Solunum sistemi



Yüklə 135.92 Kb.
səhifə4/5
tarix18.01.2018
ölçüsü135.92 Kb.
1   2   3   4   5

BURUN BOŞLUĞUNUN HİSTOFİZYOLOJİSİ


Nemli nazal mukoza solunan havayı filtre eder, partiküller goblet hücrelerinin salgıları ve lamina propriadaki sero-mukoz glandların salgıları ile yakalanır. Seröz salgı, mukus ile solunum epiteli arasına yerleşir. Silyalı hücrelerin silyaları, mukus tabakaya kadar ulaşmadığından hareketleri seröz sıvı tabaka ile sınırlıdır. Silyalar bu sulu salgı içinde hareket ederken, üstteki mukus hızla ilerler, silyar aktivite ile farinkse yutulmak veya çıkarılmak için taşınır.

Filtrelenmesinin yanı sıra hava ısıtılır ve nemlendirilir. Bu işlem, zengin kan kaynağı ile gerçekleştirilir. Bu damarlardan çıkan kapiller yataklar ince, kemik rafların epitel örtüsünün hemen altında uzanır. Kan, damarlarda posteriordan anteriora doğru ve hava akışına zıt yönde akar.

Hava ile taşınan antijen ve allerjenler, lamina propriadaki lenfoid elemanlarla savaşır. Plazma hücrelerinden salınan Ig A, epitelden nazal kaviteye silyalı hücrelerle ve sero-mükoz bezlerin asiner hücreleri ile aktarılır. Ig E, mast hücreleri ve bazofil hücre zarlarındaki Ig E reseptörlerine bağlanır. Bu hücrelerden birçok mediatör salınır. Bunlar, nazal mukozada soğuk algınlığı ve saman ateşi ile ilgili belirtileri indükler.

Olfaktor epitel, koku alımından sorumludurlar ve aynı zamanda tat ayırt etme duyusunun büyük bir katılımcısıdır. Koku ayırt etme mekanizması tam anlaşılamamıştır. Olfaktor hücrelerin olfaktor silyalarında koku reseptörleri bulunur. Bowman glandlarının sulu seröz salgısı çok sayıda koku molekülü için yüksek bağlanma yeteneğine sahip koku bağlayıcı protein (odorant-binding protein-OBP) içerir. Seröz sıvıda çözünen bir koku maddesi OBP’ye bağlanır. OBP, kokuyu olfaktor sillerin yüzeyinde bulunan reseptörlere taşır ve duyunun algılanmasından sonra onları temizler. Koku reseptörleri uyarıldığında, olfaktor hücreler uyarılarak bir aksiyon potansiyeli oluşur ve bilgi, aksonu yoluyla bulbus olfaktoryusa aktarılır. Olfaktor hücrelerinin aksonları 1-30 kadar mitral hücrenin dendritleri ile glomerül olarak bilinen küçük küresel yapılar içinde bulbus olfaktoriusta sinapslaşır. Her glomerül yaklaşık olarak 2 000 olfaktor nörondan bilgi alır. Olfaktor korteks 10.000 farklı kokuyu ayırt edebilir.


PARANASAL SİNÜSLER: Etmoid, sphenoid, frontal, maksillar kemikler içindeki mukoperiosteum ile döşeli boşluklardır. Bu boşluklar, nazal kavite ile bağlantı kurarlar. Her sinüsün mukozası, periosteum ile kaynaşmış damarlı bağ dokusu olan lamina propriayı içerir. İnce olan lamina propria burun boşluklarındakini andırır ve seromuköz bezleri ve lenfoid elementleri içerir. Solunum epiteli ile döşelidir. Çok sayıda silyalı hücre içerir, bu hücreler müköz salgıyı burna doğru iletir.
NAZOFARİNKS: Farinks, koanada başlar ve larinks açıklığına kadar uzanır. Bu kavite, üstte nazofarinks, ortada orofarinks ve altta laringofarinks olmak üzere 3 kısma ayrılır. Nazofarinks, solunum epiteli ile döşelidir. Oro ve laringeofarinks Ç.K.Y.E. ile döşelidir. Lamina propria, sero-mukoz bezleri ve lenfoid elemetleri içeren damarlı düzensiz sıkı bağ dokusudur. Farinksin iskelet kaslarının epimisyumu ile kaynaşır. Nazofarinksin posterior yüzündeki lamina propriada kapsülsüz lenfoid birikim olan faringeal tonsil yer alır.
LARİNKS (Ses Kutusu)

Ses oluşumunu sağlayan ve yiyecek ve içeçeklerin solunum sistemine kaçmasını önleyen bir organdır. Farinks ve trakea arasında yerleşik sert, kısa ve 4 cm uzunluğunda silindirik tüp yapısındadır.

Larinks duvarı hiyalin kıkırdaklar (trioid-tek; cricoid-tek; arytenoidlerin inferior yüzü) ve elastik kıkırdaklar (epiglot-tek; cornuculate-çift; cuneioform-çift ve arytenoidlerin superior kısmı) ile desteklenir. Bu kıkırdaklar birbirlerine ligamentlerle bağlanırlar, hareketleri ise iç ve dış iskelet kasları ile sağlanır.

Tiroid ve kricoid kıkırdaklar larinksin silindirik desteğini sağlarken; epiglottis laringial açıklık üzerinde bir kapak oluşturur. Solunum sırasında, epiglottis dikey konumdadır ve hava geçişine izin verir. Yutma sırasında ise yatay konumdadır ve böylece laringeal aditus kapatılır. Ancak, normalde, epiglot yokluğunda bile yutulan yiyecekler laringeal açıklığı bypass ederler. Arytenoid ve cornuculat kıkırdaklar nadiren birbirleriyle kaynaşırlar ve larinksin iç kaslarının çoğu 2 arytenoid kıkırdağı birbirlerine ve cricoid kıkırdağa doğru hareket ettirir.

Larinks lümeni rafa benzeyen 2 çift kıvrım ile içerir. Üsteki kıvrımlar vestibuler kıvrımlar (yalancı korda vokalis), alttaki ise vokal kıvrımlardır (gerçek korda vokalis). Vestibüler kıvrımlar hareketsizdir. Her vokal kıvrımın serbest kenarı düzenli sıkı elastik bağ dokusu ile desteklenir ve vokal ligament adını alır. Vokal ligamente tutunan vokal kas, larinksin diğer iç kaslarına, vokal kıvrımlardaki gerilimi değiştirerek yardımcı olur. Bu kaslar aynı zamanda vokal kıvrımlar arası açıklığın (rima glottis) genişliğini ve vibrasyonu düzenler.

Havanın çok kuvvetli olarak vokal kıvrımların kenarına doğru hareketi sesi oluşturur ve ayarlar. Ancak konuşma, farinks, yumuşak damak, dil ve dudakların hareketi ile gerçekleşir. Uzun ve gevşek olan vokal kıvrımlar sesi daha derinleştirir (kalın). Puberteden sonra erkeklerde daha geniş olduğundan erkeklerin sesi kadınlara göre daha kalındır.

Larinks, üç tip epitel ile döşelidir. Büyük bölümü, yalancı çok katlı prizmatik titrek tüylü ve cellula caliciformisli epitel ile döşeli iken epiglottun superior yüzü ve vokal kıvrımlarda epitel çok katlı yassı non-keratinizedir. Lamina propriaları gevşek bağ dokusudur. Sero-mükoz bezleri, yağ hücrelerini ve lenfoid elementleri içerirler ancak gerçek vokal kıvrımlar altındaki bağ dokusunda bezler bulunmaz. Bu iki tip epitel arasındaki geçiş bölgelerinde vücutta çok nadir bulunan çok katlı prizmatik silyalı epitel bulunur. Larinkste silyalar farinkse doğru vuruşludur. Mukusu ve yabancı partikülü ağıza doğru ileterek öksürme veya yutulma ile çıkarırlar.
TRAKEA

12 cm uzunluğunda, 2 cm genişliğindedir. Cricoid kıkırdaktan başlar ve torakal 4. vertebra hizasında bifurkasyo trakea ile ikiye ayrılarak sonlanır. C biçimli 16-20 kadar hiyalin kıkırdak halkanın açık uçları arasında çoğu transvers seyreden düz kas (M.trakealis) ve fibroelastik ligament bulunur. Perikondrium fibröz ligament ile devam eder. Kas, kıkırdak uçların birbirine yaklaşmasına olanak verirken ligament ise aşırı gerilmeyi önler. Öksürmede M.trakealisin kasılması ile trake lümeni daralır. Trake çapının küçülmesi ekspirasyon havasının hızını artırarak hava pasajının temizlenmesine yardım eder. Epiteli yalancı çok katlı prizmatik titrek tüylü ve cellula caliciformislidir. Kalın bir bazal membranları bulunur. Epitelde altı farklı hücre tipi bulunur.



Goblet hücreleri: Epitelin %30’unu oluşturur ve glikoprotein yapıda musin salgılar.

Silyalı hücreler: Epitelin %30’unu oluşturur. Bu prizmatik hücreler mukusu ve içindeki partikülleri silyar aktivite ile atılımı için nasofarinkse taşır.

Bazal hücreler: Epitelin %30’unu oluşturur. Stem hücrelerdir. Gerektiğinde goblet, silyalı prizmatik ve fırçamsı kenarlı hücrelere dönüşebilirler.

Fırçamsı kenarlı hücreler (küçük granüllü mukoz hücreler): Epitelin % 3‘ünü oluşturur. Uzun mikrovillileri olan prizmatik hücrelerdir. Fonksiyonları tam olarak bilinmemektedir. Sinir sonlanmaları ile ilişkide olduklarından duyu alımı ile ilgili olabilecekleri, bazı araştırıcılar ise musinojen granüllerini boşaltmış goblet hücreleri olduklarını ileri sürmüştür.

Seröz hücreler: Epitelin % 3‘ünü oluşturur. Prizmatik, mikrovilluslu hücrelerdir. Apikal sitoplazmalarında elektron-dens salgı granülleri vardır. Seröz salgılarının içeriği bilinmemektedir.

DNES hücreleri (küçük granüllü hücreler): Epitelin % 3-4’ünü oluşturur. Bazal sitoplazmalarında çok sayıda küçük granüller bulunur ve granül içeriği bağ dokusu boşluklarına salınır. Çok çeşitli tipleri olan bu hücreler, solunum epitelinin diğer hücrelerinin işlevini (örn., silyar aktivite) kontrol eden farklı farmakolojik ajanlar (bombesin gibi) salgılarlar.

Lamina propria: Gevşek, fibroelastik bağ dokusudur. Lenfoid nodül, lenfatik infiltrasyonlar, nötrofiller ve seröz ve müköz bezleri içerir. Submukoza ile arasında elastik lamina bulunur.

Submukoza: Düzensiz sıkı fibroelastik bağ dokusudur. Seröz ve müköz bezleri, lenfatik elementleri, zengin kan ve lenf damarlarını içerir.

Adventisya: Fibroelastik bağ dokusu, hiyalin kıkırdak halkaları içerir. Yağ dokusundan zengindir. Trakeayı, özefagusa ve boynun bağ dokusuna bağlar.
BRONŞİYAL AĞAÇ

Bronşiyal ağaç, trakea bifurkasyonunda başlar ve sağ ve sol primer bronşa ayrılır. Bu dallar dallanır ve giderek çaplar azalır. Bronşiyal ağaç, akciğerlerin dışında (primer bronş-ekstrapulmoner bronş) ve akciğer içinde yerleşik intra-pulmoner bronşlar (sekonder ve tersiyer bronş), bronşiyoller, terminal ve respiratuvar bronşiyollerinden oluşur. Solunum yollarının çapı giderek azalırken; kıkırdak miktarı, bez sayıları, goblet hücre sayıları ve epitel hücreleri yüksekliğinde AZALMA; buna karşın düz kas ve elastik dokuda duvar kalınlığına göre ARTIŞ gözlenir.



Primer (Ekstra-pulmoner) Bronşlar: Primer bronşların yapısı trake ile aynıdır ancak çapları daha küçük ve duvarları daha incedir. Her primer bronşa, pulmoner arterler–venler-lenf damarları eşlik eder. Sağ bronş, sol bronşa göre daha dik ve daha geniştir. Sağ bronş, sağ akciğerin 3 lobuna gitmek için 3’e dallanır (trifurkat). Sol bronş ikiye çatallanarak sol akciğerin iki lobuna gitmek üzere dallanır.

Intra-pulmoner (Sekonder-Tersiyer) Bronşlar: Her intra-pulmoner bronş, akciğerin bir lobuna; tersiyer bronşlar ise bronkopulmoner segmentlere hizmet eder. Her intra-pulmoner bronş, bir akciğer lobunun solunum yoludur. Primer bronşlara benzerler ancak C-biçimli kıkırdak, intrapulmoner bronş lümenini tamamen çevreleyen düzensiz hiyalin kıkırdak parçalarına dönüşür. Düz kas tabakası, fibroelastik lamina propria ve submukoza arasındadır ve 2 farklı düz kas tabakası zıt yönlerde spiraller oluşturur. Adventisyadan ışınsal biçimde uzanan elastik fibriller, bronşiyal ağacın diğer kısımlarının adventisyasından çıkan elastik fibrillere bağlanır.

Primer bronş ve trakeada olduğu gibi lamina propriada ve submukozada seromukoz glandlar ve lenfoid elementler bulunur. Bu bezlerin duktusları salgı ürünlerini epitelyum üzerine gönderirler. Lenf nodları özellikle bronş ağacının dallanma yerlerinde bulunur. Daha küçük intrapulmoner bronşların daha ince duvarları, küçülen hiyalin kıkırdak plakları ve daha kısa epitel hücreleri vardır.



Sekonder bronşlar, akciğer lobuna girdikleri için lobar bronşlar olarak da adlandırılır. Sol akciğer 2 loplu olduğu için 2 sekonder bronş; sağ akciğer 3 loplu olduğu için 3 sekonder bronşa sahiptir. Sekonder bronşlar akciğer loplarına girdiğinde daha küçük dallara yani tersiyer (segmental) bronşlara dallanır. Her tersiyer bronş dallanarak bronkopulmoner segment olarak adlandırılan akciğer doku bölümünü oluştururlar. Her akciğer, birbirlerinden bağ doku elemanları ile ayrılmış 10 bronkopulmoner segment içerir ve bu akciğer cerrahisi için klinik olarak önem taşır. Intra-pulmoner bronşların çapları dallandıkça azalır ve bronşiyolleri oluştururlar.

BRONŞİYOLLER

Her bronşiyol (veya primer bronşiyol) bir pulmoner lobüle hava sağlar. Bronşiyoller, bronşiyal ağacın 10-15 kadar dikotomik (ikiye çatallanma) dallanmasıyla oluşur. Çaplar genellikle 1 mm den daha azdır. Ancak çap, araştırıcılara göre 50 mm-0.3 mm aralığında değişir.

Bronşiyollerin epitelyal örtüsü büyük bronşiyollerde tek katlı prizmatik silyalı ve az goblet hücreli iken daha küçük çaplarda tek katlı kübik silyalı ve az sayıda Clara hücrelidir. Terminal bronşiyollerde artık goblet hücresi görülmez.

Clara hücresi: Prizmatik raket biçimli hücrelerdir. Kısa–küt mikrovilli içerirler. Apikal sitoplazmalarında bol olan GER’de sentezledikleri glikoproteinleri içeren salgı granülleri bulunur. Clara hücrelerinin salgıları ile örttükleri bronşiyolar epiteli koruduklarına inanılır. Ayrıca, bu hücreler, düz ER’da bulunan sitokrom p-450 enzimleri ile solunan havadaki toksinleri parçalarlar. Bazı araştırıcılar Clara hücrelerinin bronşiyollerin yüzey gerilimini azaltan surfaktana benzer bir madde ürettiklerini de düşünürler. Ayrıca Clara hücreleri bronşiyolar epiteli rejenere etmek için bölünürler.

Bronşiyollerin lamina proprialarında bez bulunmaz. Helikal olarak düzenlenmiş gevşek düz kas tabakası ile çevrilidirler. Bronşiyol duvarları ve dalları kıkırdak içermezler. Elastik fibriller; düz kas tabakasını çevreleyen fibroelastik bağ dokusundan ışınsal olarak çıkar. Bu elastik fibriller, bronşiyal ağacın diğer dallarındaki elastik fibrillere tutunurlar. İnhalasyon sırasında akciğerler genişlerken; elastik fibriller bronşiyal duvarlardaki gerilimi azaltırlar; elastik fibriller bronşiyollerin patensini sürdürmekle kalmaz aynı zamanda bu yapıları distansiyon sırasındaki harabiyete karşı korurlar.



Terminal Bronşiyoller: İletici bölümün en son ve en küçük bölümüdür. Her bronşiyol birkaç daha küçük terminal bronşiyol oluşturmak üzere dallanarak 0,5 mm den daha küçük çaplı olurlar. Bu yapılar, akciğer asinuslarının havasını sağlarlar. Terminal bronşiyol epiteli Clara hücreli ve kübik silyalı hücreleri içerir. Dar lamina propria fibroelastik bağ dokusu içerir ve bir ve 2 tabakalı düz kas hücreleri ile çevrelenir. Elastik lifler adventisyadan çıkarak bronşiyoller ve diğer bronşiyal ağacın elastik fibrillerine tutunurlar. Terminal bronşiyoller, respiratuvar bronşiyolleri oluşturmak üzere dallanırlar.
SOLUNUM SİSTEMİNİN RESPİRATUVAR BÖLÜMÜ: Respiratuvar bronşiyoller, alveolar kanallar, alveolar keseler ve alveolleri içerir.

Respiratuvar bronşiyoller’in yapısı terminal bronşiyollere benzer fakat duvarları alveollerle kesintiye uğrar. Respiratuar bronşiyoller dallanırken çapları daralır ve duvarlarındaki alveol sayısı artar. Birkaç dallanmadan sonra her respiratuvar bronşiyol, bir alveolar kanalda sonlanır.

Alveolar Kanallar: Kendi duvarları yoktur. Alveollerin linear düzenlenimi ile şekillenirler. Bir respiratuvar bronşiyolden bir alveolar kanal oluşur. Her alveolar kanal, genellikle iki veya daha fazla alveolden oluşan kör bir keseyle sonlanır. Duktus alveolarisler düz kasların görüldüğü son segmentlerdir. Bu alveolar keseler, bazı araştırıcıların atrium olarak isimlendikleri bir boşluğa açılır.
ALVEOL

Her alveol 200 m çapındadır ve respiratuvar bronşiyollerin, alveolar kanalların ve keselerin küçük çepcikleridir. Alveoller, solunum sisteminin birincil yapısal ve fonksiyonel birimlerini oluştururlar. Alveollerin ince duvarları lümendeki hava ile komşu kapillerdeki kan arasında CO2 - O2 değişimine olanak tanır. Her alveol 0,002 mm3 lük küçük bir yapı olmasına karşın, toplam sayıları 300 milyondur ve akciğere süngerimsi bir görüntü verirler. Tüm alveollerin yüzey alanları ise 140 m2 kadardır.

Komşu alveoller arasındaki bağ doku elementleri interalveolar septum olarak bilinir. Bu duvarlar alveolar kanalı destekler ve stabilize ederler. Her iki tarafından alveolar epitelyum ile döşelidir. İnteralveolar septum çok dardır ve zengin sürekli (Tip I=kesintisiz-somatik) kapillerleri ve kapiller bazal laminalarını içerir. Bu kapillerler pulmoner arterden kanlanır ve pulmoner vene drene olurlar. Alveoller ve kapillerler epitel hücrelerinden oluştuğu için, belirgin bir bazal lamina içerirler. Septum bazen daha kalındır, tip III kollajen ve elastik lifleri, fibroblastları (ve miyofibroblastları), mast hücreleri ve lenfoid elementleri içeren bir bağ dokusudur.

Alveolar keseler ve alveoller düz kas içermezler. Bunun yerine açıklıklar elastik ve özellikle de retiküler fibrillerle çevrelenir. Her alveolun, alveolar bir kanala açılması, açıklığın da çapını düzenlediği için sfinkter görevi gören tip III kollajene gömülü tek bir düz kas hücresi ile kontrol edilir.

İnce elastik fibriller alveolar kese ve kanalların periferinden dallanır ve diğer intrapulmoner elementlerden çıkan elastik fibrillerle karışırlar. Bu elastik fibril şebekesi sadece inhalasyon sırasında hassas yapıları korumakla kalmaz aynı zamanda bu yapıları distansiyon sırasındaki harabiyete karşı korurlar ve kuvvet gerektirmeyen ekshalasyondan sorumludurlar.

Alveoller, fazla sayıda olduklarından, aralarındaki bağ doku interstiyumunu elimine ederek sıklıkla diğer alveole dayanırlar. Bu temas alanlarında iki alveolün hava boşlukları birbirleri ile çapı 8-60 m arasında olan alveolar porlar (Kohn porları) aracılığı ile ilişki kurarlar. Bu porlar, pulmoner segmentler arasındaki hava basıncını dengelerler, tıkanıklık sırasında kollateral hava akımını sağlarlar ancak bir alveolde oluşan enfeksiyonun diğerlerine yayılmasına yol açmaları da dezavantajlarıdır. Alveol duvarları, Tip I pnömosit ve Tip II pnömosit olmak üzere tip hücre içerirler.



Tip I Pnömosit (Tip I Alveolar Hücre- Küçük Alveolar Hücre): Alveolar yüzeyin % 95‘ini kaplayan tek katlı yassı hücrelerdir. Hücreler çok yassılaştığı için sitoplazmaları 80 nm genişliğine kadar incelir. Nukleusun olduğu bölge daha geniştir ve az miktarda mitokondri, GER ve Golgi apparatus içerir. Birbirleri ile zonula occludenslerle bağlanırlar ve doku sıvısının alveolar lümene sızmasını engellerler. Bu hücreler iyi gelişmiş bir bazal laminaya oturur. Bu bazal lamina alveolar por kenarlarına kadar uzanır. Her alveolar porun kenarları, iki ayrı alveole ait birbirlerine yaklaşmış tip I pnomositlerin hücre membranlarının kaynaşması ile şekillenirler.

Tip II Pnömosit (Büyük alveolar hücre, septal hücre= tip II alveolar hücre): Tip I pnömositlerden sayıca fazladırlar ve alveolar yüzeyin % 5’ni döşerler. Bu kübik hücreler birbirleri ve tip I hücrelerle zonula occludenslerle bağlanırlar. Şişkin üst kısımları alveolar lümene doğru çıkıntı yaparlar. Tip II alveolar hücreler genellikle komşu iki alveolün birbirleriyle bir septumla ayrıldıkları bölgelerde bulunurlar (septal hücreler). Alt yüzeyleri bir bazal lamina ile kaplıdır. E.m. da kısa mikrovilileri olduğu görülür. Merkezi yerleşimli çekirdek, zengin GER sisternaları ve iyi gelişmiş Golgi apparatus ve mitokondrileri vardır. Bu hücrelerin en ayırıcı özelliği, sentezledikleri pulmoner surfaktanı içeren membranla çevrili osmiofilik lameller cisimciklerdir.

Pulmoner surfaktan Tip II hücrelerinden GER’de sentezlenir. İki fosfolipitten (dipalmitoyl phosphatidyl cholin ve fosfatidil gliserol) ve 4 proteinden (surfaktan protein A, B, C ve D) oluşur. Surfaktan, Golgi apparatusta modifiye edildikten sonra komposite cisimcikler olarak bilinen salgı veziküllerine aktarılır. Komposit cisimcikler, lameller cisimciklerin ara öncülleridir.

Surfaktan, alveolar lümene ekzositozla, merokrin tipte salgılanır, burada tubular miyelin olarak bilinen geniş bir şebeke şekillendirirler. Lipid, hava ile arayüz şekillendiren bir monomolekuler fosfolipid film içine yerleşir, protein ise pnömositlerle fosfolipid tabaka arasındaki sulu tabakaya girer. Surfaktan, yüzey gerilimini azaltarak alveollerin kollapsını önler. Sürekli olarak Tip II pnömositlerden üretilir ve tip II pnömositler ve alveolar makrofajlarca fagosite edilir. Surfaktanı üretme ve fagositoz etme yanısıra tip II pnomositler kendilerini ve tip I pnömositleri rejenere etmek için mitoz geçirirler.

Alveolar Makrofajlar (Toz Hücreleri): Alveolar lümendeki ve interalveolar boşluklardaki partikülleri fagosite ederler. Monositler, pulmoner interstiuma göç ettiklerinde alveolar makrofajlara dönüşürler ve tip I pnömositler arasına ve alveolar lümene göç ederler. Bu hücreler, toz ve bakterileri fagosite ederek akciğerler içinde steril bir çevrenin devamını sağlarlar. Pulmoner surfaktanın alımı için tip II pnömositlerle birlikte çalışırlar. Hergün yaklaşık olarak 100 milyon makrofaj bronşlara göç eder ve yutulmak veya öksürükle çıkarılmak için silyar aktiviteyle farinkse aktarılırlar. Bazı alveolar makrofajlar tekrar pulmoner interstiuma girerler ve akciğerleri terketmek için lenf damarlarına göç ederler.
KAN – HAVA BARİYERİ

Kan-hava bariyeri, interalveolar septumun O2-CO2 değişimini yaptığı bölgedir. İnteralveolar septumun, gaz değişimi yapıldığı için kan-gaz bariyerleri olarak adlandırılan en ince bölgesidir. Burada tip I pnömositler, kapiller endoteli ile tam olarak temas eder. İki bazal lamina (alveolar epitelin-kapillerin) kaynaşır ve gaz değişimi için uygun alan oluştururlar. Bu bölge



  • Surfaktan ve tip I pnömosit

  • Tip I pnömosit ve kapiller endotelin ortak kaynaşmış bazal laminası

  • Sürekli kapillerin endotelyal hücrelerini içerir.

Dokular ve Akciğerler Arasında Gaz Değişimi: Nefes alma sırasında, O2 içeren hava akciğerin alveolar boşluklarına girer. Tüm alveollerin toplam yüzey alanı 140 m2 ve tüm kapillerlerdeki toplam kan hacmi herhangi bir anda 140 cc’den fazla olmadığından gazların diffüzyonu için mevcut boşluk çok fazladır. Oksijen, kan–gaz bariyeri içinden geçerek kapillerlerin lümenine girer ve hemoglobinin hem kısmına bağlanarak oksihemoglobini oluşturur. CO2, kanı terkederek kan-gaz bariyeri içinden alveol lümenine diffüze olur ve CO2 den zengin hava olarak nefes verilir. O2 ve CO2’in kan–gaz bariyerini karşılıklı geçişi; bu gazların kan ve alveolar lümen içindeki kısmi basınçlarına yanıt olarak pasif diffüzyonu nedeniyledir.
Plevra: Göğüs kafesi, sağ ve sol torasik boşluklar ve ortada mediastinum olmak üzere üç bölgeye ayrılır. Her torasik boşluk plevra olarak adlandırılan bir seröz membranla döşelidir. Plevra, tek katlı yassı epitel ve subseröz bağ dokusundan oluşur. Visseral plevra akciğeri sarar ve akciğere yapışıktır. Pariyetel plevra ise torasik kavite duvarlarını döşer ve yapışır. Visseral ve parietal plevra arasındaki boşluk plevral kavite olarak bilinir. Bu boşlukta, seröz membranlar tarafından üretilen az miktarda seröz sıvı içerir ve nefes alıp verme sırasında akciğerlerin sürtünmeden etkilenmesini önler.

Nefes alma (Inhalasyon), enerji gerektiren bir süreçtir. Diyafram, intercostal, scalenus ve diğer aksesuar kaslar kasılır. Bu kaslar kasıldığında, göğüs kafesinin hacmi genişler. Paryetel plevra, göğüs kafesine hafifçe yapışık olduğundan plevral kavitede hacimce genişler ve sonuç olarak plevral kavitelerdeki basınç azalır. Plevral kavite ve vücut dışındaki atmosferik basınç arasındaki basınç farkı nedeniyle hava akciğerlere yönlenir. Hava girişi ile akciğerler şişer, plevral interstisyumdaki elastik lif şebekesi esner ve visceral ve pariyetel plevra yaklaşır. Plevral kavite hacmi azalır ve plevral kavitelerdeki basınç artar.

Nefes vermek (Ekshalasyon) için respiratuvar ve aksesuar respiratuvar kaslar gevşer, plevral kavitelerin hacmi azalır ancak basınç artar. Esnemiş elastik fibriller, dinlenme uzunluklarına dönerek, akciğer dışına havayı yönlendirir. Normal ekspirasyon enerji gerektirmez. Kuvvetli ekspirasyonda internal interkostal ve abdominal kaslar da kasılarak plevral kavitenin hacmini azaltır. Akciğerlerden havanın çıkışını zorlar.

AKCİĞERLERİN MAKROSKOBİK YAPISI

Sol akciğer 2, sağ akciğer 3 lopludur. Her akciğerin orta çöküntüsü hilus olarak adlandırılır ve buradan primer bronşlar, bronşiyolar arterler ve pulmoner arterler girer ve bronşiyolar venler, pulmoner venler ve lenf damarları akciğerleri terkeder. Hilusa giren bu damarlar ve solunum yolu akciğer kökünü oluşturur. Her lop, bir tersiyer ıntrapulmonar (segmental) bronş ile sağlanan birçok bronkopulmoner segmente dallanır. Bronkopulmoner segmentler, herbiri bir bronşiyolce oluşturulan birçok lobüle ayrılır. Lobüller birbirlerinden bağ doku bölmesiyle ayrılır, bu bölmelerde lenf damarları, pulmoner ven dalları bulunur.




Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə