Battal gazi destan’inda göRÜlen motiflere örnekler



Yüklə 137,62 Kb.
səhifə2/3
tarix31.10.2017
ölçüsü137,62 Kb.
#23307
1   2   3

6. Av

Av motifi Türk destanlarında sıkça görülen motiflerden biridir. Türklerin hayatında avın önemli bir yeri olduğu birçok araştırmacı tarafından bildirilmektedir ve ava giderken herkes özel olarak hazırlanır: Türkler ava giderken savaşa gider gibi hazırlanır, bütün erler atlanır altın elbiseli giyinir, ışıldayan silahlar kuşanırlardı (Ögel 1971: 44).

Battal Gazi Destanı'nda av motifi sık görülmez, çünkü destanın esas konusu Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında yapılan mücadelelerdir. Destan boyunca zevk olsun diye ava gidilmemiştir, sadece karnını doyurmak için yapılan avlar görülmektedir: Koruluklarda gayet çok av vardı. ... Otuz bin kişi av hayvanlarıyla karınlarını doyurdular (Gürtunca 1976: 669).

Eserin başlangıcında Battal'ın babası Hüseyin Gazi iki defa ava gider. Hüseyin Gazi ilk avında, Malatya Emir’i Numan'ın oğluna bir doğum hediyesi vermek için ava gider. Bu av sırasında bir geyiği takip eder ve bu geyik Gazi'yi bir mağaraya kadar götürür; geyik gözden kaybolur. Bu mağarada Gazi bir at ve silahlar bulur. At ve Mağara motifinde de buna ayrıntılı bir şekilde değinilmiştir.

Hüseyin Gazi yine diğer bir av sırasında izlediği geyiği ele geçiremez. Gazi bu geyiğin arkasından giderken Mamuriye beyi Mihriyayil'in adamları tarafından şehit edilir. Bu geyik Hüseyin Gazi'nin şehit edilmesine neden olmuştur.

Battal Gazi destan boyunca eğlenmek amacı ile ava gitmemiştir. Battal'ın yakın silah arkadaşı Abdül Vehhab bir ev yaptırdığında herkes ona bir şeyler hediye eder. Ancak Battal hediye edecek bir şey bulamaz ve bunun üzerine arkadaşlarına ava çıkıp eline geçen her şeyi Abdül Vehhab 'a hediye etmek istediğini söyler: - Ey arkadaşlar! dedi. Benim dünya evimde verecek hiçbir şeyim yoktur. Ama ava çıkayım, elime her ne geçerse Abdül Vehhab'ın olsun! (Gürtunca 1976: 410). Ancak Battal av sırasında hiçbir şey bulamaz. Öğle namazını kıldıktan sonra Kayser Heraklius'un kızı Hümayun Dilefruz ve nişanlısı Çin prensi Hüsrev'i görür. Prensin adamları Battal'a saldırır ve Battal hepsini yener. Daha sonra Battal, Hümayun Dilefruz'u ve değerli eşyalarla yüklü olan yük hayvanlarını Malatya'ya götürür. Hümayun Dilefruz'u Bağdat'taki halifeye hediye olarak gönderir. Değerli eşyalarla yüklü olan hayvanları ise yakın arkadaşı Abdül Vehhab'a hediye eder.

Battal başlangıçta bir av niyetiyle yola çıktığı halde olaylar başka türlü gelişmiştir. Battal bu ava zevk olsun diye değil, aksine arkadaşına bir hediye bulmak için çıkmıştı. Bu av Battal açısından bakıldığında bir gereklilikti, çünkü onun hediye edecek bir şeyi yoktu. Sadece karnını doyurmak için avlanır: Ormandan geçerken kuşlardan, tavşanlardan avlıyordu (Gürtunca 1976: 52). Aynı biçimde Hindistan'a beyaz fili bulmak için giderken yine karnını doyurmak amacıyla avlanır. (Gürtunca 1976: 468).

7. Geyik

Geyik motifi destanda önemli motiflerden biridir. Destanın daha başlangıcında karşımıza çıkan bu motif, Hüseyin Gazi'ye yol göstericilik görevini üstlenmiş destansı bir motiftir. Hüseyin Gazi ilk defa bir geyik ile karşılaştığında geyik onu esrarengiz bir mağaraya götürür ve Hüseyin Gazi'ye orada kısa bir süre sonra Cafer'in dünyaya geleceği haber verilir (Gürtunca 1976: 27). Hüseyin Gazi atı ve mağarada bulunan silahları alır ve yola koyulur. Dinlenmek için durduğu bir yerde uyuya kalır ve rüyasında Cafer'in ileride dünyaya gelecek olan kendi oğlu olduğunu öğrenir (Gürtunca 1976: 28).

Diğer bir av sırasında yine Hüseyin Gazi bir geyiği izler. Gazi kendisini av heyecanına kaptırınca farkına varmadan geyiğin arkasından Mihrail'in bahçesine kadar gider. Mihrail'in adamları Hüseyin Gazi'yi görünce hepsi birden ona saldırır ve silahları yanında bulunmadığı için düşmanlarına yenik düşer ve vahşice şehit edilir (Gürtunca 1976: 36). Yaptığı bu son av Hüseyin Gazi'ye şans getirmez, aksine onu ölüme sürükler. Bu geyiğin Gazi'yi bilinçli olarak bir tuzağa sürüklediği izlenimi oluşur.

Destan anlatıcısı destandaki olayların seyrini yönlendirebilmek için geyik motifini kullanmıştır. Battal Gazi'nin doğumu geyiğin yardımı ile önceden bildirilmiş olur ve Hüseyin Gazi'nin kaderinin gerçekleşmesi için geyik bir sebep oluşturur. Anlatıcı ayrıca Hüseyin Gazi'nin şehit edilmesiyle gelecekteki olaylara mantıklı bir sebep geliştirmek, zemin hazırlamak ister. Hüseyin Gazi'nin ölümü ve Battal'ın öç alma savaşı olayların devamını sağlar. Geyik destanın devamını sağlamaya yönelik görev üstlenmiş efsanevi bir varlıktır.



8. Hayvanlar

İslâmiyeti kabulden önce Türk destanlarında yardımcı hayvan olarak kurt ortaya çıkar. Köksal'ın da belirttiği gibi, İslâmiyeti kabul ettikten sonra destanlarda kurt yerine aslan motifi görülür: İslâmiyet’ten sonraki destanlarda, kurt yerine aslan motifi hâkimdir (Köksal 1984: 141).

Gücü, kuvveti temsil eden aslan destanda sıkça kullanılmıştır. Aslan, destan kahramanı Battal Gazi'ye bazen yardım eder, bazen de zarar verir. Olumlu veya olumsuz tipler arasında ayırım yapılmaksızın aslan sadece gücün simgesi olmuştur. Battal'ın gücünü gösterdiği gibi, onun rakiplerinin de gücünü gösterir. Ayrıca, Battal Gazi kendisi de destanda anlatıcı tarafından sık sık aslana benzetilir: Kayser, Seyyid Gazi'nin bir aslan gibi haykırıp kükreyerek safları ve merkezi sökerek kendisine doğru geldiğini gördü (Gürtunca 1976: 106).

Battal'ın eline esir düşen Kayser'in oğlu Şemmas bir hile ile kurtulduktan sonra ülkesine gider ve babasına Battal'ı şöyle tarif eder: Battal denilen o aslanın pençesinden, dikenli çengelinden kurtuldum (Gürtunca 1976: 147). Şemmas bu sözlerle Battal'ı bir aslana benzeterek onun ne kadar güçlü olduğunu belirtmek ister. Destanın diğer bir yerinde de Battal Kayser Asator ile karşılaştırır. Burada Battal aslana, Asator da bir kediye benzetilir: Fakat aslanın karşısında kedi ne yapsın (Gürtunca 1976: 576). Kayser Asator'un Battal karşısındaki çaresizliği, zayıflığı açıkça ifade edilir. Yine aynı şekilde Battal'ın mücadele ettiği dev anasının elinde bulunan iki aslan da devin gücünü temsil eder: ... devin iki elinde iki aslan vardır (Gürtunca 1976: 483). Bu biçimdeki aslan benzetmeleri destanda sıkça görülür.

Destanda aslan Battal Gazi'ye yardımcı olan bir hayvan olarak da ortaya çıkar. Battal, bir satıcının, Hz. Peygamber soyundan bir kişinin Firdevs adındaki Hıristiyan’ın elinde tutsak bulunduğunu söylemesi üzerine harekete geçer ve satıcı da ona eşlik eder. Bir koruluğa geldiklerinde dinlenmek için dururlar. Bir aslan ortaya çıkar ve Battal'ı gördükten sonra tekrar korulukta kaybolur. Kısa bir süre sonra aslan tekrar ortaya çıkar ve Battal ile konuşur: -Beni bağışla ey pehlivan! diyerek dile geldi. Bu yerin yemişi budur ey dünya Sultanı! Seyyid de, Bezirgân da aslanın bu dile gelişine şaşırıp kaldılar (Gürtunca 1976: 224). Battal ile arkadaşı yemişleri yedikten sonra, Battal atı Aşkarı aslana emanet ederek oradan ayrılırlar. Tutsak Müslüman’ı kurtardıktan sonra Battal atını tekrar aslandan alır (Gürtunca 1976: 248).

Battal, Kadı Ukba'nın oğlu hain Velid'i yakaladığında da bir aslan ile karşılaşır. Battal Velid'i Malatya'ya götürürken yolda namaz kılmak için durur. Bu süre içinde kaçmaması için Velid'i bir ağaca bağlar (Gürtunca 1976: 511). Battal namazını kılarken iki aslan gelir ve Devzade Aşkar'a saldırır. Bunun üzerine Aşkar kaçar. Aniden bir atlı ortaya çıkar ve atlının elinde Aşkar’ı kaçıran aslanların bir tanesi bulunmaktadır. Battal'a sertçe bakar ve adeta bir güç gösterisi sergiler. Daha sonra atlı oradan ayrılır ve Battal atı Aşkarı bulmak için onu izler. Battal gittikten sonra oradan geçmekte olan bir kafile Velid'i serbest bırakır. Böylece aslanlar Velid'in Battal'ın elinden kurtulmasına yardımcı olmuş olurlar. Destanda aslanların sadece iyi kişilere yardım etmediği görülür. Atlının elindeki aslan ise, onu tutan kişinin ne kadar güçlü olduğu simgeler.

İslâm dininin savunucusu durumunda olan Malatyalı Müslüman savaşçılar da birçok kez anlatıcı tarafından aslana benzetilir:

Hemen yüz aslan yürekli cengâver yürüyüşe geçtiler. (Gürtunca 1976: 128).

Malatya'da eksik olmaz kahraman.

Her karış yerinde yatar bir aslan (Gürtunca 1976: 136).

Ey Allah'ın aslanı! (Gürtunca 1976: 450).

Onlara aslanlar gibi saldırdı (Gürtunca 1976: 757).

Aslan dışındaki diğer önemli hayvan ise yılandır. Yılan destanda iki kez Battal'ın kurtuluşuna sebep olur. Kayser'in kızı Ketayun, Battal'ı zehirler ve onu tutsak ettirir. Bir ağaca bağlanan Battal Allah'a dua eder (Gürtunca 1976: 534). Battal'ın bu duasından sonra ağaçtan bir yılan sürünerek aşağıya iner ve askerlerin yemekle dolu kazanlarının içine başını sokar ve yemeklerden yer. Daha sonra tekrar Battal'ın bağlı olduğu ağaca tırmanır. Battal Gazi'yi esir alan bütün askerler ve Mağrib şahı Kıravan'ın oğlu Bahram yemekten yerler ve çatlayarak ölürler. Yılan burada yardımcı hayvan olarak ortaya çıkmıştır.

Battal'a destanda yardımcı olan diğer bir hayvan ise yunus balığıdır. Battal zor durumda kaldığı bir sırada ilâhi bir ses bir yunus balığına Battal'a yardım etmesini söyler. Bu balık Battal'ı sırtına alır ve bir adaya taşır. Battal kendisi de balıkla konuşur (Gürtunca 1976: 482).

Destan boyunca adı geçen hayvanlardan en önemlisi olan aslan ait olduğu kişinin gücünü simgeler. Battal Gazi'ye yardımcı olan diğer hayvanlar ise Allah tarafından Battal'ın başarılı olması için görevlendirilmiş hayvanlardır.

9. Mağara

Türk Destanları'nda mağaranın özel bir yeri vardır. Mağaralar insanların zor durumlarda gizlendikleri yer olarak görülürler. İlk Türk devletlerinden bu yana mağaralar çok önemli olmuştur. Ögel, Türk Mitolojisinde mağaranın önemli bir yer tuttuğunu belirtmiştir: Mağaralar Büyük Hun Devleti'nde sadece şamanların değil, aynı zamanda devlet büyüklerinin de ziyaretgâh yeri olmuştur (Ögel 1971: 21).

Battal Gazi Destanı'nda mağaranın iki önemli görevi vardır: Birincisi ilâhi mesajların iletildiği, ikincisi ise kahramanın zor anlarda gizlendiği yerdir. Mağara önemini daha destanın başlangıcında gösterir. Hüseyin Gazi avlanırken güzel bir geyiği izleyerek bir mağaraya kadar gelmesi ve mağarada bulduğu atın kutsal olması mağaranın önemini ortaya koyar. Gazi, at ile birlikte daha önce yaşayan İslâm büyüklerinin savaş aletlerini de alır. Daha sonra Battal Gazi küffara karşı yaptığı savaşlarda bu savaş aletlerini kullanır.

Destanda mağara gizlenilen bir sığınak olarak da kullanılır. Battal düşmanlarından kaçarken birçok kez mağaraya gizlenir veya atını saklar. Abdüsselâm İstanbul'da tutsak alındığı zaman Mühengi Hindi'nin onu haberdar etmesi üzerine Battal kente girmeden atını bir mağaraya gizler: Seyyid Battal Gazi atı Aşkar'ı ve silahlarını bir mağaraya gizledi (Gürtunca 1976: 162). Abdüsselâm'ı kurtardıktan sonra tekrar mağaraya gelerek atını ve eşyalarını alarak Malatya'ya geri dönerler.

Sonuç olarak mağaraların Battal Gazi Destanı'nda kutsal bir yer olarak ortaya konduğu söylenebilir. Mağara ilâhi mesajların iletildiği bir yerdir. Battal Gazi ile ilgili olan mağaraların birçoğu bugün halen adak ve ziyaret edilen yer olarak kullanılmaktadır. Malatya'da Battal'a ait iki mağara vardır. Bu mağaralar: Battal Gazi Mağarası ve Battal Gazi'nin dinlendiği Mağara diye bugün halen ziyaret edilmektedirler. Ayrıca Sivas'ta Yukarı Tekke denilen ve Abdül Vehhab'ın türbesinin bulunduğu yerde de bir mağara vardır. Bu mağaraya Talih Mağarası denir mağaranın kutsallığı Abdül Vehhab Gazi'ye dayanır ve bugün halen ziyaret yeri olarak kullanılır (Özen 1988: 231).

10. Kız İsteme

İslâmiyet’ten sonraki Türk Destanları'nda çok evlilik olgusu sıkça görülmektedir. Bu durum Battal Gazi Destanı'nda da yer almaktadır.

Battal Emir, Ömer ile gezerken bir bahçede gördüğü kıza âşık olur ve Emir Ömer'den o kızın amcası Hasan'ın kızı olduğunu öğrenir. Battal'ın bu kızla evlenmesi Hz. Muhammed'in Emir Ömer’e rüyasında Battal'ın Hasan'ın kızı Zeynep ile evlendirilmesini söylemesi üzerine gerçekleşir. Hz. Muhammed Emir Ömer'e rüyasında şöyle der:

Ya Emir Ömer! Yarın sabah olunca bir adam gönder, Malatya'da hatiplik yapan Hasanı çağırt! Gelince ona de ki : «Ey Hasan, ben senin kızını kardeşin Hüseyin Gazi'nin oğlu Seyyid Battal'a verdim. Sen de hiç itiraz edip bir, iki deme. Düğünlerini yap. Kızı Battal'a ver.» (Gürtunca 1976: 124).

Emir Ömer ertesi günü Hasan'a rüyasını anlatır. Hasan bu haberi kutsal bir emir olarak görür. Hasan çok sevinir ve kızını Battal ile evlendirir. Battal'ın ikinci evliliği de yine Hz. Muhammed'in Kayser'in kızı Mah Piyruz'un rüyasına girmesi ile olur. Mah Piyruz'a Hz. Peygamber tarafından Müslüman olması telkin edilir. Ayrıca kırk gün içinde penceresine kim gelirse onunla evlenmesi söylenir. Kırkıncı gün prenses, tutsak olarak sarayda bulunan Battal'ın eşi Zeynep ile konuşurken, Battal pencereye gelir ve Battal, Zeynep ile Mah Piyruz'u kurtarır. Bunun üzerine Battal ile Mah Piyruz'un nikâhı yapılır. Bu evlilik ilâhi bir buyruk olduğundan Battal'ın eşi Zeynep de karşı çıkmaz.

Destanda çeşitli kız kaçırma olayları görülür. Battal Gazi Bizans'ta tutsak bulunan Abdüsselâm'ı kurtardıktan sonra Abdüsselâm ona Serabil'in kızı Nevruz Banu'yu sevdiğinden sözler. Battal bu kızı gidip kaçırarak Abdüsselâm'a getirir. Abdüsselâm Nevruz Banu'ya Battal'ın kahramanlıklarını anlatır ve kız Müslüman olur ve Abdüsselâm ile Nevruz Banu evlenirler.

Battal, kendisinden özenle saklanan Kayser'in kızı Hümayun Banu'yu da korunduğu kız kulesinden kılık değiştirerek kaçırır. Kayser din adamı kılığına giren Battal'ı kendi eliyle adaya kızın boynuna İncil'den ayetler asmaya gönderir. Kayser, ayetleri kızın boynuna astırarak aslında kızı Battal'dan korumak ister, ancak kılık değiştiren Battal'ı kendi eliyle adaya gönderdiğini anlayamaz. Battal bu kızı da kaçırarak halifeye hediye eder.

Battal'ın kendi kendine gerçekleştirdiği bir kız isteme olayı da vardır. Oğlu Ali hocasına bir hediye vermek istediğinde Battal bir şey bulamaz ve maddi olanaklar elde edebilmek için varlıklı bir yaşam süren Emir Ömer'in kızını ister. Kızı gönüllü olmasına karşın Emir'in eşi bu evliliğe karşı çıkar. Battal'ı bu evlilikten vazgeçirmek için yerine getirilmesi çok güç olan dileklerde bulunur. Hindistan’da bulunan bir ak fili ve çeşitli değerli hediyeler ve atlar ister (Gürtunca 1976: 466). Bu istekleri yerine getirmek için Battal büyük bir maceraya atılır. Battal yine de bu istekleri yerine getirerek Malatya'ya gelir, ancak kentin Kayser ve orduları tarafından yıkıldığını öğrenir. Emir Ömer'in kızı da kaçırılmıştır. Emir Ömer Battal'dan kızına karşılık dünyalık mal istediğinden herkes Emir'e sırt çevirmiştir. Battal bu haberleri alınca İstanbul'a gider ve nişanlısı Fatma'yı kurtarır ve düğünleri yapılır (Gürtunca 1976: 502). Emir de Battal'ın getirdiği filden vazgeçer ve fil Bağdat'a halifeye hediye olarak gönderilir.

Battal'ın bir diğer evliliği de halifenin kızı ile olur. Battal yaşlandıktan sonra Bağdat'ta dünyadan elini çeker ve bu sırada eşi vefat eder. Bağdat'ın ileri gelenleri halifenin kızını uygun görerek Battal ile evlendirirler (Gürtunca 1976: 758).

Destan kahramanı Battal'ın evlilikleri Emir Ömer'in kızı dışında Hz. Peygamberin insanların rüyasına girerek bildirmesiyle gerçekleşir. Bu açıdan bakıldığında tüm evlilikleri onun gönül işi değil, Hz. Peygamberin isteğidir. Battal destan süresince birbirini seven herkesi evlendirmeye çalışır. Abdüsselâm'ı istediği kızla evlendirebilmek için büyük bir tehlikeye atılır.



11. Keramet

Destanda kerametler Müslümanları koruyucu, onlara yardım edici olarak görülürler. Müslümanlar zor durumda kaldıklarında Allah'a dua ederek kurtulmaya çalışırlar, yardımı Allah'tan beklerler. Müslüman ordusu Bizanslılarla savaşırken sayıca az olduklarından bir an için zor durumda kalırlar ve bir rüzgâr eserek tozu toprağı birbirine karıştırır: Müslüman kuvvetleri az kalsın bozulacak gibi oldu. Fakat tam bu sırada Ulu Tanrı'nın emri ile bir yel belirdi, toprağı karıştırdı. Düşman askerlerinin gözleri kumlarla doldu (Gürtunca 1976: 118).

Battal destan boyunca birçok keramet gösterir. Yahudilerin İslâm'ın gerçek din olduğunu kabul etmek için bir keramet istemeleri üzerine, Battal, Hızır'ın kendisine öğrettiği duayı okuyarak iki ölüyü diriltir. Böylece çevrede bulunan birçok Yahudi toplumu Müslüman olur: İki yüz elli bin kişi gelip onun önünde Müslüman oldular. Yedi şehir, üç yüz tane kale ve beş bin köy halkı Müslüman olanlar arasındaydı (Gürtunca 1976: 246).

Kayser'in Şahseb adındaki pehlivanı savaş alanında Harizemi Beyi'nin budunu keser ve Battal aynı dua ile tekrar budu yerine yapıştırır: Sonra yerden o kesik budu aldı. Mübarek parmaklarıyla tutarak etine yapıştırıp Hızır İlyas Peygamberin kendisine öğrettiği duayı okudu, üfledi. O demde Ulu Tanrının hikmetinden ve kudretinden Serdar Ali sapa sağlam oldu (Gürtunca 1976: 267).

Battal Gazi bu kerameti göstererek bütün insanları şaşırtır ve orada bulunan herkes İslâmiyeti kabul eder. Tariyun'un kızı Gülendam Battal Gazi'den İslâm'ın gerçek din olduğunu kanıtlamasını ister. Battal'da Allah'a dua eder ve bunun üzerine Battal'ın bulunduğu zindanın duvarları yarılır ve içinden yiyecekler ortaya çıkar. Aynı yerden daha sonra bir külünk çıkar ve Battal, Gülendam'ın da yardımı ile bulunduğu zindandan kurtulur (Gürtunca 1976: 321).

Kadın Evliya olarak bilinen Rabia Hatun da destanda kerametler gösterir. Battal Gazi, Kadı Ukba tarafından zehirlendiği zaman Rabia Hatun'un getirdiği ilâçla tekrar sağlığına kavuşur: Şişenin içindeki son damlaları da yüzüne serpti, sürdü. Ve o mübarek yüz, hemen sakallandı, saçlandı. Eskisi gibi nurlu oldu (Gürtunca 1976: 404). Bu ilâç ile Battal derhal iyileşir ve Rabia Hatun'un kerameti gerçekleşir. Bu tür kerametler destanda sıkça görülür. Battal Gazi'nin zor durumda kalan Müslümanlara yardım etmek için deniz aşırı bir ülkeye gitmesi gerekir ve Kadı Ukba'nın oğlu Velid ona yardım etmek ister. Birlikte bir kayıkla giderlerken Velid ile bir adaya çıkarlar ve hain Velid bir fırsatını bulup Battal'ı adada bırakarak kaçar. Battal yalnız başına adada kalır. Bunun üzerine çok hüzünlenir ve o zaman kadın Evliya Rabia Hatun ortaya çıkar. Battal'ı adanın diğer tarafında bulunan Hızır'ın yanına götürür. Hızır Battal'a gözlerini yum der ve Battal gözlerini açtığında kendisini ana karada bulur. Hızır'ın bu kerameti ile Battal bir kere daha zor bir durumdan kurtulur (Gürtunca 1976: 588).

Destanda kerametler Müslümanları zor durumdan kurtarmak için kullanılır. Özellikle Hızır, İlyas ve Rabia Hatun Müslümanların yardımına yetişerek keramet gösterirler. Battal Gazi ve Abdül Vehhab Gazi de öğrendikleri dualarla cadılara ve devlere karşı keramet gösterirler.

12. Sihir

Türk Destanları'nda sihir motifi de önemli bir yer tutar. Özellikle Türklerin İslâmiyeti kabul etmesinden sonra sihir motifi sık görülmüştür. Sihrin kaynağı şeytani güçtür ve insanlar üzerinde egemen olmak için kullanılır.

Battal Gazi ile kâfirler savaşırken meydana bir cadı girer ve karşısına çıkan Abdül Vehhab Gazi'ye efsun okuyunca elleri bağlanır etrafı sularla kaplanır. Abdül Vehhab'ın üzerine atılan bir avuç toprak çevresini karanlıklara boğar ve Abdül Vehhab Hz. Muhammed'in duasını okuyarak sihri ortadan kaldırır.

Kayser Asator, düşmanı Battal karşısındaki çaresizliğini anlar ve sihirbaz Harus'u yardıma çağırır (Gürtunca 1976: 578). Ancak Harus da kendisinin Battal ile baş edemeyeceğini anlar ve o da Gözende adındaki sihirbaz cadıyı getirmelerini önerir. Bu gözbağcı Gözende anlatıcı tarafından dehşet verici bir dev olarak betimlenir: Kırk arşın boyu, posu vardır (Gürtunca 1976: 579). Gözende ağzından ateşler saçan savaşçılarıyla Battal Gazi'ye karşı durur. Gözende efsun okuduğu bir tasın içindeki suyu Battal'ın üzerine atınca etrafını ateşler kaplar. Ateşin içinden çıkan bir ejderhayı Battal Hızır'dan öğrendiği dua ile etkisiz hale getirir (Gürtunca 1976: 580).

Battal, sahte peygamber Bâbek ile yaptığı mücadele sırasında da çeşitli sihirleri bozmak zorunda kalır. Battal ünlü Dahhak kılıcıyla Bâbek'e vurduğu halde bir kılını kesemez. Bâbek'e gürzüyle vurur, süngüyle hamle eder ve yine bir şey olmaz. Daha sonra Bâbek de Battal'a elmaslı kılıcıyla saldırır ve Battal atası Hz. Muhammed'in kıllarını Bazubend olarak kolunda taşıdığı için ona da bir zarar gelmez. Dualar ve Hz. Muhammed'in kılları Battal'ı ölümden kurtarır.

Görüldüğü gibi, Hıristiyanlar savaş alanında başarısız olunca çeşitli sihir güçleriyle ve cadıların yardımı ile Müslümanları yenmek isterler, ancak yine de Müslümanların duası ve Battal'ın çabaları ile her zaman savaş alanından yenik ayrılırlar. Sihir şeytanın aracılığı ile Müslümanlara karşı kullanılır. İnanç ve dua ile Müslümanlar kendilerini sihirden ve kötü cadılardan korurlar.



13. İnziva

İnzivaya çekilme destanlarda sıkça görülen bir motiftir. Dünyalık görevlerini yerine getirdiğini düşünen kahraman ahiret hayatına hazırlanmak, daha çok ibadet edebilmek için geri çekilir. Destanın son bölümünde Battal artık yaşlanmıştır ve İslâm'ın düşmanı kalmadığını düşünerek dünyalık işlerden geri çekilir. Abdül Vehhab Gazi'yi de kendi yerine Malatya'daki Müslüman ordularının komutanı tayin eder:

Bundan sonra askerlerin kumandanı Abdül Vehhab olsun! dedi.

Oğulları: - Sen de başımızda bulun baba. dediler.

Battal Gazi: -- Şimdiden sonra ben neyleyeceğim! Artık ihtiyarladım. Allah'a hamd ve şükürler olsun ki İslâm'ın artık düşmanı kalmadı! Dedi (Gürtunca 1976: 758).

Doksan dokuz yaşına gelen Battal Gazi savaş ve mücadelelerden dolayı o yaşına kadar hacı olamamıştır. Hac mevsimi gelince önce hacca gider ve oradan sonra Medine'ye yerleşerek kendisini ibadete verir (Gürtunca 1976: 759).

Aradan yedi yıl geçtikten sonra Kayser Kanatus sadakat sözü verdiği halde sözünde durmaz ve Malatya'yı tekrar tehdit eder. Battal'a rüyasında Hz. Muhammed tarafından Malatya'daki Müslümanların zor durumda olduğu ve onların yardımına gitmesi söylenir. Battal kutsal topraklardan ayrılmak istemediğini söyler. Hz. Muhammed de ona kendisini özlediğini ve kısa süre sonra buluşacaklarını bildirir (Gürtunca 1976: 760).

Böylece Battal Gazi tekrar savaş alanlarına döner. Battal Malatya'ya geldiğinde savaş çoktan başlamıştır ve Battal hemen Müslümanların safında yer alarak onların gücüne güç katar. Savaş çok çetin geçer. Halife Vasık'ın İslâm ordularıyla yardıma gelmesiyle Müslümanlar savaşı kazanır. Kayser Kanatus yenilir ve daha önce yakılan Malatya kenti ele geçirilen ganimetlerle tekrar inşa edilir. Malatya'dan ayrılmadan önce Battal vedalaşmak için kent halkına seslenir:

-Ey benim yârenlerim! ... Ben nice halifelere hizmet ettim. Allahü Teâlâ’nın yolunda, elimden ne kadar geldiyse, o kadar duruştum ve vuruştum. Din düşmanlarının başlarını aşağı düşürdüm. ... Şimdi artık ihtiyarlamış bulunuyorum... Ömrümün sonuna eriştim. Şimdiden sonra bu yalancı dünyadan gitmek, ebedî hayata kavuşmak gerek... Bütün bu işlediğim işleri, yalnız Ulu Tanrı'nın rızasını kazanmak için işledim. Bugünden sonra da ahret hazırlığını görmem gerektir. Bilin ki birlikte tuz, ekmek yedik. Bu ekmeği bana büyüğünüz de, küçüğünüz de helâl etsin. Ben de size helâl ettim (Gürtunca 1976: 770).

Battal tek başına Malatya'dan ayrılır ve verdiği sözde durmayıp tekrar saldıran Kayser Kanatus'u cezalandırmak için bugünkü Eskişehir yakınlarında bulunan Kale-i Mesiha'ya gider. Battal kaleden çıkan askerlerle uzun süre savaşır ve yorgun düşer. Kale burçlarının dibinde uyuya kalır. Kanatus'un kızı Battal'ın savaşçılığına hayran kalır. Battal'ın tutsak alınmasından korkan kız onu uyandırmak ve sevgisini bildirmek ister. Bir kâğıda sevgisini bildiren bir şeyler yazar ve içine küçük bir taş koyarak Battal'a atar. Küçük taş Battal'ın göğsüne çarpar ve Battal orada canını teslim eder (Gürtunca 1976: 777). Taş küçük olmasına rağmen eceli gelen Battal burada şehit olur. Battal'ın kalkmadığını gören kız gelir ve Battal'ın vefat ettiğini görür. Bu olayın etkisiyle Kanatus'un kızı da orada hançeri ile intihar eder.

Battal, destanın sonunda inzivaya çekilmesine karşın, yine de gerektiği zaman orduların başında düşmanlarına karşı savaşa katılır. İnzivaya çekilme insanın dünyadan elini eteğini çektiği anlamına gelmesine rağmen, Hıristiyanların Müslümanları tehdit etmesi üzerine; Hz. Muhammed'in emriyle Müslümanlara yardıma gitmekle Battal yaşamındaki son görevi de yerine getirerek yine savaş alanında şehit olmuştur. O, yatağında yatarak ölümü beklememiş ve yaşamını geçirdiği savaş alanında şehit olmuştur.


Yüklə 137,62 Kb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin