Öcalan’ın Videoları



Yüklə 197.59 Kb.
səhifə1/10
tarix25.11.2017
ölçüsü197.59 Kb.
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   10



Öcalan’ın Videoları


Öcalan’ın kaçırılışı ve sonrasındaki resimleri (örneğin Türk bayrağının önünde çekilmiş veya gözleri bağlı resimleri); ifadleri (çeşitli dönemlerde bunlar yayınlandı) ve şimdi de videoları sanki yeni bir şeymiş gibi piyasaya sürülüyor. Öcalan ihanet etmiştir canını kurtarmayşa çalışmıştır mesajı verilmeye çalışılıyor.

Öcalan kaçırıldıktan ve mahkemeye çıkarıldıktan sonra, bu gibi akıl yürütmeleri tek tek ele alıp analiz etmiş; çürütmüş ve Öcalanın yaptıklarının sosyolojik, politik ve stratejik anlamlarını açıklamaya çalışmıştık. O dönemde yazdıklarımız, bugün parlak bir şekilde doğrulanmış bulunuyor.

Şimdi Öcalan’ın videoları vesilesiyle o yazılanları tekrar yayınlıyoruz. Hepsi aynen bugün için de geçerlidir. Aşağıdaki analizler 14 yıl önce yazılmıştı. Öcalan ve PKK bitti denilen zamanlarda.

Bugün, Öcalan videolarının piyasaya sürülmesi vesilesiyle, bugün artık çok önemli olmayan bölümlerini (Örneğin Sovyetlerin konumu ve PKK paralelliklerine ilişkin uzun bölümler vs.) kısaltarak veya çıkararak tekrar yayırlıyoruz.

08 Şubat 2014 Cumartesi

PKK ve Türkiye'de politika


Somut bir politika, somut güçler; onların çıkarlarının ve bu çıkarları gerçekleştirmeye yönelik politikalarına göre yapılabilir. Türkiye'de yıllardır bütün sorunlar "Kürt Sorunu"na kilitlenmiş bulunuyor. Bu sorun çerçevesinde iki temel güç var birbiriyle çatışan: PKK ve Genel Kurmay. Bu iki gücün nitelikleri ve hedefleri hakkında net bir görüş olmadan Türkiye'de veya Kürdistan'da politika yapmak olanaksızdır. Ve bu güçlerin nitelikleri hakkında yanlış bir değerlendirme, kişiyi ya da partileri objektif olarak hiç de istemediği pozisyonlara itebilir.

PKK'nın bu günkü Türkiye'deki durumu, Sovyetler'in 1989 öncesinin dünyasındaki durumuna benzer. Sovyetler hakkında bir net görüş olmadan o günün dünyasında politika yapmak nasıl olanaksız idiyse ve ona karşı tavırlar son duruşmada bulunulan konumu belirliyor idiyse, bu günün Türkiye'sinde de PKK hakkında net bir görüş sahibi olmadan politika yapmak olanaksızdır ve ona karşı tavırlar son duruşmada bulunulan konumu belirler.

O zamanlar Sovyetler Birliği'nin niteliği ve onun politikalarının hedefleri ve sonuçları konusundaki görüşler bütün politik tavırları belirlemekteydi. Bu temel güç hakkında şu veya bu görüş otomatikman dünyadaki ve Türkiye'deki çatışmalarda şu veya bu tavır alışa da yol açıyordu. Kimilerinin biz Sovyetlere göre politika belirlemiyorduk demeleri de neticeyi değiştirmiyordu. Onların bu belirlememesi de Sovyetler karşısında ister istemez belli bir politikaya denk düşüyordu. PKK'nın 90'lar Türkiye'sindeki durumu bir bakıma Sovyetlerin 90'lar öncesi dünyadaki durumuna benzemektedir. Tavırlar da aynı metodolojik yanlışlarla maluldürler.

Bu nedenle, Öcalan'ın İmralı'da ortaya koyduğu politikanın ne olduğu ve bu politikayı destekleyen ve uygulayan güçlerin niteliği sorunu Türkiye'de politika yapmak için temel önemde olmaya devam ediyor. Bunun ne olduğu ise son derece ciddi bir analiz çabası gerektiriyor. Şimdi bu politikanın ne olduğunu anlamaya çalışalım.


Yeni Politika'nın Ortaya Atılış Koşulları


Yeni Politika, düşmanın eline esir düşmüş bir önder tarafından, yani Abdullah Öcalan tarafından, idamla yargılandığı bir mahkemedeki ifade ve savunmalarda ifade edilip şekillendirildi. Daha sonra da, Avukatlar aracılığıyla ve devletin resmi göz yummasıyla detaylandırıldı.

Bu politikanın ortaya atılış koşulları, yani idam tehdidi altında, düşmanın eline geçmiş bir politikacı tarafından atılmış olması, ona bütün örgütlerde ve hareketlerde görülebilecek politik değişmelerde karşılaşılan problemlere ek olarak yeni problemler getirmektedir.

En sıradan insan bile haklı olarak şöyle düşünecektir:

"Türk devleti gibi, insan hakları ve demokrasinin zerrece değerinin olmadığı bir ülkede bu koşullarda şekillendirilen ve kamu oyuna duyurulan bir politika ne ölçüde Kürt ulusal hareketinin çıkarları kaygısıyla şekillendirilmiş olabilir? Aksine Türk Devleti buna izin verdiğine göre bu politika, Türk devletinin yıllardır bir savaş yürüttüğü Kürt Ulusal Hareketi'nin değil, Türk devletinin çıkarlarına uygun bir politikadır. Öcalan'ın Türk devletiyle bir pazarlık içinde canını kurtarmasına yönelik bir politikadır.

Dolayısıyla ortada, politika düzeyinde tartışılması gerekmeyen, bir kişinin zaafları düzeyinde tartışılması gereken, psikolojik ve ahlaki düzeyde tartışılması gereken bir sorun vardır. Ortada Kürt hareketinin yeni politikası değil, Türk devletinin eskiden beri sürdürdüğü politika vardır ve Türk devleti şimdi bu politikasını, eline geçirdiği liderin ağzından, o liderin etki ve prestijine dayanarak bütün Kürt hareketine kabul ettirmektedir. Abdullah Öcalan, artık Kürt Ulusal Hareketi'nin bir önderi değil, Türk devletinin basit bir oyuncağı ve ajanıdır. İşi bittiğinde de muhtemelen işi bitirilecek bir araç."

Ama bu ihanet ve çöküş iddiası sadece soldan gelmiyor.

Özellikle eskiden beri Öcalan ve PKK'nın politikasına muhalif olmuş Kürt milliyetçileri tarafından sürekli ifade edilmektedir. Bunlardan en bilineni de, Öcalan'ın ilk başlarda avukatlığını yapan Ahmet Zeki Okçuoğlu'nun yazıp söyledikleridir. İnternetteki tartışma forumlarında böyle yüzlerce akıl yürütme ve argüman bulmak mümkündür.

Kürtlerin moralini bozmak isteyen ve Kürt varlığını inkara yeminli Türkler de (örneğin E. Çölaşan) Öcalan'ın çözüldüğünden, kendi canını kurtarmak için, Kürtlerin mücadelesini sattığından, ihanet ettiğinden söz ediyorlar.

Kürt Ulusal hareketini en tavizsiz biçimde desteklemiş kişiler bile (Haluk Gerger, İsmail Beşikçi) Öcalan'ın ifade ettiği çizgiye ya karşı çıkıyorlar ya da belli bir mesafe koymak gereğini hissediyorlar veya en azından Kürtlerin mücadelesinin düşmanları tarafından kullanılmaması için susmayı tercih ediyorlar.

PKK'nın politikalarını destekçisi veya PKK'nın militanları bile Öcalan'ın ihanetinden söz edenlere karşı, güçlü argümanlarla değil, imanla ya da küfürle ya da "siz ne yaptınız" gibi argümanlarla karşı çıkmaktan başka bir davranış gösteremiyorlar ya da tamamen susarak böyle bir eleştiri yokmuş, insanların kafalarında bu tür sorular yokmuş gibi davranıyorlar. Bu semptomlar, "ihanet" görüşüne katılmayanların bile, kendilerini güçlü ve sağlam hissetmediklerinin bir göstergesi olarak kabul edilebilir.




Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   10


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə