Binde biri dogru olsa



Yüklə 22.49 Kb.
tarix30.10.2017
ölçüsü22.49 Kb.

Bye bye, askerî vesayet…

Baskin Oran

Bu yazida, basinda çikmis seyleri tekrar edecek degilim. Inanmamakta direnenlere sadece sunu söylemekle yetinirim: Bütün bu “Plan”larin binde biri dogru olsa, bunun kadar büyük rezaleti Türkiye Cumhuriyeti henüz yasamamistir. Kaldi ki, orayi burayi bombalayacak askerî personelin sicil numaralari bile ortaliga dökülmüs durumda,

Hadi hepsini birakalim, “kokusunu ne yapacagiz”? Askeriyenin sadece son 55 yillik sabikasi yeter: Halkin oyuyla gelmis sivil iktidara resmen 5 müdahale, kim bilir kaç tane gayri resmî müdahale.

Bombalamaya gelince: 6-7 Eylül 1955 olaylari adli 1 Numarali yüzkaramizda, basinda bir tümgeneralin (“basarisi” nedeniyle korgenerallige terfi ettirilmis, sonra da büyükelçi yapilmisti) bulundugu MIT, Atatürk’ün Selanik’teki evini bombalamadi mi? Bu durumda, “Allah Allah diye saldiran asker cami bombalar mi?” biraz fazla hafif kaçmiyor mu? Üstelik, camiyi bombalayacak olan asker degil ki, emir. Askeriyemiz degil midir, “Emir demiri keser!” diyen? “Mevzu-i bahis vatansa, gerisi teferruattir” ezberinin baska hangi sonucunu bekliyordunuz? Insanlari bu kadar aptal saymak çok mu akillica?

Kendine etmek bu kadar olur

Ünlü atasözünü biraz degistirirsek: “Akrep etmez akrebe, bir insanin kendine ettigin”. TSK içindeki kimi generaller son yillarda öyle akil ve vicdan disi serüvenlere giristiler ki, TSK’yi hiçbir düsman ordunun edemeyecegi kadar perisan ettiler. Simdi Genelkurmay çaresizlik içinde. Bu “Plan”lardan haberim var dese bir türlü, çünkü seçilmis hükümete karsi darbe girisimi en büyük hiyanet-i vatan. Haberim yok dese bir türlü, çünkü “emir-komuta zinciri”ne tapinan asker için bu en büyük zül.

Bakiniz, Sakalli Celal’in “… ancak tahsille mümkündür” misali, bazilarimiz bunu anlamakta hâlâ zorlaniyor ama, parmagimi agzima batirarak suraciga yaziyorum: TSK, Türkiye üzerinde 27 Mayis’tan beri sürdürdügü vesayetini yitirmis bulunuyor. Kendisi için daha da önemlisi, itibarini. Itibar gibi seyler (tabii ki gündelik hayat içinden daha canli bir örnek de mümkün) 1 kere kaybedilir. Geçmis olsun.

Tam anlasilmadiysa, istatistiksel olarak da ifade edelim: “Ergenekon sorusturmasindan önce, halkin orduya güveni yüzde 90 civarindaydi. Son darbe ve suikast iddialariyla yüzde 63,4’e düstü. Bugüne dek hiç 80’lerin altina düsmemisti. Üstelik biz arastirmayi yaptigimizda henüz Balyoz Harekâti haberleri yoktu” (Nese Düzel röportajinda Adil Gür, Taraf, 25.01.10).



Nasil böyle oldular?

Bunu halkimiz (biraz kabaca olmakla birlikte) daha güzel ifade eder ama, kimi askerî muhteremler isin tadini kaçirinca böyle oldu. Oysa biraz sosyoloji ve tarih bilselerdi veya biraz akl-i selime sahip olsalardi veya sadece simarmasalardi, sivil toplum diye bir seyin dogdugu bir ülkede böyle darbe planlari yapmaya cüret edemezlerdi. Meshur mizah karakteri Porof. Zihni Sinir’in “proce”lerini (veya, W. Disney’in Fantasia’sindaki “Sihirbazin Çiragi”ni) hatirlatan komikliklere girismezlerdi. O zaman TSK, sivil toplumun gelismesine paralel olarak yavas yavas ve itibar yitirmeden kislasina süzülür ve aynen Atatürk döneminde oldugu gibi yurtdisi koruma görevini yerine getirmek suretiyle Türkiye toplumundaki geleneksel sayginligini korurdu.

Biraz sosyoloji ve tarih” derken sunu kastediyorum: Iç dinamiklerin “tembel” oldugu (azgelismis) ülkelerde, Bati egitimi almis kisiler (ki bunlar en önce askerlerdir) Yukaridan Devrim yaparak bu dinamikleri harekete geçirmeye girisebilirler. Yani, yari-feodal bir toplumun üstyapisini (ideoloji, kültür, siyaset, hukuk, vs.) degistirme yöntemiyle ülkeyi Bati’ya benzetmeye çalisabilirler. Zorlama oldugu için, bu etki tabii ki ileride tepki yaratir. Ama kabul etmek gerekir ki ülkeye muazzam bir zaman kazandirir, baska türlü yapilamayacak bir siçrama saglar, sinifsal dinamikleri harekete geçirir, altyapiyi (ekonomi, mülkiyet iliskileri, vb.) bile zamanla gelistirir.

Yukaridan Devrim tek kullanimliktir

Yalniz, dikkat edilecek çok önemli bir kural var: Yukaridan Devrim bir kez yapilir; ondan sonrasi iç dinamiklerin isidir. Zirt pirt, mesela on yilda bir tekrarlanan tik gibi yapilmaz. Yapilirsa, bu artik yukaridan devrim falan degil, bir karsi-devrim’dir. Çünkü, tepkileri memeden beslemenin yani sira, harekete geçmis toplumsal dinamikleri köreltir. Bu, zaman kaybindan, yani her defasinda “Sekil 1’e dönüs”ten baska bir sey degildir.

Çok lazimsa, yakin siyasal tarihten örnek bol: Türkiye’deki her askerî müdahalenin ardindan bunun antitezi iktidara daha güçlü olarak gelmistir ve Türkiye’de Askeriye (ve onun sivil saksakçilari) bunu hâlâ idrak edebilmis degildir. Daha önce de yazdim: 27 Mayis 1960 darbesinin ardindan 1965’te Demirel, 12 Mart 1971 muhtira-darbesinin ardindan 1974’te Ecevit, 12 Eylül 1980 darbesinin ardindan 1996’da Erbakan, 28 Subat 1997 “post-modern darbe”sinin ardindan 2002’de T. Erdogan, 27 Nisan 2007 “e-muhtira”sinin ardindan 2007’de yine T. Erdogan, daha güçlü olarak. Hiç merak buyurmayiniz, “idrak” olmadikça bu böyle sürüp gidecektir efendim.

Bu tür müdahalelerin, Askeriyenin (ve onun sivil saksakçilarinin) 61 Anayasasindan baslayarak insa etmis oldugu ayricaliklar silsilesini muhafaza etmek için yapildigi hususu bir yana, sunu da not edelim: Türkiye’deki her askerî müdahale Kürt meselesini daha feci hale getirmistir. Çünkü darbe demek, korkunç baskilarin artik tahammül çizgisini asmasi demektir. PKK, 12 Eylül fasizminin Diyarbakir Cezaevi mezalimi tarafindan yaratilmistir. 1984’ten önce PKK mi vardi? Bu açidan 12 Eylül darbesi tam anlamiyla bir Dr. Frankenstein degil midir? Sinemaya gider misiniz, Boris Karloff’u duydunuz mu?



Tek yol: Sivil toplum

Peki, “Bu adamlar laikligi mahvediyorlar, oturup seyredecek miyiz”? Çünkü hakikaten samimi olarak böyle düsünen bir sürü insan hâlâ var. Hemen söyleyeyim: Evet efendim, oturup seyredeceksiniz; lütfen. Minimum iki sebepten ötürü: 1) Laikligin mahvoldugu falan yok; Daglica’da hâlâ “Ölüneceeeek, öl!” demeye devam edebilen bir zihniyetin aradan 90 yil geçtigi için zamanasimina ugramasi var (günümüzde 1 gün çok zaman); 2) Laiklik mahvolmakta olsa dahi siz hiçbir sey yapamazsiniz, durumu ancak daha berbata götürürsünüz; yukarida örneklemeye çalistim.

Bu konuda harekete geçebilecek tek unsur, “sosyalizm” dendigi zaman “devlet” anlayan (ben de eskiden böyleydim) insanlarin henüz idrak bile etmeye baslayamadigi bir unsur: Türkiye sivil toplumu. Sivil toplum, Devlet ve Cemaat baskisina karsi çikmaktir. Burada “cemaat”, ülkeyi din kurallariyla yönetmek isteyenler demek. “Devlet” ise, tabii ki, vesayet kimdeyse en basta o demek. Tabii, fena sikisinca, son çare olarak simdi de “sivil dikta” teranesini icat etmisler demek.

Uzattim. Genelkurmay zor ama basit bir karar vermek zorunda: Içindeki çürükleri korumak veya temizlemek. Ikincisini yaparsa Atatürk dönemindeki statüsüne geri dönecek. Birincisini tercih ederse, yarin öbür gün “Halki askerlikten sogutmak”tan yargilanabilir.



Dahasi, böyle bir olasilik sükür yok ama, kendi arsivlerine bile sahip olamayan kaos içinde bir TSK bizi disariya karsi koruyabilecek mi? Balkan Savasi öncesi Ordu bölünmüslükten fena dagilmisti, simdi “birlik ve beraberlik”ten fena dagilmis izlenimi veriyor.

Not: Tekel isçilerinin haline “Hatamiz, fazla merhamet” diyen AKP’yi de, “darbecilere yardim ve yataklik”tan yargilamak lazim. Ayrica, AKP her kesimi karsisina almaktan ve agzi olan herkese laf yetistirmekten vazgeçse de, oturup reform yasalarini çikartsa iyi eder.

Dostları ilə paylaş:


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə