KiŞİLİĞİn yapisi



Yüklə 38.29 Kb.
tarix14.08.2018
ölçüsü38.29 Kb.

KİŞİLİĞİN YAPISI


ÜNİTENİN TEMEL HEDEFLERİ:

Yapısal Kişilik Kuramına göre kişilik gelişiminin nasıl oluştuğunun ve nasıl işlediğinin farkına varmak.



Öğrenme Çıktıları:

Bu derste öğrenci;



  1. Yapısal Kişilik Kuramının temel felsefesine göre insan davranışlarını açıklar.

  2. Yapısal Kişilik Kuramına göre ruh sağlığı kavramını açıklar.

  3. Yapısal Kişilik Kuramına göre kişiliğin nasıl oluştuğunu açıklar.

  4. Yapısal Kişilik Kuramına göre Anksiyete kavramını açıklar.

  5. Yapısal Kişilik Kuramına göre kişilik gelişimini etkileyen içsel ve dışsal faktörleri fark eder.

  6. Ego savunma mekanizmalarını bilir.

  7. Ego savunma mekanizmalarının sosyal yaşama nasıl uyum sağladığını bilir.


Yapısal Kişilik Kuramına Göre Kişiliğin Yapısı

Psikoanalitik görüşe göre kişilik; id, ego ve süperego olmak üzere üç sistemden oluşur.

Bunlar; kişiliğin farklı sistemleri olarak düşünülmemelidir. Birinin kişiliği üç ayrı bölümden ziyade bir olarak işler. İd; biyolojik bölümü, ego; psikolojik ve süperego; sosyal bölümüdür.

Klasik bakış açısında, insanlar bir enerji sistemi gibi görüldü. Kişilik, dinamikleri id, ego ve süperegoya psişik enerji dağıtıldığı yollardan ibarettir. Mevcut enerjinin sınırlı olmasından dolayı, bir sistem eldeki enerjiyi diğer iki sisteme harcanırken kontrolü sağlar. Davranış bu psişik enerjiyle belirlenir.



İd (Altbenlik)

İd, kişiliğin temel sistemidir. Ego ve süperego ondan ayrımlaşarak gelişir. İd, kalıtsal olarak gelen, içgüdüleri içeren ve doğuştan var olan psikolojik eğilimlerin tümüdür. Ruhsal enerji kaynağı olan id, diğer iki sistemin çalışması için gerekli olan gücü de sağlar. Enerjisini bedensel süreçlerden alır. Freud, İd'e "gerçek ruhsal varlık" demiştir; çünkü id, nesnel gerçeklerden bağımsız ve öznel bir yaşantı dünyasıdır. İd, fazla enerji birikimine katlanamaz ve böyle bir durum organizmada gerilim yaratır. Bu gerilimi gidermek için id, biriken enerjiyi biran önce boşaltma eğilimi gösterir.

Freud, bu bağlamda bir haz ilkesinin egemenliğinden söz etmektedir.

Haz ilkesinin egemenliği altında işleyen İd, bütün isteklerinin anında yerine getirilmesini bekler. Düşünce bu kısımda etkili değildir. İdin kaynağı bilinçaltı dürtülerdir. Birey çoğu kez bu dürtülerin etkisinin farkında değildir. İdin dış dünyayla bağlantısı yoktur; zaman ve yer kavramı tanımaz. Birbirine karşıt dürtü ve eğilimler burada yan yana bulunabilir.

Ego haz arar, acıdan kaçar. Zaman zaman da dış dünyayla ilişkilerini keser, uykuya dalar. İd ise tamamen bilinçsizdir. Doğrudan doğruya tanınamaz. Soydan ve kalıtımdan gelen her şey burada yer alır. İçgüdüler, içgüdüsel ve tutkusal dürtüler burada barınırlar. Varlığını koruma ve cinsel ihtiyaçların kaynağı cinsel içgüdü, saldırganlık içgüdüsü idde yer alırlar.

Öte yandan, çocukluk çağında ve sonraları da hayat boyunca bilinçaltına itilmiş unsurlar İd' de toplanırlar. Burada bulunan haz ilkesi acı bir tansiyonun yerini hoş bir hale bırakmasını sağlamaya çalışır. Yani id, acıdan kaçınma ve haz duyabilme amacını güder. Gerilimi boşaltmak için önce bunu ortadan kaldıracak nesnenin ya da kişinin imgesini oluşturur. Örneğin birincil süreç, aç bir insana herhangi bir besin maddesinin zihinsel görüntüsünü sağlar. Ancak bu tek başına gerilimi gidermeye yetmez. Aç insan, besin maddesinin zihinsel imgesiyle doymaz. Dolayısıyla yeni ya da ikincil psikolojik süreçler geliştirilir ve böylece kişilik yapısının ikinci sistemi olan ego belirlenir.

İd, kişilik sisteminin kaynağıdır; doğumda bir insan tamamen iddir. İd, asıl ruhsal enerji kaynağıdır ve içgüdüler buradan kör, ısrar edici, şuursuz ve organizasyondan mahrum, gerginlikleri tolere edemez ve amaçları hemen gerginliği azaltıp, dengeli bir koşula geri düşmektir. Acıdan kaçınma, hazza ulaşma; prensiplerle yönetilen mantıksız ahlak dışı olan id, haz prensibi ile uyum içinde içgüdüsel ihtiyaçları tatmin eder. Kişiliğin asla olgunlaşmayan şımarık bir çocuğudur. Düşüncesizdir, sadece; arzular ve ister. İd, genellikle bilinçdışıdır.



Ego (Ben)

Ego, İd' i denetim altında tutmaya çalışan kişilik birimidir.

Freud, 'gerçek dış dünyanın etkisi altında altbenliğin (İdin) bir parçasının özel bir gelişme' gösterdiğini, 'dış uyaranları algılayan ve aşırı uyaranlara karşı ruhsal yapıyı koruyan bir dış tabakadan', giderek özel bir yapı geliştiğini ve bu yapının 'altbenlik ile dış dünya arasında bir arabulucu' görevini yüklendiğini ileri sürdü ve gelişen bu yapıya benlik (ego) adını verdi.

Ego, organizmanın gerçek nesnel dünyayla alışverişe geçme ihtiyacından varlık bulur. Açlığın giderilmesi için aç insanın yiyeceği arayıp, bulup yemesi gerekir. Bunun için dış dünyada var olan yiyeceğin gerçek algısıyla yiyeceğin zihinsel imgesini birbirinden ayırmayı öğrenmek zorundadır. Dolayısıyla belleğindeki imgeye uygun bir yiyeceğin görüntüsünü ya da kokusunu duyu organlarıyla araştıracaktır.

Ego, gerçeklik İlkesi’nin egemenliğindedir. Gerçeklik ilkesinin amacı, ihtiyacın giderilmesi için uygun bir nesne bulununcaya kadar gerilimin boşalımını ertelemektir. Gerçeklik ilkesi, haz ilkesini geçici olarak engeller, ancak sonradan ihtiyaç nesnesi bulunduğunda haz ilkesi tekrar ön plana çıkar ve gerilim giderilir.

Benlik (ego) ruhsal yapının düzenleyici, denge ve uyum sağlayıcı (homeostatik) parçasıdır. Bu düzenleme ve uyum sağlama görevi şu yetiler aracılığıyla gerçekleştirilir.

1. Dürtüsel gereksinmelerin içerden algılanması;

2. Dış dünyadaki koşulların ve durumların algılanması;

3. Bütünleme ve birleştirme yetisi ile dürtülerin birbirleriyle, üstbenliğin istekleriyle düzenlenmesi ve çevresel koşullara uyabilecek bir niteliğe uydurulabilmesi;

4. Yürütme yetisi ile istemli davranışın eyleme geçirilmesi.

Egonun bilinçli ve bilinç dışı olmak üzere iki yönü vardır. Bilinç yönü ruhsal yapının yürütme organı, karar verme ve alınan kararları bütünleştirme işlevini üstlenirken, bilinçdışı ise savunma mekanizmalarını içerir. Savunma mekanizmaları, idden kaynaklanan içgüdüsel dürtülere (spesifik olarak cinsel ve saldırgan nitelikte olanlara) karşıt gücü oluştururlar.

Ego, çevresindeki nesnelerin hangileriyle ilişki kuracağını seçer ve hangi güçlerin ne biçimde doyum bulması gerektiğine karar verir. Bu çok önemli yürütme işlevini yerine getirirken ego, aynı zamanda id' in, süper egonun ve dış dünyanın birbiriyle çatışma durumunda olan istekleri arasında bir uzlaşma sağlamakla da yükümlüdür.

Ego, bir ihtiyacın giderilmesi için plan tasarlar, sonra bu planın geçerli olup olmadığını araştırıcı eylemlerde bulunur. Aç bir insan önce yiyeceği nerede bulabileceğini araştırır, sonra oraya doğru yola çıkar. Buna gerçeklik sınaması denir.

Egonun önemli işlerinden biri de hareket yollarını kontrol etmektir. İd ile ilişkilerinde, Egoyu atın taşkın gücünü dizginlemeye çalışan bir süvariye benzetebiliriz.

Halis Özgü'nün (1976) tanımıyla ego, üçlü bir baskıyla karşı karşıya bulunan, bunun sonucu olarak da üçlü bir tehlike içinde yaşayan zavallı bir yaratıktır. Egonun karşılaştığı bu tehlikeler, dış dünyadan, idden ve süper egodan gelmektedir. Bu yüzden ben, üç ayrı değişik sıkıntı ile karşı karşıyadır.

Egonun bir görevi de organizmayı acıdan korumak ve doyum sağlamaya çalışmaktır. Çocukluğun ilk dönemlerinde organizma daha çok acıdan kaçma haz ilkesinin etkisi altındadır, oysaki zamanla gelişen benlik, neyi, ne zaman, nerede doyurabileceğine karar verme, dürtüleri ve gereksinmeleri bekletebilme, erteleyebilme gücünü kazanır. Görülüyor ki ilk çocukluk çağında daha çok altbenlik egemendir. Bekletebilme, erteleyebilme, dürtülere başka türlü doyum yolları bulma, onları değiştirme, bastırabilme, uygun yer ve zamanda onların doyumunu sağlayan eyleme girişme ancak gelişmiş benlik aracılığıyla olur. Başka bir deyimle benlik, dürtüler üzerinde göreceli bir egemenlik kurmayı öğrenir. Benliğin (egonun) dürtüleri bekletebilme, erteleyebilme gücüne engellenmeye dayanma gücü denir.

Böylece anlaşılıyor ki altbenlikte egemen olan doyum ve haz ilkesine karşılık benlikte egemen olan gerçeklik ilkesidir. Gerçeklik ilkesinin uygulanabilmesi, yukarıda tanımladığımız gibi iç ve dış uyaranların, iç ve dış gereksinimlerin ve koşulların algılanması ve değerlendirilmesi ile olur. Gerçeği değerlendirme yetisi bireyin ruhsal dünyası içinde olup ve dışında olup bitenlerin ayırt edilebilmesidir. Neyin düşünce, neyin eylem ve olay, neyin imge (hayal), neyin gerçek olduğunun bilinmesidir. Bu bir benlik işlevidir. Benliğin bu işlevi, özel durumlarda bozulabilir ya da gelip geçici olarak aksayabilir. Örneğin korkulu bir düşten uyandığımızda, henüz bilincimiz tam uyanıklık durumuna geçmeden önce, belki birkaç saniyelik süre içinde, gördüğümüzün düş mü yoksa gerçek mi olduğunu ayırt edemeyebiliriz. Az sonra bunun bir düş olduğunu, yani kendi ruhsal dünyamızda, zihnimizde yaşanmış bir olay olduğunu; gerçekte olmadığını fark ederiz. İşte benliğin bu işlevi de, engellenmeye dayanma gücü gibi, benlik gücünü yansıtan önemli bir özelliktir. Genellikle gerçeği değerlendirme yetisinin süreğen zayıflaması, benliğin zayıflaması ile birlikte gider.

Ego’ nun gerçek dış dünya ile ilişkisi vardır. O kişiliği düzenleyen, kontrol eden ve yöneten, idare eden “ yönetici ” dir. Bir trafik polisi gibi id, ego, süperego ve dış dünya ile içgüdüleri ile dış çevre şartlarını düzenler. Ego bilinci kontrol eder ve davranışları denetler. Gerçeklik prensibi ile çalışır, gerçekçidir ve tatmin ihtiyacını gidermek için mantıklı formüller, eylemler düzenler. İd ile ego arasındaki ilişki nasıldır? Ego idden gelen bilinçsiz, ısrarcı istekleri gerçekçi bir şekilde kontrol edip eler. İd, sadece öznel gerçeklik olarak bilinirken ego, dış dünya zihni, hayallerle nesneleri ayırt eder.



Süperego (Üst Ben)

Kişiliğin üçüncü ve en son gelişen sistemi süperego' dur. Bu sistem çocuğa ana-babası tarafından aktarılan ve ödül ve ceza uygulamalarıyla pekiştirilen geleneksel değerlerin temsilcisidir; kişiliğin ahlaki yönüdür. Gerçekten çok, olması gerekeni temsil eder, hazdan çok kusursuzluğa ulaşmak ister. Süperegoyu ilgilendiren husus bir şeyin doğru ya da yanlış olduğuna karar verip, toplum tarafından onaylanmış değer yargılarına göre davranmaktır.

Süperegonun başlıca işlevleri:

1. İd' den gelen içgüdüsel dürtüleri bastırmak ve ketlemek ki bunlar, özellikle toplumun hoş karşılamadığı nitelikteki cinsel ve saldırgan dürtülerdir.

2. Egoyu gerçekçi amaçlar yerine ahlaki amaçlara yönelmeye ikna etmek,

3. Kusursuz olmaya çalışmaktır.

Süperego, id ve egoya karşı çıkarak kendi istediği düzene yöneltme eğilimindedir. Ego, içgüdüsel isteklerin doyum bulmasını erteler, süperego ise bu istekleri tümden engellemeye çalışır. İd, ego, süperego farklı ilkelerle çalışan psikolojik süreçlere verilmiş adlardır. Olağan koşullar içinde bu ilkeler birbirine karşıt çalışmaz, egonun yönetici önderliği altında bir ekip olarak birlikte hareket ederler. Böylece kişilik üç ayrı parça olarak değil, bir bütün olarak işler. Bir diğer anlamda, id kişiliğin biyolojik bölümünü, ego psikolojik ve süperego toplumsal bölümlerini oluştururlar.

Bir toplumun "vicdanı", o toplumun bireylerinin süperegosunda yer alır ve süperego bireyin davranışlarını sürekli süzgeçten geçirerek bireye, "bu yaptığın doğru, aferin!" ya da "bu yaptığın yanlış, utan kendinden!" mesajlarını verir. Ego ise hem idi memnun etmeye çalışır, hem de süperego tarafından azarlanmaktan kurtulmak ister.

İd, ego ya da süperegodan birinin diğerlerinden daha kuvvetli ya da zayıf olduğu zaman farklı kişilik türleri ortaya çıkar. Örneğin, süperegosu son derece gelişmiş olan ve diğer temel kişilik birimlerine baskın olan kişi, büyük olasılıkla utangaç, özellikle cinsel arzularını ve kızgınlık duygularını, onların ifadesinin uygun olduğu ortamlarda dahi ender ifade eden bir kimse olur. Diğer yandan İd'i baskın olan bireyse kendini bencil istek ve arzularının hemen o anda tatmin edilmesinin dışında başka hiçbir şeyi göz önüne almaz, yaşamda sürekli toplumla sürtüşme içinde olur, başkalarının haklarına, düşünce ve duygularına saygısız, kendine ve topluma zararlı biri olur.

Süperego kişiliğin hukuki (toplumsal) yönüdür. O, hareketlerin iyi ya da kötü, doğru ya da yanlış olup olmadığını belirleyen, kişinin ahlaki kodudur. Süperego haz yerine mükemmellik, için çalışır. Gerçekten çok ideali anlatır. O, ebeveynlerin çocuklarına kuşaktan kuşağa aktardıkları sosyal idealleri ve geleneksel değerleri gösterir. Görevleri idden gelen dürtüleri ketlemek, egoyu gerçekçi amaçlardan ideal olanlarına yönlendirerek mükemmel olmak için çalışmaktır. Süperego ayrıca ödüller ve cezalarla ilişkilidir. Ödüller kıvanç ve kendini sevme duygusu, cezalar ise suçluluk ve aşağılık duygularının hissedilmesine neden olur.


EGO SAVUNMA MEKANİZMALARI

Ego savunma mekanizmaları, egoya aşamadığı sorunlardan kurtulmaya ve anksiyete ile bireysel olarak baş etmeye yardım eder. Bu mekanizmalar normal davranışlardan daha fazla patolojiktir. Gerçeklerden kaçınma konusunda bir yaşam tarzı olmadıkları sürece uyum sağlayabilirler. Savunmalar kişinin anksiyete dereceleri ve gelişim aşamalarına bağlanarak kullanılır. Savunma mekanizmalarının bilinçdışı bölümde işleyen gerçeği; inkar etme veya çarpıtma olmak üzere başlıca iki karakteristiği vardır. Aşağıda yaygın bazı ego savunmaları kısaca tanımlanmıştır.



Bastırma

Bastırma mekanizması Freud’un en önemli yöntemlerinden biridir ve o nevrotik bozulmalar ve diğer ego mekanizmalarının çoğunun temelidir. Freud bastırmayı bazı şeylerin istenilmeden bilinçdışına atılması olarak açıkladı. Yaşamın ilk beş yılındaki acı veren olayların çoğunun dışarıda tutulması önerisine karşın, bu olaylar sonraki davranışları etkiler.



İnkar

Genellikle bilinç öncesi ve bilinç olaylarında iş gören inkar mekanizması, bastırmaya benzer bir rol oynar. Travmatik durumlarda bireysel düşünce duygu ve idrakin çarpıtılma yollarından biri olan gerçeğin inkarı belki de tüm savunma mekanizmalarının en basitidir. İnkar, birinin gerçeğin tehditkar oluşu durumunda gözlerini kapadığı gibi anksiyeteye karşı bir savunma oluşturur. Felaket ve savaş gibi olaylarla insanlar sık sık kendilerini gerçeklere karşı körleştirerek katlanılmayacak acıları kabul ederler.



Karşıt Tepki Oluşturma

Tehdit edici bir dürtünün tam zıddı olan bir dürtü ile süratle karşılık verilerek savunulmasıdır. Eğer insanlar anksiyete ile yüzleşmek boyutlarıyla muhatap olmalı istemezlerse, bunlara taban tabana zıt bilinçli tutum ve davranışlar geliştirirler. Kişisel nefret, yalancı bir sevgi, aşırı derecede hoş olma ile gizlenebilir. Fertler olumsuz tepkiler beslediklerinde bunları yalancı bir sevgiyi aşırı derecede iyi olma ile gizleyebilirler veya gaddarlığı aşırı şefkatle maskeleyebilirler.



Yansıtma

Kişinin kabul edilemez dürtü ve arzularını diğerlerine atfetmesiyle oluşan bir diğer kendini aldatma mekanizmasıdır. Şehvet, saldırganlık veya diğer dürtüler ısrarcı bir şekilde başka insanlara yöneltilir. Örnek olarak kızına seksüel çekicilik hisseden bir adam onun kendisine baştan çıkarıcı hareketlerde bulunduğu fikrini korur ve böylece kendi arzularıyla anlaşmak veya muhatap olmak zorunda kalmaz.



Yer Değiştirme

İmpulsları tehdit eden objeden yerini değiştirerek güvenilir bir hedefe boşaltmak anksiyeteyle başa çıkmada bir yoldur. Yer değiştirme, asıl obje ya da kişiye aktarılmasından oluşur. Örneğin işinde sindirildildiğini hisseden uysal bir adam eve gelir ve yükünü uygun olmayan düşmanca bir şekilde çocuklarının üstüne boşaltır.



Mantığa Büründürme

Bazı insanlar incinmiş benliklerini örtbas etmek için “iyi nedenler ” üretirler. Mantığa büründürme, başarısızlık veya eksikleri (kayıp) örtmeyi içerir. Ayrıca özel davranışların aklanmasına ve kırıklıklarıyla yumuşak bir biçimde kaynaşmaya yardım eder. Bazen insanlar işlerindeki başarısızlıklarında zaten bu konumu istemiyorum diye mantıklı nedenler düşünerek kendi kendilerini ikna etmeye kalkışırlar.



Yüceltme

Freud’ çu bakış açısına göre büyük artistik bağışların çoğu, seksüel ve agresif enerjisinin yaratıcı davranışlara yönlendirilmesi sonucudur. Yüceltme seksüel enerjinin genellikle sosyal kabul ve kabul edilme olan kanallara çevrilmesini içerir. Örneğin agresif impulslarını kişi bu dürtülerine bir ifade yolu bulmak bir ödül almak ve övülmek için atletik aktivitelerini kanalize edebilir.



Gerileme

Bazı insanlar bırakmış oldukları bir davranış biçimine geri dönerler. Gerilemede, bir erken gelişim safhasına gitme talebi öyle çok büyük değildir. Sert baskı, aşırı meydan okuma, anksiyete ile bireysel başa çıkmaya, yeltenme durumları karşısında onlar uygun olmayan ve olgunlaşmamış davranışlara sarılırlar. Örneğin okulda korkutulmuş bir çocuk ağlama, aşırı sığınma, başparmağını emme, gizlenme ya da öğretmene sarılma gibi bebeksi bir davranışa yönelebilir. Onlar yaşamlarındaki güvenli bir zamana geri dönmeye çabalarlar.



İçe alım - İçe atım

İçe alım mekanizması diğer insanların standart ve değerlerinin, içe alınmasından oluşur. Örneğin yoğunlaştırılmış kamplarda çok güçlü anksiyeteye muhatap olan mahkumların bazıları saldırgan ile bir özdeşim kurarak düşman değerlerini kabul eder. Dikkat edilmelidir ki anonim ebeveyn değerleri ve terapist değerleri (üzerine alış sadece eleştirmeyen kabul edişte vardır)’nin içe alınması gibi olumlu içe atımlarda vardır.



Özdeşim Kurma

Özdeşim çocukların cinsiyet rol davranışlarıyla öğrendikleri gelişimsel sürecin parçası olmasına rağmen defansif bir tepki olabilir. Özdeşim, başarısızlık düşüncelerinden korur ve benlik değerini artırabilir. Böylece başarı nedenleri, organizasyonlarıyla ya da değerli olacakları ümidiyle insanlar hissettikleri temel aşağılıklarını kendi kendilerine identize edebilirler.



Ödünleme

Ödünleme algılanan güçsüzlükleri maskelemek ya da belli pozitif özelliklerin sınırlarını oluşturup geliştirmekten oluşur. Entelektüel eksiklik hisseden insanlar aşırı bir enerjiyi bedenlerinde biriktirmek için bedenlerine yönelirler, sosyal yetersizlik hisseden bunlar yalnızlığı seven bir konuma gelip entelektüel kapasitelerini arttırabilirler "bu mekanizma, beni eksik yönlerimle değil eksik yönlerimde gör". Fikrine kişiyi yöneltebilir ve uydurma bir değer sağlayabilir.



Yapma - Bozma

Suçluluk hissettiklerinde insanlar özenle seçtikleri yapma ve bozma aktivitelerinde bulunurlar. İstenilmeyen bazı duygu ve düşüncelerin reddedilmesi bozmadır. Bir yanlışı düzeltmek ya da suçluluktan kurtulmak için kişi bu metotları kullandığında bazen anksiyete azaltılabilir. Örneğin kabul görmemiş bir baba çocuğuna iyi materyaller göstererek suçluluğunu azaltma yönüne gidilebilir, ayrıca baba bu eylemle çocuğunu düşündüğünü ispat eder.






Dostları ilə paylaş:


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə