BiLİmde değer yargilari ve biLGİ ÇAĞinda etik değerler

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 128.17 Kb.
səhifə1/3
tarix07.08.2018
ölçüsü128.17 Kb.
  1   2   3

BİLİMDE DEĞER YARGILARI VE BİLGİ ÇAĞINDA ETİK DEĞERLER

Prof. Dr. Hüsnü ERKAN*

Giriş: Genel olarak değer yargılarının tanımı

Değer ve değer yargıları konusu, bilimde ve felsefede yoğun olarak tartışılmış ve bugün de tartışılan bir konudur.

Değer yargıları sadece sosyal bilimlerin değil, aynı zamanda doğa bilimleriyle de yakından ilgili bir tartışma alanıdır. Değer ve değer yargıları, insan ve toplumla ilgili olan bir konudur. İnsanlar ve toplumlar, yaşam sürecinin getirdiği bazı kazanımları "önemli", "değerli" "olması gereken" veya tam tersi biçimde bir yargıya sahip olurlar.

Özne ve nesne ayrımına göre değerlere iki açıdan bakılabilir( D.Özlem 2002,ss203-204): Özne bazlı yaklaşımda değerler birey ve toplum açısından iki grupta ele alınmaktadır.

Birey açısından değer;


  • Genellikle benimsenen, özenilen, önemsenen, üstün tutulan,

  • Uğrunda uğraşılması, çaba gösterilmesi, gerçekleştirilmesi gereken,

  • Nesne, olgu ve olayların kendinde bulunmayan, fakat insanlar tarafından bireysel ve öznel olarak atfedilen yükletilen niteliktir.

Toplum açısından;

  • Bir sosyal grup veya toplumun, kendi varlık, birlik, işleyiş ve devamını sağlamak ve sürdürmek için çoğunlukça kabul edilen, ortak duygu düşünce, maç ve çıkarları yansıtan, genelleştirilmiş ilke ve inançlardır.

  • Grup veya toplumda; arzu edilen-edilmeyen; beğenilen-beğenilmeyen ve doğru olan-olmayanı belirleyen standartlardır.

Böylece değerler, öznenin arzu, ilgi, amaç ve ihtiyaçları ve beklentileriyle ilgilidir. Değerler öznenin; olgu ve nesnelere yüklediği ve atfettiği niteliklerdir.

Öznenin yaşam pratiği bu değerlerin oluşumunda etkilidir. Özneyle bağlantılıdırlar ve ondan bağımsız bir varlıkları yoktur.

Söz konusu özellikleri nedeniyle hep bir tartışma konusu oldukları için bugün değer relativizminden bahsedebiliyoruz.

Nesne bazlı bakış açısında ise; değerlerin özneden bağımsız olarak varolduğu, gerçek olduğu görüşünden hareket edilmektedir. Bu gerçeklik daha çok bir ideal, ya da mutlak veya kutsal bir nitelik olarak görülmektedir.

Bunlar ekonomi politikasında, politika uygulayıcısına, siyasiler tarafından verilen teleolojik amaçlar yani amaç-araç bağlamında veri alınan veya metafizik dünyada mutlak olarak kabul edilen teolojik (dini) değer yargılarıdır.

Söz konusu, öznelci ve nesnelci bakış açılarının içinde ortaya çıkan değerler;



  • Hazcı (hedorist) değerler; haz-acı;

  • Bilgisel değerler; doğru-yanlış;

  • Ahlaksal değerler; iyi-kötü;

  • Estetik değerler; güzel-çirkin

  • Dini değerler; sevap-günah;

şeklinde sınıflandırılmaktadır (Özlem:2002;s.205)

Bu makalede konunun felsefi tartışmasına girmeden, daha çok bilimde değer yargıları konusunu özetledikten sonra;değer yargılarının özel bir alanı olan etik değerlere ve özellikle de bilgi çağında etik değerlere ağırlık vermek istiyoruz.



  1. Bilimde Değer Yargısı Sorunu

Bilimde değer yargısı tartışması iki tavrın belirginleşmesine yol açtı:

  • Bilimde değer yargısına yer vermek istemeyen görüş

  • Tam aksine bilimin değer yargısız olamayacağını savunan görüş

Bilimde değer yargılarına yer vermek istemeyen görüşe göre; doğa bilimlerinde olduğu gibi, sosyal bilimlerde de bilimsel araştırma konusu, empirik gerçekler, yani bizzat "olan" olaylardır. Nasıl ki, doğa yasaları ortaya konurken bunların, belli amaçlar için anlamlılığı sorulmuyorsa, sosyal bilimlerde de sosyal olayların ve bunlara ilişkin kuralların etik değerlendirilmesi bilim dışı görülüp reddedilmektedir.

Bir sosyal olay ve ilişki üzerine etik açıdan yapılan her değerlendirme, bilimsel gerçek değil, bir değer yargısıdır. Değer yargıları, kişisel dünya görüşü, ve etik anlayışından kaynaklanan "iyi" ve "kötü" şeklindeki sübjektif ifadelerdir. Böylece değer yargısında bulunmak; sosyal gerçeğe ilişkin pozitif bir tutum değil,; gerçeğin, "olması gerekene" göre şekillendirilmesini amaçlayan, normatif bir tutumdur. Eğer bir olgunun değerlendirilmesi "iyi" ise, olması; "kötü" ise olmaması istenir. Oysa ki, "olan" bir gerçekten, hiçbir zaman "olması gereken" çıkarılamaz. Ayrıca değer yargılarının doğru veya yanlışlığı, empirik-gerçek olayla test edilemez; sadece sübjektif-kişisel bir inanç değeri taşır.

Bu görüşe karşılık olarak, sosyal bilimlerin değer yargılarından arındırılamayacağı görüşü yer alır. Her şeyden önce "bilimsel ifadelerin değer yargısı içermemesi" ilkesi, kendisi bir değer yargısı oluşturur. Mademki bu ilke kendisi bir değer yargısıdır; bu durumda yukarıdaki ilkeyi tersine çevirip, "empirik olaylar konusunda, rasyonel-bilimsel tanı ve bilgiye sahip bilim adamlarının değerlendirmelerine daha çok başvurulması gereklidir" diyebiliriz.

Diğer yandan, değer yargılarının temelinde belli politik ve etik dünya görüşleri yer alır. Bunlar, toplumların kültürel gelişmesi içinde evrimleşip oluşur. Bu nedenle sosyal bilimlerin değer yargılarından arınmaları tümüyle mümkün olmadığı gibi, anlamlı da değildir.

Bilim tarihi açısından konuya bakıldığında, değer yargısı tartışmalarının çok eskiye gitmediği görülür. Sosyal bilimlerin, ve özellikle ekonomi biliminin 20. yy'ın başında gösterdiği gelişme düzeyi, değer yargısı tartışmasının ortaya çıkmasına yol açmıştır. O zamana kadar, sosyal bilimlerde normatif ifadelerin varlığı bir sorun olarak algılanmadığı gibi; bilim adamları, politika uygulamaları için normatif önerilerde bulunmayı kendilerinin temel görevleri olarak görmüşlerdir. Bu tutumun sonucu olarak ekonomi biliminde, 18. ve 19. yy' da ortaya çıkan çeşitli görüş ve okullarda, teorik ifade ve ekonomi politikasına ilişkin önerilerin birlikte ve iç içe yer aldığı gözlenmektedir. Ancak Max Weber' in 1904' deki "Objektiflik" üzerine yazdığı bir makale ile ortaya konan sorun, "Verein für Socialpolitik" (Sosyal Politika İçin Birlik)' in 1909' daki Viyana toplantısında ekonomi biliminin temel tartışmalarından birinin başlamasına yol açmıştır.

Birliğin çalışmalarını daha bilimsel bir düzeye çıkarma amacıyla, genç kuşağı temsil eden Max Weber ve W. Sombart, "bilimsel ifadelerin değer yargısı içermemesi gerektiğini" ileri sürmüşlerdir. M. Weber, "Yeni Tarihçi Okulun" eski kuşak temsilcilerinden A.Wagner ve G.v. Schmoller gibi bazı üyelerin, sosyal politika konularındaki angajmanlarını bilimsel objektiflik için tehlike olarak görmüştür. Özellikle duygusal düşünce, bireysel değer yargısı ve politik tutumların bilimsel ifadelere dahil edilmemesi gerektiğini savunmuştur. Bunlara karşılık, E.v. Philippovich, O. Spann ve F.v. Gottl-Ottlilienfeld sosyal bilimlerin, kaçınılmaz olarak normatif ifadeler içereceğini ileri sürmüşlerdir.

Değer yargısı üzerine yapılan tartışmalar hızını kaybetmeden günümüzde de sürmektedir. Tartışmalarda kesin bir sonuca varılmamakla birlikte değer yargısı sorunu çeşitli açılardan açıklık kazanmıştır.

B. Değer Yargısı Çeşitleri

İnsan davranışlarının gerisinde, belli değer yargılarından oluşan bir sistem yatar. Fakat bu değer yargıları sistemi kendi içinde hem çelişkiler, hem de belirsizlikler taşır. Çünkü bunlar birbirleriyle zıt amaç, çıkar ve ideallerle ilgilidir. Bu nedenle, belirlenmiş ve kesin davranış biçimleri yerine; bu zıtlıklar arasında sağlanan bir etik uzlaşmaya bağlı olarak belli davranışlar oluşur. Böylece davranışların gerisinde yer alan değer yargıları arasında belli öncelik sıralaması yer alır.

Bazı değer yargıları tüm insanlık veya bir toplum için geçeri görünürken, bazıları belli grup veya bireyler düzeyinde geçerlidir. Bireyler, bu iki uç (genel ve bireysel değer düzeyleri) arasında belli bir noktada yoğunlaşan kendi "değer yargısı düzeyine"sahiptir. Bu düzeye karşılık olan bir "ahlaksal kişiliği benimser. Birey zıt değer yargılar sistemi içinde, kendi "ahlaksal kişiliğinin yoğunlaştığı düzey" dışında kalan değer yargılarını genellikle dışlama eğilimindedir. Böylesi bir seçicilik, kişinin, "çıkarcı-fırsatçı" tutumunun bir sonucudur.

Günlük yaşamda kişisel değer yargıları daha önemli bir rol oynamakta ve genel değer yargıları geri plana itilmektedir. kişisel değer yargıları daha çok "ben" duygusu ile ilgili olup; kişinin, belli bir zaman ve ilişkiler ağı içindeki ekonomik, sosyal ve cinsel çıkarlarına göre belirlenmektedir.

Güncel yaşamda etkili olan kişisel düzeydeki değer yargıları çoğu kez gizlenmek istenir. Bu amaçla değer yargıları gerçek olaylara ilişkin "değerlendirmeler" olarak değil, daha çok ilgili olaya ilişkin görüşler ve bu görüşlerin yol açtığı "sonuçlar" olarak sunulmak istenir. Böylece kişisel değer yargıları ve inançlar, başka bireylere daha kolay aktarılır. Gerçeklerden, bu şekilde saptırılan "görüş"ler ise, artık gerçek olay konusunda "saptırılmış" yanlış görüşlerdir. İnsanlar, düşüncelerin gerisine gizledikleri, birbirleriyle bağlantılı olan bu değer yargısı sistemlerinden ancak kendi amaçlarına uygun olanlarına inanmak ister. Bunların açığa çıkarılmasına da, genellikle karşı koyarlar. Görüşlerin, değer yargıları yoluyla saptırılarak açıklanması eğilimi, her toplumda ve çağda var olagelmiştir. Değer yargılarının "görüş"leri saptırması yanında "görüşler" de değer yargılarını etkiler, özellikle onların değişmesine yol açar. Görüldüğü gibi değer yargıları, görüşlerle birlikte, kişilerin gerçek olaylara ilişkin düşünceleri içinde yer alır.

Değer yargılarının kaynakları çeşitlidir. Bir kısmı, kişinin kalıtımı, doğal çevresel özellikleri, yaşam deneyimi, kişilik yapısı ve eğilimlerinden kaynaklanırken; diğer bir kısmı kişinin içinde yaşadığı toplumun kültürel, ekonomik ve politik gelişme düzeyinin etkisiyle oluşmuştur. Diğer yandan bilimsel uğraşta da kuşaktan kuşağa aktarılan değer yargıları söz konusudur. Ayrıca sosyal bilimlerde objektiflik yanında, pratik amaçlar da önemli bir yer tutar. Bu nedenle, sosyal bilimlerde, olayların ve toplumun anlaşılması kadar, bunların değiştirilmesi de amaçlanır. Bütün bu neden ve kaynaklara bağlı olarak, çeşitli değer yargıları ortaya çıkar.

Çalışmanın başında yaptığımız ayrımı; bilimle bağlantısı açısından dört grupta toplayabiliriz:


  1. Kişisel (sübjektif-öznel) değer yargıları;

  2. Toplumsal (Normatif) değer yargıları,

  • İdeolojik değer yargıları,

  • Dini değer yargıları,

  • Etik değer yargıları,

  1. Teleolojik değer yargıları,

  2. Ontolojik değer yargıları.

Kişisel (sübjektif-öznel) değer yargıları, yukarıda değindiğimiz bireysel değer yargıları düzeyine karşılıktır. Bu değer yargıları, rasyonel bir düşünce sürecine dayanmadan, sadece duygu, heyecan ve bireysel karakter özelliklerine bağlı olarak ortaya konan inançları yansıtır. Güzel-çirkin şeklindeki estetik değer yargıları da kişisel değer yargıları kategorisine dahildir. Kişisel değer yargıları, emprik olaylara ve objektif (nesnel) temele dayanmadıkları için test edilmeleri olanaksızdır. Bu nedenle bilimsel özellik göstermezler.

Bireysel düzeydeki kişisel (sübjektif) değer yargıları çoğu kez, toplumda daha üst düzeyde, genel kabul gören normatif değer yargılarının uzantıları olabilir. Toplumda genel kabul gören normatif değer yargıları, toplumsal yaşama ilişkin belli normlar getirdikleri için, normatif değer yargıları olarak adlandırılır. Bunlar, belli bir dünya görüşü, dini ve metafizik görüş veya soyut ideallere dayanırlar. Kısacası toplumsal, normatif değer yargıları;



  • İdeolojik değer yargıları,

  • Dini değer yargıları ve

  • Etik değer yargıları

olmak üzere üç ana grupta toplanır.

Kişisel ve normatif değer yargıları, kişiler için belli inanç sistemleri oluşturur. Bu değer yargılarına ya inanılır, ya da reddedilir. Bu yüzden değer yargıları, inanan için geçerli, inanmayanlar için geçersizdir. Doğruluk ve geçerliliği, empirik olaylarla kanıtlanmadığı için, sübjektif değer yargılarında olduğu gibi, normatif değer yargılarının da bilimsel değerlendirilmeleri sorun olmaktadır.



Teleolojik değer yargıları, belirlenmiş belli amaçların gerçekleştirilmesinde söz konusu olan araçların uygunluğu üzerine verilen yargılardır. Burada belli bir amaca ulaşmak için; hangi araçların daha uygun olduğu konusunda; yani amaç-araç ilişkisi üzerine bir açıklama getirilir. Bu nedenle yapılan değerlendirme, amaçlar üzerine değil, amaçları gerçekleştirme de ortaya çıkan araçların uygunluğuna ilişkindir. Toplumun amaç sıralamasında, en son ve üst amaca varıncaya kadar çeşitli amaçlar söz konusudur. Her ön amaç, bir üst amaç için araç olma durumundadır. İşte teleolojik değer yargıları, bu "ön-amaçları", yani araçların üst amaçlar için uygunluğuna ilişkindir. Bu değer yargılarının bilimselliği Max Weber tarafından da kabullenilmektedir. Amaç-araç ilişkileri üzerine kurulan bilimsel ekonomi politikası teleolojik değer yargıları içerir. Bu nedenle de normatif bir bilim dalıdır.

Ontolojik değer yargıları, ekonomik ve toplumsal sürecin varlığına ilişkin temel değer yargılarıdır. İnsanların toplumsal yaşamın ve ekonomik uğraşın varlık nedeni ve nihai amaçları üzerine getirilen değer yargıları ontolojiktir. Ontolojik değer yargılarının bilimselliğini savunanlara göre, ekonomik uğraşın kendisinin bir öz amacı vardır. Bu öz amaç, ekonomi biliminin temel değer yargısını belirler. Örneğin, kaynakların kıt ve sonsuz olduğu yargısı, ekonomi biliminin varlık nedenidir.

Toplum ve ekonomi bir bütün oluşturur. Bu bütünü oluşturan elemanlar, genel bütünün fonksiyonel işlerliğine bağımlıdır. Bu durumda, genel bütünün yani ekonomik düzenin fonksiyonel işlerliği ve entegrasyonu toplumun temel bir sorunu olur. Bu nedenle, var olan sosyo-ekonomik düzenin, toplumun en üst değer sistemi ve temel ilkesi olarak, mevcut kültürel gerçeklerle tutarlılığı ve uygunluğu üzerine verilen değer yargıları, yani; bir toplumda belli bir ekonomik sistem veya düzeni yerleştirmek "gerekip gerekmediği" konusunda verilen değer yargıları ontolojiktir. Değer yargısı tartışmasında üzerinde en çok durulan sorun, ontolojik değer yargılarının bilimdeki yeri konusunda olmuştur. Ontolojik amaçların belirlenmesi; bilim ya da politikadan hangisine bırakılacaktır? Bu konuda kesin bir sonuca ulaşılamamıştır.

Burada değinilen değer yargısı çeşitlerinden teleolojik değer yargıları, diğerlerinden ayrılan bir özellik gösterir. Diğer değer yargılarının hepsinde, verilen yargı ile birlikte, arzulanan amaç lehine kaçınılmaz bir tercih yapılmaktadır. Buna karşılık teleolojik değer yargılarında böyle bir tercih söz konusu değildir. Her ne kadar burada da "daha iyi" veya "daha kötü" şeklinde bir değerlendirme yapılıyorsa da; bu değerlendirme seçilmiş amaçlar üzerine değil, amaçları gerçekleştirecek araçların uygunluğu üzerine olmaktadır.


  1. Bilimsel Uğraşta Değer Yargılarının Ortaya Çıktığı Alanlar*

Değer yargısı üzerine yapılan uzun tartışmalar, bilimsel uğraşın üç alanında değer yargısı sorununun ortaya çıkabileceğini göstermiştir.

Değer yargıları;



  • Bilimsel uğraşın araştırmacısı olarak bilim adamında

  • Araştırma konusunda (objede) ve

  • Araştırma konusuna ilişkin bilimsel ifadelerde

ortaya çıkabilmektedir. Bu ilişkiler şematik olarak aşağıdaki gibi gösterilebilir.



1. Bilim Adamı ve Değer Yargıları

Burada konu; araştırıcının, bilimsel ifadelere ulaşılıncaya kadar yürüttüğü bilimsel uğraşta, ne dereceye kadar değer yargılarında bulunabileceği sorunudur. Araştırıcı olarak bilim adamı, yani özne (subje)' de ortaya çıkan değer yargısı sorunu, bilimin değer temeli (Wertbasis) olarak bilinmektedir. İster sosyal bilimci olsun, isterse doğa bilimcisi olsun her bilim adamı çalışmalarında seçici olmak zorundadır; çünkü araştırma konusunun sınırlarının belirlenmesi gerekir. Burada yapılan her seçim, ister bilinçli olsun, ister bilinçsiz, bilim adamının değer yargılarıyla yakından ilgilidir. Bilim adamı belli bir konuyu seçmek, konunun belli yönlerine açıklık vermek ve buna bağlı olarak da belli kavramları kullanmak durumundadır. Bilim adamı, araştırma sürecinde sürekli olarak, araştırmanın ilgi alanı ve amaçlarına uygun seçimler yapar. Bunların hepsi, belli değerlendirmeleri gerekli kılar.

Diğer yandan bilim adamı, toplumun bir üyesidir. Bilimsel uğraş ise sosyal bir süreçtir. Bu sosyal sürecin içinde bulunan ve onun bir parçası olan bilim adamının kendi düşünce sistemi de, sosyolojik olarak belirlenir. Bu nedenle, belli değer sistemlerine ve değer yargılarına bağlı olarak tutum ve davranışlarda bulunur.

Sonuç olarak, bilim adamı ve onun sosyal dünyası, kaçınılmaz olarak değer yargıları içerir. Bu alan, bilimin öznel alanıdır. Burası, bilimin çeşitli teori ve yöntemlerinin keşfedildiği alandır. Burada, bilim adamının duyguları, heyecanları, düşünceleri ve sezgileri önemli roller oynar. Toplumun bir üyesi ve bir insan olarak bilim adamı, değer yargılarınca yönlendirildiği gibi, çalışmasını da aynı değerlere bağlı olarak yönlendirir.

Bu açıklamaların gösterdiği gibi, sosyal bilimler ve ekonomi politikası da dahil olmak üzere, her bilim dalında, bilimsel uğraşın öznel alanı, yani teori geliştirme ve bulmanın psikolojik süreci değer yargıları içerir. Bilim adamı, konu ve yöntem seçiminden, hipotezlerin kullanılabilirliği, teorilerin geçerliliği ve araştırma konusu için gözlemlerin önemine kadar her alanda kararlar verip, seçimler yaparken, belli norm ve değer yargılarına dayanır. Kısacası, bilimsel uğraşın öznel alanında değer yargılarının varlığı kaçınılmazdır.

Bilim adamıyla bilimsel uğraşta bir değer temeli bulunması ve buna bağlı olarak bilimsel ifade ve teorilerin ortaya konması, üstü kapalı olarak değer yargılarının bu alana da yansıdığı tartışmasını doğurmuştur.

Bir görüşe göre bilimsel uğraşın öznel alanında (bilim adamında) değer yargısını kabullenirken, bilimsel ifadelerde kabullenmemek, başta kullanılan değer yargılarını örtbas etmektir. Bu nedenle öznel alanın normatif olması durumunda, bilimsel ifadeler alanının da normatif olarak düzenlenmesi gerektiği ileri sürülmüştür.

Bu görüşe iki noktada karşı çıkılmakta ve aşağıdaki görüşler ileri sürülmektedir.

Her iki alanda da değer yargılarının geçerliliğini kabullenmek için, herkesçe benimsenen, objektif, çelişkisiz genel değer yargılar sisteminin varolması gerekir. Oysa değer yargıları çok çeşitlidir ve çelişkilidir; ayrıca kesin olarak belirlenemezler. Bu nedenle bilimin öznel alanındaki değer yargılarının, bilimsel ifadelere alınan değer yargılarıyla karşılanması ve dengelenmesi savunulamaz. Öznel alandaki değer yargılarına bağlı olarak gelen yanılgı ve hataların bilimsel ifadeler alanındaki değer yargılarınca dengelenmesi mümkün değildir. Ancak genel, tutarlı ve çelişkisiz bir değer yargıları sistemi bulunsaydı böyle bir yaklaşım geçerli ve haklı olabilirdi.

Diğer yandan bilimin öznel alanındaki değer yargılarının elenmesi hiç de zorunlu değildir. Bilimsel ifadelerin ortaya çıkma aşamasında bilim adamının, psikolojik ve duygusal motiflerin etkisinde kalması; ortaya koyduğu bilimsel ifadelerin mantıksal içeriği ile ilgili değildir. Bilimsel ifade olarak ileri sürülen görüş; mantıksal içerik ve tutarlılık açılarından sürekli eleştiri ve denetlemeye açıktır. Diğer yandan bilim adamının değer yargıları ve yaşadığı sosyolojik ortam da, bilimsel araştırma konusu yapılabilir.

Özetlenirse, bilim adamının, yani bilimin öznel alanını oluşturan bilimsel uğraşın psikolojik süreci değer yargılarından arındırılamaz. Fakat bu süreçte bilim adamının yaptığı her tercih bilimsel araştırma ve denetleme konusu olabilir. Ayrıca bu alandaki değer yargılarının bilimsel ifadelerin içeriğine yansıması zorunlu değildir; çünkü bilimsel ifadeler alanı, gerçeği açıklamaya yönelik, gerçek yargılarını yansıtan mantıksal ifadelerden oluşur. Bu durumu doğa bilimlerinde daha açık olarak görebilmekteyiz; doğa bilimcisi, değerlendirmeler yapmasına karşın, ortaya koyduğu bilimsel ifadeler değer yargıları içermez. Bilim adamı akademik uğraşında norm ve değer yargılarına dayanırken, bu uğraş sonucunda oluşturduğu bilimsel ifadeler, söz konusu değer yargılarından bağımsız olabilir. Fakat bilimsel ifadelerin başka nedenlerle değer yargısı içerip içermeyeceği, aşağıda araştırılacak bir konu olarak ele alınacaktır.

2. Bilimin Araştırma Konusunda Değer Yargıları

Bilimsel uğraşta değer yargısı sorununun ortaya çıktığı ikinci alan araştırma konusudur. Bir araştırmanın konu alanında ortaya çıkan değer yargıları bilimsel uğraşının konusu içine girer mi? Yoksa bunlar araştırma konusundan dışlanmalı mıdır?

Ekonomik ilişkiler sosyal yaşam içinde ortaya çıkan insanlar arası ilişkiler olarak, sosyo-ekonomik davranışlar ve ilişkilerdir. Bu tür davranış ve ilişkiler değer yargıları ile birlikte varolur. Çünkü insanlar, yansız kalmak yerine sürekli değerlendirmek durumundadır. Bir toplumda varolan değer yargıları, ekonomik davranışların en önemli belirleyicilerinden biridir. Bu nedenle ekonomi politikası olarak alınacak önlemlerde başarılı olabilmek için, toplumun çeşitli kesimleri ile kişilerin davranış ve değer yargılarının araştırılması gereklidir. Toplumsal davranış ve ilişkiler içinde çeşitli değer yargılarının varlığı, bunların bilimin inceleme konusu içine alınmasını kaçınılmaz kılar. Bilim bu görevi yerine getirmekten kaçınamaz. Bilim, insanların değerlendirici davranış ve değer yargıları konusunda bilgi aktaran, onları tasvir eden, açıklama yapan ve bu konuda öngörüde bulunan ifadeler ortaya koymak durumundadır. Bu şekilde aktarılan bilgi, tasvir ve açıklamalar, konuya ilişkin gerçek yargılardır. Burada inceleme konusu değer yargılarıdır. Böylece değer yargıları üzerine bilgi sahibi olunmakta ve onlar üzerine informatik bilgiler aktarılmakta, değer yargısı üzerine değer yargısında bulunulmamaktadır.

Bilimin konu alanında bulunan değer yargıları açıkça ortaya konmayıp üstü örtülü olarak veya çoğu kez gizlice içerilirler. Bu tür değer yargıları, gerçek yargılarıymış gibi sunulmak istenir. Özellikle politik alandaki değer yargıları ilgilileri etkileyebilmek için üstü örtülü olarak gerçek olgularla birlikte sanki gerçek yargılarmış gibi sunulurlar. İşte bu şekilde gerçek olguların incelenmesinde onlarla birlikte sunulan normatif içeriğin, yani gizli değer yargılarının açığa çıkarılması, ekonomi politikasında ideoloji eleştirisi olarak adlandırılır. Çünkü, davranış şekli ve düşüncelerin gerçek olgulara ilişkin ifadeler olarak sunulmasında ideolojiler, örtülü değer yargıları olarak gizlice içerilir. Burada ideoloji, bireysel veya genel değer sistemleridir.

İdeolojilerle kişilere bilgi aktarmak yerine onların davranış ve düşünceleri etkilenir. İdeoloji eleştirisi ile gizlenen değer yargıları açığa çıkarılarak ileriye sürülen görüşün gerçek olgulara ilişkin yönü vurgulanır. Bu yaklaşım, bir değer sistemine “karşı tutum” takınmaya yönelik değildir.

Bir ideoloji yerine “daha iyi veya “doğru ideoloji” koyma uğraşı, ideoloji eleştirisi değil, ideoloji kavgasıdır. İdeolojilerden birini kötüleyip, bir diğerini savunmak bilimsel bir tutum değildir. Tarafgir tutum politik kavgadır. Bu nedenle ideoloji eleştirisi ideolojilerden “kötüsünün” yerine inandığımız “iyisini ” koyma kavgası değil, gerçek olgulara ilişkin olarak ileri sürülen görüşlerdeki örtülü değer sistemlerini açığa çıkarmaktır. Ancak bu şekilde sunulan görüşler gerçek olay hakkında bilgi aktaran “gerçek yargılar”dır. Bu konular günümüzde bilgi sosyolojisinin ilgi alanını oluşturur.

Pratik ekonomi politikasında ideolojik tutum ve öneriler oldukça yoğundur. Bunlarım sosyal bilim açısından incelenmesi kaçınılmazdır. Ancak bilimsel araştırmalar sonucunda ekonomi politikasının yanlış amaçlara yönelmesinin önüne geçilebilir. Bu nedenle sosyo-ekonomik olgulara ilişkin görüşlerdeki gerçek yargıları ile bunlarla bağlantılı olarak gizlenen değer yargılarının açığa çıkarılmasının önemi büyüktür.

Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı değer yargılarının (ideolojilerin), sosyal bilimler tarafından incelenmesi ekonomi politikasını da ilgilendirir. Ekonomi politikası için değer yargılarının analizi;




  • Dostları ilə paylaş:
  1   2   3
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə