Hemşirelik Tarihi



Yüklə 160,05 Kb.
səhifə1/3
tarix12.09.2018
ölçüsü160,05 Kb.
  1   2   3

Hemşirelik Tarihi

RufeydeSaadAl-İslamiah adlı bir kadın, bir grup kadını örgütleyerek Hz.Muhammed’ in savaşlarına katılmış ve yaralı askerlerin bakımına önem vermiş, hijyene/temizliğe ve ÇEVRE’ ye özen göstermiş ve batıdakine benzer bir süreç birkaç yüzyıl öncesinde doğuda yaşanmıştır.

RufeydeSaadAl-İslamiah;

a)Acil bakımı ve uzun süreli bakımı aynı ölçüde önemsemiş,

b)İyileşmenin sağlıklı bir çevrede bakım vererek gerçekleşeceğine,

c)Başka hemşireler yetiştirmek gerektiğine inanmışlardır.



G-TÜRK TIP DÜNYASI

İSLAM ÖNCESİ TÜRKLERDE TIP

En eski Türk kavimlerinden bahseden tarihlere Mezopotamya ve Anadolu metinlerinde rastlıyoruz. Mezopotamya'da M.Ö.2300 tarihlerinden itibaren İran yaylalarından inerek Akatları yıkıp devlet kuran Guti lerden bahsedilir (I.Oğuz Devleti). M.Ö. 1700 lerde Babil'de III.Babil hanedanlığını kuran ve aralıksız 600 yıl Babil tahtına güçlü kırallar yetiştiren Gas'lardır (II.Oğuz Devleti ve Guti lerin devamı). Anadolu'da ise M.Ö. 2000 lerden sonra Aral gölünün batısından İran yaylalarını aştıktan sonra Tuz Gölü civarına kadar ilerlemiş olan Türk kavmi (Guti,Gutu,Qutu) lardır. B.Lansberger Guti'lerin bir Türk kavmi olduğunu ortaya koyar. E.Rossi'de Gut, Guz, Uzi'nin Oğuz olduğunu ortaya koyar.

Orta Asya'daki Türk kavimleri genellikle Baykal Gölü'ne dökülen Selenga ve Orhun nehirlerinin suladığı arazilerde ve Aral gölüne dökülen Seyhun ve Ceyhun nehirlerinin çevresinde görüyoruz. M.Ö. 1000 yıllarından itibaren İç Asya'da göçebe Türk kavimlerin medeniyetlerinden haberdarız. Çin kaynaklarının Ting Ling dedikleri kağnılı boylar Türkler olup, evcilleştirdikleri atlara biniyorlar, büyük tekerlekli arabalar kullanıyorlar ve maden dökme sanatını biliyorlardı. Büyük Türk Devletleri ise; Hunlar Mö220 ile M.S.226 yılları arasında büyük bir imparatorluk kurarak Aral Gölü'nden Çin denizine kadar geniş topraklara hükmettiler. Göktürkler M.S. 545 ile M.S. 745 yılları arasında Orta Asya da kurulan büyük Türk imparatorluğudur. Uygurlar M.S.744-840 yılları arasında Orhun ve Selenga ırmakları arasında hükmeden üçüncü büyük Türk Devletidir.

Eski Türklerde ev ve çadır hayatları tabiat şartlarına çok uygundu. Temizliğe çok önem veriyorlardı. Günlük yaşayışları içinde temizliği esas alan yasak ve kaçınmalar önemli yer tutardı. Türklerin hayatlarında su çok önemli yer alırdı. Suya uzak yerleşim yerlerinde suyu kanallarla getiriyorlardı (Orta Asya'daki Tüto kanalının 10 kilometrelik kısmı bugüne kalmıştır). Moğolistan'a giden Göktürk elçilik heyeti o ülkenin pisliğini görünce "Biz hayvanların ülkesine gelmişiz" diyerek geri dönmüş olduğunu tarihler kaydeder. Türkler dengeli besleniyorlardı; mayalı ve fermantasyona tabi tutulmuş besinleri tercih ediyorlardı. Kurutma ve tuzlama ile gıdalarını koruyorlardı. Hastaların sağlamlarla teması kesiliyor, ayrı bir çadırda tedavi ediliyorlardı. Hastanın eşyaları ateşten geçiriliyordu (Ateşin temizleyici olduğu inancı) , böylece bulaşıcı hastalıkların yayılmasına mani olunuyordu.
Eski Türklerde Tıp

Erken devir Türk toplumlarında ilkel tababetin uygulandığı devirlerde şaman hekim olarak görev yapıyordu. Şaman o kabilenin lideri ve hekimi idi. Türklerin bazı boyları bu şamanlara Kam, bazıları Baksı veya Baksa diyorlardı. Şamanın ilahi güçlerden kuvvet alarak hastalıkların sebebini (kötü bir ruh, kötü bir tanrı v.b.) bildiği ve bunu tedavi ettiğine inanılırdı. Şaman hastalığı dua, tütsü, müzik ile trans haline geçerek teşhis eder ve kendine has metotlarıyla (Korkutmak, soğuk suya sokmak, tütsülemek v.b.) ve kendi yaptığı ilaçlarıyla tedavi ederdi. Şamanlar zamanla Ak şaman (İyi ruhlarla tedavi kurarak tedavi eden) veya Kara şaman(Kötü ruhlarla ilişki kurarak tedavi eden) olarak ayrılmıştır.

Türk devletlerinde zamanla şaman yerini tıbbı bilen, eğitim görmüş ve tedavi eden hekim tipine bırakmıştır. Bu hekimler Otacı lardır. Otacı kelimesi otamak (Tedavi etmek), ot (Bitki, ilaç) kelimelerinden türemiştir. Otacı iyi bir eğitim yapıyor ve isabetli tedavileriyle hastalar tarafından büyük saygı görüyordu. Altay' lardaki arkeolojik çalışmalar esnasında bulunan bir otacı mezarından çıkan eşyalar bize bu otacının devrin hakanının yakın arkadaşı olduğu ve sarayda görevli olduğunu bildiriyor. İsminin Akgün Şengün olduğunu öğrendiğimiz hekimin otacı olduğunu bildiren gümüş bir kemer ve yemin içtiği kadeh de mezarında bulunanlar arasındadır. Eski Türklerde tıp biliminin sırlarını sakladığı düşünülen yılan ve ejderha sembolleri otacının da sembolleri idi. 11. Yüzyılda yazılan Kutadgu Biliğ adlı eserde de otacı hakkında bilgi sahibi oluyoruz. Bu eserde otacıdan başka, hastalıkları dualarla tedavi eden Efsuncu ve sağlığın korunması için şuruplar şerbetler hazırlayan İdişci den bahsedilmektedir. 11. Yüzyılda yazılan bir diğer Türkçe eser Divan-ı Lüğat-it Türk' de ise hastalıklar için ilaç hazırlayan Emçi ve Türkler tarafından kullanılan çok sayıda tıbbi bitki bildirilmektedir.


İSLAMİYETİ KABULDEN SONRA TÜRK DEVLETLERİNDE TIP

Türkler İslamiyeti kabul ettikten sonra da önemli devletler kurmuşlardı. Mısır'da Tolunoğulları Devleti'nde Ahmed İbn Tolun 9. Yüzyılda İbn Tolun hastanesini kurdurmuş ve çok düzenli ilk hastane ve eczaneyi halkının hizmetine sunmuştu. Bu hastane kendi vakıf gelirleriyle çalışıyordu. Karahanlılar, Samanoğulları, Gazneliler, Harzemşahlar isimli Türk Devletlerinde Razi, Farabi, Biruni, İbni Sina gibi tıbbın devleri yetişmişti. Büyük Şelçuklular döneminde; Nizamül Mülk 1067 de Nizamiye Medresesi ve hastanesini, Nurettin zengi 1157 de Şam'da Nurettin hastanesi ve tıbbiyesini, Selahattin Eyyubi Mısırda bir çok medrese ve hastane kurdurmuştu. Bu medreselerde tıp matematik, astronomi, eğitimi de veriliyordu. Anadolu Şelçukluları döneminde 1110 da Mardin Darüşşifası, 1205 de Kayseri Darüşşifası, 1217 de Sivas Darüşşifası 1308 de Amasya Darüşşifası yaptırılarak halkın hizmetine sunulmuştu. 1



H- KLASİK HEMŞİRELİK VE FLORANCE NİGHTİNGALE:
florence-nightingale-9423539-1-402

Florance Nightingale


Kırım Savaşı’nın olumlu bir ve belki de TEK ÜRÜN’ü olarak, yaralı askerlerin BAKIM GEREKSİNİM’ini yanıtlamak üzere hijyene ve dolayısı ile ÇEVRE’nindeğiştirilmesine odaklanmış HEMŞİRELİKdisiplini doğmuştur.

Hemşirelik Kuramı ile ilgili İLK ADIM; Kırım savaşı ve sonrası, 19. Y.yılın ortasından 20. Y.yılın ilk yıllarında, Hemşirelik odağını ve bakım işlevlerini tanımlamak üzere FLORENCE NIGHTINGALE tarafından atılmıştır.

Bu dönemde F.Nightingale; savaş ve benzeri ortamlarda yaşam koşullarının yetersizliğini gözlemlemiş ve

a)Hemşirelere olan ulusal gereksinimi,

b)Hemşireler için örgün eğitim programı geliştirmeyi,

c)Savaşta İngiliz askerlerinin maruz kaldıkları sağlıksız ÇEVRE koşullarının düzeltilmesini İngiliz Hükümeti ve Hemşireliği için HEDEF olarak belirtmiş ve destek aramıştır.

RufeydeSaadAl-İslamiah adlı bir kadın, bir grup kadını örgütleyerek Hz.Muhammed’ in savaşlarına katılmış ve yaralı askerlerin bakımına önem vermiş, hijyene/temizliğe ve ÇEVRE’ ye özen göstermiş ve batıdakine benzer bir süreç birkaç yüzyıl öncesinde doğuda yaşanmıştır.

a)Acil bakımı ve uzun süreli bakımı aynı ölçüde önemsemiş,

b)İyileşmenin sağlıklı bir çevrede bakım vererek gerçekleşeceğine,

c)Başka hemşireler yetiştirmek gerektiğine inanmışlardır.


F.Nightingale Dönemi’de, hemşirenin varoluş nedeni

a)Bakım verme,

b)İyileşmeyi hızlandırma

c)Esenlikiçinsağlıklı ÇEVRE yaratma

d)Rahatı sağlama ve

e)Acıyı azaltmaya,

Yönelik, YARDIM diye tarif edilmiştir.

Diğer önemli bir konu da Florence Nightingale’in İnsan /hasta GEREKSİNİMLERİ ile ilgili saptamalarıdır. F. Nightingale’inhasta birey için gerekli gördüğü temiz hava, su, doğal ışık, beslenme gibi GEREKSİNİMlere odaklandığı tarihten çok sonra GEREKSİNİMLER psikososyal bir terim olarak II. Dünya Savaşı ürünü olarak 1950’li yılarda ilk kez A. Maslow; “TEMEL İNSAN GEREKSİNİMLERİ”ni Hiyerarşik bir düzende, kuramında dile getirmiştir. Bu durum Nightingale’in; Öngörüsü mü? Sezgisi mi? Gerçeği saptaması mı?

ÇEVRE de Nightingale için; çok geniş anlam yüklüdür.Ona göre Çevre İnsanın sağlığını, gelişimini olumlu etkileyen, Yetersizliğinde Hastalık-rahatsızlık deneyimlerine, hatta ölüme neden olan“Dış koşulların tümüdür”.

İnsanbedeninin hastalık durumunda doğanın yardımı ile iyileşme gücünü kazanacağına inanır. Hemşireliği ise bu güce yardımcı olacak koşulları sağlayan Sanat olarak tanımlar.

Nightingale’in yaşadığı dönem, savaşlar ve sınıfsal yaşam koşullarında farklılıkları bilmek, onun ÇEVRE’ye bu denli verdiği önemi anlamak için yeterlidir.

KLÂSİK HEMŞİRELİKTE BAKIM VE ETİK:

Hemşireliğin özü olarak kabul edilen "bakım" insan onurunun korunması fikri içinde hemşireliğin bir ahlak ülküsü olarak kabul edilmektedir. İnsanın sağlık ihtiyaçlarının bir başkası tarafından karşılanması ihtiyacından doğduğu söylenen hemşirelik, dönemin sosyal ve dini değerlerine göre biçimlendirilmiştir. Bazen bir azize, bazen bir rahibe, bazen bir anne, bazen bir kardeş olarak tariflenmiştir. Bu kutsal adlandırmalar nedeniyle hemşirelik daha çok dini değerler üzerine temellendirilmiş ve hemşireden yardımseverlik, fedakârlık, itaatkârlık, ağırbaşlılık, inançlılık ve şefkatlilik gibi erdemlere sahip olması beklenmiştir. Bu nedenle 1860 yıllarında hemşireliğin kurucusu olarak kabul edilen Florence Nightingale (1820-1910)’in Kuramı bu anlayışa dayanmaktadır. Dolayısıyla Florence Nightingale “hemşire, hastanın yaşamsal ihtiyaçlarına göre hastaya yardım etmeli ve hemşireliğin amacını bu olarak görmelidir” diyerek hemşireliği yardımseverlik değeri üzerine inşa etmiştir.

Onun temelini attığı hemşirelik, ilk önceleri içinde bulunduğu dönemin din etiği ilkelerine dayandırılmış ve hemşirelerden birer azize gibi davranmaları beklenmiştir. Din etiği ilkelerine dayanan bu meslek etik kodları; hemşireleri, çok katı kurallara bağlı kılmış ve onlardan yüksek ahlaki karakterler göstermeleri beklenmiştir. Uzun yıllar hemşirelere rehberlik etmiş olan bu etik kodlar, mesleğin kendi etik kodları olmamasına karşın, yirminci yüzyıla kadar hemşireliği etkisi altına almıştır .
Mesleğin ilk etik kodları olarak kabul edilen Florence Nightingale Andı, hemşireler için önemli rehber kuralları içermektedir:

Mesleğimin standartlarını yükseltmek için tüm gücümü kullanacağım. Şahit olduğum sırları saklayacağım. Yararlı olmak için bilgimi zorlayacağım. Tehlikeli olandan kaçınacağım. Zararlı olan ilacı vermeyeceğim” gibi, mesleğin amacına ve işlevlerine yönelik bu sözler hemşireliğin yeni mesleki değerlerini ortaya koymuş ve hemşirelik, dinin katı kurallarından çıkartılarak, kendine özgü değerleri, ilkeleri olan bir meslek olarak kabul edilmeye başlanmıştır.

Ancak insanın sağlık ihtiyaçlarının giderilmesinde bu erdemlere sahip olmanın yetmemesi üzerine hemşireliğin tanımı ile ilgili kuramlar ortaya konmuştur.

MODERN HEMŞİRELİĞE DOĞRU

20.Yüzyıl başlarına kadar, insan ve vatan sevgisi gibi değerler hemşireliğe hâkim iken, günümüzde; estetik-hoşnutluk sağlayan nesnelerin, olayların ve kişilerin özellikleri, fedakârlık- başkalarının iyiliği ile ilgilenme, eşitlik- aynı haklara, ayrıcalıklara ya da konuma sahip olma, özgürlük- seçim yapma kapasitesi, insan onuru- bireyin tekliğine ve değerine inanma, adalet- ahlaksal ve yasal ilkelere itibar etme, gerçeklik- gerçeğe ya da gerçekliğe sadakat gibi değerler genel kabul görmektedir. Bu yeni profesyonel değerler, hemşirelik anlayışında ve hasta-hemşire ilişkisi modelinde değişiklikleri kaçınılmaz kılmaktadır. Çağdaş hemşirelik modeli olarak isimlendirilen bu değişim; hasta merkezli hemşireliği ve geleneksel hasta-hemşire ilişkisi olan tek yönlü ilişki yerine, karşılıklı sorumluluk getiren ilişkinin benimsenmesini sağlamıştır.

İnsanın değerliliği, onun yaşamına, konforuna, sağlığına, güvenliğine yansıyacak biçimde, bilimsel–teknolojik–ekonomik–sanatsal–felsefi değişim ve gelişimlere neden olmuştur. Hemşirelikte bu değişim ve gelişimden kendine düşen payla sağlık ve sosyal bilimlerden ve teknolojiden yararlanarak sanat tanımına eğitim, yönetim ve araştırma etkinlikleri ile BİLİMSELliği de eklemlemiştir.2

Tıp Etiğinin Evrimi; Tıp Deontolojisi ve Biyoetik
Tıp etiği, köklü bir geleneğe dayanmakla birlikte, çağımıza özgü yapısıyla ortaya çıkışı bakımından yeni bir alan olduğunu söylemek olanaklıdır. Bu yeni yapılanma içindeki değişerek gelişme, meslek uygulamaları sırasında uyulması

gereken ahlak ve adap kurallarından ibaret olma şeklinde başlamış; insanlığın yüzleşmek durumunda kaldığı canlılıkla ilgili büyük değer sorunlarının tartışıldığı bir alan olmaya doğru ilerlemiştir. Tıp etiğinin geçirdiği bu evrim süreci bağlamında, “deontoloji” erken dönemdeki içeriği; Thomas Percival’in “tıp etiği” terimini ilk kez kullandığı aşamayı çağrıştırmaktadır. Günümüzde giderek daha yaygın biçimde kullanılan “biyoetik” ise tıp etiğinin hem içerik hem de yöntem bakımından gelişmiş bir versiyonunu ifade etmektedir.

Deontoloji”, terim olarak, 19. yüzyılın ilk yarısında Jeremy Bentham tarafından önerilmiştir. Tıp deontolojisi, sağlık profesyonellerinin görevlerini

belirleyen kuralları ifade eder. Söz konusu kuralların bazıları resmi, bazıları gayrı resmidir. Gayrı resmi olanların kimi sivil tıp etiği kodu halinde yazıya dökülmüş, kimi sözlü gelenek içinde yaşatılmaktadır. Tıp deontolojisi yada kısaca deontoloji terimi, ülkemizde yakın geçmişe kadar tıp etiğinin tam

karşılığı olarak kullanılmıştır. Günümüzde ise tıp etiğinin kurallardan oluşan alt

kümesinin adı olarak kabul edilmesi eğilimi ağır basmaktadır. Bu kabul

çerçevesinde tıp etiği, deontolojiden fazla olarak tıbbi ilişkiler çerçevesinde sağlık profesyonellerinin iyi davranmak adına neleri yapmaları ve nelerden

kaçınmaları gerektiği hakkındaki soyut düşünme ve akıl yürütme etkinliklerini kapsamaktadır .



Biyoetik terimi ise ilk olarak, 1971 yılında, van Rensselear Potter tarafından kaleme alınan “Biyoetik: Geleceğe Köprü” (Bioethics: Bridge to the

Future) adlı kitabın başlığında yer almıştır. Hala yeni ve yeni olmaktan ötürü karşılığı netlik kazanmamış bir kavramdır. Kimilerince tıp etiğiyle eş anlamlı gibi değerlendirilmekle birlikte genel kabul daha geniş bir anlam yüküne sahip olduğu merkezindedir. Bu genişleme içerik bağlamında tıbbi eylemlerin yanı sıra canlı doğayla ve çevreyle olan etkileşmelerdeki eylemleri de ele almayı getirmekte; çalışmacıların kökeni de sağlık mesleklerinin yanı sıra felsefe, ilahiyat, hukuk, insan ve toplum bilimleri, doğa ve çevre bilimleri gibi farklı

alanlar olabilmektedir. Biyoetik çerçevesinde yürütülen çalışmalarda, tıbbi ilişkiye yol göstermeye yönelik düzenlemeler yapma kaygısının önemli ve

öncelikli bir unsur olmadığı saptamasını yapmak olanaklıdır. Biyoetik, bir değerlendirmeye göre, tıbbi eylemlerin yanı sıra insanın canlı doğayla ve çevreyle olan etkileşmelerdeki değer sorunlarının da konu edildiği disiplinler arası bir akademik alandır. Farklı bir yaklaşımla onu tıbbi araştırmalarda dürüstlük, koruyucu hekimlik, sağlık politikaları, sağlık ekonomisi gibi genel ve toplumsal yanı ağır basan konular çerçevesinde beliren etik sorunlara yönelen bir alan biçiminde betimlemek de olanaklıdır .

Biyoetiğin çeşitli düzeylerde tanımlanması ve alan sınırlarının belirlenmesi olanaklıdır. Dar çerçevede biyoetik, tıp uğraşında ortaya çıkan değer sorunlarını belirleyen, tartışan ve çözüm önerileri sunan, yeni normlar arayan, disiplinler arası yaklaşımı benimsemiş bir akademik alandır. En geniş anlam yüküyle biyoetik denildiğinde ise, belli başlı insan uğraşlarının, içinde bulundukları topluma karşı taşıdıkları etik sorumluluğun konu edildiği bir alan ifade olunmaktadır .

Etik alanında değer sorunlarının mantıksal-eleştirel-anlam bilgisel bir yorum etkinliği biçiminde incelenmesi, sorunların ortaya çıkışını etkileyen

değişik etkenlerin belirlenmesi ve çözüm yolları aranması yönelimi söz konusudur. Biyoetik tıp, hukuk, din bilimi, psikoloji, sosyoloji ve politika gibi farklı disiplinler arasında kalan konuları kapsadığından, tüm bu disiplinlerin uzmanları

tartışmalara katkıda bulunmaktadır. Ancak … her disiplin kendi genel amacına ve yöntemine uygun olarak sorunlara yaklaşmakta ve elde edilen sonuçlardan tıp pratiğinin beklentilerine uygun olarak yararlanmak güç olabilmektedir.

Sağlık profesyonelleri, mesleki uygulamaları sırasında hastalar ve hasta aileleri ile yasaların, geleneklerin, dini inançların karıştığı değer çatışmaları yaşayabilmektedir. Dolayısıyla toplumda yerleşik değer sistemleri, geçerli yasalar, sağlık politikaları gibi unsurlar tıbba özgü değer sorunlarının yanında yer almakta; bu bağlamda tıp etiği ile genel ahlak karmaşık bir bütünleşme tablosu arz etmektedir. Bu karmaşık değer çatışmalarını anlamak ve çözmek için tıp etiğinin benimsemiş olduğu yaklaşımların ötesinde hukuk, felsefe, sosyoloji yöntemlerinden yararlanmaya; farklı disiplinlerden yardım almaya ihtiyaç duyulmaktadır. Ancak bu farklı bakış açılarından ve yöntemlerden yararlanarak sorunları aşmanın; insana saygının korunması için yapılması gerekeni belirlemenin mümkün olduğu noktada, tıp etiğini aşkın olarak biyoetiğin devreye girmesi gerekmektedir.
Tıp Etiği Temel İlkeleri

Tıp etiği temel ilkeleri başlığı altında, ilk olarak kurala bağlanmamış durumlarda sağlık profesyonellerinin başvurdukları yollar hakkında bir dizi saptama yapılıp ilke-kural ilişkisi ele alınacaktır. Ardından genel olarak ilkeler hakkında bilgi verilip tek tek ilkelerin açıklaması yapılacaktır.

Kurala bağlanmamış durumlarda etik sorunlara yaklaşmada sağlık profesyonelleri için birçok farklı yol bulunmaktadır. Bu yollar, kabaca akılcı ve akılcı-olmayan biçiminde ikiye ayırmak olanaklıdır. Akılcı olmayanın akıldışı ile aynı anlamda olmadığına, “aklın karar verme sürecinde sistematik biçimde kullanımından farklı“ anlamında kullanıldığına dikkat etmek gerekir. Akılcı olmayan yaklaşımları:

(1) Boyun eğme,

(2) öykünme,

(3) duyumsama ya da

isteme,

4) sezgi,

(5) alışkanlık biçiminde sıralanmaktadır.
Akılcı yaklaşımlar ise;

(1) deontoloji,

(2) sonuçsalcılık,

(3) ilkecilik ve

(4) erdem etiği şeklindedir.

Akılcı yaklaşımların hiçbiri evrensel olarak kabul görmemiştir. Bireyler akılcı-olmayan yaklaşımlarda olduğu gibi akılcı yaklaşımlar arasında da farklı seçimlerde bulunabilmektedirler . Bununla birlikte ilkelere dayalı olarak tıbbi eylemleri

gerçekleştirmenin hem klinisyenler hem de kuramsal etik çalışması yapanlar tarafından daha sık benimsendiği saptamasını yapmak olanaklıdır.

İlkeler, farklı çerçevelere özgü temel yaklaşımları ifade eden davranışlara yön gösteren ve ölçüt oluşturan, genel ve soyut düzenlemelerdir.

Etik kurallar, etik ilkelere göre daha özel ve somut olan ve etik ilkelerden türetilen düzenlemelerdir.

Kuralları, ilkelerin uygulamaya yansıyan türevleri olarak nitelemek ve temel işlevlerinin uygulamaların istenir nitelikte olmasını güvence

altında tutma olduğunu söylemek olanaklıdır. Kurallar, genelgeçer karakter taşıyan ilkelerden farklı olarak belirli olgular ve onların somut olarak ortaya çıktığı durumlar için geçerlilik taşır.

İlkeler ve kurallar için yukarıda genel olarak yapılan saptamalar tıp etiği çerçevesinde yer alan ilkeler ve kurallar için de geçerlidir. Tıp pratiğinde etik değerlendirme yapma ve etik karar verme noktasında çağdaş tıp etiğinin kurallarının ve ilkelerinin gereğini yerine getirmek gerekmektedir. Etik ilkelerin aynı zamanda ortak akademik ve mesleki kültürün içeriğini oluşturmada da gerekli olduklarını söylemek olanaklıdır.

Tıp etiği çerçevesinde sorunları tartışma, değerlendirme ve çözümleme sırasında pratik aklın ahlaksal yetkinliğiyle doğrulanmış ve nesnel bir dayanak oluşturan kimi temel etik ilkeleri, tıbbi eylemlere daha sık yol gösterici olabilmektedir. Bu nedenle ilkeler tıp etiği tarafından daha kuvvetle

benimsenmekte ve daha sık kullanılmaktadır.

Bu ilkeler farklı otörler tarafından farklı kompozisyonlar halinde sistemleştirilmiştir. Dünya genelinde ve ülkemizde hem klinisyenler hem de akademik etik çalışması yapanlar arasında yüksek oranda benimsenen, Beauchamp ve Childress adlı iki Amerikalı biyoetikçinin önerdikleri dört ilkeli şemada

(1) yarar sağlama,

(2) özerk olma ve

başkalarının özerkliğine saygı gösterme,

(3) zarar vermeme,

(4) adil olma yer almaktadır .

Yaşama saygı duyma, aydınlatma ve onam alma, sır saklama, mahremiyete saygı gösterme, dürüstlük, özgecilik, ayrımcılıktan kaçınma, ihtisasa saygı duyma, dayanışma da, bu dörtlü şemada yer almamakla birlikte, hemen akla gelen tıp etiği ilkeleridir. İlkeleri belli bir yaklaşıma göre düzenleme

bağlamında, bazı ilkelerin ana başlık olarak seçilmesi ve diğer bazı ilkelerin onların altında yerleştirilmesi söz konusu olabilmektedir .

Tıp etiği sorunlarının çözümünde çağdaş yaklaşım, bir takım katı ve değişmez kuralları aynı kategoriden her olayda uygulamak değil temel ilkeler doğrultusunda her bir özgün olay için en uygun yaklaşımı belirleyip onu gerçekleştirmektir. Bir başka deyişle tıp etiği temel ilkeleri, kuralların genel

çerçevesini oluşturmanın yanı sıra, kurala bağlanmamış durumlarla ilgili karar vermelerde de yol gösterici olmaktadır.

Etik ikilemleri aşmaya yönelik karar alma süreçlerinde tıp etiği temel ilkelerinden birinin ya da birkaçının gözetilmesi, diğer bazılarının ise ihmal / ihlal edilmesi söz konusu olmaktadır. İlkeler arasında daimi bir hiyerarşi bulunmamaktadır ve ikilemden çıkışta yol gösterici olarak benimsenecek ilkenin belirlenmesi bağlamında yaşanan durum özelinde değerlendirme yapmak gerekmektedir. Yapılan değerlendirmede ilke ihlalini haklı çıkaracak önemli bir nedenin olup olmadığı da ele alınmaktadır.

Etik ilkelere dayalı değerlendirme süreçlerinde iki nedenden kaynaklanan bir öznellik boyutu bulunmaktadır. Bir yandan değerlendirme yapan kişinin değer sistemi, değerlendirmede bulunduğu alana bakışı, temel ilkeleri algılayış

ve yorumlayış biçimi gibi bireyden kaynaklanan öznel faktörler vardır. Diğer yandan benimsenen-bağlı olunan etik yaklaşım çerçevesinde kimi ilkelerin ön plana çıkarılması ve kimilerinin geri planda bırakılmasından kaynaklanan bir öznellik de söz konusudur. Etik ilkelerin doğasındaki nesnellik bu öznelliği bir ölçüde dengelemektedir .3----------

---------------------------------------
J-MODERN HEMŞİRELİK ETİĞİ’NE GİRİŞ:

Hildegard E. Peplau, 1952 yılında yayımladığı kuramında hemşireliğin içinde bulunduğu toplumun değerlerine, kültürüne, inançlarına, beklentilerine, deneyimlerine dayandığını savunarak, hemşirenin iyi bir iletişimci, eğitimci, sözcü olması gerektiğini ileri sürmektedir. Yardımseverlik değerinden “hastalık değil, hasta vardır” öğretisi üzerine dayandırılan bu kuram üzerine bir süre sonra değişen hemşirelik anlayışı; etik kodların tekrar gözden geçirilmesini, hatta değiştirilmesi zorunlu hale getirmiştir. Bu bağlamda yapılan etik çalışmalar sonucunda; 1950 yılında Amerikan Hemşireler Birliği (ANA), 1953 yılında Uluslararası Hemşirelik Konseyi (ICN) varolan kodları gözden geçirerek çağa uygun , yeni hemşirelik kodlarını ve değerlerini belirlediler. Hemşireliğin önemli dönüm noktası olarak kabul edilen bu "Hemşirelik Etik Kodları" hemşireliğin bilinen konumuna farklı bir bakış açısı kazandırmakla kalmayıp, hemşireliğin bağımsız bir meslek olduğunu da göstermiştir .



Belirlenmiş olan bu yeni etik kodlar, hemşireliğin özü olarak kabul edilen hemşirelik bakımını insan onurunun korunması gerektiği fikri içinde değerlendirerek, bakımı hemşireliğin ahlâk ülküsü olarak kabul etmiştir.

Buna rağmen mesleğin konumunda oluşan yeni değişimler, mesleğe bakış açısında değişikliklere neden olmuş ve mesleğin amacının, temelinde yatan etik değerlerin tekrar belirlenmesini gerekli kılmıştır. Bu amaçla da 1960 ve 1968 yıllarında Amerikan Hemşireler Birliği (ANA), 1965 ve 1975 yıllarında da Uluslararası Hemşirelik Konseyi (ICN) ve 1985 - 86 yıllarında da Amerikan Hemşirelik Okulları Derneği; hastanın esenliğinin en üstün yarar olduğunu vurgulayarak, temelde yatan değerin yararlılık olduğunu kabul etmişlerdir. Bu hemşirelik etiği ile ilgili çalışmalar sonucunda belirlenen yedi değer; fedakarlık (alturism), estetik, eşitlik, özgürlük, insan onuru, adalet ve gerçekliktir.

Bu meslek üyelerinden beklenen kişisel özelliklerin ise; yaratıcılık, duyarlılık, anlayışlılık, hakkına sahip çıkma, öz saygı, gizlilik, umut, güven, akılcılık ve sorumluluk olduğu ileri sürülmüştür.



Yüklə 160,05 Kb.

Dostları ilə paylaş:
  1   2   3




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə