler, sakın vermeyin!

Nuaym buradan ayrıldıktan sonra Gatafanlıların yanına gitti ve onlara da Kureyşlilere söylediğinden aynısını söyledi.

Nuaym’ın bu dahiyane planı sonuç verdi ve durum şöyle gelişti. Ebu Süfyan, İkrime başkanlığında bir heyeti Kureyza Yahudilerine göndererek onlardan hemen yarın müslümanlara açık cepheden saldırmalarını istedi. Yahudiler Kureyş heyetine

“Bugün Cumartesidir. Biz bugün hiç bir iş yapmayız. Şimdiye kadar başımıza ne felaket geldiyse hep bu günün kutsiyetine riayet etmemekten geldi. Hem sonra bize adamlarınızdan bir kaçını teminat olarak vermediğiniz müddetçe sizinle birlikte Muhammed’e karşı savaşmayız. Bizi Muhammed’le başbaşa bırakıp memleketlerinize dönmenizden korkuyoruz” cevabını verdiler. Kureyş ve Gatafan onlardan bu cevabı alınca

“Gerçekten de Nuaym doğru söylemiş” dediler ve yahudilere haber yollayarak

“Allah’a yemin olsun ki size adamlarımızdan bir tek kişi bile teslim etmeyiz. Derhal savaşa çıkın!” Diye ültümatom verdiler. Yahudilerde birbirlerine

“Gerçekten de Nuaym doğru söylemiş” diyorlardı. Böylece iki taraf arasında kurulmaya çalışan ittifak bozuldu. Müşrikler savaş azimlerini yitirdiler ve moral çöküntüsüne uğradılar.

Müslümanlar ise Rablerine şöyle yalvarıyorlardı:

“Allah’ım açığımızı ört ve korkularımızdan bizi emin kıl” Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- ise Rabbine şöyle yalvarıyordu:

“Ey Kitabı indiren! Hesabı çabuk gören Allahım! Hizipleri hezimete uğrat. Allahım onları hezimete uğrat ve onları şiddetle sars.”

Allah müşrikler üzerine meleklerinden bir ordu ve şiddetli rüzgar göndererek onları şiddetle sarstı. Kalplerine korku attı. Şiddetli soğuğun etkisiyle yerlerinde duramaz oldular. Artık daha fazla dayanamayacaklarını anlayıp, dönüş hazırlıklarına başladılar. Peygamber -sallallahu aleyhi vesellem- Huzeyfe -radıyallahu anh-’yi gizlice müşrik kampına göndererek durumlarını öğrenmek istedi. Huzeyfe gizlice giderek aralarına karıştı ve durumlarını öğrenip geri döndü. Müşrikler soğuktan neredeyse kırılıyorlarken Huzeyfe onların aralarında bulunduğu süre içinde üşüme hissetmedi. Bilakis hamamdaymış gibi terliyordu. Huzeyfe Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem-’e gitmek üzere oldukları müjdesini verdi. Müslümanlar o gece huzurlu uyudular. Sabahleyin uyandıklarında savaş meydanında bir tek müşrikin dahi bulunmadığını gördüler. “Allah o inkar edenleri hiçbir şey elde etmeden öfkeleriyle geri çevirdi. Allah savaşta mü’minlere yetti. Allah güçlüdür ,mutlak galiptir” (Ahzab, 33/25)

Bu savaş Hicri beşinci yılın Şevval ayında başladı ve yaklaşık olarak bir ay sonra Zilkade ayında sona erdi. İslam düşmanlarının Medine’yi işgal ederek İslam ve müslümanları yok etmek için giriştikleri en büyük savaş idi. Ancak Allah onları hayal kırıklığına uğratıp, hazırladıkları kuyuya kendilerini düşürdü. Bu büyük ordunun başarısızlığa uğraması demek, bundan sonra ve diğer küçük kabilelerin hayli hayli başarısızlığa uğrayacakları ve bundan sonra hiçbir kabilenin Medine’ye yönelmeye cesaret edemeyeceği anlamına geliyordu. Rasûlullah -sallallahu aleyhi vesellem- bu gerçeği sezinlemiş ve sahabelerine “Bundan sonra artık saldırma sırası bizde. Kureyş bir daha üzerimize gelemez” buyurdu.



Kataloq: data

Yüklə 1,2 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   34   35   36   37   38   39   40   41   ...   62




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə