Ya Nasıl Kıyarız Kendimize?”



Yüklə 15,57 Kb.
tarix28.10.2017
ölçüsü15,57 Kb.

Ya Nasıl Kıyarız Kendimize?”

Büyük ozan Hasan Hüseyin, Acıyı Bal Eyledik isimli şiirinde: “hor baktık mı karıncaya, kırdık mı kanadını serçenin, vurduk mu karacanın yavrulusunu, ya nasıl kıyarız insana” diye soruyordu. Burada söz konusu kıymak, başkasına dönük olanı; katl. Bir de, doğrudan insanın kendine kıyması söz konu. İntihar yani.

İntihar (terimi, konusu, fikri, edimi) oldukça hassas, netameli, can sıkan, yoran bir konu. Zor, gizemli, hatta korkunç bir izlek. Tanımlanması bile güçlükler arz eden; birden fazla açıdan bakmayı, yaklaşmayı (denemeyi) gerektiren bir husus. Psikiyatriyi, toplumbilimi, felsefeyi, sair bilumum “logos”u ilgilendiren; anlaşılması için birden çok bakışı, zaviyeyi gereksinen bir muamma.

En yalın tanımıyla intihar; kişinin bile isteye, kendi iradesi (istenci) ile, kendi yaşamını sonlandırması edimidir.

Kendi yaşamını sonlandırma ediminin ötenazide ve intihar bombacılarında da olduğu söylenebilirse de; bunların, amaçları, motivasyonları ve sonuçlarıyla birlikte ayrı kategoriler olduğunu ve şimdilik dışarıda bırakılması gerektiğini düşünüyorum. Dünyada giderek sayısı artan intihar bombacılığına, ivedilikle ayrı bir sayı ayrılmalı. İntihar bombacısı, bombayı patlattığında, kendini öldürüyor olsa da, yani bir nevi intihar tanımına uygun bir edimde bulunuyor olsa da, başkalarını da katletmektedir. Sözünü edeceğimiz intiharda, kişinin kendisinden başkasının hayatına kastetmesi söz konusu değildir. Girişim, sadece ve bizzatihi kişinin kendisine dönüktür. Manevi anlamda bir başkasının canını yakabilir, ama somut olarak, kendisinden gayrı kimsenin canını alması söz konusu değildir.

Aydınlanma dönemine ulaşılıncaya dek, Eski Yunan düşünürlerinden, kilisenin önemli düşünürlerine kadar bir çok kişi intiharı “immoral” bir davranış olarak görmüş ve yasaklamışlardır. Özellikle, Tanrı’nın “öldürmeyeceksin!” emri bağlamında. Dahası, intiharı, sadece Tanrı’nın emrine karşı gelmek değil; kişinin toplumuna (diğer insanlara) ve devlete (erk’e) karşı işlediği bir suç olarak da addetmişlerdir.

Bu konudaki ilk kökten farklı savı ileri süren David Hume olmuştur. Hume’a göre intihar, kişinin kendisine ait bir haktır.

Emile Durkheim’in intihar kavramı üzerine iki önemli katkısı olmuştur (kanısındayım). Birincisi, intiharın toplumbilimsel olarak açıklamasını yapmış, toplumla olan ilintisini kurmuş; ikincisi de, intihar ile intihar girişimi arasında ayrımda bulunmuş olmasıdır.

Ludwig Wittgenstein, intiharı ne iyi, ne de kötü bir şey olarak değerlendirmektedir; intihara “izin verilebilirlik” bağlamında bakmaktadır: “ Eğer intihara izin verilebilirse, her şeye izin verilebilir. Eğer hiç bir şeye izin yoksa, intihara da izin yoktur.”

Varoluşçuluğun öncüleri sayılan iki kötümser filozof Schopenhauer ve Nietzche’ye göre; insan özgür de olsa, lânetlenmiş/mahkûm edilmiş ve anlamsızca, amaçsızca yaşamak için bu dünyaya fırlatılmıştır. İşte bu yüzden insan kendi kendini inşa eden kişidir. İnsan kendi istenci ile yaşamaya ve ölmeye “mahkûm”dur.

Fransız varoluşçu filozof Jean-Paul Sartre’a göre kişinin öznelliği, bireysel yaşamda en önde gelen unsurdur. İnsan özgürdür; nesnel yasalara bağımlı değildir; nesnel olan akıl dışıdır; buna mukabil, emosyonel unsurlar insanın yaşamında başattır. Sartre’ın ilkesinin temeli şudur: İnsan, kendini kendisini yapan/var edendir”.

Başka bir Fransız varoluşçu Albert Camus’e göre “felsefi tek sorun intihardır”. İnsan her zaman saçma bir durumun (kıskançlık, hırs, bencillik) içerisindedir. Anlamsız, amaçsız etkinliklere ve sürekli bir ölüm korkusuyla yüzleşmeye mahkûm edilmiştir. Camus’ye göre tüm bu kaygıların, korkuların, hırsların tek çözümü intihar etmektir.

Camus’un saçma durumlar dediği durumlar dışında da, insan ya da doğa kaynaklı öyle koşullar olabilir ki; herkesin yaşamak için dayanma eşiğini aşabilir ve intihar kapıyı çalabilir. Örneğin işkenceler, savaş koşulları, toplama kampları, ağır yıkımlara neden olan doğal afetler vs.

Daha günlük, çok değişik nedenleri de olabilir intihar girişiminin: Ekonomik zorluklar, işsizlik, aile içi süregen sorunlar, sevgilinin kaybı, başarısız kariyerler, umutsuzluk, umarsızlık bileşenlerini içeren derin ruhsal çökkünlükler...

Psikiyatri bilimi hep bir patoloji aramaya yatkın bir bilim olduğundan; intiharın ardında mutlaka bir duygu durum bozukluğu; bir algı ve düşünce bozukluğu; madde kullanım bozukluğu öyküsü ararken; psikanalizin intihara ilişkin açıklamaları biraz daha farklılıklar göstermektedir. Çok yüzeyel ve hamca olsa da, özetleyerek:

İntihar; kişinin kendi iç ruhsal yapıları (ben, üstben, altben) arasındaki ve/veya kişinin kendiliği ile diğerleri arasındaki çözümlenemeyen çatışmaların, çatışkıların bir neticesidir.

Bazen de kişi, çok sevdiği, kendisiyle özdeşim yaptığı ve aynı zamanda bir o kadar da nefret ettiği; yani kendisine karşı ambivalan (iki değerlikli) duygular beslediği kişinin yitimi üzerine; kendi içerisindeki “öteki”ni yok etmek üzere intihar girişiminde bulunabilir.

İnsanı ve intihar edimini açıklarken; insanın bir makina olmadığını, evrensel ortak paydalar içerse de, her bir bireyin özel ve özgül olduğunu unutmadan açıklamalar getirmeye çalışmalı, genellemelerden kaçınmalıdır. İnsanın zihinsel durumu, duyguları, duygulanımları, ülküleri, fikirleri o kişiyle bağlantılıdır. Bir insanın duyarlılığı, kızgınlığı, haseti, kıskançlığı, aç gözlülüğü, çatışmaları, bilinci, bilinç dışı, özgeciliği, korkuları sevgisi, nefreti o kişinin toplamına dahildir, ona içkindir ve tüm bu özellikleri, yetileri, kapasiteleri ile insan açıklanabilir.

İster bireysel bir seçim, ister bir sağlık sorunu, isterse toplumsal bir görüngü olarak bakılsın; intihar (tamamlanmış olanı da, girişimi de) oldukça önemli bir olgudur. Bu yüzden, dediklerimizi daha spot olarak ifade edelim istiyorum.

İntihar hiç bir kişi, ya da toplum kesimiyle sınırlı değildir. Her sosyoekonomik sınıftan, her cinsiyetten, her ırk ve ulustan, her yaştan insan intihar edebilir. Kimse bu olgudan arî, muaf değildir. Herkes intihar edebilir; yeter ki, koşullar oluşsun ve gerekli eşiği aşsın...

İntiharın şekli sadece kişinin psikodinamikleriyle ilgili değildir; seçilen yöntem, yer ve zaman bile geride kalana/kalanlara karşı bir iletiyi içeriyor olabilir.

Her intiharın işsizlik, ekonomik güçlük, aile içi şiddet, depresyon, madde kullanımı gibi zahiri (görünür) sebebi, sebepleri olsa da; bunların altında, her bir bireyin kişiliğine, imgelemine, ruhsal yapısına, dinamiklerine içkin daha derin, daha özgül, fıtrî sebepleri de vardır ve bunlar da göz önüne alınmaya çalışılmalıdır. Hiç bir olgu sadece ruhsal ya da toplumsal olarak kategorize edilip, bir nedene indirgenemez.

İntiharı ister ruhbilimsel, ister felsefi, isterse toplumbilimsel açılardan anlamaya çalışmamızın nedeni, entellektüel bir doyum ile sınırlı kalmamalı ve şu soruyu da bize sordurmalıdır: İntihar önlenebilir mi, ya da sayıca azaltılabilir mi? Bir konuyu işliyor olmamızın pratik de bir yararı olmalıdır.

İntihar önlenebilir mi, bilmiyorum ama sayıca azaltılabilir kanımca.

Toplumsal ve insani kaynakların, yani: Eşit eğitim, özgürce yaşam ve ifade ortamı; birbirine saygı, hoşgörü; kişinin, özüne saygı ile yetiştirilebilmesi; sağlık hizmetlerine eşit, yeterli ve kolayca ulaşabilmesi; sağlıklı iletişim; sevginin yüceltilmesi; onura onurunun teslimi; olaylara gülebilme-mizah yetisi; etik değerlerin, özgeçinin, yurt severliğin, toplum bilincinin, işbirliğinin, vakârın geçer akçe ve carî olduğu ortamlarda, intiharın ortadan kalkacağını değil ama, sayıca azalabileceğini sanıyorum. (Bir ütopya belki; diliyorum.)

En başta, üzerine/üzerinde konuştuğumuz konunun ağırlık verici, netameli olduğunu belirtmiştim. Madem üzerinde akıl yürütüyoruz; anlamakla bırakmamalı işi. Eeee, diye de sormalı: Bunca lakdırdı niye? Önleyemiyorsak, olasılığını azaltan ortamları birlikte yaratmanın yollarını arayalım bari.

Onurlu ve esen bir hayat dileğiyle.

Levent Tokuçoğlu



fltokuc@hotmail.com

Yüklə 15,57 Kb.

Dostları ilə paylaş:




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə