İstanbul orta bizans dönemi KİLİseleri Atik Mustafa Paşa Camii a-yeri



Yüklə 169.26 Kb.
səhifə1/4
tarix29.10.2017
ölçüsü169.26 Kb.
  1   2   3   4


İSTANBUL ORTA BİZANS DÖNEMİ KİLİSELERİ

1.Atik Mustafa Paşa Camii

A-Yeri: Ayvansaray’da kendi adı ile anılan mahallededir. Şehir surlarının kuzeydoğu ucu yakınlarında, Haliç’e paralel olan Ayvansaray caddesinde yaklaşık 30 m. mesafede, etrafı Çember Mustafa Paşa Bostanı ve Ayvansaray Kuyu Sokakları ile çevrili ada 2830 parsel 64 pafta 515’te bulunmaktadır.

B-Tarihçesi

a-Bizans Dönemi:Yapının ithafı ve tarihi ile ilgili çeşitli araştırmacılarca ileri sürülmüş altı ayrı görüş vardır. Bunlardan ilkine göre ya İsa Peygamberin havarilerinden Petros ve Markos’a ithaf edilmiştir. İkinci görüşe göre ise yapı Azize Thekla’ya ithaf edilmiştir. Üçüncü görüşe göre bu yapı İlyas Peygambere ithaf edilmiştir. Dördüncü görüşe göre yapı doktor azizler Kosmos ve Damianos yani Anargyroi’ye ithaf edilmiştir. Beşinci görüş Millingen’e aittir. Son ve en çok ihtimal verilen görüş Magdalina tarafından ileri sürülmüştür. Buna göre yapı Petrion’da bulunan Euphemia Manastırı Kilisesi’dir. I.Basileios’un (867-886) aile bireylerinin çoğunun gömüldüğü ve Nea Mone (Yeni Manastır) olarak da anılan yapı, İmparatorun kendi döneminde inşa ettirdiği en önemli manastır binasıdır.

b-Türk Dönemi:1512 yılında ölen Atik Mustafa Paşa tarafından camiye çevrildiği genel kabul gören bir görüştür. Yapının tüm saçaklarının Osmanlı döneminde değiştirildiği ve kubbenin de Osmanlı tarzında olması nedeniyle bu değişikliğin 1509 tarihli depremin ardından olmuş olabileceği ileri sürülmüştür. Büyük ihtimalle 1729’daki Büyük Balat yangınından ve 1894’deki depremden zarar görmüş ve bu ikinci olayın ardından başlanan tamir çalışmaları 1906’da sona ermiştir.Tamir çalışmaları sırasında yıkılan eski minare yerine kesme taştan yenisi yapılmıştır. Olasılıkla yine aynı dönemde yapının mihrap ve minberi yenilenmiş, Bizans döneminde aynı yerde bulunan ve olasılıkla kasnaklı kubbe yerine bugünkü Türk kubbesi konmuştur.

C-Plan Özellikleri:Kapalı Yunan haçı plan tipinin bir temsilcisi olan yapıda kubbe ‘L biçimli’ köşe duvarları tarafından desteklenmektedir. Yunan haçının kollarından batıda olanı diğerlerine oranla biraz daha uzundur. Bazı araştırmacılar yapının kubbeli bazilikadan haç plana geçişte bir köprü görevi gördüğü fikrideyken bazıları da bu yapının haç planın İstanbul’daki en erken uygulaması olduğu sonucuna varmışlardır.

D-Mimari Özellikleri:Düz bir alanda inşa edilmiş olan yapının hemen altında yer alan bir alt yapısı yokken, bahçede güney ve doğu yönlerde girişleri belli ancak içlerine girilemeyen en az iki kuyunun varlığı bilinmektedir.Kuzey cephe batı ve doğu ucunda altda bir ve onun yaklaşık 2 m üstünde de başka bir pencere olmak üzere iki pencere vardır. Orta bölümde ise iki payanda arasında kalan bölümde yer seviyesinde bir pencere, onun üstünde üç kemer, bunların üstünde de kemerli üç pencere ve bunlarında üstünde ortada tek bir pencere vardır. Doğu cephe üçlü apsisin bulunduğu cephedir. Üç yüzlü olan apsislerden ortadaki daha büyüktür. Güney Cephe Osmanlı dönemi eklemesi olan payandalarla üç bölüme ayrılmıştır. Bu üç bölümden doğu ve batı kısımları hemen hemen aynı boyutlardayken orta kısım en geniş olanıdı. Batı Cephe Türk döneminde yapılmış, ahşaptan inşa edilmiş, tek eğimli ve eğimi sokağa doğru verilmiş, üstü kiremitle örtülü bir çatı ile kaplı bir son cemaat yeri vardır. Yapıda dış narteks yoktur. Naos orta bölümde kubbeyi destekleyen dört köşe duvarı ile oluşturulmuştur. Güneydoğuda olanının arkasında, Hazret-i Cabir’e ait olduğu inanılan mezar ve bunun önünde de madeni korkuluklar vardır. Haçın kolları ve köşelerde kalan mekanların hepsinin üstü beşik tonozla örtülüdür. Ana apsis içerden yuvarlak dışardan 3 cephelidir. Merkezinde içi yeşil boyalı bir mihrap ve bunun her iki yanında Türk döneminde açıldıkları anlaşılan ve zemin seviyesinden başlayıp yaklaşık 1 m yüksekliğe kadar devam eden iki pencere vardır. Yan apsisler ana apsise göre daha dar ve alçak tutulmuştur. Güney tarafta bulunan yan apsis içerde bulunan mezar sebebiyle kapatılmıştır. Her iki yan apsisinde iki küçük penceresi bulunur. Bugün görülen kubbe Osmanlı döneminde inşa edilmiştir. Biçimi itibariyle klasik dönem Osmanlı kubbesi olan bu kısım, olasılıkla şehirde büyük tahribata yol açmış olan 1490 yangını ya da 1509 depreminin ardından inşa edilmiş olmalıdır. Yapının üstü kuzey-güney ekseninde iki eğimli çatı tarafından örtülmektedir. Galeri kısmı kapalı kollu Yunan haçının batı kolunu oluşturan kısımdır.Giriş kapısının üzerinde bir balkon oluşturacak şekilde ikiye bölünmüştür.

E-Süsleme Özellikleri: Güney cephe orta kısmında bulunan freskolar sebebiyle yapının en önemli bölümüdür. Freskoların içinde bulunduğu üç kemer 1924 yılında ortaya çıktıysa da sonra üzerleri kapatılmıştır. Freskolar 1980’li yılların sonunda içlerinde bulundukları nişlerin doldurulması nedeniyle görülmez hale gelmiştir. Hazret-i Cabir’in mezarının girişinde 19. yy’a ait dört sütuncuklu bir açıklık ve bunun üstünde üçgen bir alınlık vardır. Yapının en üst bölümlerinde ise en son tamirattan sonra yapılmış olan bitkisel kalem işleri ile süslenmiştir.

F-Malzeme ve Teknik Özellikleri:Binanın inşaatında ağırlıklı olarak tuğla kullanılmıştır. Öte yandan tüm cephelerde düzenli olarak tekrar edilmese de dört sıra tuğla ve bir sıra üstü işlenmemiş taştan oluşan bir örgü sistemi vardır. Binanın üst kısımlarında düzensiz olarak kullanılmış olan taşların Osmanlı dönemi onarımları sırasında konmuş olmaları büyük bir olasılıktır. Binada İstanbul’a özgü bir teknik olarak kabul edilen gizli tuğla tekniğine rastlanmamaktadır.

2.Bodrum Camii ( Myrelaion Manastırı Kilisesi )

A-Yeri:Laleli semtinde Mesihpaşa caddesi’nden girilen ve basamaklarla çıkılan bir zemin üzerinde, etrafı Koska ve Laleli caddeleri tarafından çevrilen bir ada üzerinde 808 ada 9 parsel ve 198 paftada bulunmaktadır. Bizans döneminde burası şehrin 9. bölgesidir.

B-Tarihçesi

a-Bizans Dönemi: Bazı Bizans kaynaklarına göre 8. yüzyılda da varolan bu kilisenin bulunduğu yerde başka yapıların olduğu bilinmektedir. Bunlardan biri, Krateros evi adıyla anılan yapıdır.Dönemin bir özelliği olarak anıtsal bir yapının ardından o bölgenin aynı adla anıldığı bilinmektedir. Bu durumun Krateros evi için de söz konusu olması mümkündür. Ancak bahsi geçen Krateros’un kim olduğunun belirlenmesi de aynı oranda zordur. Kaynaklarda varlığı bilinen, biri 6. yüzyılda diğer ikisi 9. yüzyılda yaşamış olan üç Krateros vardır. Bu durumda bugün Myrelaion’un bulunduğu yerde 6. yüzyıldan itibaren bir anıtsal yapı bulunduğu ve bu bölgenin olasılıkla daha erken dönemlerden beri ikamet amaçlı kullanıldığı söylenebilir. Nitekim kilisenin üzerinde, güneydoğu köşesinde bulunduğu teras, 5.yüzyıla tarihlenen ve kesin işlevi tam olarak bilinmeyen bir rotundayı da içine almaktadır. İmparator Romanos Lekapenos ‘un manastır yapısından önce aynı yerde bu rotundanın üstünde ve yarısını kapsayacak şekilde, batı kısmında inşa edilmiş bir saray inşa ettirdiği bilinmektedir. 10. yüzyılda harap haldeki rotundanın zemini sarnıçlara uygulanan bir yalıtım sıvası ile kaplanmış ve olasılıkla sonraki dönemlerde sarnıç olarak kullanılmıştır.

Büyük bölümü rotunda üzerinde yer alan saray ile kilisenin inşa tarihleri arasında bir fark olmadığı ve 10. yüzyılda inşa edildikleri yapılan kazılar sonucunda ortaya çıkmıştır.



b-Türk Dönemi:Yapı II. Beyazıt (hükümdarlık dönemi 1481-1512) zamanında Nesih Ali Paşa tarafından camiye çevrilmiştir. Yapı 1911 yılındaki yangına kadar sürekli bir şekilde cami olarak kullanılmıştır.Bunu izleyen dönemde yapı harap halde kalmış, 1950’lerde ise kömür deposu olarak kullanılmıştır.1964-65 yılında, yapılan değişiklikler kaydedilmeksizin çok özensiz bir restorasyon yapılmış ve yapı ile ilgili kazı çalışmaları ancak bu olayın ardından gerçekleşebilmiştir.Yapılan bu tamir sırasında kullanılan malzemenin %90’ının yeni olduğu iddia edilmiştir. Bu tarihten sonra 1965 yılında başlayan kazı ve tamir çalışmaları sonucunda yapı cami olarak kullanıma sunulmuştur. Uzun onarından sonraki dönemde yine bakımsız kalan yapıda bir tamir çalışması da 1987 yılında yapılmıştır.

C-Plan Özellikleri: Büyük bir alt yapı tarafından desteklenen bina kapalı Yunan haçı tipindedir. Kapalı Yunan haçı planının erken uygulamalarından biri olan yapının ilginç bir özelliği de narteksin kuzey ve güney iç duvarlarının yuvarlatılmış büyük birer niş haline getirilmiş olmasıdır.

D-Mimari Özellikleri: Alt yapı üst yapının planına benzer biçimde olup ortadaki beşik tonoz dört sütun tarafından desteklenmektedir. Kuzey cephe yuvarlak tuğlalarla inşa edilmiş, beş plaster ile dört bölüme ayrılmıştır. Bunlardan ortadaki kubbeyi destekleyen tonozu taşıdığı için diğerlerinden daha yüksektir. Güney cephe dört parçaya ayrılmış durumda olup 2. ve 3. bölümlerin arasındaki bölümün çatı seviyesi kubbeye destek veren tonoz burada olduğu için daha yüksektir. Güney batı köşede kesme taştan yapılmış minare bulunmaktadır. Doğu cephede ana apsis, pastoforia hücrelerinden hem daha geniş hem de daha yüksektir. Ana apsisin ortasında alt bölümleri doldurulmuş ve üstü kemerli bir pencere vardır.Altında alt yapıya ait bir kemer görülmektedir. Pastoforia hücreleri cephe ortaların da birer pencere söz konusudur. Batı cephe dört sıra yuvarlak tuğlalı ve dışarı çıkıntı yapan plaster arasında kalan üç bölümden oluşur. Bu cephenin önüne 1987 yılında kahverengi alüminyumdan bir son cemaati yeri eklenmiştir. Bu yapının dış narteksi yoktur. İç narteksten naosa geçiş k.batı köşesinden narteks üzerindeki balkonun merdivenlerinin yanındaki dar girişle tam ortadaki ana kapıdan olmaktadır. Naosun ortası kubbeyi destekleyen hemen hemen çapraz tonoz görüntüsü veren beşik tonoz, haçın köşesinden geriye kalan bölümlerin üzerleri ise çapraz tonozlarla örtülüdür. Orta bölümde kubbeyi destekleyen dört kare paye vardır. Apsis dışardan üç cepheli içerden ise yuvarlak olup yerden yaklaşık 2.5 yükseklikten başlayan ve tam ortada bulunan tek bir penceresi vardır. Bugün apsis içinde beyaza boyalı bir mihrap vardır. Yan apsisler ana apsis gibi dıştan üç cepheli içten yuvarlak olup ana apsise göre daha küçük ölçeklidir. Tavanları üç yapraklı yonca yaprağı gibi olup ortası kubbe tonoz şeklindedir.Yapının yüksek kasnaklı ve sekiz pencereli bir kubbesi vardır. Kubbenin altında dört yöne doğru açılan ve bir haç formu oluşturan bölümler semerdam şekilliyken bunların dışında kalan bölümlerin üstü düzdür. Kubbenin ağırlığı kare şekilli dört paye ile haçın kollarını oluşturan hayli dar tonozlarca taşınmaktadır. Yapının bugün için bir galerisi yoktur.

E-Süsleme Özellikleri: Yapının saçak seviyesinde testere dişi ve binanın bütün cephelerinde

varlığını sürdüren silmeler mevcuttur. Yapının alt yapısı içinde g.doğu duvarında bir kadın ve Podegetria Meryem tasvirli bir fresko bulunmuştur. Kubbenin tam ortasından aşağıya büyük kristal bir avizenin sarkıtıldığı nokta ve etrafında bitki desenli süslemeler vardır.



F-Malzeme ve Teknik Özellikleri: Yapının onarımı sırasında binada %90 oranında yeni malzeme kullanılmıştır. Tamamıyla tuğladan inşa edilmiş yapılardan biridir. Burada olduğu gibi cepheden çıkıntılar yapmış olan tuğla plasterleri ve tamamıyla tuğladan inşa edilmesi sebebiyle büyük benzerlik gösteren bir diğer yapı da Selanik’te Panagia Halkion (Osmanlı dönemindeki adıyla Kazancılar Camii )‘dur.

3. Eski İmaret Camii (Meryem Ana Pantepoptes Manastırı Kilisesi)

A-Yeri: Fatih’te Haydar caddesinden yaklaşık 200 m. mesafede Yeni Tulumba çıkmazı ile Eski Mektepli sokağının kesiştiği noktada 2177 ada 5 parsel ve 253 paftadadır.

B-Tarihçesi:

a-Bizans Dönemi: Bugün Eski İmaret adıyla anılan yapının Bizans dönemindeki adına ilişkin ilk fikri ileri süren patrik Konstantinos’tan sonra yapılan yayınların hemen hemen tamamında bu yapının Pantepoptes Kilisesi olduğu kabul edilmiştir. Patrik Konstantinos’un kaynak olarak kullanıldığı yazarlardan Niketas Honiates; “Pantepopte Kilisesinin olduğu tepede”, Theadoras Skutaris; “ 5. Aleksios’un imparatorluk çadırını Pantepoptes Manastırının olduğu tepede kurduğunu” yazmakta, ancak bu tepenin nerede olduğuna dair çok ayrıntılı bilgi vermemektedirler. Pantepoptes, İsa peygamberin sınıflarından her şeyi gören anlamındadır. Pantepoptes Kilisesi I. Aleksios Kamnenos’un ( hükümdarlık dönemi 1081-1118 ) en çok güvendiği kişi olan ve kendisi askerî manevralarla meşgulken idari işleri yürüten annesi tarafından inşa ettirilmiştir. Anna Dalassene 1 kasım 1102 tarihinde öldüğüne göre, kilise bu tarihten daha önce inşa edilmiş olmalıdır.

b-Türk Dönemi: İstanbul’un fethinin ardından kiliseden camiye çevrilen ilk sekiz ya da yapıdan biri olduğu iddia edilen yapı, Fatih Camii’nin sekiz medrese binasının inşasının ardından bu külliyenin imaret binası yapılana kadar Eski İmaret adıyla kullanılmıştır. Öte yandan burada geçen imaret isminin Bizans döneminde bulunan yapılar topluluğunun karşılığı olarak kullanıldığı, aşevi olarak kullanılmadığı bildirilmiştir.Ayasofya vakfına dahil olan minberi Belgrad fethinde şehid olmuş olan Şeyhülislam İshak Efendizade Ahmed Efendi tarafından hediye edilmiştir. Öte yandan fethin ardından bu yapının camiye çevrilmeyip medreseye çevrildiği ve bu medresenin de papaz odaları denilen otuz beş odayı kullandıkları, manastırın kilisesinin ise dershaneye dönüştürüldüğü yazılmıştır. Fatih camiinin inşaatının bitirilmesinin ardından manastırın kilisesinin camiye medresenin de imarete çevrildiği belirtilmiştir. 1918 yılındaki hasara uğrayan yapı 1935 yılında bir tamir görmüştür. 1953 yılındaki harap minaresinin yıkık durumda ve yangın yerlerinin ortasında kaldığı öğrenilmektedir.1970’lere gelindiğinde ise caminin içi ve dışı büyük ölçüde tamir görmüş, bu tamir sırasında yapının güney ve kuzey yan taraflarının çatı ile bağlantı seviyesinde (mahya seviyesinde ) eski tamirlerden kalma düz şekil yerine olasılıkla Bizans döneminde olduğu gibi yuvarlak şekil seçilmiştir.

C-Plan Özellikleri: Kapalı kollu Yunan haçı planlı olan yapıda kubbe altıgen payeler tarafından desteklenmektedir. Bunlar olasılıkla Bizans döneminde aynı işi gören sütunların yerine konmuşlardır.

D-Mimari Özellikleri: Yapının alt yapısı üst yapının etraftaki diğer binalardan daha hakim konuma getirilmesi üst yapının inşa edildiği eğik zemini düzeltmek ve bazen de sarnıç olarak kullanılmak üzere inşa edilmesi sebebiyle olmuştur. Kuzey cephe, inşa edilmiş evler sebebiyle görülmez durumdadır. Ancak bu evlerin inşası öncesinde Bizans döneminde pencere sisteminden anlaşıldığı kadarıyla bu yönde bir genişleme imkanı bulunmaktaydı. Bu yeni kazanılan alanın kullanım amacının burada bulunan üst kat odaları sebebiyle bir şapelden ziyade bir pareklesion olması daha kuvvetli bir ihtimaldir. Doğu cephede ana apsis her iki yanında bulunan apsislere oranla daha yüksek ve geniştir. Her üç apsis te üç kenarlıdır. Ana apsisin orta bölümünde bir pencere bulunmaktadır. Ancak Bizans döneminde ana apsisin her bir kenarında birer geniş pencere bulunması ihtimali söz konusudur. Güney cephe, üzerinde yer alan payandalar ile dört bölüme ayrılır. Cephenin en doğusunda diakonikonun olduğu kısımla bağlantı sağlayan ve üst kısmı geniş ve iç içe tuğla kemerli açıklığın içinin doldurulması ile iki sıra iç içe tuğla kemerden oluşmuş bir üst kısmın altında tek bir pencere bulunmaktadır. Batı cephe, güney cephede olduğu gibi payandalara ayrılmıştır. Taş tuğla işçiliği ile inşa edilmiş olan bu payandanın yanındaki kısımda iç içe iki sıra tuğla kemerli bir açıklık olasılıkla bir penceredir ama bugün örülerek kapatıldığı anlaşılır. Narteks ahşap tek bir kapıdan girilen 3 bölüme ayrılmıştır. Bu bölümlerden girişin bulunduğu orta bölümün üstü basık ve penceresiz bir kubbe ile örtülü iken güney ve kuzey bölümlerin üstü birer çapraz tonozla örtülüdür. İç narteksten naosa giriş üç açıklıkla almaktadır. Naos içinde kubbeyi destekleyen dört adet altıgen paye vardır. Bunların desteklediği kubbenin yanlarında yapının planı olan kapalı Yunan haçının kollarını oluşturan beşik tonozlar vardır. Ana apsis dıştan 3 cepheli içten yuvarlaktır. Kilisenin camiye çevrilmesi sırasında apsisin yönü olan doğudan kıble yönüne yapılan çevirme işlemi sırasında apsisin pencereleri doldurulmuştur. Bugün mihrabın üzerinde bulunan tek bir pencere ile içeri ışık girmesi sağlanmaktadır. Yan apsisler ana apsis gibi dıştan üç cepheli içerden yuvarlak olup ana apsise göre daha dar ve alçak tutulmuştur. Kubbe, haçın kollarının kesiştiği nokta üzerinde yükselmekte olup çapı yaklaşık 4-5 m’dir. 12 kaburgalı olan kubbede kaburgalar arasında da içeriye ışık sağlamak amacıyla oluşturulmuş aynı sayıda kemerli pencere vardır. Galeriye naostan çıkılmakta olup ana mekanın batı yönündeki duvarı üzerinde birbirinden yaklaşık 2-5 m mesafe aralıklarla üç adet pencere ve bu bölümün kuzey ve güney uçlarındaki iki adet küçük odanın bulunduğu yeri işgal etmektedir.

E-Süsleme Özellikleri: Kuzey cephenin doğu yönünde Bizans fresko kalıntısına rastlanılmıştır. Güney cephedeki üst üç pencerenin en alt kısmında parçalar halinde üst silme görülmektedir. Çatının doğu cepheyle birleştiği yerde tek sıra kirpi saçak vardır. Güney cephenin en batı kısmıyla birleşen noktaya geçişte bulunan payandanın zemine yakın alt kısmında çarkıfelek hemen yanında ise bugün kapı haline getirilmiş olan iç içe iki sıra tuğla kemerli bölümün üzerinde tek sıra olarak meander deseni vardır.

F-Malzeme ve Teknik Özellikleri: En az iki yapı evresi gösteren binanın gerek Osmanlı döneminde gerekse bina içerisindeki nemi gidermek amacıyla yakın tarihlerde yapılan onarımlar nedeniyle doğu cephesi üzerinde modern tuğla ve taş kullanılmıştır. Ancak yapının inşaatında kullanılan malzeme tuğladır. Ayrıca dış narteks ve güney cepheye yapılan ekleme sonrasında bunların dış cephelerinde farklı boyutlarda keramoplastik süsleme amacıyla yerleştirilmiş tuğlalar bulunmaktadır. Bina inşaatında gizli tuğla tekniği kullanılmıştır.

4.Gül Camii

A-Yeri: Bizans döneminde şehrin 10. bölgesinde yer alan yapı, bugün Küçük Mustafa Paşa’da Ayakapı yakınlarında Gül Camii sokağı ile Vakıf Mektebi sokağının kesiştiği noktadadır. Girişi Vakıf Mektebi sokağındandır. Yakınlarındaki kapıya (Ayakapı) ismini veren yapının uzun süre Aya Theodosia Kilisesi ve bunun da Gül Camii olduğu düşünülmüştür. Ancak aynı kapı için kaynaklarda Dehiokrates Kapısı da denmektedir. Yapı 2248 ada bir parsel ve 258 paftada bulunmaktadır.

B-Tarihçesi

a-Bizans Dönemi: Yapı ile ilgili olarak yapılan tek monografya çalışmasında, inşa teknikleri göz önünde bulundurularak Gül Camii’nin 11.-12. yüzyıllara özgü duvar teknikleri ile inşa edildiği sonucuna varılmıştır. Bu nedenle de yapının belki de Hristos Evergetis Manastırı Kilisesi olabileceği belirtilmiştir.Hristos Evergetis Manastırı Kilisesi görüşü mantıklı sebeplere dayandırılarak ileri sürülmüştür.İskenderiye Patriğine bağlı papazların ikametine ayrılmış olan Hristos Evergetis Manastırı ve bunun yakınındaki Aya Theodosia Manastır Kilisesi ile ilgili önemli bir bilgi de İstanbul Patriğinin ayinler sırasında adının sadece Evergetis’de değil ama Theodosia’da da anınmasını isteyen ve bu konuda adı geçen kilise yönetimlerine yolladığı şikayet mektubundan edinilmiştir. Bu durum Gül Camii’nin Hristos Evergetis Manastırı Kilisesi ve onun hemen yakınındaki Ayakapı Kilisesi’nin ise Aya Theodosia olduğunu kabul etmek çok yanlış olmayacaktır. Böylece her yıl adına anma törenleri yapılan Aya Theodosia’nın kutlamalarının aynı adlı Aya Theodosia Kilisesi yerine hemen yakınındaki çok daha büyük Hristos Evergetis Kilisesi’nde yapılması mantıklı bir şekilde açıklanabilir.

b-Türk Dönemi: 16. ve 17. yy. seyyahları yapının 16. yy’da camiye çevrildiği görüşündeydiler.Yapının 2. Selim zamanında (hükümdarlık dönemi 1566-1574) minare ve diğer eklerle camiye çevrildiği, hünkar mahfilinin 2. Mahmud zamanında (hükümdarlık dönemi 1808-1839) eklendiği ve alt yapısının donanma deposu olarak kullanıldığı Hadıkatü’l - Cevami’de belirtilmiştir. Ancak daha sonra yapılan araştırmalarla yapının camiye çevrilme işleminin 1490 yılı 26 Nisan’ında başlayıp altı ay gibi bir sürede tamamlandığı belirtilmiştir. Camiinin 4. Murat zamanında (hükümdarlık dönem 1622-1640) olasılıklı bir deprem nedeniyle büyük tamirat geçirmiştir. Bahsedilen deprem 1509’daki Küçük Kıyamet veya 1557’deki deprem ise 16. yy. Osmanlı tarzındaki kubbe de bu durumun bir kanıtı olarak halen ayaktadır. Gül Camii 2. Murad zamanında (hükümdarlık dönemi 1808-1839) olasılıkla da 1832 yılında hristiyan bir mimar olan Hacı Stephanos Gaitanaki Maditenou tarafından baştan aşağı onarılmıştır. Hünkar Mahfili de büyük ihtimalle bu onarım sırasında eklenmiştir. Evliya Çelebi’ye göre yapının adının camiye çevrilmesi sırasında gül suları ile yıkanması isminin kaynağını oluşturmuştur. 1546 tarihli vakıf tahrir defterlerinde yapıdan Cami-i Gül diye bahsedilmesi bu yapının adının en azından 16.yy’dan beri aynı olarak kullanıldığının bir göstergesidir.

C-Plan Özellikleri: Kapalı Yunan haçının köşe duvarı destekli örneklerindendir. Yunan haçı planlı yapılan küçük ölçekli iken bu boyut ve yükseklikte bir yapıda da aynı planın uygulanması bina ile ilgili en ilginç noktalardan birini oluşturur.

D-Mimari Özellikleri: Alt yapı başka örneklerde de rastlanıldığı gibi bir sarnıç ya da mezar binası olarak yapılmamış olup bu bölümde uzun dehlizler şeklinde bir yapı oluşturulmuştur. Kuzey cephe payandalar ve pencere grupları aracılığıyla üç kısma ayrılmıştır. Bu cephenin doğu ve batı kısımlarında Bizans duvarına ait izler halen görülebilirken orta kısım tamamıyla Türk döneminde yapılmıştır. Dışarı doğru 1 m kadar çıkıntı yapar biçimdeki orta bölümde tamamı beş sıra halinde ve her birinin üzerinde sivri kemer bulunan ve her sırada birbirinden ayrı olarak duran üçer pencere vardır. Yapı genelinde üç sıra tuğla bir sıra taş olan duvarlar doğu cephede bir sıra tuğla ve bir sıra taşa kadar inmiştir. Cephe ortasında ana apsis ve bunun iki yanında da iki yan apsis bulunmaktadır. Yan apsislerden güneydekinin en altında doldurulmuş durumda ancak dışarıdan çok belirgin olarak görülebilen bir üçüz pencere ve bunun orta bölümünde sonradan açıldığı belli olan küçük bir pencere vardır. Güney cephedeki payandalar ve almaşık duvar tekniğinin yanısıra pencereler de bu kısımda 16.yy’da yapılan büyük çaplı Osmanlı onarımının bir neticesidir. Bu cephenin doğu bölümünde üçer sıra iç içe geçmiş kemerle ve bunların altında da iki sıra halinde yanyana üç pencere vardır. Batı cephenin kuzey tarafındaki üst kısımlarında çatı seviyesinin hemen altlarındaki bölümlerde iç içe geçmiş üç sıra kemer ve bunların içerisinde bugün kör durumda bulunan ama aslen işlevleri içeriye ışık sağlamak olan altlı üstlü iki sıra halinde pencereler vardır. Bu pencereleri içine alan üç sıra halindeki kemerler Gül Camii’nin 11.-12. yy.’da inşa edildiğine dair en önemli kanıttır. Yapının dış narteksi yoktur. Ancak bugün son cemaat yerinin kuzey duvarını oluşturan ve binaya bitişik ve yüksek olarak başlayıp sokak seviyesine yaklaşıldığında alçalan taş tuğla bir duvar vardır. Naosa giriş son cemaat yerinin ortasında bulunan tek bir kapıyladır. Naos batı bölümünde giriş kapısının içinde bulunduğu ve kapalı Yunan haçı planın batı kolunu oluşturan orta kısmın üstü beşik, güney cepheye doğru olan bölümün üstü çapraz tonozla örtülüdür. Gerek yapının Bizans dönemindeki pencere sistemi gerekse apsis yarım kubbesi önünde yer alan tonozun bağlantısı Osmanlı dönemindeki tamiratlar sonucunda büyük değişiklikler geçirmişlerdir. Apsis içine oyulmuş olan mihrap, göstermesi gerektiği gibi kıbleyi değil ama, doğu yönünü göstermektedir. Mihrabın için yerden 2 m’ye kadar ahşapla kaplanmıştır. Yerden yaklaşık 5 m mesafeye kadar olan dairesel apsis girintisi doldurularak düzleştirilmiştir. Kubbe, klasik Osmanlı dönemi 16.yy.’a ait tipik bir kubbedir. Dört paye tarafından taşınan kubbe içerisinde pencere yoktur. Galeri katına binanın kuzeybatı yönündeki merdivenlerle çıkılmaktadır. Galeri katının gerek kuzey gerekse güney cephelerinin orta bölümlerinde birbirlerinin üstünde üç sıra halinde ve her sırada birbirinden yaklaşık bir pencere genişliği mesafede üçer pencere vardır.


Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə