Belgesel Makaleleri



Yüklə 50,77 Kb.
tarix31.10.2017
ölçüsü50,77 Kb.
#24348


BELGESEL SİNEMA

VE

PROPAGANDACILAR


ALİ KORKMAZ

RTS

08.00.1389


“İki saatlik bir film 288 bin kareden oluşuyor. 288 bin kareden oluşan bir film için en az 11 ay, ortalama 15 ay çalışılır. 15 ay 457 gün eder. 457 gün 10 bin 968 saat, 658 bin 80 dakika, yaklaşık 40 milyon saniye, 4 milyar salise eder. Bir film karesi 4.16 salisedir. Ve dört salise bir hayattır.”



Yavuz Özkan


İÇİNDEKİLER

Belgesel Sinema 4


Belgesel Sinema Çeşitleri 8
Propagandacılar

  1. Sovyetler Birliği 10

  2. Almanlar ve İtalyanlar 12

  3. İngilizler 13

  4. Türkiye 14

Kaynakça 16



BELGESEL SİNEMA
Fransızların gezi filmleri için kullandığı “documentaire” terimine İngiliz John Grierson ile birlikte bambaşka anlamlar yüklenmeye başlanıyordu. Grierson 1926 yılında bir gazetede yayınladığı bir eleştiri ile birlikte bu terimi değişik bir anlamda kullanmaya başlıyordu. Flaherty’ nin güney Denizleri’ nde çektiği Moana’ yı değerlendiren Grierson belgesel kavramını ilk o yazısında gündeme getiriyordu. 1930’ ların başında sinema sanatında çok tartışmalara yol açan terim günümüzde bile kesin bir tanıma ulaşabilmiş değildir.

Sinemada belgesel türü bir anda ortaya çıkmamış olmakla birlikte oluşumu için zaman gerekmiştir. Belgesel Sinemanın örnekleri Grierson’ un çalışmalarında önceye dayanır. Sovyetler Birliği’ nde Einsenstein, Dziga Vertov, Fransa’ da Jean Epstein, Vavalcanti, Grierson’ dan daha önce belgesel türde özgün yapıtlar vermiştir. Belgesel film tarihine bakıldığı zaman,Sovyet Rusya ve Nazi Almanya'sı örneklerinde görüldüğü gibi, belgesel yapımlar,toplumsal gerçekleri halka ileten masum yapımlar olmaktan çok ötede, doğrudan propaganda aracı olarak kullanılmışlardır.



Belgeselin ülkelerdeki gelişimini izlerken ,ülkelerin siyasi tarihleriyle paralellik göze çarpar. Belgeselci için esas olan ,elindeki aracı insani ve toplumsal sorumluluklar çerçevesinde kullanmak olmalıdır. 
Belgesel sinemanın özellikle savaş dönemlerindeki örnekleri, propaganda amaçlıydı. Dziga Vertov' un “sinema –göz” anlayışıyla çektiği belgeseller; genel anlamda Sovyetler Birliğinde sosyalizm, komünizmi anlatmayı hedefliyordu.İkinci Dünya Savaşı yıllarında, Nazi Almanya’sında Leni Reifenstahl’ın Hitler’in isteği üzerine yaptığı belgesel nitelikli propaganda filmleri önemlidir. Mussolini İtalya'sında da faşizmi yücelten belgeseller yapılmıştır.
İngiliz Belgesel ekolünün kurucusu olan John Grierson, halkın eğitilmesi alanında pratik bilgilendirme yolu olarak belgeselden yararlanmak gerektiğini savundu.Bu yöntemle Grierson, sokaktaki insana içinde yaşadığı toplumu ve kendisini ilgilendiren konularda bilgi vermeyi,böylece hızlı toplumsal değişimin yarattığı kargaşayı ortadan kaldırmayı,insanları izleyici konumundan kurtarmayı amaçladı.
Grierson da Sovyet ve Alman belgeselciler gibi, belgeseli bir propaganda aracı olarak gördü. Kiliselerin ve okulların ellerinden kaçırdığı insanları ,belgesellerin bir ölçüde yakalayabileceğini savundu.
Grierson’ un öncülüğünde ,İngiliz sinema okulu belgesellerinde propaganda yanında estetik kaygı da önemsendi. Fakat İngiliz sinema okulunda gerçekçilik ve toplumsallık ön planda gelir. Bu görüşteki belgeselcilerden Paul Rotha, doğaya yönelmiş belgesel anlayışından çok,toplumu etkileyecek bir filmciliği tercih ettiğini söyler.
Belgeselde kamera, Flaherty ile doğal ve pastoral olana, Vertov ile güncel ve aktüel olana, Grierson ile toplumsal olana yöneldi.
1920lerde Fransa'da kent ve kır yaşamından kaynaklanan senfonik belgeseller yapıldı.Joris Ivens bu tarzda belgeseller yapmıştır.Bu belgesellerde insanlardan ve kentlerden yola çıkarak,toplumun çelişkileri ,karmaşıklıkları ve dinamikleri işlenir. Roberto Cavalcanti’ nin 1926da 4 haftalık bir çalışmayla gerçekleştirdiği,” Rien que les heures” de Paris' de yaşanan sıradan bir gün anlatılır. Walter Ruttmann 1926-1927 yılında 18 aylık çalışmayla “ Berlin- Bir Şehrin Senfonisini” gerçekleştirdi. Joris Ivens, “insanı” ön planda kullandı. Televizyon bir gösterim alanı olarak ve finansman alanında olanak sağladı.
Televizyon belgeselciliği, özellikle 1950' li yıllarda 2. Dünya Savaşı belgeselleriyle yaşamıştır. Televizyonlar eğitim önceliklerinin yerini ticari yapıya verince, belgeseller de değişti.Bu durumdan olumsuz etkilendi. Ticari değerler, “gerçeğin yaratıcı yorumlanması” temel kabulünün önüne geçti.
1960lı yılların başında Fransa, ABD, İngiltere ve Kanada’da belgeselciler üç akım çevresinde toplandılar. Fransa’da Cinema Verite,ABD ve Kanada’da “Dolaysız Sinema”, İngiltere’de “Özgür Sinema”. Bu akımlar gerçeği kendi dramatik yapısı içinde ele alan,stüdyo, oyuncu ve öykü üçlemesinden uzaklaşmayı ilke edinmişlerdir.
“Özgür Sinema” daha sonra ABD' de “ New York Okulunu da etkilemiştir. Sovyetlerde 1920' lerin Kino - Pravdası, 1960' larda Fransa’da Cinema Verite olarak gündeme gelir. 
Türkiye’de belgesel propaganda amacıyla yapılan bir filmle başladı.”Ayastefanos Abidesinin Yıkılışı”,1914te Fuat Uzkınay tarafından gerçekleştirildi.
1990ın ticari ortamında belgeseller de kendilerine yer bulabilmek için farklılaşmışlardır. Belgeselin temel kabulü olan insani ve toplumsal sorumluluklar,eğlendirici olma ve rating çabalarının yanında ikinci plana düşmüştür. Türkiye’de belgesel sinemacılar, 1997 yılında bir araya gelerek, bu türü geliştirmek,çalışmalarında birbirlerine destek olmak,sahip oldukları bilgi birikimini ve bakış açılarını birbirlerine aktarmak, Türk belgesel filmlerinin dışarıya açılabilmesi için gerekli bilgi birikimini ve teknik birikimi sağlamak amacıyla BSB (Belgesel Sinemacılar Birliği )ni kurdular.
BSB Platformu belgeselcileri bir araya getirerek Türk belgeselciliğinin karşılaştığı sorunlara çözüm bulunmasını amaçlar. Pek çok açıdan geleceklerine umutsuzca bakan belgeselcilerimiz için bu gelişme umut vericidir.  Belgeseller ticari açıdan çok fazla getirisi olan bir tür değildir.Ancak toplumsal işlevleri ve etki alanlarının güçlü oluşu nedeniyle ,piyasanın eğlenceye yönelik kurallarına yenik düşmemek için kurum ve kuruluşların desteğiyle ayakta durmalıdır. Ancak ülkemizde belgesellerin önemi yeterince anlaşılamamış, kurumların verdiği destek genellikle kendi düşünsel yapılarının çerçeveleriyle sınırlanmış, kısmen kendi reklamlarını yapacak, ya da propagandalarını içermesi beklenen çalışmalara yönelik olmuştur.Devletin belgesel filmciliğe yaklaşımı da benzerdir.  Oysa Türk belgeselcilerinin başarılı çalışmalar yapabilmeleri için özgür çalışma ortamı yaratılmasına bağlıdır.  Belgeseli Türkiye’de kitleselleştiren TRT ancak yasal değişikliklerle idari ve mali özelliğine gerçek anlamda kavuşunca TRT belgeselcileri birikimlerini özgürce kullanabileceklerdir.  Öte yandan Türk belgeseli üzerindeki bir başka olumsuz etki de gerek finansman aşamasında gerekse denetim aşamasında filmler üzerinde yetkilerini kullanan kişilerin belgesel filmcilik konusuna uzak oluşudur.Filmlerin yapımına ve gösterimine karar verecek yetkililer çoğunlukla bürokratlardır. Aslında belgesel film her zaman izleyici bulabilir. Çünkü eğlence sektörünün kof programlarının yanında yaratıcı yorumlarla tekrar ele alınmış gerçeklik her zaman ilgi çekicidir.

Belgesel Sinema Çeşitleri

Haber Belgeseli: Haber niteliğindeki bir olayın, sade ve olayın gelişim safhalarını değiştirmeden direk olarak verildiği belgesellerdir. Günlük olaylardan kaynaklanan belgelerin derlenerek derinlemesine bahsi geçen konunun araştırılması ve ilgili belgelerin kaynak olarak ispatlanmasından yola çıkılarak hazırlanır. Sonuç seyirciye bırakılır, yorum yapılamaz. Geleceğe yönelik varsayımlara da dikkat edilerek hazırlanır. Gezi Belgeseli: Güncel olayların geçtiği veya genellikle dünya üzerindeki fazla bilinmeyen bölgelerin tanıtımını yapan filmler gezi belgeselidir. Belgesel filmlerin önemli bir dalıdır. Bahsi geçen bölgenin tam anlamıyla belgelenmesi ilkesine dayanır. Bu nedenle konunun derinlemesine araştırılması ve göstermek yerine ne olduğunu anlatmak ilkesinin uygulanması gerekir. Toplumsal Belgesel: Toplum yaşamı ve geleceğiyle ilgili sorunları tam bir sorumluluk bilinci içinde, yorum yapmadan ortaya koyan  belgesel film türüdür. Toplumsal davranışların, eylemlerin ardındaki gerçekleri yasal sınırlar içerisinde araştırarak, bu araştırmanın sonuçlarını belgelerle anlatma şeklidir. Yüzeysel veya bölgesel tepkiler konu olarak işlenirken, sanki bizim de veya sizinde başınıza gelebilir şeklinde düşsel bir etki katılabilir. Karşılaştırma yapılabilir. Araştırma Belgeseli: Araştırmanın konusunu, araştırmacının ilgilendiği konuyu film aracılığıyla açık seçik bir yaklaşımla sergilemeye çalıştığı, sanatsal yönü önem taşımayan, yalın ve dolaysız belgesel film türüdür. Bu belgesel film türünün en önde gelen özellikleri kurgunun kullanılması, renkli çekimin önem kazanması, yavaşlatılmış ve hızlandırılmış devinimlerin kullanılması ve alıcıyla elde edilecek görüntünün anlaşılır olmasıdır.
Bilimsel Belgesel: Genellikle bilimsel araştırma ve bulguların sonuçlarını önceden tasarlanmış bir biçimde örneklendirerek anlaşılması kolay durumda ortaya koyan belgesel türüdür. Tarih Belgeseli: Tarih belgeselinde tarih içerisindeki gerçeklerin doğruluğu ve anlamı önem kazanmaktadır. Tarih belgesel filmlerinin amacı, tarihi gerçekleri doğruya uygun bir biçimde yansıtarak değişik toplumların dününü aydınlatarak bugün ve gelecek için alınması gereken kimi önlemlerle ilgili bir takım sonuçlar çıkarmaktadır. Propaganda Belgeseli: Birey yada toplulukların belli bir görüş ya da amaç doğrultusunda etkilenebilecekleri biçimde bilgilendirilmesi olarak niteleyebileceğimiz propaganda zamanla belgesel sinemanın temel amaçlarından biri olmuştur. Genel olarak tanıtma, bilgilendirme, eğitim ve amaçlanan doğrultuda etkileme niteliklerinin içeren propaganda belgeselleri geçmişte de görüldüğü gibi günümüzde de belgesellerin önemli bir türü olmaktadır. Derleme Belgesel: Önceden yaşanmış olaylarla ilgili elde bulunan belge ve filmlerin kurgu yardımıyla yeniden düzenlenerek değişik bir anlayış içerisinde sunulmasıyla ortaya çıkan belgesel film türüdür. Önceden çekilmiş belge filmlerinin ve kurgunun önem kazandığı derleme belgeselleri, belgesel filmcilerin kendi yaşadığı çağdan daha eski olayları, konu ve sorunları izleyicilere kendi anlayışıyla iletmek amacıyla ortaya çıkar. Arkeoloji Belgeseli: Bilimsel araştırma belgeseli konusuna giren ve arkeoloji konusunu ele alan belgesel türüdür. Günümüzde yaşamayan bir kültürden veya nesli tükenmiş bir canlıdan arta kalan belgelerden yararlanılarak, bilisel  araştırma belgeselinin kullandığı metotlara dayanarak hazırlanır. Gerektiğinde animasyonlar kullanılır.

Spor Belgeseli: Bir spor dalının belgelere dayanan tarihsel gelişimini konu alan filmlere spor belgeseli denebilir. Bu belgesel türünde amaç spor dalının tanıtımını yaparken, kuralları, çeşitleri ve turnuvaların özellikleri hakkında bilgi vermeye kadar geniş bir yelpazeyi konu alır. Bir sporcunun yaşam biyografisi spor belgeseli sayılmasa da, sporcunun bir turnuvaya hazırlık safhaları ve turnuva görüntüleri veya sporcu hakkındaki belgeler, röportajlar spor belgeselinin konusudur.
PROPAGANDACILAR

Kazanç amacı güden öykülü sinemanın karşısına çıkan belgesel sinemanın temel amaçlarında bir belli bir görüş ya da amaç doğrultusunda etkilenecek biçimde bilgilendirilmesi olarak karşımıza çıkar. Değişik dönemlerde çeşitli tanıtma, bilgilendirme, eğitme ve amaçlanan doğrultuda etkileme görevini yüklenen belgesel sinemanın bu yaklaşımını sinema tarihi içinde değişik örneklerde görebiliyoruz.



  1. Sovyetler Birliği

Sovyet Sineması 27 Ağustos 1919’ da Lenin’ in sinema endüstrisini devletleştirmesiyle kurulmuştur. Bu tarihe kadar on yıllık bir geçmişi olan Rus Sineması bir varlık gösterebilmiş değildir. Dünyada devlet tarafından kurulan ilk sinema okulu olan Gosidastvenii Skola Kinematografi ile birlikte ilk günden başlanarak sinemanın propagandacı bir işlev yüklenmesi ilke olarak benimsenmiştir. Büyük çoğunluğu okuma yazma bilmeyen Sovyet halkına ulaşmada, Sovyet devrimi ve sosyalizm konusunda halkın bilgilendirilip aydınlatılmasında sinemadan yararlanılması tasarlanmıştır.

Sovyet devriminin tanıtımı için sinema ideal bir iletişim aracıydı. Sinema aracılığıyla her yöredeki her insan devletin toplumsal, bilimsel, endüstriyel ve siyasal yönden gelişmesinin bilincine varması sağlanacak, durum ve düşünce olarak bilgilendirilip geliştirilen kırsal kesim kentlerle benzeşecekti.Bu dönemde Kuleshov ve Vertov gibi iki sinemacının kurgu çözümlemeleri, görüntülerin birbirleriyle ilintileri üstüne yaptıkları sistematik araştırma ve denemeler yalnız Sovyet Sineması’ nın değil tüm sinema sanatının gelişmesine büyük katkılarda bulunmuştur.

Eisenstein ile Pudovkin’ in çıkışlarında Kuleshov ve Vertov’ un çalışmalarının etkileri yadsınamaz.

İlk filmi Staçka – Grev’ i 1924’ te bitiren Eisenstein hemen ardından Potemkin Zırhlısı’ nı (1925) ve üçüncü filmi Eski ve Yeni’ yi (1926-1929) çevirdi. 1928’ de çevirdi Ekim filmi için on yıl önce yaşanmış olayları aktarırken P. Rotha’ nın yorumu ile zaman yeniden canlandırmak zorunda olduğu kimi sahnelerde bile yapaylığa düşmeden 1917’ nin havasını yansıtmayı başaran Eisenstein, belgesel sinemayı propaganda amacıyla kullanırken sanatsal kaygılardan ödün vermeyen sinemacıların başında gelir.

Eisenstein’ in aksine dramatik ve psikolojik gerilimleri küçük küçük parçalarla sağlayan ve kalabalık topluluklar yerine bireylerden yararlanan Pudovkin, ilk filmi Açlık… Açlık… Açlık… (1921)’ de dikkatleri üstüne çekiyordu. Pudovkin daha sonra Gorki’ nin “Ana” sından uyarladığı Ana(1926) ve Sen Petersburg’ un sonu (1927) filmleri ile Eisenstein’ in yanında yer alıyordu.

Sinema tarihinin önemli yapıtlarından birkaçını yaratan bu iki yönetmenin ardından, Sovyet Sineması’ nın ikinci bir aşaması başlamıştır. Bu aşama ile devrimin aktarılmasında sonraki sürece önem verilmiştir. Bu süreç de Sovyetler Birliği’ nin kalkınma süreci olmuştur.

Bu aşamada Dovjenko, Toprak (1930) ve İvan (1933) filmlerindeki şiirsel imgeler ve çarpıcı lirizmle dikkatleri üzerine çekerken Victor Turin “Turksib” ile belgesel filmin en özgün örneklerinden birini vermiştir. Öyküyü bütünüyle kaldıran Turin, Türkistan – Sibirya yolunun ekonomik önemini vurgularken teknik biçim ve yaklaşım olarak Sovyet Belgesel sinemasında yeni bir belgesel eğilimin öncüsü olmuştur. Yine P.Rotha’ ya göre Turin’ in Turksib’i , Ruttman’ ın Berlin’ i dahil, belgesel sinemanın daha sonraki gelişmeleri üzerinde her filmden daha etkili olmuştur.


  1. Almanlar ve İtalyanlar

Almanya’ da 1933’ te iktidara geçen Naziler, Weimar Cumhuriyeti’ den çok geniş olanaklı bir sinema endüstrisi devralmışlardır. Geniş halk yığınlarını etkilemede kitle iletişim araçlarının her türlüsüne başvurarak büyük bir propaganda kampanyasına girişilen Nazi Almanyası’ nda propaganda bakanı Goebbles, sinemanın özellikle de belgesel türün propaganda açısından taşıdığı önemi gözden kaçırmamıştır. İthalat ve döviz girdileri nedeniyle öykülü sinemada açıkça bir propaganda kampanyasına girişmekten kaçınan Goebbles Nazi propagandası açısından geniş halk yığınlarına gerçeği göstermenin ne kadar etkili olacağının bilincindeydi. Şüphesiz en etkili yol, belgesel film yapımıydı.

Goebbles, birlikte çalışacağı sinemacılara Potemkin Zırhlısı’ nı göstererek belgesel propagandanın nasıl yapılacağı konusunda örnek alınması gereken bir çalışma olarak gösteriyordu. Nazi Almanyası’ nın yönetmenleri daha önce hiç yapılmamış bir şeyi yaparak gerçeği sahneye koydular. 1935’ te yapılan büyük toplantının filmi Azmin Zaferi (1935) bu tür sahnelenmiş gerçeklerin en büyüğünü sergiler. Kadın yönetmen Leni Riedenstahl yönettiği bu filmden sonra gene propagandacı bir yorumla ele aldığı Berlin Olimpiyatları’ nı görüntüleyen filmi Olympia 1936 de aynı ölçüde başarılıdır. Bu arada Hasn Steinhoff’ un “Hitler Gençliği” (1933) ile Veit Harlan’ ın Yahudi aleyhtarı filmi “Yahudi Süss” ünü (1940) anlamak gerekir. Propaganda açısından oldukça başarılı olan bu filmler sanatsal değerler açısından herhangi bir özelliğe sahip değildirler. Belgesel türde propagandacı yaklaşıma çok önem vermiş olan Nazi Almanyası’ nın önemli bir sinema mirası olmasına rağmen bu alanda herhangi bir varlık gösterdiği söylenemez. Almanya’ da gözlenen bu durum Faşist İtalya’ da da geçerlidir. Sinemanın ilk yıllarında başarılı yapıtlarla sesini duyurabilmiş olan İtalyan Sineması, faşizmin çeyrek yüz yıllık egemenliği boyunca dikkate değer hiçbir film sergileyememiştir. 1935’ te Centro Sperimentale di Cinematografia’ yı 1936’ da ise Avrupa’ nın en modern sinema stüdyosu Cinecitta’ yı kuran Mussolini ve adamlarının bütün çabaları boşa çıkmıştır. Propaganda amacıyla çevrilen belgesel filmlerden hiçbiri üstünde durulmaya değer bir başarı gösterememiştir. Ancak İtalya’ nın özgürlüğe kavuşmasından sonra özgün yapıtlar ortaya çıkmıştır. Bunların ilki ve en önemlilerinden biri olan Roberto Rosselini’ nin Roma Açık Şehir’ i (1945) öykülü filmle belgeselin sınır çizgisinde gezinen bir yapıt olarak nitelenmektedir.



  1. İngilizler

İngiliz Belgesel Okulu’ nun çıkış noktasını Flaherty ve Sovyet yönetmenlerinin ortaya koyduğu örnekler, temel ilkelerini de Grierson’ un 1932 yılında yayınladığı küçük manifesto oluşturmaktaydı. Birkaç yapıt dışında İngiliz Belgesel Okulu’ nun yapıtlarının tümü değişik devlet örgütleri, ulusal kurumlar ya da endüstri kuruluşları için ve doğrudan doğruya propaganda amacıyla çekilmiştir. Sinema endsütrisinin belgesel çalışmalara bütünüyle ilgisiz kaldığı bir ortamda Okul, varlığını sinema dışı kurumların katkılarına borçludur.

Grierson’ un yönettiği tek film olan Balıkçı Tekneleri harekete katılan gençler için örnek bir çalışma niteliğindedir. Öte yandan bu okulun imzasını taşıyan filmlerden 43 tanesinin yapımcılığını üstlenen Grierson’ un yönlendirici kişiliği de ikinci bir örnek olarak karşımıza çıkar. Hareketi başlatan genç yönetmenlerin hemen hepsi yönetmenliğin yanı sıra eleştirmen olarak da sinema ile ilgilenmiş, kuramsal yayınlar yapmışlardır. Bilgin Adalı’ nın Belgesel Sinema adlı eserinde belirttiği gibi İngiliz Belgesel Sineması’ nın kurucusu Grierson’ı irdelemek hem sinemayı propaganda amacıyla kullanırken bile sanatsal niteliklerini başarıyla koruyabilen İngiliz Belgesel Okulu’ nu tanımamıza hem de belgesel sinemanın ne olup ne olmadığı nasıl olması gerektiği konusunda pek yabana atılmayacak bilgiler edinmemize olanak sağlayacaktır.



  1. Türkiye

Osmanlı İmparatorluğu’ nun Birinci Dünya Savaşı’ na katıldığı 14 Kasım 1914 günü Türk sinemasına ilk adımın atılmasına neden olmuştur. Ulusal savaş heyecanını kamçılamak amacıyla, daha önce kimi gazetelerde sözü edilen bir yıkma eylemi için Yeşilköy’ e giden halk, buradaki Rus anıtının ahşap bölümlerini ateşe veriyor, anıtın geri kalanıysa daha sonra subaylar tarafından dinamitlenerek yıkılıyordu.

Rus Anıtı’ nın yıkılmasını filme alınması düşüncesi bütünüyle propaganda amaçlı olup, başlangıçta bu iş Avusturya – Macaristan İmparatorluğu’ nun film şirketi olan Sascha - Gesellschaft’ a verilmişti. Ancak bu işin yabancılar tarafından yapılması hoş karşılanmamıştır. Bunun üzere savaş nedeniyle askere alınmış olan Fuat Uzkınay ortaya çıkmıştır. 1910 yılında sinema ile ilgilenmeye başlayan Uzkınay, filmi çekmiştir. Fuat Uzkınay’ ın çektiği 300 metrelik filme başlayan Türk Sinemacılığı, Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’ na ilişkin kimi filmlerle, belgesel sinemanın ilk örnekleri halka sunulmuştu. Ancak zamanla öykülü film çalışmaları belgesel türün önüne geçmiş ve belgesel tür düzenli bir gelişim gösterememiştir.

Türkiye’ de belgesel türün gelişmemesinin pek çok nedeni olabilir. Örneğin Can Dündar bu konuda kaleme aldığı Neden Belgesel Yok yazısında sorunları şöyle sıralıyor:


  1. Belge yokluğu.

  2. Tabuların çokluğu, istenilen konunun seçilememesi.

  3. O konu ile ilgili bilgi sahibi insan olmaması

  4. Ve herhalde en çarpıcı olan yayımlayacak kanalın olmaması.

Bu örnekler çoğaltılabilir. Ben son olarak Rıza Kıraç’ ın 12. Ankara Film Festivali'nde 'Aziz Nesin Emek Ödülü' Süha Arın ve İlhan Arakon' a verildi. başlıklı makalesinden bir alıntıyı aktarmak istiyorum:

“Asiye öğretmen, boynunda şık bir zincirle asılı duran gözlüğünü taktı; gazete kesiğindeki haberin o bölümünü okumaya başladı :


-Keçenin Teri, Ladik 76, Kula'da Üç Gün?...

Sessizlik.


-Bu belgesel filmleri daha önce göreniniz var mı?

Sessizlik.


-Peki, Ertuğrul Karslıoğlu, Güner Sarıoğlu, Suha Arın? Bu isimleri hiç duymadınız mı?

Yine sessizlik."


(Bu hikaye, Süha Arın' ın bir yazısından.)


Gerçekten de Süha Arın, Ertuğrul Karslıoğlu, Hasan Özgen, İsmet Arasan, Güner Sarıoğlu' nun bir belgeselini izlemeden sinema-TV okulundan mezun olabilirsiniz. Eğer biraz şansınız varsa, festival programlarının bir köşesine sıkıştırılan bu isimleri merak edip filmlerini izlemeye karar verebilirsiniz. Böyle bir gösterim de ancak, bir festivalde bu sinemacılarımıza "onur", "başarı" ya da "emek" ödülü gibi payeler verildiğinde mümkün oluyor.




KAYNAKÇA

Kitaplar:
ADALI, Bilgin: Belgesel Sinema, Hil Yayın, İstanbul, 1986

DORSAY, Atillâ: Yönetmenler, Filmler, Ülkeler (1-2), Varlık, İstanbul, 1988



ROTHA, Paul: Belgesel Sinema, İzdüşüm Yayınları, İstanbul, 2000
Web Siteleri:
http://www.bsb-adf.org/

http://www.hurriyetim.com.tr/

http://www.kameraarkasi.org/

http://www.kameraarkasi.net/

http://www.sabah.com.tr/


Yüklə 50,77 Kb.

Dostları ilə paylaş:




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin