Sosyal Ağlar ve Yaşam Boyu Öğrenme Deneyimi Aras bozkurt



Yüklə 59,06 Kb.
tarix28.10.2017
ölçüsü59,06 Kb.
#19250

Akademik Bilişim’15 - XVII. Akademik Bilişim Konferansı Bildirileri

4 – 6 Şubat 2015, Anadolu Üniversitesi

Sosyal Ağlar ve Yaşam Boyu Öğrenme Deneyimi

Aras BOZKURT

arasbozkurt@gmail.com



Özet

Bu çalışmanın amacı sosyal ağların bir yaşam boyu öğrenme platformu olarak potansiyelini incelemektir. Bu bağlamda sosyal ağlar; bir eko sistem olarak psikolojik ve sosyolojik açıdan tartışılmıştır. Ayrıca Web 2.0 ve sosyal ağlarda öğrenmeyi açıklayan hetagoji ve bağlantıcılık kavramları incelenmiştir. Son olarak, sosyal ağların yaşam boyu öğrenme kapsamında önemi açıklanmıştır.



Anahtar Kelimeler: Sosyal ağlar, yaşam boyu öğrenme, hetagoji, bağlantıcılık, dijital eko sistem, dijital kimlik oluşturma.

Abstract

The purpose of this study is to examine social networks as a life long learning platform. Within this perspective, social networks as an eco system were discussed in terms of psychological and sociological dimensions. Besides, heutagogy and connectivism terms that explain learning on Web 2.0 and social networks were examined. Finally, the importance of social networks were explained in terms of life long learning.



Keywords: Social networks, life long learning, heutagogy, connectivism, digital eco system, digital identity formation.


1. Giriş

Sosyal ağlar, Web 2.0’ın ortaya çıkmasıyla beraber popüler iletişim ve etkileşim ortamları olarak ortaya çıkmıştır. Genel anlamda ağlar, özellikle de sosyal ağlar gerçek hayatımızın sanal ortamlarda ekolojik bir uzantısı olarak bir eko sistem şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Sosyal ağlar, Web’in bir öğrenme ortamı olarak kullanılmaya başlanmasıyla beraber gerçek dünyadaki sosyal bağlamda yer alan bazı rolleri içselleştirmiş ve sahip olduğu yeni rollerle yaşam boyu öğrenmeye olanak tanımıştır. Bu bağlamda bu çalışma kapsamında sosyal ağlar, dijital kimlik oluşturmaya sağladığı olanaklarla psikolojik yansımalarıyla değerlendirilmiş, devamında bireyler ve öğrenme kaynakları arasında sağladıkları iletişim ve etkileşim fırsatlarıyla sosyolojik bağlamda ele alınmış ve son olarak bir eko-sistem içerisinde sağladığı yaşam boyu öğrenme deneyimleri açısından eğitsel bağlamda değerlendirilmiştir. Ayrıca, hetagoji ve bağlantıcılık kavramları ele alınmış ve son olarak sosyal ağ ve yaşam boyu kavramları tartışılmıştır.



2. Sosyal Ağlar

Sosyal bir varlık olarak insanlar gerçek hayatta olduğu gibi sanal ortamlarda da sosyal ağlara katılma şansına sahiptir. Sosyal ağ, genel anlamda düğümler (aktörler) ve bu düğümlerin arasında gerçekleşen bağlardan oluşan sosyal bir yapıdır. Tek yönlü sınırlı iletişim ve etkileşim olanaklarının olduğu birinci nesil Web 1.0’ın devamında karşılıklı iletişim ve etkileşime olanak sağlayan ikinci nesil Web 2.0’ın ortaya çıkması, ağlara dayalı yeni araç ve servislerin kullanılmaya başlanmasıyla sonuçlanmıştır. Bu araçlardan bir tanesi de bireylerin sanal ortamlarda profil (dijital kimlik) oluşturup diğer insanlarla iletişim ve etkileşime geçebildiği sosyal ağlardır.

Boyd ve Ellison sosyal ağları “bireylere sınırları belli olan bir yapı içerisinde açık veya yarı-açık profiller oluşturmalarına olanak tanıyan; sistem içerisinde kendilerinin ve de ağlarında yer alan ilişki kurdukları diğer kişilerin ağlarını görmelerini mümkün kılan web temelli servisler” olarak tanımlamaktadır [1]. Selwyn ise sosyal ağları “çevrimiçi iletişim ve paylaşım için profillerin oluşturulup, sürdürülüp, paylaşıldığı; bireylerin bu profiller aracılığıyla kişisel bilgilerini, ilgilerini, fotoğraflarını, sosyal ağlarını ve benzeri bilgilerini sunabildikleri bireyselleştirilebilen ortamlar” olarak tanımlanmaktadır [2].

Sosyal ağlara yönelik yapılan tanımlarda dikkat çeken özellikler; bireylerin bir sistem içerisinde dijital profiller oluşturması (psikolojik boyut), bu ortamların diğer bireylerle iletişim ve etkileşim için kullanılması (sosyolojik boyut) ve bu eylemlerin sanal bir platformda gerçekleşmesi (eko sistem düşüncesi) şeklindedir. Bu özellikler öğrenme-öğretme etkinliği bağlamında incelendiğinde bir eko sistem içerisinde sosyal öğrenmeye imkan tanıyan unsurlar olarak değerlendirilmektedir.



2.1 Psikolojik süreç: Dijital kimlik oluşturma

Günümüzde çevrimiçi ortamlar, bireylere kendilerini sunma ve dijital kimlik oluşturma fırsatı tanımaktadır [3]. Sosyal ağ platformları, bireylerin kendilerini dijital olarak oluşturabilmelerine olanak tanımaktadır [4]. Sosyal ağlar üzerinde oluşturulan bir profil, sadece bireyin hayatına dair gerçekleri değil, aynı zamanda sosyal çevresine nasıl görünmek istediğine yönelik izler taşımaktadır [5]. Alanyazında sıkça ifade edilen bir diğer durum ise sosyal ağ profillerinin aslında bireylerin ideal kişiliklerini yansıttığıdır [6]. Bu düşünceler çerçevesinde iki durumdan bahsedilebilir: Bunlardan birincisi bireylerin oluşturdukları profillerin (a) gerçek hayatta oldukları gibi, (b) gerçek hayata benzer fakat farklılıkların olabileceği veya (c) gerçek hayattan tamamıyla farklı olabileceği düşüncesidir. Her ne şekilde olursa olsun bireylerin ideal kişiliklerini oluşturmaları kendilerini daha rahat ifade edebilmelerine olanak sağlaması açısından bir avantaj olarak değerlendirilmektedir. İkinci durum ise sosyal bir varlık olarak bireylerin dijital kimlikler oluşturup ideal kişiliklerini yansıtabilmelerinin bireylerin kendilerini gerçekleştirebilmelerine olanak sağlamasıdır. Bireylerin kendilerini dijital kimlik oluşturup ifade etmelerinden sonra yapmaları gereken ise sosyolojik bir süreç olan sosyal iletişim ve etkileşim sürecidir.



2.2 Sosyolojik süreç: İletişim ve etkileşim

İnsan sosyal bir varlıktır ve doğası gereği bir topluluk içerisinde yaşama, iletişime geçme ve bir birey olarak kendisini ifade etme ihtiyacı duymaktadır. Sosyal bir varlık olarak insanlar gözler, sorgular ve öğrenirler. Sosyal süreç içerisinde öğrenme eylemi sonucu zamanla gelişir ve değişirler. Yaşanan öğrenme eylemi yapılandırılmış (formal), yarı yapılandırılmış (informal) veya yapılandırılmamış (non-formal) ortamlarda gerçekleşebilir.

Moore, uzaktan öğrenme bağlamında üç çeşit etkileşimden bahsetmektedir. Bunlar öğrenen-öğrenen, öğrenen içerik ve öğrenen-öğreten etkileşimidir [7]. Hillman, Willis, ve Gunawardena ise çevrimiçi öğrenme ortamlarının doğası gereği bu etkileşim türlerine öğrenen-arayüz etkileşimini de eklemiştir [8]. Sosyal bir varlık olarak insanların iletişim ve etkileşim ihtiyacı göz önüne alındığında sosyal ağların, özellikle öğrenen-öğrenen ve öğrenen-öğreten etkileşimini sağlayabilmesi bunun yanında öğrenme sürecinin ham maddesi olarak öğrenen-içerik etkileşiminin çoklu ortam (multimedia) unsurlarıyla sağlayabilmesi sosyal ağların bir öğrenme ortamı olarak önemini ortaya koymaktadır. Bu duruma ek olarak öğrenenler için gerçek ve sanal arasında köprü konumunda olan öğrenen-arayüz etkileşimi önemlidir. Arayüz mesajın aktarıldığı, öğrenenin etkileşime geçtiği iletişim kanalı konumundadır. Bu bakış açısıyla ele alındığında sosyal ağların öğrenme eyleminin gerçekleşmesi için ihtiyaç duyulan etkileşim türlerini sağlayabilen bir yapıda olduğu görülmektedir.

2.3 Eko Sistem Yaklaşımı

Bir eko sistem, yaşayan organizmaların (bitkiler, hayvanlar vb.) çevrelerinde yaşamayan unsurlarla (hava, su, ışık, toprak vb.) karşılıklı ilişkileri ile meydana gelen ve süreklilik arz eden ekolojik bir sistemdir. Eko sistem, organizmaların kendi aralarında ve çevreleriyle olan etkileşimleri sonucu ortaya çıkan ağdır. Gerçek hayatta yer alan eko sistemlere benzer bir şekilde sosyal ağların Web ortamında internet aracılığıyla bireylerin kendi aralarında ve çevreleriyle olan iletişim ve etkileşime olanak sağlaması, sosyal ağların bir eko-sistem olarak değerlendirilebileceği düşüncesini desteklemektedir.

Bozkurt’a göre gerçek hayatta olduğu gibi ağlar üzerinde de bir bilgi eko sistemi vardır [9]. Web 2.0 servis ve araçları; kullanıcılarına otonomluk ve bağımsızlık sağlayan, işbirliği ve katılımı ve en önemlisi iletişim ve etkileşim seçeneklerini arttıran bir platform ve eşsiz öğrenme deneyimleri yaşanabilmesine olanak sağlayan bir eko sistem olarak karşımıza çıkmaktadır [10]. Dijital eko sistemin katılımcı doğası sonucu bireysel bilişin yanında ayrıca bireylerin kolektif ve katılımcı davranışlarıyla oluşan meta biliş’ten de söz etmek mümkündür. Meta biliş, bireylerin katılımcı bir yaklaşımla ağlara katılmaları, yeni ağlar ve bağlantılar kurmaları ile oluşur, ağa bağlanan bireylerden gücünü alır, beslenir ve nihayetinde ağ küresel bir beyin gibi davranır [9,11].

Kültür, insanların maddi ve manevi değerleri içermekte; bir toplumun değer, varsayım, algı ve davranışlarını şekillendirebilmektedir. Kültür bir toplumsal yapı bileşenidir ve öğrenme süreçleriyle doğrudan ilgilidir. Hall ve Hall, kültürün uzlaşı sonucu ortaya çıktığını vurgulayarak “kültür iletişimdir ve iletişim kültürdür” şeklinde tanımlama yapmaktadır [12]. Raffaghelli ve Richieri ise ağlara dayalı öğrenme sürecinde kültürün aktarılmadığını ancak etkileşim sonucu oluştuğunu ifade etmektedir [13]. Bu düşünceler ışığında sosyal ağların eko sistem olarak bir diğer avantajının öğrenenlerin yüksek iletişim ve etkileşim olanaklarını kullanarak öğrenme kültürlerini oluşturabilmelerine olanak tanıyan bir yapı olmasıdır.

Eko sistem düşüncesi, doğadaki ekolojik sistemi örnek alan bir yaklaşımdır. Buna göre eko sistem içerisinde yer alan canlı ve cansız tüm unsurlar birbirleriyle karşılıklı etkileşim halindedirler. Eko sistem düşüncesi, ağlar üzerinde öğrenme sürecine uyarlandığında yaşam boyu öğrenmeyi destekleyen bir yapı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu düşüncenin merkezinde öğrenen ve öğrenme eylemi vardır. Öğrenme aktarım yoluyla değil bireyin eko sistem içerisindeki canlı ve cansız unsurlarla etkileşimi sonucu gerçekleşir. Başka bir ifadeyle, eko sistem düşüncesi yaparak-yaşayarak öğrenme fırsatı yaratan bir yaklaşımdır.

3. Eğitsel Paradigma değişikliği

Web 2.0 ve sosyal ağların sağladığı öğrenme fırsatları ele alındığında iki önemli yaklaşım dikkat çekmektedir. Bu yaklaşımlar hetagoji ve bağlantıcılıktır.



3.1. Hetagoji (heutagogy)

Hetagoji ilk olarak Hase ve Kenyon tarafından 2000 yılında ortaya atılmıştır [14]. Pedagoji (çocuk eğitimi) ve androgoji (yetişkin eğitimi) bireylerin öğrenme süreçlerini çocukluk ve yetişkinlik dönemine göre ele alan yaklaşımlardır (Şekil 1). Bununla beraber hetagoji pedagoji ve androgojinin aksine öğrenme becerilerinin gelişimini bütünsel bir yaklaşımla ele alan, başka bir ifadeyle yaşam boyu öğrenmeye ve öğrenenin öz kararlılığına vurgu yapan bir yaklaşımdır. Bu yaklaşımın özünde öğrenme eyleminin sorumluluğunun öğrenende olduğu, öğreten veya program-müfredat merkezli anlayış yerine özünde öğrenme eylemi olan öğrenen merkezli bir anlayış vardır. Hetagojinin temel savı, öğrenenlerin “nasıl öğreneceklerini bilmeleri” şeklindedir.





Şekil 1. Pedagojiden androgojiye, androgojiden hetagojiye doğru ilerleme [15].

Web 2.0 araç ve servisleri öğrenenlere kendi öğrenme deneyimlerini yönlendirme ve belirleme fırsatı tanıyarak ve de bireysel öğrenme deneyimlerinde pasif roller yerine aktif roller almalarına olanak tanıyarak hetagojik yaklaşımı desteklemektedir [16]. Bu düşünceden hareketle hetagoji, sosyal ağlar ve yaşam boyu öğrenme kavramlarını açıklayabilmek için doğru bir bakış açısı olarak karşımıza çıkmaktadır.

3.2 Bağlantıcılık (Connectivism)

Bağlantıcılık, dijital çağın öğrenme kuramı olarak [17] ağlar üzerinde öğrenmeyi açıklayan bir yaklaşımdır [18]. Bağlantıcılığa göre bilgi, ağlar üzerinde dağıtıktır ve öğrenme ağları oluşturabilme ve ağlar arasında gezinebilme becerisiyle ilgilidir [19]. Bağlantıcılık, bilginin öğretenden öğrenene aktarılmasıyla olamayacağını, bunun yerine katılımın önemli olduğunu, bilginin bireylerin öğrenme kaynaklarıyla aktif etkileşimi sonucu oluşabileceğini savunmaktadır [20]. Bağlantıcı bakış açısına göre öğrenme eylemi bireyin ağlar ve ağlar üzerinde yer alan bilgi kaynaklarıyla etkileşimi sonucu oluşur. Bağların gücü ve etkileşimin düzeyi öğrenmenin büyüklüğünü belirler. Ağlar üzerindeki otonom, öz-yönelimli ve öz-yönetimli bağlantıcı öğrenenler, kendi öğrenme ihtiyaçlarına göre kendi öğrenme çevrelerini yaratırlar [10].

Siemens, geleneksel hiyerarşik sistemlerin aksine ağlar üzerinde bilginin yapısında meydana gelen değişiklikleri işaret etmekte, ağların sadece düğüm ve bağlardan oluşan bir yapı olmadığını, aslında ağların bir eko sistem olduğunu vurgulamaktadır. Hiyerarşik yapıların statik yapısına karşın ağlar dinamiktir ve dolayısıyla bu durum bilginin doğasını da doğrudan ilgilendirmektedir [21].

Bağlantıcılık, düğümler ve bu düğümler arasındaki bağlardan oluşan dijital ağlar üzerindeki öğrenmeyi açıklamaktadır. Düğümler bir araya gelerek ağları oluşturur. Her ağ kendinden daha büyük bir ağın düğümü olabilir veya benzer şekilde o ağın içerisindeki bir düğüm başka bir ağ olabilir. Bağlantıcı düşüncede ağların bu yapısıyla oluşma şekli kaotik ve aynı zamanda sistematiktir. Ağların yapılanma şekli doğadaki eko sistem düşüncesiyle bu noktada benzerlik göstermektedir. Öğrenen kendi gereksinim ve ihtiyacına göre öğrenme ortamını geliştirip ağlara bağlanabilmektedir. Ağların sınırı öğrenenin ağlar üzerinde ne kadar ilerlemek istediğiyle ilgilidir. Öğrenen, her defasında daha büyük bir ağa bağlanarak daha geniş bir bakış açısıyla bilgiyi anlamlandırabilir. Ağlar, bu özelliğiyle sınırı öğrenen tarafından çizilen bir bilgi eko sistemi gibi davranmaktadır [10].

Bağlantıcılık, yaşam boyu öğrenmenin önem kazandığı 21. yüzyılda bilginin, öğrenmenin ve bilgi kaynaklarına erişimin nasıl olacağına dair farklı bir bakış açısı geliştirmekte; öğrenmenin giderek ağ teknolojilerine dayalı olarak çevrimiçi ortamlarda gerçekleştiği günümüzde öğrenmeyi açıklamakla kalmayıp bilginin tanımını ve işlevini post modern düşünceyle açıklamaktadır. Bu bağlamda insanların sürekli bilgi akışına maruz kaldıkları ve bilginin katlanarak arttığı günümüzde bağlantıcılık öğrenmenin nasıl gerçekleştiği ve öğrenenlerin sahip olması gereken beceriler hakkında öğretenlere ve öğrenenlere yol haritası çizmektedir [10].

4. Sosyal ağlar ve yaşam boyu öğrenme deneyimi

Yaşam boyu öğrenme; genel anlamda bir bireyin hayatı boyunca bilgisini, becerilerini, yeterliliklerini geliştirme çabasıdır. Günümüzde bu amacı gerçekleştirebilmek için yaşam boyu öğrenenler bilgiye istenilen zaman, istenilen yerde erişebilme olanaklardan dolayı dijital öğrenme ortamlarına yönelmiş ve bunun sonucunda sosyal ağlar yaşam boyu öğrenme araçlarından birisi haline dönüşmüştür.

Sosyal ağlar öğrenme ortamlarında önemli bir unsur olan sosyal bulunuşluk (social presence) algısını desteklemesiyle dikkat çekmektedir. Sosyal bulunuşluk öğrenenlerin diğer insanlar tarafından gerçek olarak algılanma derecesidir [22]. Anındalık (immediacy) [23] ve yakınlık (Intimacy) [24] sosyal bulunuşluğun iki önemli öğesidir. Sosyal bulunuşluğun üç boyutu ise sosyal bağlam, çevrimiçi iletişim ve etkileşimdir [25]. Sosyal ağların dijital kimlik (profil) oluşturmaya olanak tanımaları, bu kimliklerin sadece öğrenme amacıyla değil, sosyal etkileşim ve iletişim süreçlerinde kullanılması öğrenenlerin sosyal bulunuşluk algısını arttırmaya olanak tanımaktadır. Sosyal ağların sahip olduğu özellikler dikkate alındığında sosyal bulunuşluğun iki önemli unsuru olan anındalık ve yakınlık kavramlarını; bunun yanında sosyal bağlam, çevrimiçi iletişim ve etkileşim boyutlarını desteklediği görülmektedir.

Sosyal ağlar bilginin dağılımındaki hiyerarşik yapıyı ortadan kaldırarak bilginin yatay bir düzlemde dağılmasına yardımcı olmakta [9] ve yaşam boyu öğrenme etkinliklerini desteklemektedir. Sosyal ağlar üzerinde öğrenme eylemi bireyin öğrenmeye ihtiyaç duymasıyla başlar; yapılandırılmış öğrenme ortamlarındaki gibi öğrenme amacı ve çıktıları yoktur. Bunun yerine, bireyin öğrenme ihtiyacı ve bu ihtiyacını ne kadarını tatmin ettiği önemlidir. Bu süreçte birey ağ üzerinde aynı anda hem öğrenen hem de öğreten konumundadır [26].

Sosyal ağların tüm dünyadan yaşam boyu öğrenenleri tek bir platform üzerinde toplayabilmesi ve izole, statik, bireyselleştirmeye uygun olmayan ve de bir öğreten tarafından yönetilen sistemlerin aksine kontrolü öğrenene veren, iletişim ve etkileşimin zengin, kişiselleştirme ve bireyselleştirmenin yüksek olduğu dinamik sistemler içerisinde öğrenme deneyimlerine imkan tanımaktadır. Bu bağlamda yapılandırılmış öğrenme yönetim sistemlerine bir alternatif olarak değerlendirilebilir.

Sosyal ağların bir diğer özelliği ise yüksek kişiselleştirebilme ve bireyselleştirebilme olanaklarıyla öğrenene otonomluk sağlaması ve sosyal ağlar üzerinde yüksek aidiyet duygusuyla öğrenenlerin hareket edebilmesini mümkün kılabilmesidir. Sosyal ağlar merkezine bireyleri alan yapılar olarak öğrenenlerin kendi tercihleri doğrultusunda öğrenme topluluklarına/gruplarına katılmalarına olanak tanımakta, sosyal iletişim, etkileşim ve bireysel öğrenme ihtiyaçlarını yönelik öğrenme fırsatları sunmaktadır.

5. Sonuç

Bu çalışma kapsamında sosyal ağlar yaşam boyu öğrenme fırsatları açısından üç farklı boyutta incelenmiştir. Bunlar; sosyal ağların psikolojik bağlamda dijital kimlik oluşturmaya olanak tanıması, sosyolojik bağlamda canlı ve cansız unsurlarla iletişim ve etkileşim sağlayabilmesi ve son olarak bu eylemlerin ağlar üzerinde gerçekleşmesine olanak tanıyan eko sistem düşüncesidir. Sosyal ağların karakteristik özellikleri incelendiğinde dijital çağın öğrenme kuramı olarak ağlar üzerinde öğrenmeyi açıklayan bağlantıcılık ve öğrenme sürecini bütünsel bakış açısıyla ele alan hetagoji gibi yeni öğrenme paradigmalarının temel prensipleriyle uyumlu olduğu görülmektedir.

Özünde ekolojik yaklaşım olan eko sistem düşüncesi, doğal ekolojide yer alan örüntülerin dijital ortama aktarılması bağlamında önemlidir. Çevrimiçi öğrenme ortamları bu düşünceyle tasarımlandığında dijital ortamlarda daha anlamlı öğrenme deneyimlerinin yaşanmasının mümkün olacağı düşünülmektedir. Ekolojik yaklaşımın bir diğer avantajı ise kendini sürekli olarak değişen durumlara göre uyarlayabilmesi, içinde barındırdığı tüm unsurlara önem vermesi, tüm unsurların birbiriyle ilişkili olduğu düşüncesini taşımasıdır. Eko sistemin kendini uyarlayabilecek bir yapıda olması değişimin çok hızlı ve sürekli olduğu günümüzde öğrenme eyleminin sürdürülebilir olması açısından önemli bir özelliktir. Bu düşünceden hareketle eko sistem içerisinde yer alan unsurlar zamanla gelişebilir, yeni türler ortaya çıkabilir veya bazı türlerin nesli tükenebilir. Bu düşünceyi teknoloji bağlamına ele alırsak dijital öğrenme eko sistemi içerisinde bazı teknolojilerin eskimesi, bazılarının kendini yenilemesi veya bazılarının tamamen ortadan kalkması örnek olarak verilebilir. Neyin eskiyeceği, neyin kendisini yenileyeceği veya neyin ortadan kalkacağını belirleyen temel kriter eko sistem içerisinde yaşayan bireylerin ihtiyaçlarıdır.

Eko sistem düşüncesine göre yaşam boyu öğrenme deneyimleri boyunca öğrenenlere önemli roller verilmektedir. Bu düşünceyi öğrenenlerin rolleri açısından ele alırsak gerçek hayatta yer alan ekolojilerde olduğu gibi öğrenenlerin tüketmesi ve bunun yanında üretmesi gerektiği düşüncesi ortaya çıkmaktadır. Dijital bilgi çağı olarak nitelenen günümüzde bilginin katlanarak ilerlemesi ağlar üzerinde öğrenenlerin bu davranışı sergilediğini göstermektedir. Başka bir ifadeyle, bilginin raf ömrünün giderek kısalması, bilginin tüketildiği kadar üretildiğine işaret etmektedir. Yakın geçmişe kadar bilginin güncelliği bağlamında kuşaklar arasındaki fark bu duruma örnek olarak verilebilir. Daha önceleri bilgi bağlamındaki kuşak farkı dede-torun arasında olmaktayken bu fark ebeveyn-çocuk ve son olarak günümüzde kardeşler arasında bile görülebilir hale gelmiştir. Bu bakış açısıyla incelendiğinde günümüzde bireyler sürekli değişen, güncellenen ve katlanarak artan bilgiye maruz kalmakta, dolayısıyla bilgi ekolojisinde hayatta kalabilmek amacıyla yaşam boyu öğrenenler olmak zorunda kalmaktadırlar. Bu duruma ek olarak sürekli veri akışı ve bilgiye maruz kalmak, rastgele veya farkında olmadan öğrenme kavramlarını, sosyal ağlar ile ön plana çıkarmakta ve günümüzde yarı yapılandırılmış ve yapılandırılmamış öğrenmenin önemininin altını çizmektedir.

Sosyal ağların eko sistem düşüncesi ekseninde sağladığı bir diğer avantaj ise çevrimiçi öğrenme topluluklarının bir öğrenme toplumu gibi davranmalarına ve öğrenenlerin kendi öğrenme kültürlerini oluşturmalarına fırsat tanımasıdır. Sosyal ağ ortamlarında öğrenenlerin kendi öğrenme kültürlerini oluşturabilmeleri öğrenme odaklı, öğrenenlerin bireysel farklılıklarından doğan ve evrensel değerler taşıyan bir öğrenme kültürünün oluşmasına olanak tanımaktadır. Web 2.0 ortamlarından olan sosyal ağlar doğaları gereği sadece yaşam boyu öğrenme deneyimlerine olanak tanıyan araçlar değil, aynı zamanda sosyal bir varlık olarak öğrenenlerin psikolojik ve sosyolojik ihtiyaçlarını karşılayan ortamlardır.

Eko sistem düşüncesi bağlamında bilgi aktarılmaz ama öğrenen tarafından öğrenme ihtiyaçlarına göre edinilir. Bu çerçevede öğrenenin ihtiyacı ve bu ihtiyacı karşılamak için sahip olması gereken beceriler önemlidir. Yani öğrenenlere ilköğretimden yükseköğretime kadar bilgi bloklarının aktarılmasından ziyade öğrenmeyi öğretmek daha önemlidir. Bu noktada eko sistem düşüncesi geleneksel öğretim sistemlerine bir eleştiri getirmektedir. Geleneksel eğitim sisteminde olduğu gibi istendik davranışların öğretilmesinden, öğrenenlerin karakterlerinin inşa edilmesinden ziyade eko sistem düşüncesinde öğrenenlerin yaratıcı düşünme, bağlantıları görme, problem çözme gibi becerilerini geliştirip kendi öğrenme gereksinimlerine göre öğrenmeleri, öğrenenlerin gerçek bir ekolojide olduğu gibi büyümeleri-gelişmeleri vurgusu vardır. Başka bir ifadeyle öğrenenin ve öğrenmenin özgürleştirilmesi söz konusudur. Sosyal ağlar bu özellikleriyle yarı yapılandırılmış ve hatta yapılandırılmamış öğrenme fırsatları sunmakta, geleneksel sistemlerde sağlanan yapılandırılmış öğrenme ile ortaya çıkan bu tür sınırlılıklara alternatif bir çözüm olarak karşımıza çıkmaktadır. Tüm bu bilgiler ışığında sosyal ağlar yaşam boyu öğrenme için uygun iklime sahip dijital ortamlar olarak değerlendirilmektedir.



6. Kaynakça

[1] Boyd, D. M & Ellison, N. B. (2007). Social network sites: Definition, history, and scholarship. Journal of ComputerMediated Communication, 13(1), 210-230.

[2] Selwyn, N. (2009). Faceworking: exploring students' education‐related use of Facebook. Learning, Media and Technology, 34(2), 157-174

[3] Merchant, G. (2006). Identity, Social Networks and Online Communication. E-learning, 3(2), 235-244.

[4] Sunde´n, J. (2003). Material Virtualities. New York: Peter Lang.

[5] Maranto, G., & Barton, M. (2010). Paradox and promise: MySpace, Facebook, and the sociopolitics of social networking in the writing classroom. Computers and Composition, 27(1), 36-47.

[6] Manago, A.M., Graham, M.B., Greenfield, P.M., & Salimkhan, G. (2008). Self-presentation and gender on MySpace. Journal of Applied Developmental Psychology, 29, 446–458.

[7] Moore, M. (1989). Three types of interaction. American Journal of Distance Education, 3(2), 1–6.

[8] Hillman, D.,Willis, D. J.,& Gunawardena, C. (1994). Learner-interface interaction in distance education: An extension of contemporary models and strategies for practitioners. American Journal of Distance Education, 8(2), 30–42.

[9] Bozkurt. A. (2014). Ağ Toplumu ve Bilgi. Türk Kütüphaneciliği Dergisi, 28(4), 510-525. https://www.academia.edu/9840447/Ağ_toplumu_ve_bilgi

[10] Bozkurt, A. (2014). Ağ Toplumu ve Öğrenme: Bağlantıcılık. Akademik Bilişim 2014 (s. 601-606). Mersin Üniversitesi, Mersin. http://www.academia.edu/6240707/Ağ_Toplumu_ve_Öğrenme_Bağlantıcılık

[11] Bozkurt, A. (2014). Renaissance 2.0: Connecting Dots. In Proceedings of The Association for Educational Communications and Technology (AECT) 2014 International Convention, (pp. 221-228). Jacksonville, FL, USA.


[12] Hall, E. T., & Hall, M. R. (1990). Understanding cultural differences: Germans, French, and Americans. Yarmouth, ME: Intercultural Press.
[13] Raffaghelli, J. E., & Richieri, C. (2012). A classroom with a view: Networked learning strategies to promote intercultural education. In L. Dirckinck-Holmfeld, V. Hodgson, & D. McConnell (Eds.), Exploring the Theory, Pedagogy and practice of networked learning (pp. 99-119). New York, NY: Springer.
[14] Hase, S., & Kenyon, C. (2000). From andragogy to heutagogy. In UltiBase Articles. Retrieved from http://ultibase.rmit.edu.au/Articles/dec00/hase2.htm

[15] Canning, N. (2010). Playing with heutagogy: Exploring strategies to empower mature learners in higher education. Journal of Further and Higher Education, 34(1), 59-71.

[16] Blaschke, L. (2012). Heutagogy and lifelong learning: A review of heutagogical practice and self-determined learning. The International Review of Research in Open and Distance Learning, 13(1), 56-71.

[17] Siemens, G. (2004). Connectivism: A learning theory for the digital age. http://www.elearnspace.org/Articles/connectivism.htm

[18] Downes, S. (2011). 'Connectivism' and Connective Knowledge. http://www.huffingtonpost.com/stephen-downes/connectivism-and-connecti_b_804653.html

[19] Downes, S. (2012). Connectivism and connective knowledge: Essays on meaning and learning networks. http://www.downes.ca/files/books/Connective_Knowledge-19May2012.pdf

[20] Kop, R. (2011). The challenges to connectivist learning on open online networks: Learning experiences during a massive open online course. The International Review of Research in Open and Distance Learning, 12(3), 19-38. http://www.irrodl.org/index.php/irrodl/article/view/882/1689

[21] Siemens, G. (2006). Knowing knowledge. Vancouver, BC, Canada: Lulu Press.

[22] Gunawardena, C.N. (1995). Social presence theory and implications for interaction and collaborative learning in computer conferences. International Journal of Educational Telecommunications, 1(2/3), 147-166.

[23] Wiener, M., & Mehrabian, A. (1968). Language within language: Immediacy, a channel in verbal communication. New York: Appleton-Century-Crofts.

[24] Argyle, M., & Dean, J. (1965). Eye contact and distance affiliation. Sociometry, 28(3), 289-304.

[25] Tu, C. H. (2000). On-line learning migration: From social learning theory to social presence theory in CMC environment. Journal of Network and Computer Applications, 23(1), 27-37.



[26] Bozkurt, A. (2013). Açık ve Uzaktan Öğretim: Web 2.0 ve Sosyal Ağların Etkileri. Akademik Bilişim 2013 (s. 649-654). Akdeniz Üniversitesi, Antalya. http://www.academia.edu/2536910/Açık_ve_Uzaktan_Öğretim_Web_2.0_ve_Sosyal_Ağların_Etkileri

Kataloq: ab15 -> bildiri
bildiri -> Kalite Fonksiyon Yayılımı için Yeni Bir Yaklaşım
bildiri -> Saint-Simon ve “Bilgi Toplumu”: Güncel Bir Kavramın Tarihsel Perspektiften Eleştirisi Hakan Yüksel1
bildiri -> Bağlı Veri: Veri Ağının Yapı Taşı Fatih Tekbacak 1, İlker Korkmaz2
bildiri -> Android Adım Sayar Uygulaması Timuçin Korkmaz1,Yasin Ortakçı2
bildiri -> Personel biLGİ/blog sistemi
bildiri -> Ağ Bilimi ile Görünmez Bağların Keşfi, Gephi ve r ile Sosyal Ağ Analizi uygulaması Nejat Kutup1, Uzay Çetin
bildiri -> Artırılmış Gerçeklik ile Mobil Uygulamalar Hüseyin Eldem 1, Ayşe Eldem1
bildiri -> Oftalmoskopi ve sayisal oftalmoskopi Cİhazlarinin önemi
bildiri -> Otizmli Çocukların Sosyal Becerilerini Geliştirmeye Yönelik Android Uygulaması Mehmet Can hanayli 1
bildiri -> Saint-Simon ve “Bilgi Toplumu”: Güncel Bir Kavramın Tarihsel Perspektiften Eleştirisi Hakan Yüksel1

Yüklə 59,06 Kb.

Dostları ilə paylaş:




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə