19 cu Asırda makedonya yüRÜk folkloru

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 91.61 Kb.
tarix14.01.2018
ölçüsü91.61 Kb.

19 cu Asırda MAKEDONYA YÜRÜK FOLKLORU .


MAKEDONYA’NIN COĞRAFİ VE TARİHİ DURUMU. 1.

. İBRAHİM GÖKÇEN Manisa Lisesi öğretmeni. Türk folklor araştırmaları dergisi. Cilt.1. Sayfa 261 262


Bu eser iki maksadın mahsulüdür. Birisi şahsi temayülün tatminidir ki bu her insan da mevcut olan , menşeini bilmek ihtiyacını doğmuştur .Öteki de folklor ve içtimai bünye itibariyle Türk tarih ve kültürüne hizmet etmektir.

Eserin mevzuunu teşkil eden folklor materyali Makedonya da yaşamış olan Yürüklerden bir kısmına aittir. Makedonya bu gün milli sınırlarımız dışında kalmıştır. Orada yaşamış olan Yürükler de Lozan konferansında kararlaştırılan mübadele esaslarına göre Ana vatana getirmişlerdir. Bunlar arasında yaşamış olan gelenek ve görenekler , zamanla kaybolmakta veyahut değişmektedir. .geçmişte bırakılarak unutulmaya mahkum olan bu halk bilgilerinin yazı ile ebedilileştirilmesi milli tarihimize bir hizmettir , kanaatindeyim. Beni bu malzemeyi toplayarak bir eser vücuda getirmeye sevk eden kuvvet de işte budur.

Bu eser Türk folkloruna küçük bir hizmet edebildi ise kendimi bahtiyar sayacağım. Noksan ve yanlışlarımın düzeltilmesi de beni ayrıca minnettar bırakacaktır.
Makedonya’nın tabii ve coğrafi durumu.
Folklorunu topladığım köyler ,Makedonya’nın hemen hemen ortasında bulunduğu için önce buranın tabii durumunu kısaca temas etmek faydalı olacaktır.

Makedonya Balkan yarım adasının güneyinde büyük bir bölgenin adıdır. Sınırları kati olarak çizilemezse de batıda Pindos dağlarına ,kuzey de Karadağ ve eski Sırbistan’a ,doğuda Rodop dağlarına ve batı Trakya ya kadar uzanır.

Güneyi Halkidik yarım adası ve bunun doğu kıyıları Selânik körfezine dayanır. Makedonya’nın kuzey kuzey doğu , batı cihetleri yüksek dağlarla kaplıdır. Bu dağlık arazinin bazı yerlerinde ,Üsküp Manastır havzaları gibi yüksek düzlüklere muhtelif istikametlerde akan nehirlere tesadüf edilir. Makedonya’nın güney tarafına Aşağı Makedonya denir. Buraları yukarı ı Makedonya ya nispetle alçak ve ovalıktır Varda, Serez(Siroz) Drama ,Karasu ovalarının dolduran tepelerden ibarettir.

Makedonya kıyıları hayli girintili çıkıntılı olup Ege denizi çöküntüsünün eseri olan yarım ada ,adalar birbirini takip eden Kesendere ,Longoz Aynoroz yarımadalarını taşıyan Halkidik yarım adası ,doğudan Orfano Batıdan Selanik körfezi ile çevrilmiştir.

Kıyılar Mesta ,Karasuyun ve Vardar’ın denize döküldükleri yerler müstena , genel olarak diktir.

Makedonya’nın en büyük akar suyu Vardar’dır. Şar dağından çıkar, umumiyetle güney doğuya akarak Selanik körfezine dökülür. Daha doğuda Ustruma ve onun doğusunda da Mesta karasuyu bulunur. Akış istikametleri Vardar’a paraleldir. Batıda Arnavutluk dağlarından doğan Vistriça suyu güneye doğru keskin bir dirsek çevirdikten sonra Olimpos’un kuzeyinde Selanik körfezine dökülür. Makedonya’nın başlıca gölleri Kesriye ,Yenice, Beşik ,Doyran, Tahyanos gölleridir.

Makedonya’nın iklimi umumiyetle ılımandır. Kuzeydeki dağlık arazi sert rüzgarlara her ne kadar engelse de Vardar vadisi boyunca kışın şiddetli poyrazlar eser .Dağlık bölgede iklim serttir. Kışın çok kar yağar. Orta irtifalarda ise iklim sağlam ve güzeldir. Güneydeki ovalarda şiddetli sıcaklara tesadüf edilir.

Makedonya toprağı münbittir .Tahıl ,tütün ,meyve ve üzüm yetiştirmeye elverişlidir . Topraklarında demir, bakır kurşun,gümüş , manganez gibi bazı madenler bulunur . Meralarında koyun, keçi ,sığır beslenir. Makedonya’nın en büyük merkezi Selanik olup güney ,batı, kuzey ve doğudan gelen demir yollarını n birleştiği yerdedir, gemilerin barınmasına elverişli bir körfezin nihayetinde bulunur.


Makedonya’nın tarihine kısa bir bakış.
Milattan binlerce yıl önce Makedonya’nın en eski ahalisi kabileler halinde yaşarlardı. Bunlar güney Rusya Tuna yalısı yolu ile Balkan yarımadasına gelmiş Türk ırkına mensup insanlardı. Makedonyalıların dilleri ayrı olmakla beraber , sonradan kıyılara yerleşen Öbeli’ler vasıtası ile Yunan dili bu kıtada da yayıldı. Makedonya kralları Yunanistan’daki olemp oyunlarına da iştirak ederlerdi. Ahalini çoğu köylü idi.

Burada iki şehir vardı. Ege(Eke) ve Pella (1) idi. Selanik o zamanlar kurulmamıştı. Makedonya asilzadeleri sert ve çetin idiler ; vakitlerini av, harp veyahut ziyafetlerde geçirirlerdi.

Milattan önce 4 .cü asırda Makedonya Krallığı birleşişince Filip oldu. Daha önce grek dünyası ile harp etmiş buluna Makedonya Filip’in ustaca çabaları ,azimli çalışması sayesinde az zamanda Yunanistan’ın başına geçti. M.E. 336,359 yıllarında gençliğini tep te geçirmiş tahsilini Yunanistan da yapmış o zamanın yüksek kültürü ve Türk ırkından gelme kahramanlığı nefsinde birleşmişti Kral olunca evvelâ orduyu silah ve tertip etti . Memleketi genişletti. Yunanistan işlerine karışarak fırsatını bularak onlara haki oldu.

Filip’in oğlu Büyük İskender 323 336 M babasının çizdiği projeyi ikmal etti. Makedonya orduları Asya ya geçtiler. İranlıları mağlup ederek önce Anadolu’yu sonra Suriye yi Mısır ı Mezopotamya’yı ve İran’ı zaptettiler. İskender’in ölüm tarihi olan M.evvel 323 yılına kadar Makedonya ,Yunanistan ve Ön Asya mutlak surette hakim oldu. Fakat İskender’în ölümünden sonra generallerin ve Kral ailesinin ihtirasları neticesinde bu koca İmparatorluk yıkıldı , parçalandı.

M.E.281 de İskender İmparatorluğu üç büyük parçaya ayırmıştı. Makedonya bunların içinde genaral Antigon’un oğullarına isabet etti .Bu tarihte M.E 146 yılına kadar Makedonya krallığı yaşadı. Fakat Romalılar Makedonya krallığını Adriyatik ‘teki hakimiyetleri için tehlike saydıklarından ,arada çarpışmalar oldu. Nihayet 146 da Makedonya kati olarak Roma’nın bir vilayeti haline geldi. Roma İmparatorluğu M:S 395 de doğru ve batı diye ikiye ayrılmıştı. Bu ayrılışta Makedonya , doğu Roma’nın sınırları içine girdi.

Makedonya 14.cü asra kadar Doğu Roma’nın elinde kalmış, bu müddet zarfında İslavlar,Bulgarlar, hatta Arapların istilasına uğramıştır.

Nihayet 14.cü asırda Osmanlı hükümdarı Murat 1. Zamanında burqları istilaya başlanmış ve Yıldırım Beyazıt zamanında tamamlanmıştır .Beş asır Osmanlı

Makedonya Osmanlı Türklerinin zamanında mütemadi kolonizasyon hareketi sayesinde..... BURADAN ÖTEKİ SAYFASI EKSİK olduğu için yazılamadı.


(1) Bu şehir şimdiki Vardar Yenicesi ne yakın harabeleri vardır.

19 cu Asırda MAKEDONYA YÜRÜK FOLKLORU .folklorunu topladığı köylerin corafi durumu ve MAYA DAĞ, KARA SİNAN , ALÇAK yürüklerinin. menşeleri. 2.1.cilt. sayfa.282.283,284.

Folklorunu topladığım köylerin coğrafi durumu.

Bunlar Maya-dağ Kara Sinan ve 7 küçük köyden müteşekkil bulanan ALÇAK köyleridir. Orta Makedonya’nın büyüklüğüne ve nüfuz kesafetine bakılınca sayıları pek mahdut olan bu yürük köylerinden edindiğim folklor metaryali , genel hükümler ve kaideler çıkarmaya el vermez. Esasen folklor malumatı her yerde köyler ve kasabalar için bazı ayrılıklar gösterir. Bu itibarla teferruata folklor bilgileri çok geniş farklılıklar ve başkalıklar taşır.

Lâkin umumi hatları bakımından belirli bir bölgenin folkloru daima bir bütün teşkil eder. Mayadağ ,Karasinan ,Alçak köylerinden başka orta Makedonya’da Selanik çevresinde daha bir çok yürük köyleri vardır.

Fakat bahis mevzuu ettiğim köylerinden orta Makedonya’nın merkezinde bulunmaları ve folklor metaryali itibarıyla en orijinallerini yaşatmış. Ve yaşamış olmalarından ötürü , bu ahali yürükleri için şayanı tetkik bir örnek teşkil edecekleri kanaatındayım.

Selanik körfezinden itibaren altmış Km. kuzeye kadar devam eden Vardar ovası,kuzey ve batı nihayet bulur ve arazi tam kuzey de hafif meyilli tepelerle engebeleşmeye ve yükselmeye başlar. Ovanın kuzey batı nihayetlerinde dik meyilli yükselen (Gripa) dağları vardır. Vardar nehrinin doğu tarafı kısmen peneplen haline gelmiş araziden müteşekkil di. Vardar Selanik ten 60 Km tam kuzey istikametinde ovalarda ilk defa olmak üzere dağlar arasına girer Bu noktada Karasüle ve Boymiça denilen köyler bulunur. Vardar’ın burada girdiği vadiye yürükler Derbent derler. Bu derbent güneyden kuzeye doğru 10-15 Km. devam eder .Doğusunda Bacova tepeleri, batısında Sarımeşe hisseleri (Hasarlık tepeleri) sıralanır. İşte Karasinan bu derbendin takriben 7 Km. , Mayadağ ondan 3 Km. daha batıda bulunur. Bunlar yüksek arazide olup Alçak köyleri ise mezkûr iki köyün 5 Km kadar kuzeyindeki münhat arazide bulunur.

Vardar, derbendin kuzeyinde tekrar ova da akar.Kuzeyden Gevata ,Valandiva ,Usturumca , doğudan Mackov sırtları ve Karaballı(Döp) tepeleri , güneyden Bacova ve Karasinan tepeleri batıdan Huma tepeleri ve Mayadağ yüksek arazisi ile çevrilmiş olan bu ova Gevgeli’nin kuzeyinde hayli uzanır. Gevgeli ovası denilen bu münhat ve allüviyonlu arazinin çevresindeki dağlık bölgelerde hayli yürük köyleri vardır.İşte Mayadağ ,Karasinan ve Alçak köyleri manzarasını çizdiğim Gevgeli bölgesinin yürükleri arasında en çok şöhret bulan ve tetkike şayan olanlardır.

Ovalarda yazlar sıcak ve kuru geçer .Dağlarda hava serindir. Yağmur, daha ziyade güzün yağar. İlkbahar da da seyrek olarak yağmur görülür .Kışın dağlarda uzun ve şiddetli soğuklar olur.Ovalkarda güneye doğru kışların şiddeti azalır. Yürükler ,şiddetli sıcak olan ve sivrisineğin bolluğundan sıtmalık bulunan ovalarda pek çalışmazla .Buralarda daha ziyade Bulgar köylüleri ile Çıtak denilen Türkler oturur.(1)

Ovalarda tahıl iyi yetişir. Su boylarında mısır ve tütün tarlaları uzanır.Erik, armut ,kayısı, üzüm, incir yetiştirilir. Yük orman dağlık , daha alçak tepeler fundalıklarla örtülüdür. Vardar’ın doğu tarafındaki tepeler daha ziyade çıplaktır. Mayadağı,Karasinan ,Alçak köylerinin bulunduğu yerler vaktiyle ormanlık imiş. Bazı asır dide koruluklar eki binalarda kalın meşe ağaçlarından yapılmış keresteler bunu ispata kafidir. Buradaki sık ormanların köy kurmak için seyrekleştirildiği veya tamamen fundalık haline geldiği anlaşılıyor.Düzgün yollar Vardar vadisine veya ovalara inhisar eder dağlarda en ziyade patikave katır yollarından istifade olunur. Esasen Mayadağ’ı ,Karasinan ,Alçak yürükleri oralardan ayrılınca kadar araba kullanmazlardı. İşlerinde eşek katır ve atla götürürlerdi. Bunlardan da bu yürüklerin önceleri hayvancılık ve arabacılıkla uğraştıkları anlaşılıyor. Şemsettin Sami Kamus-ül alâm’ında Selanik maddesinde şöyle diyor.

Ahali Vilayeti başlıca ziraat işleri ile meşkul olup sanayi ve yok hükmünde ise de merkezi vilayette tesis edilmiş olan bazı fabrikalardan başka sair kasabalarda ve kurrada dahi aba ,şayak ,keten ve pamuk bez ve sair bazı mensucat ve mamulat istihar olunur.Aba malumatı en çok Minadağı denilen köyde vücuda gelip mühimce bir ahzu itaya bais olur.(2).

Şemsettin Sami merhumun bais mevzu ettiği bu durum 19.cu asra ait malumata dayanmaktadır. Hürriyet hareketleri ,Avrupa da ki Osmanlı ordularının bir hareket ve ikmal üssü olması dolayısıyla sonradan Selanik çok ilerlemişti .Biz Kamus’un verdiği malumatı 19.cu asırda Mayadağ,Karasinan,Alçak Yürüklerinin esas meşkalesini belirttiği için aldık
MAYADAĞ,KARASİNAN,ALÇAK YÜRÜKLERİNİN MENŞELERİ.

Önce esefle kaydetmek isterim ki bu hususta kat’i ve mevsuk malûmat elde etmek mümkün olmadı .Bunun sebebi şunlardır.



  1. Bu yürüklerin şimdi milli sınırlar içinde Şarköy ,Mürefte havalisinde mütakasif olmakla beraber ,bir çoklarının muhtelif yerlere dağılmış ,böylece ellerinde bulunması muhtemel olan eski kayıtların vesikaların elde edilmemesi.

  2. Milli sınırlar dışında kalan Selanik şer’i mahkeme sicillerinin incelenmemesi.

  3. Makedonya’da vaktiyle iskan edilmiş olan yürüklere dair malumat veren eserlerin çok az oluşu veya sadra şifa verecek şeyler yazılmamış olmaları.

  4. Folklorunu topladığım köylerin pek mahbut bir bölgeden ibaret bulunuşu.

Bu hususta en kat’i ve mevsuk malumatın , eski devrin defteri Hakani kayıtları ile Selanik şer’i sicilleri nin incelenmesi sayesinde sağlanacağı muhakkaktır. Binaenaleyh bu küçük folklor eseri ancak o zaman tamamlanmış olacaktır. Bir folklor eserinde incelenen insan toplulukların iskân vaziyetlerini ve hukikistatüleri ni belirtmeğe lüzum olmadığından şimdilik bu ciheti noksan saymamak dahi mümkündür.

(1).Çitaklar hakkında ileride ayrıca malumat verilecektir.

(2). Kamus-ül alâm’da Mayadağ’ına Mina dağı denilmesi herhalde yanlışlık eseri olsa gerekir.

19 cu Asırda MAKEDONYA YÜRÜK FOLKLORU .


folklorunu topladığı köylerin corafi durumu ve MAYA DAĞ, KARA SİNAN , ALÇAK yürüklerinin menşeleri. 3..1.cilt. sayfa.297 298,299
Şimdiye kadar yaptığım araştırmalar ve elde ettiğim malumata göre Mayadağ, Karasinan ve Alçak yürükleri menşe itibariyle Konyanın güneyindeki Toros bölgesindendir.Bunu tespit eden kati bir vesikaya malik olmamakla beraber şu malumat ve rivayetler umumi hatlar itibariyle meseleyi biraz aydınlatmaktadır.

A : Osmanlı Türkleri Makedonya yı 14.ci asırda istila ettiler. Buraları, diğer yerler gibi yalnız askeri bir istila ya uğramıyordu. Anadolu’dan Türk kitleleri getirilerek iskan edilmekteydi. Bu göçlerin çoğu için yeni köyler tesis edilmekte zaruri idi. Köy kurulacak yerler tespit edildikten sonra orada oturacak olanlara işlemek üzere arazi de verili .Bu arazi müştereken tasarruf edilecek topraklardı. Devlet otoriteleri tarafından verilen bir hüccet veya fermanla , bu müşterek arazi iskan edilen köylünün malı olurdu. İşte Mayadağ Karasinan yürüklerinin son zamana kadar ellerinde böyle müşterek bir arazi kalmıştı ki o da YÜRÜKÇA YAYLASI denilen dağlık ve ormanlık yerdi. Buranın müşterek hisseli tapusu vardı. Yürükça kelimesi ,İslav tesiriyle bozulmuş ,yürük kelimesinden başka bir şey değildir. Müşterek araziden ikinci bir yer daha var ki onun ancak son zamanlara kadar , adı kalmıştı Bu yer Karasinan köyüne aitti ve <> denilmekteydi.

B: Toroslar da batı Anadolu’nun bazı yerlerinde SARI KEÇELİ aşiretlerine rastlanır .Mayadağ, Karasinan , Alçak yürüklerinin kadınları , bürünmek için dokudukları örtüyü mutlaka sarı renge boyarlardı .Bu renk kızılcık çiçeği ile portakal sarısı arasında değişirdi. Bu örtünün adına BÜRGÜ denilirdi. Henüz erkekten kaçmayan küçük kızların örtündükleri ise daha küçük ebatta ve kırmızı olurdu. Kadınların sarı renkteki bürgüsü bize bu , yürüklerin hakkında bir fikir verebilir.

Her sene Karakeçili aşireti Sarı keçeli aşireti ile birlikte ilkbahar da Alaiyede kendi adını taşıyan köylerden göçerek Küpe dağında eğleşirler. Bu aşiretler Kayı boyuna mensupturlar. (1)

C: 16. Asırda Makedonya da yürüklere kesif bir halde rastlamaktayız. Fakat bu yürüklerin 15.asırda durumlarını tespit edecek hiçbir vesikaya malik değiliz. Doğu ve batı Trakya’da 15.c.i asırda yürüklerin mevcudiyeti teferruatı ile tespit edilmiştir.

Fakat Makedonya’daki yürükler hakkında ancak bizim kroniklerden malumat alabiliyoruz. (2)

O zaman ki Osmanlı iskan siyaseti ve bu malumat birleşince şu neticeye varılmaktadır.
14. Asrın sonlarına doğru , Anadolu’da isyankâr bir tavır takınan Nobat kabilelerin (bilhassa Yürüklerin) devlet tarafından Siroz (SEREZ) havalisine techir ve isyanları ile başlayan kolonizasyon hareketi 15. Ci asrın ikinci ayrısında daha seri bir tempoda ceryan etmiş; fakat Anadolu’dan Rumeli’ye göçmesi , mütekip asırlarda da devam etmiştir.

Hatta 18.ci asırda Evladı-Fatihan adını alan bu etnik Türk unsuru içinde kendilerini Rumeli’ye ilk ayak basan Fatih Türklerininn ahvadından olduğunu ilan etmelrine rağmen daha yakın zamanlarda göçmüş kimselere veya zümrelere tesadüf olunmaktadır.(3)

(1). Konya ili ve köy yer isimlerinin üzerinde bir deneme S.20.

(2).Aşık Paşa Zade ve Oruç bey tarihleri gibi.

Mustafa paşanın eseri olan Netaicülvukuat ta Anadolu’dan Rumeli’ye geçirilen yürükler hakkında şöyle bir umumi kayıt mevcuttur.

Anadolu’nun mevaki-i muhtelifesinden haylice aşair ve kabil Rumeyi ye geçirilip Balkanlarda ve Dobruca ve Hersek ve Selanik taraflarına iskan kılınmıştır ki fatihan namile el’an. Selanik dağlarında mukim olan yürükler dahi bunlardandır.2.ci Murat devri s .74

(3).Bu kısımdaki kıymetli malumatı bana vermek lütfunda bulunan İstanbul Üniversitesi tarih doçenti Sayın B.tayyib Gökbilgin’e burada teşekkür etmeyi bir vazife bilirim.

Bunula beraber ele geçirdiğim eski bir hüccet Mayadağ ve Karasinan ,Alçak köyleri halkının çok eskiden buralara yerleştiklerini anlatıyor.(Bu hüccetin klişesi ön sayfaya konmuştur.)Hicri 1252 tarihli olan bu vesika Avrathisar (KILKIŞ) kadısı ile Selanik mutasarrının imzalarını taşıyor.O tarihte Gevgeli henüz kaza değildi .Bu günkü Kılkış ta tabii idi.



19 cu Asırda MAKEDONYA YÜRÜK FOLKLORU . menşe, rivayet ve menkibeler. 4. mart 1951.cilt 1.

D: yürüklerin kısmı azamı Anadolu’da bir kısmı da Rumeli’de bulunmaktaydı . Bunlar Türk aşiretleri idiler.

Bu aşiretleri nizam ve intizam altına almak imparatorluğun müdafaası için onların kudret ve kuvvetlerinden istifade etmek üzere Osmanlı hükümdarlarından Fatih ve Kanuni Süleyman tarafından kanunnameler yapılmıştır.(1)
Fatih kanunnamesinde yürüklerin teşkilat ve vazifeleri yazılıdır. Evliya Çelebi de bunlar hakkında malumat vermektedir. Yürüklerin otuz neferi bir ocak itibar olunurdu. Her ocaktan 5 neferi nöbetli olmak üzere eşkinci ve 25 neferi de yamaktı. Eşkinciler , yamaklardan 50 şer akçe alıp sefere giderlerdi. Yürüklerin seferlerdeki vazifeleri top çekmek ,Bosna’aki madenlerde top yuvarlağı dökmek , kale duvarları yapmak , kale muhafızlığında bulunmak, donanmada çalışmak, kereste tedarik etmek , cami ve emvali –mirriye tamir eylemek ... gibi şeylerdi.(2)

Yürüklerin ibtidaları hiçbir yere bağlı olmadıkları 3 gün den fazla bir yerde duramadıkları anlaşılıyor. Fakat sonradan Yürükler Konar göçerlikten vazgeçmişler; bazı yerlerde iskan edilerek Raiyyet olmuşlardır. İşte Mayadağ bölgesindeki yürüklerin bu kabileden olmak ihtimali vardır. Yalnız bu köy yürüklerinin hangi tarihlerde buralara iskan edildikleri hakkında henüz elde bir vesika yoktur.

E: bu yürüklerin önemli bir kısmı Alevi zümresindeki Alevilik –Bektaşiliğin diğer bölge ve köylerde de münteşir bulunduğunu kabul etmekle beraber ,hassaten yürüklerin böyle bir itikada salik olmaları şu tarihi hadiseyi hatırlatmaktadır.
15. ci Asırda Safavi hükümdarı Şah İsmail Osmanlı ülkesine müthiş bir Şiilik propagandasına girişmişti. Maksadı Osmanlı ülkesini zaptetmekti. Bunun için Anadolu’da manevi zemin de elverişli idi. Osmanlı hükümdarı 2.ci Beyazıt bu hareketlere karşı lâkayıttı. Sonradan bazı tedbirlere baş vurdu. Şah İsmail’in Alevilik propagandasına kapılarak Şii olan bazı Türk aşiretleri Erdebil’e göçüyorlardı .İşte 2.ci Beyazıt bu muhaceretin önüne geçmek teşebbüsünde bulundu. Bu arada bazı Rüesay da Rumeli vilayetlerine techir etti. Mayadağ , Karasinan ,Alçak yürüklerinin kısmen Bektaşi olmaları bunların o zaman göçmüş olmalarını hatıra getiriyor.

RİVAYET ve MENKIBELER


YÜRÜK KÖYLERİNİN İSİMLERİ ; Mayadağ = Maya+dağ kelimelerinin birleşmesin den hasıl olmuştur Rivayete göre buraya yerleşen göç Mayalarla yani Develerle gelmiş.

Mevkide dağlık olduğundan buraya bu isim verilmiştir.

1935 te Dolma bahçe sarayında Türk dili konferansında İbrahim Necmi Dilmen’in ortaya attığı tezler arasında Mayadağından bahsetmesi çok dikkate şayandır. Merhum İbrahim Necmi Dilmen Mayadağ ismindeki Mayanın Meksikada yaşamış olan Mayaların medeniyeti ile lisani bir alakası olduğunu ileri sürmüştü.Buna göre Mayadağ isminin bir kabile adı olarak kabul edilmesi akla en yakın uygun . BURADAN ÖTEKİ SAYFASI EKSİK olduğu için yazılamadı.

SAYFA 318

dağı) Seydişehir ile Bozkır arasındaki May-belidir. Bu isimle Mayadağ ve Karasinan köyleri halkının Konya’dan Rumeli’ye geldikleri rivayeti arasında dikkate değer benzerlik vardır.

B:Karasinan ismi Sinan Bayraktardan kalmıştır .Burada iskan edilen aşiretin bayraktarı imiş. Köyü teşkil eden kitle yedi oymaktan mürekkep imiş. Bu oymak tabiri hala bu yürükler arasında kullanılmaktadır.

1.Hacıoğlu oymağı.2.Emirli oymağı.3.Paşalı oymağı.Çukla oymağı.5.Tırnaklı oymağı6.Donlu oymağı.7Ayvazlar oymağı.
Bu oymak vaziyeti ,Mayadağ içinde varsa da oradaki isimleri tespit etmek mümkün olmadı. Yalnız Mayadağ köyünün batısında Alaybey denilen bir mevki vardır. Buna nazaran Mayadağ köyünün daha kalabalık bir kitle tarafından kurulduğu kabul edilir.

Nitekim yürükler Makedonya’dan Anavatana göç etmeden önce bu köyün hane yekûnu bini aşıyordu.

C: Alçak 7 küçük köyün umumi adıdır.

Bu küçük köyler şunlardır. 1. Baraklı,2. Saraçlı 3. Destamarlı 4.Eğri bucak 5. Hacı barlı 6.Oruçlu. 7.Aşağı mahalle.

Rivayete göre Mayadağ ve Karasinan’a yerleşen göç içinde bir reis arkadaşlarına karşı ihanette bulunmuş .Bu yüzden oralara uzaklaştırılmış. Adlarına alçak denilmiş.Halbuki alçak köyleri Mayadağına nazaran daha münhat arazide olduğundan bu adlandırmanın tabii vaziyet icabı olacağı yakın bir ihtimaldir.

HÜLASA.


Mayadağ,Karasinan,Alçak köyleri halkı olan yürükler 14.cü asır sonu veya 15.ci asır içinde Anadolu’dan getirilmiş Türklerdir. Bu göçler buralara yerleştirilirken Makedonya’nın beşeri durumu nasıldı. Bu ayrı bir mevzudur, sadedimizden hariçtir.

Ancak şu kadar söylemek lazım gelir k i Osmanlı devletinin Makedonya’daki iskan siyasetinde şu hedefler göze çarpar .Anadolu’dan getirilen yürük kitleleri daima yüksek yerlere yerleştiriliyordu. Bunlara verilen emlak ve arazinin bir kısmı yerli Bulgar veya Rum köyleri sınırları içindeydi. Bu arazi yerli Hıristiyan halk tarafından yarıcılık usulü ile işlenirdi. Elde ola olan yürük köyleri vasıtasıyla askeri bir otorite sağlanmış olur ,hem arazi atıl kalmamış bulunurdu.

Osmanlılar Balkanları istila ettikleri zaman buralarda dagha evvel gelmiş Bulgar ,Peçenek,Kuman vesaire gibi islavlaşmış yahut Bizans’ın tesiri ile Hıristiyan olmuş Türklere tesadüf etmişlerdi. Rumeli’de ve hassaten Makedonya’da Türkler kendilerini iki kısma ayrılıyorlardı.


  1. Yürükler. 2.Çıtaklar.

Çitakların şiveleri ile yürük şivesi birbirinden farklı idi. Yürük şivesi daha ziyade Anadolu’yu hatırlatır. Bir çok kelimeler Anadolu’dan getirildiği gibi muhafaza edilmiştir. Bu fark sade lisanda değildir .Kıyafette gelenek ve görenekte şarkılarda kendini gösterir. Mayadağ yürükleri arasında şöyle bir rivayet vardır. Türkler buraları istila edince askerler yerlilerin evleri ile yeni gelen Türklerin evlerini birbirinden fark edemezlermiş. Müslüman olan ahalinin evlerine Hıristiyan evi zannedip girerlermiş. Bundan şikayet olunmuş Türk komutanı (Müslüman olanlar çitlerini ak etsinler) diye emir vermişler. Bundan çitak kelimesi meydana gelmiş.

Anadolu’da çitak , gözü pek adam demektir. Bu rivayetle çitak kelimesinin Anadolu’daki manasını birbirini tutmamaktadır. Mesele muhtacı tetkiktir. (3)


Siğer yandan Ziya Gökalp çit diye Türklerin serhat ülkelere verdikleri bir isimdir diyor (4).

Evin hududunu ifade eden çit etki ihtimal ki aynı kelimedir.Çitak köylerinin diğer bir hususiyeti çok defa Bulgarlarla beraber müşterek bulunmasıydı. Halbuki yürük köyleri daima müstakil ve sırf ....... BURADAN ÖTEKİ SAYFASI EKSİK olduğu için yazılamadı.


(1).Anadolu’da Türk aşiretleri. Sayfa.1.Ahmet Refik

(2).Evliya Çelebi. Selanik’ten bahsederken diyor ki .Paşasının tarafı Pahişahiden Hassı 28033 ve cümle zeameti 36 ve cümle timarı 262 ve Selanik yürükân ocak beyi zeameti 400 adet zeamettir. Kim topkeşan yürüklerinin üzerine mubaşir olup hini seferde camuslar ile balyemez topları çekerler. Bu erbabı zuema erbabı tımar ocaklar yürükân beyi askeri paşasının askeri ile hini seferde kanun üzre cebelular ile cümle 6000 adet güzide pür silah amade asker olup amma bu asker taifesinden maada bu sancak ta eşkinci askeri kamil 12000 yürükan ve çitakan . BURADAN ÖTEKİ SAYFASI EKSİK olduğu için yazılamadı.

(3).Çitak Aşıkpaşazade tarihinin 18.ci sayfasında geçer.

Hasan kim kenduyi key er savundu

Çağatayda, Acemde öznevurdu

Ve hem derdi çitakla buluşayım

Çürük itikadına inanırdı

Dahi anmaz oldu Hasan çitağı

Çitak anılsa Hasan utanurdu

Çitak urdu Hasan başına yumruk

Ve ger kurtulsa belki uslanurdu.
Fatih ile Karakoyun hükümdarı Uzun Hasan arasındaki Otlukbeli savaşı için yazılan bu manzum parçada çitak Osmanlı Türkü mukabilinde kullanılmıştı.

(4) .BURADAN ÖTEKİ SAYFASI EKSİK olduğu için yazılamadı.



19 cu Asırda MAKEDONYA YÜRÜK FOLKLORU .5. sayfa.245 ,246 247


Mayadağ,Karasina,Alçak yürükleri arasında dini durum.
Köyler arasında İslamlığın sünni mezhebi umimidir. Sünniler pek dindar ve mütakip görünürlerdi.Fakat gerek Mayadağ ve gerek diğer köylerde Bektaşilikte intişar etmişti.

Birbirine zıt olan bu iki mezhep arasındaki salikleri arasında deşhetli münaferet mevcuttu. Anadolu’da Alevilik ve Bektaşilik tarikatları en ziyade köyler ve aşiretler arasında yayılmıştır.Bunun sebebi bazı müelliflerin tetkik ve tahlil ettikleri gibi Müslümanlığı yeni kabul etmiş olan Türk kabile ve aşiretlerinin eski dinlerini unutmamaları , Müslümanlığın bir çok hususatta sıkı ve müsammahasız kaideler vazetmesidir.

Ski bir Türk dini olan Şamanlık ,içkili ve çalgılı cemiyetleri , kadının erkekle birlikte bulunması, tesettür ve harem mefhumunun tanınmamasıyla İslâmiyet in bazı kaidelerine uymuyordu. Orta Asya da bu dinin tesiri altında inkişaf etmiş olan Türk kitleleri, Müslümanlığı kabul ettikten sonra evvelâ Hoca Ahmet Yesevi tarikatının akayidi ile karşılaşmışlar ,daha sonra bu tarikattan teşaup eden Bektaşilik Alevilik,Nakşibendilik gibi tarikatların propagandacılarını dinlemişlerdir.
(1)Türk aşiretleri kendi tabılarına ve eski itikat ve göreneklerine daha uygun olan Bektaşilik ,Kızılbaşlık, Alevilik gibi tarikatları kabulde tereddüt etmişlerdi.İşte bu sebepten dolayı Anadoluda aşiretler ve bunlardan BURADAN ÖTEKİ SAYFASI EKSİK olduğu için yazılamadı.

*

BİR ÖNCEKİ ÖTEKİ SAYFASI EKSİK olduğu için yazılamadı.

nefesli sazlarda (dem) hadisesi fasıllarla triller şeklinde be ekseriyetle horlmalı ve cızırtılı olarak devamlı surettedir .Örnek 2.

Yaylı sazlarda (dem) 4 lü ve 5 li daha başka aralıklı sıra yürüyüşlerle de ilgilidir.Bazen esas nota eşitlik yapan sıra yürüyüş bırakılarak yan yana bulunarak telelrden birinde melodiyi işleyip diğerine yayı devamlı surette sürtmek suretiyle refakatçılık yaptırılır. Yayı



ARADA BİR VEYA BİRKAÇ SAYFA OLMASI GEREKMEKTEDİR.

--------------- yeni sayfa

misyonerleri bu tarikatı tahmin etmekte büyük rol oynamışlardır. Anadolu’dan Rumeli’ye geçen Türkler tabiayetiyle dini telakkilerini de beraber götürdüler.Bumndan başka tarikatların propagandacıları da tahta kılıçları kerametleri ile birlikte Balkanlara geçmişler idaellerini tahakkuk ettirmekle devam eylemişlerdir. (2)

Alevilik ,Bektaşilik propagandacılarını muvaffakiyete götüren amiller den en mühimi de duaların niyazların Türkçe oluşudur.

Diğer taraftan halkın diline uygun öz Türkçe şiirlerin (nefes) yanık bestelerle okuyarak dolaşan dervişler, dedeler Türk aşiret ve kabileleri nazarında yabancı bir unsur değil ,bilakis eski devirlerde ellerinde kopuzlarıyla dolaşan saz şairlerinden , Şamanlardan farksız idiler. İşte bu yüzden Türk aşiret ve köylüsü nazarında bu gibi tarikatlar rağbet görüyordu.(3)

Mayadağ ve Karasinan ‘da Bektaşiliğin teessüs etmesi de bu tarihi hakikâtlere dayanarak izah edilir. Yalnız buraya yerleşmiş olan yürük oymakları bu tarikatı Anadolu’dan mı getirdiler, yoksa buraya yerleştikten mi sonra propagandacılar vasıtasıyla sülük ettiler?

Burası pek malum değildir. Yalnız Anadolu’dan bu akidelerle Rumeli’ye geldiklerini okşayan bir nokta vardır ki o da eski hüccetlerde imzaların dede Baba gibi vasıflarla birlikte bulunmasıdır. Bu vesikalardan birini bizzat gören babam sonradan hususi ellerde bunun kaybolduğunu söylemişti.(4)
(1).İslam da ilk Mutasavvıflar .M. Fuat Köprülü.

(2) Müvverih Âli de Sultan Orhan devri meşayihi sırasında yine Ahmet Yesevi hulefasından 600 tarihlerinden sonra Rum’a gelen Bozok sancağı civarında Osman Baba tekkesi namıyla maruf bit tekke bünyat eden Emir-i Çin Osman namında birini daha zikrediyor.

Bu Osman Baba sair bir çok velilerin menakıbın da görüldüğü veçhile harikulade bir surette dünyaya gelir. Ebeveyni nezirleri mucizesince onu Ahmet Yesevi’nin hizmetine verirler . Kış ortasında taze üzüm bulup şeyhine getirmek gibi kerametler gösterir.Nihayet Çin memleketinden bazı tacirle şeyhe gelip memleketlerinde çıkan ejderin izalesine himmet etmesini rica ederler. Şeyh henüz çocuk olan Osman’ın beline tahta kılıç kuşatarak yollar, oda gidip ejderi öldürür .Sonra Osman’a Emir-Çin lakabı verilir ve Şeyhi tarafından Rum diyarına gönderilir. Orada pek çok Karyeler (köyler) halkını İslam dinine ithal ve irşat eder. Ali,Bektaşi menkıbelerine çok benzeyen ve fakat vilayetnameler de mevcut olmayan bu menkıbeyi 1005 tarihinde Bozok sancağının hıvzu hisaretine memur iken Osman Baba tekkesi Şeyhi Umdet-ûl Maçin den iştip etmiştir.

İslam da ilk Mutasavvıflar .M. Fuat Köprülü.sayfa 56 da Osman Babanın adı geçmektedir.


Yukarıda ki nefeste kuru şişten dut ağacı bitiren mısra Hacim Sultan Vilayetnamesinde ki menkıbeye işarettir. Bu menkıbeye göre Hoca Ahmet Yesevi. Rum ‘a gönderrmek üzere Haca giderken Konya da bir er tarafından yakalanarak hücrenin kapısı önüne dikildi. Allah’ın inayeti ile o yanar iysi yeşerdi.

İslam da ilk Mutasavvıflar .M. Fuat Köprülü.sayfa 62.

3. İslam da ilk Mutasavvıflar .M. Fuat Köprülü.sayfa 286.

4.Şah İsmail’in Osmanlı ülkesinde yaptığı tarikat propagandası na karşı Beyazıt veli ciddi bir teşebbüse girişemiyordu. Zira şah İsmail’in taraftarları Osmanlı sarayının içine kadar sokulmuşlar, ,hassa orduda mevki kazanmışlardı .Bunlar Padişahı avutuyorlardı.Bu tesire bir Bektaşi ananeleriyle yetişen yeniçerilerin telakkilerini ilave edersek Şah İsmail’in Erzurum ,Erzincan taraflarına kadar olan yerde at oynatmasında ki hikmeti daha güzel anlayabiliriz. Öte yandan Kızılbaşlığı eski Türk dini adetlerine uygun bulan Anadolu ...Buradan sonrası yok makalede baskı hatası oluştuğunu sanıyoruz.


Bu satırlar dip notun ikinci bölümündendir.

vetli id .Bu kadar zahmet ve maşekkat çekip te Hazar denizi kıyılarına varacağınıza Kâbe ye gitseniz diyenlere

-Biz ölüye varmazuk diriye gideriz , cevabını veriyorlardı. Türk yurdu . sayı 28.cilt 5.S.311.

Trabzon da Vali bulunan Yavuz Selim Şah İsmail lehine kazan gibi kaynayan Anadolu ahvalini yakından takip ediyordu. Fakat rakibinin hakkından gelmek için babasından müsaade alamıyordu. Bittaki bundan mütessir oluyor ,fakat Şahın hareketini tarasuttan da geri durmuyordu. Vakıa Bayazıt ı Veli Anadolu türkmenlerin Şah İsmail tarafına göçmelerinie engel olmak için harekete geldi. Bir taraftan doğuya muhareceti men ederken bir çok rüesayı da Rumeli vilayetlerine tehcir etti. Fakat yine mani olamadı.Mayadağ ve Ka- KAYIT BURADA BİTMİŞTİR.DEVAM ETTİĞİ SAYFA YOKTUR.



19 cu Asırda MAKEDONYA YÜRÜK FOLKLORU . ZİYARET YERLERİ.



Beş kızlar: Yahut sadece Beşler denilen yerdir. Burası yüksek bir tepenin üzerindedir. Eski meşe ağaçları, kayalıklar arasında çamursuz olarak vücuda getirilmiş taş duvarlar görülür. Dik dörtgen şeklinde olan bu duvarların birer mezar olduğu tahmin edilmekteydi.

Burada inanılan rivayete göre , vaktiyle gavurları bu havaliden kovalayan Türklere ait 5 tane ermiş kadın burada yatıyormuş. Bunlar muharip kadınlarmış. Ellerinde bez tokmaklarıyla küffar askerini tepelemişler ve tokmaklarıyla birer saat uzakta olan Gevgeli deresine kadar atıyorlarmış. İslami ananeler arasında karışan 3ler 5ler 7 ler telakkiside burada da kendisini göstermiştir. Bunlar eski Türk Amazonlarına benziyorlar.

Bu civarda vuku bulan bir savaşta ölmüş olsalar gerektir. Sonra bu muharip insanlara birer dini kutsiyet izafe edilmek suretiyle << Beş kızlar>> rivayeti ortaya atılmış.
Kayıp erenler. Beş Kızların biraz güneyinde münhatça bir yerde bu isimde bir mevki vardır. Burada bir bina ve bunun yanında büyük bir ardıç ağacı bulunmakta idi. (Büyük harpte Fransızlar tarafından kesilmiştir. Bu ağaç halk nazarında mukaddes tanınıyordu. İbtidai dinler Türk tarihi noktayı nazarında bu temayül çok dikkate şayandır.(1)

Kayıp erenlerin mukaddes bir yer olduğuna yürüklerin bilhassa Bektaşi olanları inanıyordu. Bektaşilerin zahir adını verdikleri sünni halk diğer mukaddes şeylere olduğu gibi bu binanın kutsiyetine de inanmazlardı.

Anlatılana göre kayıp erenler binası çok eski değildi. Buraya yapılmasının sebebi Deli Dede denilen ve hayatı hakkında biraz bilgi verelim. Dedenin perestişkarlarına sağlığında mı yoksa öldükten sonra mı görünmüş olduğu malum değildir. Erenler denilmesinin sebebine gelince ,Bektaşilerin tek adam olsa da onun namına erenler demeleriyle izah edilebilir. Bina kiremitle örtülü idi. İçinde sanduka dahi yoktu. Yalnız mum yakılacak tümsekçe bir yeri vardır. Bundan binanın bir türbe olmadığı anlaşılıyor .Türbenin batısında yuvarlak bir kaya vardı. Bu kaya ortasında ikiye ayrılmış ve fakat parçalar birbirinden uzaklaşmamıştı. Kayanın bir kenarına ara sıra mum yakıldığı ve halk nazarında bir nevi kutsiyet taşıdığı görülmekteydi. Bu taş hakkında ara sıra şu hikaye halk ağzından işitilirdi. İbrahim Peygamber İsmail’i burada kurban emek istemiş bıçak İsmail’in boğazını kesmeyince hırsından bu taşa çalmış. İki parça kılmış. Bu İslam i hikaye ne münasebetle bu taşa izafe edilmiştir. Bunu burada uzun boylu tetkike imkan yoktur.

Kayıp erenler denilen bu binanın diğer bir adı da Bun Baba dır. Bun keder manasındadır. Kullanılmış maksadı da keder alan baba olacaktır .Binaya uğrayıp mum yakan kimseler vardı. Burada zaman zaman nezir edilen kurbanlar da kesilirdi. O zaman çoluk çocuk buraya üşüşür ,içerde nefesler söylenir yemekler yenirdi. Bu bir nevi ayine benzerdi.


C: Deli dede türbesi Hıdrellez ve bayram günleri umumi şekilde ziyaret edilen bu türbe ; Karasinan köyü içinde ve yukarı mahallede idi. Buraya ziyaret her zaman da yapılabilirdi. Etrafında tekke bulunan bu türbe 7 köşeli taş duvarlar üzerine istinat ettirilmiş. Piramit oluklu küçük bir kubbeden ibaretti. İçinde bir sanduka uzanmakta ve kö...fotokopide son sıra okunamadı.
Kargacık burgacık şeylerdi. Ancak bu kağıtlarda şifa hassası olduğuna inanarak alırlar.,muska yapmak suretiyle takınırlardı.
Burada yatan Deli Dede hakkında şu rivayet söylenirdi. Vaktiyle bir Sırp muharebesi olmuş. Bu harpten sonra mezcup bir adam bu köye gelmiş .Bu yabancının lisanı Türkçe şivesi Arnavutca imiş.
Deli dedenin menkıbeleri.
1 .Bir gece Karasinan’da birinin evinde konu komşu tanıdıkları toplanmışlar , o zamanın adeti vechile helva yapmışlar, yemişler. Söz arasında hatırlanan deli dede çin bir sahan da ayırmışlar Fakat sonradan nedense bu helvayı da yemişler. Ertesi gün o toplantıda bulanan genç kadınların biri çeşmeye su almaya gitmiş. O sıradan deli dede tepeden aşağıya doğru hızlı iniyormuş. Kadının yanı gelince -kız hani bana pay ? Akşam evde güldür güldür helva yaptınız .dede payı ne yapacak Hani bana pay diye tuhaf bir şive ile sitemkâr sözler söylemiş. Halbuki o gece helva toplantısında Deli Dede yokmuş.

2.Deli dede tekkede sağlığında iki kadın hizmet ediyormuş. Bunlardan biri bir gün dedenin tükürdüğü yemiş .Belki bunu yaranmak için yapmış .Fakat dede iğrenerek ;

Cadı ! .diye bağırmış. Arkasından da ar sapı Arpa sapı diye bağırmış. Kadın öldükten sonra hortlamış O zamanın adeti üzere bir hortlağı Mayadağ arazinde Arpa sapı denilen yere gömmüşler .Zira bu mevkide gömülen hortlamazmış.

3.Babamın dedesi vaktiyle bir kış günün tepelerde ava çıkmış.Mayadağ tepesinde müthiş kar varmış.Yılanlı taş denile kayanın yanından geçerken aklından deli dedenin ermiş olup olmadığını geçiriyormuş. O sırada kayadan yana bir ses gelmiş. Bir de bakmış ki Yılanlı taşın kar tutmayan bir köşesinde etrafı karla çevrildiği halde deli dedenin yalnız yüzü kendisine doğru gülümsüyor ve şöyle diyormuş : Acaba dede erenlerden mi ?

(1). Sabahleyin Türklerce mukaddes tanına bir ardıç dalı ile ateşi yeniden canlandırılır. Ardıç dalını alevlendirdikten sonra eline alır oda oda dolaşarak evini bununla temizler. Türk medeniyeti tarihi .Ziya Gökalp S. 64.

(2).Yürükler arasında hortlak ve cadı hikayelerine inanılırdı. Bu inanışın menşei hakkında bize enteresan bir fikir veren vesikaya Manisa şer’iye sicilleri arasında rastladık. Bu vesika okununca hortlak ve cadı itikadının yürükler arasında Anadolu ve Rumeli’nde yerli unsurlar ve Hıristiyan geleneklerinden girdiğini anlamak güç değildir. Vesika şudur.


Veche-i tahrir-i huruf budur ki kazay-ı Manisa Horoz köy kafirlerinde Kayalı....ve turmuş ve Yorgi ve demir Gayriler meclisi şer’e gelip içlerinden murdar olmuş bir acuz cadu olup oğlancıklarımızın ve gayrisinin vakıtlarına girip korkutup her kim görür ise 2,3 gün eylenmeyup fevtolur. Adetimiz bu deyu ilam edilecek (ecilden) makbersin açıp yakmaktır diye ilam edilecek sabıka. Şeyhüslam .Kadirade merhum Müfti iken bu fakir kitabeti fetvalar ile müşerref iken ...olunmuş idi.Buyurmuşlardı ki ehli şer’ buna karışmaz. Kitaplarımızda yoktur. Ama kenduler zaraları definde çare iderler İse men olunmamak binaen yedlerine bu veraka vazolundu kim.

Son sıra okunamadı.
19 cu Asırda MAKEDONYA YÜRÜK FOLKLORU . ZİYARET mahalleri Dilek taşı – Babutaşı - hacatlartaşı. Eylül.1951.
D: Dilek taşı. Sivri tepe dernilen yerde yüksekçe bir kayadadır. Bayram, hıdrellez ve nevruz günleri ziyaret edilerek dibinde taşlar toplanırdı.
E: Babu taşı. Bu taş Karasinan köyünün hemen ütünde ve bir tatlı meyilli yamaçtadır .Bir ev cesametinde olan bu kayanın üstü düz bir satıh teşkil eder. Bu düzlüğe çıkmak için yan tarafında bir merdiven şeklinde satıh mahalli bulunmaktadır .Garibi şu ki basamakları olamayan bu merdivenin korkuluk maksadına uygun kenarları da mevcuttu.

Buradan düzlüğe çıkılınca oyulmuş yuvarlak bir çukur ile karşılaşılırdı. Düzlüğün tam ortasında da yirmi santim çapında bir dairevi oyuk mevcuttu. Bu oyuk at nalı biçiminde olduğundan halk buna dair bir menkıbeye inanmaktaydı.

Hazret i Ali atıyla bu tarafa gelmiş atının ayağı bu taşın üstüne diğer bir ayağıda Hisseler denilen ve köye yarım saat mesafede bulunan diğer bir taşın üstüne basarak geçmiş. Hatta bu taşın üstünde ağnamış.(1)

Bu sebepten Bau taşının üstünde Mezkur oyuk hasıl olmuş. Bu oyuğun içi birkaç kişinin oturabilmesine elverişliydi. Bu taşın altında bir mağara mevcuttu .Mağaranın kapısı , tepesi yukarda tabanı aşağıda bir üçgen teşkil ederdi. Mağaranın zemine de taş olup düzdü. Bu mağara taşın gövdesine kuzeyden başlayarak güneye doğru oyulmuşa benziyordu. Bu oyuk 5,6 metre güneye doğru devam ederdi. Köylüler mağaranın yer altından daha çok uzağa gittiğini ve fakat ilerde daraldığı için geçmek mümkün olmadığını söylüyorlardı. Mağaranın kenarlarındaki oyuklarda ince uzun bal mumundan yapılmış kilise mumları bulunuyordu. Bunları her halde civar Bulgar köylüleri gizli gizli koymakta idiler.

Gerek taşın adından gerek mum koyma işaretlerinden bu taşın Hıristiyanlık devrinde mukaddes bir mevki olduğu anlaşılıyor. Babu ihtiyar Bulgar kadınlarına verilen isimdir . Babu taşından biraz aşağıda ve dere içine yuvarlanmış olduğu fark edilen büyükçe yuvarlak bir kaya daha vardı. Bu kayanın bir yüzünde yarı beline kadar oyulmuş bir insan şekli nazarı dikkati çekerdi. Bu şekil insan vücudundan daha büyük ölçüdedir ve içeri doğru oyulmuştur. Başından yarı beline kadar kayanın üzerinde kalan bu oyulmuş vücudun alt kısmı kayanın kırılan parçalarıyla birlikte kaybolmuştur. Halk buna dair bir hikayede icat etmiştir.

Vaktiyle bir çoban varmış. Erenlerdenmiş . Bu taşa dayanmış, çantasını da yanına koymuş. Taş hamur gibi yumuşamış ve çobanın kalıbı olduğu gibi bu kayaya çıkmış .Bunlar pek kaba saba şeyler olduğundan çok eski bir tarihi devre ait ve belki de taş devrinde yapılmış eserler olmaları muhtemeldir.

F: Hacatlar taşı. Mayadağ arazisi içinde mukaddes tanına diğer büyük bir kayadır. Bu taş bir tepe üzerinde olup buraya da Hacatlar tepesi derlerdi. Burada ara sıra mumlar yakılırdı. Buradan başka hayli uzakta İzvor arazisi içinde Deliki taş denilen bir kaya daha vardır. Burada senenin belli zamanlarında toplantı yapılırdı. Bu toplantılara Hıristiyanlarında iştirak ettikleri olurdu. Toplantının hedefi şuydu. Kayada küçük amma ancak bir insanın zorla geçebileceği kadar delik vardı.Bu deliğin vaktiyle koyun çobanı tarafından açıldığına inanılırdı. Çoban bu havalide koyun otlatırken sürüsüne bir hastalık gelmiş, nihayet elinde bir tek koyun kalmış. Çoban bu vaziyetten müteessir olmuş, dertli dertli bu kayanın yanına gelerek değneği ile kayaya vurmuş. Bu delik açılmış. Açılan delikten elinde kalan tek koyunu geçirmiş.Bu koyun hastalığa tutulmamış ve az zamanda koyunlar üremiş ve çoban eski sürüsüne sahip olmuş. İşte bu kayadan kadın çoluk çocuk geçerlerdi .Geçmekte müşkülat çeken olursa halk tarafından silah atılırdı .Delikten geçmeyen insanlar günahkar olduklarına inanılırdı .Buradan kederli insanlar ,çocuğu olamayan kadınlar, üremesi için hayvanlar ve ipek böceği tohum kutuları geçirilirdi Bunlara benzer bir hadise de Manisa da Haki Baba tekkesinin bahçesinde geçmektedir. Burada geçilen yer olmayıp iki ihtiyar selvinin arasıdır.

(1.Ağnamak hayvanların yere sırtlarını sürterek yuvarlanmasıdır.

SON
. (Bu çalışma 1950 yılına aittir.BU çalışma fotokopilerden aynen kopya edilmiş olup bazı sayfalar hakkında siyah yazı ile notlar verilmiştir. Bu çalışmada yazarın o zaman göre kayıtları çok önemli olup bu toplum ile tüm bilgileri vermemektedir. Yazarın bu kökenli olduğunu sanıyoruz. Toplumun sünnileşmiş bir ferdi olduğu ama kökenini olduğu gibi aktaran bir kişi olarak algıladım. )
AŞAĞIDAKİ ÇALIŞMA BENİM ARAŞTIRMALARIMDAN KISA ÖZETTİR.EKSİKLERİ ve YANLIŞLARI BİLDİRİN.

SARI KEÇELİ TÜRKMENLERİ.


Yunanistan’ın Selanik iline bağlı Vardar nehri yakınında bulunan Gevgeli (ilçesi) Nutya Kara Sinanlı,Alçaklar ,Vodina, Kılkış , Mayadağ ,Poroy (poroi) köylerinden mübadele ile göç edilmiştir. Bu gelen toplum Tekirdağ iline bağlı Şarköy ilçesine ,Uçmak dere,(Kara Sinanlı ,Gevgeli)Gazi köy,Hoş köy,Kirazlı,Çınarlı(hane olarak birkaç hane civarında),Yukarı Kalamış,Aşağı Kalamış,(Mayadağ) Mürefte, İğdeli bağlar,Eriklice köylerine yerleştirilen bu Balım Sultan Bektaşi si kökenlilerin 1924 yılında mübadele ile buralara yerleştirilmişler. Tamamı Yunanistan dan gelmişlerdir. Sahile yakın köylere yerleşmişlerdir. Bu köylerde aynı yöreden gelen Kara ovalıların sünni olduklarını söylüyorlar. Halk Kara ovalıları Pomak olarak bilinmektedirler. Yine toplu olmak koşulu ile İstanbul ,Bursa ;İzmir ,Balıkesir,Çanakkale ,Edirne ve Kırklareli de yerleşmişlerdir. Bu yerleşim yerlerinde bulunanlardan hala Bektaşiliğe devam edenler mevcuttur.

Bu topluma SARI KEÇELİ lakabı giysilerindeki sarı renklerden dolayı verilmiş. Kadınları PÜRGÜ denilen bir tür örtü örtünüyorlarmış.

Yunanistan a Konya Karamana dan göç ettirildiklerini söylüyorlar. Bu göçün tarihi kesin olmamakla beraber Yavuz Sultan Selim zamanında olduğu söylenmektedir. Halk arasındaki söylentilere göre Çaldıran zaferi sonrası sürüldükleri sanılıyor. Pek çoğu kendi toplumlarının lakabını maalesef bilme mektedirler. Çoğunlu hala köylerde bulunanların Yunanistan dan geldikleri yerler ile anılmaktadırlar. Diğer Bektaşi gurupları gibi Horasan kökenli olduklarını söylüyorlar. Nutya köyü bu toplumun kalabalık olarak bulunduğu köylerden imiş. Nutya köyünde Baba Halka yatır ile adını hatırlayamadıkları bir yatırında varlığından söz edilmektedir.

Bizim sözlü kaynaklardan tespit ettiğimiz kadarıyla 24 haziran 1924 tarihinde Tekirdağ’ın Şarköy ilçesine bağlı Uçmakdere köyüne büyük bir topluluk olarak geldikleri kesin olarak söylenmektedir. Geldiklerinde her yeşillikler içinde kirazların olma mevsimi imiş.

Uçmak dere köyü ilk zamanlarında 700 haneye ulaşan bir muhacir akınına uğrar. Zaman ile burada yukarıda belirttiğimiz yerlere göçler oluşur.

1975 yılına kadar Sarı Keçeli Türkmenleri Bektaşi yolu erkânını kendi aralarından yetiştirdikleri mürşitler ile yürütmüşlerdir.1975 yılında Şarköy e bağlı Eriklice Köydeki Ali Baba Hakka yürüyünce Sarı Keçeliler mürşitsiz kalmışlardır. O zamanlar Tekirdağ’ın Kılavuzlu köyüne gelip giden İstanbul da ki Bektaşi Babalardan Avni Özöz buraya geçiçi olarak ta olsa bir mürşidin gitmesi için Kılavuzlu köyündeki üç mürşide teklif eder. 1983 yılında Halife olan Cafer Baba ve Hüseyin Baba kendi aralarında o yıllarda yeni Baba olan Halil Tiryaki babanın genç olduğu için görevi ona devrederler.

1975 yılından 2001 yılına kadar aralıksız Sarı Keçe Türkmenlerine mürşitlik etmektedir.

Bu toplum kendi arasında 1975 yıllarından evvel hızlı bir şekilde Bektaşi erkanından uzaklaşması Halil Tiryaki Babanın günümüze kadar çok zor şartlarda hizmet yapmasına yol açmıştır. Toplum kendi bireylerinden çekindiği için etraf köylerin de artan baskıları ile yeni lider yetiştirememiş dıştan gelen mürşitlere bağlı kalmıştır.

Kaynak kişi.Halil Tiryaki.1929.ilkokul.Tekirdağ Kılavuzlu.

Mustafa Aslantaş. Şarköy/Yukarı Kalamış.1936.İlkokul

Kadir Çoşkun. 1948.Şarköy/Uçmak dere .İlkokul.
Resmi olarak mübadele yapıldığı kayıtlara geçmiş Mayadağ kökenlilere ait veriler aşağıdadır. .Adı verimeyen iskele nin büyük bir ihtimalle Tekirdağ olması gerekemektedir.

Mayadağ ilçesindeTürkiye vapuru ile 12.06.1924 tarihinde adı verimeyen iskeleye 1366 kişi getirilmiş.


Yenice ,Langaza kazası ve Mayadağ , ilçelerinden İsmet Paşa Vapuru ile tarihinde Tuzla iskelesine 2250 kişi getirilmiş. (1.)

Dostları ilə paylaş:
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə