Yunus nadi sosyal biLİmler araştirma öDÜLÜ: ali cengizkan



Yüklə 20,97 Kb.
tarix03.11.2017
ölçüsü20,97 Kb.

YUNUS NADİ SOSYAL BİLİMLER ARAŞTIRMA ÖDÜLÜ: ALİ CENGİZKAN
'İktidar mimaride de özgürlükçü değil'
CUMHURİYET Kitap06.05.2010 / Selda Güneysu
Kaynak: http://www.cumhuriyet.com.tr/?im=em&em=cu/cukitap/w/k07.html

Ali Cengizkan hem bir şair, hem de bir mimar. Cumhuriyet döneminin en önemli mimarlarından biri kabul edilen Mimar Kemalettin üzerine yaptığı çalışması Mimar Kemalettin ve Çağı araştırmasıyla 'Yunus Nadi Sosyal Bilimler Araştırması' ödülüne değer görüldü. Ali Cengizkan ile çalışmasını konuştuk.


-Mimar Kemalettin üzerine yaptığınız çalışma, 'Yunus Nadi Sosyal Bilimler Araştırması Ödülü'ne değer görüldü. Kimdir Mimar Kemalettin?
- Mimar Kemalettin üzerine, 2006-2008 yılları arasında bir çalışma yapmak, aslında Türk mimarlar adına bir 'Anma Programı' oluşturup, bunu ciddi ve düzeyli bir biçimde uygulamaya sokan Türkiye Mimarlar Odası için bir onur kaynağı olmalı. Araştırma ve paylaşıma dayalı bu 'Anma Programı' sayesinde, Kemalettin'in ölümünden yaklaşık 90 yıl sonra onun yaşamı, yapıtları ve yapıtlarının/yaptıklarının anlamına bir kez daha eğilme fırsatı yakalandı. 'Mimar Kemalettin Anma Programı', bugün 2010 'Yunus Nadi Sosyal Bilimler Araştırması Ödülü'nü aldıysa eğer, bunda Osmanlı Devleti'nden Türkiye'ye geçişte farklı roller üstlenen en önemli mimarla ilgili yalnızca kitaplar yazarak değil, kitaplar, sempozyum ve sergiler gibi farklı medyatik araçlarla da söz oluşturup, ileterek bir bilinç durumu oluşturmaya çalışan, kapsamlı bir kolektif ürün elde etme çabasının da payı olduğunun fark edildiğini ummak isterim.
- Mimar Kemalettin'in Cumhuriyet dönemi mimarisine katkıları nasıl olmuştur?
- Mimar Kemalettin, 1870-1927 arasına sığan kısa ömründe, mimarlık eğitiminin düzene bağlanması ve çağdaşlaştırılması için çaba harcayan bir eğitimci, Osmanlı'nın önemli kurumu Vakıflar İdaresi'nin İnşaat ve Onarım Müdürlüğü'nü kurarak, onu modernleştirmeye ve mimarları meslek pratikleri içinde bir araya getirmeye çalışan bir örgütçü; çoğunluğu Vakıflar İdaresi için tasarlayıp inşa ettiği ve ettirdiği yapılar ile uygulamacı bir mimar. Bütün bu mesleki pratikleri yapmanın yanı sıra, mimarlık tarihi ve eski eser koruması üzerine de düşünüp yazma becerisi gösteren bir mimarlık kuramcısı olarak öne çıkmakta. Geneldeki bu katkıların Cumhuriyet dönemine denk düşen yanlarının da mimarlık meslek pratiğine katkıda bulunduğunu düşünmemiz gerekir. Osmanlı Devleti'nin son döneminde mimarlık alanındaki kimlik arayışlarının daha somut bir düzlemde erken Cumhuriyet dönemi içinde de sürmesi çok olağandır ama bu arayışın, ideoloji ile mimarlığın temsiliyeti arasında kurulmaya çalışılan yüzeysel ve birebir ilişki nedeniyle sağlıklı olduğu söylenemez. Kemalettin, hemen hemen kendisiyle sonlanan 'Birinci Ulusal Mimarlık' döneminin sonrasını ne yazık ki göremedi. Spekülatif bir biçimde söylenebilir ki, 'Görseydi eğer, duyarlı ve çalışkan bir mimar olarak yeni durumlar üzerine de kendi sözünü-sözlerini geliştirebilirdi.' Çünkü mimarlık pratiği ile mimarlık düşüncesi arasında geliştirmeye çalıştığı bütüncül kanal, ne yazık ki, bugün bile çok az temsilciye sahip. Öte yandan bir mimarın yapılarını hâlâ kullanıyorsak ama onunla ve yapıların ömürleriyle (ortaya çıkışları, inşa edilmeleri, onarılmaları, yaşadıkları, varsa işlev değişiklikleri ile) ilgili bilgimiz az ise, o yapıların bizim olduklarını söylemek boş bir düşünce. Ne yazık ki Türk toplumu kendi yaşadığı çevreler, kentler, konutlar ve binalar konusunda çok az düşünen ve irdeleyen bir toplum.
- Çalışmanız, şimdi yaşamayan ancak Cumhuriyet dönemindeki mimarları yeniden gündeme getirmek ve onların yaptığı katkıları anlatmak amacını taşıyor...
- Az önce anlamını vurgulamaya çalıştığım 'Anma Programı', Osmanlı Devleti ya da Türkiye Cumhuriyeti, tarihsel dönem ayrımını yapmaksızın, yakın dönemdeki çağdaş mimarlık yaklaşımlarına yeniden ışık düşürmek, onları ve mimar aktörlerini yeniden değerlendirmek ve güncellenen değerlerini aktarmak amacını taşımakta. 'Değer kavramının unutulduğu ve unutturulduğu', günlük politikanın bizzat en yetkili yöneticiler tarafından liyakat (layık olma) ve yeterlik (yetkinlik) kavramlarından uzak tutularak oluşturulduğu ve toplumsal geleceğimizin 'kötücül aktörler' tarafından 'satın alındığı' bir ortamda, yakın tarihimizi ve hatta bugünümüzü bilmek, geleceğimizi kurmak açısından çok büyük önem taşımakta. Türkiye Cumhuriyeti tarihi açısından ise durum daha da önemli. Yazılı ve görsel medyanın oluşturup 'takdis ettiği' yine 'değerleri kendinden menkul akil adamlar', kofluklarını gizleyen bir önyargı ve pro-aktiflik içinde, yıkıcılıklarını malumatfuruşlukla bütünlük içinde yürütmekteler. Ne yazık ki çağdaş 'garp' toplumları 20. yüzyılın ikinci yarısından başlayarak modernizmi (postmodernizmle aşkınlaşarak adeta) geliştirip güçlendirirken, 'şark' toplumları da modernizme ve pozitivizme başından beri duydukları düşmanlığı onu yıkmaya çalışarak geliştiriyor ve nihilist-esoterik-tuluatçı garip bir ortaçağ ortamı yaratıyorlar. Bunun tam tersini yaptıklarını söylemeleri de ibretlik bir 'şark kurnazlığı' değil midir?
- Cumhuriyetin mimarlığa bakışı nasıldır?
- Cumhuriyet döneminin mimarlığa, çağdaşlığı ifade etme gücü olan bir araç olarak baktığı söylenir. Ama bu algılama, Cumhuriyetin mimarlığı yalnızca bir araç olarak gördüğü saptamasına indirger. Oysa yakından baktığımız zaman Cumhuriyetin mimarlığı çağdaş yaşamın yansımalarından birisi olarak algıladığını ve sonucun kendisiyle değil özüyle, yansımasıyla değil, süreci ve oluşumuyla ilgilendiğini görmekteyiz. Cumhuriyet deyince tek bir dönemden söz etmek de zordur evet ama mesleğin çağdaş ve ulusal bir yapıya kavuşturulması için yapılan üniversite ve eğitim reformu; mimarlığın bir kültür ortamı olarak algılandığının kanıtı olan etkinlikler, ödüller, onurlandırmalar, iş vermeler; mimarlığın toplum sağlığının (hıfzısıhhanın) ve sağlıklı yeni kuşakların yetişmesi için toplumsal yaşamın ana omurgalarından birisini oluşturduğuna ilişkin ana kararlar; mesleği on yıllar boyunca prestijli bir konumda tutmuştur. Ancak bu ilk hedeflerin gerçekleşebilmesi için oluşan yapının, toplumun gelişmesinin gerisinde kalması, statikleşmesi ve aşırı merkeziyetçi bir işleyişin kendisi, yerelleşmeyi öldürmüş, yerele özgü oluşumların önünü tıkamıştır. Küresel biçimde modernizmin doğasında olan bu merkeziyetçilik, modern insanın evrenselci tanımından feyz alsa da, ne yazık ki yerel kültürlerin aşınmasına, kimi zaman da yok olmasına kadar gitmiştir. Bireyi daha fazla onurlandırma, yerel kültürün sürekliliğine olanak tanıma, gelişmeyi ve modernizmi geliştirmeyi daha kolaylaştıracak aşamalarken, pek başarılamamıştır.
- Cumhuriyetin ilk 25 yılında, kamuya ait inşa edilen binalarda, belli bir estetik kaygının güdüldüğünü görüyoruz. Bu estetik kaygı yeni inşa edilen kamu binalarında da var mı? Şimdiki mimari yapılar ile o döneme ilişkin mimari yapıları kıyasladığınızda ortaya nasıl bir sonuç çıkıyor?
- Her şeyden önce bugün kamuya ait yapılarda 'herhangi bir' estetik kaygı olduğunu söylemek çok zor. 'Yapıştırma, kitsch, eklektik' bir görüntü şantiyesini oluşturan bu durum, söz konusu yapıların mimarlık nesnesi olmalarını bile önlemekte. Ortaöğretime özgü eğitim yapıları, yargıyı ilgilendiren 'adalet sarayı' türü yapılar, egemenliği temsil eden valilik, kaymakamlık benzeri 'hükümet konakları' ve hatta hastane - sağlık ocağı gibi sağlık yapıları, ilk bakışta anlaşılmayan garip bir 'Selçuklu-Osmanlı kispetini' kuşanmış durumdalar. Her türden düşünceden uzak bir anlayışı yansıtan bu 'mimarlık anlayışları' onu uygulayanların da düşünsel yapı olarak boşluğunu ya da kofluğunu göstermekten öte gitmiyor. 1890'larda 'Usul-i Mimari-i Osmani'yi yazan Ethem Paşa'nın, 1900'lerde 'Fenn-i Mimari'yi yazan Kemalettin'in içten arayışlarını kuşatan aura ile, şimdilerde bu 'kamu yapısı Osmanlı-Türk kimliği'ni ve geri kalmışlığı savunan cehaletin hiçbir ilgisi yoktur.
- Bugün özellikle Ankara'da çok değerli mimari yapılarımız bulunuyor Cumhuriyet dönemine ilişkin. Biz bu binaları korumak için bugün yeterli önlemi alabiliyor muyuz?
- Ankara'da Cumhuriyeti temsil eden yapıların yıpranarak gündemdışı kaldıklarını söylemek zor. Bugün onları özellikle yıpratan şey, merkezi yönetim ile yerel yönetimin yaptıkları sessiz ve 'derin' ittifaktır. Bir taraf, bir yandan özelleştirmeler ile aynı döneme ilişkin finans kurumlarının içini ve yapılarını boşaltırken bir yandan da bakanlık ve genel müdürlük gibi devlet kurumlarını dönüştürüp, onları başka yerlere taşımakta, hatta onları İstanbul'a 'tayin ederek', bir 'sivil inkılap' yarattığını iddia ediyor. Öteki taraf ise, söz konusu modern ve ulusçu kuruluşun yapılarını barındıran Ankara eski kent merkezi Ulus'ta sözüm ona bir 'kentsel dönüşümü' yaklaşık beş yıldır uygulamaya sokmaya çalışıyor. Kamunun ve toplum vicdanının yüksek tepkisinden korkarak bu ittifak çalışmalarını kör-topal sürdürüyor, saman altından yasa ve yönetmelik yürütüyorlar. Dünyada mimariyi ve mimarlık ürünlerini bu denli kindar ve kişiselleştirilmiş bakışlarla ideolojik bir nesneye indirgeyen, bir toplumun üyelerini adeta kolektif belleklerini kullanma ve kişisel yaşam hakkından mahrum bırakma yetkisine sahip olduğunu düşünen başka bir merkezi yönetim ya da belde yönetimi gösterebilir misiniz? Bu kirli bakışın en büyük mağduru ise mimarlık olmakta; iyi mimarlık ürünü metrekareden başka önemi olmayan binalara; uyumlu ve çevre dostu, çağdaş teknoloji ile donatılmış tasarım, hızlı ve hemen anlaşılması-tüketilmesi gereken 'bölünmüş mekânlara' indirgenmekte; bu da mimarlıkla ilişkisi olmayan bir fiziksel çevrenin ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Başka alanlarda 'Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler'ci liberal anlayışa soyunan merkezi otorite, iş mimarlık alanına gelince rantların dağılımına el koymak amacıyla, örneğin TOKİ eliyle, aşırı merkeziyetçi ve denetimci bir yapıya bürünüyor. Bu da bize merkezi otoritenin gerçek iktidar arayışının bırakınız demokrat ve özgürlükçü olmayı, çoğulcu ve liberal bile olmadığını gösteriyor.
Mimar Kemalettin Anma Programı Dizisi-Mimar Kemalettin ve Çağı (Mimarlık/Toplumsal Yaşam/ Politika)/ Editör: Ali Cengizkan/ TMMOB Mimarlar Odası ve Vakıflar Genel Müdürlüğü Ortak Yay./ 252 s

Yüklə 20,97 Kb.

Dostları ilə paylaş:




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2020
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə