Tanitim kitabi iÇİn faaliyet raporu



Yüklə 0,54 Mb.
səhifə5/10
tarix29.07.2018
ölçüsü0,54 Mb.
#62755
1   2   3   4   5   6   7   8   9   10

SEKİZİNCİ BÖLÜM

Ceza Hükümleri
I. Gizliliğin İhlâli:

MADDE 32- (1) 4 üncü maddedeki yükümlülüğe aykırı hareket ederek bir kişinin hukuken korunan menfaatinin zarar görmesine neden olan kişi altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Bu suçların soruşturulması ve kovuşturulması Cumhuriyet Savcıları tarafından re’sen yapılır.
DOKUZUNCU BÖLÜM

Son ve Geçici Hükümler
I. Yönetmelikler:
MADDE 33- (1) Arabuluculuk eğitimi verecek eğitim kurumlarının nitelikleri ve denetlenmesi ile eğitimin içeriği ve standartları, yapılacak olan yazılı ve uygulamalı sınavın ilke ve kurallarının belirlenmesi, arabuluculuk sicilinin düzenlenmesi ve arabulucularda aranacak koşullar, arabulucuların denetlenmesi ve izlenmesi, bu Kanun hükümleri uygulanmaksızın alınmış olan arabuluculuk belgesinin geçerliliğine ilişkin usul ve esaslar ile bu Kanunun uygulanmasını gösterir diğer hususlar, Türkiye Barolar Birliği’nce çıkarılacak yönetmeliklerle düzenlenir.
GEÇİCİ MADDE 1- (1) Bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren iki ay içinde kuruluş ve teşkilatlanma tamamlanır.
GEÇİCİ MADDE 2- (1) Bu Kanunun yayımı tarihini takip eden bir yılın sonuna kadar alınan arabuluculuk belgesinin geçerliliği konusunda, Kurul tarafından yapılacak inceleme sonucunda, söz konusu belgenin bu Kanunda aranan koşullara uygun olarak verilip verilmediği, eksik kalan hususların ne suretle yerine getirileceği hususunda bir karar verilir. Bu başvurunun Kurulun ilk toplantısından itibaren altı ay içinde yapılması gerekir. Kurul tarafından Kanunda belirtilen koşullara uygun belge verildiği anlaşılan kişiler, Türkiye Barolar Birliği tarafından 20 inci madde kapsamında düzenlenecek sınava girmeye hak kazanırlar.
GEÇİCİ MADDE 3- (1) Bu Kanunda öngörülen yönetmelikler, Kurulun ilk toplantısından itibaren üç ay içinde çıkartılır.
II. Yürürlük ve Yürütme
MADDE 36- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde, yürürlüğe girer.
(2) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ’NİN

AVUKATLIK KANUNU’NDA YAPILMASINI ÖNERDİĞİ DEĞİŞİKLİK TEKLİFLERİNİN 1136 SAYILI AVUKATLIK KANUNU ÖZELİNDE İNCELENMESİi
a) Yabancı avukatlık şirketlerinin Türkiye’nin her yerinde ve her alanda faaliyet göstermesine ve şubeler açmasına izin verilmesi:
Ülkemizdeki hukuk düzeninin diğer ülkelerdeki hukuk düzeni gibi sürekli geliştiği hukuk alanlarının artık uzmanlaşma gerektirecek kadar kapsamlı hale geldiği bir gerçektir. Ancak Türkiye’nin gerek hukuki açıdan gerekse siyasi ve ekonomik açıdan yakın ilişki içerisinde bulunduğu Avrupa Birliği ve Anglosakson ülkeleri hukuk düzenlerinin ortaya koyduğu uzmanlaşma ve bu uzmanlaşma ihtiyacı çerçevesinde avukatlık şirketlerinin kurulması sürecini tamamlamış ve bu konunda hem uzmanlaşmış avukat kadroları hem de parasal güç olarak avukatlık hizmetlerini sunmak konusunda yalnız çalışan avukatlık bürolarına karşı önemli bir avantaj yakalamışlardır.
Ülkemizdeki avukatlık hizmetleri ise henüz birkaç istisnası dışında tam anlamıyla uzmanlaşma ve şirketleşme konusunda yeterli düzeye gelememiştir. Hatta avukatlık ortaklıklarının dahi ömrü çok uzun süreli olamamakla birlikte kolektif çalışma konusunda yabancı avukatlık şirketlerine kıyasla çok geri kalmıştır. Bu sakıncaların giderilmesi sağlanıp avukatlık mesleğinin dünya ölçütlerine çıkartılmasının sağlanması gerekirken bunun için çalışma yapmak yerine yabancı avukatlık şirketlerinin Türkiye’de çalışmalarına izin vermek kısa sürede yabancı avukatlık bürolarının çok sayıda genç avukatı maaşa bağlayıp var olan avukatlık bürolarının bütün işlerini tekelleri altına almalarına neden olacaktır.
b) Avukatların kıdemlerinin izin verdiği derecedeki mahkemelerde dava takip edebilmeleri (kıdemsiz avukatların belirli derecenin üzerindeki mahkemelerde görülen davaları alamamaları):
Avukatlar arasında kıdem olduğunun dile getirilmesi bile avukatlık mesleğinin meslektaşlar arasındaki eşitlik ilkesine aykırıdır. Buna karşın avukatlar arasında kıdemin varlığı bir an için kabul edilse bile avukatların kıdemleri neye göre belirlenecektir?
Mesleğe başlama tarihine göre mi?
Baktıkları dava ve icra takiplerinin sayısına göre mi?
Sonuçlandırdıkları dava ve icra takiplerinin sayısına göre mi?
Müvekkillerinin lehine sonuçlandırdıkları dava ve icra takiplerinin sayısına göre mi?
Danışmanlık hizmeti verdikleri kişilerin sayısına göre mi?
Bugün için Ankara Barosuna kayıtlı yirmi binden fazla avukat bulunmaktadır. Ancak bunların dokuz bin tanesi faal durumdadır. Eğer mesleğe başlama tarihine göre kıdem belirlenirse bugüne kadar faal olarak avukatlık yapmamış, hukuk dışı işlerle uğraşmış olan “binlerce” avukat kıdemi yüksek olduğu gerekçesi ile yıllarını bu mesleğe faal olarak çalışarak vermiş olan avukatlardan daha fazla dava ya da daha yüksek meblağlı dava alma fırsatı yakalayacaktır.
Avukatların kıdemlerine göre iş almalarının önü açılırsa “kıdemli” avukatların bakamayacakları sayıda iş almaları durumunda yanlarında o işi kıdemi yetmediği için alamayacak olan ama mesleki yaşantısı süresince onlarca benzeri davaya bakmış olan avukatları çalıştırmaları söz konusu olacaktır. Yani birçok avukat kendi bürosunda tecrübe ve bilgi birikimine sahip olduğu davalarda avukatlık yaparken başkasının bürosunda maaşlı çalışan haline gelecektir.
Kıdemli avukatların bakacakları davaların iki, üç hatta hiç avukat olmayan ilçelerde olması ve bu ilçelerde de o davaya bakma hakkını elde etmiş kıdemli avukat bulunmaması durumunda iş sahipleri avukat tutmak için ilçe dışına çıkmak zorunda kalacaklardır. İlçe dışından avukat tutulması durumunda da ek masrafa gireceklerdir. Avukatlık masrafını karşılayamamaları durumun da ise adli müzaheret talebinde bulunacaklardır.
Cevaplanması gereken bir başka soru ise kıdemli avukatların alma hakkını elde ettikleri davalarda iş sahibi adli yardım talebinde bulunursa ve adli yardım merkezinde görevli avukatların da bu davaları alacak kıdemleri olmadıkları için bu davalarda adli yardım hizmeti nasıl sağlanacaktır?
Türk Medeni Kanunu’nun, Türk Ceza Kanunu’nun, Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun, Türk Borçlar Kanunu’nun, Türk Ticaret Kanunu’nun yeniden hazırlandığı, Türk Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra defalarca değişikliğe uğradığı, Vergi Kanunlarının ortalama üç ayda bir değiştiği, yakın zamanda Anayasa’da değişiklikler yapıldığı ve yeni değişikliklerin yapılmasının gündemde olduğu bir “hukuk” ortamında 35 yıllık avukatla 5 yıllık avukat arasında nasıl bir kıdem farkı bulunduğunu da TBB açıklamalıdır.
Kıdemli” avukatlara hem yerel mahkemelerde hem de yüksek mahkemelerde dava takip etme yetkisinin verilmesi “kıdemsiz” avukatlara ise sadece yerel mahkemelerde dava takip etme yetkisinin verilmesi iş sahiplerinin kendisini yüksek mahkemelerde temsil ettiremeyecek “kıdemsiz” avukatlardan uzaklaştırıp “kıdemli” avukatlara yaklaştıracak ve böylelikle meslek içi sosyal adalet sorunu daha da derinleşmiş olacaktır.
c) Avukatlık ücretinin tamamının (asgari ücretin değil!)  barolara yatırılması zorunluluğu:
Bu önerinin hemen ardından avukatların ücretlerinden çeşitli isimler altında kesintilerin yapılmasının gündeme geleceğinden kimsenin kuşkusu olmasın. Bu öneri avukatları öncelikle baroların daha sonraki aşamada da TBB ve Adalet Bakanlığı’nın “memuru” durumuna sokacaktır. Ne Türkiye’de ne dünyanın başka bir yerinde ne avukatlık mesleğinde ne de başka bir meslekte böyle bir uygulama yoktur. Bugün avukatlık ücretlerinin barolara yatırılmasını öngören zihniyet yarın aynısını doktorlar, muhasebeciler, mühendisler, mimarlar ve aklınıza gelebilecek bütün serbest meslek mensupları için ister. Bu talep Türkiye’deki serbest meslek kazancının kontrol altına alınmasının ilk adımıdır.
d) Avukatlık sözleşmelerinin (yalnızca düzenli hukuki danışmanlık hizmetine dair sözleşmeler değil, bütün avukatlık sözleşmelerinin!)  baroya ibraz edilmesi zorunluluğu:
Baro sözleşmeleri ne yapacak?
Sözleşmelerin Avukatlık Kanunu hükümlerine göre düzenlenip düzenlenmediğini mi denetleyecek?
Borçlar Kanunu’ndaki hükümlere uygun olarak düzenlenip düzenlenmediğini mi denetleyecek?
Eğer böyle denetlemeler yapacaksa bir uyuşmazlık durumunda bu denetlemeyi mahkemeler yapıyor zaten.
Maliye Bakanlığı’ndan yetki alıp vergi denetimi mi yapacak?
O takdirde avukatlık ücretlerinin barolara yatırılması zorunluluğunun getirilmesine ne gerek var? Eğer ikisinden biri tercih edilecekse aşamalı sözleşmelerde bu sözleşmelerin denetimi nasıl yapılacak?
e) Avukatlık stajının iki yıla çıkarılması ve stajın ilk yılının, baroların, yönetiminde hiçbir etkisinin bulunmadığı Türkiye Adalet Akademisinde yapılması:
Türkiye Adalet Akademisi bugüne kadar hâkim ve savcı eğitiminde avukatlık hukuku eğitimine ne kadar itibar edip hâkim ve savcılarını bu konuda eğitmiştir? Avukatlık hukukunu sadece avukatlara değil hâkim ve savcılara da gerektiğini henüz anlamamış bir kurum avukat stajyerlerini nasıl eğitmeyi düşünmektedir? Bunun yerine hukuk fakültelerinin sayılarının azaltılarak eğitim kalitesinin arttırılması, barolarda ki staj eğitimi için uygun fiziki koşuların sağlanması için gerekli ekonomik yardımın TBB’nce verilmesi gibi daha köklü öneriler niçin düşünülmemektedir?
TBB Ankara’nın göbeğinde otel işletmek, Ayaş’ta dinlenme tesisi inşa etmek, baro başkanlarına makam otomobili almak gibi varoluş amacıyla hiçbir ilgisi olmayan işler yapacağı yerde avukatlık mesleğinin ihtiyaçlarına uygun şekilde kaynaklarını kullanmayı tercih etseydi bu önerilerin gerekçesi olarak ileri sürülen durumlar da olmazdı.
f) “Avukat yardımcılığı” adında yeni bir statünün oluşturulması (Bu statü hakkında bilgi edinilmemiştir. Ancak avukatlık stajından sonra, avukatlık sıfatının kazanılmasından önce belirli süre “avukat yardımcısı” olunması tartışılmaktadır):
Avukat yardımcılığı önerisi artan hukuk fakültelerinden gelmekte olan binlerce potansiyel avukatın mesleğe girişini geciktirmek amacından başka bir şey değildir. Yukarıda da açıkladığımız gibi hukuk fakültelerinin sayısının azaltılması düşünülmezken staj sonrası avukat yardımcılığı gibi neye hizmet edeceği belli olmayan bir önerinin getirilmesi sadece artan avukat sayısına karşı günü kurtarma amacından başka bir şey değildir. Bu öneri yukarıda karşı olduğumuzu belirttiğimiz avukatlar arasında kıdem yaratma amacının da bir uzantısıdır.
g) Türkiye Cumhuriyeti hükümeti dâhil olmak üzere hiçbir icra organının belirlenmesinde emsali görülmeyen şekilde, baro yönetim kurullarının nispi temsil sistemiyle oluşturulması:
Baro yönetim kurullarının nispi temsil yöntemine göre oluşturulması baro yönetimine girmek isteyen her avukatın ayrı bir avukat gurubu kurmasına neden olacaktır. Özellikle avukatlık mesleğinin kıdeme göre şekillendirilmesini öngören düzenleme ile nispi temsil yöntemi önerisi birlikte ele alınacak olursa “kıdemli avukatlar” bakmakta zorlandıkları işler nedeniyle yanlarına alacakları onlarca ve hatta yüzlerce avukatla avukatların iş güvencelerini tehdit ederek baro seçimlerinde etkin olma ve bu yolla baro yönetimlerini disiplin denetimleri de dâhil olmak üzere kendi menfaatleri için kullanmalarının yolunu açacaktır. Ayrıca mesleğini aşırı ideolojik oluşumların ya da yasa dışı örgütlerin hizmetine sunmuş olan avukatların da aynı yolla baroların Türkiye’de siyasallaştırılmaya çalışılan teröre ve hukuk ihlallerine karşı çıkışlarını engellemelerine neden olabilir.

6112 SAYILI RADYO VE TELEVİZYONLARIN KURULUŞ VE YAYIN HİZMETLERİ HAKKINDA KANUN’DA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN KANUN TEKLİFİii

Madde 1- (1) 6112 Sayılı Kanun’un 19/I,b maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
Siyasî partiler, sendikalar, meslek kuruluşları, kooperatifler, birlikler, dernekler, vakıflar, mahallî idareler ve bunlar tarafından kurulan veya bunların doğrudan veya dolaylı ortak oldukları şirketler ile sermaye piyasası kurumları ve bunlara doğrudan veya dolaylı ortak olan gerçek ve tüzel kişiler yayın lisansı alabilirler. Bu kuruluşlar, medya hizmet sağlayıcı kuruluşlara doğrudan veya dolaylı ortak olabilirler.
Madde 2- (1) Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Madde 3- (1) Bu kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
GEREKÇE
6112 Sayılı Kanun’un 19/I,b maddesinin şu an ki hali aşağıdaki gibidir.
Siyasî partiler, sendikalar, meslek kuruluşları, kooperatifler, birlikler, dernekler, vakıflar, mahallî idareler ve bunlar tarafından kurulan veya bunların doğrudan veya dolaylı ortak oldukları şirketler ile sermaye piyasası kurumları ve bunlara doğrudan veya dolaylı ortak olan gerçek ve tüzel kişilere yayın lisansı verilemez. Bu kuruluşlar, medya hizmet sağlayıcı kuruluşlara doğrudan veya dolaylı ortak olamaz.”
Bu maddeye göre günümüz çağdaş demokrasilerinin en önemli kurumları olan siyasî partiler, sendikalar, meslek kuruluşları, kooperatifler, birlikler, dernekler, vakıflar ve mahallî idareler televizyon ve radyo kurma hakkına sahip değiller. Demokrasinin en önemli unsurlarından biri basın yayın kuruluşlarının herkese açık olması ve toplumun her kesiminin basın yayın özgürlüğünden olabildiğince faydalanabilmesidir. Toplum ülke yönetimine arzu ve isteklerini başta siyasi partiler olmak üzere özellikle sendika, meslek örgütü, dernek ve vakıflar aracılığı ile duyurabilir.
Radyo ve televizyon gibi kitle iletişim araçları aynı zamanda toplumun değişik kesimlerinin sorunlarını ülke geneline duyurabilmeleri, bu sorunlara toplumun diğer kesimlerinin ilgisini çekebilmeleri ve kamuoyu oluşturabilmeleri için en önemli araçtır.

Sendika, meslek örgütü, kamuya yararlı dernek ve vakıf gibi sivil toplum örgütlerinin radyo ve televizyon gibi kitle iletişim araçlarından mahrum bırakılması tarih boyunca yerli ve yabancı sermaye şirketleri ile menfaat çatışması içinde olan bu sivil toplum örgütlerini kamuoyu oluşturma rekabetinde haksız durumda bırakmaktadır.


Demokratik mücadelenin en önemli adımı demokratik yapının esas unsuru olan seçmen kitlesinde kendi fikirlerinden yana kanaat uyandırmak ve bu yolla halk desteği sağlamak olduğuna göre siyasi partilerin ve bu sivil toplum örgütlerinin kendi menfaatlerini dile getirmek için kullanabilecekleri kitle iletişim araçlarından mahrum bırakılması Anayasamızın demokratik toplum düzeni ve eşitlik ilkesine de aykırıdır.
HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU

SEMPOZYUMU KONUŞMASIiii
I. GİRİŞ:
Değerli konuklar Büyük Atatürk’ün hukuk devriminin en önemli yapı taşlarını oluşturan temel kanunlarımız günün ihtiyaçlarına cevap vermesi amacıyla yeniden ele alınarak hazırlanmaya başlanmıştır. Bugün burada getirdiği yenilikleri konuşacak olduğumuz yeni Hukuk Muhakemeleri Kanunu kabul edilen diğer temel kanunlardan farklı olarak yargılamanın herkes için eşit ve adil olmasını sağlayacak bir temel norm olması sebebiyle daha büyük önem taşımaktadır.
Yeni usul kanunumuz da yeni kabul edilen diğer temel kanunlar gibi dili sadeleştirilmiş ve günümüz için daha anlaşılır bir yapıya kavuşturulmuştur. Ancak dilin sadeleştirilmesi yapılırken hukuki kavram olduğu gerekçesiyle değiştirilmeyerek aynen korunan eski dildeki bazı kelimeler varlığını devam ettirmiştir. Hâlbuki bu kelimelerin büyük kısmının Türkçemizde karşılığı bulunmasına rağmen eski kelimeler kanundaki yerini korumuştur.
Birkaç örnek verecek olursak;
Müdahiller” kelimesi yerine “katılanlar”
Aleniyet İlkesi” yerine “Açıklık İlkesi”
Makul süre” yerine “uygun süre”
sevk ve idare eder” yerine “yönetir”
Terditli Dava” yerine “Kademeli Dava”
İsticvap” yerine “sorgu”
Kelimeleri kullanılabilecekken Arapça kökenli kelimelerin tercih edilmesi kanun dilinin sadeleştirilmesi açısından yanlış olmuştur. Hemen hemen her temel kanun değişikliğinde hukuki kavram oldukları ve yerlerine Türkçe kelime konulması durumunda kavramın anlamını tam vermeyeceği gerekçesiyle bu ve benzeri Arapça kökenli kelimeler kullanılmaya devam edilmiştir. Arapçanın hukuk dilinin Türkçenin hukuk dilinden üstün olduğu kabul edilemeyeceğine göre bu kelimelerin Türkçe karşılıklarının kullanılması daha doğru olurdu.
II. OLUMLU DEĞİŞİKLİKLER:
Yeni HMK’nın geneline baktığımızda Yargıtay ile doktrinin uyuşamadığı ve doktrinin ideal hukuk açısından savunduğu ve değişmesini istediği birçok konunun yeni HMK’da yer bulduğunu söyleyebiliriz.
Yeni HMK ile usul hukukumuzda yapılan olumlu değişikliklerin bazıları şunlardır.
Haksız fiilden doğan davalarda yetkili mahkeme seçenekleri genişletilmiştir. Böylece haksız fiillerden meydana gelen zararlarda yetkili mahkemenin seçiminde davacıya somut olayın özelliğine göre daha geniş seçim şansı tanınmaktadır.
Görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi hâlinde daha önce sadece davacı görevli ve yetkili mahkemeye başvurabilirken davalıya da görevli mahkemeye başvurma hakkı tanınmıştır.
Hâkimin davaya bakmaktan yasaklılığı sebepleri arasında sayılan “karısının” ifadesi yerine “eşinin” ifadesi kullanılarak kadın erkek eşitliğinin sağlanması açısından geç kalınmış bir düzenleme yapılmıştır.
Bölge Adliye Mahkemesine hâkimin davaya bakmaktan çekinme kararının incelenmesi yetkisi verilmiştir. Çekinme kararı tıpkı görevsizlik ve yetkisizlik kararları gibi nihai bir karar olması sebebiyle bu karara karşı Bölge Adliye Mahkemesine gidilebilecektir. Ayrıca toplu mahkemelerde hâkimin çekinme kararının nasıl değerlendireceği eski kanunda yazılı değildi. Hâkimin reddi talebinin incelenmesi ile ilgili düzenleme toplu mahkemelerde de uygulanacaktır. Hâkimin reddi talebinin geri çevrilmesi sebepleri arasında eski kanunda ayrı ayrı aranan ret sebebi ve inandırıcı delil unsurları artık birlikte aranacaktır.
Dava şartları ve dava çeşitleri tek tek sayılmış ve uygulamada var olup kanun da yer almayan tespit davaları da bu dava çeşitleri arasında yerini almıştır.
Bilindiği üzere bizim usul hukukumuzun kaynağı İsviçre’nin Nöşatel Kantonu Usul Kanunudur. Yeni kanun da kaynak kanun olan Nöşatel Kantonu Usul Kanunu kavramlarına da yer verilmiştir.
Dosya içerisindeki belgelerin kaybolmasının engellenmesi amacıyla dosya içerisindeki her türlü belge için “dizi listesi” hazırlanma zorunluluğu getirilmektedir.
III. OLUMSUZ DEĞİŞİKLİKLER:
Yasalaşan yeni HMK’da dikkat çeken en önemli olumsuzluklar ise şunlardır.
Kanunun ilk genel gerekçesine bakıldığında çekişmeli davaların olabildiğince sulh hukuk mahkemelerinin görevinden alınmasının amaçlandığı yazılıyken sulh hukuk mahkemelerinin görevlerini düzenleyen maddede çekişmeli sayılabilecek birçok davayı çözüme kavuşturmak ile görevlendirildiği görülmektedir.
Hâkimin reddi talebinin uygun görülmemesi ve reddedilmesi durumunda para cezası öngörülen eski kanundaki düzenleme aynen korunmuştur. Bu para cezasının getirilmiş olması hâkimi ret talebinde bulunacak tarafları caydırıcı niteliktedir. Hâlbuki yeni kanunla hâkimi ret sebebi ve inandırıcı delil unsurları artık birlikte aranmaktadır. Dolayısıyla hâkimin reddi talebi taraflarca artık üstünkörü yapılamayacaktır. Bu sebeple bu para cezasının hiçbir mantığı bulunmamaktadır. Ayrıca ön görülen para cezasının hangi durumlarda üst sınırının hangi durumlarda alt sınırının uygulanacağı ise belirsizdir. Bu nedenle bu fıkra kaldırılmalıdır.
Dava şartları arasında davacının davayı açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı sayılmışken dava şartı olarak “Yargı yolunun caiz olması” hükmünün getirilmesine gerek yoktur.
IV. DEĞİŞİKLİK ÖNERİLERİ:
Hali hazırdaki durumu itibariyle çok da olumsuz değerlendirilemeyecek bazı maddelerde aşağıdaki değişiklikler yapılacak olursa kanunun işlevinin daha da artacağı düşüncesindeyiz.
Tacirlerle kamu tüzel kişileri arasındaki yetki sözleşmesini düzenleyen maddelerin gerekçelerine bakıldığında, tacirler ve kamu tüzel kişileri karşısında gerçek kişilerin daha zayıf durumda bulundukları ve bu nedenle mağdur oldukları bu maddelerin amacının da gerçek kişilerle, tacirler ve kamu tüzel kişileri arasında yetki sözleşmesi yapılmasının kısıtlanması olduğu yazılıdır. Hâlbuki kanun metnine bakıldığında tacirler ile kamu tüzel kişilerinin gerçek kişilerle yetki sözleşmesi yapmalarının yasaklandığını ya da kısıtlandığını gösterir bir hüküm bulunmuyor. Bu nedenle yetki sözleşmesini düzenleyen maddeye gerçek kişileri yetki sözleşmesi yapılması konusunda koruyacak hüküm eklenmelidir.
Yargıtay’ın, görevsizlik kararı verilmesi durumunda kararı veren mahkemenin davacıyı mahkeme masrafına ve vekâlet ücretine mahkûm etmesi gerektiği yönünde içtihatları bulunmaktadır. Taraflardan birinin mahkeme masrafına ve vekâlet ücretine mahkûm edilebilmesi için davayı kaybetmiş olması gerekir. Görevsizlik kararı usul yönünden verilen bir karar olup esastan davanın kaybedildiği anlamına gelmez. Bu sebeple görevsizlik kararı verilmesi durumunda vekâlet ücretine hükmedilemeyeceğine ilişkin madde eklenmelidir.
Hâkimin davaya bakmaktan ret sebeplerini düzenleyen maddeye evlilik sonrası oluşan dünür hısımlığını da kapsaması için “kan ve dünür hısımları”; davada işin esası hakkında verilen karar görevsizlik ya da yetkisizlik gerekçesi ile Yargıtay’ca bozulması durumu için “Hâkimin davayı görecek olan görevli ya da yetkili mahkemeye tayin edilmiş olması”; hukuk mahkemelerinde kamu adına dava açmak durumunda olan C. Savcısının davanın görüleceği mahkemeye hukuk hâkimi olarak görevlendirilmesi durumu için “Davayı Cumhuriyet Savcısı sıfatıyla açmış bulunması” hükümleri de eklenmelidir.
V. AVUKATLARLA İLGİLİ DÜZENLEMELER:
Kanunun tamamına baktığımız da biz avukatları ilgilendiren ve beklentisi içerisinde olduğumuz son derece önemli konular hiç dikkate alınmadığı gibi avukatların çalışmalarını zorlaştıracak son derece yanlış hükümlerde kanun da yerini almıştır.
Avukatların Avukatlık Kanunundan kaynaklanan uzlaştırma yetkilerini güçlendirecek bir düzenlemeye gidilmemiştir. Bunun yerine arabuluculuk yasa tasarısı avukatların aleyhine olacak şekilde kaleme alınmış ve yasama organının gündemine alınmayı beklemektedir.
Bizim hukukumuz da avukat tutma zorunluluğu bulunmamaktadır. Bazı yabancı hukuk düzenlerinde asliye hukuk mahkemelerinde ve bazı özel yetkili mahkemelerde avukat tutma zorunluluğu getirilmiştir. Ülkemizdeki adliyelerde görülmekte olan davaların uzamasının ve gereksiz davalarla mahkemelerin meşgul edilmesinin en önemli nedenlerinden biri hukuk bilgisi olmayan kişilerin avukat masrafına girmemek için kendi davalarını kendileri takip etmek isterken yaptıkları usule ilişkin yanlışlardır. Bu nedenle bazı mahkemelerde bu tür sıkıntıları ortadan kaldırmak için avukat tutma zorunluluğu getirilebilir. Avukat tutma zorunluluğu getirilmesi bazılarına göre hak arama özgürlüğünü kısıtladığı gerekçesi ile anayasaya aykırı görülmektedir. Ancak şu da bir gerçektir ki hukuk bilgisi zayıf bir toplum yapısının bulunduğu ülkemizde avukat tutma zorunluluğunun getirilmesi aslında hak arama özgürlüğünü destekler nitelikte bir düzenleme olacaktır. Ne var ki bu kanun hazırlanırken avukat tutma zorunluluğu belli davalar için öngörülmüşken kanun yasalaşırken kaldırılmıştır.
VI. SONUÇ:
Avukatlık stajımı yaparken ceza usul seminerine gelen Av. Sami Kahraman “Hem ceza usul kanununu hem de hukuk usulü kanununu hiç okumadıysam en az beş bin defa okumuşumdur. Her duruşma öncesi yine okurum. Sizde bunu alışkanlık haline getirin” tavsiyesinde bulunmuştu. Daha sonra avukatlığa başlayıp duruşmalara çıkınca gördük ki davanın esasına uygulanacak temel kanunlardansa duruşma esnasında en çok ihtiyaç duyduğumuz kanun usul kanunudur. Bu sebeple usul kanununun çok iyi öğrenilmesi gerekmektedir. Bu sebeple HMK’nın, yürürlüğe giriş tarihinden önce tekrar gözden geçirilerek burada açıklamaya çalıştığımız olumsuzlukların giderilmesi ve bundan sonra yürürlüğe sokulması daha sağlıklı olacaktır.

Yüklə 0,54 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   10




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin