Borçlar hukuku


bb) Munzam zararın tazmini (ek zararın tazmini)



Yüklə 183,46 Kb.
səhifə5/5
tarix01.11.2017
ölçüsü183,46 Kb.
#25670
1   2   3   4   5

bb) Munzam zararın tazmini (ek zararın tazmini): Alacaklı borçlunun temerrüdü yüzünden temerrüt faizinden daha büyük bir zarara uğradığını ispat ederse borçlu, kusursuzluğunu ispat etmedikçe onun bu zararını gidermelidir.

b) İki Tarafa Borç Yükleyen Sözleşmelerdeki Özel Sonuçlar: Bu tür sözleşmelerde alacaklı borçluya önce kural olarak bir mehil (süre) verir. Sonra da kanunun kendisine tanıdığı seçimlik hakları kullanır. Alacaklının borçluya vereceği mehil uygun bir süre olmalıdır. Alacaklı bu süreyi hakime de tayin ettirebilir. Şu durumlarda ise mehil vermeye gerek yoktur:

  • Sözleşmede kesin vade kararlaştırılmışsa,

  • Borçlunun hal ve davranışlarından mehil vermenin faydasız olacağı anlaşılıyorsa,

  • Borçlunun temerrüdü sonucu borcun ifası alacaklı için faydasız hale gelmişse.

Kendisine verilen uygun süre içinde borçlu borcunu yerine getirmezse alacaklı şu seçimlik haklarından birini kullanabilir:

aa) Aynen ifa + gecikme tazminatı: Alacaklı bu yola mehil vermeden de gidebilir.

bb) Aynen ifadan vazgeçerek müspet zararının tazminini istemek. Aynen ifayı reddetme hakkının kullanılabilmesi için borçlunun kusuru gerekmez. Borçlunun kusu­ru olmasa bile, alacaklı aynen ifayı reddedebilir. Fakat, alacaklının bu durumda müspet zararın tazminini talep edebilmesi, borçlunun kusurlu olmasına bağlıdır. Borçlu temerrüde düşmekte kusursuz olduğunu ispatlamak suretiyle bu zararı tazmin etmekten kurtulur.

cc) Sözleşmeden dönme ve menfi zararının tazmini: Alacaklı sözleşmeden dönme hakkını kullandığında, kendi edimini ifa etmekten kurtulur veya daha önceden ifada bulunmuş ise, bunların iadesini sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre talep edebilir.

Borçlu temerrüde düşmekte kusursuz olduğunu kanıtlamak suretiyle menfi zararı tazmin etmekten kurtulabilir.

Alacaklı ikinci veya üçüncü seçimlik haklarını kullanmak istiyorsa bunu derhal borçluya bildirmek zorundadır
XX. MÜTESELSİL BORÇLULUK (PASİF TESELSÜL)

Tarafların anlaşmasıyla ya da bir kanun hükmü nedeniyle bölünebilir bir edimin birden çok borçlusundan her birinin edimin tamamını ifa etmekte sorumlu olduğu borçluluk halidir.

Müteselsil borçlulukta her borçlu alacaklıya karşı edimin tamamından sorumludur. Alacaklı, edimin tamamını borçlulardan herhangi birinden istediği takdirde, bu borçlu, kendisinin borcun sadece kendi payına düşen kısmından sorumlu olduğuna ilişkin taksim def’ini ileri süremez.

Müteselsil borçlulukta alacaklı, edimin tamamını veya bir kısmını borçlulardan herhangi birinden talep edebilir. Bu borçlulukta, alacaklının tatmini oranında diğer borçlular da borçtan kurtulurlar. Örneğin, müteselsil borçlulardan biri borcun tamamını alacaklının kendisine olan aynı miktarda borcu ile takas ettiği takdirde, diğer borçlular da borçtan kurtulurlar.

Müteselsil borçluluk ya kanundan doğar ya da borçluların iradesinden doğar. Kanundan doğan müteselsil borçluluğa kanuni teselsül denir. Ör. birden çok kişinin aynı zarardan aynı sebepten veya değişik sebeplerden dolayı sorumlu olmaları, adi ortaklık, miras ortaklığı, birden çok kimsenin ariyet alması, vedia kabul etmeleri, birden çok müvekkilin bir kişiyi vekil tayin etmeleri, kambiyon senetlerinde hamile karşı müracaat borçlularının sorumluluğu.

Müteselsil borçluluk, borçluların alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu olmayı yüklenmelerinden doğmuşsa buna da iradi (akdi) teselsül denir. Borçlular arasında bu tür teselsülün olabilmesi için mutlaka iradelerinin varlığı gerekir. Diğer bir ifade ile Borçlar Kanunumuz teselsül karinesini kabul etmemiştir. Kısmi borç karinesini benimsemiştir. Fakat Ticaret Kanunu teselsül karinesini kabul etmiştir.



Müteselsil borçluluğun hükümleri: Alacaklı borcun tamamını veya bir kısmını dilediği borçludan isteyebilir. Alacaklının borçlulardan birine karşı açtığı davayı kaybetmesi durumunda diğerlerine karşı dava açmasına engel bir durum söz konusu değildir. Müteselsil borçlulardan birinin acze düşmesi diğer borçluları borçtan kurtarmaz.

Alacaklının müteselsil borçlulardan birine temerrüt ihtarında bulunması diğerlerini etkilemez. Müteselsil borçlulardan biri kendi fiili ile diğer borçluların durumunu ağırlaştıramaz. Bunun tek istisnası, müteselsil borçlulardan birine karşı zamanaşımının kesilmesi durumunda diğerlerine de karşı da zamanaşımının kesilmesinde görülür.

Müteselsil borçluların her birinin borcun sebebinden veya konusundan doğan ortak def’ileri alacaklıya karşı ileri sürme yükümlülükleri vardır. Kendi payından fazla ödemede bulunan bir borçlu, alacaklıya karşı bu def’ileri ileri sürmemişse diğer borçlulara rücu etme hakkını kaybeder. Kişisel def’ileri (ör. irade sakatlığının ileri sürülmesi gibi) ise ileri sürüp sürmemekte serbesttirler.

Müteselsil borçlulardan biri kendi payından fazla ödemede bulunduğu miktar için alacaklının haklarına halef olur ve diğer müteselsil borçlulara rücu edebilir. İç ilişkide müteselsil borçluluk söz konusu olmaz. Borçlular kendi aralarında borcun bölüşülmesi konusunda bir anlaşma yapmamışlarsa eşit olarak yükümlendikleri kabul edilir.


XXI. ALACAĞIN TEMLİKİ

Bir alacağın alacaklı tarafından başka bir kimseye devredilmesi demektir. Alacağın temliki, tediye (ödeme), tahsil ve teminat amaçlarıyla yapılabilir. Alacağın temliki hakim görüş uyarınca soyuttur (mücerrettir).



A) Alacağın temlikinin türleri:

1) Kanuni temlik: Bir alacağın kanundan dolayı bir alacaklıdan başka bir kimseye geçmesidir. Ör. miras bırakanın ölümüyle sahip olduğu alacakların kanundan dolayı mirasçılarına geçmesi.

2) Kazai temlik: Bir alacağın hakim kararıyla bir başka kişiye geçmesidir. Ör. hakimin paylı veya elbirliği halindeki malvarlığı ilişkilerinin giderilmesi ve taksimine ilişkin kararı.

3) İradi temlik (rızai temlik): Alacağın, devredenle devralan arasında yapılan bir anlaşmayla temlik edilmesidir. Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olan temlik türü budur.

B) Alacağın temlikinin şartları:

1) Bir alacağın bulunması: Kural olarak bütün alacaklar temlik edilebilir. Bu bağlamda mevcut bir alacak temlik edilebileceği gibi ileride kazanılacak bir alacak ve şarta bağlı bir alacak da temlik edilebilir. Haczedilmiş alacaklar da temlik edilebilir fakat böyle bir temlik, haciz alacaklısının haklarını ihlal ettiği oranda geçersiz olur.

Bazı alacakların temlik edilemeyecekleri kanunda belirtilmiştir. Ör. bakım alacaklısının hakkı, vergi alacağı. Alacağın devredilemeyeceği alacaklı ile borçlu arasındaki sözleşme ile de kararlaştırılabileceği gibi alacağın niteliği de temlike engel olabilir. Ör. nafaka alacağı. Bunlar dışındaki bütün hallerde borçlunun rızası aranmaksızın alacak devredilebilir.



2) Temlik eden ile alacağı devralanın yazılı bir sözleşme yapmış olması: Burada ki yazılılık bir geçerlilik şeklidir. Alacağın temliki şekle tabi ise de temlik vaadi bir şekle tabi değildir.

3) Temlik edenin tasarruf yetkisine sahip bulunması: Alacağın temliki bir tasarruf işlemi olduğu için bunu devredenin o alacak üzerinde tasarruf yetkisinin olması gerekir.

C) Alacağın temlikinin sonuçları: Alacağın temlikinin en önemli sonucu, borç ilişkisinin alacaklı tarafının değişmesidir. Alacak ile birlikte ona bağlı olan yan haklar (faiz, rehin, kefalet) de devralana geçer.

Alacağını temlik eden, alacak senedi ile birlikte alacağı ispata yarayan diğer belgeleri devralana teslim etmek ve ayrıca alacak hakkının ileri sürülmesini için gerekli olan bilgileri de ona vermekle mükelleftir.

Alacağın temlik edilmiş olduğu borçluya, temlik eden veya alacağı devralan tarafından bildirilebilir. Alacağın temlikinden borçlu haberdar edilmemişse eski alacaklıya iyi niyetle borcunu ifa ederse borcundan kurtulur. Alacağın kime ait olduğu tartışmalı ise, borçlu, borcunu mahkemeye veya hakimin göstereceği yere tevdi ederek borcundan kurtulabilir.

Borçlu temliki öğrendiği anda temlik edene karşı sahip olduğu alacağa bağlı olan def’i ve itirazları temlik alana karşı da ileri sürebilir. Ör. ödemezlik def’i, zamanaşımı def’i.


XXII. BORCUN NAKLİ

Bir borç ilişkisinde borçlunun yerini yeni bir borçlunun alması demektir.

Borcun naklinde önce borçlu ile borcu yüklenmeyi taahhüt eden kimse arasında bir borçtan kurtarma taahhüdü (vaadi) sözleşmesi yapılır. Buna borcun iç nakli denir. Borçlu, kendisinin taahhüt edene karşı olan borcunu yerine getirmiş olması şartıyla, taahhüt edenden vaadini yerine getirmesini isteyebilir.

Gerçek ve teknik anlamda borcun nakli ise borcu devralan kimse ile alacaklı arasında yapılan bir sözleşme ile ortaya çıkar. Buna da borcun dış nakli denir. Söz konusu sözleşmeye ilişkin icap ve kabul açık (sarih) olabileceği gibi örtülü (zımni) de olabilir. Bu sözleşme herhangi bir şekle tabi değildir.

Kural olarak bütün borçlar nakledilebilir. Nakledilecek borç, muaccel olabileceği gibi, müeccel veya şarta bağlı bir borç da olabilir.

Borcun naklinin sonuçları: Borcun nakli ile borç ilişkisinin borçlu tarafı değişir. Alacaklı artık eski borçludan talepte bulunamaz.

Borcu teminat altına alan bir rehin varsa ve bu rehin 3. kişi tarafından verilmiş bulunuyorsa borcun nakli ile rehin sona erer. Rehnin devam edebilmesi için 3. kişinin borcun nakline rıza göstermesi gerekir. Kefalette de durum aynıdır.

Borcu devralan kimse eski borçlunun şahsına bağlı olan def’iler (ör. takas def’i) dışındaki diğer def’ileri alacaklıya karşı ileri sürebilir. Ör. zamanaşımı def’i veya ödemezlik def’i.

XXIII. ŞARTA BAĞLI BORÇLAR

Şart hukuki işlemin sonuçlarına etkisi bakımından ikiye ayrılır:



1) Geciktirici (Erteleyici-Taliki) Şart: Hukuki işlemin sonuçlarını doğurabilmesinin gelecekte gerçekleşmesi şüpheli bir olaya bağlanmasıdır.

2) Bozucu (İnfisahi) Şart: Hukuki sonuçlarını doğurmuş olan bir işlemin ortadan kalkmasının gelecekte gerçekleşmesi şüpheli bir olaya bağlanmasıdır.

Hukuki işlemin bağlanmış olduğu gelecekteki şüpheli olayın geciktirici şart mı yoksa bozucu şart mı olduğu hususunda tereddüt olunursa, kural olarak hukuki işlemin geciktirici şarta bağlandığı kabul edilir.

Şüpheli olayın gerçekleşmesi şeklinde kararlaştırılan şarta müsbet şart; şüpheli olayın gerçekleşmemesi şeklinde konulan şarta menfi şart denir.

Şart konusu olay geleceğe ilişkin ve şüpheli bir olay olmalıdır. Şart hukuka ve ahlaka aykırı olmamalı aynı zamanda imkansız da bulunmamalıdır.

Kural olarak bütün işlemler şarta bağlanabilir. Evlenme, tanıma, nesebin reddi, mirasın reddi ve tescil talebi gibi işlemler ise şarta bağlanamaz.

Aksi kararlaştırılmadıkça geciktirici ve bozucu şartın etkileri geçmişe etkili değildir.


XXIV. PEY AKÇESİ: Taraflar arasında bir sözleşmenin yapılmış olduğunun teyidi amacıyla taraflardan birinin diğerine verdiği bir miktar para veya menkul bir maldır.

Kanuna göre aksine bir yerel adet veya sözleşme olmadıkça yoksa pey akçesi alan onu alacağına mahsup etmeyerek ona sahip olabilir. Fakat ülkemizde pey akçesi alan tarafın onu alacağından mahsup edeceği (düşeceği) kabul edilir.


XXV. PİŞMANLIK AKÇESİ: Sözleşmenin yapıldığı sırada bir tarafın diğerine verdiği ve onu alan kişiye bırakmak suretiyle, veren tarafa, dilediği zaman sözleşmeden serbestçe dönme hakkı sağlayan bir miktar paradır. Pişmanlık akçesi cayma tazminatı, zamanı rücu diye de bilinir.

Pişmanlık akçesini veren taraf sözleşmeden dönerse verdiğini karşı tarafa bırakır. Pişmanlık akçesini alan taraf sözleşmeden dönerse aldığının iki katını verir.


XXVI. CEZAİ ŞART: Borcun hiç ya da gereği ifa edilmemesi durumunda borçlu tarafından alacaklıya ödenmesi önceden kararlaştırılan edimdir. Cezai şart borçluyu, ifaya zorlayıcı bir baskı aracı olduğu gibi alacağın teminatını da oluşturur. Cezai şartın unsurları şunlardır:

a) Geçerli bir asıl borcun bulunması: Asıl borcun hangi borç kaynağından doğduğu önemli değildir. Eksik borçlardan zamanaşımına uğramış borçla, ahlaki bir ödevin yerine getirilmesi borcu cezai şarta bağlanabilir.

b) Cezai şart asıl borcun yanında ondan bağımsız ayrı bir edim yüklenimidir: Cezai şart olarak kararlaştırılan edim mali bir değer taşıyan bağımsız bir edimdir.

c) Cezai şarttan doğan borç asıl borcun yanında fer’i bir borç niteliğindedir.

Cezai şartın üç türü vardır:

1) Seçimlik cezai şart: Cezai şart; borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumunda ödenmek üzere konulmuş ise aksi kararlaştırılmamış olduğu takdirde alacaklı ya borcun ifasını veya cezai şartın ödenmesini isteyebilir.

2) İfaya eklenen cezai şart: Cezai şart; borcun zamanında ve belirlenen yerde ifa edilmemesi halinde ödenmek üzere konulmuş ise aksi kararlaştırılmamış olduğu takdirde alacaklı hem borcun aynen ifasını hem de cezai şartın ödenmesini birlikte talep edebilir. Fakat alacaklı bu hakkından feragat etmiş veya bir çekince ileri sürmeksizin yalnızca ifayı kabul etmişse, cezai şartı talep etmekten vazgeçmiş kabul edilir.

3) Dönme cezai şartı: Alacaklı bu cezai şartta sadece cezai şartı talep edebilir. Borçlu cezai şartın sözleşmeden dönme için kararlaştırılmış olduğunu ispat ederek ve de cezai şartı ödeyerek sözleşmeden dönebilir.

Cezai şartın hükümleri: Cezai şartın talep edilebilmesi için öncelikle asıl borcun muaccel olması (vadesinin gelmiş olması) gerekir. Ayrıca asıl borcun hiç veya gereği gibi veya zamanında veya belirlenen yerde ifa edilememiş olması gerekir. Fakat borcun hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesi borçluya yükletilemeyen sebeplerden meydana gelmişse cezai şart ödenmesi gerekmez.

Cezai şartın miktarını taraflar diledikleri gibi belirleyebilirler. Fakat hakim aşırı (fahiş) gördüğü cezai şartı indirmekle yükümlüdür. Bu kural tacirler arasında prensip olarak geçerli değildir.

Cezai şartın şartları gerçekleşince alacaklı, hiçbir zarara uğramamış olsa bile bu cezai şartın ödenmesini isteyebilir.

Alacaklı cezai şart miktarından daha fazla bir zarara uğrarsa, uğradığı bu zararı borçlunun kusurunu ispat ederek talep edebilir.


XXVII. BAŞKASININ EDİMİNİ BORÇLANMA (ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN FİİLİNİ TAAHHÜT)

Bir 3. kişinin edimini taahhüt eden kişi, 3. kişinin edimini yerine getirmemesinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür. 3. kişi sözleşmenin tarafı değildir. Yargıtay 1969 tarihli bir İçtihadı Birleştirme Kararı’nda banka teminat mektuplarını 3. kişinin edimini taahhüt olarak nitelendirmiştir. Başkasının edimini borçlanma bir tür garanti sözleşmesidir. Garanti sözleşmesi BK’da düzenlenmemiştir. Garanti verenin bir ivaz elde etme amacı olmaksızın garanti alanı, bir teşebbüse sevk etmek gayesi ile teşebbüsün tehlikesini bağımsız olarak üzerine aldığı sözleşmeye garanti sözleşmesi denir.

Kefalet sözleşmesinden farklı olarak başkasının edimini taahhüt edenin borcu asıl borçtan bağımsız bir borçtur. Başkasının edimini borçlanma sözleşmesinin geçerliliği kefalet sözleşmesinden farklı olarak bir şekle bağlı değildir.

Başkasının edimini borçlanmada, üçüncü kişinin edimi kararlaştırılan zamanda yerine getirmemesi halinde, borçlu diğer tarafın müsbet zararını gidermekle yükümlüdür. 3. kişinin edimini taahhütten doğan alacak, niteliği itibariyle sözleşmeye dayalı bir alacak olduğundan 10 yıllık genel zamanaşımına tabidir.


XXVIII. BAŞKASI YARARINA SÖZLEŞME

Sözleşmenin tarafları kendi adlarına hareket ettikleri yani bir temsil ilişkisinin söz konusu olmadığı durumda borçlu edimini bir 3. kişiye ifa ile yükümlüyse buna 3. kişi yararına sözleşme denir. Bu sözleşmeler ikiye ayrılır:



a) Başkası yararına eksik sözleşme: Bu sözleşmede 3. kişi borcun ifasını talep edemez yalnızca kendisine yapılacak ifayı kabule yetkili olur. Başkası yararına sözleşmeler aksi kararlaştırılmamışsa eksik 3. kişi yararına sözleşmedir.

b) Başkası yararına tam sözleşme: Bu sözleşmelerde 3. şahıs da borcun ifasını isteyebilir. Üçüncü kişi yararına tam sözleşmelerde, üçüncü kişi borcun ifasını talep hakkını kullanmak istediğini borçluya bildirmişse, alacaklı, artık borçluyu ibra edemez.

Üçüncü kişi yararına yapılan sözleşmelerde, üçüncü kişinin hakkı taraflar arasındaki sözleşmeden doğduğu için, borçlu, alacaklıya karşı ileri sürebileceği itiraz ve def’ileri üçüncü kişiye karşı da ileri sürebilir. Fakat, borçlu üçüncü kişiye karşı olan borcunu, diğer tarafın kendisine olan borcu ile takas edemez.



XXIX. BORÇLARIN SONA ERMESİ
1) İFA: Usulüne uygun olarak yapılan ifa borç ilişkisine son verir.

2) İBRA (BORÇTAN KURTARMA SÖZLEŞMESİ): İbra Borçlar Kanunu’nda düzenlenmemiştir. Alacaklı ile borçlu arasında yapılan bir sözleşme ile (ibra sözleşmesi) borç sona ermiş olur.

İbra bir tasarruf işlemi olduğundan, ibranın geçerliliği, alacaklının alacak üzerinde tasarruf yetkisinin bulanmasına bağlıdır. İbra ile asıl borç ve ona bağlı fer’i borçlar sona erer. Fer’i bir borç ibra edilmişse asıl borç sona ermez.


3) TECDİT (YENİLEME): Yeni bir borç kurmak suretiyle eski borcun ortadan kaldırılmasıdır. Şartları şunlardır:

a) Eski borcun ortadan kaldırılması: Söz konusu borç hukuki işlemden doğan bir borç olabileceği gibi, haksız fiil veya sebepsiz zenginleşmeden doğan bir borç da olabilir. Fakat yenilenecek olan borç geçerli bir borç olmalıdır.

b) Geçerli bir yeni borç meydana getirilmesi

c) Yeni doğan borcun eski borçtan farklı olması: Bu farklılık edimde ortaya çıkabileceği gibi (objektif yenileme), taraflardan birinin değişmesi biçiminde de ortaya çıkabilir (sübjektif yenileme).

d) Tarafların yenileme için açıkça anlaşmaları gerekir: Yenileme örtülü (zımni) şekilde yapılamaz. Mevcut bir borç için kambiyo taahhüdünde bulunmak, yeni bir alacak senedi vermek, kefalet senedi vermek aksine anlaşma yoksa yenileme sayılmaz.

İpotekli borç senedinin veya irat senedinin düzenlenmesiyle birlikte dayanağı olan borç ilişkisi ise kural olarak yenileme yoluyla sona erer.

Yenileme sözleşmesi ile eski borç ve ona bağlı fer’i borçlar da sona erer. Onun yerine yeni borç geçer ve zamanaşımı yeniden işlemeye başlar.
4) ALACAKLILIK VE BORÇLULUK SIFATLARININ AYNI KİŞİDE BİRLEŞMESİ:

Alacaklı ve borçlu sıfatlarının aynı kişide birleşmesiyle borç ve fer’ileri son bulur. Söz konusu birleşme külli halefiyet yoluyla olabileceği gibi cüzi halefiyet yoluyla da olabilir. Alacaklı ve borçlu sıfatlarının aynı kişide birleşmesi kesin olmalıdır.

Birleşme borcu sona erdirmesine rağmen 3. kişilerin haklarını etkilemez. Borç; ipotekli borç senedine veya irat senedine bağlanmışsa alacaklı ve borçlu sıfatının aynı kişide birleşmesiyle borç ortadan kalkmaz. Borçlu isterse aynı senetleri tekrar tedavüle çıkarabilir. Aynı şekilde kıymetli evraka ilişkin hükümler de saklıdır.

Birleşme sonradan ortadan kalkarsa borç da yeniden doğar.


5) KUSURSUZ İMKANSIZLIK: Borçluya yükletilemeyen haller yüzünden borcun ifası mümkün olmazsa kural olarak borç sona erer.

Sözleşmenin kurulması sırasında ortaya çıkan imkansızlığa başlangıçtaki imkansızlık; sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan imkansızlığa ise sonraki imkansızlık denir. Başlangıçtaki objektif imkansızlık sözleşmenin batıl olmasına neden olur.

Sonraki imkansızlık şayet borçlunun kusurundan ileri geliyorsa kusurlu imkansızlık, borçluya yükletilemeyen bir sebepten ileri geliyorsa kusursuz imkansızlık ismini kazanır.

İmkansızlık bir borcun ifasının çeşitli sebeplerle (umulmayan hal (kaza), mücbir sebep vs.) mümkün olmamasıdır. İmkansızlık nedeniyle asıl borç ve ona bağlı fer’i borçlar ortadan kalkar. İmkansızlık kısmi veya tam olabilir.

Kusursuz imkansızlık sebebiyle borcun sona erebilmesi için yok olan (telef olan) edimin yerine başka bir şeyin geçmemiş olması gerekir. Kusursuz imkansızlık durumunda borçlu karşı taraftan edimini isteyemez. Daha önce almışsa sebepsiz zenginleşme kurallarına göre geri vermek zorundadır. Fakat bu hükmün aksi kararlaştırılabilir.

Satım sözleşmesinde hasar, sözleşmenin kurulduğu andan itibaren alıcıya geçtiğinden, satıcı, satılanı teslim borcunu kusursuz olarak yerine getiremiyorsa alıcı taahhüt ettiği semeni satıcıya ödemekle yükümlüdür.


6) TAKAS: Karşılıklı olarak hem alacaklı hem borçlu olanların birbirlerinden olan alacaklarının en azının miktarı uyarınca sona ermesidir. Takas, kolaylık ve basitlik sağlar.

Takasın, kanuni takas (bizzat kanunun taraflardan birine tanıdığı ve diğer tarafın rızasının bulunmasına gerek olmaksızın sonuç doğuran takas) ve akdi takas (tarafların anlaşmalarıyla ortaya çıkan takas) olmak üzere iki türü vardır. Borçlar Kanunu’nda düzenlenen kanuni takastır.



Takas – Mahsup: Mahsup, bir alacak miktarından belli olgular sebebiyle indirme yapma anlamına gelir. Mahsupta alacaktan indirilecek olan miktar bir karşı alacak değildir. Takasta ise, karşılıklı iki alacak bulunmaktadır.

Takasın şartları şunlardır:

a) Borçların karşılıklı olması (mütekabiliyet): Takas edilecek borçlar karşılıklı olmalıdır.

b) Borçların benzer olması (mümaseliyet): Takas edilecek borçlar birbirine benzer olmalıdır. Miktarlarının eşit olması gerekmez.

c) Borçların muaccel olması (vadelerinin gelmiş olması): Vadesi gelmemiş borçlar (müeccel borçlar) kural olarak takas edilemez. Fakat borçlunun iflası durumunda alacaklılar vadesi gelmemiş olsa bile alacaklarını müflisin kendilerinden olan alacağı ile takas edebilirler. Takas için iki borcun da muaccel olması şart değildir. Takas edilecek alacağın muaccel olması, karşı tarafın alacağının ise ifa edilebilir olması yeterlidir.

d) Takas beyanında bulunulmuş olması: Takas beyanı tek taraflı şekle tabi olmayan karşı tarafa varmasıyla sonuçlarını doğuran bir işlemdir. Takas maddi hukuk açısından def’i niteliğin­de bir savunma aracıdır. Borçlulardan biri, bu hakkından önceden feragat edebilir. Borçların takas edilebilmesi için kural olarak borçlulardan birinin bu beyanda bulunması yeterlidir. Fakat kanun şu alacakların takasında karşı tarafın onayını aramaktadır:

- Tevdi edilmiş veya haksız olarak alınmış veya hile ile alıkonulmuş bulunan bir şeyin geri verilmesine veya bedeline ilişkin alacaklar,

- Nafaka ve iş ücreti gibi borçlunun ve ailesinin geçimi için mutlak biçimde zorunlu olup özel niteliği gereği fiilen alacaklının eline verilmesi gereken alacaklar,


  • Devlet, vilayet ve köyler lehine olarak kamu hukukundan doğan alacaklar.

Takasın Hükümleri: Takas, karşılıklı olan borçları en az olanının miktarı oranında sona erdirir. Karşılıklı borçlar değer itibariyle birbirlerine eşit iseler takas sonunda her ikisi de son bulur. Takasın hükümleri takas beyanının karşı tarafa varmasıyla meydana gelir ve daha sonra ortadan kaldırılamaz.

Takasın hükümleri geçmişe etkilidir. Yani takas edilen borçlar takas açıklamasının yapıldığı andan itibaren değil takas edilebilmelerinin mümkün olduğu andan itibaren sona ermiş sayılırlar.



7) ZAMANAŞIMI (MÜRURUZAMAN)

Eşya hukukunda ortaya çıkan ve kişinin hak kazanmasına olanak tanıyan zamanaşımına kazandırıcı zamanaşımı adı verilirken; borçlar hukuku bakımından ortaya çıkan ve alacağın dava ve takip hakkını ortadan kaldıran zamanaşımına ise düşürücü zamanaşımı denir.



Zamanaşımı–Hak düşürücü süre: Zamanaşımı alacak hakkını zayıflatırken, hak düşürücü süre hakkı ortadan kaldırır. Hak düşürücü süre niteliği itibariyle bir itirazdır, hakim re’sen dikkate alır. Zamanaşımı ise bir def’idir, hakim re’sen dikkate alamaz. Zamanaşımı süresinin işlemesinin durması veya kesilmesi mümkün olduğu halde, hak düşürücü sürenin işlemesi durmaz ve kesilmez. Zamanaşımı sadece alacak haklarında söz konusu olurken; hak düşürücü süre, borç ilişkileriyle benzeri ilişkilerde, yenilik doğuran haklarda etkili olur.

Bir borcun veya bir alacağın zamanaşımına uğraması için gerekli şartlar şunlardır:



a) Borcun muaccel olması: Kural olarak bütün borçlar zamanaşımına uğrarlar. Fakat gayrı menkul rehni ile güvence altına alınan borçlar zamanaşımına uğramazlar. Menkul rehniyle güvenceye bağlanmış olan borçlar ise zamanaşımına uğrarlar.

b) Kanunun belirlediği sürenin geçmiş olması: Kanunlarımızda zamanaşımı süresi değişik borç ilişki­lerine göre farklı tayin edilmiştir. Haksız fiillerden doğan borçlarda zamanaşımı süresi zararı ve faili öğrenme tarihinden itibaren bir yıl, fakat her halükarda olay tarihinden itibaren on yıldır. Haksız fiil aynı za­manda suç teşkil ediyorsa, ceza yasalarının bu suç için öngördüğü daha uzun bir zamanaşımı süresi mevcut ise, haksız fiil tazminat alacağı için de bu uzun süreler geçerli olacaktır.

Sebepsiz zenginleşmeden doğan alacaklar, malvarlığındaki eksilmenin ve zenginleşmenin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl, fakat her halükarda olay tarihinden itibaren on yıllık zamanaşımı süresine tabi tutulmuştur (BK m. 66).

Sözleşmeden doğan alacaklarda ise zamanaşımı süresi, kural olarak, borcun muaccel olduğu tarihten itibaren on yıldır (BK m. 125). Bu süreye genel zamanaşımı süresi denir. Diğer bir ifadeyle aksi belirtilmedikçe sözleşmeden doğan olacaklar 10 yıllık zamanaşımına tabidir. BK m. 126'da ise beş yıllık zamanaşımına tabi olan alacaklar dört bent halinde belirtilmiştir:

a. Adi ve hasılat kira bedelleri, ana para faizleri, aidat alacakları belirli ara­lıklarla ödenmesi gereken para alacakları olup, beş yıllık zamanaşımı süresine tabidir.

b. Tüketim amacıyla alınan gıda maddelerinin bedelleri (erzak bedeli); nafa­ka, otel ve lokanta masraflarına ilişkin alacaklar,

c. Esnaf ve sanatkarların ücret alacakları; perakende satış bedeli alacağı; noterlerin noterlik hizmetlerinden doğan alacakları; işçilerin ücret alacakları,

d. Şirketlerin iç ilişkilerinden doğan alacaklar; vekalet; komisyon, acentelik; bazı tellallık alacakları; istisna sözleşmelerinden doğan bazı alacaklar, ticari olsun veya olmasın, bir şirket sözleşmesine dayanan ve şirketin ortaklarla veya ortakların birbirleriyle şirkete ilişkin işler­den doğan alacaklar; yine, şirketin müdürleri, temsilcileri, murakıpları ile olan ilişkilerinden doğan alacaklar beş yıllık zamanaşımı süresine tabi tutul­muştur.

Aynı hüküm uyarınca, yüklenicinin kast veya ağır kusuruna dayanan sözleşmeye aykırı davranı­şından, özellikle ayıba karşı garantiden (tekeffülden) doğan sorumluluğuna ilişkin olanlar dışında istisna sözleşmesinden doğan tüm davalar beş yıllık zamanaşımı süresine tabidir.



Karz sözleşmesinden doğan alacak hakları ise altı aylık zamanaşımına tabidir.

c) Zamanaşımının durmamış olması: Kanunda sayılan sebeplerden birinin varlığı durumunda zamanaşımı süresinin işlemeye başlamaması veya başlamışsa bu sebep ortadan kalkıncaya kadar durarak devam etmesine zamanaşımının durması (tatili) denir. Sebep ortadan kalktığı andan itibaren kalan süre durduğu yerden itibaren tekrar işlemeye başlar. Zamanaşımını durduran sebepler şunlardır:

- Velayetin devamı süresince çocukların ana babalarından olan alacakları için,

- Vesayetin devamı süresince vesayet altında bulunanların vasi ve vesayet dairelerinden (sulh ve asliye hakimlerinden) olan alacakları için,

- Evliliğin devamı boyunca karı kocadan birinin diğerinden olan alacağı için,

- Hizmet akdinin devamınca işçilerin işverenden olan alacakları için,

- Borçlu alacak üzerinde intifa hakkına sahip olduğu süre içinde,

- Alacağın bir Türk mahkemesinde ileri sürülmesi mümkün olmadığı sürece zamanaşımı işlemez veya işlemeye başlamışsa durur.

d) Zamanaşımının kesilmemiş olması: Kanunda sayılan sebeplerden birinin gerçekleşmesi durumunda sürenin o ana kadar işlemiş olan kısmının ortadan kalkması ve sürenin baştan itibaren yeniden işlemeye başlamasına zamanaşımının kesilmesi denir. Zamanaşımını kesen sebepler şunlardır:

- Borçlu borcu ikrar ettiği (kabul ettiği), özellikle faiz veya mahsuben bir miktar para veya rehin veya kefil verdiği takdirde,

- Alacaklı mahkemede dava açmışsa veya hakeme müracaat etmişse veya icra takibinde bulunmuşsa veya iflas masasına başvurmuşsa, zamanaşımı kesilmiş olur.

Zamanaşımı müteselsil borçlulardan birine karşı kesilmiş olursa diğerlerine karşı da kesilmiş olur. Asıl borçluya karşı zamanaşımı kesilmiş olursa kefile karşı da kesilmiş olur. Fakat kefile karşı kesilen zamanaşımı asıl borçluya karşı kesilmiş olmaz.



Zamanaşımının kesilmesi durumunda o andan itibaren işlemeye başlayacak yeni süre kural olarak eskisinin aynıdır. Fakat borç bir senetle ikrar olunmuş veya bir hükümle ispatlanmışsa yeni süre daima 10 yıldır.

Zamanaşımının hükümleri: Zamanaşımına uğrayan borç/alacak ortadan kalkmış olmaz sadece alacaklının talep ve dava hakkını sona erdirir. Borçlu alacaklının ifa talebine karşı zamanaşımı def’i’ni ileri sürebilir. Zamanaşımına uğramış borç eksik borçtur. Borçlu dilerse ödeyebilir.

Asıl alacağın zamanaşımına uğraması halinde ona bağlı fer'i haklar da (ör. faiz, cezai şart) zamanaşımına uğramış olur. Fer’i borç zamanaşımına uğramışsa asıl borç zamanaşımına uğramaz.
Yüklə 183,46 Kb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin