Tekel I Ö n s ö Z

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 0.51 Mb.
səhifə1/3
tarix08.01.2019
ölçüsü0.51 Mb.
  1   2   3


e:\tekeli\tekeli_bayrak.jpg



  • T E K E L i


Ö N S Ö Z

Sevgili dostlar, ben tarihçi değilim. Sadece soyadımın TEKELİ olması ile Antalya’mızı yöneten TEKELİ ailesi arasındaki bağ kurmaya çalışıyorum. Bu konuda eksikliklerim yâda hatalı bilgilerim olursa lütfen beni uyarın. En azından bu araştırmayı birlikte yapmış oluruz. Daha önceki araştırma yazımda TEKELİ Boyunun, Kazakistan güneydoğusunda yer alan doğu – batı doğrultusunda uzanan BALKAŞ GÖLÜ etrafında yerleşik halk TEKELİ Türkleri ismini taşıdıkları, ayrıca Balkaş Gölünün güney bölgesinden batı bölgesi doğrultusunda uzanan coğrafi bölge de TEKELİ Bölgesi ismini taşıyor. Bu coğrafi bölgenin yönetimi, bugün dahi TEKELİ BÖLGE VALİSİ olarak, özel bir yönetim tarafından yönetiliyor.

2.Daha önceki çalışmalarımı ‘’ TEKE VE TEKELİ ‘’ ismi altında yaptığım çalışmalarımda detaylı olarak yaptım. Bu çalışmalarımı, kendi web sayfamda anlattım. Ancak sizlere hatırlatmak için, sadece özet olarak sizlere hatırlatma yaparak bu çalışmalarımı, önceden yaptığım bu çalışmalarımın üzerine oturtmak istiyorum. Tekeli soyadını taşıyan binlerce insanımız var. Hatta insanlarımızın ötesinde onlarca köylerimiz, sayısını bilmediğimiz dağlarımız ile İlköğretim Okullarımız var. Bu bildiğimiz sıradan soy isimlerimiz değil, TEKELİ soy ismi Orta asya’dan geliyor. Bunun nedenini ileriki satırlarda görebileceksiniz.

G İ R İ Ş

A n a y u r t’umuz, bildiğimiz kadar Kazakistan’ın eski başkenti ALMATI EYALETİ kuzey doğusundaki Aladağ ismini taşıyan sıradağların kuzey yamacında T E K E L İ ismini taşıyan yerleşim yerini görmekteyiz. ( ek: 1 ) BALKAŞ Gölüne dökülen LEPSİ akarsuyu kaynağını Aladağ’ın kuzey yamacından alır. ( ek: 2 )

tekeli yerleşim yeri, balkaş gölüne 100 – 125 kilometre uzaklıkta. ülkemizin, ’’doğu anadolu’’ - ‘’ege bölgesi ‘’ - karadeniz bölgesi ‘’ gibi bir coğrafi bölgedir. yine bir açıklık getirmek isterim. şöyleki konya – konyalı ; izmir – izmirli ankara – ankaralı şeklinde değil. Kazakistan haritasına bakarsak, coğrafi bölgenin ismi doğrudan tekeli olarak söylenir. tekeli bölge valisi Şalbay Kulmananov 2004 30 kasım – 03 aralık tarihlerinde, Antalya büyükşehir belediye başkanı Menderes Türel tarafından davet edildi. kendisi ve birlikte geldiği ekibi ile tanışma olanağı bulabildim. Bazı araştıımacılar yada tarihçiler, teke türkleri/teke yörükleri gibi bilmeden yanlışlık yapıyor.

Yine batı ülkelerinin bilerek yada bilmeyerek tekeli türkleri yada orta asya dan batıya göç eden TÜRK BOYLARI konusunda yapılan yanlışları özetlemek istiyorum. Bildiğimiz Ç İ N DEVLETİ, M.Ö 214 yıllarında dünyanın en büyük duvarını yaptılar. Çin Setti olarak yorumladığımız bu duvar , Ülkenin Kuzeyi ile Batısında yapıldı. Oysa Ülkenin güneyin de kara ülkesinde diğer komşuları bulunuyordu. Bu konuya kısaca değinmek istiyorum. Şöyle ki, ülkenin kuzeyinde MOĞOL devleti değil, Moğol halkı vardı. Moğolların da kuzeyinde ne olduğunu şu anda bilmediğim ormanlık alanda yaşayanlar, mevsime göre aç kaldıkları yada coğrafi koşullarına göre yaşamları vahşi olan bu toplum, güneydeki Moğollara saldırırlardı. Bu Saldırılar karşısında Moğollar da güneydeki Çin Ülkesine girerek yaşamlarını garanti altına alırlar Çin Hanedanı, kuzeyden gelen Moğollar dan korunmak için, Ülkenin kuzeyinde İlk Duvarını yaptılar. Ayrıca, Çin Hanedanlığının batısında ise HUN Kent Devletleri ( Çin kayıtlarına göre 45 ayrı) olduğu görülüyor. Bu kent devletler, zamanla birbirleriyle birleşerek, HUN DEVLETİ, daha sonrada sınırlarını genişleterek H U N İMPARATORLUĞU’NU M . Ö. 220 yılında kurdular. Çin Hanedanlığı ile Hun Devletleri arasında önemli bir sorunları yoktu. Hanedanlık ile Hun’lar arasında kız alışverişi ile akrabalık bağları gelişti. Hatta yine Çin kayıtlar göre TİS Hanedanı ile Hun’lar M . Ö . 318 yılında birlikte Çin’i yönettiği biliyoruz.

Moğollar, kuzeyden gördükleri saldırılar karşısında, ÇİN SEDDİNİ geçemeyince, batı bölgesinden, Çin’e girme eylemi görülünce; Çin Hanedanlığı Çin DUVARINI , batı bölgesine de yaparlar. Böylece ÇİN HANEDANLIĞI, ülkesinin korunmasını ÇİN SEDDİ dediğimiz, için duvarla gerçekleştirdi. Hanedanlığın kuzey ve batısından kalın duvarla korunması ile Moğollar, kendilerine yapılan saldırılardan korunmak için batıya kaçarlar. Bu kaçış sığınmak için olsa da, Hun İmparatorluğuna ait tüm varlıklarına el koyuyor. Hunlar, mazbut ve kültür - sanat ile sakin bir yaşamları varken, saldırıya uğramaları üzerine, Hun’lar da kendilerini korumak için batıya doğru hareket ederler. Moğollar, kuzeydeki insanlardan gördüğü baskı ve zulüm üzerine, kendilerine yeni yaşam yeri oluşturması için kendilerine yapılanları, uygulamayı yaptılar. Bu saldırılar karşısında Hunlar’ da kademeli olarak, Batıya kaçışları devam eder. Moğolların sayıları elbette fazla değildi, ancak kendilerine yeni yerleşim yeri olması için haşin ve gaddarlık yapmak kendilerine yapılanları, Hun’lulara da yapmak zorunda kaldılar. Moğolların işgal ettiği coğrafi yerleri korumak için Hun’lu erkekleri öldürerek, sanatsal değerleri yakıp yıkarak, yerleşimi tercih ettiler. Kaçamayan Hun kadınları ile birlikte yaşayarak Hun – Moğol karışımı bir toplum oluşturdular. Hunlar, batıya göç ederken, birlikte eş ve çocukların , hayvanlarını da götürdüler. İşte batıya karşı canlarının kurtuluş hareketini, batılı ülkeler, ‘’Kuraklık’’ ve benzeri olayları olmuş gibi yorumladılar. Batıya kaçış takriben bin (1.000 ) yıl sürdü. Hatırlarsak Moğollar, kuzeyden gördüğü saldırı… M. S 300 – 350 yılından başladığını görüyoruz. Bu yolculuğun M . S . 1300 - 1350 yıllarına kadar devam etti. Şunu rahatlıkla söyleyebiliz ki, TÜRK’LERİN Doğudan - Batı (Anadolu, doğu Avrupa) göç etmesini görebiliyoruz. Bunun dışında Batılı Ülkeler, bu göç olayına, kendilerine göre Türkler, ‘’GÖÇEBE ‘’ - ‘’ YÖRÜK ‘’ ismini vererek bizleri kendilerine göre küçültüyorlar.

Biliyoruz ki, göçebe olan toplumlar; dağlarda, ovalarda hayvancılık yapar. Bu göçebe toplumun, elbette KÜLTÜR VE SANATI olamaz. Oysa biz Türklerin orta Asyadan başlamak üzere, günümüze kadar, kültür ve sanat’ta yerimiz tartışılmaz. W.Eberhard, araştırmalarında, Türk’leri yerleşik bir toplum


( Çekirdek aile - Birleşik aile ) olarak yaşadığını, Kültür ve Sanat’ta M . Ö 2500 yıllarına kadar geri gittiklerini belgelemekte. Çin Resmi Kaynakları - Çivi Yazılı Tabletler - Orhun Anıtlarını ve diğerlerini bildikleri halde, bizleri GÖÇEBE veya YÖRÜK olarak bizleri kendi seviyelerine indirdikleri gizlenemez. Hatta, Arkeolog ve Antropologların yaptığı araştırmalarda KANSU ve ŞEMSİ Bölgelerinde M. Ö. 8000 (sekiz bin) yıllarına ait değerli sanatsal değerler gün ışığına çıkartıldı. Bunun da ötesinde Konya ili Çumra ilçesindeki ‘’ÇATALHÖYÜK ‘’ kazılarındaki sanatsal bulgular ile Orta Asya da yapılan arkeolojik kazılarda gün ışığına çıkartılan sanatsal değerler de birbirine benzer. Demek ki, Asya ve Anadolu da büyük sanatsal değerleri görmezden gelen batılı ülkeler, Türk’ler hakkında bilinçli olarak, bizler hakkında yorumlarını sizlerin taktirlerine bırakıyorum. Batılılar, günümüz de dahi biz Türk’ler hakkında neler düşündüğünü dikkate alınmasını arzularım. Bu konuda söylemem gereken, YÖRÜK - GÖÇEBE sözcüklerini kabul edemiyorum.

G Ö Ç :

Moğolların saldırılarından kaçan TEKELİ Türk’leri, eş ve çocukları ile birlikte elbette, arabaları hayvanlarıyla ile değil ,küçük ve büyük baş hayvanları eşliğinde yer değiştiriyordu. Elbette bu zorunlu göç sürekli olamazdı. Bir süre yolculuktan sonra konaklamak gereğini duyuyorlardı. Bu dinlenme anlarında, öncüler göndererek, bilmedikleri yerler konusunda bilgi toplama ve karar vermek amacı olduğu inkar edilemez. İşte öncülerden, bir bölümü Karadeniz’in kuzeyinden, diğer bir kısımda güneyinden yer seçimi konusunda bilgi toplama araştırması yaptığı bilinmekte. Karadeniz yolculuğu öncesi durakladıkları yer, Hazar Denizi kuzeyinde oldu. Volga Nehrinin delta kısmın Astrahan ile Hazar Denizine dökülen Emba nehrinin deltasındaki Gusyev ve Kulsaray coğrafi bölgede uzun bir süre konakladılar. Bu bekleme süresi, öncü gidenlerin dönüşüne kadar oldu. Bu yerleşim sürecinde, Hazar Denizi kuzeyinde bulunan bir çeşit midye ye TEKELİ Midyesi adını dahi verdiler. Tekeli Türk’lerin en büyük özelliklerinden biri yada birkaçı şöyledir. Genellikle, yerleşim yerleri akarsu yada deniz kenarı oldu. Ayrıca geçici yerleştiği yerlere de ilk yurtları olan TEKELİ isimlerini verdiler. Tekeli isimleri, verilirken yerel kelimeler de özellikle dikkate alınıyordu.

Öncü grupların getirdiği bilgiler, birbirine çok yakın ve benzeri bilgiler verdiler. Karadeniz’in güneyinden gitmeye karar verenler, doğu Karadeniz bölgemizin yemyeşil güzelliği ve sürekli yağışlı olması karşısında aşırı duyguları karşısında, bu yolculuk Sivas’a kadar sürdü. Hayallerindeki yerleşim yerine karar vermeleri, Sivas’ın kuzeyindeki KOĞANŞAR kazasının güneybatısındaki dağ eteğini kendilerine son vatan olarak karar verdiler. Dağın güzelliğine hayran kaldılar ve bu dağa da TEKELİ DAĞI ismini verdiler. Kendilerine konaklama olarak, sabit bir yerleşim yeri olarak belirlediler. Tekeli Türk’lerin diğer bir özellikleri ise, yerleşim yerlerine Tekeli ismi vermeleri ötesinde soylarının kaybolmaması için de Tekeli ismini kendilerine baz aldılar. Aile bağlarını bu şekilde bağlı tuttular. Selçuklular döneminde kişilerin SOYİSMİ olmamasına rağmen, Tekeli Türkleri, isimlerinden sonraki isimleri Tekeli kelimesini kullandılar. Bildiğimiz gibi TEKELİ, ilk yerleşim yerinin ismi olduğunu hatırlayalım. Tekeli Dağının eteklerindeki yerleşim yeri Tekeli Köyü, köydeki yaşayan bugünkü halkın yine soy isimleri yine Tekeli’dir. Sivas çevresindeki yerleşim yerlerinde de soy ismi Tekeli olan ailelere günümüzde dahi rastlıyoruz. Bu yaşam durumu psikologlar tarafından araştırılması gerekir kanısındayım. Karadeniz’in kuzeyinden yollarına devam edenler, Ukrayna – Romanya – Bulgaristan ve Yunanistan’ı içine alan Balkanlar’ı kendilerine vatan olarak kabul ettiler. Balkanlar’da Romanya/Teke (Tekenat) Menor ve Batas yerleşim yerlerin batısında, Szasz şehrinin de kuzeyinde bir yerleşim yeri. Kuzey - Güney doğrultusunda akan SAJA akarsuyun kenarına yerleşildi.

ROMANYA/ Tekes Fogaras’ın kuzeyinde Komana’nın batısında, Köhalam (Reps) güneyinde ve Kost akarsuyun kenarında yerleşildi.

Romanya / Tekeja Turnü Severin ve Orşava’nın batısında Tuna nehrinin dirsek yaptığı yerde yerleşildi.

BULGARİSTAN / Türk Varna Koyundaki Balçık Limanının kuzey doğusunda ve Karadeniz kıyısında Liman Kent’i.

Bulgaristan / Tekke Varna Koyunun Kuzeyindeki Balçık Limanına dökülen Batova akarsuyun kıyısı.

Bulgaristan / Tekkin Bulgaristan ile Romanya arasındaki doğal sınırı olan Tuna nehri kenarında.

YUNANİSTAN/ Tekelü Selanik şehri ile Vardar ırmağı arasındaki Topsin’in güneyi, Kulekia’nın kuzeyindeki yer.
Yunanistan / Tekies Ülkenin batısında ki Levkas (Sanla Marua ) adasının doğusundaki yarımada. Kuzeyinde Bonitsa kenti
Balkan Ülkelerinden Romanya - Bulgaristan ve Yunanistan ülkelerindeki yerleşim yerleri, bu ülkelerdeki iç karışıklık nedeniyle, bu coğrafi bölgede daha fazla kalamadılar. Bu ülkelerden, biraz daha batıya gidenler, karışıklığın fazlasını gördüler. Bunun karşılığı olarak, ilk önce İtalya’ya buradan da İtalya üzerinden, ilk önce Sicilya adasına. Buradan da daha güneye geçtiler. İlk sıçrama yeri olarak Afrika kıtasındaki Tunus’a geçerler. Tunus’tan sonraki yolları, Libya - Batı Sahra - Moritanya – Gana gibi Ülkelere de, kendilerine SON diyeceğimiz yerler oldu.

Balkanlardan güneye yönelen gurup olarak yorumladığımızda, Ülkemizde ise belli başlı yerleşim yerleri,

EDİRNE / Teke Dere, Meriç akarsuyunun ana kollarından olan Ergene akarsuyuna suyunu boşaltan YILDIZ DAĞLARI eteğindeki TEKE DERESİ kenarında yerleştiler.

ÇANAKKALE / Teke Burnu Boğazın Avrupa yakasındaki yarımadanın uç kısmında ki SEDDİL Bahir’i uç kısmında TEKE KÖYÜ ’nü ve Tekeli Türklerini görüyoruz. ( Ek: 3 )

ÇANAKKALE /Tekegülü Biga ilçesinin kuzeyindeki Güretze Dağları ile Çataltepe Dağlarının arasında akan Kemer’den boğaza dökülen akarsuyun kenarında yerleştiler. ( Ek: 3 )

İZMİR / Tekeli Gümüldür ilçesinin sınırları içerisinde büyük bir Köy. Köy halkının (yerli halkının) soy isimleri TEKELİ’ dir.

ANTALYA / Teke Yöresi Bodrum - Marmaris Koylarından Manavgat arasındaki bölgeyi kapsar. Kuzeyde Burdur – Isparta diğer bir anlatım ile Antalya Bölgesini içine alır. ( Ek: 4 )

İşte konumuza Antalya ‘daki TEKELİ Türklerinin gelişleri, yerleşimleri ile Yönetimlerini elimizdeki belgeler ışığında sizlerle paylaşmak istiyorum. Yıllardır, atalarımız olan TEKELİ büyüklerimiz konusunda paylaşacağım bilgiler, sizce eksik yada yanlış söylenir. Yazımın başında da söylediğim gibi tarihçi değilim. Ben sadece büyüklerimizin kimler olduğu, Antalya’mıza neler yaptığı ve bağımsız bir devlet ( Osmanlılar gibi ) kurmak için yaptıkları girişimler ve sonuçları hakkında sözlü olarak büyüklerimden ve bilgisine güvendiğim dostlarımdan aldığım bilgileri, ilgi duyan dostlarla paylaşmak istiyorum.


İlk önce benim ve babamın hatta amcalarımın soy ismi TEKELİ ( soy ismi yasasına göre) ancak ilgili yasadan önce TEKELİ soyadını ( ikinci isim ) alan atalarımızın da hangi amaçla TEKELİ ismini aldıklarının nedenlerini yazılarımın başlarında ilgili yerlerinde yazmıştım. Şu anda bu konuya değinmek istemiyorum.

ANTALYA ‘YA YERLEŞİM:

Sevgili Dostlar, uygun görürseniz, ilk önce Antalya’ya mızı tanıyalım. Her canlı gibi, canlıları içinde barındıran, Kent’lerinde bir yaşamı var. Bu nedenle Antalya’mızı anlamadan yada bilmeden, içinde yaşayan -lar hakkında bildiklerimiz, eksik yada yeterli bilgilerden yoksun oluruz. Bu nedenle, kısa da olsa Antalya’yı birlikte hatırlamaya çalışalım.

M .Ö . 159 – 138 yıllarında BERGAMA KRALI olarak bizlere söylemen 2.ci ATTOLOS , ülkesinin LİMAN Kenti olması için Antalya’ mızı kurdu. 5 yıl sonra ( M.Ö. 133) sonra Antalya’mız Romalılar tarafından işgal edildi. Demek ki Antalya, komşu ülkeler tarafından coğrafi önemi anlaşılmış olduğu anlaşılıyor. Bu ilk işgalden sonra Romalılar Antalya’mıza ‘’ LYKİA’’ daha sonraları ‘’PAMPHYLİA’’ ismini verdiler. Romalılar (M.Ö. 133 - M.S. 395) Antalya’mızı 528 yıl sahiplendiler. Daha sonra Antalya’mızın önemi daha da artarak Roma İmparatorluğun M.S.395 yılında yıkılması üzerine, 3.cü sahibi BİZANS YÖNETİMİ M.S. 395 – 1207 yani 812 yıl sahiplendi. Bizans İmparatoru, MANUEL KOMNEN (1143 - 1180 ) 37 yıl yaşadığı sürede Antalya’mıza ‘’S A D A L Y A’’ ismini verdi. 26 Ağustos 1071 günü MALAZGİRT ZAFERİNDEN sonra, Türk’ler Anadolu’ya yerleşti. Selçuklu Komutan I.ci RÜKNEDDİN SÜLEYMAN ŞAH 1084 yılında İznik’i kendisine Başkent yaptıktan sonra İdealinde Liman Kenti olan Antalya vardı. Bu nedenle 1086 yılında Antalya’mızın 4.cü sahibi Selçuklular, yani TÜRK’LER oldu. Ancak yabancı güçler, zaman zaman Antalya’ya sahip olmak için sürekli saldırı yaptılar.

1096 yılında I.ci HAÇLI SEFERLERİ olunca , Antalya’mız tekrar Bizansların yönetimine ( 1096 – 1116 ) girdi. 20 yıl süren bu yönetimden sonra I.ci İZZEDDİN MESUD 1116 yılında Antalya’mızı geri aldı. Ancak 4 yıl sonra Bizanslılar Antalya’yı tekrar geri aldı.

1147 yılında 2.ci ve 1189 yılında da 3.cü haçlı seferleri ile Selçuklu yönetimindeki iç savaş nedeniyle, Antalya’mız 1192 yılına kadar Antalya’mız Bizansların yönetiminde kaldı. Selçuklu sultanı I.nci Gıyasettin Keyhüsrev , II.nci Kılıç Aslan’ın 11 (on bir oğlundan biri ) annesi Bizans imparator ailesinden olan bir kadındı. Gıyasettin Keyhüsrev I.nci hükümdarlığı 1192 – 1196 tarihleri arasında oldu. daha sonra 1205 - 1211 yılları arasında 2.ci. kez hükümdarlık yaptı. 1211 yılında İznik imparatoru I.nci Teodor Laskaris ile yaptığı savaştan zaferle dönerken , savaş alanını son bir kez daha gezerken, savaş alanında yaralı düşman askeri tarafından öldürüldü. 1212 yılında Antalya’daki Hristiyan toplumu, Kıbrıs Rumlarını çağırarak, birlikte isyan ettiler. kentteki tüm yöneticileri katlettiler. bu isyan karışıklığı 4 yıl kadar devam etti. bu süre içinde Antalya’mız yakıldı – yıkıldı. 2.nci Keyhüsrev 22 aralık 1216 günü Antalya’mızı Kıbrıs Rumlarından kurtardıktan sonra, bölgeye tekeli Türk’lerinden Mübarezeddin Er Tokuş’u vali olarak görevlendirdi. Er Tokuş, Antalya’yı yeni baştan onardı. kendisine bağlı coğrafi bölgesini genişletti. Konya ve civarındaki tekeli Türkmenlerini 1225 yılında mersin ( İçel ) - Tarsus ve Adana’ya yerleştirdi. böylece, Antalya’nın da doğu bölgesini de güvence altına almış oldu.

4.ncü Haçlı Seferleri 1202 - 1204 yıllarında Balkanlar ve İstanbul’u işgal etti. Bu bölgelerdeki ‘’Tekeli Türklerini ‘’ korumak için, Balkanlar, İstanbul ve Çanakkale çevresindeki yerleşik olanları, İzmir – Manisa ve Aydın Bölgelerine yerleştirdi. Vali ER TOKUŞ daha sonraları, Batı Anadolu’ya yerleştirilen Tekeli Türkleri, göller bölgesi olarak isimlendirilen Burdur – Isparta ve Denizli kentlerin güney kısımlarına yerleştirdi. Daha sonra bölgeye yerleşen Türkler, 1220 ile 1225 yıllarında da güneye inmeye başladılar. İlk yerleşme Gölhisar – Elmalı – Korkuteli yerleri oldu. Bu göç, Daha sonra daha güneye inerek Antalya’ya yerleşti. Diğer bir ifade ile Çanakkale ile Aydın arasındaki TEKELİ Türkleri Antalya’mıza 1225 yılından itibaren yerleşmeye başlamış oldular.



TEKELİ BEYLİĞİ

Anadolu Selçuklu Devleti, 1243 yılında, Sivas’ın KÖSEDAĞ coğrafi bölgesinde Moğollara yenilmesinden sonra, Anadolu’nun birçok bölgesinde Beylikler kuruldu. Anadolu Selçuklu Devleti’nin, Antalya’mızdaki Selçuklu Yönetiminin en son Vali’si MÜBAREZEDDİN ER TOKUŞ 20 yıl süreli aktif hizmeti 1240 yılında sona erdi. Tebriz’de bulunan ABAKA HANI TARIMDAY’ın oğlu Tatarlar ile Mılaar’lılar (Kızıldeniz kıyısında yerleşik bir toplum ) arasındaki savaşta esir düşmesi üzerine I.ci İzzeddin KEYKAVUS, ordusu ile İran’a gider. Ordu birliğinin ağırlığı Tekeli Türkmenlerinden oluşuyordu. ( Günümüzde Hakkari ilimizin sınırında Günyazı Köyünde TEKELİ Mezrası ismini taşıyan yerleşim yeri olduğunu TV ekranından hatırlayalım. ) Günyazı köyünde TEKELİ soyadını taşıyan insanlarımız bulunuyor. Hatırlayacağımız gibi, TEKELİ mezrasında 11 askerimiz PKK tarafından 18 Haziran 2011 günü ŞEHİT edildi. Günyazı Köyümüzde TEKELİ İlköğretim Okulumuzun olduğunu da biliyoruz.



Keykavuz, İran’a giderken, Antalya’mızın yönetimini OSMAN TEKELİ ile MAHMUT TEKELİ kardeşlere verir. Tekeli kardeşler, Antalya ve yöresini 1277 – 1307 tarihleri arasında 23 yıl yönetirler. Buna göre Antalya ve Göller Bölgesi 1277 yılında TEKELİ yöneticiler yönetimde görev alıyorlar. Tekeli Türkmenleri Anadolu Selçuklu Devletinin yıkılmasından sonra, kendi aralarında yerel yönetim oluşturdular. TEKELİ TÜRKLERİNDEN DÜNDAR BEY, Moğolların ‘’Anadolu Genel Valisi olan, EMİR Çoban’a hediyeler ve elçiler göndererek, Yerel Yönetimde BAĞIMSIZLIK ister. İran’daki yerel birtakım karışıklığında Emir Çoban ilgilenirken, DÜNDAR BEY, böyle bir ortamdan yararlanarak, Bağımsızlığını ilan eder. 1316 yılında SULTAN Unvanını alır. Göller Bölgesini yöneten Dündar Beyin dedesi Hamit Beydi. Dündar Bey, bağımsızlığında, dedesinden büyük destek gördüğü için, kurduğu Beyliğe, dedesinin ismini verdi. Kurduğu yeni bağımsız beyliğe de ‘’HAMİTOĞULLARI’’ ismini verdi. 1300 yılında ilk bağımsız TÜRK BEYLİĞİ kurulmuş oldu. Dündar Bey, Antalya’nın yönetimini kardeşi YUNUS BEY’E verir. Böylece 1301 - 1319 yıllarına, bazı yazarların ısrarla üzerinde durduğu, ‘’Antalya’ da Tekeli Beyliği değil……Hamitoğulları yönetimi var demelerinin gerekçesi buradan geliyor. Konuyu bir kez daha açarsak, Dündar Bey, Bağımsız Beylik Yönetimi kurmak için, Moğolların Anadolu Valisi olan Emir Çoban’a hediyeler ve aracılar gönderirken, Emir Çoban da İran’daki karışıklıkla ilgilenirken, Göller Bölgesini Yöneten HAMİT Beyden destek görerek, Göller Bölgesi güneyinde, dedesine saygısı içinde bağımsızlığını ilan ettiği beyliğe de dedesinin ismi olan ‘’HAMİTOĞULLARI ‘’ ismini verir…. Antalya’nın Yönetimini de kardeşi YUNUS BEYE bırakır. Bu durum, bazı yazarlar yanlış değerlendirdiklerini görüyoruz….Ancak gelişmeler böyle gelişmez.. Dündar Beyin, yaptığı bu emrivaki üzerine, Anadolu Genel Valisi Emir Çoban’ın oğlu DEMİRTAŞ tarafından 1324 yılında Dündar Bey öldürülür. Ancak, Yunus Bey, Antalya’da sembolikte olsa yönetimi devam ettirir. GÖLLER BÖLGESİ, Moğollar ile Dündar Bey ( Hamitoğulları ) arasındaki itilaf devam ederken, OSMANLI DEVLETİ ( Yıldırım Beyazıt ) ile KARAMANOĞLU BEYLİĞİ arasında paylaşılır. Ancak, Antalya’nın yönetimi bu süre içinde, YUNUS BEY ( 1301 – 1319 ) , MAHMUT BEY ( 1319 – 1327 ) , HIZIR BEY (1327 - 1335 ) , DADI BEY ( 1361 – 1373 ) , MEHMET BEY ( 1373 – 1377 ) OSMAN BEY ( 1377 – 1393 ) ile 2.ci kez ( 1402 – 1423 ) yılları arasında yönetici olur. Bu belirlemelere göre Antalya 1301 ile 1423 yılları arasında 123 yıl TEKELİ BEYLİĞİ olarak YÖNETİLDİĞİNİ söyleyebiliriz. Bu arada bir açıklama yapılması gerekiyor. Kadı Beyin, yönetiminde, Antalya 1361 yılında KIBRIS KRALLIĞI tarafından işgal edilir. İşgal 12 yıl sürer. MEHMET BEY 1323 yılında Antalya’yı Kıbrıs Krallığından geri alır. Bu süre içinde, Antalya Yönetimi 2 başlılık içinde olur. Bu nedenle, DADI BEYİN Yönetimi tam ve net olarak belli değil. Bu arada şunu da hatırlatmak yerinde olur. Osmanlı Hükümdarı I.ci MURAT 1386 yılında Antalya hariç, Göller Bölgesini Osmanlı Topraklarına katar. Yıldırım Beyazıt ise Antalya dahil tüm Bölgeyi eline geçirir. 1386 yılında Antalya Yönetimi OSMAN BEY’ de iken, Yıldırım Beyazıt, Osman Beyin, yönetime devam etmesini ister.

NOT: Bu dönem için, daha fazla bilgi sahibi olmak isteyenler



  1. XV. ve XVI. Yüzyıllarda TEKE SANCAĞI Yazar: Behset KARACA Antalya Kent Müzesi yayınlarından

2-TEKE OĞULLARI Balıkesir Milletvekili İsmail Hakkı

3-TEKELİOĞLU İSYANI Fahrettin TIZLAK

4-Antalya LİVASI Eski Türkçe yazılı

5-İslam Ansiklopedisi 1997 yılı basımı ( sayfa: 128 -133 )

6-Teke Elinde Sosyal Karışıklıklar Yazar : Prof. Dr. Fahrettin TIZLAK

Antalya’mızın bugünkü görümünü tanımamız için, şöyle bir gezinti yapılmasının daha yararlı olacağına inanıyorum. Böylece, kentimizi daha yakından tanımamızın önemini bilmeliyiz. Bu konuda rahmetli Süleyman FİKRİ’in ‘’Antalya Livası Tarihi’’ isimli kitabından takip edeceğimizi bilmenizi isterim. Yazar, adı geçen kitabının ilk sayfası ‘’Tekeli Bölgesinin’’ coğrafi haritası ikinci sayfasını ‘’Antalya Kalesi’nin ‘’ kroki çizimi yer alıyor. Kitabın 2 ile 23 sayfalarında, Antalya’nın coğrafi konumu ile ilk kuruluşundan başlayarak, yukardaki ön bilgi verdiğimiz çalışmalar konusunda benzer konuları kendi görüş ve bilgileri doğrultusunda çalışmasını görüyoruz. Biz bu kişisel görüşlerini bir kenara bırakıp kitabın 23.cü sayfasında yer alan ‘’ görülen eski eserler’’ bölümünü sizlere tanıtmanın önemini biliyorum. Yönetenlerin, Antalya’mıza neler yaptıklarını özet olarak görelim.

a-HIDIRLIK KULESİ: Kale’nin güneyinde ve sahil kenarında yer alır. Kule, kare bir kaide üzerinde oturur. Kaide üzeri silindirik bir yapıdır. Bu kulenin yapısı konusunda farklı görüşler olması doğaldır. Bazı görüşlere göre, Bergamalılar tarafından, Antalya körfezinin KORSAN saldırılarına karşı, gözetleme kulesi olarak yapıldığını; diğer bir görüşe göre, Yunanlı aziz ismine izafeden ‘’kilise’’ olarak yapıldığını, kule içinde Yunan Başkomutanı Kimon’un İranlılarla yaptığı savaşta, fazla eşyalarının konması için yapıldığını söylemekte, ancak yazar bu farklı görüşlerin geçerli olmadığını, Antalya Kalesinden daha önce yapılmayacağını söylemek kabul edilemez demekte. Bu konuda, kişisel görüş olarak, Hıdırlık Kulesi’nin denizden gelecek saldırılar hakkında bilgi sahibi olmak için yapıldığını söyleyebilirim. Osmanlı Topçu Müfettişleri tarafından yapılan araştırmada, eski yönetim dönemine ait zırh , ok ve şövalyelere ait silah ve savaş malzemeleri ile ilgili depo bulunduğu biliniyor. Depo da bulunan silah ve savaş malzemeleri sayısal olarak çok az olduğu rapor ediliyor.

b-HADRİANUS KAPISI ( Çiçekli Kapı ): Trianus’un yerine geçen HADRİANUS adına iki kapı yapılmış olmasına rağmen, günümüz de sadece biri korunuyor. Kapının üzerinde, ZEUS yada deniz tanrısı POSEİDON’ a ait heykelin olduğu biliniyordu. Ancak Osmanlı döneminde MASHAR PAŞA heykelleri 1844 yılında yıktırır. Heykellerin günümüzde nerede olduğu bilinmiyor. Kapının doğu kısmındaki kale duvarı yaşamını sürdürüyor ( ilk yapısını görebiliyoruz.

c-KESİK MİNARE CAMİİ : Kale içinde M.S. 2.ci yüzyılda kilise olarak antik bir yapının üzerine yapılmış. 2.ci Beyazıt’ın oğlu Sultan tarafından minare eklenerek camiye çevrilmiş. Minarenin ağaç kısmı 19.cu yüzyılda çıkan yangında minarenin ağaç kısmı yanmış. Ancak minarenin yanan kısmı tamir ve bakım yapılmadığından, halk arasında ‘’Kesik Minare’’ olarak isimleniyor. Şu anda harap ve bakımsız olduğundan kullanılmıyor.

d-YİVLİ MİNARE : Kale Kapısı içerisinde çok sayıda Selçuklu yapıtlarından oluşan eserler topluluğudur. Külliyesinde, yivli minare – yivli camii - Gıyaseddin Keyhüsrev Medresesi – Selçuklu Medresesi – Mevlevihane – Zincirkıran Mehmet Bey Türbesi ile Nigâr Hatun Türbesi bulunmakta.

e-Yivli Minare, 13.cü yüzyılda yapılmış olup, Antalya’ da ilk Selçuklu eseridir. Gövde kısmı tuğla ve firuze renkli çinilerden 8 yivli minare, günümüzde Antalya’mızın sembolü olarak değerleniyor.

f-YİVLİ MİNARE CAMİSİ : Yivli Minarenin batısında yer alıyor. 1372 yılında Balaban Tavşi Usta tarafından yapılmış. İnşaat Malzemeleri arasında antik kalıntılara rastlanır.

g-GIYASEDDİN KEYHÜSREV MEDRESESİ : Atabey ARMAĞAN tarafından 1239 yılında Gıyaseddin Keyhüsrev adına yapılmış. Medresenin batısında 13.cü yüzyılda yapılmış Selçuklu Medrese kalıntıları bulunmakta.

h-ZİNCİRKIRAN MEHMET PAŞA TÜRBESİ : Mehmet Bey (1320 – 1380) 20 yıl Antalya’yı Yönetti. Yunus Bey’in torunu ve Büyük Emir Mahmut Beyin oğlu. 1377 Aralık ayı sonlarında oğlu merhum ve Mahfur Emirzade Ali İçin bu Şerefli Türbe’nin inşaatını yaptırdı. Oğlu Ali, genç yaşta vefatı üzerine bu türbeyi yaptırdı. Kendisinin vefatı üzerine, kendisi de oğlunun yanına defnedildi.



i-NİĞAR HATUN TÜRBESİ : Yivli Caminin kuzeyinde, altıgen plan üzerine 1502 yılında yapılmış Selçuklu eserlerinden biridir. Niğar Hatun, Korkut’un annesi. 908 yılında Antalya’da vefat etti ve Antalya’da toprağa verildi.

j-ANTALYA KALESİ : Süleyman Fikri ERTEN’ in ‘’ Antalya Livası Tarihi ‘’ isimli yapıtından öğrendiğimize göre, Kale’nin M.Ö. 158 yılında Bergama Hükümdarı 2.ci ATAL FLATEL tarafından yapıldı. ( Ek: 5 ) İsminin de ‘’ATTALYA’’ olması benimsendi. Antalya M.Ö. 61 yıllarında Roma’nın himayesine girdi. M.S. 203 Roma İmparatoru ‘’Karakalla ‘’ zamanında imtiyazlı bir yönetime kavuştu. Bu konuda, kalenin doğu tarafında yer alan Kitabede kayıt altına alındı. Kitabenin yazısında ; M. Gavyus Libgalius , ömründe muzafferiyet - Allah’ın ruhbanı olup, halkın gayre-tiyle beş yılda bir yapılan üç ‘’Agones’’ lerin yani her çeşit oyunların nazırı olması karşılığında kendisine başta at olmak üzere sayısız ödüller verilir. Bu KİTABE , daha sonraları rum ustaları tarafından kırılarak, Şarampol semtinde İzzet Bey’in kapısında kullanılmış olduğunu sonradan öğreniyoruz. Antalya Kalesi hepimizin tahmin ettiği değil, bildiği gerçek Yerel Yöneticiler ile Ekonomik durumu iyi olanların işbirliği yaparak, ‘’ kale duvarlarını’’ sembolik duruma getirdikleri inkar edilemez. Moğollar işgal ettiği topraklardaki hertürlü yapıları yok ettiler,ancak KALE yapılarını korudular. Antalya’nın yerel yöneticileri, Moğollardan daha vahşi olduklarını belgelemiş oldular. Bu Yönetiçileri sizlerin taktirine bırakıyorum. Bu kişilere, ne derece vatan kurtaran şaban demek gerekir. Çin Seddi ile Diyarbakır Kalelerinin günümüzde de varlığını devam ettiren yerel yöneticiler ile Antalya’mızın yerel yöneticilerinin kent severliğini daha iyi anlayabiliriz. Antalya Kalesi çok farklı bir yapı özelliği gösterir. Şöyleki, Kentin korunması düzlükte yapılıyorsa, kale etrafına hendek kazılarak, içerisine su doldurulur. Kaleye saldırıya geçen düşmana karşı bir savunma ortamı yaratılır. Antalya Kalesi de düz bir alanda yapıldığına göre etrafına hendek kazılmamış. Hendek yerine, esas Kale Duvarının dışında bir başka kale duvarı yapılmış. Dış Kale Duvarı, esas kale duvarından daha yüksek ve daha az kalınlığa sahip. Perde Duvar dediğimiz duvarın genişliği takriben 2 ( iki) metre olduğunu görüyoruz. Daha açık anlatım ile, Kale’ye dışardan yapılan saldırılar ile, dış kale duvarı ince olduğundan çok çabuk yıkılacak. İşte bu yıkılan duvardan içeriye saldırılar olduğunda, karşılarında daha kalın ve dayanıklı ana duvarla karşılaşırlar. İç duvar 5 ( beş ) metre genişliğinde. Dış Duvar ile Ana Duvar arasındaki mesafe dokuz ( 9) metre kadar. İşte iki duvar arasında sıkışıp kalan düşman askerleri çok kolay bir şekilde, esas kale duvarının üstünden aşağıya yapılacak her türlü öldürücü malzemelerin altında yok olurlar. İki duvar arasında alan düşman askerlerinin dışarı çıkma şansıda olamaz. Çünkü dışardan, iki duvar arasına girmek için büyük bir hamle var. Dış Duvarın yüksekliği, içteki ana kale duvarından daha yüksek olduğundan, kale içinden, aşağıya atılan öldürücü savaş malzemeleri de uzaktan dahi görülmez. İşte bu tür kale korunma mimari savunma yöntemi bir başka kent savunma kalesinde olmadığını tahmin ediyorum. Bu arada şunu da söylemek mümkün, Kalenim kıyıları insan cesetleriyle dolu olması karşısında, yerli halk ‘’ kale duvarı eteklerinde yer alan işyerleri ekonomik yönden başarılı olamadıklarını da söylerler. Büyükşehir Belediye karşısındaki villalar, Kale Duvarlarını yok ettiler. Antalya Lisesi karşısındaki Kale Duvarları ile Dönerciler Çarşısındaki Kale Duvarları yok edildi. Sadece, Eyilik Vakfı yada ‘’ e - TV ‘’ binasını ön kısmında dış duvar ile esas Kale Duvarının çok az kısmını görebiliyoruz. Kale, liman ile FALEZ’ lerin başlanğıç kısmı üzerine kuruldu. Bugünkü ismi ‘’Tophane ismini ‘’ taşıyan yer, yine ilk kuruluş yeri olarak, Liman’ ın üst kısmında yer alıyor. Kale Kapısından iskeleye inilen merdivenli yolun batısı ile Atatürk Anıtının batısındaki iskeleye inen yol arasındaki yer İÇ KALE yer almakta. İç Kale, Limana gelmekte olan gemileri rahatlıkla görebilme olanaklara sahip. Ayrıca Kale herhangibir saldırı sonucunda İç Kale’den kurtuluş kaçmasında rahatlıkla kullanılacak bir konuma sahip. Bunun dışında, Hıdırlık Kulesinin doğusunda da Tekeli Beyleri, ikametğah olarak TEKELİ KONAKLARI kullanılıyordu. Kale’ye havadan kuşbakışı bakıldığında üç kısımda incelenebilir. 1) Yivli Minare ve külliyesini içine alan İÇ KALE, 2 ) Saat Kulesinden aşağıya inen Mermerli Bahçeye doğru inen yol ile Dönerci Çarşısında yanından ( TC Ziraat Bankası) arasından yol arasında kalan bölge. Bu bölgede Tekeli Mehmet Paşa Cami - Ambarlı Okulu ile Ahi Yusuf Külliyesi yer alıyor. 3 ) Kalenin en geniş kısmını oluşturuyor. Dönerciler Caddesi ile Ziraat Bankası arasındaki yoldan aşağı inen yoldan başlayarak, Büyükşehir Belediye karşısındaki villaların önünden geçen ve Hıdırlık Kulesine kadar devam eden bölgeyi kapsar. İçerisinde Hadrianus Kapısı - Sent Lisa Kilisesi – Korkut Camii ile Hıdırlık Kulesi yer alıyor. Kale, İskele ile Falez üstünde yer alıyor. Konumu ile Körfeze tam hakimiyeti altına alıyor.

Antalya Kalesinde bulunan ‘’Kitabaler‘’ incelendiğinde, 612 – 622 yıllarında Keykubat Bin KEYHUSREV ; 642 – 636 yılların da Keyhusrev Bin KEYKUBAT; 648 de Keykavus bin KEYHUSREV KEYKUBAT ; 674 yılında da Keyhüsrev ve KILIÇ ASLAN tarafından yönetildiği yazılı. Sultan 2.ci Beyazıt’ın Şehzadesi KORKUT SULTAN, TEKELİ Valiliğine atanmış, ancak bu görevinden memnun olmadığı belgeleniyor. Hammer’in yazılı notlarında, Barbaros’un Antalya’yı ziyaretinde şu notları görüyoruz. BARBAROS ( Hızır ) önceleri, bir gemi ile ticaret yaparken, Rodos Şövalyelerine esir düşünce, bir süre Rodos’ta kalır. Esirlikten kurtulduktan sonra Antalya da bulunan Korkut Sultan’dan izin alarak, Akdeniz de Korsanlığa başlar. İlk önce Rodos adasının etrafında bulunan Hristiyanlara ait gemileri yağmalar. İskenderiye Limanından sonra da Cerbe adasına kadar devam eder.

Kale Kapısındaki Kitabe de (Padişahın Tuğrasını taşıyan) Müşerref Eyledi Elhak Kala - i Tuğrai Sultani Munabat-ı Asarı Hayrelendirdi. Düşmanı Tavili Ömrü Nuh ile Muanmer Eylesin İlah Seni İhyası Sultanı Cihan Mahmut Hakami 1233 tarihli…..: Padişah Tuğrasını taşıyan bu Kitabı’nın kaleye konmasının, tarihçi CEVDET Bey, şöyle açıklıyor. Kayseri Hakimi Kadı Paşa; Bozkır kazası, Padişah madeni Genel Müdürü olan amcası Ali Beyin, Yeniçeriler tarafından öldürülmesi üzerine, katillerin cezalandırılması için gönderilmiş ve KADI PAŞA, katilleri yakalayarak idam ettirdi. 1217 yılında, kendisine ödül olarak ‘’ Eyalet Valiliği ‘’ ile Alanya ve İçel Sancakları Mutasarrıflığı verildi. Altı ay sonra da Vezirlikle KONYA VALİLİĞİ verildi. 13 yaşındaki oğlu Abdullah Bey’e de EYALET VALİLİĞİ Rütbesi ile ödüllendirildi.

Alemdar olayı üzerine Kadı Paşa kaçarak oğlu Alanya ve Beyşehir sancaktarı olduğundan 2.000 askeri ile birlikte oğlunun yanına gider. Osmanlı Devletinin ısrarı üzerine Kadı Paşanın ölü yada diri yakalanması için tüm yetkililere emir verilir. Antalya Bölgesinin Mütesellimi ( vergi memuru ) Hacı Mehmet Ağa bu emir üzerine 10.000 askerini yanına alarak Alanya’ya saldırır. Alanya 5 - 6 ay kuşatıldıktan sonra Kadı Paşa’yı ve oğlu Abdullah’ı ve büyük oğlu Mehmet Beyi idam ettirerek, başlarını İstanbul’a gönderdi. Osmanlı Padişah’ı Sultan Mahmut, Kadı Paşa’nın tutuklanması yerine idam edilmesine sinirlenerek, tepki gösterir. Sultan Mahmut, Vergi Memuru ( Mütesellim ) Hacı Mehmet Ağa’dan, Kadı Paşa’nın mallarının İstanbul’a gönderilmesini ister. Ancak Hacı Mehmet Ağa, Kadı Paşa’ya ait malların çok azını gönderir. Hacı Mehmet Ağa, Osmanlı Devletinin daha önce istediği askeri güç ile vermesi gereken sözleşme gereği vergi ve benzerleri vermemek gibi direniş gösteriyordu. Ancak Alanya gündeme gelmesiyle, hemen harekete geçerek, 10.000 askeriyle harekete geçmesi ve Kadı Paşa ile Oğlunu öldürerek, işi sonuçlandırır. Amaç, yeteri kadar Kadı Paşanın hazine zengini olduğunu söyleyebiliriz. Hacı Mehmet Ağa, Kadı Paşanın servetine sahip olarak, kendisini daha kuvvetli olduğunu belgeledi. Osmanlı Devleti, Hacı Mehmet Ağa’dan ,Kadı Paşa’ya ait mal varlığını istemekle beraber, Kadı Paşa ile oğlunun öldürülme olayı, elbette Osmanlı Devletini sinirlendirdiğini söyleyebiliriz. Bu davranış, Tekeli Beyliğinin ortadan kalkması gerektiğine karar verdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Hacı Mehmet Ağa’nın aşırı parasal hırsı, Tekeli Beyliğinin ortadan kalkması ve oğlu İbrahim Paşa’nın idam edilmesi gündeme getirdi, diyebiliriz. Halk deyimiyle, parasal hırs, ortaya arzu edilmeyen olayları yarattı diyebiliriz. İşte bu olayın nedenini ve yurtdışında gelişen toplumsal olaylara bakmamız gerekir. Bu konuya esas olan Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’ nın tutumu. Yunanistan’ın durumu ile Rusya – İngiltere ve Fransa’nın etkileri olaylarına minimum noktalarda olsa bakmamız gerekir. Diğer bir ifade ise, Neden Tekeli İbrahim Paşa İsyan etmek gereğini duydu. Doğu Akdenizdeki esen siyasi rüzğar, odak noktasındaki TEKELİ BEYLİĞİNİ nasıl etkilemiş olduğunu bilmeliyiz.

Kavalalı Mehmet PAŞA ( 1769 ile 1848 ) tarihleri arasında 79 yıl yaşamına bakalım. Kavalalı Mehmet Ali PAŞA 1805 yılında Osmanlı Devleti tarafından 36 yaşında MISIR VALİSİ olarak göreve başladı. Mısır, Afrika – Akdeniz için önemli bir savunma odağıydı. Kısa zamanda etkinliğini gösterdi. 1800 yılı başlarında Osmanlı sınırları içinde yer alan ‘‘Vehhabi ‘’ Kızıldeniz’in doğusunda yer alan yönetimin Ayaklanmasının bastırılmasını, Mehmet Ali Paşa’dan istenir. İsyanın bastırılması içinde, kendisine Mora ve Girit Valiliği önerilir. Ancak kendisine vadedilen Mora ve Girit Valiliği verilmeyince, elindeki kuvvetleri ile Halep – Şam ve Adana’ya kadar ilerler. Hatta Konya’daki Sadrazam Reşit Paşa’nın da ordusunu yenerek Kütahya’ya kadar ilerledi. Kavalalı Mehmet Ali Paşa bu askeri hareketlerinde elbette TEKELİ BEYLİĞİN’ den büyük destek gördü.

Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın Anadolu da ilerlemesini durdurmak için 2.ci MAHMUT, İngiltere ve Fransa’dan destek ister. Bu istem karşısında Fransa, Mehmet Ali Paşa’ya; İngitere ise Osmanlı’ya destek verir. İngiltere yapacağı destek için Osmanlı’nın arzu etmediği taleplerde bulununca, Osmanlı bunun üzerine Rusya dan yardım ister. Bunun üzerine, Boğazların RUS kontroluna geçeceği telaşı üzerine İngiltere 1833 yılında ‘’ KÜTAHYA ANDLAŞMASI ‘’ Fransa , İngiltere’nin de katkıları ile yapıldı. Bu anlaşmaya göre; Mısır – Suriye – Girit, Kavalalı Mehmet Ali Paşa’ya verildi. 2.ci MAHMUT kendisini topladıktan sonra, güçlü bir ordu ile Mısır üzerine yürüdü. Hazırlıksız yakalanan Kavalalı Mehmet Ali PAŞA, andlaşma yapmak ister. Osmanlı ile Kavalalı ‘’Londra Anlaşması’’ yaparlar. Bu andlaşma üzerine, 1845 yılında Suriye - Girit ve Adana tekrar Osmanlı Devletine geri verilir. Sadece Mısır, Kavalalı Mehmet Ali Paşa’ya kalır. Kavalalı Mehmet Ali Paşa yeteri kadar yaşlandığını kabul yederek, İstanbul’a gelir. Osmanlı Devletine bağlılığını bildirir. Bunun üzerine Kavalalı Mehmet Ali Paşa, 1848 yılında İstanbul’da idam edilir. Bu arada Osmanlı – Rus Savaşının da olduğu bir dönemi de yaşandı. Bu savaş 14.Eylül 1829 ‘’Edirne anlaşması’’ ile son bulur. Burada ki ana tema, Yunanistan’ın 24 Nisan 1830 yılında bu anlaşma ile Bağımsız oldu. Osmanlı İmparatorluğunun uç bölgelerinde iç karışıklık ve bağımsızlık girişimleri ötesinde iç bölge diyeceğimiz Anadolu’nun bazı yörelerinde de bağımsızlık için, başkaldırıları görebiliyoruz. Bunlara örnek olarak, Adana ve Payas Bölgesinde KÜÇÜK ALİOĞLU ; Milas ve Menteşe Bölgesinde İLYASOĞLU; Rize dolaylarında TUZCUĞLU; İzmir Bölgesinde KATİPOĞLU; Manisa ve çevresinde KARAOSMAN -OĞLU; Yozgat , Çorum , Ankara , Sivas , Amasya ve Tokat bu geniş bölgede ÇAPANOĞLU; Trabzon’da ÇEMŞİTOĞLU; Bilecik’te KALYONCUOĞLU; Uşak’ta ACEMOĞLU ; Isparta’da YILANLIOĞLU; Samsun ve çevresinde CANİKLİ ALİ PAŞA; Bolu’da HACI AHMETOĞLU İBRAHİM; olmak üzere Osmanlı Devletine karşı başkaldırılar olduğunu görebiliyoruz. Osmanlı Devletine karşı 12 Beylik isyan ediyor. İsyanlar, Karadeniz - Marmara – İç Anadolu ile Batı Anadolu Bölgeleri yer alıyor.

1830 Nisan ayında Yunanistan’ın Bağımsızlığının tescili, 1845 yılında Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın savaş değil ama isyanın sonunda ortaya çıkan durum ile Anadolu içindeki Beyliklerin bağımsızlığı için Osmanlı Devletine karşı giriştikleri de dikkate yerini alacak. Tekeli Yöneticileri, Mısır ile dirsek temasını sürekli sıcak tuttu. Karşılıklı olarak, birbirlerini sadece siyasi değil, ekonomik ilişkiler ana temasın temelini oluşturuyordu. Bu nedenle, TEKELİ Beyliği bağımsızlığını ele alırsak, elbette TEKELİ BEYLİĞİ’ de bu başkaldıran yada Bağımsızlık girişiminde hazırlandıklarını yaptığı bir gerçek



Dostları ilə paylaş:
  1   2   3
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə