Kerbela olayında, su ve susuzluk, vazgeçilmez temalardır. Eba Ebdillah’ın kafilesi Fırat kenarında konaklamıştı ancak İbni Sad’ın ordusu, Fırat’ı kuşatarak imam Hüseyin a



Yüklə 1.81 Mb.
səhifə1/26
tarix31.05.2018
ölçüsü1.81 Mb.
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   26

BİSMİLLAHİRRAHMANIRRAHİM

SU

Kerbela olayında, su ve susuzluk, vazgeçilmez temalardır. Eba Ebdillah’ın kafilesi Fırat kenarında konaklamıştı ancak İbni Sad’ın ordusu, Fırat’ı kuşatarak imam Hüseyin (a.s)’ın, Ehl-i beyt’inin ve dostlarının suya ulaşmasına engel olmuştu. Böylece Hüseyin (a.s)’ı teslim olmaya mecbur kılacak ve peygamber ailesinden intikam almış olacaklardı. Tarihçilerin naklettiklerine göre, Aşuradan üç gün önce Fırat’ın kuşatılmasıyla imam (a.s)’ın çadırlarında su sıkıntısı başlamıştı. Ehl-i beyt’in küçük çocukları, Fırat nehrini gördükçe susuzluğa karşı tahammüllerini yitiriyorlardı. Kadınlara, çocuklara ve savaşa katılmayanlara suyu yasaklamak hiçbir din ve mezhepte yasal değildir ve insanlık dışı bir olaydır. Özellikle de İslam dininde…



Emevi ordusu, imam Hüseyin (a.s)’ın çocuklarına ve dostlarına suyu kapatmakla din dışı, insanlığa sığmayan ve savaş kurallarına uymayan bu suçu işlemiş oldular. Muhacir i. Evs, Amr i. haccac, Abdullah i. Husayn gibileri yaptıkları bu işle övünüyor ve imam Hüseyin’e : “Hüseyin! Bu sudan kurtlar kuşlar içiyorlar. Ama senin bu sudan tatmaya hakkın yoktur.” diyerek onu incitmeye çalışıyorlardı.

Su konusu, Aşura kıyamının çeşitli sahne ve alanlarında söz konusu olmuştur. Mesela:

Fırat ve El Geme nehri, su tulumu ve Abbas, çocuklar ve susuzluk, Ali Asker ve Hermele’nin oku, su dağıtan ve bayraktarlık, su kabı, serin su ve Hüseyin’e selam, ziyaret guslü, susuz dudaklar, Kerbela’da suyun kapatılması, leğen bırakma meclisi, Fatıma’nın mehriyesi, Fırat suyuyla susuzluğunun giderilmesi, Hür’ün ordusunun susuzluğunun giderilmesi v.b…Ve bu kitapta bu konular hakkında detaylı bir şekilde bilgi edinebilirsiniz. Çocukların susuzluğu ve imam Hüseyin (a.s)’ın susuz şehit oluşu, bu olayın en önemli unsurlarıdır. İmam Seccad (a.s) da imamın bedenini defnettiğinde parmağıyla babasının kabri üzerine “ Bu, susuz bir şekilde öldürülen Ali İ. Ebi Talib’in oğlu Hüseyin’in kabridir” diye yazmıştır.

Su vermekten de çekindiler Kufeliler,

Saygınlığını böyle korudular Kerbela Misafirlerinin.

Kendileri tok, olmuşlardı birer canavar,

Yüzüğünü emiyordu susuzluktan Kerbela Süleymanı.(1)

Halsiz düşünceye kadar ağladı,

Suyun gözlerinden kan akmaya başladı.

Senin susuzluğundan dolayı ey Sekka,

Senden utandığı için eridi o gün su.(2)

Senin fedakârlıklarından utandı su,

Susuzluğuna rağmen ondan içmedin çünkü.

Engel oldu Fırat’ın akmasına dudaklarında kuruyan susuzluk,

Tahammülsüz nehir, senin yanından susuz geçti.

Serap askerleri kapatsalar da sana suyu,(3)

Çöl deniz oldu,

Su feleklerden geçti.

(1-Muhteşem Kaşani

2-Suhrabi Nejad

3-Nasrullah Merdani)

Su, susuzluğu gidererek hayat verir. Suya ihtiyaç duymadıklarını gösterenler ve susuzluğu arayanlar, gerçek hayat suyuna erişirler. Mevlana’nın da dediği gibi “Az su iste ki altından ve üstünden su kaynasın”

ÇADIRLARIN YAKILMASI

Ömer Sad’ın ordusunun Aşura günü işledikleri cinayetlerden biri de imam Hüseyin (a.s) ve onun Ehl-i beyt’inin çadırlarını yakmalarıydı. İmam şehit olduktan sonra Kufeliler çadırları yağmalamaya başladılar. Kadınları dışarı çıkardıktan sonra çadırları yaktılar. Herkes ağlayarak çıplak ayakla çölde dağıldı ve esir oldu.1

İmam Seccad (a.s), O anları şöyle anlatmıştır: “And olsun Allah’a! ne zaman halalarıma ve kız kardeşlerime baksam gözlerimden yaşlar boşanıyor ve Aşura günü onların bir çadırdan diğer bir çadıra kaçışmalarını hatırlıyorum. Ve onlar da (Yezit’in askerleri) “Zalimlerin evini yakın” diye bağırıyorlardı.”2

Bu ateş, peygamberin rihletinden sonra Zehra (a.s)’ın evinin yakılması olayının bir devamıydı. B. Haşim ve Ehlibey’te karşı duydukları kin ateşinin bir devamıydı. Bu olayı hatırlamak amacıyla bazı bölgelerde Aşura merasiminde çadırlar kurarlar, öğlen vaktinde bu çadırları yakarlar. Böylece peygamber ailesine Aşura günü yapılan zulümleri canlandırırlar.

Bir kuşun yuvasını yakmazlar,

Bu yuva Ehl-i beyt’in yuvası olmasa bile.

AŞURA KIYAMININ SONUÇLARI VE ETKİLERİ

Seyyid-i Şüheda’nın ve dostlarının Kerbela’da ki mazlumane şehadetleri, uyandıran ve hareketlendiren bir özellik taşıyordu. İslam camiasının damarlarında taze kan oluşturmuş, olumsuz ortamı kırmış, bu kahramanlığın devamı tarih boyunca kalıcı olmuştur. Hatta Ehl-i beyt’in esaret yolculuğunda bile, bu olayın siyasi etkileri halkın düşüncelerinde aşikâr olmuştu. Esirlerden bir grubu Şam’a götürürken Tikrit’e vardıklarında Mesihiler kilisede toplanmış, imam Hüseyin (a.s)’ın katledilmesinden dolayı üzüntülerini belirtmek için çan çaldılar. Askerlerin oraya girmelerine izin vermediler. Lina şehrine geldiklerinde oranın halkı toplanarak Hüseyin (a.s) ve ailesine selam göndermiş, Emevileri lanetlemişlerdi. Daha sonra da askerleri oradan çıkarmışlardı. Cuhine halkının askerlerle savaşmak için toplandığını duyduklarında oraya hiç girmediler. Küfrtap kalesine gittiklerinde oraya da girmelerine izin verilmedi. Hems’e gittiklerinde halk şöyle slogan atıyordu: “İmandan sonra küfür mü? Hidayetten sonra sapmışlık mı?” halk askerlerle savaşarak birkaç tanesini de öldürdüler.3

Aşura yiğitliğinin bazı etkileri şunlardır:

1-Beni Ümeyyenin halkın dini düşüncelerine etki edememesi

2-Yardım etmeyip görevlerini yerine getirmediklerinden dolayı toplumda utanma ve günahkârlık duygusunun oluşması,

3- Zulme karşı kıyam girişimlerinde korku ve dehşetin yıkılması

4- Yezitlerin ve Emevi yöneticilerinin rezil olmaları,

5- İnsanlarda mücadele ruhunun uyanışı,

6- Mücadeleci insanların hedeflerinde daha kararlı olmalarını sağlaması,

7- İnsancıl ve ahlaki bir mektebin oluşması (Hüseyni değerler)

8- Kerbela kahramanlıklarından ilham alarak birçok inkılâbın oluşması,

9- Aşuranın özgürlük kıyamlarına tarihin inkılabi hareketlerine ilham bahşetmesi,

10- Kerbela’nın mücadeleci Şia nesli için aşk, iman, cihat ve şehadet üniversitesi oluşu,

11- Seyidi Şüheda (a.s)’ın şehadeti ve şahsiyeti çerçevesinde güçlü, derin ve geniş tebliğ alanı oluşması.

Aşuradan sonra Şii kıyamları olarak şunları örnek verebiliriz: Tevvabin İnkılâbı, Medine İnkılâbı, Muhtar’ın Kıyamı, Zeyd’in kıyamı vb. Daha fazla açıklama için bu kitaptaki kıyamlar bölümüne bakabilirsiniz.

Aşura kahramanlığının etkilerini tarih boyunca büyük inkılâpları ister Irak ve İran’da olsun ister diğer ülkelerde unutmamak gerek. Şehadet kültürü cihat ve kahramanlık İran İslam inkılâbında ve sekiz yıllık mukaddes savunma savaşında ve cephelerde Aşura kahramanlığının etkilerinden izler taşıyordu. “Kıyamımız Hüseynidir, rehberimiz Humeyni’dir” sloganı İran Müslüman milletinin tağut aleyhinde devrim yapan sözleriydi. İran cephelerinin Hüseyni heyecan taşıması asırlar sonra mukaddes Kerbela kahramanlığının etkilerine şahittir. Bir araştırmacı yazar Kerbela kıyamının sonuçlarını şöyle yazmıştır:

1- İslam’ın Muzaffer oluşu ve yok olmaktan kurtulması,

2- Müslümanların fikir yapısında Emevilerin hezimete uğramaları,

3- Ehl-i beyt’in ümmetin önderleri olarak tanınmaları,

4- Şianın itikadi konuda imamet noktasında merkezleşmesi,

5- Mücadele cephesinde Şia saflarının vahdeti,

6- İnsanlarda toplumsal duyguların oluşması,

7- Edebi güzelliklerin açması ve Aşura-i edebiyatının oluşması

8- İnsanları aydınlatmak için vesile irşat ve vaaz minberlerinin oluşması,

9- Aşuradan sonra diğer kıyamların devamı için zemin oluşturması,4

Kerbela olayı Abbasi ve Emevi hükumetleri aleyhinde itiraz cephesi açtı. Bu cephe, ister ferdi olsun ki büyük ruhları isyana mecbur kılmış, ister gruplar halinde veya umumi mücadele şeklinde belli bir şehirde veya geniş bir bölgede oluşmuştur.5

Onun kanı bu sırları tefsir etti,

Uykudaki milleti uyandırdı.6

ZİYARET ADAPLARI

Masum imam (a.s)’ı ister hayatında olsun ister şehadetinden sonra görme şerefine nail olma durumunda ve imamların kabirlerini ziyaret ederken bazı adaplar vardır ki onları sıradan ziyaretlerden farklı kılar. Teharete, edebe, ağırbaşlılığa, teveccühe riayet etmek bu adaplardan bazılarıdır.7

Seyidi Şüheda (a.s)’ın kabrini ziyaret etmenin de daha özel adapları vardır. Örneğin: Namaz kılmak, hacetini istemek, süslenmeden ve üzgün bir şekilde yürümek, yaya gitmek, ziyaret guslü etmek, tekbir getirmek, veda etmek gibi…8

Şehidi Sani, Durus kitabında ziyaret adaplarını on dört tane olarak belirtmiştir. Onları kısaca özetleyecek olursak:

1- Hareme girmeden önce gusul almak, taharetli olup temiz elbise ile huşu içerisinde hareme girmek.

2- Haremin girişinde durup dua okumak ve giriş izni istemek.

3- Mutahhar zerihin yanında durup kabre yaklaşmak.

4- Önü hareme arkası kıbleye gelecek şekilde ziyaret etmek. Sonra yüzünü kabre koymak ve kabrin baş tarafına gitmek.

5- Ziyaret nameleri okumak ve selam göndermek.

6- Ziyaretten sonra iki rekât namaz kılmak.

7- Namazdan sonra dua edip hacetini istemek.

8- Zerihin yanında biraz kuran okuyup sevabını imama hediye etmek

9- Bu hallerde huzu ve huşu içerisinde olup günahlardan dolayı bağışlanma dilemek.

10- Haremin bekçilerine ve hizmetçilerine saygı göstermek.

11- Eve döndükten sonra ziyaret için yine hareme gitmek ve son ziyarette de veda duasını okumak.

12- Ziyaretten sonra ziyaret etmeden önceki durumundan daha iyi olmak.

13- Ziyaret bittikten sonra istek ve özlemin daha da artması için haremden hızlı çıkmak ve çıkarken geri geriye yürümek.

14- O şehrin ve haremin muhtaçlarına sadaka vermek. Özelliklede Allah resulünün soyundan olanlara ihsanda bulunmak9

Bu adaplara riayet etmek insanı ruhen ve manen Allah’a yaklaştırır ve ziyaretin yapıcılığını da artırır. Allah evliyalarının mezarlarını ziyaret etmenin felsefesi de bu maneviyattan faydalanmaktır. (Bu konuda “ziyaret” adlı kitaba bakabilirsiniz.)

VAAZ VE MİNBER ADABI

İnsanlara vaaz veren, müsibetleri okuyan, dini meclislerde konuşma yapan, vaaz ve minber ehli insanların halkın kalbi ve dini ile işi olduğu için dinleyicilerde o sözleri hüccet olarak kabul ettikleri için öncelikle söylediklerine kendileri inanıp amel etmeleri gerekir. Böylece hem sözleri daha etkili olur hem de dinin ve din âlimlerinin hürmetine zarar gelmez.

Dolayısıyla minbere çıkıp ahlaki vaazlar vermek herkesin işi değildir, bir takım şartları vardır. Büyük âlimlerimiz yazılı veya sözlü olarak bu konuda bizi her zaman aydınlatmaya çalışmışlardır. Merhum mirza Hüseyin Nuri’ de değerli kitabı Lu’lu’ ve Mercan’ da minber ehlinin adabını açıklamış ve “ihlâs”ı birinci basamak, “doğruluğu” ikinci basamak bilmiştir. Minber ehlinin ve mersiye okuyanların felaketi olarak bazı konulara değinmiştir. Örnek;

1- Riyakârlık ve dünya için çalışmak

2- Mersiye okumayı geçim vesilesi yapmak

3- Ahiretini dünyasına ve başkalarının dünyasına satmak

4- Mersiye okuyanın kendi söylediklerine amel etmemesi

5- Minberde yalan söylemek, hadislerin ve hikâyelerin doğruluğuna riayet etmemek

Onun öğrencilerinden olan Muhaddis Kummi Muntahal Amal kitabında geniş olarak10 mersiye, minber ve matem meclislerinde yalan konuşmanın çirkinliği matem nuhasını şarkı şeklinde okumanın, tarihi olayları anlatırken yapılan dikkatsizlikler hakkında açıklama yaptıktan sonra “nusuh ve tehzir” adı altında minber ehline; yalan konuşmak, Allah’a, imamlara ve âlimlere iftirada bulunmak, şarkı söylemek… İzinsiz hatta yasaklandığı halde başkasının evine girmek, minbere çıkıp beliğ sözlerle insanları ağlamadıkları için incitmek, dua anında batılın reklâmını yapmak, övülmemesi gereken kimseleri övmek, suçluları kibirlendirip fasıklara cüret vermek, tedlis şeklinde hadisleri birbirine karıştırmak, istediği gibi kuran ayetlerini tefsir etmek, rivayetleri batıl bir şekilde mana etmek, yetkisi olmadığı halde fetva vermek, sohbetini güzelleştirip toplantılarını genişletebilmek için küfür sözler, güldürücü hikâyeler, çirkin şiirler okumak, mersiyelerde uydurma şiirleri hal dili diye doğrulamak, Peygamber Ehl-i beyt’inin masumluğu ile çelişecek sözler söylemek, sözü uzatarak birçok kötü amaçlara ulaşıp insanları namazın fazilet vaktinden mahrum etmek ve buna benzer sayısız kötülüklere örnek verebiliriz… Söylenenlere amel edilmediği yersiz beklentilerin olması konularından bahs ettikten sonra hafızın şu şiirini nakl ediyor:

Minberde ve mihrapta güzel konuşan öğütçüler

Yalnız kaldıklarında başka davranıyorlar

Bir sorum var, meclisin bilginine sor

Tövbeyi öğütleyenler niye az tövbe ediyorlar

Muhakeme gününe inanmıyorlar sanki!

Hâkimin işlerinde bu kadar hile yapıyorlar11

ÖZGÜRLÜK

Kerbela kıyamının en önemli derslerinden ve Aşura kültürünün birinci harfi olan özgürlük ve hürriyet, zulüme karşı çıkmak ve zillet esiri olmamaktır. Hz. Hüseyin b. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “İzzetli ölüm, zilletle yaşamaktan daha iyidir.” 12

Ve yine teslim olmak ve biat etme hususunda şöyle buyurmuştur: “Hayır, And olsun Allah’a, onlara zelil bir şekilde boyun eğmeyeceğim ve köleler gibi teslim olmayacağım”

Ve yine Kerbela’da imam (a.s)’ı biat ve savaş arasında mecbur kıldıklarında şöyle buyurdu: “Hiç şüphesiz alçak oğlu alçak beni iki şey arasında seçime zorladı; kılıç ve zillet, zillet bizden uzaktır.”13

Bize kölelik muamelesinde bulunabileceklerini zannettiler

Ey ölüm çabuk davran çünkü kölelik istemeyiz

Bizim izzet yurdumuzdan zillet uzaktır

Bizim Gayret yurdumuza Zillet giremez

Aşura savaşında da düşman saflarına hücum ettiğinde de şöyle recez okuyordu:

“Ölüm ardan iyidir. Ar da ateşe girmekten iyidir.”14

Yaralanıp yere düştüğünde düşman ordusunun çadırlara saldıracağını duyduğunda onlara şöyle haykırdı

“Ey Ebu Süfyan ailesinin takipçileri! Eğer dininiz yoksa ahiretten de korkmuyorsanız, bari dünyanızda özgür insanlar olun.”15

Dünyada dininiz ve inancınız yoksa

En azından dünyada özgür olun Ey İnsanlar!

Aşura kıyamı bütün mazlumlara mücadele dersi ve bütün mücadelecilere özgürlük ruhu ve mukavemetlerinde ilham kaynağı olmuştur. Hindistan’ın büyük ıslahatçısı Gandi demiştir ki: “Ben Hindistan halkı için yeni bir şey getirmedim. Sadece Kerbela kahramanlarının yaşam tarihleri hakkında yapmış olduğum araştırmaları Hindistan halkına armağan ettim. Eğer Hindistan’ı kurtarmak istersek Hüseyin i. Ali (a.s)’ın katettiği yolda ilerlemeliyiz.”16

Özgürlük dersi verdi dünyaya Hüseyin’in hareketi,

Dünyaya azim tohumları serpti Hüseyin’in düşünceleri,

Kıyamıyla bütün dünyaya gösterdi ki,

Zalimlere boyun eğmekti Hüseyin ‘in zillet anlayışı.

İzzetle ölmek zilletle yaşamaktan iyidir sözü,

Hüseyin’in incilerinden bir nevadır.( Tufan)

ALULLAH


Alullah’tan kasıt, peygamberimizin Ehl-i beyt’idir. İmam Hüseyin (a.s); kendisini ve peygamber ailesini Alullah bilmiş ve şöyle buyurmuştur:” Biziz Alullah ve onun Resulünün varisleri. “17

İmam Hüseyin (a.s)’ın Nime-i Recep ziyaretinde de şöyle okuruz:” Esselamu Aleykum ya Alullah” bu cümle Erbein ziyaretinde de nakledilmiştir. Çünkü peygamber ailesinin ve imam Hüseyin (a.s)’ın Allah ve din ile kopmaz bir bağları vardır. Ve Allah’ın yakınları olmuşlardır. Alullah tabirini Cabir i. Abdullah-i Ensari, imam Hüseyin (a.s)’ın şehadetinin kırkıncı gününde onu ziyaret ederken kullanmıştır. Kureyşe de Alullah deniliyordu. Çünkü Tevhit evinde yani Mescidul Haramdaydılar ve Allah’ın eviyle bağlantıları vardı. İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki: “Alullah diye adlandırıldılar. Çünkü Allah’ın evindeydiler.” 18

Özellikle de İslam peygamberinin dünyaya gelişi Kureyş’in azametini arttırmış ve onun peygamber oluşu da Allah ile olan bağlarını kuvvetlendirmiştir. “Arapların içinde, Kureyş Alullah diye adlandırılarak azamet kazandı.”

EBU SÜFYAN AİLESİ

Ebu Süfyan i. Herb, Ümeyye oğulları tayfasının büyüğüydü. Kendisi ve yakınları Haşimoğulları ve Allah Resulünün ailesi ile ve İslam dini ile düşmandılar. Ebu süfyan, İslam aleyhinde yapılan savaşlarda bulunmuştur. Oğlu Muaviye, imam Ali ve imam Hasan ile savaşmıştır. Torunu Yezit, Hüseyin i. Ali (a.s)’ı Kerbela da katletmiştir. Ebu Süfyan nesli Tevhide düşman oldukları için peygamberimiz şöyle buyurmuştu:” hilafet Ebu Süfyan ailesine haram kılınmıştır.” 19 Aşura ziyaretinde de Ebu Süfyan ve ailesinin Lanetlenmesi, (Allahummel en Eba Süfyan, Allahummel en… Ve Ale ebi Süfyan) onların İslam’ın temelleriyle savaşmasından dolayı idi. imam Sadık (a.s) peygamber Ehl-i beyt’i ile Ebu Süfyan ailesinin arasındaki kavganın Mektep ve inanç kavgası olduğunu şahsi kavgalar olmadığını savunmuş ve şöyle buyurmuştur: “Biz ve Ebu Süfyan ailesi, Allah hakkında birbirimize düşman olan iki aileyiz. Biz Allah doğru söyledi dedik. Onlar ise Allah yalan söyledi dediler.”20 Ve yine Hükümetin ellerinden çıkmasının sebebinin imam Hüseyin (a.s)’ı katletmeleri olduğunu söylemiştir.” Ebu Süfyan ailesi, Hüseyin i. Ali (a.s)’ı katledince Allah da hükümeti onlardan aldı.”21

Seyyid-i Şüheda (a.s) Aşura günü onu öldürmeğe gelen Kufe ordusuna “Ebu Süfyan ailesinin takipçileri” diye seslenmişti. Çadırlara saldırdıklarını duyduğunda ise şöyle buyurmuştu: “Ey Ebu Süfyan ailesinin takipçileri! Eğer dininiz yoksa ahiretten de korkmuyorsanız, bari dünyanızda özgür insanlar olun.”22 Ebu Süfyan ailesi tarih boyunca hak ve adalete karşı savaşmışlar v e onlar Bedir’de, Uhud’da, Sıffın da, Kerbela’da ve dünyanın her yerinde ve her zamanda Allah nurunu söndürmeğe çalışanlardır.

ZİYAD AİLESİ

İslam’a birçok darbe vuran ve Aşura ziyaretinde de lanetlenen gruplardan biride Ziyad ailesidir (Vel-en… Al-e Ziyadin ve Al-e Mervane ila yevmil Gıyame). Ziyad’ın kirli nesli ellerini peygamber Ehl-i beyt’inin kanıyla bulamışlardır. Kufe ve Basra valisi olan ve Kerbela’da imam Hüseyin (a.s)’ın katl edilmesine sebep olan Ubeydullah İ. Ziyad, Ziyad’ın oğludur. Ziyadı’ın annesinin adı Sümeyye olup bayrak sahibi zinakar kadınlardan biri idi. Ziyad, Sümeyye ve kölesi Ubeyd-i Sakafi’nin gayri meşru ilişkisinden dünyaya gelmiştir. Ziyad’a Ubeydin oğlu diyarlardı Muaviye’nin bidatlerinden biriside peygamberin hükmüne muhalefet ederek o zinazadeyi Ümeyye oğulları ailesinden saymasıydı. Ondan sonra ziyada ebu Süfyanın oğlu Ziyad demeye başladılar.23 Bu konu “istihlak” konusu diye meşhur olmuştur. Bu olay hicretin kırkdördüncü yılında gerçekleşmiş ve birçok kimseden itiraz görmüştür. İtiraz edenlerden biride Seyyid-i Şühedaydı ki Muaviye ye yazdığı mektupta Hicr İ. Edi’nin ve Emr İ. Himg’in öldürülmesi konusunun yanında bu meseleye de değinerek Muaviye’yi de azarlamıştır.24 Emevilerin çöküşünden sonra halk Ziyad’ı annesi Sümeyye’nin veya babası belirsiz kelimesiyle anmaya başlamış ve Ziyad İ. Ebi (Babasının oğlu Ziyad) demişlerdir. 25

İmam Hüseyin (a.s) Aşura gününde bir hutbesinde Ubeydullah’ın ve Ziyad’ın zinazade ve aşağılık insanlar olduğunu şu cümlede ifade etmiştir. “Bilin ki hiç şüphesiz zinazade oğlu zinazade…” Ubeydullah’ta Mercane adında zinakar bir kenizden meydane gelmiştir. Mercane’nin oğlu diye meşhur olmuştu. Ziyad’ın oğlu gibi birinin Müslümanların başına geçmesi Arapların ve Müslümanların izzetini yok eden bir faciaydı Zeyd İ. Erkam Kufe’de İ. Ziyad’ın imam Hüseyin (a.s)’ın kesik başının dudaklarına vurduğunu gördüğünde ağlamaklı bir şekilde itiraz amacıyla meclisi terk ederek şöyle diyordu: “Ey arap cemaati bundan sonra köle oldunuz Fatime’nin oğlunu öldürüp: Mercane’nin oğlunu Emir kabul ettiniz…”26 O günlerde Ziyad ailesi fesatçı ve bozguncu bir grup sayılmaktaydılar hatta Kerbela şehitlerinden Malik İ. Enes Maliki veya Enes İ. Harisi Kahuli’nin savaş meydanında okuduğu recezin bir beyti şöyleydi:

Ali’nin ailesi Rahmanın taraftarıdır

Ziyad’ın Ailesi şeytanın taraftarıdır27

Ziyad ailesi rivayetlere göre kalpleri vahşileşmiş rezil ve gazaba uğramış bir aile idi. Aşura gününü Hüseyin İ. Ali (a.s)’ın öldürüldüğü gün olduğu için mübarek biliyor. Kutlamk için oruç tutuyorlardı.28 Aynı zamanda Ziyad ailesi Ziyad İ. Ebih’in neslinden olup hicri iki yüz dört yılından dört yüz dokuzuncu yıla kadar Yemen hükümet etmiş halifeler silsilesidir. Hilafete Harun Reşit zamanında başlamış o yörenin Alevilerini etkisiz hale getirme görevini almışlardı.29

AKİL AİLESİ

Akil’in evlatlarından ve torunlarından bir grubu Kerbela şehitlerinden ve Hüseyni kıyamın kahramanlık yaratanlarından ve canlarını imama feda edenlerden idiler. Aşuradan öncede Müslim İ. Akil Allah dinine ve Hüseyin (a.s)’ın yoluna feda olmuştur. Müslim’in iki oğlu Kerbela şehitlerinden idi. Ebu Talib’in neslinden kahramanlık yaratan ve amcaoğulları Seyyid-i Şüheda (a.s)’ı yardım edenler şunlardı: Abdullah i. Müslim, Muhammed i. Müslim, Cafer i. Akil, Abdurrahman i. Akil, Muhammed İ. Akil, Abdullah El-Ekber, Muhammed İ. Ebi Seid i. Akil, Ali İ. Akil, Abdullah İ. Akil. Bu dokuz kişinin bazıları fakih ve büyük âlimlerdendiler her bireri yiğitçe savaştıktan sonra şahadete erdiler. Bir şair Ali İ. Ebi Talip (a.s)’ın neslinden yedi şehidin Akilin neslinden de dokuz şehidin Kerbela’da olduğunu şiir diliyle şöyle söylemiştir:

Ey göz içten yanarak gözyaşı dök

Feryad et feryad edeceksen resul ailesine

Yedi kişinin hepsi Ali sülbünden

Musibete uğrayan dokuz kişi Akil’in sülbünden30

Aşura gününde de Akil’in evlatları meydana giderken imam (a.s) onlara dua ediyordu. Onların katillerine de lanet okuyor, Akil ailesini de dayanıklılığa teşvik ediyor ve onları cennetle müjdeliyordu: “Allah’ım Akil evlatlarını kalt edenleri öldür… Sabır edin ey Akil ailesi şüphesiz ki varacağınız yer cennettir.”31

Bütün bu fedakârlıklardan dolayı Aşura’dan sonra imam Zeynel Abidin (a.s) bu aileye daha çok yakınlık gösteriyor ve onları diğerlerinden daha üstün tutuyordu. İmama neden böyle davrandığını sorduklarında “Ben onların Aşura günü Eba Abdullah (a.s)’a karşı nasıl fedakârlık yaptıklarını hatırlıyorum. Bundan dolayı onlara karşı şefkatim artıyor.” Bundan dolayı imam Seccad (a.s) Muhtar’ın kıyamından sonra ona verdiği mallarla Akil ailesine evler yaptırmıştı. Emevi hükümeti ise o evleri yıktırmıştı.32

AL-İ MURAT

Hani b. Urve’nin Kufe’de reisi olduğu kabilenin adıdır. Hani seslendiği anda dört bin atlı, sekiz bin yaya asker emrinde toplanırlardı. Hani’nin boynunu vurmak için Kufe pazarına getirdiklerinde o Murat Kabilesini çağırmış ama kimse can korkusundan onu savunmamıştı.33 Müslim i. Akil Kufe’de olduğu sürece Hani’nin misafiriydi ve Müslim’den önce yakalanmış ve şehit edilmiştir.

MERVAN AİLESİ

Mervan i. Hekem’in ailesi Ümeyye oğullarının soyundandırlar. Hicretin atmışdördüncü yılında iş başına geldiler. Mervan’ın hilafete gelmesiyle bu ailenin egemenliği başladı Mervan Ehl-i beyt’in ve imam Hüseyin (a.s)’ın en sert ve en kinci düşmanlarından biriydi. Peygamberimizin ve halkın lanetlediği ve kabul etmediği ve uzaklaştırıldığı bir kimse idi. Ondan sonra Abdul Melik Mervan, Velid i. Melik, Süleyman i. Abdulmelik, Ömer i. Abdulaziz, Yezit i. Abdulmelik, Hişam i. Abdulmelik, Velid i. Yezit, Yezit i. Velid, Mervan i. Muhammed olmak üzere sırayla yetmiş yıl boyunca hükümet ettiler.34 Bunların hükümet ettiği dönem Şia’nın en zor dönemiydi. Mervan oğulları en gaddar insanları şehirlere vali seçiyorlardı Haccac’da onlardan biriydi Ziyareti Aşura’da “Al-i Mervan”’da tıpkı Al-i Ziyad, Al-i Ebi Süfyan ve Beni Ümeyye lanetlenmişlerdir.

KERBELA OLAYININ İSTATİSTİKLERİ

Her olay ve konunun daha açık sunulması hususunda istatistiklerin önemini inkâr etmek mümkün değildir. Ancak Kerbela olayında önceki ve sonraki meselelerde olan birbirinden farklı kaynakları ve rivayetleri dikkate aldığımızda birçok yönden dakik olarak istatistikleri belirtmek mümkün değildir. Bazen nakl edilen rivayetlerin birbirine zıt olduğu görülmektedir. Yinede bazen istatistikler Kerbela olayını daha anlaşılır kılmaktadır. Bundan dolayı bazı istatistiklere değineceğiz:35




Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   26


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə