Diyanet iŞleri başkanliği akçaabat-darica



Yüklə 477.23 Kb.
səhifə1/15
tarix13.05.2018
ölçüsü477.23 Kb.
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   15

T. C.


DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

AKÇAABAT-DARICA

İHTİSAS EĞİTİM MERKEZİ MÜDÜRLÜĞÜ

HÜKÜMLERİN TEŞRİİNDE TEDRİCİLİK


BİTİRME TEZİ

Hazırlayan

Adem DURSUN

TRABZON- 2005


T. C.

DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

AKÇAABAT-DARICA

İHTİSAS EĞİTİM MERKEZİ MÜDÜRLÜĞÜ

HÜKÜMLERİN TEŞRİİNDE TEDRİCİLİK
BİTİRME TEZİ
Hazırlayan

Adem DURSUN

Danışman

Temel KACIR


TRABZON- 2005

ÖZET

Sözlükte, yavaş yavaş yürümek, ilerlemek, yola devam etmek, merdivende basamak basamak yükselmek, yaklaştırmak, eğitmek (staj yaptırmak), ilim vb. şeylerde ilerlemek, gibi anlamlara gelen tedric, terim olarak;

a) İnsanın yaratılışından kainattaki düzenin işleyişine kadar pek çok olayda gözlemlenebilen tabii kanunlardaki tedriciliğin,

b) İnsanlık tarihinin gelişim seyri içerisindeki tedriciliğin,

c) Hz. Peygamberin 23 yıllık peygamberlik süresindeki tedriciliğin,

d) Vahiy süreci içerisinde belli bir zamana yayılarak peyderpey gelen hükümlerdeki tedriciliğin göz önünde bulundurulması gerekir.

Kur’an’da ve sünnette tedriciliğe dair örnekler çoktur. İçkinin yasaklanması, ribanın yasaklanması, cihadla ilgili tedric, karı-koca arasını ıslah örnek olarak sunulabilir. İnanç, ahlak, ibadet ve hukuka ait konularda teşride tedrice dair pek çok örnek bulabiliriz.

Kur’an ve sünnette tedricen ele alınan konular incelendiğinde, bir problemin çözüme kavuşturulmasında dikkat çekme, yönlendirme, sınırlandırma ve sonuç merhalelerinin olduğu görülmektedir. Özellikle sosyal ve hukuki içerikli problemlerin çözümünde önemli ölçüde bu sıralamanın gözetilmiş olmasıdikkatimizi çekmektedir. Bununla ilahi irade doğrultusunda şekillenen toplumun, içinde bulunduğu sosyal durumdan yeni bir duruma geçişinin sağlıklı olması, Kur’an’ın evrensel içerikli bir kitap olarak kıyamete kadar kalıcı olması ve vahiy yoluyla gelen ilahi hükümlerin kolayca hayata aktarılabilmesinin sağlanması gibi hikmetler düşünülebilir.



ÖNSÖZ

Allah yer yüzünde halife olarak yarattığı insanı başı boş bırakmamış; ona, çeşitli zamanlarda gönderdiği pek çok peygamber ve bu peygamberlere indirdiği vahiy yoluyla “eğitici ve terbiye edici” anlamında “Rab” ismini, “yol gösterici” anlamında da “Hadi” ismini tecelli ettirmiştir. Hz. Adem (as)’den son peygambere kadar gelen vahiyler, bir sistem dahilinde insanlığı adım adım kemale erdirmek ameliyesi olarak düşünüldüğünde, insanlık tarihinin tekamül seyrinin tedricen olduğu da ortaya çıkmış olur. Çünkü “Eğiten” ve “yol gösteren” Allah, hiç bir zaman insanları oldu bittilerle yüz yüze getirmemiş, “mühlet” tanıyarak ayrıca kullarına karşı ne kadar lütufkar olduğunu da göstermiştir.

İslam teşri metodunda en belirgin husus, tedrice riayet prensibidir. Bu “İslam’ın o günün toplumunu sosyal bir vakıa olarak olduğu gibi kabullenmesi” manasında gerçekçiliği ile, “aynı toplumdan ideal bir ümmet yaratma amacı” taşıyan gayeci özelliğinin tabii bir sonucudur.

Biz bu çalışmamızda;

a) Birinci bölümde konunun kavramsal çerçevesi ve tedricle alakalı bazı kavramların açıklanması,

b) İkinci bölümde; tedriciliğin Ku’ran, Hz. Peygamberin tebliği ve muhataplar açısından hikmetlerini,

c) Üçüncü bölümde ise tedriciliğin psikolojik ve sosyolojik boyutunu, modern psikolojik ve sosyolojik birikimlerden, Hz. Peygamberin uygulamalarından ve Kur’an’dan faydalanarak açıklamaya çalıştık.

Çalışma süresince, materyallere ulaşmamda ve tez disiplini içerisinde konu hakkında bilgi toplamamda bana yardımlarını esirgemeyen tez danışmanım değerli Hocam Temel KACIR Bey’e ve tahsil hayatımda her türlü maddi ve manevi desteklerini esirgemeyen muhterem babam ve anneme teşekkürü borç addediyorum.

Hayırlara vesile olması dileklerimle…

Adem DURSUN

DARICA - 2005

İÇİNDEKİLER

İÇİNDEKİLER………………………………………………………………………...……..III

ÖZET…………………………………………………………..………….…………….……..V

KISALTMALAR……………………………………………………..………..……………..VI

ÖNSÖZ……………………………………………………………………...….……………VII

GİRİŞ…………………………………………………………………………………………..1


I. BÖLÜM 5

1. TEDRİC KAVRAMI VE TEDRİC İLE ALAKALI BAZI KONULAR 5

1.1. TEDRİC KAVRAMI 5

1.1.2. Terim Anlamı 7

1.2.1. Tedric-Fıtrat İlişkisi 10

1.2.2. Sosyal Değişme - Fıtrat İlişkisi 13

1.2.3. Kur’an’ın Nüzul ve Teşrii’nde Tedric 21

1.2.4. Tedric-Örf İlişkisi 25

1.2.5. Tedric- Maslahat İlişkisi 28

1.2.6. Tedriciliğin Nesh Düşüncesi Açısından Değerlendirilmesi 31



II. BÖLÜM 39

2. TEDRİCİLİĞİN HİKMETLERİ 39

2.2. Peygamberin şahsı ve Tebliğinin Başarıya Ulaşması Açısından Kur’an’ın Tedricen İndirilmesindeki Hikmetler 45

2.3. Muhataplar Açısından Tedricilik Metodunun Hikmetleri 50

III. BÖLÜM 55

3.TEDRİCİLİĞİN PSİKOLOJİK VE SOSYOLOJİK BOYUTU 55

3.1. PSİKOLOJİK FAKTÖRLER VE FERDİ FARKLILIKLAR 55

3.1.1. Fertlerin Akıl ve Bilgi Seviyesine Göre Hitab Etme 58

3.1.2. Fertlerin Dil ve Kültürüne Göre Hitabetme 60

3.1.3. Fertlere İçtimai Seviyelerine Göre Muamele Etme 63

3.1.4. Fertlerin İçinde Bulunduğu Duruma Göre Davranmak 64

3.2. S0SYOLOJİK FAKTÖRLER 66

3.2.1. YAKIN ÇEVREDEN UZAK ÇEVREYE 66

3.2.1.1. Rasulullah’ın Kendisi 66

3.2.1.2. Aile Fertleri 67

Rasulullah’ın peygamberlik hayatında mühim bir dönemecine şu ayet işaret eder: “Sen (önce) en yakın akrabalarını inzar et (uyar)!” Bu ayetin nüzulü üzerine Rasulullah, Mekke’de Safa tepesine çıkarak, cemiyetin örfüne uygun olarak nida edip, Kureyş’ten yakın akrabalarını toplayıp ilk tebliği yapmıştır. 68

3.2.1.6. Bütün İnsanlık 69

Tedrici olarak genişleyen davet halkalarının sonuncusunu, Mekke ve Medine sınırları dışında kalan uzak yakın, her belde ve ülkedeki insanlar teşkil ediyordu. “Hz. Peygamber, komşu diyarları İslam’a çağırma işini sistemli olarak ele almayı, Hudeybiye Sulhuna kadar tehir etti. Hicretin altıncı yılında Mekkelilerle sulh antlaşması yapıp siyasi varlığını fiilen ve resmen kabul ettirdikten sonra Hudeybiye’den döner dönmez civar hükümdarlara elçiler göndererek onları İslam’a davet etti. Bir günde altı elçi yola çıkarmıştı. Biri Mısır’a, biri Gassan Şefine, biri Bizans Kayseri’ne, biri İran Kisrası’na, biri Yemame’ye, biri de Bahreyn’e idi. Böylece herkes İslam’ın davetine muhatap oluyordu. 69

3.2.2. TEBLİĞDE GİZLİLİKTEN ALENİLİĞE 70

3.3. KÜLTÜREL ÇEVRE 71



KISALTMALAR
a.g.e. : Adı geçen eser

sav : Sallallahü aleyhi ve sellem

Bkz. : Bakınız

c. : Cilt

Çev. : Çeviren

H. : Hicri

Hz. : Hazreti

m. : Miladi

s. : Sayfa

ts. : Tarihsiz

trc. : Tercüme eden

vb. : Ve benzeri

MEB : Milli Eğitim Bakanlığı

TDK : Türk Dil Kurumu

cc. : Celle celalühü

GİRİŞ

Allah yer yüzünde halife olarak yarattığı insanı başı boş bırakmamış; ona, çeşitli zamanlarda gönderdiği pek çok peygamber ve bu peygamberlere indirdiği vahiy yoluyla “eğitici ve terbiye edici” anlamında “Rab” ismini, “yol gösterici” anlamında da “Hadi” ismini tecelli ettirmiştir. Hz. Adem (as)’den son peygambere kadar gelen vahiyler, bir sistem dahilinde insanlığı adım adım kemale erdirmek ameliyesi olarak düşünüldüğünde, insanlık tarihinin tekamül seyrinin tedricen olduğu da ortaya çıkmış olur. Çünkü “Eğiten” ve “yol gösteren” Allah, hiç bir zaman insanları oldu bittilerle yüz yüze getirmemiş, “mühlet” tanıyarak ayrıca kullarına karşı ne kadar lütufkar olduğunu da göstermiştir.

İnsanlık tarihi bakımından tedriciliği, bir çocuğun gelişme seyri içerisinde düşünüp değerlendirmek de mümkündür. Buna göre, sanki Adem (as)’den Nuh (as)’a kadar ki dönem insanlık için bir çocukluk; Nuh (as)’dan İbrahim (as)’e kadar bir rüşt; İbrahim (as)’den Musa (as)’ya kadar bir gençlik; Musa (as)’dan Hz. Muhammed (sav)’e kadar da bir olgunluk devresidir. Hz. Muhammed (sav)’den sonra insanlık olgunluk devresini yaşamaya başlamıştır. Elbette bunu bir tez olarak ispatlamak için çok güçlü, delillere ihtiyaç vardır, ancak Kur’an’da bu ismi zikredilen peygamberlerin bir dönüm noktası olarak sunulması ve bu peygamberlerin “şeriat sahibi” peygamberler olarak bize tanıtılması ister istemez zihinlerde böyle bir kanaat uyandırmaktadır.1

Diğer taraftan tedricilik, Allah’ın kainatta koymuş olduğu bir kanundur. Bu öyle bir kanun ki, tüm varlıklar sebep-sonuç ilişkisi içerisinde buna boyun eğmişlerdir. Bitkiler dünyasından, hayvanlar dünyasına, suyun yağmura dönüşmesine kadar bütün tabiatta tedricilik kanunu bir şekilde işlemektedir. Tabii olaylarla aşınan taşların toprak olmasından, toprağa düşen tohumun çimlenip yeşermesine ve tekrar tohum olacak olgunluğa erişmesine kadar her şeyin tedrici bir oluşum içerisinde olduğunu, gündelik gözlemlerimizle bizzat seyretmekteyiz. Aynı gözlemimizi tek tek her insanın dünyaya gelişinde ve dünyadan ayrılıncaya kadar sürdürdüğü yaşantıda da gözlemleyebiliyoruz. Anne rahmine atılan bir damla hakir suyun çeşitli evrelerde kana, ete, kemiğe dönüşmesi, sonra da insan şeklini alan bir canlı olarak teşekkül etmesi ve soyunun karakterlerini de taşıyan bir çocuk olarak dünyaya gelmesi; dünyaya geldikten sonra bir taraftan akli ve ruhi melekeleri gelişirken bir taraftan da bedeninin gelişerek çocukluk, gençlik, olgunluk ve yaşlılık devrelerine ulaşması tedricen olan ve bizim de müşahede alanımız içerisinde cereyan eden olaylardır. Buna isteyen “sünnetullah” da diyebilir. Ancak bu tabii seyir kanunlarına müdahale etmek imkanı yoktur. Eğer şartlar müdahaleyi gerektirse bile yine tedricilik kanunu işler. Örneğin normal şartlarda dokuz ayda dünyaya gelecek olan bir canlıyı, sekiz ayda dünyaya getirmenin tedricilik kanununa aykırı bir yönü olmaz, ama bu tür suni müdahalelerin beraberinde getireceği bir çok risklerin göz ardı edilmemesi gerekir.

Tedriciliğin inzal sistemi içerisinde bir metod olarak ele alınması gereken bir boyutu daha vardır ki, esas bizi ilgilendiren de budur. Bu boyutta insanın yaşantısı ile ilgili olan ve tedricen değiştirilmesi ve yönlendirilmesi gereken düşünceler, alışkanlıklar, kanunlar, soysal nizam ve ahlaki anlayışlar vardır. Bunlardan kimisinin ani olarak değişmeyi kabul edip etmeyeceği tartışılabilir. Örneğin, itikadi konular tedriciliği kabul eder mi etmez mi? Bir ömür boyu belli bir şeye kutsal olarak inanıldığı halde, bir anda bu kutsal değildir, diyerek ondan yüz çevirmek ne kadar mümkündür? Acaba bu değişikliğin arka planında bir şüphe ve tereddüt safhası yaşanmadan birden bire bundan vazgeçtim mi denilmektedir. Veya doğruluğu kabul edilen şeyin inanca dönüşmesi aniden mi olur, yoksa kişinin kendisinde bir kalbi İtmi’ nan oluşacak kadar bir zaman geçer mi? Kısaca kabul edilen yeni şeyle terk edilen eski şey arasında - kısa bir zaman da olsa - bir bocalama devresi var mıdır? Kendisine inanılmasını isteyen “Zat” bir anda inanmayı şart koşsa da, inanacak olan “kişi” inanmasıyla birlikte, zihnindeki kalıntıları temizleyecek olan delilleri ne kadar zamanda yorumlayıp zihnine yerleştirebilir? Bir de alışkanlıklar vardır ki, uzun zaman içerisinde o alışkanlıklar kişinin huyu, tabiatı haline gelir. Eğer birden bire kişiye bu alışkanlığından vazgeç denilecek olursa, kişinin reaksiyoner bir tavırla karşı çıkarak doğru olan şeylerden nefret duymasına da sebep olunabilir. İşte bu ve benzeri durumlarda ferdi boyutta, şahısların teker teker alışkanlıklarından, uygun olmayan inanç ve davranış biçimlerinden vaz geçirilip, tekrar o kişiye yeni alışkanlıklar, inanç ve davranışlar kazandırmada uygulanan, tedricilik yöntemi diyebileceğimiz uygulamalar dikkatimizi çekmektedir. Örneğin içkinin yasaklanması gibi.

Kur’an’ın nüzul süreci içerisinde toplumsal bir değişme gerçekleştirilmiştir. Yani belli bir zaman zarfında ilk muhatap durumunda olan toplum, bedevi bir yaşantı ve dağınıklıktan, medeni bir devlet yapısına kavuşturulmuştur. Yine insanlar itaate alıştırılmış, düzenli bir şekilde kutsal ve ideal gayelere yönlendirilmiştir. Bu bir değişim sürecidir. Öyle ise ister gelişme istikametinde olan değişmeler olsun, ister çöküş istikametindeki değişmeler olsun bir anda değil zaman içerisinde adım adım, yani tedricen olur. İşte bizim tez olarak ele alıp incelemeye çalıştığımız “ Hükümlerin Teşriinde Tedricilik” adlı çalışmamızla bunların ayrı ayrı ele alınıp incelenmesi ve inançla ilgili ortaya koyduğumuz soruların cevaplandırılması, konunun nekadar önemli olduğunun bir göstergesidir. Biz de bu çalışmamızda bu konuları kavram, teori ve pratik bağlamında ele alacağız.

Amacımız nüzul sürecinde tedricilik metodunun nasıl uygulandığını ortaya koymaktır. Bunu da Hz. Peygamber’in uygulamaları ve bizzat Kur’an-ı Kerim’de yer alan tedrici yöntemleri inceleyerek ortaya koymaya çalışacağız. Başvurduğumuz kaynaklar hadis külliyatı, tefsir kitapları, tedriciliğe sosyolojik ve psikolojik açıdan bakmamız hasebiyle, modern sosyoloji ve psikoloji kaynakları, muamelattan birtakım uygulamalar için fıkıh ve fıkh usulu eserleri olacaktır. Bu alanda daha önce derli-toplu yapılan çalışmalar vardır. Özellikle, Durmuş Aslan’ın “Metedoljik Yönden Kur’an’ın Tedriciliği (Sivas 1999)” ismli yüksek lisans çalışması ve Fahri Hoşaf’ın “Sünnette Tedric (Kayseri 1993)” ismli yüksek lisans tezleri bize çalışmamızda büyük kolaylık sağlamıştır.




Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   15


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2019
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə