EvliLİkte mutluluğun sirlari

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 457.15 Kb.
səhifə1/5
tarix27.10.2017
ölçüsü457.15 Kb.
  1   2   3   4   5

EVLİLİKTE MUTLULUĞUN SIRLARI
TAKDİM

İnsanın şahsi hayatını ve toplum hayatını düzenleyen en önemli kurumların başında aile hayatı gelir. Bir toplumun aile hayatı bozuksa, o toplumun da insanlığa yapacağı katkı yok denecek kadar azdır.

Boşanmaların hızla arttığı, aile içi huzursuzlukların yaşandığı günümüzde evlilik müessesi ve onun hangi temeller üzerine kurulması gerektiği üzerinde durmak gerekir.

Birçok konuda olduğu gibi evlilik konusunda da değişik bakış açıları geliştirerek evliliği kısaca; “Evet insan, bir refikaya veya bir refike muhtaçtır ki, tarafeyn, aralarında, hayatlarına lazım olan şeyleri muavenet suretiyle yapabilsinler. Ve rahmetten neş’et eden muhabbet iktizasıyla, yekdiğerinin zahmetlerini tahfif etsinler. Ve gamlı, kederli zamanlarını, ferah ve sürura tebdil edebilsinler. Zaten dünyada insanların tam ünsiyeti, ancak refikasıyla olur.” şeklinde açıklanmalıdır. 

Zaten  Cenab-ı Hakk (Celle Celalühü) Kur’an-ı Kerim’de “O’nun tek bir rab ve ilâh oluşunun delillerinden biri de, size kendi cinsinizden, yani sizin gibi birer insan olan karşı cinsten, yanlarında (sükûna ereceğiniz)huzur ve mutluluk bulabileceğiniz eşler yaratması ve aranıza muhabbet, sevgi ve şefkat duygularını yerleştirmesidir. Hiç kuşkusuz bunlarda, düşünen insanlar için nice ibretler vardır.” (Rum:30/21) diyerek evliliğin hikmet boyutunu insanlara bildirmektedir.

Günümüz evliliklerinde yapılan en büyük hatalardan biriside, eşlerin birbirlerine olan sevgisinin hangi yönde olması gerektiğidir. Çağımızın modern toplum insanı bu dengeyi ayarlayamadıkları için evliliklerin çoğu huzursuzluklarla ve kısa sürede boşanma-larla sonuçlanmaktadır. Toplumun büyük bir yarası haline gelen boşanmalar konusunda ve mutlu evlilik konusunda; Kur’an ve Sünnet ışığında bu asrın insanına vereceği çok şey vardır. 

Bu konuda özün özü ça­lışma, evlilere ve evleneceklere mutlu bir yuva kurmada başvuracakları önemli bir rehberdir. Bu rehberde, ailede huzur ve mutluluğun sırlarını, püf noktalarını ve evde oluşan problemleri çözmede gerekli reçeteleri bulacaksınız.

Ailede mutluluğun da kuralları var elbette. Bu kural­lara uyulduğunda evde Özlenen huzur, mutluluk sağlanacak ve saadet güllerinin açmasına vesile olacaktır, inşallah.

Toplumu teşkil eden ve ayakta tutan ailedir. Bu yüz­den toplumun huzuru, ailenin huzuruna bağlıdır. Ailesi mutlu olmayan bîr toplum mutlu olamaz, huzur bula­maz. Ailenin sağlamlığı millet ve devletin de sağlamlığı demektir. Ailenin bozulduğu, fertlerin dejenere olduğu hiçbir millet ayakta kalmamıştır.

Aslında cennet de cehennem de aile yuvasında ka­zanılır. Biz burada sarsıntı geçiren ve mutluluk arayan ailelere, yaralarını saracakları, kesin netice alacakları pratik öneriler sunduk. Bunları uygulayan dünyada huzur, mut­lu ve âhirette mesut olur.

Dostlar! İnsanlık tarihinin hiçbir döneminde aile ku­rumu, bu gün olduğu kadar topyekûn bir saldırıyla karşı karşıya kalmamıştır. Bu yüzden aile yapımızı koruyup güçlendirmek için herkese ciddî görevler düşmektedir.

Değerli dostlar! Kutsal yuvamız olan aile, bizim son kalemizdir! Allah (Celle Celalüh)’tan onu koruyup kurtarmasını niyaz ediyor, okuyucularıma mutluluklar diliyor, gönül dolusu selâm ve sevgiler sunuyorum.


Hüseyin BULUT

14.02.2013 KONYA


EVLİLİKTE MUTLULUĞUN SIRLARI

GİRİŞ

Dinde korunması gereken beş önemli değerin en önemli olan ailedir. Çünkü canlı organizmalarda hücrenin yeri ve özelliği neyse toplum ve cemiyet için âilenin konumu da odur. Dinî ve millî hayatın korunması, dinin, nefsin, neslin, aklın ve hattâ malın korunması âile hayatına bağlıdır. 

Cenab-ı Allah (Celle Celalühü) Kur’an-ı Kerimin de buyurdular ki:

İçinizdeki bekârları, kölelerinizden ve cariyelerinizden salih olanları evlendirin. Eğer yoksul iseler, Allah onları lütfü ile zenginleştirir. Allah lütfü bol olandır, bilen-dir.”  (Nur:24/32)

Allah’ın varlığına, kudret ve kuvvetine delillerden biri de kendileriyle huzûr bulasınız ve gönül rahatlığı içinde (sükûna eresiniz) yaşayasınız diye size kendi cinsiniz-den eşler yaratmasıdır. Aranıza sevgi ve şefkat duyguları koydu. Bunda düşünenler için uyarıcı ve Allah’ın varlığını kanıtlayıcı deliller vardır.” (Rûm 30/21)

Allah Rasûlü (Sallallahu Aleyhi Vesellem): şöyle buyurmuştur: “Evlenmek benim sünnetimdir. Her kim benim sünnetimle amel etmezse benden değildir. Evleniniz, zira ben diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla övünürüm.” Ayrıca, “Evlilik benim sünnetimdir. O halde her kim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir.” 

Hz. Ali (Radıyallahû Anh) şöyle buyurmuştur: “Evleniniz, zira Allah Resulü birçok defa şöyle buyurmuştur: “Her kim sünnetime uymak istiyorsa evlenmelidir. Zira evlenmek benim sünnetimdendir.” 

Allah Rasûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): “Genç yaşta evlenen her gencin şeytanı şöyle feryat eder: Vay olsun ona, vay olsun ona! Dininin üçte ikisini benden korudu.” O halde kul dinin diğer üçte birisi için de Allah’tan korkmalıdır.”

Hz. Ömer (Radıyallahû Anh) “Üç gün sonra  öleceğimi de bilsem, bekâr gitmektense evlenmeği tercih ederdim” der.

Hz. Cafer-i Sadık (Radıyallahû Anh) şöyle buyurmuştur: “Her kim fakirlik korku-suyla evlenmezse aziz ve celil olan Allah’a kötü zanda bulunmuştur. Oysa aziz ve celil olan Allah şöyle buyurmuştur: “Eğer yoksul iseler Allah onları lütfü ile zengin kılar.” 

Evlilik, bireyden aileye, aileden cemaate, düzensizlikten nizama, günahlardan ibadete geçiştir.”

Evlilik yuvası yukarıdaki gâyeleri gerçekleştirmek üzere kadın ve erkek eşler arasında yapılan bir sözleşmedir. İnsanoğlu’nun üzerinde yaşadığı ihtiyâr dünyâmızda sosyal organizmanın en küçük hücre dokusu âiledir. Âile, insanoğlunun dünyevî huzûr ve sükûn ile âhenk ve mutluluğu solukladığı ilk ve tek yuvadır. İnsanların olduğundan fazla görünmek kaygısı taşımadığı; her üyesinin birbirinin röntgeninden haberdar olduğu bir sevgi laboratuarıdır.

Allah Teâlâ ailedeki sevgi ve güvene dayalı huzur ve mutluluğu, kendi azametine âid bir delil, bir mucize ve âyet olarak takdîm buyurmaktadır:

Efendim, günümüzde evlilikle ilgili birçok tartışmalar yapılmaktadır. Öncelikle insanlar, topluluk hâlinde yaşamaya ve âile kurmaya mecbur mudurlar? Kendi başlarına hayatlarını idâme ettirseler olmaz mı?

Yalnızlık ve teklik Allah (Celle Celalüh)’a mahsustur. Çünkü o yüce Yaratıcı, bir ve tek olmayı sadece kendisine has bir keyfiyet kılmış ve bu itibarla bütün varlıkları çift olarak yaratmıştır. Dolayısıyla bütün varlıklar, bu çift olma özellikleri bakımından birbirlerine muhtaçtırlar. Aynı zamanda yaratılmış olmaları yönüyle de yapılarına göre bir noksanlık ve acziyet içindedirler. Yani “mâsivâullah” adı verilen, Allah (Celle Celalüh)’ tan gayri bütün varlıklar; bin bir türlü ihtiyaç içinde hem birbirlerine ve hem de her şeyi yoktan var eden Cenâb-ı Hakk (Celle Celalüh)’a ebediyyen muhtaçtırlar.

Âile Allah’ın iki nefsi, bağların kuvvetlisi ile bağladığı bir beraberliktir. Yuvanın sevgiye dayalı bu beraberliğini Allah Rasûlü de açık bir biçimde: “Dünyanızdan bana üç şey sevdirildi. Güzel koku, kadın ve gözümün nûru namaz”  buyurarak ifâde etmiştir. Sevginin en çok arandığı ve harç gibi bağlayıcı görüldüğü yer âile yuvasıdır. Orada sevgiyi sürekli kılan güven ve güzel geçimdir. Sevginin yerini doldurabilecek bir başka harç olmadığı gibi sevgiyi güven kadar besleyecek başka bir besin de yoktur.

Aslında uyum, güven, saygı ve sevgiye dayalı evlilik kadar mutluluk veren bir başka beraberlik yoktur. Kadın ve erkeğin birbirine rûhen yabancı olduğu bir izdivâç kadar kötü bir birliktelik söz konusu olamaz. Bu duruma göre mutlu bir evlilik için iki şey önem kazanmaktadır. 

Eşlerin uyumu için önce kefâet/denkliklerini araştırmaları ve birbirlerini tanımaları, ikinci olarak güzel geçim, insan idâresi, uzlaşma, hak ve sorumluluklar konusunda belli bir bilgilenme sürecinden geçmeleridir.

Bu konuda, bir takım kitaplarla nazarî bilgiler elde edilebileceği gibi, “aile okulu”  gibi seminerlerle eşler bu konuda bilgi sahibi olmalıdır.

Evlenecek eş adaylarının birbirlerini her türlü kusur ve özelliklerini gizlemeden söylemeleri esastır. Ancak insanlar böyle zamanda olduğundan fazla görünme kaygısıyla bir takım kusurlarını gizlemeyi; karşı tarafa maskeli hâliyle görünmeyi meziyet saymaktadır. Oysa bu konuda açık yürekli davranmayı tercih etmeli.

Bu dünyada Müslümanlıktan sonra en büyük lütuf ve mazhariyet, insanın kendisiyle ülfet edebileceği uygun bir eşe sahip olmasıdır. Böyle bir eşle hayat arkadaşı ve yoldaş olmak insan için dünya konusunda bir ünsiyet ve güvence, dinî konularda bir güç ve destektir. Nitekim İbn Abbas (Radıyallahû Anh): “Gencin ibâdetinin evlilikle kemâle erdiğini” söylerdi. Çünkü harama düşen gönülden iman bile sökülüp atılırdı.

Rabbimiz bize dünyada güzellik ver, âhirette de güzellik ver!  âyetindeki “dünyadaki güzelliğin” mutluluk vesîlesi bir eş olduğuna işâret edilmiştir. Ayrıca Kadın ve erkek, inanmış olarak kim sâlih amel işlerse ona hoş bir hayat yaşatırız.  âyetindeki “hoş bir hayat”tan murâdın iyi bir eş olduğu ifâde edilmektedir. Hattâ bu yüzden Hz. Ömer (Radyallahu Anh) “sâliha bir hanımı dünyadan saymazdı.” Çünkü o, insanı âhirete yönlendirir, derdi.

Rabbimiz, bize göz aydınlığı olacak eşler ve çocuklar bahşet!”  âyetinde niyaz edilen göz aydınlığı, insanın kendisi için gerçek göz aydınlığına vesile olan kulluktan alıkoymayacak ve insanı o büyük kavuşmaya hazırlayacak bir göz aydınlığıdır. Allah Rasûlü’nün kendisine sevdirilen namazı göz aydınlığı olarak anması, kadını ve kokuyu bir arada sayması buna işaret sayılmaktadır.


Evlilik aynı zamanda bir cihaddır. Nefis ve şeytanla savaşın adı, iffeti korumaktır. İffeti korumak, iffete destek olmak ancak evlilikle gerçekleşebileceğine göre, nefisle cihadın en mükemmel çeşidi olan evlilik cihadın ta kendisi olur.

Evlilik bir nasîb işi olmakla birlikte belli bir hazırlık zarurîdir. Bu hazırlık safhasında ehlullahdan birinin kızına nasihati ilginçtir: “Yavrum, doğduğun ve büyüdüğün yuvandan, kendi kuracağın yuvaya uçuyorsun. En yakınlarının yanından bugüne kadar sana yabancı olan birinin yanına gidiyorsun. Sen ona yeryüzü gibi ol ki, o da sana gökyüzü olsun. Sen ona câriye ol ki, o da sana köle olsun. Ona büsbütün yapışma ki seni atmaya kalkışmasın. Uzak durma ki seni unutmasın. Kulağı çirkin bir söz duymasın, burnu kötü bir koku almasın, gözü senden bir çirkinlik görmesin!”

Eşlerin gözlerini ve gönüllerini sâdece birbirlerine açması esastır. Nitekim Allah (Celle Celalüh) Cennet hanımlarını överken onları şöyle anlatır:

Orada bakışların, sadece eşlerine çevirmiş, daha önce ne insan, ne de cinlerin dokunmuş olduğu hanımlar vardır.  Yani onlar başkasına bakmayan sadece kocalarını “en yakışıklıklı” gören hanımlar ve eşlerini “en güzel” gören beylerdir.

Mutlu bir yuva için evlenen erkek, hanımını idare etmeyi öğrenmeli; hikmetli sözler, tatlı şakalar; güzel espriler ve hediyelerle eşinin gönlünü fethetmeyi bilmelidir.

Hanımına karşı yumuşak davranmalı, onun lüzumsuz harcamalarını yerine göre hoş görebilmelidir. Bu ise ilim ve hilim sahibi olmayı gerektirir. Bu davranışı ancak hikmet ve irfan sâhibi kimseler başarabilir. Cimri, kaba, hoyrat kimselerin toplum içinde huzurla yaşamaları zordur. Böyleleri kadınları idare edemez. Kaba davranan ve cimrilik yapan kimse hem acı verir, hem acı görür. Hem eziyet çeker, hem eziyet çektirir. Hem günaha girer, hem günaha sokar.

Kadınların duygusallığını yumuşaklıkla, bilgisizliğini tecrübe ve ilimle aşmak mümkündür. Erkek hoşgörüden uzak, câhil, kaba ve akılsız ise karşılıklı kabalık ve sertlik ortaya çıkar, bu da yuvadaki huzûru bozar, nefreti körükler. Yumuşaklık ve hoşgörü ise gönüller fetheder, en zor insanları idare eder.

Er” kişi, hanımının ezasına, cevr’u cefâsına âhirette göreceği ecri düşünerek katlanır. Çünkü insanların hata ve kusurlarına sabretmek kişiyi olgunlaştırır ve yüceltir.

Erkeğin, hanımının bir takım çıkışlarına ve ölçüsüz davranışlarına gösterdiği tahammül, verdiği ezâya sabır karşılığında âhirette ecir kazanacağını düşünmesi insanın davranışlarını ölçülü hâle getirmektedir.

Evet… “Yuvayı dişi kuş yapar”, “erkeği vezir de eden, rezil de eden kadındır” gibi atasözlerimiz de geleneksel yapıda kadının evliliğin kurulması ve sürdürülmesinde birincil derece sorumlu olarak algılandığının bir göstergesidir. Ancak günümüzde kadının yaşamı ev ile sınırlı değildir. Aynı zamanda sosyal hayatın içinde de yer alıyor. Alınacak kararlarda aktif rol üstlenebiliyor. Bir işi ve mesleği olabiliyor, evin geçimi ile ilgili sorumluluğu eşiyle paylaşıyor.

Yuvada kadına da bir takım sorumluluklar düşmektedir. “Yuvayı dişi kuş kurar” derler. Evet, temelde kadının varlığı ve şefkatli eliyle oluşan aile yuvası aslında bir huzur ve sükûn ortamıdır. Kadın eş olarak beyine, ana olarak çocuklarına sahip çıkarak romantizme kapılmadan; hayatın gerçeklerini görerek vazifesini yapmalı, yuvanın huzur ve mutluluğunun devamına katkıda bulunmalıdır. 

Evlilik yukarıdaki âyette belirtildiği gibi bir yuva için; mutlu yuva da insan neslinin devâmını sağlayan yavrular içindir. Kur’an’da Zekeriyâ Peygamber’in duâsı ile karısının doğuma elverişli hâle geldiği ve Yahya (a.s.)’ı doğurduğu ve bunun bir lütfî ilâhî olduğu anlatılarak  yuvada çocuğun önemine dikkat çekilmiştir. Selef, nesillerin devamı için çocuk sahibi olmak üzere evlenirdi.
Çocukları yaşarsa Allah’ı zikretmesini; ölecek olursa yüklerini hafifletip şefaatçi olmasını dilerlerdi. Nitekim Allah Rasûlü buyurur: “Sabi çocuk, anne-babasının boyunlarından tutarak cennete götürür.” 

Ona malı da kazandığı da fayda vermedi.  âyetinde “kazandığı” ile  kasdedilen çocuklardır. Allah yolunda harcanan mal, nasıl fayda veriyorsa çocuk da fayda verebilir. Nitekim Allah Rasûlü (Sallallahu Aleyhi Vesellem): “Kişinin kazandıklarından biri de çocuğudur. Yediği rızkın en helâli kendi kazancından yediğidir.”  buyurmaktadır.

Aile yuvasında huzur ve mutluluğun temeli, kurulacak ilişkiye bağlıdır. Otorite ve tahakküme bağlı aile yuvasında otoriter baba ve otoriter koca anlayışı vardır. Fertlerin şahsiyetlerini zedeleyen bu tür bir model artık yerini Nebevî usûldeki rehber ve hizmetkâr âile reisliğine ve babalığa bırakmaktadır. Öyleyse hizmet merkezli diğergâm, fedakâr bir âile huzur ve mutluluğudur asıl olan.
Bu Girişten Sonra Evlilikte Eş Seçimine geçebiliriz.

Evlilik çok önemli, çok mübarek ve çok dikkat edilmesi gereken bir olaydır.

Eş sekmek, kitap seçmeye benzer; iyi tasarlanmış bir kapak ve cilt ilginizi çekebilir, ama içeriliği sağlam olmadıkça, sonunu getirmek çok zor olur….!

Allah kimi Salihâ bir kadınla rızıklandırmışsa dininin yarısı hususunda ona yardım etmiştir. Diğer yarısında Allah’tan sakınsın.” (Hâkim, Müstedrek, II, 175 (2681)

Hz. Cafer-i Sadık (Radıyallahû Anh) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz kadın boyuna asılan bir halkadır. O halde boynuna neyi astığına iyi bak. Kadın için bir değer ve paha tayin etmek mümkün değildir; ne iyileri için ve ne de kötüleri için! İyi kadının değeri altın ve gümüş değildir. İyi kadın altın ve gümüşten daha değerlidir. Kötü kadının değeri ise toprak değildir. Toprak bile kötü kadından daha hayırlıdır.” 

Allah Rasûlü (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Efendimiz şöyle buyurmuştur: 

İyi ve salih bir aileyle evlilik yapın. Zira kanın etkisi vardır.”  

Nutfeleriniz için iyi yer seçin. Size denk olan kimselerle evlenin. Denklerine kız verin.” 

Nutfeniz için iyi bir yer seçin. Zira kadınlar, erkek ve kız kardeşlerine benzer çocuklar doğururlar.” 

Evlilikte fiziki görünümünden ziyade, zengin olup olmamasından ziyade, güzelliğinden, yakışıklılığından ziyade, yok mutfak kültürüymüş, yok ev kültürüymüş (yıllarca dershanede ve okullarda zamanı geçti) önemli değil. “Kültürlerin Şahı Ahlak Kültürüdür.” Diğer şeyler öğrenilir.

Yani eş seçerken dış görünümü ailemizde ciddi bir yer edinmesin en önemli olan şeyler mazisi, soyu, ileriye dönük hayalleri, ailesi, fikirleri, günlük programları, ibadetleri, ahlak kültürü mesela tesettür olayı da bir elma misalidir.

Örneğin; bir elmayı soysan ve bir kaç dakika bir yerde kalsa, göreceğiz ki o elma sararmış, büzülmüş ve yenmeye insanın iştahı olmaz. Fakat o elmayı hiç soymasak ve birkaç dakika değil de bir hafta ve belki daha fazla kalsa yinede tar-u taze kalır, neden? Çünkü o kabuğu, kapalılığı fıtridir (yaratılış itibariyledir) ve taze kalmak için o kapalılığa muhtaçtır tıpkı bu misal gibide kadın içinde, erkek için de tesettür fıtridir.

Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve diğer mü’minlerin hanımlarına söyle, toplum içerisine evlerinden çıktıkları vakit dış örtülerini üzerlerine alsınlar.” (Ahzâb: 33/ 59) âyeti, tesettürü emrediyor. 

Evlilik, iki kişinin bütünleşmesi demektir. Konu manevî olunca ekseri insanlar da maneviyattan habersiz olunca, ruhların anlaşması sağlanamaz.

Fakat İslamiyet hayat dinidir. Yeni evli çift “ikimiz de İslamiyet’e uyacağız” derse İslamiyet o ailenin ruhu olur, huzuru olur, mutluluğu olur. Anlaşmaları kolaylaşır. 

Mutlu bir yuva kurmak için taraflar birbirlerinin psikolojisini, yapı ve karakterini çok iyi tanımalı.

Evlenecek kimse, önce evliliğe hazır olup olmadı­ğını, nasıl bir eş aradığını kendisine sormalı.

Rasûlü Ekrem (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

Kadınlarla güzellikleri için evlenmeyin, zira bazen güzellikleri onların helak oluşuna sebep olur. Malları için de kadınlarla evlenmeyin, zira bazen malları onları isyana sürükler. O halde onlarla dindarlıkları sebebiyle evlenin.” 

İyi bir eş ve iş bulmak, hayatın en büyük mutluluğu­dur. Bu yüzden eş seçerken, Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem)’in tavsiyesine uyup, “dindar olanı” seçin ki, yuva huzurla, eller bereketle dolsun. (İbni Mâce, H.no-.1858)

Eş seçiminde dindarlık ve ahlâk, en önemli tercih sebebidir. Ailede inanç birliği mutlu bir evliliğin teme­lini oluşturur. Bu yüzden seçilecek eşin inancına ve ahlâkına çok dikkat edilmeli. Çünkü nikâhın geçerli olmasında iman, temel bir rükündür. Allah (Celle Celalüh)a inan­mayan, dini emirleri hafife alan bir insanın ciddî bir iman problemi vardır.

Dinin temeli inançtır imandır. İnancı olmayan bi­riyle izdivaç, gerçek anlamda izdivaç değildir; o sade­ce bir araya gelmedir.

Seçilecek eşte inançla birlikte ilk aranan, doğruluk, dürüstlük, yalansızlık ve seven bir gönüldür.

Sadece mal, makam ve şöhret için kızını vermek, açıkça dini ve diyaneti hafife almaktır. Seçilecek eşin dinî düşüncesine, ameline, özellikle de akîdesine mutlaka dikkat edilmelidir. “İnancı arızalı bir erkeğe kızını veren bir kimse, oluşacak bütün olumsuz-luk­lardan sorumlu olur. Aynı durum iki taraf için de söz konusudur. Bu tür yanlış yapan kimse dünyasını da âhiretini de karartmış olur.” (M. F.Gülen)

Gelin için aranan şartlar, fazlasıyla damat adayında da aranmalı ve aday çok iyi tanınmalı. Duygular, akıl ve mantık süzgecinden geçirilmeli. Sizi dünyaya çağıranı değil, Allah'a yaklaştıranı seçmeli.

Rasûlü Ekrem (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

Birisi sizden kız istemeye gelir ve onun dindarlık ve emanetçiliğini beğenir-seniz ona kız verin. Eğer böyle yapmazsanız yeryüzünde birçok fesat vücuda gelir.” 

Eş adayının hayatı ne gözle gördüğü, hedefinin ne olduğu ve değer yargılarını iyice öğrenmeli! Adayın kültür seviyesi, görgü düzeyi, uyuşma için dikkate alınmalı.

Eş seçmede taraflar birbirlerini ölçüp, biçip tartar­ken, kendisinin de kaç okka çektiğini unutmamalı.

Adayın sağlık yönünden evlenmeye engeli olmadı­ğı tespit edilmeli.

Seçilecek eşin mutlaka karakteri sağlam ve ahlâkı güzel olmalı.

Aile huzurunu yakalamamız ve kötü insanlardan korunmamız için Rabbimiz şöyle dua etmemizi tavsiye eder: “Rabbim, gözler sevindiren, gönüller ısındıran eş ve çocuklar ihsan et bizlere. Bizi takva sahipleri için örnek kıl.” (Furkan 25/74) âmin.

Evlenmeği Düşünen Gençlere

Peygamber (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Efendimiz Kul evlendiğinde dininin yarısını tamamlamış olur. Diğer yarısında Allah’tan sakınsın.

Nikâh benim sünnetimdir. Kim benim sünnetimle amel etmezse benden değildir. Evleniniz! Zira ben, diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim.” (Hadis-i Şerif)

Allah ve ahiret inancı olmadan sağlam bir aile kurmak imkânsızdır,”

Belirli bir ruhî olgunluğa gelmeden evliliğe katiyen yanaşmayın.

Evlilik ciddî bir iştir. Ağır yük ve sorumluluk ge­rektirir.

Eş adayının zamanla değişeceğini ümit ederek ev­liliğe sakın "evet" demeyin.

Evlilik hoşgörü, müsamaha, feragat ve fedakârlık ister. Her za­man kendinizden bir şeyler vermeye hazır olun,

Sâdece aynı fikirdeyiz diye gözü kapalı yuva kur­mayın.

Fikirleri size uyanlar içinde huyu da size uyanı el­bette bulursunuz.

Ruhen uyum sağlayabileceğiniz birini bulmadan evliliğe evet demeyin. Aksi halde kadın “dırdırcı,” erkek “baskıcı” mutlu­luk toz “duman olur.”

Eş, insanı saadetin eşiğine götürdüğü gibi: felâke­tin beşiğine de sürükleyebiliyor. Büyüklerinizin ve olgun yakınların tavsiyelerinden yararlanın.

Eş adayı nedir, ne değildir aranmadan, adayı çok iyi tanımadan yapılan evlilik, felâket getirebilir.

Hissî duygu ile yapılan evlilik, cennet köşesi olacak yuvayı cehenneme çevirebilir. Bu yüzden eş seçimin­de çok titiz olmak şarttır.

Evlilik, nefsanî duygulardan çok, uhrevî duygularla yapılmalı. Ve evlilikte aranan kişiyi bulmak kadar, aranan kişi olmak da önemlidir.

Kalbine karşılık bir kalp bulmak, manevî frekansla­rı bütünüyle tutan, gönül iletişimini tam kurabilen bir insanı bulmak gerekir.

Kalıbına göre kalıp arayanlar; eş arayışını bede­ne, kaşa, göze bağlayanlar, mutluluğu yanlış adreste arıyorlar.

Gönle göre gönül değil de, gövdeye göre gövdeye itibar edip, kalbe karşı kalp arama-yanlara saraylar zindan olur. Hâlbuki “gönüller bir olunca samanlık saray ve seyran olur.”

Evlilik, iki gönlün birleşmesi ve tekleşmesiyle olur­sa aile olur,

Yüzü güzelden usanılır, huyu güzelden usanılmaz. “Güzele kırk yılda doyulur, fakat güzel ahlaklıya ebedi doyum olmaz. Cennette de beraberlik devam eder.” Evet, güzellik kaybolur, ahlâk ve fazilet devam eder.

Mutlaka evlenin. Fakat iyi huylu, faziletli, sabırlı eşler bularak. Mutlaka evlenin, çünkü nikâhta keramet, bereket ve huzur vardır.
Gençler Evliliğe Hazır mısınız?

Evlenecek kimse, hedefinin ne olduğunu, nasıl bir eş aradığını, kendisine sormalı. Kendinizi ve eş ada­yınızı çok iyi tanıyın.

İdeal nesil yetiştirmek için, ideal yuvalara ihtiyaç vardır. Önce iyi bir eğitim görün. Eğitimin başı terbiyedir. Varsa kariyerinizi tamamlayın; İş ve aş sahibi olun, helâlinden para kazanın. Geliriniz giderinizi karşılayacaksa evlenin.

Evlenirken her zorluğa ve her fedakârlığa katlan­mayı göze alın. Evlenecek kimse, hedefinin ne olduğunu, nasıl bir eş aradığını, kendisine sormalı.

Evlilik evcilik oyunu değildir. Ey gençler siz evliliğe hazır mı­sınız? Evliliği aceleye getirip, hazır olmadan evlenmeyin.

Adayın huy, ahlâk ve mizacına dikkat edin. Evet, güzellik kaybolur, ahlâk ve fazilet devam eder.

Yüzü güzelden 40 günde usanılır, huyu güzelden ebediyen usanılmaz.

Kendinizi ve eş ada­yınızı çok iyi tanıyın. Tanımadan evlenmeyin. Sonu hüsran olur.

Bencil, çıkarcı ve hep almayı hesap edenler, henüz evliliğe hazır değildir. Maddiyata aşırı düşkün olan­dan uzak olun.

Yaldızlı söz ve vaatlere kanmayın. O vaat ve gülü­cüklerin hepsi tuzak ve hepsi yalandır!

Haram giren ve haram yenen evlere huzur girmez, mutluluk gelmez! Aileyi mutlu etmeye kararlı ve hazırlıklı olun.

Bu arada mutlaka “Allah’ım, hayırlısını nasib et”. Yuvasız kuşa bile dal verip yuva kurduran Rabbim. Hakkımızda en hayırlısı neyse bizlere de onu nasip eylesin... diye dua dua edin, yalvarın, yakarın.



Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4   5
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə