Türk ressamları daha sonra yeni arayışlar içine girmiş ve sürrealist, naif Renkçi-Lekeci, Pop-sanat eğilimleri ortaya çıkmıştır



Yüklə 1,04 Mb.
səhifə6/18
tarix30.05.2018
ölçüsü1,04 Mb.
#52156
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   18

HULUSİ MERCAN (1913-1989)

Söğüt’te 1913 yılında doğan Hasan Hulusi Mercan, Bursa Öğretmen Okulu’ndan sonra, Güzel Sanatlar Akademisi’nde Resim Bölümü’ne girmiş, buradan 1945 yılında mezun olmuştur. Öğrenim yıllarında (1943), “Ressamların Yurt İçi Gezileri” programı gereğince Tunceli’ye gönderilmiş ve orada, çoğu zaman Hazat’a ait çalışmaları gerçekleştirmiştir. İki yıl Bursa’da, resim öğretmenliği yapan Hulusi Mercan, (1945-147), 1960 döneminde Paris’e gönderilen 10 sanatçı içinde yer almıştır. 1948-1954 yılları arasında orada Andre Lhote atölyesinde çalışmıştır. Paris’te üç yapıtı, “Sonbahar Sergisi”ne kabul edilen sanatçı, Lhote Kübizm’in etkisini çalışmalarında yansıtmıştır. Dönüşte gerçekleştirdiği “Keman” ve “Kadın” adlı yapıtlarında olduğu gibi Kübizm’in kolej ve sentetik dönemlerinin etkisi görülür. Sonradan, “Akide Şekeri Satan Kadın” vb. dikey ritimlerin üçgenlerle dengelendiği çalışmalarında, ışığın yüzeyde dağılışı ve ışık etkilerine önem vermiştir.298

Işıklı, parıltılı işleyişle izlenimciliği çağrıştırsa da, onun Kübizm’den temellendirdiği anlayışla, daima vazgeçemediği birer öğe olmuştur. Mozaik yüzey bölüntülerini hiç ihmal etmeyen bu işleyiş; İstanbul Boğazı’nı konu aldığı çoğu görünümü ve peyzaj çalışmalarını ışık ve çizgi birlikteliğinin, başarılı yorumlarını ortaya koymuştur. Kendine özel bir çalışması ve stili vardır. Mozaik tekniğini hatırlatan onun bu çalışmaları ahenklidir. İstanbul’un Ptoresk yapısı, onun tekniği ile birleşince başarılı peyzajlar doğmuştur.

Kişisel, karma ve DRHS’lerine sürekli katılan Hulusi Mercan’ın resmi ve özel koleksiyonlarda yapıtları bulunmaktadır.299




  1. Toplumsal – Gerçekçi Ressamlar:




  1. Yeniler Grubu:


NURİ İYEM (1915- )

1915 yılında doğmuştur. 1929’da Gelenbevi Ortaokulu’na yazılan, ardından da Pertevniyal ve Vefa liselerinde okuyan Nuri İyem, resim sanatına küçük yaştan beri ilgi duymaktaydı. Lise öğrenimi sırasında zaman zaman merak duygusu ile gittiği akademide, Nazmi Ziya’nın özendirmesi sonucu öğrenimini yarıda bırakarak Güzel Sanatlar Akademisi’ne kaydını yaptırmıştır.300

1933 yılında girdiği bu okulda ilk derslerini, Nazmi Ziya’dan almıştır. Önce Güran’ın, ardından da Hikmet Onat ve İbrahim Çallı’nın öğrencisi olmuştur.301

1937 yılında mezun olduktan sonra bir süre resim öğretmenliği yapmıştır. 1933 yılındaki üniversite reformu sonrasında yeniden yapılan Güzel Sanatlar Akademisi’nin Yüksek Kısmı’na katılmak üzere 1940 yılında okula dönmüştür.302

Leopold Levy’nin atölyesine girmiştir. Arkadaşları (Kemal Sönmezler, Turgut Atalay, Selim Turan, Avni Arbaş ve Mümtaz Yener) ile birlikte kurduğu “yeniler” ya da “Liman Ressamları Grubu”nun ilk ortak sergisini, akademinin Yüksek Resim Bölümü’nü bitirerek Nalbant adlı yapıtı ile, ikinci kez diploma almıştır.303

Öğrenci olaylarına karıştığı gerekçesi ile bir buçuk yıl tutuklu olarak yargılanmıştır. 1946’da Beyoğlu’ndaki bir mobilya mağazasının ikinci katında ilk kişisel sergisini açmıştır. Bu sergiyi, her yıl İstanbul’da düzenlediği başka kişisel sergileri izlemiştir. 1947’de İstanbul’da düzenlediği başka kişisel sergileri izlemiştir. 1947’de İstanbul’da özel bir resim dershanesi kurdu. 1950’de soyut resme yöneldi ve bu tür resimlerinden oluşan ilk sergisini Ankara’da düzenledi.304

Yeniler Grubu’nun dağılmasından sonra arkadaşlarının bir bölümüyle Türk Ressamları Derneği’ne katılmıştır. 1952-1955 yılları arasında İstanbul Maya Galerisi’nde üst üste kişisel sergiler açmıştır. Kuyucu Murat Paşa Medresesi avlusundaki karma sergiye katılmıştır. 1960 yıllarının başlarına kadar İstanbul belediye Sarayı’nın iç duvar resmini yapmıştır. Ayrıca, duvar resimlerinden ikisini 1969’da Ankara Ulus Çarşısı için gerçekleştirdi. İzmir Alsancak’ta bir bankanın Ankara’da Türkiye Petrolleri binasının duvarlarını resimleriyle süslemiştir.305

1946’da Uluslar arası Paris, 1956’da Venedik, 1957’de Sao Paulo iki yılda bir sergilerine, 1947’de Hollanda’daki Türk Ressamları Sergisi’ne katılmıştır. 1976’dan sonra birçok kişisel sergi açıp, 1988 yılında da, Sedat Simavi Vakfı Görsel Sanatlar Ödülü’nü almıştır.306

Unesco Sergisi’ne katılmıştır. Sanatçının, resmi ve özel koleksiyonlarda, yapıtları bulunmaktadır.307

SANATI: Nuri İyem’in figüre ve çevre gözlemine, insan sevgisine bağlı iki büyük dönemi arasına sıkışıp kalmış olan soyut resimlerini, bu sanatçının kişiliği ve oluşum evreleri açısından dikkate alma zorunluluğu bulunmakla birlikte, gerçek kimliğin figür çevresinde geliştiği ve en belirgin yapıtlarını bu alanda verdiği söylenebilir. 1940 yılında Yeniler Grubu’nun etkin bir üyesi olarak, toplumsal gerçekçi sanata yönelen ilgisi, özellikle 1960’tan sonra daha çok portre üstünde yoğunlaşan bir Batılı akım ve eğilimlerin kötü bir kopyası olmak yerine, özgün resim değerlerinden kaynaklanan yöresel bir sanatın savunmasını yapmıştır. Bu konuda kendisinin de içinde bulunduğu çağdaş Türk ressamlarına önemli görevler düştüğünü yazılarında da sık sık yer vermiştir.308

Nuri iyem yöresellik, folklorik bir resim özetinin sınırları dışında kalmıştır. Kuruluşu ön planda tutan plastik sağlamlılık, onun resimlerine diri bir duyarlılık katmıştır.309

İyem, anıtsal formlarıyla bu portreler Anadolu insanının ve özellikle kadının yaşam dramını güçlü bir duyarlılıkla sanat simgelere dönüşür. Nuri İyem söz konusu bu yaklaşımıyla kendi kuşağının toplumsal gerçeklilik adına verdiği savaşımı güçlendirmiş ve yerel konulara öncelik tanıyan, yeni bir Türk resmi yaratma çabası harcayan ressamlar arasına katılmıştır.310



  1. Doğu – Batı Sentezi Eğilimi :




  1. On’lar” Grubu :


OSMAN ZEKİ ORAL (1925- )

1925 yılında Karadeniz Ereğli’sinde doğmuştur. Hattat Kâzım Efendi’nin oğludur. İlk ve Orta öğrenimini tamamladıktan sonra Güzel Sanatlar Akademisi’ne girmiştir.311 1950’de, Akademi Yüksek Resim Bölümü’nden mezun olmuştur. Bir yıl Mısır prenseslerinden İffet Hasan’ın özel ressamlığını yapmıştır. Askerlik görevinden sonra, 1953-1966 yılları arasında Bolu Kız Öğretmen Okulu resim öğretmenliğinde bulunmuştur. Bolu Güzel Sanatlar Galerisi’nde bir yıl görev yaptıktan sonra, 1967’den itibaren Ankara Devlet Güzel Sanatlar Galerisi müdürlük görevini emekli olduğu Mayıs 1990 yılına kadar sürdürmüştür. Bu süre içerisinde de, galeride çocuklara resim kursları düzenleyerek sanat eğitimi çalışmalarına katılmıştır ve bir çok çocuğu sanata yönlendirmiştir.312

1966 yılında Tahran’da uluslar arası sergide Şeref, 34. Devlet resim ve Heykel sergisi’nde başarı ödülleri almıştır.313 Osman Zeki Oral, “On’lar” Grubu ve “Birleşmiş Ressam ve Heykeltıraşlar Birliği”nin kurcu üyelerindendir. 1973-74, 1985’de, DRHS’de ‘Başarı Ödülü’ne Tahran’daki 5. Bienali’nde (1967) ‘Başarı Ödülü’ne ve diğer yarışmalı sergilerde de birçok ödül almıştır. Oral, Karadeniz Ereğli’sinden yaptığı görünü yapıtlarıyla tanınmaktadır. Çalışmalarında; dingin deniz kıyılarının, huzur dolu sessizliğini ve görüntülerini dile getirmiştir. Güçlü bir desene sahip olan sanatçı, biçim ve renk uyarlamasında, gerçeğin özgün yorumlarını ortaya koymuştur. Renkleri parlak grilerle kullanmayı yeğlemiş ve gerçekçi doğa görünümlerini yöresel eğilimde vermiştir. Eserlerinde Rönesans öncesi anlayışında Primitif Konstrüksion inşa görülmektedir.314

İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nde, Milli Kütüphane ve Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü koleksiyonları başta olarak bir çok resmi ve özel koleksiyonlarda yapıtları bulunan sanatçının tek eleştirilebilecek yanı sanat çalışmalarına yeterince zaman ayırmayışı ve az ürün vermesidir.315



B. 1950’den Sonraki Gelişim İçinde Yer Alan Sanatçılar :


  1. Soyut anlayışta ürün veren sanatçılar :




  1. Geometrik – soyut sanatçılar :


ADNAN ÇOKER (1928- )

1928 yılında İstanbul’da doğmuştur. İlk ve orta öğrenimini tamamladıktan316 sonra 1944’te Güzel Sanatlar Akademisi’nde öğrenim görmüştür. (Zeki Kocamemi’nin atölyesinde çalışmıştır.)317 Adnan Çoker, o yıllarda kısa bir süre “çizgi resim” çalışmaları yapmıştır. Akademi yarışmalarında çeşitli ödüller almıştır. Akademinin Yüksek Resim Bölümü’nü bitirip, askerlik görevini yaptıktan sonra, Ankara ve İstanbul’da desinatör ve haritacı olarak çalışmıştır. 1953’te Ankara’da, “Sergi Öncesi” adı altında açtığı ilk kişisel sergisini, 1954 yılında Ankara’da 1955’te İstanbul’da açtığı sergiler izlemiştir.318

1955 yılında açılan Avrupa yarışmasını kazanarak, Paris’e gidip, 1956-57 yıllarında André Lhote’un, 1957-60 yıllarında da Henri Goetz’in atölyelerinde çalışmıştır. Bu arada İspanya, Belçika ve Hollanda müzelerinde araştırmalar yapmıştır. Ayrıca İtalya ve İsviçre’de meslek eğitimine ilişkin incelemelerde bulunmuştur.319

1960’ta Türkiye’ye dönünce, Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Resim Bölümü’ne asistan olmuştur. 1961’de resimleri İstanbul Alman Kültür Merkezi’nde “Paris Çalışmaları” adıyla sergilenmiştir. Aynı yıl Viyana, Münih ve Venedik’te araştırma gezileri yapmıştır. Akademide seyirci önünde, öğrencilerle birlikte, müzik eşliğinde resim gösterileri düzenlemiştir. 1961’de İstanbul Festivali Resim-Heykel Sergisi’nde ve 1962’de 23. Devlet Sergisi’nde birincilik ödülleri almıştır. 1962 yılında guaş resimleri ile bir sergi açmıştır.320 1963 yılında dört ressam arkadaşı ile Mavi Grup’u kurmuşturlar. Bir yıl sonra Fransa’dan aldığı bir bursla yeniden Paris’e giderek Hayter Atölyesi’nde gravür etütleri yapmıştır. Goetz Akademisi’nde Vedova Atölyesi’nde sürdürmüştür. 1966’da Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Resim Bölümü öğretim üyeliğine atanmış ve aynı yıl kolajlarıyla bir sergi düzenlemiştir.321

1968’de Budapeşte’de açılan Türk Grafik Sanatı Sergisi komiseri olarak Macaristan’a gitmiştir. 1970’e doğru sanatında yeni bir dönem başlayan Adnan Çoker, Bu dönem çalışmalarını “Siyah Resimler” ve “Siyah Simetri” adını verdiği iki ayrı sergiyle (İstanbul) gösterdi: Yağlıboya, pastel, gravür, asamblaj ve akrilik tekniklerini uyguladığı bu resimlerin gösteriminde, elektronik müzikten yararlanmıştır. 1973 DYO Sergisi’nde başarı, 1976’da İskenderiye iki yılda bir sergisinde ikincilik ödülü almışlardır.322

1983-85 arasında MSÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü Başkanlığı yapıp, 1990’da 3. Asya-Avrupa Sanat Bienali’nde Dostluk, Barış ve Sanat ödülünü kazanmıştır.323



SANATI: Adnan Çoker’in sanatı iki döneme ayrılmaktadır. 1970 öncesi, 1970 sonrası. 1970 öncesi dönemin resimleri, genellikle soyut anlatımcılığa dayanır. 1970 sonrası dönemin resimleri özgür renkçiliğin şematik biçimlere, net ve geometrik, hacimsel bir soyutçuluğa dönüştüğü görülür.

Geleneksel Türk mimarlığının iç uzam kavramsallığından yola çıkarak, bu kavramın esinlendirdiği gizemsel anlamı, soyut bir hacim anlayışı ile bağdaştırmaya çalışırken Adnan Çoker’in bakışımlılığı temel alan bu tür resimlerinde, anlatısallık ve yücelik, bir denge ve huzur uyumu ile bütünleşmiştir.324

Osmanlı ve Selçuklu anıtsal mimarlığının, iç uzamı dış dünyaya açan sivri kemerli kapı ve pencere motifinden yola çıkarak oluşturulan uyumu, sanatçının deyimi ile “kalıp biçim’e” dayanmaktadır.

Pembe, mor ve siyah tonların yalın uyulmasını temel alan bir arıklaşma ilkesinden hareket eder.

Işık, bu resimlerde, geleneksel mimarlığın yapı özelliğinden çıkarılmış bir öğedir. Siyah rengin “mutfak”, tarafsız” ve “edilgen” etkisi, bir yorum vurgusunun eşliğinde ele almıştır.325


CEMAL BİNGÖL (1912-1993)

Erzurum’da doğan Cemal Bingöl, ilk ve orta öğrenimi sırasında resme karşı içten bir ilgi duymuştur. Bu sıradaki çalışmalarını Hoca Ali Rıza beyin albümleri yardımı ile yürütmüştür.326 Erzurum Öğretmen Okulu’ndan sonra, 1936 yılında Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş327 Bölümü’nden mezun olduktan sonra sanata gerçek anlamda sarılan Bingöl’ün bundan sonraki çalışmaları impresyonist alanda olmuştur. Daha sonra, yeni akımların etkisi altında çalışmaları bu yola yönelmiştir.328 Öğretmen Okulu’nda Saim Özveren ve Eşref Üren’in öğrencisi olmuştur. Gazi Eğitim Enstitüsü Malik Aksel’in ilgi ve desteğini görmüştür. 1937-44 yılları arasında resim pedagojisi üzerine çalışmıştır. Yozgat’ta resim öğretmenliği döneminde, öğrencilerin resim çalışmalarını, Ankara’da İngiliz Kültür Derneği’nde sergilemiştir (1942).

Türk ve İngiliz basınında , büyük ilgi gösterilen sergi, aynı yıl Londra’da Yozgat Okulu’ndaki öğrencilerin resimlerini sergilemiştir (1943). Bu sergi, sanatçının tanınmasına olanak sağladığı gibi, özellikle çocuk resimleri üzerinde kuramsal çalışmalar ağırlık vermiştir. “Resim Nedir?” adlı kitabı, bu görüşlerin ürünüdür (1975).329

Cemal Bingöl, ilk çalışmalarında, izlenimci anlayışta portre, peyzaj ve figürlü kompozisyonlar ile yöresel halk efsanelerini içeren simgesel düzenlemeler yapmıştır. Yağlıboya ve pastel tekniklerdeki bu eserleri 1947’de Ankara ve Erzurum’da açtığı ilk kişisel sergilerinde ortaya koymuştur. 330

1949 yılında Paris’e giden sanatçı, orada Andre Lhote Atölyesi’nde bir yıl çalışmıştır. Lhote’un kübist anlayışta, çizgi ve rengin kullanımı, Bingöl’ün kesin geometrik biçimlerle düzenlemeler yapmıştır. Paris’te geometrik-soyut araştırmalarını, Türkiye dönüşünde de sürdürmüştür. Salt geometrik ve düz renkli yatay-dikey doğruların birbirini dengelediği düzenlemeler gerçekleştirmiştir. Kolajlardan oluşan sergisini 1953’te Ankara’da açmıştır. Böylece, Türk resminde Geometrik-Soyut anlaşışın öncü sanatçılarından biri olmuştur. Bingöl bu soyut anlatımında, Türk hat sanatının tanınmış Ahmet Karahisari’nin elini kaldırmadan resim yapma yöntemini, benimsediğini belirtmiştir. 1955’te Kocaeli’ne yaptığı inceleme gezisinden sonra, 1956’da “Türkü Resim” adını verdiği halk ve türkülerinden esinlendiği bir dizi resim yapmıştır. 1961 yılında Ankara’da kurulan “Siyah Kalem” Grubu kurucu üyeleri arasında yer almıştır. 1963-1967 yıllarında Ankara Devlet Güzel Sanatlar Galerisi Müdürlüğü görevini yürütmüştür. Bingöl 1975’te “Leda” resmi gerçekleştirmiştir. DRHS’lerinde 1965’te ikincilik, 1979’da da Başarı Ödülü’ne değer görülmüştür.

Cemal Bingöl, Türk resminde Geometrik-Soyut sanat anlayışının, önde gelen usta sanatçılarımızdandır. Çeşitli resmi ve özel koleksiyonlarda yapıtları bulunmaktadır.331



SABRİ BERKEL (1906-1993)

Yugoslavya’da Üsküp’te doğmuştur. 1927’de buranın Sırp-Fransız Okulu’nu bitirmiştir. Belgrad Güzel Sanatlar Okulu’nun hazırlık bölümünden diploma almıştır. 1929-1935 yılları arasında Floransa Güzel Sanatlar Akademisi’nde Felice Corena’nın atölyesinde çalışmıştır. Aynı akademide iki yıl süreyle fresk ve gravür etüt etmiştir. 1935’te Türkiye’ye gelmiş ve aynı yıl Güzel Sanatlar Akademisi salonunda ilk kişisel sergisini düzenlemiştir. İki yıl Ankara’da, bir yıl İstanbul’da resim öğretmenliği yaptıktan sonra, 1939’da akademiyi yeniden düzenlemek için çağrılan Leopold Levy’nin isteği üzerine, akademinin gravür atölyesi asistanlığına geçmiştir.332

Müstakiller Grubu’nun üyesi olarak ilk devlet sergisine katılmıştır. 1941’de D Grubu sergisinde görünmüştür. 1945-63 yılları arasında devlet sergilerine düzenli olarak resim vermiştir. 1947’de Milli Eğitim Bakanlığı tarafından basımevlerinde araştırma için Paris’e gönderilmiştir. Burada bir süre Lhote’un derslerini izlemiştir. İngiltere, İtalya, ve İspanya’da araştırmalar yapmıştır.333 Yurt içi sergilerine katılmıştır. 1949-1974 yılları arasında, akademide Dekoratif Sanatlar Bölümü galeri öğretmenliği yapmıştır.334 1951’den başlayarak soyut geometrik arabeskler yapmıştır. 1954’te AICA (Uluslar arası Sanat Eleştirmenleri Derneği)’nin düzenlediği “istihsal” konulu ödülü sergiye “Ege’de Tütün” adlı tablosu ile katılmıştır. 1955’te kaligrafik soyut kompozisyonlara yönelmiştir. 1961’de 22. devlet sergisinde “Kompozisyon No.1” adlı yapıtı ile birincilik ödülünü almıştır. 1964’te Avrupa’da düzenlenen Çağdaş Türk Sanatı sergilerine resim vermiştir.335

1965-69 yılları arasında Akademi Yüksek Resim Bölümü Başkanlığı yapmıştır. 1977’de İstanbul Resim-Heykel Müzesi Müdürlüğü’ne atanmıştır. 1981’de “Altın Palet” ödülünü kazanmıştır. Türk resminin müze resminden kurtarılması ve modern bir kişiliğin kazanmasına amaç olarak gören Berkel, 60 yıllık sanat çalışmalarıyla Türk resminde çağdaş sanat resmine katkıda bulunmuştur. Ve önde gelen sanatçılarımızdan biri olmuştur.336



FERRUH BAŞAĞA (1915- )

İstanbul’da doğan Ferruh Başağa, ilk öğrenimini İstanbul’da, orta öğrenimini de Banyo Luka’da (Yugoslavya) Sarajevo’da Teknik Okulu’nda tamamlamıştır. 1935’te İstanbul’a yerleşen sanatçı, Güzel Sanatlar Akademisi’ne girmiştir (1936). Burada Nazmi Ziya Güran, Zeki Kocamemi ve Leopold Levy atölyelerinde çalışmıştır. 1940’da mezun olmuştur.337

1940’ta kurulan yeniler gurubu ressamlarının 1941’deki ikinci sergisine katılmış ve sonraki sergilerine düzenli olarak resim vermiştir. ‘MRHB’, 1941’de ‘Yeniler’ Gurubu’na katılmış ve 1950’de de “Türk Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği’nin kurucu üyeleri arasında yer almıştır. 1950 yıllarının başında soyut denemelere girişmiş ve Yeniler Grubu’nun etkinlikleri dışında, bağımsız çalışmayı yeğlemiştir. (1945-1950 döneminde bir tür soyut-figüratif anlayışa yer vermişken, tuvallerin figürü iyice ayıklayarak soyut ve süslemeci bir anlayışı benimsemiştir.)338

Resim yapmanın yanı sıra, 1950 yıllarından sonra çeşitli teknikleri deneyerek vitray mozaik, fresk ve seramik çalışmalarını yoğunlaştıran Ferruh Başağa, 1951-1952 yıllarında İbrahim Çallı, Nurullah Berk, Cemal Tollu ve Mahmut Cuda ile Türk Ressamlar Derneği’ni kurdu (ama dernek kısa süre sonra kapanmıştır). 1950’de Devlet Resim ve Heykel Sergisi birincilik ödülünü kazanmıştır. 1946-1947’de İngiltere’de düzenlenen Türk Sanatı sergisine katılmıştır. 1948’de Amsterdam’da, 1957’de Edinburgh’ta, 1958’de New York’ta kişisel sergiler açmıştır.339 1961’de Sao Paulo ve Venedik iki yılda bir sergilerine resim vermiştir. 1963’te Avrupa’nın başlıca merkezlerinde gezdirilen Çağdaş Türk Sanatı sergisine katılmıştır. 1985’te Ankara’da gerçekleştirdiği retrospektif sergiyle, Sedat Simavi Vakfı Görsel Sanatlar Ödülü’nü almıştır.

Ferruh Başağa’nın duvar uygulaması olarak yaptığı çalışmaların başlıcaları İstanbul Belediye Sarayı, Heybeliada Deniz Harp Okulu ve İzmir Efes Oteli’nde yer almaktadır.340

Soyutlama anlayışı: Ferruh Başağa Türk soyut resimlerinde gelişmenin öncülerindendir. Önceleri bir ölçüde doğadan esinlenen soyutlamacı girişimler deneyen sanatçı, zamanla doğayı anımsatıcı ve motifleri bütünüyle bırakıp, yalnızca soyutlamaya yönelik bir anlayışta karar kılmıştır. Başağa’nın yapıtlarındaki bu anlayışın, daha başlangıçta, geometrik nitelikli bir soyutlama çabasından kaynaklanmıştır. Resimlerinden renk kuşaklarının birbirini enine ve boyuna kestiği dekoratif yüzeyler üstünde, açık-koyu dengesine dayalı saf ve uyumlu bir kompozisyon düzenine, yumuşak bir geometrik eşlik etmektedir.341

Ferruh Başağa’nın 1952’den sonra, mozaik ve seramik tekniklerinde gerçekleştirdiği duvar resimleri ile vitray ve röliyef çalışmaları, 16 büyük resmi ve özel kuruluşta yer almaktadır.

1940’dan sonra Halkevleri; 1946’dan sonra uluslar arası sergilere ve 1975’e kadar sürekli DRHS’ne katılan sanatçı, 1940’ta Halkevleri; 1949’da DRHS’nde 1. Ödülünü almıştır. 1985’te de Sedat Simavi Vakfı Sanatlar Ödülü’ne değer görülmüştür. Resmi ve özel koleksiyonlarda yapıtları bulunmaktadır.342


b. Dışavurumcu–soyut sanatçılar :
NEJAD MELİH DEVRİM (1923- )

Nejad Devrim İstanbul’da doğmuştur. Dedesi tanınmış devlet adamı ve tarihçi Şakir Paşa’dır. Bu aileden bir çok sanat ve düşünce adamı yetişmiştir. Türk resminde Soyut – Dışavurumcu anlayışta uluslar arası üne kavuşmuş Fahrel Nissa Zeid’in (prenses) oğlu olan Nejad Devrim, Gravür sanatçısı Aliye Berger ile gazeteci-yazar Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın (Halikarnas Balıkçısı) yeğeni, seramik sanatçısı Füreya Koral’ın kuzenidir. Böyle köklü ve sanatçı bir aileden gelmiş olması, Nejad Devrim’e yeteneğini geliştirme ortamı sağlamıştır.343

1942’de İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nin resim bölümüne giren devrim önce Bedri Rahmi Eyüpoğlu, sonra Zeki Kocamemi-Nurullah Berk atölyelerinde çalışmıştır. Annesinin sergilerine katıldıktan sonra, 1944’te bu resimleriyle ilk kişisel sergisini açmıştır. 1946’da burslu olarak gittiği Paris’teki ilk sergide Fransız basınından da övgüler almıştır.344 Devrim’in resimlerine esin kaynağı olan bu değerler, o yıllarda Türk sanatının kaynaklarını araştıran sanatçılara sarıldığı yeni değerlerdir. Hat sanatının akışkan çizgisel anlatımını inceleyen Nejad Devrim, Ayasofya ve Ravenna’daki Bizans mozaiklerine, gotik mimarinin ünlü katedrali Chartes’in vitraylarına ve İtalyan primitiflerine özel bir ilgi ile eğilmiştir. Bütün bu değerlerin Nejad Devrim’in duyarlılığından ve yeteneğinden geçen sentezleri, 1946’dan itibaren yaptığı soyut resimlerine yansıtmıştır.345

1950 yıllarının sonlarına doğru “action painting”in etkisi altında kalmıştır. Kitap ressamlığı alanında ciddi denemelere girişerek Fransız yazarlarının (Tristan Tzara, Paul Eduard) bazı eserlerini resimlemiştir. İtalyan okulunun çağdaş sanatçılarına ilgi duyarak, uzun süre çalışmalarını bu yönde yoğunlaştırmıştır. Marinetti, Russola gibi İtalyan fütüristleri doğrultusunda çalışmıştır; soyut resmi, bir teknik, özgün bir yol olarak savunmuştur. Sergileri üstüne batı basınında, çıkan yazılarda, resminin şiirsel soyuttan başlayarak, ABD’nde yaygınlık kazanan “action painting”e, Delaunay ve Kırchner’in renk coşkunluğuna kadar uzanan geniş ve alana bağlı olduğu belirtilmiştir. Bütün bu denemelerin, kendine özgü soyut kaligrafisi içinde Nejad Melih Devrim’e bir olgunluğa erişme olanağı sağladığı üstünde durulmuştur.346

Paris’e gittikten sonra ilk sergisini 1947’de Galeri Allard’da düzenleyen, daha sonraki yıllarda Londra, Brüksel, Kopenhag, New York ve Pekin’de ard arda sergiler açan, 1965’te İstanbul Türk-Alman Kültür Derneği’ndeki sergisine, yeni dönem resimlerinin bir bölümünü getiren, 1981 ve 1982’de İstanbul ve Ankara’da yeni sergileri açılan, başta Michel Seuphor’un Soyut Sanat Sözlüğü olmak üzere G. Boudaille, G. Diehl, R. Nacenta, P. Courthion, gibi batılı sanat tarihçisi ve eleştirmenlerin kitaplarında, sanatı üstüne çeşitli yorumlar yer alan Nejat Melih Devrim’in 1950 yıllarında ve biraz önceki dönemde geliştirdiği resimler, bir ölçüde sanatın geleneksel ve akademik kurallarına saygılı, daha çok da portre etkinliğine bağlı anlatımcı ve renkçi bir anlayışı içermiştir.347

Sanatçının, Türkiye’de ilk soyut denemelerin yapıldığı yıllara rastlandığından, Nejat Devrim adı, aynı zamanda Türk resminin soyut çizgideki eğilimlerini de kapsamaktadır.348

Özellikle 1960 yıllarında İspanya, Mısır ve İstanbul’da yaptığı gezilerden sonra coşkulu renk kullanımı ve fırça vuruşları ile soyut dışavurumculuğu lirik anlatımda birleştirmiştir. 1970’lerde resimlerinde lirizm etkisini daha da artırmıştır. Bu dönemde Devrim geniş ve yuvarlak fırça vuruşları ve lekeci bir yaklaşım ile çalışmıştır. 1948’den başlayarak Paris’te Salon de Mai (Mayıs Salonu) ve Realites Novvelles (Yeni Gerçekler) sergilerine katılmış ve çok sayıda kişisel sergiler açmıştır. İki yapıtı Paris Modern Sanatlar Müzesi’nce satın alınmıştır.


Yüklə 1,04 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   18




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin