2. kavramsal çERÇeve



Yüklə 294,82 Kb.
səhifə1/5
tarix28.11.2017
ölçüsü294,82 Kb.
#33181
  1   2   3   4   5

1. GİRİŞ

Çevre ve Şehircilik Bakanlığının kurulması ve eski TOKİ başkanının Bakanlığın başına getirilmesiyle de kentsel dönüşüm Türkiye’nin en önemli gündem maddesi haline gelmiştir. Sağlıklı ve güvenli bir yaşam alanı oluşturmak adına 8 milyon konutun yenileneceği (yıkılıp yeniden yapılacağı) hükümet tarafından dile getirilmektedir.1 2004 yılında hazırlanan Kentsel Dönüşüm Yasası taslağı da en son haliyle 2010 yılında TBMM’ne getirilmiş, alt komisyondan geçerek meclis gündemine alınmıştır. 2011 yılında yaşanan Van Depremin ardından afet vurgusu artırılarak adı değiştirilen "Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun” kamuoyunda yeterince tartışılmadan, ilgili toplumsal kesimlerin, bilim adamlarının ve meslek odalarının görüşü alınmadan sadece emlak ve inşaat sektörünün ile medya kuruluşlarının desteğiyle hızla yasallaşmıştır. Bununla birlikte çok önemli toplumsal, mekansal ekonomik ve çevresel sonuçları bulunan ve toplumun geniş (özellikle de güçsüz ve yoksul) kesimlerini etkiyecek olan kentsel dönüşüm politikasının ve uygulamaların kamuoyunda tüm boyutlarıyla tartışılması ve değerlendirilmesi gereklidir. Bakanlık yasa yapım sürecinde önemsemediği toplumsal desteği sağlamak adına –yasanın içinde de kentsel dönüşüme ve afetlerle ilgili tanıtıcı ve eğitici faaliyetler adı altında yer verdiği şekliyle- halkın afet riski konusundaki hassasiyetini ve ülkenin özel durumunu kullanarak kentsel dönüşüm propagandası yapmaya yönelmiştir.2

Bu çalışmada yaşanabilirlik ve güvelik adına yürütülen ve en son yasa taslağıyla kapsamı, ölçeği genişletilen ve idareye sınırsız yetkilerin tanındığı kentsel dönüşüm uygulamalarının kentlerin toplumsal ve mekansal yapıları üzerindeki etkilerinin irdelenmesi amaçlanmaktadır. Dünyadaki kentsel dönüşüm uygulamaları ve yeni kentsel politikalar ışığında Türkiye’nin kendine özgü dinamik ve süreçleri ele alınacaktır.

2. KAVRAMSAL ÇERÇEVE

2.1. Kentsel Dönüşüm Kavramı üzerine

Kent mekanı sürekli bir değişme ve dönüşme baskısı altındadır. Modern kapitalist kentlerde bu değişim ve dönüşüm çok daha hızlı gerçekleşmektedir, gelişmekte olan ülkelerin kentleri ise daha da hızlı büyümekte ve dönüşmektedir. Kentlerde yaşanan dönüşümler temelde üretim ilişkilerine ve örgütlenmelerine bağlı olarak mekânsal örgütlenmede gerçekleşen değişimleri yansıtmakla birlikte kentlerin öznel ekonomik ve toplumsal koşuları içinde oluşan mekânsal değişimleri de içermektedir. Bu anlamda “her kent her an yeniden üretilmektedir.”3

Türkiye kentleri son 40 yılda çok hızlı ve geniş çapta büyümüştür. Türkiye kentlerinde 1980’li yıllara kadar altyapı ve kaynak yetersizliği (altyapı ve ulaşım ağının geliştirilememesi ve genişletilememesi) kentsel gelişmenin mevcut altyapılı arsalar üzerinde yapıların sürekli olarak yıkıp yeniden yapılarak gerçekleşmesine, kent merkezlerinin dikeyde yoğunlaşması neden olmuştur. Bu anlamda 1990 yıllara kadar parsel ölçeğinde piyasa eliyle (küçük sermayeli müteahhitler tarafından yürütülen) tekil yenilemelerin baskın olduğu söylenebilir. Kamu gücü ve kaynakları kullanılarak gerçekleştirilen kentsel yenileme uygulamaları ise 1980’li yılların sonunda ortaya çıkmıştır/belirmiş, 2000’li yılların ikinci yarısında en önemli kentsel politikalardan biri haline gelmiştir. /yaygınlık kazanmıştır.

Kentsel dönüşüm planlama yazınında kentsel mekana gömülü ekonomik, politik, toplumsal, kültürel ilişkilerdeki dönüşümleri anlatmak için kullanılmakta, mekandaki daha kapsamlı ve yapısal değişimleri ifade etmektedir.4 Bununla birlikte literatürde bir mekansal müdahale aracı ve kamu politikası olarak kentsel dönüşüm (urban transformation) kavramı ise yoktur. Peki o zaman 2000’li yıllar sonrasında gündemimize giren ve en önemli kentsel politika olarak sunulan kentsel dönüşüm” ile anlatılmak istenen nedir, bu politikanın kentsel yenilemeden farkı nedir? Üzerinde çok tartışılan bu “moda” sözcüğün literatürdeki karşılığı neye denk gelmektedir, kavramsal bir içeriği var mıdır?5 Belki kentsel yenileme (urban renewal) ile kentsel yeniden canlandırma (urban regeneration) arasında yapılacak bir ayrım kentsel dönüşüm kavramının içeriğine ve kaynağına/kökenine ışık tutabilir. Böyle bir ayrım refah devleti politikalarından biri olan toplumsal öncelikli kentsel yenileme programları ile yeni kentsel politikalar çerçevesinde 1980’lerde ortaya çıkan kent ekonomilerinin canlandırılmasının ve karın ön planda olduğu prestij alanları yaratmaya yönelik çok işlevli mekânsal yeniden üretim uygulamaları arasındaki farkı da yansıtabilir.

Sezai Göksu kentsel yenileme müdahalelerinin kentsel dönüşüm söylemi altında yeni bir yaklaşım gibi sunulmasına dikkat çekmektedir.6 Son dönemlerde kentsel dönüşüm kavramının sadece yıkıp yeniden yapmaya indirgenmek istenmesine karşın, kentsel yenileme Avrupa kökenli (Avrupa’da bu yüzyılın başlarından itibaren uygulanmaya başlayan ve sosyal refah devleti politikalarının mekânsal boyutunu oluşturan) geniş kapsamlı bir mekânsal müdahale programıdır.7 Plancılar tarafından uzun zamandır beri planlarda önerilen ve uygulanan kentsel merkez ve yapılı çevrelere yönelik çok çeşitli politikaları ve müdahale araçlarını içermektedir.8 Bununla birlikte üç temel eylem biçiminden oluştuğu söylenebilir: kentsel sağlıklaştırma, kentsel koruma ve kentsel yeniden geliştirme. Kentsel sağlıklaştırma, eskimiş, altyapısı yetersiz kalmış, günün ihtiyaç ve koşullarına cevap veremeyen yapılı bir çevrenin sınırlı yatırımlarla fiziksel koşullarının iyileştirilmesidir. Fiziksel yapının yanında ekonomik faaliyet ve yaşamın iyileştirilmesi ve canlandırılması yeniden canlandırma (urban revitalization) kapsamına girmektedir.9 Yeniden geliştirme (urban redevelopment) büyük ölçüde yıkıp yeniden yapmayı anlatmaktadır. Kentsel koruma yapıların ya da kentsel bir alanın mimarlık değerleri, sembolik olarak kimliğe yaptığı atıflar ya da özgün dokusu nedeniyle mevcut yapılarını ve fiziki dokusunu koruyarak yenilemedir.10

Kentsel yeniden canlandırma ise (urban regeneration) anglo-sakson kökenli bir kavram olup, daha canlı kullanımlar yaratmak amacıyla hem boş alanların kentleşmesini hem de yapılaşmış alanlarda yenilemeyi içerir.11 Kentlerin yeni imajlarına uygun, çekiciliklerini artırmaya yönelik yeni ekonomik işlevleri getirmeyi hedefleyen geniş alanları kapsayan mekan üretme politikasıdır. Bu anlamda 1980’lerden sonra ortaya çıkan boşaltılmış, atıl ve çöküntü haline gelmiş alanlarda öncü (flagship) projeler gerçekleştirerek, yeni prestij ve konut alanları yaratarak ekonomik canlanmayı sağlamayı hedefleyen çok sektörlü (konut, eğlence, iş merkezi bir aradalığına dayanan) yenileme uygulamalarıyla örtüşmektedir. Bununla birlikte yeni sağ politikalarla birlikte bu dönemdeki büyük ölçekli kentsel işlev çeşitliliği içeren kentsel yenileme uygulamaları kamu yararından çok yatırımcısının karını ön plana çıkaran projelerden oluşmaktadır. Kent merkezinin daha yoğun kullanılmasına, yeniden değerlendirilmesine yönelik kentsel tasarımı ön plana çıkaran, ilk kez İngiltere’de resmi belgelerde kullanılmaya başlanan kentsel yeniden doğuş (Kentsel Rönesans) kavramı da 1980 sonrasının kentsel yeniden üretim süreçleriyle ilişkilidir. Kentsel bir mekanın üst sınıflar tarafından ele geçirilmesini anlatan soylulaştırma (gentrification) da kentsel yenileme süreçleri (özellikle de 1980 sonrasındakiler) özünde alt sınıfların yerinden (kent merkezinden) edilmesini barındırdığından ve büyük ölçekli tahliyelere neden olduğundan son dönemde çok sık kullanılan bir kavramdır. Devlet öncülüğünde soylulaştırma

Sonuç olarak literatürde kavramsal karşılığı bulunmayan ülkemize özgü bir mekana müdahale aracı olarak “kentsel dönüşüm” kavramı yasalarda ve uygulamalarda kırsal alanların kentsel alana, boş alanların yapılaşmış alanlara dönüşümünü (development) de içerecek şekilde kullanıldığından kentsel yenilemeden daha geniş bir içeriğe sahiptir. Bununla birlikte “dönüşüm” kavramının hiç bir yasal düzenlemede tanımı yapılmamış, içeriği, hedefleri açıklanmamıştır, bütüncül bir şekilde hedefleri, kapsamı, araçları, örgütsel yapısı birlikte ele alınmamıştır. Fiili uygulamaları yasallaştırmak ve idarelere yetki vermek, var olan yetkilerini (özellikle de özel mülkiyete müdahale yönündeki) artırmak üzere yasal düzenlemelere konu olmuş, her bir yeni düzenleme ile de kapsamı genişletilmiştir. En son yasayla da tüm ülke toprakları, sit alanları, tarım alanları, meralar, zeytinlikler, ormanlar gibi özel yasalarla koruma altına alınmış tüm doğal ve kültürel değerler kentsel dönüşüme konu edilmiştir.

Tablo 1. Kentsel Yenilemeye ilişkin kavram ve mekânsal politikalar

Kentsel yenileme urban renewal

geniş bir müdahale programı

(geniş çaplı işlev değişikliği içermeyen)


Temel politikalar




Sağlıklaştırma, iyileştirme

rehabilitation

Koruma

conservation, preservation

Yeniden geliştirme (yıkıp yeniden yapma)

Redevelopment


Alt politikalar




Eski dokuda parsel bazında yeni bina yapımı


infill development

kentsel sağlamlaştırma/güçlendirme

urban strengthening

kentsel bezeme

yapının orijinal yapısını ve kimliğini devam ettirecek şekilde korunması, konsalidite edilmesi

peyzaj elemanları ve kent mobilyaları kullanımıyla tarihi bölgelerin yeniden canlandırılması


urban refurbishment

yeniden yerleştirme

urban relocation

Kentsel dönüşüm

(önemli işlev değişiklikleri içeren)

urban regeneration?

Kentsel canlandırma

Urban revitalization

kentsel yeniden doğuş

tarihi kent dokularının kentsel tasarım

ön plana çıkarılarak yeniden canlandırılması


urban renaissance







soylulaştırma



gentrification


2.2. Yeni Kentsel Politikalar ve Kentsel Dönüşüm

Yeni ekonomik stratejiler

Ekonomik büyüme ve istihdam yaratma stratejisi

Kültür temelli bir kent ekonomisi-kültür endüstrisinin oluşumu

Kentsel mekanın özel grupların kontrolüne girmesi

“Her dönüşüm kent sel mekanda rant yüzeylerinin yeniden biçimlenmesine neden olacaktır. Bu yeniden dağıtım da genel de kentin güçsüz kesimlerinin kaybına olacaktır“tekeli belli alanlar değerlenirken diğerleri değer kaybetmekte


1970’lerde yaşanan ekonomik krizin ardından yaşanan “sanayisizleşme” süreciyle üretimin sanayileşmiş ülke kentlerinden çeper ülkelere gitmesiyle sanayide istihdam edilen işgücününün işsiz kalması, buna ek olarak yeni liberal politikalar doğrultusunda refah devleti uygulamalarının ve toplumsal güvenlik mekanizmalarının erozyona uğratılması sonucu artan toplumsal yoksullaşma Batı Avrupa ve Kuzey Amerikanın kentlerinde çöküntü alanlarının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Ayrıca kentlere sanayi üretiminin yerine kültür, sanat, eğlence, turizm gibi yeni işlevlerin yüklenerek yeniden canlandırılması çabaları da büyük ölçekli kentsel yenileme projelerini hem ulusal hem de yerel yönetimlerin gündeminin ön sıralarına taşımıştır. 20. yüzyılın son yirmi yılındaki yeni kentsel politikalar yapılı çevrenin kentler arasındaki rekabette belirleyici olduğu düşüncesiyle hareket kabiliyeti arttığı öne sürülen sermayeyi çekmek üzere kentlerin fiziksel anlamda çekici hale getirilmesine yönelmiştir. Mekan kentin işlevinin ve imajının oluşturulmasında veya yenilenmesinde bir araç olarak kullanılmaya başlanmıştır. Expo, kültür kenti kutlamaları, olimpiyat oyunları gibi mega olaylar kente yeni bir ekonomik rol tanımlanması ve kentsel mekanın dönüştürülmesi, küreselleşen ekonominin ihtiyaçlarına uygun yeni kent kimliğinin oluşturulması için fırsat olarak görülmektedir.12 Bu anlamda“girişimci” yerel yönetişim kentsel yaşam koşullarını iyileştirmekten çok yeni mekanlar inşa edilmesine yönelik ekonomik gelişmelerle ilgilenmektedir.13 Yerel kalkınmanın, ekonomik rekabet gücünün öne çıktığı “girişimci kent” kapitalist gelişimin en son aşamasında yaşanan dönüşümün ve bununla ilişkili toplumsal süreçlerin hem ürünü hem de koşuludur.

Ulus devlet neo-liberal politikalar doğrultusunda yerel yönetimleri de kendisini yeniden yapılandırmış, yerel yönetimlerin yönetim yapılarını, maliyelerini ve politikalarını dönüştürmüştür. Hem refah devletine ilişkin hizmet ve harcamalarda kısıntıya gidilmesi, hem de yerel yönetimlere aktarılan kaynakların azaltılması yerel yönetimleri önceliklerini toplumsal hizmetlerden ekonomik politikalara kaydırmaya, kendi olanaklarıyla ekonomik canlılıklarını koruma yollarını aramaya yöneltmiştir. Emeğin yeniden üretimini merkeze alan bir yaklaşımdan sermayenin yeniden üretimine öncelik veren kent işletmeciliği ve girişimciliği temelli bir kent yönetim modeline geçilmiştir.14 yerel yönetimler bir yandan merkezden aktarılan kaynakların kısıtlanmasıyla toplu tüketim alanındaki sorumluluklarını terk etmeye zorlanırken, diğer yandan yetkiler sınırlanarak özel sektörle işbirliğine gitmeye yönlendirilmiştir. Sermaye kesimin kentsel politikalarının şekillenmesindeki ve uygulanmasındaki rolü artmış; piyasa tarafından yönlendirilen kalkınma stratejileri ön plana çıkmıştır.


Kentlerin fiziksel çekiciliklerinin artırılarak sermayeye ve turistlere, nitelikli küresel işgücüne pazarlanmasına yönelik politikaların ortaya çıkışı ile sermayenin aşırı birikim krizine girerek yeni yatırırım alanlarına ihtiyaç duymasının aynı dönemlere denk düşmesi dikkat çekicidir. Sermayenin yeniden üretiminde mekanın yıkılıp yeniden üretilmesi önem kazanmıştır.Kentsel taşınmazların yeniden üretimi ile sermayenin yeniden üretimi arasındaki ilişki değişmiştir. Sermaye son krizle birlikte mekan üretimine kaymıştır, mekan aşırı birikimin akacağı alan haline gelmiştir. Harvey, sermayenin mekana, uzun dönemli yatırımların olduğu ikincil çevrime kayması, Böylece mekanın kendisi tamamen metalaştırılarak sermaye tarafından üretilen, alınıp satılan bir piyasa malına dönüştürülmüştür. İnsanların yaşam alanları olarak kullanım değeri açısından önem taşıyan kentsel alan artık sermaye için değişim değeri taşıyan bir meta, bir birikim alanıdır. Kentsel mekanın kullanım değeri ve değişim değeri arasındaki bu çatışma ise kentsel çelişkilere, gerilimlere, kutuplaşmalara, toplumsal muhalefet ve hareketlere neden olmaktadır. Castells ????smith, harvey
Kentsel taşınmazın yeniden üretimi, mülkiyet ilişkilerinin yeniden üretimini içermektedir. Mülkiyet ilişkilerinin yeniden üretimi ise toplumsal ilişkilerin yeniden üretimiyle ilişkilidir. Buna karşılık kentsel taşınmaz üretiminin her biçimi toplumun yeniden üretiminde aynı düzeyde etkili değildir. Kentsel taşınmaz ile ilgili mülkiyet ilişkilerinin, toplumsal ilişkilerin yeniden üretimi ile ilgisinin ve eklemlenmesinin nasıl olduğu farklı ülkelere göre değişmektedir.15 türkiyede anlamlı olduğu söylenebilir Devlet, mülkiyetin mekanda yeniden dağıtılması sürecinde üst sınıflar lehine rol üstlenmektedir. Kurtuluş
Castells1970’lerde kenti emeğin yeniden üretildiği kolektif tüketim alanı olarak tanımlamış, devletin aktif rol üstlendiği bu alanlardan (eğitim, sağlık, toplu taşıma, sosyal konut, yeşil alanlar, kentsel hizmetler) çekilmesinin neden olacağı kentsel çelişkiler üzerinde durmuştur. 16
Neil Smith kentsel yenileme politikalarında devletin değişen rolüne dikkat çekmektedir.17 Yeni kentsel politikaları, devlet, sermaye ve emek arasındaki ilişkilerin değişimi çerçevesinde açıklar. Devlet artık sermayeden yana tavrını açıkça ortaya koymakta, sermaye ile emek arasında arabuluculuk eden bir konumu terk ederek kendini mekansal temelli saf bir ekonomik aktör olarak tanımlamaktadır. Devletin emeğin yeniden üretimindeki rolünden vazgeçmesiyle kentsel ölçek de kolektif tüketim alanı olarak emeğin yeniden üretimindeki gücünü yitirmiştir. Artık kent emeğin yeniden üretildiği tüketim alanı değil, kentsel mekanların üretimine dayanan bir üretim alanıdır.Böylece kentsel ölçek köklü bir biçimde yeniden tanımlanmaktadır. Bu doğrultuda kentsel yenileme kentsel politikanın hedeflerinden biri haline gelmiş, ölçeği ve coğrafi kapsamı dikeyde (sadece büyük şehirler de değil küçük şehirlerde de) ve yatayda (az gelişmiş ülkelerde) genişlemiş, içeriği (çok sektörlü yenileme) çeşitlenmiştir. kentsel toplumsal hizmetlerden geri çekilmesinin
Neil Brenner da yeni sağ politikalarla birlikte ulus devletin zayıfladığı ve kamu gücünün aşındığı savına karşı çıkar.18 Devlet, hem ulus-altı hem de ulus-üstü ölçeklerde yeni kurumlar ve düzenleyici biçimlerle yeniden üretilmekte, sönümlenmemekte sadece nitelik değiştirmektedir.19 Aslında ulus devletler geleneksel gelir ve refah paylaşımına yönelik toplumsal içerikli bölgesel politikalarından geri çekilirken, stratejik ulus-altı mekanları ekonomik canlanmanın kilit noktaları olarak öne çıkaran yerel siyasetin yeni biçimleriyle daha güçlü bir şekilde geri gelmektedir. Yeni kentleşme politikaları, post-fordist sanayileşme biçimi için yeniş sanayi mekanlarının inşasının yanında kentsel ve bölgesel mekanı üretici bir güç olarak harekete geçirecek yeni devlet mekanlarının üretimini de gerektirir. Bu çerçevede kentsel yenileme programları merkezi yönetimin mali ve siyasi desteğiyle gerçekleşmektedir. Ulus devlet, Ulusal kaynakları kentler ve bölgeler arasında eşit bir şekilde dağıtmak yerine belli kentleri küresel ekonomide öne çıkarmak adına öncü projeler ve prestijli kentsel yenileme programlarını yürütülmesi için ulusal kaynakları seferber etmektedir. Böylece ulusal kaynakların küresel ekonomiye eklemlenme potansiyeli taşıyan az sayıdaki kent (çoğunlukla da bir kent) üzerinde yoğunlaştırılmaktadır. Devlet, kentsel yenileme projelerinde daha önce hiç olmadığı kadar etki ve aktif bir rol üstlenmektedir. Ancak bu rol geniş toplumsal kesimlere refahın paylaştırılması için değil sermayenin yeniden üretimine hizmet etmek içindir.

ABD’deki yeni kentsel yenileme projeleri çok daha girişimci ve toplumsal sonuçları açısından çok daha yıkıcı ve dışlayıcıdır. Neil Smith yeni ABD kentini “rövanşist kent” olarak tanımlamaktadır.20 Kıta Avrupa’sında ise geçmişten gelen güçlü refah devleti geleneği yeni liberal politikalara daha yumuşak bir geçişi olanaklı kılmıştır. Bununla birlikte yerel yönetimler konut ve yapı üretimini bir toplumsal hizmet olarak görmekten vazgeçerek yüksek rant getirisi olan projelere yönelmiştir. Düşük gelirli kesime yönelik kiralık toplumsal konut üretiminden daha üst gelir grubuna mülk konut üretimine geçilmiş, farklı toplumsal grupların bir aradalığı sloganıyla marjinal ve yoksul kesimlerinin yaşam alanlarına orta ve yüksek grupların çekilmesi amaçlanmıştır. Kentlerin satılması ve pazarlanmasının bir aracı olarak, nitelikli işgücü ve sermaye eliti ile turistleri çekmek için alışveriş, kültür ve konferans merkezleriyle bir bütün prestijli konut alanları üretilmeye başlanmıştır.21 Emeğin yeniden üretimini merkeze alan bir yaklaşımdan sermayenin yeniden üretimine öncelik veren kent işletmeciliği ve girişimciliği temelli bir kent yönetim modeline geçilmesi Avrupa kent yönetimlerini ABD kent yönetimlerine yaklaştırmıştır.


3. TÜRKİYE’DE KENTSEL DÖNÜŞÜM

Türkiye’de yaşanan süreç, dünyada ve özellikle Batı’da gözlenen genel eğilimden çok farklı olmamakla birlikte, Türkiye’nin ve kentlerinin kendine özgü dinamikleri vardır. 1980 sonrasında yeni-sağ söylemin ülke politikasındaki hakimiyetiyle birlikte ithal ikameci büyüme stratejisi bırakılarak dışa açık büyüme stratejisi benimsenmiş, sanayileşmeye verilen öncelikten ve devletin bu alandaki rolünden vazgeçilmiştir. Bu önemli bir sonucu olarak da hem devlet hem de özel sektör kentsel yatırımlar gibi üretkenliği olmayan sektörlere yönelmiştir. Böylece kentsel rantlar daha da önem kazanmıştır.22

Logan ve Molotch’un kentsel gelişmeyi açıklamak için kullandığı “büyüme motoru” metaforu ve büyüme koalisyonu yaklaşımı23 Türkiye kentlerin genelini çok iyi tanımlamaktadır. Kentlerin (ve devletin) ekonomileri neredeyse tümüyle kentsel rantların üretimi ve paylaşımı üzerine kurulmuştur. Kentsel siyasal mücadelelerin büyük bir kısmı da kentsel rantların paylaşımıyla ilgilidir. Toprak rantının yüksek getirili ve güvenceli bir gelir kaynağına ve çekici bir yatırım fırsatına dönüşmesi toplumun geniş kesimlerinin çeşitli biçimlerde bu ranttan pay alma isteklerini güçlendirmektedir.

Türkiye kentlerinin öznel dinamiklerini anlayabilmek için 1980’ler öncesindeki kentleşmenin niteliğine ve kentsel dönüşümün aktörlerine bakmak gerekir. Yeni liberal politikalar ve yapısal uyum programlarıyla tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de kentsel dönüşümün ölçeği, niteliği ve aktörleri değişse de, üretilen kentsel çevreler ve konut üretim ilişkileri/biçimi/ açısından aynısını söylemek olası değildir. Bir anlamda Türkiye kentleşmesine ve konut üretim biçimine damgasını vuran “yap-satçı zihniyet” büyük kentsel dönüşüm projelerinde “kendini yeniden üretmiştir”. 24



3.1. 1980’ler öncesi kentsel dönüşüm-Emeğin kentleşmesi

Batı’dan farklı olarak refah devleti döneminde devletin toplumsal harcamaları çok sınırlı kalmıştır. Planlı kalkınma döneminde kentsel yatırımlar üretken olmayan sektör ve kalkınma çabalarının önünde bir engel olarak görüldüğünden kıt kaynakların sanayi yatırımlarına yönlendirilmesine öncelik verilmiş, devlet kentleşmenin ve özellikle kırdan kente yoğun göçün getirdiği sorunların çözümünde ve ulaşım konut, altyapı gibi gereksinmelerin karşılanmasında aktif bir rol ve sorumluluk üstlenmemiştir. Emeğin yeniden üretimine yönelik yatırımlar en alt düzeyde tutulmuştur.25 İmar planlarıyla arazi kullanım kararlarının belirlenmesi dışında kentsel alana sistemli/anlamı bir müdahalede bulunmamıştır (sürekli yapılan plan değişiklikleri ve artırılan kat yükseklikleri ile bu kararların sistemli olduğu söylenemez) Bu kapsamda kentsel mekan ve yapı üretimi de piyasa koşulları ile bireysel çözümlere terk edilmiştir. Tarık Şengül bu dönemi “emeğin kentleşmesi” olarak tanımlarken, 1980 sonrasını ise “sermayenin kentleşmesi” olarak kavramsallaştırmaktadır.26


Kısıtlı kamu kaynakları nedeniyle sınırlı bir alana kentsel altyapı götürülebilmiştir. Bu sonucu olarak da kent altyapı ve ulaşım hizmetlerinin genişletilebildiği belli sınırlar içinde büyümüş, kent içindeki mevcut altyapılı arsalar üzerinde yıkıp-yeniden yapma süreçleriyle kent sürekli olarak dikeyde yoğunlaşmıştır.27 Sosyal donatıları eksik, kentsel mekan kalitesi düşük, yüksek katlı yoğun yapılaşma ortaya çıkmıştır. Batı’da orta ve üst sınıflar kent dışına, banliyölere kaçarken, Türkiye’de kent merkezinde kalmış. tersine kent çeperine kırdan göçen yoksul sınıflar yerleşmiştir. Kentin yayılamaması toplumsal sınıfları mekanda yakınlaştırmış, birbirleriyle mekânsal ve toplumsal temasını olanaklı kılmıştır.28
Bu dönemde kentsel toprak rantının dağılımı ve denetimi merkezi yönetimin sorumluluğundadır (her ölçekteki imar planları onama yetkisi İskan Bakanlığındadır). Bununla birlikte varolan mülkiyet ve taşınmazların yeniden üretim ilişkileri kentsel topraklardaki mülkiyet ve kullanım haklarından emekçi sınıfların ve orta sınıfın göreceli pay alabilmesini mümkün kılmaktaydı.29 Orta sınıf arsa sahipleri kat mülkiyeti ilişkileri içinde konut etim sürecine dahil olarak yaratılan kentsel ranttan pay alabilirken, gecekondu sahipleri de hazine arsaları üzerine inşaa ettikleri konutların önce kullanım hakkını, arda arda çıkarılan af kanunlarıyla da arsanın mülkiyetini elde ederek arsa sahibi orta sınıflarla aynı şekilde taşınmazların yeniden üretim sürecine dahil olmuşlardır.
Yüklə 294,82 Kb.

Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4   5




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin