2- İnsanın Köleleştirilmesi ve Sebepleri
Yaklaşık yetmişyıl öncesine kadar köleleştirme, köle edinme
geleneği insan toplumlarında geçerli idi. Belki de günümüzde de
bazıuzak ve ilkel Afrika ve Asya kabileleri arasında geçerlidir. Kö-le ve cariye edinmek, başlangıcıbelli olmayan bir tarihten beri es-ki kavimler arasında yaygındı. Bu geleneğin milletler arasında ge-çerli, kendine özgü bir düzeni ve genel kurallarıvardır. Ayrıca sa-dece belirli milletlerde geçerli olan özel kurallarıda olmuştur.
Bu geleneğin anlamının özü şudur: Bazı şartların varlığıhâlin-de insanın kendisi, hayvan, bitki ve cansız madde kökenli eşyalar
gibi bir eşya olarak kabul edilmektedir. İnsan mülk olunca iradesi
ortadan kalkıyor, davranışlarıve davranışlarının sonuçlarıbaşka-sının yetkisinde olup onların üzerinde istendiği gibi tasarruf edile-biliyordu.
İnsanlar arasında geçerli olan köleleştirme geleneği bu idi.
Yalnız bu gelenek başıboşveya hiçbir şartıolmayan mutlak bir i-radeye dayalıdeğildi. İnsanlar hoşuna giden herkesi mülkiyetine
alamıyor, satın alma veya hibe gibi yöntemlerle her istedikleri, her
diledikleri insanıköleleştiremiyorlardı. İşin temeli başıboşluk ve
keyfîlik değildi. Gerçi kavimler arasındaki görüşve gelenek farklı-lığına bağlıolarak uygulanan kanunlarda birçok başıboşluklar
vardı.
Köleleştirme geleneği aslında, galip gelip üstünlük kurma
türlerinden birine dayanıyordu. Savaşta galip gelmek gibi. Bu
galibiyet, ga-lip gelen tarafın yenilen düşmanına istediğini
yapmasısonucunu doğuruyordu. Öldürmek, esir almak veya
başka bir işlem gibi. Başka bir üstünlük yolu reisliğin, şefliğin
sağladığıüstünlüktü. Zorba bir şef, zalim bir hükümdar egemenlik
alanında dilediğini yapabiliyordu. Diğer bir üstünlük yolu da
dünyaya getirme ayrıcalığıidi. Yeni doğan güçsüz çocuk babasının
veya velisinin güçlü avucuna düşmüşbir eşya gibi idi. Ona aklına
476 ......................................................................... El-Mîzân Fî Tefsîr'il-Kur'ân – c.6
avucuna düşmüşbir eşya gibi idi. Ona aklına geleni yapabilirdi.
Satmak, hibe etmek, değiştirmek, kiralamak gibi.
Daha önceki incelemelerimizde sık sık vurgulandığıgibi, insan
toplumunda mülk edinmenin temel dayanağı, insanın mümkün
olan her şeyden, mümkün olan her şekilde yararlanma iç güdüsü-dür. Sömürücülük insanın doğasında saklıdır. İnsan, hayatınıde-vam ettirme yolunda gücünün yettiği, sömürebildiği, faydalanabil-diği her şeyi kullanır ve sömürür. Bu işhammaddeden başlar. Ar-dından değişik maddî (cansız) temel elementler ve bileşiklerden
hayvana, hayvandan hemcinsi olan insana kadar her şey bu kul-lanma ve yararlanma iç güdüsünün hedefidir.
Yalnız insanın dayanışmaya ve birlikte yaşamaya muhtaç ol-masıonu, diğer hemcinslerinin çalışmalarıile meydana gelen
faydayıpaylaşmayıkabul etmeye zorlamıştır. Bu yüzden toplum-daki her ferdin ayrıbir işi, bir mesleği oluyor, sonra toplu olarak bu
çalışmaların hepsinden ortaklaşa yararlanıyorlar. Başka bir deyiş-le, çalışmaların sonuçlarıfertler arasında bölüştürülüyor ve her
fert toplumsal ağırlığıoranında bu çalışmaların sonuçlarından ya-rarlanıyor. İşte bundan dolayı şunu görüyoruz: Toplumun üyesi o-lan fertler güçlenip egemen olduklarıoranda doğal uygarlığıorta-dan kaldırıyorlar ve üstünlük kurma yolu ile insanlarısömürmeye,
onlarıboyunduruklarıaltına almaya, şahısları, mallarıve ırzları
üzerinde canlarının istediği gibi hâkimiyet kurmaya başlıyorlar.
Bundan dolayıtoplumların insanıköleleştirme hususundaki
geleneklerini objektif ve özgür bir şekilde değerlendirdiğimizde şu
sonuca varırız: İnsanlar toplumlarının içinde yer aldıkça, toplumla-rının bir parçasıolduğu sürece insanımülk edinmeyi caiz
görmüyorlar. İnsanın mülk edinilmesi için ya toplum dışında ol-masına hükmedilmesi gerekir. Savaşan düşman gibi ki, böyle bir
insanın toplumu yok etmekten, fertlerin varlıklarınıortadan kal-dırmaktan başka bir amacıolmaz.
O hâlde böyle bir insan, düşmanıolan toplumun dışındadır. Bu
yüzden toplumun onu yok etmesi, onu dilediği gibi mülkiyetine
almasımubahtır. Çünkü hiçbir dokunulmazlığıyoktur, saygınlığı
ortadan kalkmıştır. Küçük çocuklarıve kendisine bağlıolanlar
karşısında baba da böyledir. O eli altındakileri, toplumun kendisi-
Mâide Sûresi 116-120 .......................................................................................... 477
ne bağlıfertleri olarak görür. Bu fertleri kendisi ile denk, benzer ve
eşağırlıklısaymaz. O hâlde onlar üzerinde dilediği gibi tasarrufta
kendisini yetkili kabul eder. Öldürmeyi, satmayıve başka uygula-malarıbile bu yetkinin kapsamında görür.
Ya da köle edinen kimsenin (malik insanın) imtiyazlıbir kimse
olmasıgerekir. Bu ayrıcalık kendini toplumun üstünde görmesine
yol açar. Toplumun diğer fertlerini kendisine eşağırlıkta veya top-lumsal menfaatlerden eşit pay alma hakkına sahip kişiler olma
hakkına sahip kişiler olarak görmez. Tersine kendini sözü geçerli
egemen olmaya, avantajlıtercihlerden yararlanmaya, mülk edin-me ve köleleştirme de dahil olmak üzere toplumun diğer fertleri
üzerinde tasarrufta bulunmaya yetkili kabul eder.
Anlattıklarımızdan şu sonuç çıkıyor: İnsanoğlunun köleleştir-me geleneğini dayandırdığıtemel esas, insanın kendisinin kendisi
için varolduğuna inandığıayrıcalık ve mutlak mülk edinme yetki-sidir. İnsanoğlu bu yetkisinden sadece kendisi ile eşit sosyal ağır-lıkta olan, dayanışma ve işbirliği zırhına bürünebilen fertleri müs-tesna sayar. Diğer fertleri mülkiyetine alıp köleleştirmesi önünde
hiçbir engel görmez.
Bu anlayışa göre, köleleştirilmesi mubah görülen insanlar baş-lıca şu üç zümreden oluşur:
1- Savaşhâlindeki düşmanlar. 2- Babalara nispetle güçsüz ko-numda olan evlâtlar ve velilerine nispetle kadınlar. 3- Üstün ko-numdaki ga-liplere nispetle boyunduruk altına düşmüşmağluplar.
Dostları ilə paylaş: |