Bülent Sönmez Doç. Dr



Yüklə 356.35 Kb.
səhifə1/6
tarix29.10.2017
ölçüsü356.35 Kb.
  1   2   3   4   5   6




qwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfgh

Bülent Sönmez

Doç.Dr.

jklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçqwertyuiopgüzxcvbnmöçasdfghjklşiqwertyuıopğüaswertyuıopğüasdfghjklşizx




AHLAK FELSEFESİ

DERS NOTLARI


Doç.Dr. Dicle Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi

-Felsefe Bölümü-

GİRİŞ

1-Yaşadığımız Çağ Ve Ahlâk

2-Çağımız Bunalım Çağı Mı?

I.Bölüm

AHLÂK VE ETİK

a-Ahlâk ve Etik

b-Ahlâk Çeşitleri

A-DİNDIŞI AHLÂK GÖRÜŞLERİ

1-Bireyci Ahlâk Görüşleri

aa-Mutluluk Ahlâkı

ab-Vazife Ahlâkı

ac-Varoluşçu(existansiyalist) Ahlâk Anlayışı

ad-İmmoralisme(Ahlâksızlık ahlâkı)

ae-Komunizm Ahlâkı

af-Russel'in Ahlâk Ekolü

2-Sosyolojik Ahlâk

3-Psikolojik Ahlâk

4-Biyolojik Ahlâk

B-DİNÎ AHLÂKLAR

1-İslam Ahlâkının Özü

a-Nefsin Tahkir Ve Yüceltilmesi

b-Kelbiyyun(Kinikler) ve Melamiyye

c-Sâdî ve Bazı Mutasavvıfların Yanılgısı

d-İnsan İki Ben'e mi Sahiptir?

e-İçsel(derûnî) Çatışma

2-Yahudi Ahlâkı

3-Hristiyan Ahlâkı

C-AHLÂK TEORİLERİNİN AHLÂKÎ TAVRI TEMELLENDİRMELERİ

1-Kosmik Temellendirme

2-Dinî Temellendirme

3-Antropolojik Temellendirme

D-ETİK'İN TEMEL POROBLEMLERİ

1-En Yüksek İyi

2-Doğru Eylem

3-İstenç Özgürlüğü

E-AHLÂK'IN KAYNAĞI KONUSUNDAKİ GÖRÜŞLER VE DEĞERLENDİRİLMESİ

1-Doğal Eylem ve Ahlâkî Eylem

2-Ahlâk'ın Kaynağıyla İlgili Görüşler

a-Şefkat Görüşü

b-İrade Görüşü

c-Vicdan Görüşü

d-Güzellik Görüşü

e-Tapınma Görüşü

II.Bölüm

AHLÂK FELSEFESİNİN BAZI

1-Vazife Ve Menfaat

2-İstek(Niyet) Ve Eylem(Fiil)

3-Zorla Alıştırma ve Terbiye

4-Ahlâk ve Ratio(zihin)

5-Ahlâk Ve Din

6-"Kamu Yararı" Ve Ahlâk

7-Tanrısız Ahlâk

Sonuç

GİRİŞ

Çocukken büyüklerimiz bizi bir çok şeye teşvik ederken bir çok şeyden de men ederlerdi. İnsanoğlu hayatı boyunca daima emreden ve yasaklayan buyruklarla karşılaşmaktadır. Bu noktada iyi ve kötü, sakıncalı ya da sakıncasız gibi yargıların her toplumda -boyutları farklı da olsa- bulunduğunu söyleyebiliriz. Ahlâk iyinin ve kötünün konu edildiği bir alandır. Ahlâk felsefesi de(etik-etique) ahlâkı konu edinmektedir. Bu anlamda etik (ahlâk felsefesi) yapıp ettiklerimizin temelinde yatan unsurları ele almaktadır.

Çevremizde her an iyi ve kötü, doğru ve yanlış diye nitelenen bir çok yaklaşım ve eylemle karşılaşmaktayız. Kimi yaklaşım ve eylemleri iyi kimi yaklaşım ve eylemleri de kötü olarak nitelemekteyiz. İşte ahlâk felsefesi iyi ve kötü yargılarımızın temeline sarkma çabasıdır.

Felsefenin hayattan kopuk bir fenomen olduğu yargısının aksine, ahlâk felsefesi çevremizde olan bitene daha sağlıklı bir açıdan bakabilme yetkinliği kazandıran bir alandır.



1-Yaşadığımız Çağ Ve Ahlâk

Özellikle Aydınlanma dönemi ile birlikte tarihi evrimci yaklaşımla yorumlayan ilerlemeci (progressive) ve evrimci (evolation) anlayışların dillendirdiği "ileride daha güzel bir dünya " yaklaşımı , bilimsel gelişmelerdeki önemli sıçramalara rağmen insanların gelecekle ilgili görüşlerine iyimserlik kazandırmamıştır.

Birinci ve ikinci dünya savaşları, Yahudi soykırımı, atom bombası , kitlesel katliamlar, etnik ayrımcılığın daha bir katmerli hale gelmesi, zenci zulmü, sömürgecilik vs.hep "ileride daha iyi bir dünya" sloganını boşa çıkaran faktörler olmuştur. Bilimsel sıçramalar ve teknolojik gelişim insanı daha bir kamil (olgun), mükemmel yapmamış, cinayet ve vahşet araçlarının daha da gelişmesine de imkan hazırlamıştır.

Dinin yerine bilimi koyduklarını iddia edenler azalmış; mânevî alandaki boşluğa vurgu yapan söylemler gelişmiştir.

Yaşadığımız dünyada bilimsel gelişmelerin, sömürgeciliğin, köyden kente göç v.s' nin getirdiği kimi sorunlar elbette ahlâkı ve ahlâk felsefesini öne çıkaran meselelere kaynaklık etmektedir.

Örneğin insanlık savaş teknolojisinin gelişmesiyle birlikte atom bombası ve nükleer savaş gerçeğiyle yüz yüze gelmiştir. Savaşta yaşlıya, kadına, çocuğa ve silahsıza dokunmama ilkesini hesaba kattığımızda savaş teknolojisinin bu denli gelişmesinin önümüze ahlâkî bir sorunu koyduğu ortadadır.

En ücra köylere bile radyo ve t.v'nin girdiği düşünüldüğünde iletişim araçlarına sahip olan ve yön verenlerin kitleleri istedikleri gibi yönlendirme tavırlarının ahlâkî boyutu tartışılacaktır.

Tüp bebek.,kürtaj gibi meseleler de ahlâkî açıdan bilimsel gelişmelerin ortaya çıkardığı sorunlar olarak belirmektedir.

Köyden kente göçün de beraberinde getirdiği kimi sorunlar örneğin zengin yoksul arasındaki derin uçurum zengin yoksul ilişkisinde ahlâkî yönü irdelememizi kaçınılmaz kılmaktadır.

Bunların yanı sıra iç savaşlar, soykırım, etnik ayrımcılık gibi faktörler; insanın insana ve diğer varlıklara karşı gerçekleştirdiği suç olarak nitelenen eylemler, insanın sorumluluğu meselesini ele almak zorunda bırakmaktadır bizi.

Kent yaşamında insan sayısının artışına paralel olarak insanın yalnızlaşması ve insan ilişkilerinin sıcaklığını yitirerek azalması da yine ahlâk açısından irdelenmesi gereken konulardır.

Bu konular çoğaltılabilir elbette. Kısaca söylemek gerekirse bütün bu meseleleri analiz etmede ve insanın insanla, insanın çevreyle ilişkisinde yetkin bir bakışa ulaşmada ahlâk felsefesinin önemli açılımlar kazandıracağı ortadadır.

Ahlâkî değerlerin rölatifliği zamana göre değişmesi gibi ahlâkı eksene alıp sorgulayan yaklaşımların da aynı çerçeve içerisinde değerlendirilmesi için ahlâk felsefesine ihtiyaç duyulacaktır. Geçmişten bugüne ahlâk meselesi genelde davet eden ve irdeleyen olarak iki yaklaşımla karşımıza çıkmaktadır. Kabul edilen ahlâkî değerlere rasyonel bir temel bularak insanları buna çağıran yaklaşımla (skolastik yaklaşım) ahlâkî değer olarak bilenen kabulleri temeline inerek sorgulayan yaklaşım elbette meseleleri farklı değerlendirecektir. Biz burada ikinci tavrı daha tutarlı ve meseleleri ele alma ve çözümlemede sahici temellere ulaşmayı sağlayıcı bir yaklaşım olarak görüyoruz.

Dünyada ahlâkî değerlere bağlılığının azalmasının sırrı galiba insana öğretilen ahlâkî esasların sağlam bir irdelemeye tabi tutulmayışı, belli bir mantığı ve dayanağının olmayışı, davranışta ciddiye alınmayışı, sadece bir takım nasihat ve telkinler düzeyinde olmasından kaynaklanmaktadır kanaatindeyiz.

Bugün bir çok düşünürün de altını çizdiği gibi dünyada bir bunalım olduğu gözlenmektedir. Bu bunalımı biraz da ahlâkî tavrı anlayarak aşmak mümkün olabilecektir. Peki nedir dünyada bir bunalım olduğu yargımızı besleyen faktörler.

2-Çağımız Bunalım Çağı Mı?

Dünyanın gidişatı konusunda bilim adamları iyimser sanatçılar kötümserdirler genelde.

Jean Budrillard bir yazısında(*)özellikle Aydınlanma ile birlikte daha bir sıkı şekilde dile getirilen ileride daha iyi bir dünya sloganının insanın bilimsel gelişmelerine ivme kazandırdığı şimdilerde ise felaket tellallığının kötü gidişattan insanların kurtuluşuna vesile olacağını vurgulamaktadır. Bu yaklaşımda bile dünyanın kötüye gittiği ve genel bir bunalım olduğu yargısı egemen. Peki bunu ortaya koyan veriler neler.

Kabataslak bakıldığında bunalım, kimi kere siyasi, kimi kere ekonomik, kimi kere sosyal alanda belirmektedir. Ancak bir çok düşünürün de altını çizdiği gibi bunalımın sebebi en temelde ahlâkî ve mânevî yönde bulunmaktadır. Bunalımın varlığını gösteren veriler şu şekilde ortaya konulabilir.



-İntiharların artışı

-Dinlenme vakitlerinin boş geçirilmesi

-Ruhsal bunalımların artması

-Gençlik Anarşisi

-Merhametin azalması,bencilliğin artması

-Açlığın artması

-Çevre kirliliği

Bütün bunlar bir ahlâk sorunuyla da karşı karşıya olduğumuzu ortaya koymaktadır. Şimdi meseleye eğilelim. Ahlâk ve Ahlâk felsefesi arasındaki ayrımı ele alarak konuyu irdeleyebiliriz.



I Bölüm

AHLÂK VE ETİK

a-Ahlâk Ve Etik

Ahlâk hulk kelimesinin çoğuludur. Bu kelime de seciye huy, tabiat, din, insanın iç ve dış dünyalarını ifade eder. Bu kelimenin Yaratılış anlamına da geldiğini göz önüne alırsak Ahlakın aslında insanın yaratılışı olduğu çıkarımında da bulunabiliriz.

Batı dillerinde ahlâk; Almanca da moral, Fransızca da morale, İngilizce de morals, Yunanca da ethik gibi kelimelerle ifade edilmiştir ki bu kelimelerin hepsi yaşama kâideleri diye tanımlayabileceğimiz bir ortak anlama sahiptir. Burada üzerinde durmamız gereken ahlâk ve ahlâkî yargıların “ne”liğidir.

"Ahlâksal yargılar, bir kişinin eylemini başka kişilerin yarar ve zararını başka kişilerin ilgi ve niyetlerini gözeterek değerlendiren yargılardır. Bu tür yargıların temelinde eylemlerimizde, bizim dışımızdaki kişilerin ilgi ve niyetlerinin de gözetilmiş olduğu örneğin kendimize yararlı ama başkalarına zararlı eylemlere değil, kendi özel çıkarlarımıza karşıt olsa da başkasının yararını ön planda tutacak eylemlere yönelmek gerektiği gibi bir inanç yatar.

Bu inanç bireylerde, topluluklarda, töreler, kurallar, buyruklar talepler,haklar ve ödevler konumu içinde, hemen her tarihsel dönemde değişen çok, çok değişik kılıklarda kendini gösterir. Bu inanç gitgide insânî ilgiler açısından önem ve değer taşıyan öbür inançlara bir kural içinde eşlik etmeye başlar. Bu insânî inançlardan birisi veya bu inançlar içerisinden bir kaçının birleşmesiyle oluşmuş bir bireşim,tüm öbür inançların kendisine göre düzenlendiği en yüksek inanç(en yüksek iyi) haline dönüşür. İşte bir bireyin, bir halkın ,bir toplumsal sınıfın bir çağın bilinçli yaşamına egemen olan bu inanç ve tasarımlar topluluğuna ahlâk (moral, Sitte), bunların bir toplumsal olgu halinde yaşanmasına ahlâklılık(moralite; Sittlichkeit), bu inanç ve tasarımlara göre yönlenen insânî tutumlara ve bu tutumlara göre yönlendirileni eylemler hakkında verilen (doğru veya yanlış) yargılara ahlâksal (moralisch, Sittlich) diyoruz." (özlem.311)

"Ortaya bir ahlâksal ilkeler kodeksi atan ve bizi bunları izlemeye davet eden bir ahlâk öğreticisinin yaptığı ile, görevi öncelikle ortaya ahlâksal değer yargıları atmak olmayan, tam tersine bu değer yargılarının yapısını çözümlemek olan bir etikçinin yaptığı arasında her zaman göze batmayan bir fark vardır." (A.J.Ayer)

Bu tanımdan da anlaşılacağı gibi ahlâk davet eden, etik ise çözümleyen analiz eden bir yapıya sahiptir. N.Hartmann "morallerin(ahlâkların) çokluğuna karşılık etik'in tekliğinden söz eder. Bununla kastedilen şey, bir felsefe disiplini olarak etik'in tekliğidir ve böyle bir disiplin olarak etik'in görevi herhangi türde bir "moral"(ahlâk) geliştirmek ve bu "morale" (ahlâka) uyulmasını öğütlemek değil; tersine ,ahlâksal (moralisch) bağıntıların niteliği üzerine bir genel görüş elde etmektir.

Bu kuramsal etkinlik tek tek morallare değil genelgeçer etik bağıntılara yönelmek ister. Bu tutumuyla felsefî etik herşeyden önce teolojik etik'ten kesinlikle ayrılır. Gerçi teolojik etik'in ele aldığı sayısız problemler aynı zamanda felsefi etik'in de konusudur. Ama teolojik etik kaynağını felsefi etik gibi inceleme ve eleştirme isteğinde değil, tanrısal vahiyde bulur ve tam da bu niteliği ile felsefi etikten çok herhangi bir moral'e (ahlâka) yakın durur."(özlem,s.314)



AHLÂK ÇEŞİTLERİ

Ahlâkı teorik ve pratik ahlâk diye ikiye ayıranlar bulunmaktadır ki biz yukarıda bunu ahlâk ve etik ayrımı yaparak dile getirmeye çalıştık. Ayrıca ahlâk'ı Dini ahlâk ve dindışı ahlâk diye ayıranlar da bulunmaktadır. Böyle bir ayrımın ne ölçüde sağlıklı olduğunu ahlâk ve din arasındaki ilişkiyi ortaya koymaya çalışırken belirteceğiz. Ancak kısaca vurgulamak gerekir ki dindışı bir ahlâktan değil dindışı bir ahlâk anlayışından söz etmek daha doğru olacaktır.

Geçmişten günümüze akıl yürütmeler üç şekilde kendini ortaya koymuştur. Heteronom, Otonom, Teonom. Heteronom çevre eksenli düşünme biçimi, otonom kişinin kendini eksen aldığı düşünme biçimi, teonom ise Tanrı merkezli düşünme biçimidir. İnsanlar akıl yürütürken geçmişten bugüne ya çevresel faktörleri belirleyici kabul etmişler, ya kendilerine merkeze alıp çevreyi ve Tanrısal iradeyi dışta tutarak akıl yürütmüşler, ya da sadece Tanrısal buyrukları belirleyici kabul ederek akıl yürütmüşlerdir. Şimdi ele alacağımız meseleleri bu bilgiler ışığında anlamaya çalışırsak daha sağlıklı değerlendirmeyi başarabileceğiz demektir.

A- AHLÂKI DİNE BAĞLAMAYAN AHLAK GÖRÜŞLERİ:

Ahlakı dine bağlamayan görüşler denildiğinde denildiğinde herhangi bir dinsel öğretinin ya da kutsal kitabın ortaya koyduğu ahlak görüşlerine dayanmayan ahlâk anlayışları anlaşılmalıdır. Ancak bu görüşlerinin hepsinin Tanrıtanımaz anlayışlar olduğu anlamına gelmemelidir. Örneğin Kant ahlakı insanın ontik yapısına uygun bir iyiye eğilim olarak ele alır. Bu ontik yapı Tanrısaldır. Kant ahlakın din için bir temel olduğunu dinin ahlak için bir temel olmadığını savunur. (Saf Aklın sınırları dahilinde Din adlı kitabına bkz.) Ahlakı dine değil dini ahlaka bağlayan Kant Tanrısal olan ile dinsel olan arasında da bir ayrımı gerekli görür.

Ahlakı dine bağlamayan ahlak görüşleri..Bireyci Ahlâk görüşleri, Sosyolojik Ahlâk, Psikolojik Ahlâk, Biyolojik Ahlâk diye adlandıracağımız geniş bir yelpazeyi kapsar. Şimdi bunları inceleyelim.

1-Bireyci Ahlâk görüşleri

Bireyci ahlâk görüşlerinin bu şekilde adlandırılması ferd'in (bireyin) ahlâkî değerlerin merkezine oturtulmasından kaynaklanmaktadır. Bu ahlâk anlayışında bireyin mutluluğu esas alınmaktadır. Bireyci ahlâk görüşleri içerisinde şu sorular etrafında şekillenen kimi ahlâk anlayışları zikredilebilir. Nedir ahlâkî olan? Davranışları ahlâkî kılan nedir? Davranışların ahlâkîliği hangi değerler çerçevesinde ortaya çıkmaktadır? Davranışların belli bir amacı var mıdır? Bu sorular çevresinde gelişen kimi bireyci ahlâk görüşleri şu şekilde ortaya çıkmaktadır.



aa-Mutluluk Ahlâkı (Eudaimonisme)

"Bütün insanlar mutluluğu arzu ederler" temel iddiasından yola çıkan bu anlayış insan davranışlarının son hedefinin mutluluk olduğunu savunur. Bütün antik çağ'ın ahlâkî anlayışı eudaimonist karakterlidir. Bu anlayışın temsilinde Demokritos önde gelmektedir. Gerek Yunan aydınlanması gerek Sokrates ve ondan sonra ortaya çıkmış felsefî okullar ahlâk konusunda hep aynı anlayışın savunucuları olmuşlardır. Gerçi XIII. y.y aydınlanmasının da benzer yaklaşımda olduğu söylenebilir.

Bu yaklaşımın sahiplerince mutluluk ahlâkını tayin etmede takip edilen yol akılcı bir yoldur. Bütün insanların mutluluğu arzu edeceği savı temel savları olmakla birlikte; bu ahlâk anlayışını dillendirenler mutluluğu tarif etmede ayrılığa düşmüşlerdir. Kimilerine göre mutluluk hazza koşmak ve elemden kaçmak olarak anlaşılmış (hedonisme); kimileri tarafından ise faydalı olanı yapmaya çalışmak (utilitarizm) olarak tarif edilmiştir. Bunların temel anlayışlarının değerlendirmesini ileride yapmaya çalışacağız.

Mutluluk ahlâkını savunanlar arasında Herakleitos(M.Ö.540-480), Demokritos (M.Ö.460-370), Sokrates, Platon, Aristoteles, Kynikler okulu, Kyrene okulu, Epicuros, Stoa okulu, Descartes bulunmaktadır. Ayrıca mutluluk ahlâkını kişinin menfaatine olanı yapması olarak algılayanlar arasında G.Bruno, Michel de Montaigne,F.Bacon, Hobbes, Locke, Shaftesbury, D.Hume, Bayle, Helvetius, Holbach, Jeremia Bentham, J.St.Mill, ve W.James bulunmaktadır.



ab-Vazife Ahlâkı

"Atinada ihtiyar bir adam tiyatroya gider.

Anfide Atinalılar'ın oturduğu bölümde kimse ona yer vermez.

İhtiyar adam Spartalılar'ın oturduğu bölüme geçer ve onlar kendisine oturacak yer açarlar.

Atinalı seyirciler Spartalılar'ın bu davranışını takdir eder ve alkışlarlar.

Atinalılar iyilik nedir bilir ama yapmak istemezler"

(Çiçero)

Vazife (görev) ahlâkı Yeniçağ Alman düşünürlerinden İ. Kant (1724-1804) tarafından ortaya konulan bir ahlâk anlayışıdır. Kant bu anlayışıyla mutluluk ahlâkı anlayışına karşı çıkmıştır. Kant'ın ahlâk anlayışının değerlendirmesini ileride yapmayı deneyeceğiz.

Kant'ı savunduğu ahlâk felsefesine ulaştıran Pascal, Rausseau ve Hume olmuştur. Bunlar insanın "kendinden davranışını" ahlâkın temeli yapmışlardır. Buna dayanarak Kant "ne yapmalıyız?"sorusu ile yola çıkmış; bu soruyu ahlâk felsefesinin temel sorusu olarak ortaya koymuştur?

Kant insanın özünde ahlâklı olmayı emreden bir yetinin (categorique imperatif=kesin buyruk) olduğunu söylemektedir. Bu kesin buyruk apriori gerçekliği olan bir akıl buyruğudur. Bu kesin buyruk özü itibarıyla iyi'dir.

Kant'a göre herkesi için değişmeyen temel iyi "niyet"tir. En büyük değer de iyiyi arzu etmektir. İnsan için aslolan ise iyiyi istemektir. Ahlâkî olanı temellendiren de değeri belirleyen de niyettir. Niyet iyi ise yapılan davranış ahlâkîdir. Bu anlamda ahlâkî davranış sonucuna göre değerlendirilemez. Sonu ıstırap da verse ahlâkî davranış daima tercih edilmelidir. Burada Kant'ın vazife kavramının mutlaklığı ortaya çıkmaktadır.

Kant'ın vazife olarak ortaya koyduğu kavramın belli başlı özellikleri şunlardır:



1-Küllilik(Genellik): "Daima o şekilde davran ki eyleminde uyduğun kanunun bir genel kanun olduğunu isteyebilesin."

2-Mutlakiyet: Vazife bağımlı değil özerktir. Özü itibarıyla iyiyi gerektirmektedir. Bunun yasası da; "o şekilde davran ki, gerek kendin gerekse başka bir kimsenin adına insânîyeti bir araç gibi değil bir amaç gibi kullanmalısın"

3-Muhtariyet: İnsana dışarıdan bir yasa buyurmak mümkün değildir. İnsan iç yapısı itibarıyla tamamen bağımsızdır. İnsanın uyacağı yasa kendi aklının eseridir. Ahlâkî irade her türlü sınırlamadan uzaktır. "her düşünen insanın iradesini bir güzel kanun kuran irade olarak kabul et"

Bu yaklaşımıyla Kant ahlâk yasasının zaruri olduğunu ortaya koymaktadır. İnsan özgürlüğünü ise vazifeye bağlamaktadır. "Yapabilirim, öyleyse yapmalıyım" buyruğu vazifenin buyruğudur. Kanta göre özgürlük ahlâk yasasının şartıdır. Özgürlük olmasa ahlâk kanunundan söz edilemediği gibi ahlâk kanunun olmasa özgürlüğün farkına varılamaz.

Kanta göre ahlâkın amacı insanın olgunluğa ermesi ve diğer insanların mutluluğunu sağlamak olmalıdır. Ahlâk mutluluğun sebebidir ancak ahlâkın gayesi hiçbir zaman mutluluk değildir. Buna rağmen mutluluğun öteki dünyada gerçekleşmesi beklenebilir. Öteki dünyadaki mutluluk için ümit beslemek ancak iyiyi sadece iyi olduğu için yapmakla mümkün olacaktır. İnsanın en büyük hedefi en yüksek iyiyi gerçekleştirmektir. Bunun da ilk adımı ahlâkî davranmaktır.

Kant'a göre deney dünyası "en yüksek iyi" nin gerçekleşebileceği bir öte dünya ile tamamlanmalıdır. Çünkü Tanrı ve ölümsüzlüğün varoluşu değerlidir ve ahlâkî bakımdan gereklidir. Tanrı ve ölümsüzlüğü kabul etmek bir bilgi meselesi değil bir inanç meselesidir. Tanrı kavramı da ahlâk felsefesine ait bir kavramdır. Tanrı hakkında tam belirlenmiş bir kavrama ancak ahlâktan hareket ederek varılabilir. Böylelikle Kant'ın ahlâk anlayışı metafizikle sonuçlanmaktadır. Kant'ın bu yaklaşımlarını ileride değerlendirmeyi deneyeceğiz.



ac-Varoluşçuluk (Existansiyalisme) Ahlâkı

Yirminci yüzyılda insanlık "ileride güzel günler olacak" sloganının aksine çok büyük yıkımlar yaşadı. Geniş boyutlu savaşlar; salgın hastalıklar, kıtlıklar, açlıklar ekonomik ve siyasi çekişmeler karşısında insan teki olarak ne kadar çaresiz kaldığını hissetti. Bu kaos ortamında kaygı, tiksinti, bunaltı , hiçlik duygusu gelişti. Bunun sonucu olarak insan hayatın anlamsız ve kendisinin bir hiç olduğu sonucuna vardı. İnsan benliğini kaybetmişti ve onu araması gerekiyordu.

Varoluşçuluk insanın yeniden kendine dönmesi ve kendi benliğini bulması temelinde gelişen bir felsefi anlayıştır. Varoluşçu düşünürler genelde tanrı tanımaz (ateist) ve tanrı tanır varoluşçular olarak iki kısımda değerlendirilirler. G.Marcel (1889-1973), Jaspers (1883-1969)N.Berdiatt, L.Chestov M.Buber tanrıtanır; F.Nietzche, M.Heidegger, J.Paul Sartre, A.Camus (1913-1960) tanrıtanımaz olarak bilinirler.

Varoluşçular "ben" ile "varoluş" un birbirinden ayrılamaz olduğu savından yola çıkarlar. Tanrı tanıyan varoluşçulara göre insan; Tanrı ve ölümün hiçliği karşısında tir tir titreyen zavallı-yapayalnız bir varlıktır. Tanrıtanımazlara göre ise insan ölüm korkusuyla titreyen ve ne olduğunu bilmeyen bir varlıktır. İnsan sadece var olduğunu bilmektedir. Burada "ben" ile "varoluş" aynıdır.

Varoluşçular genel olarak insanı bir bunaltı insanı olarak görmektedirler. Bu bunaltı insanın sorumluluğunu örtmektedir. Ancak yine de bunaltı onları faaliyetten alıkoymaz,bilakis faaliyete sevk eder. Varoluşçulara göre insan her şeyden önce hürdür ve hür olmak zorundadır. Çünkü insan kendi kendini yaratmıştır. Yeryüzünde kendisine yol gösterecek hiç kimse yoktur. İnsan yardımsızdır, desteksizdir, tek başınadır.

Varoluşçulara göre genel bir ahlâk yoktur. Çünkü insana bu dünyada yol gösterecek bir işaret yoktur. Hiçbir genel ahlâk bize yapacağımız şeyi söyleyemez. Yapacağımıza ancak biz karar verebiliriz.

İnsan ne iyidir ne kötüdür. İnsan kendi faziletlerini ve değerlerini kendisi meydana getirir. Kendi yaptığından da sorumludur. İnsana öğüt verecek de kendisinden başkası değildir. İnsan bu konuda mutlak bir özgürlüke sahiptir. Özgürlüki de özgürlük uğruna seçer. Özgürlük için yapılan her eylem de ahlâka uygundur.

Varoluşçulara göre bir tek suç vardır o da "pişmanlık" tır. Yaptığından pişman olan kimse kendi özüne ve özerkliğine ihanet ediyor demektir. Öyleyse insanları suçlardan değil, pişmanlıklardan kurtarmak gerekir. Dünyada en kötü şey pişmanlıktır. Ahlâklı olmanın ölçüsü de suçunu açıkyüreklilikle itiraf etmektir.



ad- İmmoralisme /Ahlâksızlık Ahlâkı

İmmoralisme, toplumca kabul edilmiş ahlâk değerlerini değiştirmek isteyen görüşlerin genel adıdır. Bu kavram ilk defa Nietzsche (Niçe) tarafından dile getirilmiştir.

Ona göre ahlâk varolan ahlâk anlayışlarından tamamen ayrı ve varolan ahlâk anlayışlarından tamamen zıt değerler üzerine kurulmalıdır. O ahlâkın ahlâkdışı değerler üzerine kurulmasını ve geçmişteki değerlerin yıkılmasını istemektedir. Onun bütün felsefesi "Üstün İnsan" görüşüne dayanır. Ona göre halkın anladığı ve kutsallaştırdığı anlamda ahlâk kuvvetli varlıkların ve aynı ruhların nefret ettiği boş bir fetiştir. Ahlâkî olaylar yoktur sadece olayların ahlâkî yorumları vardır. Ahlâk çökerten, adileştiren, çirkinleştiren, zayıflatan ve sonunda ahlâksızlaştıran bir takım değerlerdir. Ahlâk şekil değiştirmiş bir dinden başka bir şey değildir. Bu anlamda ahlâk diye adlandırılan tavırların birinci şartı alçaklık ve tembelliktir.

Ayrıca ahlâk diye nitelenen şey ancak aşağı ruhların ve kölelerin dizginlerinden başka bir şey değildir. Halk, ahlâkı kuvvet ve güzellik içinde yaşamak isteyen kuvvetli ve güzelleri dizginlemek boyunduruk altına almak ve onların idaresine gem vurmak; felce uğratmak için icad etmiştir. Ahlâkı köleler uydurmuştur. Bu noktada ahlâk aciz sürülerin kendilerini korumak için koydukları miskinlik kuralları olmaktadır. Halbuki asil olanlar ve efendiler için hiçbir ahlâk kuralı düşünülemez. Doğru yaşamak istiyorsak kendimizi ahlâk diye nitelenen bütün kurallardan sıyırmalıyız. Bu anlamda merhamet ve eşitlik kavramları da anlamsız ve aldatıcı kavramlardır.

Bu çerçevede Nietzsche'nin ahlâk anlayışı "efendi" ve "köle" ahlâkı diye ikiye ayrılır.

Efendi ahlâkı çoğunluğun değil azınlığın ahlâkıdır. Bu azınlığın yani üstün insanın gelişmesi kitlelerin uşaklığına bağlıdır. Güçlü insan kendisine eşit olanları iyi, kendisine boyun eğenleri kötü sayar. Bu ahlâk,sert ve insafsızdır. İyi ve kötü değerlerinin meydana getiricisi olan üstün insan,iyiliğin ve kötülüğün ötesindedir. Onun bütün çabası, vazife fikrini gerektiren eski baskılardan insanı kurtarmak ve kişisel(şahsî) iradeyi egemen kılmaktır. Ona göre hayatın en temel kanunu doğal ayıklamadır; ilerlemenin ve gelişmenin koşulu da budur.

Kölelerin ahlâkı ise çoğunluk ahlâkıdır. Bu ahlâk kötümserlik duygusu temelinde gelişmiş nefrete yaslanmaktadır. Acıma, yumuşaklık, alçakgönüllülük, ve sabırlı olmak bu ahlâkın özelliklerindendir. Ancak bu özellikler her ne kadar olumlu olarak tanımlansa da aslında hepsi de kötü ve insanı güçsüz kılan özelliklerdir. Ya da güçsüz insanların özellikleridir bu özellikler. Çünkü Niçeye göre acıyan insan gücünü yitirir. Sert ve zalim olmak gerekmektedir. Ancak sadece başkalarına değil kendimiz için de geçerlidir bu husus. Çünkü esas olan insanın gelişimidir. Artık kötülük çöküşü, iyilik gücü doğurur şeklindeki geleneksel yargının bir anlamı bulunmamaktadır. Tam tersine çöküş kötüyü, güç iyiyi yaratacaktır.

Bütün insanların eşitliği diye bir şey yoktur; sadece üstün insanların eşitliğinden söz edilebilir. Beşer üstü olarak ortaya konulan ahlâk da sadece bu insanlar içindir.

Nietzsche’nin ahlâkı üstün insanlara; aristokratlara bir methiyedir. O dine (hıristiyan teolojisi) ve ahlâk esaslarını savunan bütün ahlâk anlayışlarına karşı çıkmıştır. Görüşleri arasındaki çelişkileri de "en bilge kişinin çelişkileri en zengin kişi" olduğunu söyleyerek savunmaya çalışmıştır.

Niçenin din,devlet ve kadınla arasının hiç de iyi olmadığını yansıtan yaklaşımlarının titiz bir şekilde incelenmesi gerekmektedir. Örneğin devletin "organlaşmış ahlâksızlık" olduğu yaklaşımı devlet kurumuna toptan bir karşı oluştan mı, yoksa varolan devletin despotça uygulamalarından mı kaynaklandığı ayrıca incelenmesi gereken konulardır. Bu noktada bir düşünürün görüşlerini yaşadığı ortamın sosyal şartlarını dikkate almadan değerlendirmemek gerektiği de unutulmamalıdır.

Niçeye göre insanları ahlâktan kurtarmak; bunun için de suç ve ceza kavramlarını bu dünyadan sürmek gerekmektedir.

Ahlâk tanımayanlar arasında J.M.Guyeau, Fouillee, Sofistler, Septikler, B.de Mandeville, M.Strirner sayılabilir. Ahlâk tanımazlar kendilerine göre sahte ahlâklarla savaşırken bütün ahlâkı, yarım faziletlere hücum ederken de bütün faziletleri inkar etmişlerdir.



ae-Komunizm Ahlâkı

"Verem olmak üretimi düşürür"

(İ.Özel)

Komünizm ahlâkı toplumun evrimi ve üretim araçlarının evrimi temelinde ortaya konulan bir ahlâktır. Bu anlayışa göre toplumu değişmeye doğru götüren toplumu geliştiren her şey ahlâkîdir. Toplumun gelişmesine ve evrimine engel olan herşey de gayr-ı ahlâkîdir. Toplumun ileri gitmesi demek devrimin gerçekleşmesi demektir. Hegel'in ünlü tezinden mülhem olan komünizmin hayat anlayışı, ahlâkı da toplumsal devrim uğruna yapılan her türlü çaba olarak değerlendirmektedir. Bu meseleyi uzun, uzun anlatmak burada yapılacak iş değildir. Bu yüzden öz olarak şu ana meseleyi zikrederek geçmeyi gerekli görüyoruz. Yapılan bir iş devrimin gerçekleşmesini hızlandıracaksa ahlâkî geciktirecekse gayr-ı ahlâkîdir. Bu noktada örneğin özellikle Dînî ahlâklar için önemli bir unsur olan yoksullara yardım etmek varolan sistemin ayakta kalmasına hizmet edeceğinden devrimin gecikmesine sebep olabilir. O halde yoksullara yardım edilmemelidir şeklinde bir çıkarsamada bulunulabilir. Zaten bir zamanlar komunizmin egemen olduğu Sovyetler Birliğinde yayınlanan resmi sözlükte yoksula yardım(sadakanın) Yoksulları toplumsal direniş ve devrim bilincinden uzaklaştırmak için para babalarının uydurdukları bir tür yardım şeklinde tanımlandığı görülmüştür.

Komunizm herhangi bir mutlak ahlak ilkesi kabul etmez. Engels bu konuda şöyle der:

“Bu nedenle ahlak dünyasının da, tarihin ve ulusal farklılıkların üstünde bulunan sürekli ilkeleri olduğu bahanesiyle, herhangi bir ahlak dogmatizmini bize ölümsüz, kesin, bundan böyle değişmez bir ahlak yasası olarak kabul ettirme yolundaki her savı yadsıyoruz. Tersine, geçmişin her ahlak teorisinin, son çözümlemede o zamanki toplumun ekonomik durumunun bir ürünü olduğunu ileri sürüyoruz. Ve nasıl toplum, şimdiye değin sınıf karşıtlıkları içinde gelişmiş bulunuyorsa, ahlak da aynı biçimde her zaman bir sınıf ahlakı olmuştur; bu ahlak, ya egemen sınıfın egemenliğini ve çıkarlarını doğruluyor, ya da ezilen sınıf yeterince güçlü bir duruma geldiği andan başlayarak, bu egemenliğe karşı baş kaldırmayı ve ezilenlerin gelecekteki çıkarlarını temsil ediyordu. Gene de insan bilgisinin bütün öteki dalları için olduğu gibi, ahlak bakımından da genel olarak bir ilerleme olduğundan kuşku yok. Ama henüz sınıf ahlakını aşmamış bulunuyoruz. Sınıf karşıtlıklarının ve bu karşıtlıkların anısı üzerinde yer alan gerçekten insanal bir ahlak, ancak sınıf karşıtlıklarının yalnızca yenilmekle kalmadığı ama yaşama pratiği bakımından unutulmuş da bulundukları bir toplum düzeyinde olanaklı olabilir. Şimdi, eski sınıflı toplumun bağrında, toplumsal bir devrimin öngününde, geleceğin sınıfsız toplumuna ölümsüz, zamandan ve gerçeğin dönüşümlerinden bağımsız bir ahlak kabul ettirme savında bulunan bay Dühring'in kendini beğenmişliği düşünülsün! Hatta bu gelecek toplumun yapısını, hiç değilse ana çizgileri içinde kavramış (sayfa 160) olduğu —ama bunu şimdiye değin göremedik— varsayılsa bile.”1

af-Russel'in Ahlâk Ekolü

"Daha fazla güce sahip olana affetme ve bağışlamayı daha fazla aşılayın"

(Hz.Ali)

Russel ahlâkî davranışın temelinde kişisel menfaat olduğunu savunmaktadır. "İnsan mecburî olarak menfaatini düşünen bir varlık olarak yaratılmıştır. Kendi menfaati dışında bir şeyin peşinde değildir" demektedir. Başkasına saygı ve hoşgörü/hürmet menfaatten kaynaklanır ona göre. Örneğin ben komşumun öküzüne elkoyamam. Elkoyduğum zaman o da benimkine elkoyabilir. Bu yüzden ben onun haklarına menfaatim için saygı gösteririm. Bu anlayışın en önemli açmazı da buradadır işte .Bu yaklaşım kuvvetlerin eşitliği halinde geçerli olacaktır. Ben komşumdan daha güçlüysem beni komşumun malına el koymaktan alıkoyacak nedir?

Russel'in bu yaklaşımı bir değer olarak ahlâkın inkarı anlamına gelmektedir. Kutsal bilinen bir çok değeri yok saydığı yolundaki eleştirilere de muhatap olmuştur bu yüzden. Ancak Russel yaşadığı dönem içerisinde savaşlara, katliamlara, sömürüye karşı olmuş biridir. Ancak yaşadıklarıyla söyledikleri arasındaki çelişkiyi fark ettiği söylenemez. Vietnam'daki savaşa karşı çıkmasında ne tür bir menfaati olduğu sorusu ona sorulmalıydı?



Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4   5   6


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə