2. ÜNİte biLGİ felsefesi (EPİstemoloji)



Yüklə 70,29 Kb.
tarix03.08.2018
ölçüsü70,29 Kb.
#66944

2. ÜNİTE

BİLGİ FELSEFESİ (EPİSTEMOLOJİ)

BİLGİ NEDİR ? Bilgi, bilen özneyle (suje – insan), bilinen (obje – nesne) arasında kurulan bağ sonucu ortaya çıkan üründür.



Suje objeye yönelirken duyu organları yanında ‘’algılama’’, ‘’düşünme’’, ‘’anlama’’ ve ‘’açıklama’’ gibi çeşitli bağlar (akt) kullanılır. Bu bağlara bilgi aktları denir.



Algı aktı: ile çevremizi tanır nesnelerin sırasını, rengini, kokusunu, sesini tanırız.

Düşünme aktı: Hem somut, hem soyut (sayılar, kavramlar) dünyayı içine alır. Düşüncenin birçok türü vardır. Genelleme, hatırlama, karşılaştırma, soyutlama gibi.

Anlama aktı: Bir şeyin yalnız dıştan değil, kendi içinden kavrama, bir şeyin özünü, anlamını tanımadır. Bir sanat eserini, bir dili, yüz ifadesini, bir felsefesi görüşü ve bir tarih çağını anlamamız bu aktla mümkündür.

Açıklama aktı: Öznenin nesne hakkında edindiği bilgileri, nedenleri, gerekçeleri veya kanıtlarıyla adım adım anlaşılmasını sağlar. Yağmurun nasıl yağdığını kavramak gibi.

BİLGİ TÜRLERİ

1-Gündelik Bilgi (Emprik bilgi – Deneye Dayalı Bilgi): Dış dünyayı, duyu oranları yoluyla algılayarak elde ettiğimiz bilgidir. Geçerliliği ve doğruluğu kişisel tecrübeye dayanır. Bu bilgi olayların nedenlerini açıklamaz ama hayatı kolaylaştırır. Örneğin; nane, limon soğuk algınlığına iyi gelir. Ayvaların bol olması kışın sert geçeceğine işarettir. Kara kedi görmek uğursuzluk getirir vb. Gündelik bilgi yöntemsiz ve sistemsizdir. Mantıksal tutarlılığı yoktur, özneldir, kesin sonuçlar içermez.

2-Dini Bilgi: Dini bir kutsala inanan, o kutsalla ilgili olan inanç, ibadet ve ayinlerden oluşan sistemdir. Dinsel bilgiye göre özne ile nesne arasındaki bağı sağlayan imandır, inançtır. Dini bilgi eleştiriye kapalıdır yani dogmatiktir, yöntemi sezgidir. İnsan eylemlerini düzenleyen kurallardan oluşur. Metafizik açıklamalara dayanır, kaynağı ilah (Tanrı)dır.

3-Teknik Bilgi: Doğadaki nesneleri, bir amaca yönelik olarak insanların yararı için araç haline getirmektir.Teknik bilgi insan yaşamını kolaylaştırmayı amaçlar. Teknik bilgi bilimlerden pratik alanda yararlanmayı sağlar. Doğaya egemen olmamızı sağlar. Araştırma yöntemi ve bakış açısı bilimle aynıdır. Evrenseldir. İnsan hayatını kolaylaştırır. (Telefon, uçak, bilgisayar, otomobil v.s.) Yarar amaçlıdır.

4-Sanat Bilgisi: Sanat, güzeli arama, bulma veya güzeli yaratma anlamında gelen bir etkinliktir. Sanat, yaratıcı hayal gücüne dayanır. Sanat öznel (subjektif) bir etkinliktir. Ortaya konan sanat eserleri tek ve orjinaldir. Somuttur. Amaç güzele ulaşmaktır ve evrenseldir.

5-Bilimsel Bilgi: Doğada olup bitenleri neden - sonuç ilişkisi içinde, belirli yöntemler kullanarak, sistemli, tutarlı, genel – geçer bir biçimde açıklayan bilgi türüdür. Bilimsel bilginin alanı oldukça geniştir. Bilim evreni, doğayı, insan ve toplumu her yönüyle ele alır ve araştırır.

Bilimsel bilgi konu ve yöntemine göre üçe ayrılır.

a-İnsan Bilimleri(Sosyal Bilimler): Psikoloji, sosyoloji, antropoloji, tarih.

b-Doğa (Pozitif) Bilimler: Fizik, kimya, biyoloji…

c-Formel (ideal) Bilimler: Matematik, mantık.



Bilimsel Bilginin Özellikleri

1-Olgusaldır: Bilimin konusunu doğrudan ya da dolaylı olarak gözlenebilenler oluşturur. Bilim kendisine, somut, fizik, yasaları ile açıklanabilen olguları konu edinir.Örnek: yağmur nasıl yağar ?

2-Akıl ve Mantık ilkelerine dayanır: Olayları akla dayalı olarak açıklar. Açıklamalar mantıksal düşünme ve çıkarım kurallarına uygun olup, çelişki içermez.

3-Nesnel (Objektiftir): Kişisel ya da toplumsal duygu ve düşüncelerden bağımsızdır.

4-Eleştiricidir: Araştırma bulguları, sonuçları her türlü sorgulamaya, irdelemeye açıktır.

5-Genelleyicidir: Bilim özel bir olayı değil, aynı türden olaylar grubunu açıklayabilmek için yasalara ulaşmaya çalışır.

6-Seçicidir: Her bilim dalı kendi konu kapsamında belirlemiştir ve sadece kendi alanına giren konuları inceler.

7-Evrenseldir: Bilim gerek yapılırken gerekse elde ettiği bilgilerde bakımından insanlığın ortak malı ve mirasıdır. Kullanım ve üretim süreci açısından hiçbir ulusun tekelinde değildir.

8-Neden – sonuç ilişkisine dayanır (Deterministir): Bilimin amacı, doğadaki düzeni neden – sonuç ilişkisi içinde açıklamaktır.

9-Sistemli ve düzenlidir: Bilimsel bilgi rastgele elde edilen bir bilgi türü değildir. Bilim, bilimsel yöntem denilen belli aşamalardan geçirilerek elde edilen bilgi türüdür.

10-Öngörü (Öndeyi) sağlar: Bilim elde ettiği sonuçlarla, gelecekte olabilecek olayların tahmin edilmesini sağlar.

11-Tekrarlanabilir: Bilimsel bilgi aynı koşullarda aynı sonucu vermelidir. Yapılan deney ve gözlemler tekrarlanabilir olmalıdır.

12-Yüksek olasılıklı değere sahiptir: Doğrulanabilme ve yanlışlanabilme özelliğine sahiptir. Bilimde yüzde yüz doğru yoktur. Bilimde bir doğru, aleyhine bulgular oluşana dek doğru kabul edilir. (Bu madde için bazı kaynaklar ’’bilimsel bilgi kesindir ’’ ifadesinin kullanıldığı unutulmamalıdır.)

13-Birikerek ilerler: İlk bilimsel bilgilerden günümüze kadar gelen bilimsel bilgiler birikerek gelmiştir. Her defasında biraz daha ileriye götürülerek ilerlemiştir.



FELSEFENİN DİĞER ALANLARLA İLİŞKİSİ

1-Felsefe ile Bilim arasındaki farklar.

Felsefi Bilgi Bilimsel Bilgi

-Öznel.(Subjektif)dir. -Nesnel(objektif)dir

-Genel-geçer değildir. -Genel-geçerdir.

-Deneye dayanmaz. -Deneye dayanır.

-Yığılgandır.(kümülatif) ama ilerlemez. -Yığılır ve ilerler.

-Olması gerekeni inceler. -Olanı inceler.(olgusaldır.)

-Var olanı bir bütün olarak inceler. -Var olanı parçalara böler.

-Sorular cevaplardan daha önemlidir. -Cevaplar sorulardan daha

önemlidir.



Felsefe ve Bilimin ortak yönleri.

-Akla ve mantığa dayanır. -Sistemli ve tutarlıdır. -Evrenseldir.

-İnsanın merak ve hayretten doğarlar.

-Amaçları doğruya ulaşmaktır. -Eleştiri ve sorgulamaya dayanır.

-Yaratıcılığa dayanır. –Temellendirmeye dayanır.

2-Felsefe ile Din arasındaki farklar.

Felsefi Bilgi Dinsel Bilgi

-Eleştiricidir. -Eleştiriye kapalıdır.Dogmatiktir.

-Akla ve mantığa dayanır. -İmana ve inanca dayanır.

-Kaynağı insan-toplum ve evrendir. -Kaynağı ilahidir.(Tanrıdır).

Felsefe ile Din arasındaki ortak noktalar.

-İnsanı, toplumu ve evreni anlamaya ve açıklamaya çalışırlar.



3-Felsefeyle Sanat arasındaki farklar.

Felsefi Bilgi Sanat Bilgisi

-Akıl ve mantık ilkelerine dayanır. -Hayal gücüne dayanır.

-İnsanın eleştirme ve düşünme -İnsandaki güzellik ve beğeni

gücünü arttırır. duygusunu geliştirir.

- Ürünleri düşünseldir. -Ürünleri somuttur.

-Amaç doğruya ulaşmaktır. –Amacı”güzel”i ortaya koymaktır

DOĞRULUK VE GERÇEKLİK

GERÇEKLİK (Realite): Somut olarak var olan her şeydir yada insan bilincinden bağımsız olarak var olandır. Gerçeklik bir iddianın konusu olan şeydir.

DOĞRULUK (Hakikat): Bilginin nesnesi ile örtüşmesidir. Yani bir ifadenin nesnesine uygunluğudur.

Sadece bilimin önermeleri için kullanılan doğruluk ve gerçeklik kavramlarını birbirleriyle karıştırmamak gerekir. Doğruluk bir önermeyle ilgilidir. Gerçek olma veya olmama ise önermenin konusu olan şeyle ilgilidir. Mesela ‘’Dünya’’ gerçektir. ‘’Dünya, Güneşin etrafını 365 günde dolaşır.’’ifadesi ise doğrudur. Bir olgu doğru ya da yanlış olamaz. Sadece bir önerme doğru veya yanlış olabilir. Gerçeklik bize insan zihninden bağımsız olan şeyleri gösterir. ‘’Güneş tutulması’’, ‘’Dolu yağması’’, ‘’Mars gezegeni’’ için doğru diyemeyiz bunlara gerçek denir. ‘’Bu gün dolu yağdı’’, ‘’Ayın beşinde Güneş tutulacak’’ yargıları için doğru denilebilir.Ancak bir yargı gerçeği olduğu gibi yansıtıyorsa doğrudur.

Felsefede doğru bilgi, yanlış bilgi yoktur. Felsefede doğru bilginin ölçütü tutarlılıktır. Tutarlılık: Zihindeki tasarımın, kendinden önce gelen bir tasarıma uygun olması bilginin tutarlı olmasının göstergesidir.

Bilimde bilgilerin doğruluğunu, felsefede ise bilgilerin tutarlılığını kanıtlamak için temellendirmeye başvurulur. Temellendirme: Bilim yada felsefeye ait bilgilerimizin nelere dayandıklarını belirtmektir.

Bilim önermelerini doğru-yanlış, felsefe ise tutarlı-tutarsız olarak değerlendirilir.

BİLGİNİN DOĞRULUK ÖLÇÜTLERİ

Bir bilginin doğru olduğunu nasıl anlayacağız? doğruluğunu ne ile test edeceğiz? Bu soruya felsefede verilen cevapları birkaç grupta toplarız.

1-Uygunluk: Düşüncenin nesnel gerçekle uyuşmasıdır. Eğer nesne hakkında ileri sürdüğümüz önerme, yargı, yada fikir nesneyle uyuşuyorsa doğru, uyuşmuyorsa yanlıştır.

2-Tutarlılık: Bir önermenin tutarlılığı, aynı konuda daha önce öne sürülenlerle çelişmemesi durumudur. Bu ölçüte göre önermenin tek başına doğruluğu önemli değildir; bir bütün içinde diğerleriyle çelişmemesini ifade eder.

3-Temel Uzlaşım: Bu ölçüte göre herkesin veya çoğunluğun kabul ettiği bilgiler doğrudur.

4-Apaçıklık: Bir bilginin hem açık ve seçik, hem de kuşku duyulmayan bir açıklıkta olması durumudur. Böyle bilgiler sezgisel kavrama ve akıl yürütme ile elde edilir.



Açık Bilgi: Bir bilgi yada düşüncenin, bir bütünlük içinde tutarsızlık içermeden kavranmasıdır. Örneğin diş ağrısının bilinmesi ve açıkça hissedilmesidir.(İnsanın adele,karın ve baş gibi organları da ağrıyabilir.Ancak diş ağrısı açıkça belirtilmiştir.)

Seçik Bilgi: Bir bilginin başka bir bilgi yada düşünce ile karıştırılmaması durumudur. Örneğin hangi dişin ağrıdığının bilinmesi gibi.

5-Yararlılık: Bir bilgi uygulanabilirse yararlı, tatmin edici sonuçlar veriyor veya bir problemi çözebiliyorsa doğrudur. Buna pragmatizm denir. Pragmatistlere göre bir bilgi yararlı olduğu sürece değerlidir ve doğrudur.



Bilgi Felsefesinin Temel Problemleri

Bilgi nedir? Sorusunu temel alan felsefe dalına Epistemoloji veya bilgi felsefesi adı verilir. Yunanca Episteme (bilgi), Logos (söz, yasa, kelime, bilim) kelimelerinin birleşmesinden oluşur, bilgi bilimi yada bilgi kuramı anlamına gelir.

Epistemoloji insan bilgisinin yapısı, imkanı, kaynağı, ölçütleri, sınırları ve değerini inceler.

Bilgi felsefesinin temel problemlerini dört alanda toplayabiliriz.

1-Bilginin imkanı 2-Bilginin ölçütleri 3-Bilginin değeri

4-Bilginin kaynağı



Bilginin imkanı ile ilgili sorular: Genel geçerliliği olan doğru bilgi mümkün müdür? İnsan doğru bilgi elde edebilir mi?

Bilginin kaynağı ile ilgili sorular: Bilgi nasıl meydana geliyor? Bilgiyi meydana getiren etkenler nelerdir? Bilginin kaynağı nedir?

Bilginin ölçütleri ile ilgili sorular: Doğru bilginin ölçütleri nelerdir? Genel-geçer doğru bilgi var mıdır?

Bilginin değeri ile ilgili sorular: İnsan neyi ne kadar bilebilir? İnsanın bilgisi sınırlı mı, sınırsız mıdır?

DOĞRU BİLGİ MÜMKÜN MÜDÜR?

Doğru bilgi mümkün müdür? Sorusuna birbirine karşıt iki cevap verilmektedir.

1-Doğru bilginin mümkün olmadığını öne süren sofistler ve septikler(şüpheciler).

2-Doğru bilginin mümkün olduğunu savunan dogmatistler.

Dogmatizm, bilgi kuramı dışında başka anlamda da kullanılır. Bu anlayışa göre bazı ilke ve öğretileri eleştirmeden kabul eden kimselerin tutumunu dile getirir.

DOĞRU BİLGİ MÜMKÜN MÜDÜR?
Doğru bilgi mümkün değildir. Doğru bilgi mümkündür.(Dogmatikler)
-Sofistler Doğru bilgi mümkünse bilginin kaynağı nedir?

Georgias(Nihilizm) -Rasyonalizm (Akılcılık) Sokrates,Platon,Aristo,Farabi,Descartes,Hegel


Protagoras(Rölativizm) -Empirizim(Deneycilik) J. Locke,David Hume
-Septikler -Kritisizm (Eleştirici felsefe) I.Kant
Pyrrhon,Timon -Pozitivizm (Olguculuk) A. Comte
-Çozümleyici(Analitik) Felsefe L.Wittgenstein

-Pragmatizm (Faydacılık) William James,John Dewey


-Entüisyonizm (Sezgicilik) H.Bergson,Gazali

-Fenomenoloji (Görüngü bilim) E. Husserl



Doğru Bilginin Mümkün Olmadığını Savunanlar

Bunlar kendi içinde sofistler ve septikler (şüpheciler-kuşkucular) olarak ikiye ayrılır. SOFİSTLER: M.Ö. 5 yy’da eski yunanda para karşılığı ders veren, öğrencilere siyaset ve hitabet sanatı öğreten gezici öğretmenlerdir. Sofistler genel-geçer doğru bilgiden ilk şüphe edenlerdir.

Önde gelen sofistlerden Protagoras’a(M.Ö. 480- 410) göre tüm bilgiler duyu algısına dayanır. Algılar, içinde bulunulan ortama göre değiştiğinden genel- geçer bir bilgi olamaz . Protagoras, doğruluğun insana göre değiştiğini ve değişmez bir doğrunun bulunmadığını söyler. Bu görüşe rölativizm(görelilik) denir. Protagoras görüşlerini ‘’insan her şeyin ölçüsüdür’’ sözü ile özetler.

Başka bir sofist düşünür ise Gorgias’tır(M.Ö. 483-375). Gorgias’ın görüşlerini daha ileri götürerek hiçbir şeyin olmadığını söyler. Gorgias düşüncelerini şu üç yargıda özetler.

1-Hiçbir şey yoktur.

2-Olsa bile bilinemezdi.

3-Bilinse bile başkasına bildiremezdi.

Böylece varlığı, varlık hakkındaki bilgiyi tamamen reddeden Gorgias’ın düşüncesi bilgi kuramı açısından Nihilizmi (Hiççilik) yansıtır.

Asıl sistemli kuşkuculuk(şüphecilik) Pyrrhon(M.Ö. 365-275) ile başlar. Pyrrhon’a göre duyular bizi yanıltır. Su dolu bardağın içindeki kaşığı kırık görmek gibi. Ona göre nesnelerin gerçekte ne olduğunu bile- meyiz. Bu nedenle nesneler hakkındaki bilgilerimiz, bize gerçeği olduğu gibi göstermediği için yargıdan kaçınmalıyız. Çünkü her yargı bir bilgi içerir.

Pyrrhon’un öğrencisi olan Timon(M.Ö. 325-235) da duyulara ve akla güvenemez. Timon’a göre nesneler kesin olarak birbirinden ayırt edilemez (kavranamaz). Nesneler değişme içindedir ve onlar hakkında yargı verilemez.

Timon görüşlerini üç soru ile özetler.

1-Nesnelerin gerçek yapısı nedir? (Nesnelerin gerçek yapısı bilinemez)

2-Nesneler karşısında tutumumuz ne olmalı? (Yargıdan kaçınmalıyız)

3-Nesneler karşısında doğru bir tutum takınırsak ne olur? (Ruhun sarsılmazlığı, tutkulardan kurtuluşu, en yüksek mutluluğa ulaşırız)

İlk çağda kuşkuculuk; filozofların varlıklara ilişkin olarak doğru bilginin elde edilemeyeceğini gösteren ruhsal bir tavır iken, rönesanstan sonra doğa bilimlerinin doğması ve gelişmesi ile farklı bir değer kazanmıştır.

Nitekim kuşkuculuk Descartes’te yöntemli kuşkuculuk olarak kendini gösterir. Descartes’a göre kuşku duymak doğru ve kesin bilgiye ulaşmada amaç değil araçtır. Yani Descartes şüpheyi yöntem olarak kullanılır, kesin ve doğru bilgiye ulaşır. Oysa Septiklere göre doğru bilgiye ulaşılamaz. Şüphe Septiklerde ‘’amaç’’, Descartes’te ‘’araçtır’’.



Doğru Bilginin Mümkün Olduğunu Savunanlar (Dogmatikler)

Dogmatizm, genel-geçer, doğru bilginin elde edilebileceğini savunan görüştü. Ancak bu görüş kabul edildiğinde, böyle bir bilginin hangi kaynaktan elde edilebileceği (doğru bilginin kaynağı nedir?) sorusu gündeme gelir. Bu soruya felesefe tarihinde farklı cevaplar verilmiştir



1-RASYONALİZM(AKILCILIK)

Rasyonalizm bilginin kaynağının ‘’akıl’’ olduğunu kabul eden görüştür. Rasyonalizme göre genel- geçer bilgi vardır ve kaynağı akıl düşünmedir. Örneğin Matemaik ve mantık bilgileri deneye dayanmaz, akıl ve düşünceye dayanır. (Denyden gelmeyen, deney öncesi olan böyle bilgilere apriori bilgi denir.) Sokrates, Aristo , Platon , Farabi, Descartes, Hegel önemli rasyonalist filozoflardır.



Sokrates (M.Ö. 469-399) : Sokrates’e göre bilgiler her insanda doğuştan vardır. Yani insan dünyaya bilgi ile gelir. Ancak ruhta uyku halinde olan bu bilgileri uyandırmak, zihinden çekip çıkarmak gerekir. Bunu da karşılıklı konuşma (dialog) yöntemi ile yapar. Bu yöntem ironi(alaya alma) ve maiotik(doğurtma) olmak üzere iki aşamada gerçekleşir. İlk aşamada Sokrates karşısındaki ile konuşurken bir şeyler bildiğini sanan kişiye aslında hiçbir şey bilmediğini alaylı bir şekilde kanıtlar. İkinci aşamada ise hiçbir şeyi bilmediğini benimsemiş olan kişinin aklında doğuştan var olan bilgileri,ustaca hazırladığı sorulardan aldığı cevaplarla açığa çıkarır.

Platon (M.Ö. 427-347) : Platon doğru bilginin varlığını ‘’idealar kuramı’’ndan hareketle açıklar. O birbirinden farklı iki varlık alanının olduğunu düşünür.

1-)İdealar Dünyası: Varlığını akıl yoluyla kavrarız.İdealar öncesiz ve sonrasızdır.İdealar dünyasını duyularımızla değil aklımızla bilebiliriz

2-)Fenomenler ( Görünüşler) Dünyası: İçinde yaşadığımız ve duyu organlarımızla kavradığımız dünyadır

Platon’a göre asıl bilgi, değişmez varlıkların bulunduğu idealar dünyasına ait bilgilerdir. İdeaların bilgisi kesin, mutlak, genel-geçer bilgidir. Platon buna episteme der.

Görünüşler (nesneler) dünyası ise idealar dünyasının duyular ile algılanan kopyalarıdır. Algıların yanılmalarından dolayı görünüşler dünyasının bilgisi aldatıcıdır ve doğru bilgi olamaz. Platon bu bilgiye doxa(sanı) der. Örneğin doğada görme duyusu ile kavradığımız ağaç, gerçek ağaç değildir; gerçek ağaç ideasının bir kopyasıdır.

İnsan idealar dünyasının bilgisini ancak akılla kavrar. Bu anlamda bilmek, ideal düşünmektir. Yani ideaları hatırlamaktır.



Aristotales (m.ö. 384-322) : Aristotales’e göre idealar ayrı bir evren değildir. Bu evrendeki varlıkların içinde bulunan “öz”lerdir. Bu öze form denir. Form aynı türden yer alan bütün varlıkların paylaştığı ortak, zamanla değişmeyen, tümel gerçekliklerdir. Formlar maddeye biçim kazandırıp varlıkların ortaya çıkmasını sağlar.

Platon için önemli olan idealardı. Aristotales içinse önemli olan tekil varlıklardır. Çünkü asıl gerçek olan tekil olandır. Aristotales’te amaç tümelin bilinmesi değil, bireysel olanın kavranmasıdır. Bunu da bize mantık gösterir.

Mantığın konusu tümdengelimin kurallarını koymaktır.

Aristotales aklı etkin akıl ve edilgin akıl diye ikiye ayırır. Edilgin akıl duyu verilerini elde ederek bilginin malzemesini sağlar. Etkin akıl ise bu malzemeyi bilgi haline getirir.



Farabi (870-950) : İslam inancı ile Aristotales felsefesini uzlaştırmaya çalışan, Türk asıllı bir filozoftur. Muallim-i Sani (ikinci öğretmen) olarak da bilinir. (Muallim-i asri –Birinci öğretmen- Aristotales kabul edilir.)

Farabi’ye göre bilginin üç kaynağı vardır.

1-Duyu 2-Akıl 3-Nazar(derinlemesine düşünce). Duyu ve akıl ile doğrudan, aracısız bilgi elde ederiz. Nazarla (zihinsel kurgu) dolaylı olarak bilgi sahibi oluruz. Nazar gerçekte ilgili düşünceleri deneyden değil, düşünceden üretmektir. Duyu yoluyla dış dünyayı algılarız. Akılla kendi iç dünyamızda olan biteni gözleriz. Nazar derinlemesine düşünmemizi sağlar. İnsan zihninde sezgi adını alan bir güç vardır. Sezgiyle apaçık ve kesin bilgiye ulaşırız.

Farabi’ye göre en güvenilir bilgi edinme aracımız akıldır. Duyular, bilginin malzemesini sağlar. Akıl bu malzemeyi işleyip bilgi üretme yetisine sahiptir.



Rene Descartes (1596-1650) : Yeniçağ rasyonalizminin kurucusu olan filozof ve matematikçidir. Analitik geometrinin kurucusudur.

Descartes, matematik yöntemle açık, seçik ve kesinliği apaçık bilgilerin nasıl elde edilebileceği sorusuna cevap arar.Descartes, kanıtlanmayan her şeyden kuşku duymuştur. Onun bu şüphesine ‘’Metodik Şüphe’’ denir. Descartes önce kendisinin varlığını, sonra Tanrının varlığını en son da cisimler dünyasının varlığını akılla kanıtlamaya çalışan rasyonalist bir düşünürdür.

(Düşünüyorum o halde varım. –Descartes )

George Wilhelm Friedrich HEGEL (1770-1831) : Hegel’de rasyonalizmin doruk noktasına ulaşmıştır. Rasyonalizmin temelini oluşturan ‘’akıl’’ Hegel’in felsefesinde değişmez, mutlak en çok güvenilen bilgi kaynağı kabul edilmiştir.

Hegel’e göre gerçek olan ‘’ide’’ yada ‘’geist’’ adını alan mutlak akıldır.İde değişen ve farklılaşan,maddi olmayan bir varlıktır.İ de değişirken doğayı ve insan dünyasında yer alan her şeyi ortaya koyar.Dolayısı ile varlık özü itibari ile ruhsal,yani aklidir.İnsan aklı,kendisiyle aynı yapıda olan varlığı kavrayabilir.Deneye başvurmadan sadece akıl ile varlığı kavrayabiliriz.Bu nedenle de mantık en temel bilimdir.

Hegel’e göre değişmenin yasası diyalektiktir. Diyalektik hem varlığın ‘(ide) değişmesini, hem de düşüncenin değişmesini ifade eder.Hegel’ göre her değişmenin temelinde çelişme vardır. Her şey karşıtı aracılığıyla değişir ve gelişir. Her şey üç aşamalı bir gelişme süreci içinde oluşur. Tez, antitez, sentez adını alan bu aşamalar diyalektiğin aşamalarıdır.Tez,antitezini gerektirir.Tez ve antitez sentez adını alan daha yüksek düzeyde birleşir. Sentez yeniden kendi antitezini oluşturur, onunla çatışmaya girer ve yeni bir sentez meydana gelir. Bu süreç böyle devam eder. Örneğin: Çiçek (tez), çiçeğin yok olması (antitez), meyve (sentez).

İnsan aklı bu süreci yapısı gereği kavrar. Çünkü aklın varlığın yapısı aynıdır.



‘’Akla uygun olan gerçektir, gerçek olan da akla uygundur.’’HEGEL

2-EMPiRiZM (DENEYCiLiK)

Bilgilerimizin duyu ve algıdan geldiğini, deneyden türediğini ve doğuştan aklımızdan hiçbir bilgi bulunmadığını ileri süren bilgi öğretisine emprizm denir.



John LOCKE (1632-1704): Locke’a göre zihinde bulunan her düşünce mutlaka daha önce duyumlarda vardı. Zihnimizde bulunan her düşünce, deneyden doğmaktadır. İnsan zihni doğuşta, ‘’boş bir levha’’ (tabular asa)’dır. İnsan yaşadıkça bu boş levha deneyim ve gözlemler sonucu elde edilen bilgilerle dolacaktır.

Locke’a göre bilgiyi oluşturan iki çeşit deney vardır.

1-Dış deney(duyulmama): Duyu organları yoluyla edinilen izlenimlerdir.

2-İç deney (düşünme): Duyumlama yoluyla elde edilen izlenimlerin işlenerek önermeler biçiminde bilgiye dönüşmesidir.

Bütün düşüncelerimiz, hayallerimiz ve algılarımız bu deney kaynaklarından doğar. Felsefede kaynağı deney olan bilgilere aposteriori(deney sonrası) denir.

David HUME (1711-1776): D.Hume, J. Locke’nin dış deney, iç deney düşüncesini reddeder. Bütün bilgilerimizin yalnız dış deneyden geldiğini söyler. D. Hume, zihnimizde bulunanları izlenimler ve fikirler(düşünceler) diye ikiye ayırır. İzlenimler: Canlı duyumlardır, duygulanımlardır. Görürken, işitirken, severken, nefret ederken hissettiklerimiz bu gruba girer.

Fikirler (düşünceler) : İzlenimlerim, duyumların canlılığını yitirmiş kopyalarıdır. Bunların bilincine ancak herhangi bir izlenime yönelip onun üzerinde durduğumuzda varırız. D. Hume rasyonalistlerin apriori (deney öncesi-doğuştan) olarak kabul ettiği ‘’nedensellik ilkesini (determinizm)’’ eleştirir ve bunu ‘’alışkanlık’’ ile açıklar. Çünkü insan, olayları göre göre alışkanlık edinir, onların her zaman aynı şekilde olacağını düşünür. Aslında bu olaylar arasında zorunlı bir ilgi yoktur. Bu görüşe indeterminizm denir.

Locke ve Hume zihnin, duyu verilerini aldıktan sonra bu malzemeyi düzenleyip işlediğini savunurlar. Oysa bazı düşünürler, bu zihinsel çalışmayı kabul etmezler. Onlara göre duyumların bize verdiğinden başka bilgimiz yoktur. Akıl yalnıza algıların toplamıdır. Bu görüşe Sensüalizm (duyumculuk) denir. En ünlü temsilcisi Etienne Condillac’tır.(1715-1780).

3-ELEŞTiRiCi FELSEFE (KRiTiSiZM)

Bu görüşü sistemleştiren ve geliştiren Immanuel KANT (1724-1804)tır. Kant empirizm ile rasyonalizmi uzlaştırmaya çalışır. Kant’a göre insan bilgisi deneyle başlar fakat deneyden doğmaz. Deney bilgilerimizin sadece hammaddesini oluşturur. Bu hammaddenin bilgi haline gelebilmesi için bir kalıba, forma sokulması gerekir. Kant insan zihninde duyarlılık, imgelem, ve anlayış olmak üzere üç ayrı parça olduğunu söyler. Bunlar dış dünyadan gelen malzemeye form kazandırır.

-Duyarlılık; Dış dünyadan duyular yoluyla gelen izlenimleri alır ve birbirine bağlar.

-Anlayış; Duyarlılıktan gelen malzemeyi aklın a priori (deneyden önce) kategorilerine yerleşir. Kategoriler 12 tanedir ve dış dünyadan gelen malzemeye biçim vererek bilgiyi oluşturur. Bu nedenle insan dış dünyadan aldığı malzemenin ne olduğunu hiçbir zaman bilemez. Ancak 12 kategorinin verdiği şekle göre bilebilir.

Eşyanın veya varlığın zihnimizde işlemden geçmeden önceki haline kant ‘’numen’’ adını verir. Onların zihnimizden geçtikten sonraki haline ‘’fenomen’’ adını verir.

Kant’ın felsefi sisteminde insan, dış dünyayı zihnin yapısına, kategorilerin malezemeye verdiği şekle göre bilir. Zihin formları olan kategoriler bütün insanlarda aynıdır. Bu nedenle herkesi elde ettiği bilgi aynıdır, kesindir, genel-geçerdir ve zorunludur. Kant felesefi düşüncesine dogmatik olarak başlamış, Hume’nin etkisiyle dogmatizm ve septisizmi uzlaştıran bir görüşe yani kritisizme ulaşmıştır.

Kant pozitif doğa bilimlerinin konusu olan bilgilerin doğru, kesin ve genel-geçer olduğunu açıklamak suretiyle bilim dünyasına büyük katkılar sağlamıştır.

4-OLGUCULUK (POZiTiViZM)

Pozitivizm’in kurucusu ve temsilcisi Auguste COMTE (1798-1857)’tir. Pozitizm; bilinebilir olanın sadece olgular (gözlenebilen olaylar) olduğunu ve bilginin temelinde deneyin olduğunu savunan görüştür. 19.yyda fizikteki hızlı gelişmeler felsefeyide etkilemiştir. Poztivizme göre insan sadece görünen olayları bilebilir. Olguların dışında olan deneye girmeyen her şeyi metafizik kabul eder. Pozitivzm metafiziği reddeder. Biz ancak olayların ard arda geliş ve benzerlık bakımından öteki olaylarla olan ilişkilerinin ne olduğunu sorabiliriz. Bu ard arda geliş olguların yasalarını oluşturur. Bilimsel bilginin anlamı da olguların yasalarını öğrenmek, bunların yardımıyla diğer olguları önceden bildirebilmektir.

Comte içinde yaşadığı çağın pozitiv çağ, bilim çağı olduğunu söyler. Ancak insanlık bu çağa üç aşamadan geçerek gelmiştir. Comte bunu ‘’Üç Hal Yasası’’ adını verdiği bir yasa ile açıklar.

1-Teolojik Çağ: Olaylar din ve Tanrı ile açıklanmıştır. Din egemendir.

2-Metafizik Çağ: Olaylar soyut kavramlar ve gizli güçlerle açıklanır felsefe egemendir.

2-Pozitiv Çağ: Olaylar, deney ve gözleme dayanarak başka olayları açıklar. Bu dönemde ise bilim egemendir.



5-ÇÖZÜMLEYiCi FELSEFE (ANALiTiK FELSEFE)

20 yyda pozitivizmden kaynaklanan ve Neopozitivizm (yeni olguculuk ) veya mantıkçı poztivizm adıyla da anılan yeni bir akım ortaya çıkmıştır. Kurucusu ve önemli temsilcisi Ludwig WİTTGENSTEİN’dir. (1889-1951)

Analitik felsefecilere göre felsefe alanında varlık, değer , Tanrı gibi doğruluğu test edilemeyen metafizik görüşlere yer verilmemelidir. Onlara göre doğruluğu test edilebilen yani doğrulanabilen bilgiler doğru bilgidir. Bunun için bilimsel olanla metafizik olanı birbirinden ayırmaya özen gösterilir.

Felsefenin görevi düşünsel bir etkinlik olmaktan çok dildeki kavramları çözümlemek olmalıdır. Bunu da sembolik mantık dili kullanılmalıdır.

Wittgenstein ‘’Tractatus’’ adlı eserinde dilin dünya ve gerçeklikle ilgisi sorununu ele alır. ‘’Dille ifade edilemeyen şeyler saçmadır, anlamsızdır. Yani dilin sınırları düşüncenin ve bilginin de sınırlarıdır.’’ Kısaca Wittgenstein’a göre “üzerinde konuşulamayan şeyler hakkında susmak gerekir’’ Ona göre felsefi önermeler dil analizi yapılan önermelerden oluşmalıdır. Önermenin dil analizi yapılamıyorsa anlamsızdır ve boştur. Metafizik önermeler böyledir.

6-PRAGMATiZM (YARARCILIK-FAYDACILIK)

Pragmatizm’e göre ‘’Doğru olan faydalıdır, faydalı olan da doğrudur.” Bu görüş yararı, değeri, başarıyı doğruluğun tek ölçütü olarak görür. Pragmatizm için evrensel, öncesiz, sonrasız doğru yoktur. Bir önerme, pratik sonuçlar veriyorsa, fayda sağlıyorsa doğrudur. Pragmatizmin kurucusu Charles S. Piarce’dir. Ancak pragmatizmi öğreti haline getiren William JAMES tir. (1842-1910).

James’e göre doğrunun biricik (tek) ölçütü başarıdır, düşünceler eylemde bulunmak için yararlandığımız aletlerden başka bir şey değildir, doğru düşünce en fazla kazanç getiren, en verimli en etkili düşüncedir. ‘’ Yarar sağlayan bilgi doğru bilgidir’’ diyen James’e göre bilgi için geçerli olan bu kuralın ahlak ve din içinde geçerli olduğunu söyler. Dinler manevi tatmin ve iç huzuru sağladıkları sürece doğru olabilirler. Aynı şekilde bilimimde bize faydası varsa doğrudur.

Pragmatizmin bir başka temsilcisi John DEWEY’dir.(1859-1952). Dewey bilgiyi insanin çevresiyle ilişkisinde karşılaştığı sorunların çözümünde kullanılan yararlı bir alet olarak nitelendirir. Bunun için Dewey’in bu görüşüne enstrümantalizm (aletçilik) denir. Örneğin ormanda kaybolmuş bir kişiye elinde bulunan harita çıkış yolunu buldurabiliyorsa haritanın bu bilgisi doğrudur. Çıkışı buldurmazsa yanlıştır.



ENTÜİSYONİZM (SEZGİCİLİK)

Entüisyonizm doğru ve kesin bilginin sezgi yoluyla elde elebileceğini savunan felsefi görüştür. Sezgi gerçeği birden kavrama yetisidir.



Gazali (1058-1111): Gazali felsefeye şüphe ile başlar. Ona göre bilginin amacı mutlak hakikate (doğruya) ulaşmaktır. Bu hakikati bize ne duyularımız ne de aklımız verebilir. Çünkü duyularımız aldatıcıdır, aklımız ise çelişkili yargılar verebildiğinden yanıltıcıdır. Bu nedenle doğru bilgiye yalnız iman (inanç) ile ulaşabiliriz. İmanda kaynak olarak kalpten beslenir. Mutlak bilgi Tanrı’da var olduğuna göre bu bilgiye yalnız kalp gözü ile ulaşabiliriz. Kalp gözü ile kavramak sezgi ile kavramaktır.Kalp gözünün açılması için kalbi, arzu, istek ve tutkulardan temizlenmek gerekir. Kalp gözü açılan insan dış dünyayı ve metafizik sahayı bilir.

Henri BERGSON (1859-1941): Bergson sezgiyi zekadan ayrı tutar ve onun içgüdüden doğduğunu söyler. Sezgi ve zeka birbirine karşıttır. Zeka; statik, hareketsiz bir varlık olan maddeyi bilebilir. Ama dinamik, canlı ve değişken olan hayatı bilemez. Çünkü hayat zaman içinde kavranabilir. Zaman ise mekan gibi ölçülüp hesap edilecek nitelikte değildir. O bir değişme, bir oluş ve bir süredir. Öyleyse zaman ve mekan karşıtlığı aynı anda madde ve hayat karşıtlığını ifade eder.

Maddeyi zeka araştırır ve bundan da bilimler oluşur. Fakat gerçekte var olan madde değil hayattır. Hayat ise değişmeyi, eylemi ve yaratmayı ifade eder. Sürekli bir oluş ve hayat atılımı (elan vital) olan akışın bilgisini sezgi elde edebilir.



FENOMENOLOJİ (GÖRÜNGÜ BİLİM = ÖZ BİLİM)

Yunanca görünüş, görüngü demek olan fenomen sözcüğünden gelir. 20.yy en önemli akımlarından biridir. Kurucusu Alman filozofu Edmund HUSSERL’dir.



Edmund HUSSERL (1859-1938): Fenomenoloji felsefeni, pozitivizmi eleştirerek kurar. Ona göre pozitivm sadece duyu verilerine dayanarak yanılgıya düşmüştür. Oysa insanlar nesne ve varlıkların özlerini kavrar. Bu özlere salt öz denir. Örneğin kırmızı, yeşil, üçgen birer fenomendir. Biz fenomenin içinde var olan özü bilimcimiz ile yakalayabiliriz.

Husserl bilimleri, olgu bilimleri ve öz bilimleri olarak ikiye ayırır. Örneğin Psikoloji olgu bilimi, mantık öz bilimdir.

Fenomenoloji aynı zamanda öze ulaşmak için kullanılan bir yöntemdir. Bu yönteme göre bir olayın özüne ulaşabilmek için onun özüne ait olmayan tüm raslantısal ve ilgisiz özelliklerin bir yana atılması gerekir. Husserl buna ‘’paranteze alma’’ adını verir. Bu yolla özlerin kendisine ulaşılır. Örneğin masayı düşünüyoruz. Masanın rengini, şeklini bir kenara attığımızda, bilincimizde masayı masa yapan saf özü kalır. Bu özler zaman ve mekana bağlı değildir, ölçülüp tartılamazlar. İşte bu öze Husserl ‘’salt öz’’ adını verir.

Paranteze alma üç türlüdür.

1-Tarihle ilgili paranteze alma

2-Özle (varoluşla) ilgili paranteze alma



3-İdelerle ilgili paranteze alma

Yüklə 70,29 Kb.

Dostları ilə paylaş:




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2022
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə