Osmanlı Mimarisi

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 80.24 Kb.
tarix03.11.2017
ölçüsü80.24 Kb.

Osmanlı Mimarisi

Osmanlı mimarisi Osmanlı İmparatorluğu’nun beylik olarak kurulup, imparatorluk olarak yayıldığı alanlarda hüküm sürdüğü sürece 1923 yılına kadar inşa ettiği veya fikir öncülüğü yaptığı mimari eserleri kapsar.

Her ne kadar farklı dönemlerdeki ihtiyaca ve teknolojiye göre farklı yapı türleri inşa edilmişse de, genelde Osmanlı’nın hakim olduğu bölgelerde camiler ve çevresinde yapıların inşa edilmesi sıklıkla rastlanan bir olgudur. Camiler çevreleri bir sürü sosyal müessese ile örülür ve bir "külliye" teşkil ederler.

Mimar Sinan'ın dünya tarihinin en büyük mimarlarından biri olduğunda hususunda görüşler mevcuttur. Bir asır yaşayan ve son yarım asrını mimarbaşı olarak geçiren Sinan şu eserleri yapmıştır. 81 cami, 50 mescid, 55 medrese,19 türbe, 14 imaret, 3 hastahane, 7 su bendi (baraj), 8 köprü, 16 kervansaray, 33 saray, 32 hamam, 6 mahzen, 7 d'arulkurrâ. Bu 441 eser bütün imparatorluğa dağılmıştır.[1]

Tarih 

Erken Osmanlı dönemi

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/8/8a/robevihouse.jpg/200px-robevihouse.jpg http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/8/88/blue_mosque_istanbul_2007_roof.jpg/200px-blue_mosque_istanbul_2007_roof.jpg

Makedonya'nın Ohri şehrinde geleneksel Türk Evi Sultanahmet Camii iç görünüşü,İstanbul

Osmanlı İmparatorluğu'nun kurulmasıyla,1300-1453 yılları ilk kuruluş ve ilk osmanlı dönemi, Osmanlı sanatının yeni fikirler aradığı dönemdi. Bu dönem üç tip camiye tanıklık etti: katlı, tek kubbeli ve alt plan açılı camiler. Hacı Özbek Camii (1333), İznik (Osmanlı sanatının ilk önemli merkezi) tek kubbeli Osmanlı camiine ilk örnektir. Osmanlı ilk dönemlerindeki diğer cami plan türü de yan mekanlı camilerdir. Bunun ilk örneğini İznik Orhan Camii teşkil eder.

Lale Devri (1703-1757) 

Bu dönemin başlamasıyla, Osmanlı İmparatorluğu'ndaki üst sınıf ve elit tabaka açık ve genel alanları sıklıkla kullanmaya başladı. Geleneksel ve içe dönük toplum değişmeye başladı. Çeşmeler ve sahil kıyısında residanslar popüler hale geldi, Aynalıkavak Kasrı gibi. Bir su kanalı (diğer adı Cetvel-i Sim), piknik alanı Kağıthanedinlenme alanı olarak tesis edildi. Lale devrinin Patrona Halil isyanı ile son bulmasına rağmen, o batılılaşma davranışının bir modeli oldu. 1720-1890 yılları süresinde Osmanlı mimarisi klasik dönem prensiplerinden saptı. III. Ahmet'in ölümüyle, I. Mahmut satanatı aldı (1730-1754). Bu dönem Barok stili camilerin inşaasına başlanıldığı dönemdi.



Barok dönemi (1757-1808) 

Bu dönemin yapıları içinde dairesel, dalgalı ve kıvrımlı hatlar ağır masmaktadır. Bunları büyük örnekleri Nur-u Osmaniye Camii, Zeynep Sultan Camii, Laleli Camii,Fatih Mezarı, Laleli Çukurçeşme Hanı, Birgi Çakırağa Yalısı, Aynali Kavak Yazlığı ve Selimiye Kışlası dır. Mimar Tahir zamanın en önemli mimarıdır.



İmparatorluk dönemi (1808-1876)

Nusretiye Camii, Ortaköy Camii, Sultan Mahmut Mezarı, Mevlevi Dervişleri'nin Galata Locası, Dolmabahçe Sarayı, Beylerbeyi Sarayı, Sadullah Paşa Yalısı, Kuleli Kışlası batılılaşma uygulamalarıyla parelel bir şekilde yürüyen en önemli örneklerdir. Balyan Ailesi döneme damgasını vuran mimarlardır.



Son dönem (1876-1922) 

Pertevniyal Valide Sultan Camii, Şeyh Zafir Binalar Grubu, Haydarpaşa Eczacılık Okulu, Duyun-u Umumiye Binası, İstanbul tapu senedi Ofisi, Büyük Postane Binası, Laleli Harikzedegan Apartmanları Eklektisizm stilinin hakim olduğu zamanın en önemli yapılarındandılar. R. D'Aronco, A. Vallaury zamanın önde gelen mimarlarıydılar.



Camiler 

Osmanlı her çeşit yapı yapmıştır. Fakat en önemlileri şüphesiz camilerdir. Cami bir şehirde merkez teşkil ediyor ve pek çeşitli binalar etrafını çevirerek bir kültür sitesi halini alıyordu. Bunlara "Selâtin Camii" deniliyordu. Başta padişahlar olmak üzere hânedan mensuplarının yaptırdıkları daha çok bu şekildeydi. Camilerde çini, mermer, tahta veya sıva üzerine nakış gibi süslemeler vardır.



Osmanlı Mimari Birimleri

Tekke

Tekke, (Arapça: تكيهtekye) Tarikattan olanların barındıkları, ibadet ve tören yaptıkları yer, dergâh gibi yapılardır. Devlet-i Âliye-yi Osmâniyye döneminde tekke anlamında dergâh, âsitane sözcükleri kullanılmıştır. Bazı tarikatlarda hankâh ve âsitane yalnızca merkez tekkeye denir.

Tekke yapılarının büyüklüğü tarikatlara göre değişir. Tek bir mekândan oluşan tekkelerin yanı sıra, geniş alana yayılmış birçok yapıyı barındıran külliye görünümlü tekkeler de vardır. Tekkelerin tek bir mekândan oluşanları genellikle tarikata bağlı kişilerin haftanın belirli günlerinde bir araya geldikleri, tarikata özgü törenleri düzenledikleri yapılardır. Birden çok mekândan oluşanlarda ise tarikat etkinliği daha geniş ve süreklidir. Böyle tekkelerde, genellikle şeyhin ailesiyle orturduğu ayrı bir yapı, dervişlerin sürekli ya da geçici olarak barındıkları yapılar, aşevi, çamaşırhane, hamam gibi yerler ve tarikata bağlı kişilerin toplanıp ayin, sohbet ya da zikir denilen törenlerini düzenledikleri ayrı bir mekân bulunur. Merkez tekkeler doğal olarak daha çok mekândan oluşur. Örneğin Bektaşi tarikatının merkezi olan, Nevşehir'e bağlı Hacıbektaş ilçesindeki Hacı Bektaş Veli Dergâhı üç avluya açılan bir yapılar topluluğu biçimindedir. Bu yapıların başlıcaları Hacı Bektaş Veli Türbesi, Balım Sultan Türbesi, aşevi,kilerevi, mihmanevi, çamaşırhane, hamam, meydan, muhabbet divanı ve mescittir. Eskiden var olduğu bilinen erzakevi ile ekmekevi yıkılmıştır. Mevlevi tarikatının merkezi olan Konya'daki Mevlana Dergâhı da Mevlana Türbesi, semahane, mescit, mutfak, derviş hücreleri ile dede ve çelebi dairelerinden oluşur. Tekkeler içinde tarikat büyüklerinin gömüldüğü türbeler, tekke bahçesinde de daha çok dervişlerin gömüldüğü, hazire adı verilen küçük mezarlıklar bulunur.

Türkiye'de 1925'te çıkarılan bir yasayla tekkeler kapatılmış, tarikat etkinlikleri de yasaklanmıştır. Sonradan bazı tekke yapıları müze olarak ziyarete açılmıştır.

Önemli Tekkeler


  • Aziz Mahmud Hüdai Tekkesi (Üsküdar)

  • Hüsameddin Uşşaki Tekkesi (Kasımpaşa)

  • Kadirhane (Tophane)

  • Kaşgari Tekkesi (Eyüp)

  • Cerrahi Tekkesi (Karagümrük)

  • Mevlevihaneler (Galata, Yenikapı, Kasımpaşa, Beşiktaş ve Üsküdar)

  • Sümbül Efendi Tekkesi (Kocamustafapaşa)

  • Şahkulu Sultan Tekkesi (Kadıköy)

  • Yahya Efendi Tekkesi (Beşiktaş)

  • Giresunlu Tekkesi(Sütlüce)

  • Nurbaba Tekkesi (Çamlıca-Kısıklı)

  • Kartalbaba Tekkesi (Üsküdar)

  • Karacaahmet Tekkesi(Üsküdar)

  • Hubyar Sultan Tekkesi Almus-TOKAT

  • Hacı Bektaşi Veli - Nevşehir

  • Keçceci Baba Tekkesi-Tokat

  • Piri Baba Tekkesi-Merzifon

  • Kul Hümmet - Tokat

  • Abdal Musa Tekkesi-Elmalı-Antalya.

Referanslar

  • Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları "Tarikatlar, Tekkeler, Şeyhler", Mustafa Kara, Dergah Yayınları (2005)

  • Tekkeler ve Zaviyeler, Mustafa Kara, Dergah Yayınları (1999)

  • Din Hayat Sanat Açısından Tekkeler ve Zaviyeler, Mustafa Kara, Dergah Yayınları (1990)

Yalı (konut)

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/b/b1/edibefendi.jpg/200px-edibefendi.jpg

Boğaziçi'nde Edip Efendi Yalısı



Yalı deniz kıyısına bitişik, çoğunlukla tarihi ve ahşap ağırlıklı yapıdır. Terim günümüzde, yalıların en ünlüleri olan Boğaziçi yalıları ile eşdeğer anlamda da kullanılmaktadır. Geçmişte, "konut, ev, yapı" anlamı ile sınırlı kalmaksızın, "deniz kıyısı, sahil" anlamını da içermiştir. Bodrum'daki Bitez yalısı, kuş türü yalıçapkını, deyim olarak "yalıkazığı", "Yalı kenarında zülfüm tararım" türküsü, Kırım'daki Yalıboyu bölgesi bu eski anlamın izleridir.

Boğaziçi yalıları 

İstanbul Boğazı kıyı şeritleri boyunca uzanmış toplam 620 yalı, bir yandan İstanbul şehrinin simgelerinden biri olup, bir yandan da "yalı" teriminin karşılık geldiği olgu halini almıştır. Bu yalıların çoğunluğu 19. yüzyıldan kalma olup, bazılarının tarihi daha da eskiye uzanmaktadır. Sahipleri, el değiştirme şartları, tanık oldukları tarihi olaylar, ağırladıkları ünlü kişiler ile herbirinin ayrı bir hikâyesi vardır. En eski yalı Kanlıca'da bulunan, divanhanesi ve müştemilatı günümüze ulaşmış 1699 tarihliAmcazade Köprülü Hüseyin Paşa yalısıdır. Avrupa yakasındaki en eski yalı ise, 1780'de inşa edilmiş olan ve 19. yüzyıl sahiplerinden birinin ismi ile anılan "Şerifler Yalısı"dır.



Külliye

Külliye, cami ile birlikte medrese, imaret, türbe, kütüphane, hamam, aşevi, kervansaray, çarşı, okul, hastane, tekke, zaviye binalarından oluşan yapılar topluluğu.

İslam toplumunun oluşumunda şehirlerde mahalle hayatı külliyeler çevresindeki mimari yapıda yoğunlaşıyordu. Külliye, İslam toplumunun vakıf hukuku sistemi ve hayrat kavramını geliştirmesiyle ortaya çıktı. Merkezindeki yapı camidir. Cami en az cuma namazlarındaki zorunlu toplanma yeri olması yanında bir forum ve ilim, tören ve müzakere merkeziydi. Külliye bu merkezi tamamlayan yapılardan oluşur.

Abbasilerden beri İslam mimarisi gelişmiş ve Anadolu'da Türk İslam sanatı külliyeleri ortaya çıkmıştır. Bu tarzın en önemli temsilcisi Osmanlı mimarisi ve Mimar Sinan'dır.

Mesela İstanbul'daki külliyeler şöyledir: Atik Ali Paşa Külliyesi (Çemberlitaş), Eyüp Sultan Külliyesi, Fatih Sultan Mehmet Külliyesi, Haseki Külliyesi, Kılıç Ali Paşa Külliyesi, Laleli Külliyesi, Mahmud Paşa Külliyesi, Mihrimah Sultan Külliyesi (Edirnekapı ve Üsküdar), Nuruosmaniye Külliyesi, Piyale Paşa Külliyesi (Kasımpaşa), Sinan Paşa Külliyesi (Beşiktaş), Yavuz Sultan Selim Külliyesi (Fener),Sultanahmet Külliyesi, Süleymaniye Külliyesi (Süleymaniye), Şehzade Külliyesi, Yeni Cami Külliyesi, Yeni Valide Külliyesi (Üsküdar), Zal Mahmut Paşa Külliyesi.



Türbe

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/9/95/turbe.jpg/300px-turbe.jpg

Damad Ali Paşa türbesi, Belgrad



Türbe, devlet adamlarının veya din alimlerinin mezarlarının bulunduğu oda şeklindeki binaya verilen addır. İçerisinde (çoğunlukla) ünlü kişilerin gömülü bulunduğu anıtsal tarihi mezarlar için de türbe kelimesi kullanılır. Türbeler çoğunlukla eski çağlarda yaşamış önemli insanların yattığı yerdir.

Ankara'da Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Atatürk için Anıtkabir adında, İstanbul'da ise eski başbakanlardan Adnan Menderes ve Turgut Özaliçin "anıt-mezar" adı verilen türbeler yapılmıştır.



Kutsal kişilerin türbeleri

Türbeler genel olarak dini kişiliklerin mezarlarıdırlar. Bununla birlikte dini olmayıp, yalnızca dünyevi yönleriyle ön plana çıkmış ünlü devlet adamlarının anıt mezarlarına da türbe denmektedir. Türbeler asıl olarak dini kişilerin mezarlarının anıt mezarlar olarak bulunduğu yerler olarak ön plana çıkar.

Türbeler halk arasında kutsal sayılan yerlerdir. Birçok din alimi bu görüşe karşı çıkmakla birlikte, halk arasında belli bir oranda türbeler dini bakımdan kutsal ve önemli görülürler. Türbeleri ziyaret eden kişiler buralarda dualar ederler ve genellikle kendi özel yaşamlarıyla ilgili dileklerde bulunurlar. Bu dileklerin arasında birinin ev sahibi olma, kızını evlendirecek bir eş bulma gibi farklı dilekler bulunur. Bu kişilerden birçokları dileklerinin yerine geldiğini iddia etmektedirler.

Türbelerde dualar edip dileklerde bulunan kişiler, duaların yalnızca Allah'a yapılması gerektiğini bir şekilde bilmektedirler. Ancak buna verdikleri cevaplar, kendilerinin aslında Allah'a dua ettikleri ve türbedeki kutsal kişinin ise kendilerine bu konuda aracılık ettiği şeklindedir. Onlar dileklerinin Allah tarafından bu kutsal kişilerin "yüzü suyu hürmetine" kabul edildiğine inanırlar.

Türbelerle ilgili görüşlerin arkasındaki temel neden, insanların ölümden sonraki yaşamla ilgili inançlardır. Dinsel inançlar birbirlerinden pek çok konuda farklı olsalar da, temel olarak ölümden sonraki yaşamla ilgili temel benzerliklere sahiptirler. Bu temel benzerlik insanın öldüğünde ruhunun bedeninden ayrılarak öbür alem denilen bir yerde yaşadığı inancıdır. Bu inançların birçoğunda ölmüş kişiler ruh varlıklar şeklinde yaşamlarını sürdürmeye devam ederler. Ayrıca bunun ötesinde bu dünyayla ve özellikle de kendi yakınlarıyla da sürekli bir iletişim halindedirler. Halk arasındaki anlatımlara göre, ölmüş kişilerden bazıları kendi yakınlarına, onların rüyalarına girerek görünürler. Bu rüyaları görenler ise uyandıklarında bunu yalnızca bir rüya olarak görmezler. Çünkü uyandıkları zaman kendilerine verilen bazı mesajların gerçekleşmesine tanık olduklarını iddia ederler. Bu şekliyle rüyalarının doğru çıktığını görmeleri, bu kişilerde ölmüş kişilerin öbür alemden kendilerini gözeterek yardımcı oldukları fikrini vermesinin ötesinde, ölmüş kişilerin ruh varlıklar olarak yaşamlarını sürdürdükleri inancını verir.

Metafizik yönüyle türbeler 

Bazı kişiler, türbelerde yatan dini kişiliklerden kaynaklanan ya da onlarla ilgili olarak metafizik yönlerin bulunduğunu iddia ederler. Bu iddialara göre türbede yatan kişilerden kaynaklanan bazı doğaüstü olaylar vardır. Bunların en başta geleni, bu kişilerin bazı kişilerin rüyalarına girmesi olayıdır. Bundan başka vizyon şeklinde görünme, ya da hiç görünmeyip bazı metafizik etkilerde bulunma gibi, kişilerin kendi anlatımlarına dayanan çok değişik deneyimler bulunur. Türbelerle ilgili yaşanan bu gibi deneyimler, birçok kişinin bu mekanları kutsal ve buralarda yatan kişileri Allah katında kutsal kişiler olarak görmesindeki en başta gelen temeldir.

Maddeci anlayış metafizik olayların olabileceğini reddettiğinden, bu anlayışa sahip olanlar türbelerin kutsallığı ve buralarda yatan ölmüş kişilerin bazı metafizik etkilere neden olduğu iddialarını kabul etmezler. Onlara göre bütün bu deneyimler, olsa olsa bu kişilerin kendilerinden kaynaklanan halüsinasyonlar olabilir şeklindedir.

Metafizik olayların olabileceği görüşünü benimseyen kişilerden de bazı itirazlar bulunur. Türbelerin ve buralarda yatan kişilerin kutsal sayılarak, bu kişilere kendileri için Allah'a karşı aracılık etmeleri için dua edilmesi, dini bakımdan günah sayılan bir durumdur. Onlara göre, türbelerde dua ederek dileklerde bulunanlar, türbedeki kişiyi "Allah'a şirk koşma" - "Allah'a ortak etme" günahını işlerler.

Metafizik olayların olduğunu kabul eden diğer bir görüş ise, yukardakilerden tamamen farklıdır. Bu görüşe göre, birçok metafizik olayların arkasında yatan etken, cin adı verilen Tanrı'ya isyan etmiş bazı meleklerin olduğudur. Bu görüşe sahip olanlara göre cinler birçok metafizik ya da paranormal olarak adlandırılan doğaüstü sayılabilecek etkenlerin yardımıyla insanları aldatırlar. Onlara göre ölen bir kişinin ruhu yaşamaz. Bu öğretinin kaynağı, ölmüş kişilerin görüntülerini ve seslerini taklit ederek, bu kişilerin öbür alem denilen bir yerde yaşadıkları izlenimini uyandıran cinlerdir. Cinlerin bu tür aldatmalar yoluyla insanları dinsel anlamda kandırdıklarına inanırlar. Türbelerle ilgili olarak cinlerden kaynaklanan aldatmacanın temelinde, ruhun ölümsüzlüğü inancının yattığına inanırlar. Onlara göre insanın öldükten sonraki yaşamıyla ilgili dinsel gerçekler, ruhun ölümsüzlüğü olmayıp, toprağa dönmüş kişiler olarak ölenlerin yeniden yaşama döndürülmeleri anlamındaki dirilmedir. Ayrıca cinlerin ölülerin kimliğini kullanmalarının başka önemli bir nedeni olarak, cinlerin bu sayede insanlara verdikleri mesajların, insanların gözünde öbür alemden gelen mesajlar olarak, sanki Allah'tan gelen mesajlarmış gibi görünmesini sağlayabilmesidir. Çünkü bu sayede, kutsal sayılan ölmüş kişilerin kimliklerini kullanarak, dini konulardaki birçok yalan ve sahte inancı, Allah tarafından doğru görülen inançlarmış gibi, din adı altında insanlara sunmanın yolunu açtıklarına inanırlar.

Han (konaklama)

Han


http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/d/d8/nicosia_buyuk_han_02.jpg/220px-nicosia_buyuk_han_02.jpg

Büyük Han (Lefkoşa)

Bugünün otel ve garaj vazifesini birlikte gören yapılara eskiden "han" denmekteydi. Han, vasıtalı, vasıtasız yabandan gelen yolcuların barınacağı, hayvanlarla insanların geceleyebileceği yerlerdir.

Selçuklular ve Osmanlılar, sosyal bir vazife gördüğü için hanlar yapımına ehemmiyet vermişler, mimarî bakımdan güzel eserler vücûda getirmişlerdir.

İki şehir arasındaki mesafe uzunsa orta bölümde münasip bir yerde han yapılırdı. Buna "Kervansaray" denirdi. Şehirler dışında yapılan bu yapıların bol suyu bulunur, içinde kahvehanesi, erzak ambarları, yem depoları bulunurdu. Kervanlar bir süre gittikten sonra burada mola verirler, geceleyerek kendilerini ve hayvanlarını dinlendirirlerdi.



Çeşme

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/8/8f/fresh_water_fountain.jpg/200px-fresh_water_fountain.jpg
Küçük bir İsviçre köyündeki kaynak suyuna bağlı bir çeşme. Önünde iseAnadolu'da yalak olarak adlandırılan taştan yapılmış küçük su havuzu yer almaktadır.

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/c/c1/wasserhahn2.jpg/200px-wasserhahn2.jpg

Eski tip çeşme ve musluk.



Çeşme, Farsça kökenli gözyaşı anlamına gelen çeşm kelimesinden türemiş bir isim olup borularla gelen suyun bir oluk ya da musluktan aktığı düzeneklere verilen isimdir. Evin mutfak, banyo, tuvalet gibi kısımlarında bulunduğu gibi umumi çeşmeler de vardır. Genellikle yol kenarlarında herkesin yararlanması için yapılan çeşmelerin yanı sıra mahalle, köy meydanı, yayla vb. gibi ortak yaşam alanlarında yararlanılmaktadır.

Tarihi çeşmeler 

Osmanlı kentinin fiziki yapısında çeşmeler önemli bir yere sahiptir.[1] Kentte hemen her mahallede en az bir çeşmenin bulunması gerekiyordu. Mahalle dokusunun oluşumunda ve gelişiminde çeşmeler belirleyici unsurlardan birisidir.[2] Çoğunlukla düz kenar ve saçak silmeleriyle kuşatılan çeşme cepheleri, sâde görünümlü, düz-masif tasarımlara sahiptir. Sokak çeşmeleri tek, iki ve üç cepheli tasarımlar sergilerler. Mevcut çeşmeler arasında; bağımsız, bir duvarın yüzeyine ya da iki sokağın kesiştiği köşeye yerleştirilmiş örnekler bulunmaktadır. Çeşmelerin büyük bir bölümünde su haznesi bulunmaktadır.



Malzeme ve Teknik 

Selçuklu ve Osmanlı devri yapılarında; taş, mermer, tuğla, kiremit, kerpiç, alçı, harç, ahşap, demir ve kurşun türündeki yapı malzemeleri kullanılmıştır. Günümüzde ise daha çok demir, paslanmaz çelik, pirinç ve daha değişik metaller kullanılmaktadır. Kulplu, kulpsuz vb. gibi farklı tasarımları mevcuttur.



Notlar

  1. ^ Ödekan, A., “Kentiçi Çeşme Tasarımında Tipolojik Çözümleme”, Semavi Eyice’ye Armağan İstanbul Yazıları, İstanbul, 1992, s. 281-297, Önge, Y., Türk Mimarisi’nde Selçuklu ve Osmanlı Dönemlerinde Su Yapıları, Ankara, 1997, s. 11

  2. ^ Cerasi, M.M., age., s. 191

Medrese

Medrese, Müslüman ülkelerde orta ve yüksek öğretimin yapıldığı eğitim kurumlarının genel adı. Medrese kelimesi Arapça ders (درس) kökünden gelir. Medreselerde ders verenlere müderris, onların yardımcılarına muid, okuyanlara danışmendsohta veya talebe adlandırılır.

Tarihçe

Türk İslam devletlerinde medrese geleneği Karahanlılarla başlar. Ayrıca Karahan'lılar medrese geleneği ile birlikte burslu öğrencilik sistemini başlatmışlardır. F. Reşit Unat’a göre ise İslâm’da ilk medrese Büyük Selçuklular zamanında Alparslan’ın veziri Nizamülmülk (1018-1092) tarafından açılan ve yine onun ismiyle anılan Nizamiye Medreseleridir.[1] Necdet Sakaoğlu ise ilk medresenin kurucusu olarak,Nişabur hâkimi Emir Nasır bin Sebüktekin’i göstermektedir.[2]

Medreseler Selçuklular'la zirve yapar. En kapsamlı çok yönlü medreseleri Büyük Selçuklular açmıştır. Selçuklu veziri Nizamülmülk tarafından Bağdat'a kurulmuştur. Budizm'deki dinsel eğitim kurumu Vihara'lardan etkilenilerek medreseler açılmıştır. İlk medreselerde ağırlıklı olarak Kuran, kıyas, icma, fıkıh, kelam gibi dini dersler okutulurken, Nizamiye medreselerinde hem pozitif bilimler hem de dini bilimler birlikte okutulmuştur. Bu eğitim sisteminde batinilik ve şiilik arasında fikri mücadele amaçlanmıştır.

Selçuklular Anadolu'ya geldikten sonra çeşitli şehirlerde çok sayıda medreseler inşa etmişlerdir. Anadolu'da açılan ilk medrese Danişment'liler döneminde Tokat Niksar'da açılan Yağbasan medresesi'dir.

Osmanlı Devleti'nin devrinde ilk medrese Orhan Bey zamanında 1330 yılında Orhan Gazi Medresesi olarak İznik'te kurulmuştur. Daha sonra Osmalı Devleti'nin sınırları genişlemesiyle beraber Bursa ve Edirne başta olmak üzere pek çok şehirde medreseler açıldı. İstanbul'un fethinden sonra üst seviyedeki eğitim kurumları başkentte yoğunlaştı.

Değişim evreleri

1331-1451 yılları arasında 82 adet medrese kurulmuştur.

1463-1471 yılları arasında kurulanlarsa Fatih medreseleri ya da Sahn-ı seman medreseleri denir. (Bu medreselere birlikte süreye dayalı eğitim, ders geçme sistemine dayalı eğitime dönüştürülmüştür)

1550-1557 yılları arasında kurulanlarsa Süleymaniye medreseleri denir. Osmanlı Devleti'nin ilk tıp okulu Darüttıp Süleymaniye medreselerinde yer almıştır. Tıbbi bilgilerin uygulamalarının yapıldığı Darüşşifa ve diğer bazı bölümler: Darülakakir (Eczane), Darüzziyafe, Tabhane ve İmarethane ilk kez Süleymaniye medreselerinde yer almıştır. Başlangıçta bütün eğitim faaliyetlerinin yapıldığı kurum olan medreseler, Tanzimat Döneminde yeni mesleki okulların açılması ile sadece din eğitimi verilen okullar haline geltrildi. Osmanlı devletinin son döneminde medreselerin ders programında ve teşkilat yapısında yeni düzenlemeler yapıldı. 1914 yılında Darü-l hilafeti-l Aliyye adı altında birleştirilen medreseler, Millî Mücadeleden sonra 03.03.1924 tarih ve 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun birinci maddesi olan "Türkiye dahilindeki bütün müessesat-ı ilmiye ve tedrisiye Maarif Vekaleti’ne merbuttur" ifadesi ile Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlanmış ve zamanın Millî Eğitim Bakanı Vasıf Bey de 13.03.1924 tarihli genelgesiyle medreseler üzerindeki tasarruf hakkını kullanarak medreseleri kapatmıştır.



Mimari 

Anadolu'da bulunan medrese yapıları kubbeli ve eyvanlı olmak üzere iki tip gelişim göstermiştir. Bu süreç içinde sürekli bir yenilik ve gelişim arayışı izlenebilmektedir. Esasları değişmeyen bir plan şemasından hareketle bu denli varsıl bir mimarinin çeşitliliğin ortaya konulması Türk sanatının büyük dinamizmine ve köklerinin sağlamlığını göstermektedir (Aslanapa,1973).



Kubbeli Medreseler

Medreselerde avlunun üzeri büyük bir kubbe ile örtülünce, kubbeli medrese planı ortaya çıkmıştır. Anadolu'da başlayan kubbeli medreseler devamlı bir gelişme göstererek, toplu mekân anlayışıyla Osmanlının büyük camileri mimarisine bir hazırlık olmuştur (Aslanapa,1973).



  • Caca Bey Medresesi-Kırşehir

  • Ertokuş Medresesi-Isparta Atabey

  • Karatay Medresesi-Konya

  • İnce Minareli Medrese-Konya

Eyvanlı Avlulu Medreseler 

  • Çifte Medrese-Kayseri

  • Sırçalı Medrese-Konya

  • Taş Medrese-Akşehir

  • Huand Hatun Medresesi-Kayseri

  • Avgunu Medresesi-Kayseri

  • Gök Medrese-Sivas

Medreseler 

  • Genel medrese (Arapça: مدرسة عامة‎Medrese-i âmeh),

  • Özel medrese (Arapça: مدرسة خاصة‎Medrese-i hassa),

  • Dini medrese (Arapça: مدرسة دينية‎Medrese-i diniyye),

  • İslâm medrese (Arapça: مدرسة إسلامية‎Medrese-i islamiyye),

  • Üniversite Medrese-i cemi'a.

Medreselerde verilen dersler

madrasah1.jpg

  • Sarf, Nahv (Morfoloji, cümle bilgisi)

  • Mantık

  • Hadis

  • Tefsir (Kuran yorumu)

  • Adab-ı bahis (Konuşma adabı)

  • Vaaz

  • Belagat (Güzel konuşma, retorik)

  • Kelam

  • Hikmet

  • Fıkıh

  • Faraiz (Miras hukuku)

  • Akaid (İnanç esasları)

  • Usul-ü fıkıh

  • İlm-i heyet (Astronomi ve astroloji)

  • Matematik

Notlar

  1. ^ Ersoy Taşdemirci, : Medreselerin Doğuş Kaynakları ve İlk Zamanları, E.Ü. Sos. Bil. Dergisi, Sayı:2, Kayseri,1989, sayfa 269-271.

  2. ^ F. Reşit Unat, : Türkiye Eğitim Sisteminin Gelişmesine Tarihi Bir Bakış, M.E.B. yay., 1964, sayfa 3.

Kaynakça

Aslanapa, O., 1973, Türk Sanatı II Anadolu Selçuklularından Beylikler Devrinin Sonlarına Kadar, Başbakanlık Müsteşarlığı Kültür Yayınları, İstanbul.

Dostları ilə paylaş:
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə