Sunuş ahmet Y. Özütoprak, Dini Doğru Anlamak, Pınar Yayınları: 7-14. Hak-Batıl Mücadelesi 4



Yüklə 1.13 Mb.
səhifə2/27
tarix27.12.2018
ölçüsü1.13 Mb.
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   27

Hak-Batıl Mücadelesi

Buna karşılık İlahi mesajın mahiyetinde bir değişme olmadığı gİ-bi, mahiyete dayalı olan strateji ve metodunda da bir değişiklik olma­mıştır.

Küfür, hakka karşı insanları heva ve heveslerine boyun eğdirebil-mek için, renkten renge girme telaşını yaşarken, kendisi gibi hareket metodu da vahye dayalı olan islâm ise, sapma, tereddüt ve hiçbir deği­şikliğe yer vermeden dosdoğru, hep aynı belirlenmiş istikamette devam etmiştir.

Peygamberler, Allah (c.c.)'den almış oldukları mesajı insanlara aktarmışlardır. Bu çağrı tek kelimeyle "Tevhid"tir. Bu da Resullerin (a.s.) diliyle insanlara "înzar" -sakındırma- olup, korkutmayla birlikte uyarmadır. Mü'minlerİ cennet ile müjdelemişler, kafirleri cehennem azabı ile korkutmuşlardır. Teslim olup iman etmenin diğer gerekleri hep bu merkez etrafında toplanmıştır.

Allah (c.c), ibret almamız için Kur'an'da Peygamberlerinin kıssa­larım veriyor (Yûsuf/3,111). Kıssalarını verdiği Peygamberlerin {a.s.) çağrılarına baktığımızda, hep aynı mesajla; "Allah'a kulluk, Aİlah'a ve Peygamberlerine itaat'Me geldiklerini görürüz (Nisâ/64, Enbiyâ/25):

"Andohun ki biz, "Allah'a kulluk edin ve Tağut'tan sakının" diye (emretmeleri İçin) her ümmete bir peygamber gönderdik. Allah, onlardan bir kısmını doğru yola iletti. Onlardan bir kısmı da sa­pıklığı hak ettiler. Yeryüzünde gezin de görün, inkar edenlerin so­nu nasıl olmuştur!"(N(ih\!36)

"Biz Nuh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğİmiz gibi sana da vahyettik. Ve (nitekim) ibrahim'e, İsmail'e, îshak'a, Ya-kub'a, esbata (torunlara), İsa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a vahyettik. Davud'a da Zebur'u verdik. Bir kısım peygamberleri sana daha önce anlattık, bir kısmım İse sana anlatmadık. Ve Allah Musa ile gerçekten konuştu. (Yerine göre) müjdeleyici ve sakındırıa olarak peygamberler gön-. derdik ki insanların peygamberlerden sonra Allah'a karşı bir bahak haneleri olmasın! Allah izzet ve hikmet sahibidir. "(Nisa/163-165) "Andohun ki Nuh'u elçi olarak kavmine gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, sizin ondan başka ilahınız yoktur. Doğrusu ben, üstünüze gelecek büyük bir günün azabından kor­kuyorum. "(A'râf/59)

"Ad kavmine de kardeşleri Hud'u (gönderdik). Dedi ki: "Ey kav­mim! Allah'a kulluk edin. Sîzin O'ndan başka ilahınız yoktur. Siz yalan uyduranlardan başkası değilsiniz. "(Hûd/50) "Semud kavmine de kardeşleri Salih'i (gönderdik). Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. O sizi yerden (topraktan) yarattı. Ve sizi orada yaşattı. O halde O'ndan mağfiret isteyin; sonra da O'na tevbe edin. Çünkü Rab-bim (kullarına) çok yakındır, (dualarını) kabul eden-dir."(Hûdi6l)

"Medyen'e de kardeşlen Şuayb'ı (gönderdik). Dedi ki: "Ey kav­mim! Allah'a kulluk edin! Sizin için ondan başka ilah yoktur. Öl­çüyü ve tartıyı eksik yapmayın. Zira ben sizi hayır (ve bolluk) içinde görüyorum. Ve ben, gerçekten sizin için kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum."(Hüd/S4)

"Atalar>ı+ı İbrahim, îshak ve Ya'kub'un dinine uydum. Allah'a herhangi bir

Ey zindan arkadaşlarım! Çeşitli tanrılar mı daha iyi, yoksa gücü­ne karşı durulamaz olan bir tek Allah mı?

Allah'ı bırakıp da ibadet ettikleriniz, sizin ve atalarınızın taktığı birtakım İsimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında herhangi bir delil indirmemiştir. Hüküm sadece Allah'a aittir. O size kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler."(Yûsuf/38-40)

'ibrahim: "Öyleyse, dedi, Allah'ı bırakıp da, size hiçbir fayda ve zarar vermeyen bir şeye hala ibadet edecek misiniz? Size de, Al­lah'ı bırakıp İbadet etmekte olduğunuz şeylere de yuh olsun! Siz akıllanmaz mi5imz?"( Enbiyâ/66-67)

"Musa dedi ki: O, sizin de Rabbiniz, daha Önceki atalarınızın da Rabbİdİr. "(Şuarâ/26)

"Musa dedi ki: "Ey kavmim! Eğer Allah'a inandıysanız ve O'na teslim olduysanız sadece O'na güvenip dayanın. "(Yûnus/84) "Musa dedi ki: "Ey Firavun! Ben alemlerin Rabb'İ tarafından gönderilmiş birpeygamberim."(A''râf/104) . "Bir kısım peygamberleri sana daha önce anlattık, bir kısmını İse sana anlatmadık. Ve Allah Musa ile gerçekten konuş-tu. "(Nisa/164)

"(Resulüm!) de ki: "Ey Kitap ehli! Sizinle bizim aramızda müşte­rek olan bir söze geliniz: Allah'tan başkasına İbadet etmeyelim; O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz ki­mimizi rabler edinmesin." Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, işte o zaman: "Şahit olun ki biz müslümanlarız!" deyiniz. "(M-i lmrân/64)

" İbrahim, ne yahudi, ne de hırîstiyan idi; fakat o, Allah'ı bir ta­nıyan dosdoğru bir müslüman idi; müşriklerden de değildi "{Ahi tmran/67)

"De ki: "Biz, Allah'a, bize indirilene, İbrahim, îsmaİl, îshak, Ya'kub ve Ya'kub oğullarına indirilenlere, Musa, Isa ve (diğer) peygamberlere Rableri tarafından verilenlere iman ettik. Onları birbirinden ayırdetmeyİz. Biz ancak O'na teslim o/uruz. "(Âl-i Imrân/84)

"Allah: "Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara, "Beni ve anamı, Al­lah'tan başka iki ilah bilin" diye sen mi dedin?" buyurduğu za­man o "Haşa! Seni tenzih ederim; hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz. Hem ben söyleseydim sen onu şüphesiz bilirdin. Sen benim içimdekini bilirsin, halbuki ben senin zatında olanı bilmem. Gizlilikleri eksiksiz bilen yalnızca sensin. Ben onlara, anhak-bâtıl mücadelesi

cak bana emrettiğini söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbi-niz olan Allah'a kulluk edin, dedim. İçlerinde bulunduğum müd-uetçe onlar üzerine kontrolcü idim. Beni vefat ettirince artık on­lar üzerine gözetleyîci yalnız sen oldun. Sen her şeyi hakkıyle gö-rensin. "(Mâide/116-117)

"Allah uğrunda, hakkını vererek cihad edin. O, sizi seçti; din hu­susunda üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi; babanız İbrahim'in dininde (de böyleydi). Peygamberin size şahit olması, sizin de in­sanlara şahit olmanız için, O, gerek daha Önce (gelmiş kitaplar­da), gerekse bunda (Kur'ân'da) size "müslümanlar" adını verdi. öyle ise namazı küm; zekatı verin ve Allah'a sımsıkı sarılın. O, sizin mevlânızdır. Ne güzel mevlâdır, ne güzel yardımcı­dır!"'(Hacc/7r8)

ilahi mesajdaki tekrar tekrar yapılan çağrı hep aynı hedefi, yani Allah (cc.)'ye kulluk hedefini gösterir. Zaman ve mekanları aşan bîr çağrı..! Renk ve coğrafya farkı gözetmeyen bir çağrı..! insanların birbir­leri üzerinde^ rabbleşmelerine son veren bir çağrı..! Rabb (c.c.)'ye kul olmayı, iradelerini, duyularını, isteyerek ve de hoşnut olarak Rahman'a teslim etmeyi hedefleyen felaha çağrı..!

Peygamberleri gönderen kaynak aynı olduğu gibi, görevlendiriliş gerekçeleri de aynıdır. Bu durumu Peygamberimiz (s.a.v.) şu hadisle-riyle de bildirirler.

"Biz Peygamberler topluluğu babaları bir kardeşlerizdir. Dinimiz birdir. İşte bu, Sırat-t Müstakimdir. Resullerin getirmiş olduğu, tek ve ortağı olmayan Allah'a ibadettir. Din Resullerin şeriatına sarılmaktır. Buna muhalif olan şeyler; sapıklıklar, bilgisizlikler, taraflı-şahsî görüşler ve arzulardan ibarettir. Resuller, bunlardan uzak ve temizdirler..11

Tüm alemler, kulluğa çağrılmıştır. Alemlerin Rabbi, her şeyin sa­hibi, her şeyin bilgisinin kendisinde toplandığı, tasarrufta tek Melik olan, Allah (c.c.)rye kulluğa çağrı...

Yapılan kulluk çağrısına olumlu yanıt verenler, kurtuluşa erenlerdir. Yüz çevirenler ise, hüsrana uğrayıp helak olacaklardır. Bu mücade­lenin karşılıklı tarafları; Rahman'ın hizbi ile Şeytanın hizbidir (Nisâ/76).

Kurtuluş safmdakiler, İradelerini isteyerek ve hoşnut olarak Rah-man'a adamışlar. Onlar ki; yaratmanın da, emrin de Allah (c.c.)'ye ait olduğuna inanırlar. İmanlarına fesat karıştırmazlar, inandıklarından şüpheye düşmezler. Hüküm koymanın sadece Allah'a ait olduğuna (Yûsuf/40) ve ancak O'na ibadet edilmesi gerektiğine (Fatiha/5) de yakînen İnanırlar.

Allah dininin değil de, başkalarının dininin tabileri ise, hüsran safın dakilerdir.

Rahman'ın hizbi olan "İslâm Cemaati"n'm kıyamete kadar de­vam edeceğine ve kendilerine hiçbir zarar verilemeyeceğine Allah'ın Resulü şahitlik ederek şöyle buyuruyor:

"Ümmetimden bir cemaat, Allah'ın emri tahakkuk edinceye ka­dar batıla galebe çalarak hak üzere devam edecek ve onları yar­dımsız bırakanlar onlara zarar veremeyeceklerdir."12

Tirmizi'nin de rivayet ederek sahih dediği bu hadîste de görüldü­ğü gibi; yardımsız bırakıldıkları haide kendilerine zarar verilemeyecek olan, batıla galebe çalacak cemaat hiç şüphesiz adalet üzere devam eden, Allah (c.c.)'ye ve Resul (s.a.v.)'e itaati yol edinen, Allah (cc.)'den başkalarını Rabb ve İlah edinmeyen, yalnız O'ndan korkup ve yalnız O'na kulluk edenlerin oluşturduğu "îslâm Cemaati"dir.

Bunlar Rabb'in yardımı ile ihtilaf ve çekişmeden uzaktırlar. Ara­larındaki ihtilafları Allah (c.c.) ve Resulü (s.a.v.)'e götürür, verilen hükmü içlerinde hiçbir, sıkıntı duymaksızın tam manasıyla kabullenir­ler. İmanlarında şüpheye düşmezler. Günahlara karşı tevbe eder ve tevbelerînde sebat ederler. Çünkü onlar Rabblerinden hoşnutturlar, ümit ederler ki, Rabblerİ de onlardan hoşnuttur.

Resûlüllah (s.a.v.)'m, Sahabe, Tabiîn ve Tebe-i Tabiin (r.a.)'i Ör­nek göstermesi daha sonra bu üç nesii ardından yalanın ortaya çıkaca­ğına, bu dönemde de ancak cenneti arzu edenlerin cemaatten ayrılmamalarına, aksi takdirde şeytanla beraber olunacağına dair hadisini, İmam Şafii (r.a.) izah ederken, 13 bu cemaate, felah cemaati özelliği ka­zandıran esas unsurları, açık bir izahla tanıtır.

Günümüzde "îslâm Cemaati"nden öte fırkaların kendilerini, "kurtuluş bulan cemaat" diye tanıtması göz önüne alındığında imamın (r.a.) tanımlaması daha da Önem kazanmaktadır.

"Eğer bütün müslümanların içinde bulundukları beldeleri terk ederek cemaatleşmesi sözkonusu ise; şüphesiz ki hiç kimsenin buna gücü yetmez!... Zira bedenlerin bir araya gelmesi, bu şartlarda da mümkün değildir. Dolayısıyla bir belde de fiziki olarak müslüman, ka­fir, muttaki ve facirlerin toplanmış olmaları mümkündür. Bu açıdan bakıldığında bedenlerin bir araya gelmesinin bir manası yoktur. Zira bu mümkün olmayan bir şeydir.-Kaldı ki bedenlerin bir araya gelme­siyle hiçbir şey meydana getirilemez. Bu anlamdaki bir cemaatleşmeye de lüzum yoktur. Bu sebeple "Helal" ve "Haram" hudutları ve takva ile itaat konusunda bir araya gelmiş olmak bir mana ifade etmektedir. İşte tek mana budur.

Kim ki "İslâm Cemaati"mn söylediğine iştirak ederse, onlara da-hii olmuş demektir. Onlardan ayrılan da cemaatten ayrılmış oiur. Gö­rülmektedir ki; cemaatleşmek bir lüzum iken, ayrılmak gaflet oîur. Ce­maat teşekkül ettikten sonra, hepsinin birden gaflete düşmeleri de mümkün değildir. Bütün mü'minlerin ittifak ederek Aiiâhu Teala'nm Kİtabı'ndan, Resûl-ü Ekrem (s.a.v.)'in sünnetinden ve kıyasın mana­sından ayrılması (Allahu Teala'nm izniyle) mümkün değildir."14






Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   27


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə