İsmail arabaci kiMDİR



Yüklə 2,91 Mb.
səhifə5/59
tarix31.10.2017
ölçüsü2,91 Mb.
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   59

POMAKLAR


Pomaklar, Balkanlarda Pomakça konuşan Müslümanlara verilen bir addır. Pomakların, Kuman Türklerine dayanan uzun bir tarihi geçmişi vardır. Kuman (veya diğer adıyla Kıpçak)Türkleri miladi 916 yılında Kuzey Çin’den ayrılarak önlerine çıkan Ruslarla savaşıp, XI. ve XII. yüzyılda Ukrayna ve Romanya üzerinden Balkanlara inmeğe başlayan bir Türk kavmidir. İlk olarak kuzey Bulgaristan’a daha sonra güneye doğru inerek Rodoplara ve Makedonya’nın doğu kısımlarına yerleşmişlerdir. Yerleştikleri bölgelere Kumanova, Kumantsi, Kumança gibi isimler vermişlerdir.
Kuman ve Peçenek Türkleri’nin 1087’de kurdukları federasyonun 1091’de yıkılması neticesinde Kuman Türk boylarından birçoğu Romanya, Macaristan, Avusturya ve Çekoslovakya içlerine kadar giderek gayri Türk unsurların içinde Hıristiyanlığı kabul etmişler ve etnik varlıklarını kaybetmişlerdir. Batı Trakya ile Rodop ve Prin bölgelerinin dağlık kesimlerinde ise bir hayli Kuman Türk boyu kalmıştır.
1065 yıllarından itibaren Bizans, Slavların güneye inmelerini önlemek amacıyla Konya’nın bazı kesimlerinden birçok Türk kabilelerini gayet tavizkar tekliflerle Teselya ile Makedonya ve Rodoplara götürüp iskan ettirmiştir. Bu kabilelerin 55-60 bin kişilik bir topluluk olduğu Bizans kroniklerinde belirtilmektedir. Daha sonra 1345 yılında Gazi Umur Beyin fütuhatına sahne olan bu bölgelere 100 bin kadar Yörük Türkmen iskan edilmiştir.
Anadolu’dan iskan edilen bu Türk-Müslüman grupları bu bölgede yaşayan Kuman Türkleri arasında İslamiyetin yayılmasında etkili rol oynamışlardır. Bu gruplar arasında şeyh, abdal, derviş, gibi İslam misyonerleri İslam’ın propagandasını yapmışlardır. Bulgar tarihçileri Zlatarski ve İreçek İslam Dini misyonerlerinin Bulgaristan’da İslam propagandasını yaptıklarını ve XIII. asra kadar İslam dininin bu yörelerde yayıldığını belirtmektedir. Tarihi verilere göre Kuman Türkleri’nin ihtida ederek Müslüman oluşları Osmanlı’nın bölgeye gelmesinden önceye rastlamaktadır.
Kuman Türkleri Anadolu’dan gelen Müslüman kardeşlerine maddi ve manevi yardımlarda bulunmuşlar, “öncü”, “ardcı” ve “ileri keşif” kolu olarak aktif görevlerde bulunmuşlardır. Slavlar, Kuman Türk Müslümanlarına Osmanlı ordularına yardım ettikleri için ‘’Yardımcı’’ anlamına gelen “POMAGAÇ” adını vermişler ve bu zamanlarda Pomak şeklini almıştır. Ancak bu kelime Osmanlı müelliflerinin eserlerinde geçmediği gibi, Pomak adına da hiçbir yerde rastlanmamaktadır. Bu tabir Türkçe eserlerde ancak 1877-1878 Türk-Rus harbinden sonra Balkanlar’dan gelen muhaceretler dolayısıyla rastlanır.
Pomaklar bütün tarihleri boyunca Osmanlı Devletine sadakat ile hizmet etmiştir. 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşının elim neticeleri Rodopların Rus ordusu ve Bulgar komitacıların istila tehlikesine kaldığı vakit, Rodop Türkleriyle Pomaklar yine birlik ve beraberlik içinde düşmanlarını bu bölgeye sokmamışlardır. 3 Mart 1878’de imzalanan Ayastefanos andlaşması hükümlerine itiraz etmişler ve oturdukları bölgede “Muvakkat hükümet” kurmuşlardır. Bulgar-Rus kuvvetleri muahede şartlarını yerine getirmek için, Pomaklara saldırdılar. Pomaklar ve Rodop Türkler’i, aylarca mukavemet edip memleketlerine düşmanı sokmadılar. 1878 Haziran ayından itibaren büyük Avrupa devletlerinin ve Osmanlı Devleti’nin mümessilleri Berlin’de barış müzakerelerine başladıkları vakit, Rodoplar’da savaş devam ediyordu. Bu çetin mücadele Berlin’de toplanan kongre üzerinde etkili oldu ve çeşitli milletlerin temsilcilerinden oluşan bir heyet, Rodoplar’a gönderildi. Neticede Pomaklar arzularına kavuştular. Berlin Kongresi kararları gereğince müstakil bir “Şarkî Rumeli Vilâyeti” kuruldu ve Pomaklar’ın vatanı düşman istilasından kurtuldu.
Pomaklar’ın konuştukları dile gelince, % 30 Ukrayna Slavcası, % 25 Kuman-Kıpçak Türkçesi, % 20 Oğuz Türkçe’si, % 15 Nogay Türkçesi ve % 10 Arapça’dan müteşekkildir. Yani Pomakça denilen dilin % 60’ı Türkçe, % 30’u Slavca ve % 10’u Arapça’dır. Fakat, Anadolu Türkçesine benzeme oranı %20 ‘dir. Buna göre Bulgarlar’ın iddia ettikleri gibi Pomakça’nın Bulgarca’nın bir şivesi olduğunu söylemeye imkan yoktur. Pomaklar bugün Bulgaristan Makedonya’sında, Yunanistan’ın kuzeyinde, Makedonya’nın çeşitli bölgelerinde ve Türkiye’nin kuzeybatısında ve güney orta bölümlerinde yaşamaktadırlar. Bugün kendini Pomak kabul edenlerin sayısı 500 bini aşmaktadır. 300.000 Bulgaristan’da, 30.000 Yunanistan’da, 20.000 Makedonya’da ve 200.000’e yakın da Türkiye’de Pomak Türk’ü yaşamaktadır.
Pomaklar umumiyetle zeki, çalışkan ve cesur insanlar olup, daha ziyade ziraat ve ticaretle ile meşguldürler. Şehirlerde oturanların çoğu Türkçe konuşur. Bunlar Türk-İslam medeniyeti içinde gelişmiş olduklarından, bugün duyguları ile Türklüğe bağlı yaşamışlar ve onun keder ve saadetini paylaşmayı bir vazife bilmişlerdir.

Kaynak: Basri ZİLABİD. Rodopların Müslüman Halkı. İlk Adım Dergisi.



ETNİK GRUPLARI YOK SAYAN YUNANİSTAN

Yunanistan da Avrupa’lı sömürgeci ağababaları gibi insan haklarına hep işine geldiği yerlerde değinmiştir. Ama, ulusal bir politika olarak da öteden beri, ülkesinde hiçbir azınlığın, etnik grubun bulunmadığını ve Yunan nüfusunun saf Yunanlılardan oluştuğunu ileri sürmektedir. Batı Trakya Türkleri, Makedonlar, Arnavutlar,Pomaklar ve Ulahlar Yunanlılara göre azınlık değildir. İddialarına göre, Batı Trakya Türkleri Müslüman Yunanlılar, Makedonlar, Kuzey Yunanistan’a göç etmiş Slavlardır. Yunanistan’ın Yunan Sevr’ini tanımaması, bu grupları tamamıyla korumasız bırakmaktadır. Yunan Sevr’inin 16/3 maddesine göre bu anlaşmayı imzalayan ülkeler (henüz kullanılmamış olsa da) azınlık haklarının ihlali durumunda Yunanistan’ı Uluslararası Adalet Divanı’na götürme yetkisine sahiptir. Yunanistan’daki azınlıklar, yok farz edilirken haksız ve hukuki temeli bulunmayan bir çok baskıya da alabildiğine maruz kalmaktadır. Hak ihlalleri ve AB kriterleri ile uyumlu olmayan politikalar, başta Batı Trakya Türkleri, Arnavutlar, Makedonlar, Çingeneler, Pomaklar ve Ulahlar olmak üzere bütün etnik grupları sindirmek ve onlara göz açtırmamak üzerine kurulmuştur. Yunanistan ülkesinde 10.600.000 nüfusuyla %98 oranında Yunanlı yaşadığını iddia etmektedir. Olaya AB yetkili organları sessiz kalmakta; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) yapılan başvurular, bu mahkeme tarafından karara bağlansa da Yunan Yönetimi tarafından uygulanmamakta ve AB organları buna ses çıkarmamaktadır. Bugün gerçekte Yunanistan’da, Ortodoks Arnavutlar (Arnavidesler) ve Arnavutluk’tan çalışmak üzere Yunanistan’a gelmiş yaklaşık 500.000 Arnavut, 120.000 civarında Batı Trakya Türkü, “Magleno-Romence” ve “Aromence” konuşan 300.000 kadar Ulah, 200.000 kadar Makedon, Kuman soyundan gelen 30.000 kadar Pomak Türk’ü yaşamaktadır.


Yunanistan’da azınlıkların tümüne çeşitli şekillerde uygulanan baskılar özellikle Türk ve Makedonlara, arkalarında Türkiye ve Makedonya gibi sınır devleti olan etnik gruplarda kendini yoğunlaşarak göstermektedir. Bugün Yunanistan’ın milli politikası temelde bu iki etnik grubu önce pasifize etme sonra tamamen ortadan kaldırma temeline dayanmaktadır. Türkiye ile özellikle 1996’lara kadar çok sıcak ilişkileri olan Arnavutluk’la iktidar değişikliğinden sonra yakınlaşma çabalarına giren Yunanistan, Arnavut azınlığı da ciddi bir potansiyel tehlike olarak görürken, radikal Yunan milliyetçilerinin Arnavut kökenlilere karşı saldırıları sürmektedir.
Batı Trakya Türklerine uygulanan baskılar, temelde “Türk” kelimesinin kullanılmaması esasına dayanmaktadır. Türklerin aralarındaki bütünlük, sosyal dayanışma ve kültürel temel her vesile ile bozulmak istenmekte, Türkler, Türkiye veya diğer ülkelere göçe zorlanmaktadır. Özellikle 1998’e kadar geçerli olan Vatandaşlık Yasası’nın 19’uncu maddesi ile Yunan asıllı olamayan etnik azınlıkların çoğunun ve bu bağlamda 60 bin Batı Trakya Türkü’nün vatandaşlığına son verilmiştir. Eğer bu uygulama olmamış olsaydı bugün Batı Trakya’da 300.000 Türk yaşıyor olacaktı.
Yine 1990’da çıkarılan yasa ile Türklerin kendi dini liderleri olan Müftülerini seçmeleri engellenmiştir. Yine, yeni camilerin inşasına izin verilmediği gibi tamirleri bile engellenmiş, müftülük gibi makamlara Yunan Hükümeti’nin atadığı kişiler oturtulmuştur. Ayrıca Lozan Anlaşmasına göre teminat altına alınmış Türk Vakıfları’nın yönetimi Lozan hükümlerine aykırı olarak, Yunan Yönetimi’nin atadığı kendi devlet memurlarının katı ve haksız anlayışına teslim edilmiştir. Türklerin maruz kaldığı en büyük haksızlıklardan biri de Türk okullarının gelişmesine izin verilmeyerek böylece Türk çocuklarının, Türk toplumunun eğitim haklarının engellenmesidir. Yine, Türkiye’de, Türk vatandaşı olmayanlara bile toprak satışı yapılırken Yunan vatandaşı olan Batı Trakya Türklerinin taşınmaz mal edinmeleri yasak ya da alınması çok zor olan özel izinlere tabidir. Bugün Batı Trakya’da hiç bir Türk eczanesi bulunmamakta, Türklere eczane açma izni verilmemektedir. Dr.Sadık Ahmet ve Ahmet Faikoğlu ile Yunan parlamentosuna girmeyi başaran Türklerin önüne %3’lük bir ülke barajı konulmuş ve toplam nüfusu 150.000 kadar olan soydaşlarımızın seçilmek için 200.000 oy alması zorunlu hale getirilmiştir. Ayrıca Türk toplumu sürekli polis takibi, baskısı, hak ve özgürlüklerinin dile getirilmesindeki kısıtlamalara maruz bırakılmaktadır. Kamusal alanda Türklerin iş edinmesi olanaksızdır. Türkiye’de bütün üniversite mezunlarına, etnik kökenlerine bakılmaksızın verilmiş olan yedek subaylık hakkı Yunanistan’da Türklere verilmemektedir.Türklerin askerlik hizmetlerini de en ağır koşullarda, ellerine silah verilmeden yapmaları sistemin bir gereğidir. Kendilerini “Türk” olarak tanımlayan soydaşlarımızın kurdukları “Türk Öğretmenler Birliği”, “İskeçe Türk Birliği Teşkilatı” gibi derneklerin “Türk” kelimesini kullanmaları yasaklanmış, Türkçe’de ısrar eden soydaşlarımız hapse atılmış, mallarını kaybetmiş ve vatandaşlıktan çıkarılmıştır.
Aynı baskı Kuman Türkleri’nin soyundan gelen Pomaklara da uygulanmaktadır. II. Dünya Savaşı'ndan hemen sonra, Atatürk devrimlerinin etkisi altında olan Pomak aydınlarının başlattığı "Pomakça'yı bırak Türkçe konuş" kampanyası ile Türkiye Türkçesi çizgisinde yaygınlaştırılmaya çalışılmıştır. Fakat bu çalışmalar da her zaman Yunan hükümetlerinin engelleyici, baskıcı yaklaşımlarına maruz kalmıştır. Son yıllarda Pomaklar üzerinde yapılan alan çalışmalarından da anlaşıldığı üzere, Yunan yönetimlerinin uyguladığı "Türkçe'ye set çekme" faaliyetlerinden dolayı Türk dili gençler arasında zayıflamasına rağmen, Pomaklar Türkçe konuşmaktadırlar.

Korkulan öteki azınlık: Makedonlar

“Makedonya” kelimesinin ve kurulmuş olan Makedonya Cumhuriyeti isminin kullanılmamasını ve bir çok platformda bu yeni kurulmuş devletin isminin “Eski Yugoslav Cumhuriyeti Makedonya” olarak kullanılmasında ısrar eden Yunanistan bu konuyu bir ulusal politika haline getirmiştir. Ancak en son, geçtiğimiz ay içinde ABD’nin Makedonya’yı bu isimle tanımasıyla Yunanistan’ın ağır bir siyasal darbe aldığı da gerçektir. Makedonları bir azınlık olarak görmek istemeyen Yunanistan bu hareketleriyle de facto olarak Yunanistan’da böyle bir azınlık olduğunu kabul etmiştir. Yunanistan bu konudaki hassasiyetini, Türk ve Makedon olduğunu ve hatta Makedonya’da böyle bir azınlık olduğunu iddia eden herkesi hapse atarak göstermiş ve göstermektedir.
Bugün büyük güçlüklerle varlığını sürdüren, baskılara katlanabilen ve yoğun baskılar nedeniyle ancak 300 kadar üyesi bulunan “Rainbow” (Gökkuşağı) Partisi bir anlamda Yunan Makedonları’nın sesini dünyaya ve özellikle Avrupa Parlamentosu’na duyurabilmekteyse de, bu özellik ve olanak Yunanistan’ı Makedonlara karşı daha dikkatli olmaya ve baskı yapmaya itmektedir. Halen Makedonlar da Batı Trakya Türkleri gibi, kamu hizmetlerinde görev alamamakta, Yunan sistemine aykırı düştükleri zaman vatandaşlıktan çıkarılmaktadırlar.Yine, Yunanistan’da Makedonlar hala kendi dillerinde isim sahibi olamamaktadırlar, Osmanlı döneminde izin verilmiş olan şehir ve kasaba adları da zorla Yunanca yapılmıştır.
AB’nin şımarık çocuğu Yunanistan’da, Lozan Anlaşması sayesinde bazı hakları belirli ölçülerde teminat altına alınmış olan Türkler dışında her kim dini veya etnik bir gruba ait olduğunu söylerse hapse girmektedir. Bu bağlamda, laikliğin kesinlikle söz konusu bile olmadığı bu ülkede, yine bir Arnavut veya Makedon, Yunan Ortodoks Kilisesi dışında, Ortodoks bile olsa, bir başka ulusal kilise birliğine bağlı olduğunu dile getirirse hapse girmektedir. Yunanistan’ın azınlık haklarının paralelinde insanların dini haklarını da hiçe saymış olması, AB’nin işine gelmediği zaman ve çifte standartlarının, Balkanlarda “Müslüman Boşnaklar” katledildiği zamanki gibi durumlarda nasıl iki yüzlü olduğunu çok anlamlı bir şekilde göstermektedir. Türk dış politikasının ve bizi yönetenlerin, Türkiye’ye her platformda düşmanlık yapanların zayıf taraflarını, yumuşak karınlarını değerlendirip bu yönlerden, karşı argümanlar ve çıkarlarımızı savunacak görüşlerle Türkiye’yi temsil etmeleri bütün bu olguların ışığında çok önemlidir.

Kaynak: TUSAM. Ali KÜLEBİ.




Kataloq: 001703

Yüklə 2,91 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   59




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə