Abdal (Bak. Fütüvvet)



Yüklə 2,51 Mb.
səhifə11/52
tarix27.12.2018
ölçüsü2,51 Mb.
#86799
1   ...   7   8   9   10   11   12   13   14   ...   52

ÇİNİDEN AŞAĞI YATANLAR (Bak. Baltacı)M.Sertoğlu.

ÇİNİDEN YUKARI YATANLAR (Bak. Baltacı)M.Sertoğlu.

ÇİNİLİ KÖŞK Gülhane parkının cadde tarafında yanyana olan üç kapıdan herhangi birinden girip hemen en sağdaki yoldan yukarı çıkılınca, solda, Eski Eserler ve Arkeoloji müzelerinin arasındaki meydana gelinir ki Çinili Köşk bunun sonunda ve solundadır. Fâtih Sultan Mehmed'in 1472 yılında Halic'e nazır olarak yaptırdığı bu bina plân ve inşa itibariyle pek nadir, kıymetli eserlerdendir. Halen mevcut olan, çinileri emsalsiz değerdedir, îçi, ortasında, büyük kubbe altında bulunmak üzere iki tarafı eyvanlı bir salon, bunun dört köşesinde yine kubbeli birer oda ve Gülhane parkına doğru dört köşeli bir çıkıntıdan ibarettir. Eski metinlerde görülen Sırça Köşk veya Sırça Sarayı adları, binanın dışını süsleyen mozaiklerle içini kaplayan firuze rengi çinilerden gelmektedir. Fakat, bugün, bunların büyük bir kısmı yok olmuştur. Köşkün, on dört mermer sütunlu re-vakmın altındaki sahanlığı, cidden âli ve muhteşem bir tribün halindedir. Evvelce bu kısmın önünde bulunan, büyük meydanda cirit, tomak gibi milli spor hareketleri yapılırdı. Yapılan tetkiklerden, bu zarif köşkün bir yangın geçirdiği anlaşılmaktadır. Fakat esas tahribata, 1875 senesinde Arkeoloji müzesi haline konulmaya karar verilmesi ve işin başına da müze müdürü Dethier'in getirilmesinden sonra uğramıştır. Kapı, pencere, merdivenler tadil ve tahrif edilmiş, hattâ altın yaldızlı duvar çinileri sökülmüş, eyvanlar kaldırılmış ve kubbesi çatı içine alınmıştır. Alt kat merdiveni de kapatılarak hariçten bir merdiven yapılmıştır. Ancak Cumhuriyet devrindeki tamirlerden sonra aslına uygun bir hale getirilmişse de, sökülmüş çinilerin ihyası mümkün olmamıştır. Bu köşk halen yalnız Fatih'in elbiselerini, silâhlarını, resimlerini, namına yazılmış kitabeler ve fermanları, vakfiyeleri ihtiva eden Fatih Müzesi'dirM.Sertoğlu.

ÇİNİLİ ODA Eskiden Bab-ı âli'de-mevcut olup Bab-ı'âli ricalinin ekseriya Sadrıâzarmn huzuruna çıkmadan evvel oturdukları odaM.Sertoğlu.

ÇİZMEBAHA Yeniçeri Ocağında bulunanlara ayakkabı bedeli olarak senede bir kere verilen para. Anadolu asayişinin bozulup valilerin merkeze itaatlerinin azaldığı ve mütegallibenin hâkim olduğu sıralarda bu valilerin maiyetindeki silâhlı kuvvetler masrafı için ve onlara dayanarak halktan topladıkları meşru olmayan bir vergi. Bunun gibi Yembaha, Devir akçesi Nalbaha adiyle de aynı tarzda v& aynı maksat için haksız ve kanunsuz vergiler alırlardı. Devlet tarafından sık sık men olunduğu halde başa çıkılamazdıM.Sertoğlu.

ÇİZMECİ Yeniçeri Ocağında, Ağaka-pısında bulunan sanatkârlar arasında çizme yapmakla meşgul olanlar. Bunların-başına Çizmecibaşı denirdi. Bundan başka merasimde Padişahın çizmelerini taşıyan-Üçüncü Çuhadara da Çizmeci adı verilirdi. (Bak. Çuhadar)M.Sertoğlu.

ÇİZMECİ BAŞI Ağakapısındaki imalâthanede çizme yapan sanatkârların usta ve âmiri. (Bak. Ağa kârhanesi)M.Sertoğlu.

ÇİZME KAPISI (Bak. Birinci Yer)M.Sertoğlu.

ÇORBACI Yeniçeri Ocağının Cemaat ortalarıyla Ağa bölükleri subaylarına müşterek olarak verilen isim. Yalnız Cemaat ortası subaylarına Yayabaşı ve Ağa bölüğü subaylarına ise Bölükbaşı denirdi. Bundan başka Acemi Orta kumandanlarına da Çorbacı veya Yayabaşı denirdi. (Bak. Acemi Ocağı)M.Sertoğlu.

ÇORBAYI İÇMEK Üç ayda bir Kapıkulu Ocakları efradına ulufelerinin tevzii münasebetiyle akdolunan ve Galebe divanı diye anılan fevkalâde Divanda ulufe tevziinden evvel hazır bulunan askere saray matbahında pişmiş çorba, pilâv ve zerde gibi yemekler ikram olunurdu. Kapıkulu askerinin bu çorbayı itirazsız olarak içmeleri itaat ve hoşnutluklarına alâmetti. İçmemelerinden ise, bir istekleri olduğu veya baş kaldırmak üzere bulundukları anlaşılırdıM.Sertoğlu.

ÇÖĞÜR Daha ziyade askerî birliklerdeki saz şairleri tarafından çalınan beş telli, yirmi altı perdeli büyücek bir cins sazM.Sertoğlu.

ÇÖMEZ Eski Müderrislerle, derecesi yükselip Danişmend olmuş ve kendisine oda tahsis edilmiş sahn talebelerinin yanına verilen, hem onlardan ders gören ve hem de hizmetlerine bakan medrese talebesiM.Sertoğlu.

ÇÖZME Bükümlü ipekten dokunmuş ipekli veya pamuklu bir cins kumaşM.Sertoğlu.

ÇUHA Bugün Panama dokuması denilen tarzda yani sepet örtüsü gibi, lâkin örgü belli olmayacak derecede sık ve kalın olarak yünden yeşil, al, mavi ve sair renklerde dokunan bir cins kumaş. Yeni-, çeri Ocağında bilhassa giyecek olarak kullanılırdıM.Sertoğlu.

ÇUHADAR Enderun odalarından en muteberi olan Has odaya mensup en yüksek ağalardan üçüncüsü. Silâhdardan sonra ve Rikâbdardan evvel gelirdi. Silâhdardan üstün olaraksa, bir Has odabaşı vardı. Has odabaşı, Silâhdar, Çuhadar ve Rikâbdar ağalar, Çar erkân-ı cüvani diye anılırlardı. Çuhadarlık Çelebi Sultan Mehmsd zamanında ihdas edilmiş bir memuriyettir. Alaylarda ata binsrek hünkârın arkasından gider ve yağmurluğunu taşırdı. Aynı zamanda hükümdarın kaftanlarına ve kürklerine bakmak da bunun vazifesiydi. Bayramlarda Padişah camiye giderken ve diğer merasimlerde halka para seprmek de bunun vazifesiydi. Silâhdar bulunmadığı zaman ona vekâlet eder ve terfi ederse Silâhdar olurdu. Saray dışı hizmetlerinden birisine çıkması icap ederse kendisine Beğlerbeğilik verilirdi. Bundan başka. Padişahın bir yere gidişinde sağ tarafında yaya olarak yürüyen ve elini hükümdarın atının sağrısına koyan memura Başçuhadar, kırmızı atlas bir kese içinde onun ayakkabılarını kuşağının yan tarafına asarak taşıyan ve sol tarafta yürüyene İkinci çuhadar, gene belindeki kuşağa bağlı olarak hünkârın çizmelerini taşıyana Üçüncü çuhadar veya Çizmeci denirdi. Dördüncü çuhadarla öbürleri, Peykkrle Solaklar arasında yürürlerdi. Bunlar kırk kişiden ibaretti. Çuhadar adlı msmur, Vezirlerin ve sair büyük devlet mamurlarının- maiyetinde de bulunur ve onların konak dışındaki hizmetlerini görürdü. Kapı halkından Gedikli ağaları denilen Dış ağalardandı. (Bak. Kapı Halkı). Daima efendisinin Selâmlık odası kapısının önünde emre hazır beklerdi. Bu yüzden kendisine Kapıcıçahadan da denirdiM.Sertoğlu.

ÇUHADAR-I BAB-I OCAK Yeniçeri Ocağının devletin resmî dairelerindeki işlerini takibe memur kimseM.Sertoğlu.

ÇUHA EMİNİ Yeniçeri Ocağı için Selanik taraflarında dokunan çuhaya nezarete memur olan kimse. (Bak. Barâni)M.Sertoğlu.

ÇUKA-İ EN Sobramani; çuhanın başka adı. (Bak. Baran.)M.Sertoğlu.

ÇUVALDIZ (Bak. Lük)M.Sertoğlu.

ÇÜRÜK AKÇE Ayarı düşük, karışık, kıymeti aşağı madenî paraM.Sertoğlu.

DAHİLİYE NAZIRI Cumhuriyetten evvelki Dahiliye vekillerinin adı. 1837 yılında kabul edilmiş bir isim olup bu. makama bundan evvel Mülkiye Nezareti denirdi. (Bak. Sadaret Kethüdası)M.Sertoğlu.

DAHİL MEDRESESİ (Bak. Medrese)M.Sertoğlu.

DAHiL VEZİRLERİ (Bak. Vezir)M.Sertoğlu.

DAİ, DAİLERİ Duacı demektir. Eskiden ilmiye sınıfından olanlara yabancı devlet elçileri hakkında kullanılan bir tâbir. Dai aynı zamanda davet eden mânasına olarak doğru dine çağıran yerinde îsmailî ve diğer Batınî mezheplerinin inanışlarını yaymaya memur kimse anlamına gelirdiM.Sertoğlu.

DAİRE HALKI (Bak. Kapı halkı).

DAİREZEN Mehter takımında tef çalana verilen isini. (Bak. Mehterhane)M.Sertoğlu.

DALKILIÇ Gönüllü fedaî. Düşman muhasarasını yarmak, düşman ordusuna baskın vermek veya sarılan bir kaleyi daha evvel düşürmek için teşkil olunan gönüllü birliği. Bunlara Serdengeçti veya Ölüm eri de denirdi. Bugünkü harblerde kullanılan Komandolara benzetilebilirM.Sertoğlu.

DAMAD Padişah kızlarıyla evlenen kimseler. İlk zamanlarda damadlar Can-daroğulları, Karamanoğulları gibi Anadolu hükümdarları yahut Osmanlı hanedanına dayanağı olan Vezir ve Ulemânın evlâtları arasından seçilirdi. Daha sonraları Sadnâzamlar, Kaptanpaşalar, Vezirler, Yeniçeri ağalan ve sair devletin ileri gelenleri de Damad olmuşlardır. Kanunî zamanına kadar Damadlarm merkezde tu-tulmayıp sancaklara gönderilmesi âdetti. Seçilen Damad evli ise karısını boşamıya mecbur tutulur ve aldığı sultanın üzerine bir daha evlenemezdiM.Sertoğlu.

DAMASKO (Bak. Dimışkî)M.Sertoğlu.

DAMGALI KÂĞIT Damga pulu kullanılmaya başlanmadan evel bunun yerine kullanılan ve muayyen bir ücretle devlet tarafından satılan siyah veya soğuk damgalı kâğıt. Buna Varaka! sahiha da denirdi. 1873 tarihinde kaldırılmış ve yerine damga pulu kullanmaya başlanılmıştırM.Sertoğlu.

DANGİYA Ticaret gemilerinin bir cinsi. İki direkli ve yelkenliydi. Karınları şiş, altları nisbeten düz, kıç tarafları dar ve pek sağlam yapılı olup çok miktarda yük almakla meşhurdu. Buna mukabil az yollu olurlardıM.Sertoğlu.

DANlŞMEND Sahn medreselerinde oda sahibi talebe. (Bak. Medrese)M.Sertoğlu.

DANİŞMENDİYE VİLÂYETİ Sivas bölgesinin Selçuklular zamanındaki adıM.Sertoğlu.

DANİŞMENDOĞULLARI Büyük Selçuklu hükümdarı Sultan Melik Şah ümerasından Emîr Danişmend Gazi Taylu Ah^ met tarafından merkezi Sivas olarak 1085 yıllarında kurulan bir Türk Beğliği. Bir asır kadar devam ettikten sonra 1180 yıllarında II. Kılıç Arslan tarafından ortadan kaldırılmıştırM.Sertoğlu.

DARBAZEN (Bak. Zarbazen)M.Sertoğlu.

DARPHANE Para basılan yer. İstanbul Darphanesi bidayette Bayezid'le Kos-ka arasında bugün Simkeşhane binasının bulunduğu yerdeydi. Nitekim, Bizans devrinde de Darphanenin burada bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu Darphane, 1716 tarihinde Enderun'a naklonulup yerine Simkeşhane bina edilmiştir. (Bak. Simkeşhane). İmparatorluk içinde bundan maada Bursa, Edirne, Amasya, Ayasluğ, Üsküp, Belgrad, Serez, Diyarıbekir, Halep, Bağdad, Trablus, Cezayir, Tunus, Mısır, Bosnasarayı, Tiflis şehirlerinde para basan Darphaneler vardı. III. Mustafa devrinden itibaren, Mısır, Trablus, Tunus ve Cezayir müstesna olmak üzere bu Darphaneler kapatılmıştırM.Sertoğlu.

DARPHANE EMİNÎ Devlet darphanesinin âmir ve mes'ulü olan kimse. (Bak. Darphane). Kendisi Hacegân derecesinde (Bak. Hacegân) birûn ricalindendi. (Bak. Bîrun). Maiyetinde Kethüda adlı yardımcısı, Sikkezenbaşı yani baskı işleriyle meşgul olanların usta ve âmiri, Serçeş-me yani paraların ağırlık ve ayarlarına bakan, Çeşnici yani basılacak altın ve gümüş paranın ayarını tutturan ve kontrol eden memurları ve hesaplarını tutan kâtibi vardı. Darphaneye muhtelif madenlerden gelen gümüşün nakil ve teslimi ise Simsar adlı memur vasıtasıyla olurdu. Darphane eminleri Defterdarlar tarafından tâyin olunurlarken XVm. Yüzyıl sonlarında müstakil bir idare haline getirilmiş, 1835 yılında Defterdarlığa ilhak olunmuş. 1838 yılında ordunun maliye içlerine bakan Mansure defterdarlığı da bunlara katılarak Maliye Nezareti teşkil olunmuşturM.Sertoğlu.

DARPHANE-İ AMİRE Osmanlı devlet darphanesinin resmî adı. (Bak. Darphane)M.Sertoğlu.

DARPHANE KAPISI (Bak. Birinci Yer)M.Sertoğlu.

DAR'ÜL-AMAN Sığınılacak yer. Eskiden mücrimler veya düşmanlarının intikamından korkanlar mabetlere sığınırlar ve himaye görürlerdi. Gerek böyle yerlere, gerek şöhret ve rağbet sahibi kimselerin bu işi gören evlerine bu isim verilirdiM.Sertoğlu.

DÂR'ÜL-FÜNUN İstanbul Üniversitesinin çekirdeği olan yüksek tahsil müessesesi. İlk defa 1846 yılında İstanbul'da yatılı bir Dâr'ül-fünun kurulmasına karar verilmiş ve Sultanahmed'de Ayasofya ca-miinin arkasında bulunup sonradan adliye binası ittihaz edilen ve'lQ34 yılında yanmış olan binanın inşasına ve 1862 de bu bina içinde, sonradan Maarif nazırı ve Sadrıâzam olan Meclisi Vâlâ âzasından Ethem Paşanın nezareti altında umuma mahsus serbest dersler verilmeye başlanmıştır. Ethem Paşanın Maarif nazırlığı sırasında yani 1864 te, sonradan Maarif nezareti olarak kullanılan ve bugün basın müzesi olan Türbe'deki bina Dâr'ül-fünun olarak inşa edildi. Bu binada, 1869 yılında, Hicri tarih ile 19 zilkade 1286 pazar günü Dâr'ül-fünun açılmış ise de, 1871 tarihinde kapatılmıştır. Nihayet 1900 de, II. Abdülhamid'in annesi Bezmi Âlem Valide Sultanın vaktiyle inşa ettirdiği ve içinde Mülkiye mektebinin de bulunduğu bina dahilinde tekrar açılmış, daha sonra bilâhare yalnız Edebiyat ve Fen fakültesi olarak kullanılmış olup 1941 yılında yanan ve şimdi yerine yeni Edebiyat ve Fen fakülteleri yapılmış olan Zeyneb hanım konağına nakledilmiştir. Cumhuriyet devrinde ise, bugün Üniversite merkez binası olan Harbiye nezareti binası Dâr'-ül-fü-nuna tahsis olunup Hukuk ve Tıp fakülteleri burada derse başladılar. Dâr'ül-fünun 1933 yılında ilga edilerek yerine İstanbul Üniversitesi kurulmuşturM.Sertoğlu.

DAR'ÜL HADİS İçinde Hadis ilminin okunduğu yer. (Bak. Hadis). En yüksek Medrese ve Müderrislik derecesi. (Bak. Medrese, Müderris)M.Sertoğlu.

DAR'ÜL-HARB Eskiden, İslâm anla yışma göre, dünya, Dâr'ül-harb (Harb ülkesi) ve Dâr'-ül-İslâm (İslâm ülkesi) olarak ikiye ayrılırdı. Dâr'-ül-İslâm, Müslümanların hâkimiyeti altına girmiş bulunan bütün memleketleri havidir. Dâr'ül-harb ise, henüz İslâmın hükmü altına girmemiş ve hükümdarları Müslüman olmayan, fetih yolu ile İslâm Ülkesi yapılıncaya kadar, Müslümanlara harb sahnesi teşkil eden yerlerdir. Mücahitlerin faaliyet gösterdikleri bu sahaya Dâr'-ül-cihad da denir. Eğer Dâr'ül-İslâmda, kâfirlerin hükmü muteber olur, fakat, İslâmınki muteber olmazsa buralar da Dâr'ül-harb olur. Askerî terim olarak Dâr'ül-harb; iki muharip tarafın memleketlerinin genel çevresi içinde her çeşit askerî kuvvetlerinin işgali ve istilâsı ve yakından ve uzaktan tesirleri altında kalan geniş coğrafi sahadırM.Sertoğlu.

DÂR'ÜL-HİLAFE İstanbul'un isimlerinden biri. Aynı zamanda Halife olan Padişahın burada oturmasından dolayı böyle anılırdıM.Sertoğlu.

DÂR'ÜL-HİLAFE ALTINI H. Mah-mud zamanında 1822 ve 1823 yıllarında iki kere basılan bir altın. Üzerlerinde Dâr'ül hilâfe sözü basılı olduğu için bu ad verilmişti. Halk arasında Snrre altım diye anılırdıM.Sertoğlu.

DÂR'ÜL-İSLÂM (Bak. Dâr'ül-harb)M.Sertoğlu.

DÂR'ÜS-SAADE AĞASI (Bak. Kızlar ağası)M.Sertoğlu.

DÂR'ÜS-SAADE YAZICISI Kızlarağa-sının her cins yazı işlerini gören ve bilhassa onun idaresinde bulunan Haremeyn Vakıflarına ait işleri çeviren memur. Maiyetinde başka kâtipler de bulunurdu. Makamı, Topkapı sarayında Ortakapı dışında Haslar kapısı tarafındaydı. (Bak. Kızlar ağası)M.Sertoğlu.

DÂR'ÜS-SALTANA İstanbul'un Osmanlı İmparatorluğu devrindeki isimlerin- den biriM.Sertoğlu.

DÂR'ÜS-SELÂM Osmanh Türklerinin Bağdad şehrine verdikleri isimM.Sertoğlu.

DAR'ÜS-SULH Henüz islâm hâkimiyeti altına girmemiş olmakla beraber cebren değil, rızasıyla İslâm devletine vergi vermek suretiyle onun himayesini ka-tıul eden ülkelerM.Sertoğlu.

DÂR'ÜŞ-ŞİFA HastahaneM.Sertoğlu.

DÂR'ÜT-TIBAAT-lL-ÂMlRE Osmanlılar zamanında devletin resmî matbaasına verilen isim. Evvelâ III. Ahmed zamanında İbrahim Müteferrika ile Said Efendiler tarafından kurulmuşsa da devam edememiştir. Sonra III. Selim tarafından Üsküdar'da, Selimiye'de tekrar kurulmuş ve bu sefer devam etmiştir, ü. Mahmud zamanında bugünkü Üniversite binasının arka tarafında bulunan Kaptan-paşa hamamına nakledilmiş ve nihayet 1863 yılında Ayasofya camiinin arkasında bulunan şimdiki Milli Eğitim Matbaası'-nın yerine taşınmış ve orada kalmıştır. Bugün Devlet Matbaası adıyla Ankara'da bulunmaktadırM.Sertoğlu.

DASİTİ Zahire ve saire nakli için angarya şeklinde kullanılan kimse. Bunlara icabında bir miktar ücret de verilirdiM.Sertoğlu.

DAVUDPAŞA CAMİİ 1499 da ölen, birçok hizmetlerde ve 1483 -149? yıllan arasında Sadrıâzam bulunan Davud Pa-şa'nın İstanbul'da kendi adına yaptırdığı cami. İmaret ve medresesi de vardırM.Sertoğlu.

DAVUDPAŞA KASRI Davudpaşa sahrasında merasimle. (Bak. Davudpaşa Sahrası,) alâkadar olarak I. Ahmed tarafından yaptırılmıştır. Köşk, kubbeli Tahtıhü-mayun odası. Hazine odası, hamam ve haremi ihtiva etmekteydi. Zamanla harem kısmı zayi olmuştur. Bugün tamir edilerek ihyası mümkün olanlar geriye kalanlardır ve bir müze haline konulması kararlaştırılmıştırM.Sertoğlu.

DAVUDPAŞA SAHRASI Osmanlı ordularının Rumeli'ye sefer edecekleri zaman toplandıkları yer. Padişah sefere beraber gidecekse onun otağı da burada kurulurdu. Gitmeyecekse orduyu ve ordu kumandam olan Serdarı buraya kadar geçirir ve Sancağı Şerifi burada teslim ederdi. Ordunun dönüşünde de buradan karşılayıp Sancağı aldığı olurdu. Buradaki törenler dolayısiyle, Padişahlar bir de kasır yaptırmışlardı. (Bak. Davudpaşa Kasrı)M.Sertoğlu.

DAVULCU Mehterhanede davul çalan kimse. (Bak. Mehterhane)M.Sertoğlu.

DAYI Cezayir-i Garb, Tunus ve Trab-lusgarb'da Osmanh hâkimiyeti devrinde merkezden gönderilen valilerin nüfuzlarının kırılmasından sonra, oraların mahalli teşkilâtına hâkim olan sınıflar tarafından güya seçimle iş başına getirilen kimselere verilen unvan. Dayılar, yine devlete tâbi olarak bu eyâletleri idare ederlerdi. (Bak. Adı geçen yerler ve Gaıb Ocakları)M.Sertoğlu.

DEÂVİ ÇAVUŞLARI (Bak. Divan-ı Hümayun çavuşları)M.Sertoğlu.

DEÂVl NAZIRI (Bak. Çavuşbaşı)M.Sertoğlu.

DEBÂBE Bir cins seyyar siper. Kalın tahtadan fıçı şeklinde yapılır, üstü kalın deri ile örtülürdü. Askerler bunun içine girerek yuvariayıp düşmanın attığı teş, tüfek, ok ve saireden korunarak kale duvarlarına yaklaşırlardıM.Sertoğlu.

DEFTERCİ (Bak. Beğlikçi)M.Sertoğlu.

DEFTERDAR Osmanlı Devletinde malî işlerin en büyük âmirine verilen unvan. Fatih Kanunnamesine göre Defterdar Padişah malının vekili, Sadrıâzam ise o malın nazırıdır. Defterdarlar, gerek para hazinesinin ve gerek devletin ana arazisi kayıtlarının saklı bulunduğu Defter hazinesinin muhafızı ve mes'ulü idi. O hazır olmadıkça bunlar açılamazdı. Aynı kanunnameye göre Defterdarlar, maliyeden Hüküm, yani Ferman yazmak. Çavuşluk, Sipahilik, Kâtiplik, hattâ Sancak beğliği tevcihatını arzetmek hükümdara sormadan iki akçeye kadar olan zamları yapabilmek, sefere gidilirken hükümdarlara yanaşıp konuşabilmek gibi salâhiyet ve imtiyazlara sahiptiler. Defterdarlara Dirlik tevcih olunsa 600.000 akçelik Hâs verilirdi. Hazineden maaş alacak olsalar iki yüz kırk bin akçeye kadar tahsis olunurdu. Osmanlı Devletinde vaktiyle yalnız bir defterdar varken memleketin genişlemesi üzerine Rumeli tarafına ait malî işler ayrılarak Rumeli defterdarı veya Baş defterdar, Şıkkı evvel defterdarı denilen bir memura, Anadolu malî işleri ise Ana-doîu defterdarı unvanını taşıyan bir diğerine verildi. Yavuz'un Doğu Anadolu ile Suriye'yi zaptı üzerine bu tarafların malî işlerine bakmak ve Halep te oturmak üzere bir defterdarlık daha ihdas olundu. Buna Arap ve Acem defterdarlığı da denirdi. XVI. Yüzyıl ortalarında ise Rumeli ve Anadolu defterdarlıklarına merbut sahiller ayrılıp İstanbul'daki mukataalar da bunlarla birleştirilmek suretiyle devlet merkezinde Şıkk-ı sanı unvanlı bir defterdarlık daha ihdas olundu. XVI. Yüzyılın sonlarında ve III. Mehmed zamanında Tuna havalisi için bir defterdarlık kurulup Şıkk-ı salis defterdarı diye anıldı. Mamafih, Basdefterdar, yahut Şıkk-ı evvel hepsinin büyüğü ve âmiri sayılır ve Rumeli Beğlerbeğisi derecesinde bulunurdu. Defterdarlara vezirlik tevcih olunduğu da vâki idi. XVI. Yüzyıl sonlarına doğru, bunlardan daha aşağı derecede olmak üzere sırasıyla Diyarbakır, Şam, Erzurum, Trab-lusşam, Sivas, Karaman eyâletleri ayrılıp müstakil Defterdarlıklar teşekkül etti. Bunlara Kenar defterdarlıkları veya Hazine defterdarlıkları dendi. Bu suretle Arap ve Acem defterdarlığı parçalanıp ortadan kalkmış oldu. XVIII. Yüzyılın sonlarında III. Selim tarafından Nizamı Cedid askerinin masrafını karşılamak için ayrılan vergilerin tahsiline memur Şıkkı rabi veya İrad-ı cedid adıyla bir Defterdarlık kurulmuşsa da Nizamı Cedidin U-gasıyla kaldırılmıştır. (Bak. İrad-ı Cedid). Defterdarlar, Divan-ı Hümayunun tabii âzasından oldukları için haftada dört gün Divan toplantılarına iştirak ederler ve ayrıca Defterdar kapısında malî işlere ait dâvaları dinleyerek hüküm verirlerdiM.Sertoğlu.

DEFTEREMİNİ Defterhanenin en büyük âmiri. (Bak. Defterhane)M.Sertoğlu.

DEFTERHANE Osmanlı memleketlerinin bütün arazi kayıtlarını ihtiva eden, Tımar, Has, Zeamet, Mülk, Vakıf gibi arazi nevilerini tâyin ve tescil eden ana defterlerin mahfuz bulunduğu yer. Bu defterler, arazi tahriri neticesinde tertip olunurdu. (Bak. Tahrir). Defterhane, divan toplantıları muntazam devam ettiği sıralarda Topkapı sarayında, Kubbealtının yanında bulunurdu. Her toplantıdan sonra, Maliye hazinesi ve Maliye defterleri hazinesi ile beraber Defterhane hazinesi de Padişahın Sadnâzamda duran mühriyle mühürlenir ve Defterdarların emriyle ve onların huzurunda açılır ve kapanırdı. Burada aynı zamanda bazı şubeleri havi hususî bir kalem mevcut olup âmirine de Defter emini veya Defterhane emini denirdi. Divan toplantıları tavsadıktan sonra Defterhane Emaneti bugün İstanbul Tapu ve Kadastro müdürlüğünün bulunduğu binaya taşınmıştır. 1871 senesinde ise bu idare Defteri Hakanı Nezareti adını almış, Defter eminine de Defteri Ha-kani Nazırı denmiştirM.Sertoğlu.

DEFTERHANE EMİNİ (Bak. Defterhane)M.Sertoğlu.

DEFTERHANE HAZİNESİ (Bak. Def-lerhane)M.Sertoğlu.

DEFTER-İ ATİK (Bak. Tahrir)M.Sertoğlu.

DEFTER-İ HAKANI NEZARETİ NAZIRI (Bak. Defterhane)

DEFTERLİ AVCILAR (Bak. Avcılar)M.Sertoğlu.

DEFTERLİ ÇAVUŞ Bir Beğlerbeğine kaç tane çavuş kullanma izni verilmişse, gedik sahibi olan bu kimselere verilen isim. Bunlar, çavuş defterlerinde tâyin sırasına göre yazılırlar. Defterlerde adı ve gediği olmayanlara ise mülâzım çavuş denir ve bir gedik münhal olunca bunlardan biri hizmete göre tâyin edilirdiM.Sertoğlu.

DEFTERLÜ Gördüğü vazife veya sahip olduğu haklar devletin resmî defterlerinde yazılı olan kimseler. Defterlü çavuş, Defterlü sipahi gibi. Bundan başka islediği suçlardan dolayı adı bellenmiş ve tescil edilmiş olanlara bu isim verilirdi. Defterlü zorba gibiM.Sertoğlu.

DEĞİRMEN RESMi Değirmenlerden alınan bir cins vergi olup Tekâlif-i Örfiye eir.sindendi. Bir adı da Resm-i ası-yab idiM.Sertoğlu.

DELi XV. Yüzyıl sonlarında Rumeli'de teşkil olunan bir nevi hafif süvari askeri. Kelimenin aslı Delil iken halk bunlara sonsuz cesaret ve kahramanlıkları yüzünden Deli adını takmış ve bu isim diğerini unutturmuştur. Bunların bir kısmı Türk, bir kısmı ise Boşnak, Hırvat gibi Rumeli'nin muhtelif Slav ve Hıristiyan halkından mürekkepti. Başlarına Delibaşı denirdi, ilk zamanlar yalnız Rumeli beğlerbeğleri ile Serhad beğlerinin maiyetinde Deliler bulunmuş, muharebelerde korkunç kıyafetleri ve müthiş atılganlıklarıyla düşmanı yıldırarak daima muvaffak olmuşlardır. Sonraları bu teşkilât Anadolu'ya da yayılmış ve hemen her Vezir ve Beğlerbeğinin maiyetinde Deli bölükleri bulunmuştur. Zamanla ise nizamları bozularak gitgide halkın başına belâ olmuşlar ve Paşalardan ayrılarak yahut Paşalarının azli ve idamıyla başıboş kalarak eşkıyalığa koyulmuşlardır. Nihayet 1829 da bu teşkilât tamamen ilga olunmuş, mensupları dağıtılarak ortadan kaldırılmışlardırM.Sertoğlu.

DELİBAŞI (Bak. Deli)M.Sertoğlu.

DELİL Hac farizasının ifası sırasında Mekke'de hacı namzetlerine rehberlik ede-rek| Hac usullerini ve ziyaret yerlerini gösteren kimse. (Ayrıca Bak. Deli)M.Sertoğlu.

DEMİRKAPI Topkapı sarayı surlarının kara tarafındaki Sur-u Sultanî üzerindeki kapılarından birisi. Salkımsöğüt caddesinin nihayetinde olup bulunduğu semte kendi adını vermiştirM.Sertoğlu.

DENK 0.8775 gram. (Bak. Dirhem)M.Sertoğlu.

DERALİYYE Osmanlı Türklerinin İstanbul'a verdikleri isimlerden biriM.Sertoğlu.

DERBAN (Bak. Kapıcı)M.Sertoğlu.

DERBENDCİ (Bak. Beldar)M.Sertoğlu.

DERBEND RESMi Muhafaza altında bulunan derbendlerden geçen insan ve geçirilen hayvan ve eşyadan alınan vergiM.Sertoğlu.

DERCİN (Bak. Şercin)M.Sertoğlu.

DEREBEYİ Aslında hükümet memuru olduğu halde zamanla kendi başına buyruk kesilen ve mahalli nüfuz ve kudret sahibi kimse. Bilhassa XVII. Yüzyılın sonlarından itibaren Anadoluda böyle Derebeyleri türemişti. Devlet çok zaman bunlara müsamaha göstermek zorunda kalmış, lâkin fazla ileri gittikleri zaman üzerlerine asker sevketmiştir. Bunlar zamanla tam mânasına birer hanedan kurmuşlardır. XIX. Yüzyılda, Anadolu tamamen bunların eline geçmiş, pek az yer devletin gönderdiği valiler tarafından idare olunabilmiştir. Derebeylerine ekseriya Muhassıl, Mütesellim gibi unvanlar da tevcih olunmuştur. Nihayet II. Mahmud, ciddi ve devamlı bir mücadele sayesinde bunlan ortadan kaldırmıştır. Bunlardan eşraf ailelerinden olanlara Ayan denirdi. (Bak. Ayan).Anadolu'nun en meşhur Derebeyleri şunlardı: Aydın, Manisa, Saruhan taraflarında Karaosmanoğulları, Yozgat, Kayseri, Amasya, Ankara taraflarında Çapan-oğulları, Trabzon ve havalisinde Canikli Hacı Alipaşaoğulları Menteşe ve havalisinde Kuşadalı IlyasoğullarıM.Sertoğlu.


Yüklə 2,51 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   7   8   9   10   11   12   13   14   ...   52




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin