Enerji sektöRÜnde sera gazi azaltimi çalişma grubu raporuTablo- 13:Enerji Kaynakları İthalatı
Kaynak:ETKB/APKK/PFD 2003 yılında 141,2 milyar kWh olan brüt elektrik enerjisi talebinin yıllık ortalama % 7,7 artışla 2020 yılında 499,5 milyar kWh’e ulaşması beklenmektedir. 2003 yılında net elektrik enerjisi talebinde 53,2 milyar kWh ile % 48 pay alan sanayi sektörü talebinin 2020 yılında %52’lik pay ile 227,8 milyar kWh’e ulaşması, konut ve hizmetler sektörünün ise 2003 yılında 52,3 milyar kWh’ten (% 48), 2020 yılında 195,3 milyar kWh’e (% 45) ulaşması beklenmektedir. ![]() Tablo-17: Kaynaklar Bazında Elektrik Enerjisi Üretimi (GWh)
Kaynak :TEİAŞ Uzun yıllardan beri elektrik enerjisi üretiminde önemli bir yer tutan linyit santrallarının payında, doğal gaz santrallarının devreye alınmaları ile bir azalmanın olduğu bilinmektedir. Önümüzdeki yıllarda da yeni linyit santrallarının devreye alınmaları ile 2003 yılında üretimde % 17 olan payının 2020 yılında % 25’e ulaşması, buna karşılık ithal kömür santrallarının da devreye alınması ile taşkömürü santrallarının payının 2003 yılında % 6’dan, 2020 yılında % 9’a ulaşması, doğalgaz santrallarının ise 2020 yılında % 34 ile en fazla payı alması beklenmektedir. 2020 yılında nükleer enerjinin elektrik enerjisi üretimine katkısının % 7 civarında olması beklenmektedir. Üretimin termik/hidrolik dengesine bakılacak olursa; 2003 yılında % 75 termik, % 25 hidrolik olan oranın, 2020 yılında % 77 termik, % 23 hidrolik olduğu gözlenmektedir. 2020 yılında Türkiye toplam hidrolik enerji potansiyelinin yaklaşık % 87’si değerlendirilmiş olacaktır. G ![]() 2003 2010 2020 rafik-20: Elektrik Enerjisi Üretim Gelişimi ![]() ![]() 2003 yılında 1994 kWh olan kişi başına elektrik enerjisi tüketiminin, 2005 yılında 2.230 kWh, 2010 yılında 3.085 kWh ve 2020 yılında ise 5.692 kWh olması beklenmektedir. Bu miktar halen gelişmiş ülkeler seviyesinin çok altında kalmaktadır. 2002 yılı sonuna göre; kişi başına elektrik enerjisi tüketimi dünya ortalaması 2373 kWh ve OECD ortalaması 8046 kWh seviyesine ulaşmış olup, aynı yıl itibariyle bazı ülkelerin kişi başına elektrik enerjisi tüketimleri ise; Belçika 8.314 kWh, Fransa 7366 kWh, Almanya 6742 kWh, Yunanistan 4885 kWh, Japonya 8220 kWh, İspanya 5726 kWh, İngiltere 6158 kWh ve Amerika 13228 kWh olarak gerçekleşmiştir. Bundan da görülmektedir ki Türkiye halen enerjiye doymamış bir ülkedir.
Atmosferdeki karbondioksit (CO2), metan (CH4) ve diazotmonoksit (N2O) konsantrasyonları, 1750 yılından beri sırasıyla % 30, % 145 ve % 15 oranlarında artmıştır. CO2 salınımlarındaki insan etkinliklerine bağlı artışların şu anki eğilimini koruması halinde, sera gazı miktarlarında çok önemli artışlar görülecektir. Diğer taraftan atmosferdeki metan gazı miktarı ise diğer sera gazlarından çok daha yüksek oranlarda artmıştır. İnsan kökenli sera etkisinin oluşumunda karbondioksitin payı % 55'ten fazla, metanın % 20, kloroflorokarbonun % 18, nitrozoksitin % 5, ozonun ise % 2 dir. Atmosferdeki su buharı ile birleşen SO2 ve NOx ise esas olarak asit yağmurlarına yol açmaktadır. Atmosferdeki su buharı ile birleşen SO2 ve NOx sülfürik ve nitrik asit oluşturmakta ve bu da dünyanın ekolojik dengesinin bozulmasına neden olmaktadır Karbondioksit esas itibariyle tabiatta karbon çevriminde karbonun aldığı formlardan birisidir. Fosil yakıt olarak tabir edilen yakıtların yakılması neticesinde yanma ürünü olarak açığa çıkar. Bunun yanı sıra bazı kimyasal, elektrokimyasal ve biyokimyasal süreçler neticesinde de karbondioksit oluşur. Bu süreçlerden en önemlisi doğadaki karbon çevrimi içerisinde CO2 dönüşümünün olduğu denizlerde meydana gelen süreçtir. Bu süreç içerisinde açığa çıkan CO2 atmosfere yükselir. Daha sonra tekrar toprağa ve suya döner. Bu çevrim tabii hayatın devamlılığındaki temel döngülerdendir. Bunun dışında dünya üzerindeki bitki ve ağaçların yanması ve yakılması neticesinde de atmosfere oldukça büyük miktarlarda karbondioksit salınır. Karbondioksit atmosferde diğer sera gazları ile birlikte dünyanın ısı ve sıcaklık dengesini korur. Ancak sanayileşme ile birlikte bu denge üzerinde insan tesiri önemli bir etken olarak ortaya çıkmaktadır. Sera etkisini oluşturan bileşenlerden karbondioksitte oldukça uzun zaman dilimlerinde görülebilecek değişiklik son 160 yılda insan eliyle yapılan işler neticesinde olmuştur. Öyle ki 10.000 yılda olabilecek bu değişime son 100 yılda ulaşılmıştır. Karbondioksit miktarı 180 ppm’den 280 ppm’e çıkmıştır. Her yıl insan kaynaklı net 3,25 milyar ton karbon atmosfere verilmektedir. Bu değişimin ana unsuru sanayileşmedir. Sanayileşme ile birlikte fosil yakıtların kullanımının artması, orman alanlarının ve tarım alanlarının azalması ve değişik amaçlarla kullanılması bu unsurun bileşenleridir. Bunda en büyük pay, enerji üretimi için fosil yakıt kullanımı ve endüstriyel süreçlere aittir. Son araştırmalar dünya genelinde CO2 emisyonlarının % 50'sinin ve CH4 emisyonlarının % 13’ünün insan etkinliklerine bağlı olarak oluştuğunu ortaya koymuştur. Geçmiş 100.000 yıl içinde atmosferdeki metan konsantrasyonu hacimsel olarak 0,7 ppm iken; son 250 yılda bu değer 1,72 ppm'e çıkmıştır. Tablo-1’de sera gazları miktarları, değişim oranları ve atmosferde bulunma zamanları verilmiştir. Linyit kömürüne kıyasla taşkömürü çok daha fazla metan içermektedir. Kömürün oluşum proseslerine ve yaşına bağlı olarak da bir ton kömürden 0-85 m3 metan gazı açığa çıkabilir. ![]() Grafik-22: Atmosferde metan gazı artışındaki değişim miktarları Grafik-22’de 1984 ile 2000 yılları arasında atmosferde bulunan metan gazı miktarlarının artışındaki değişim gösterilmektedir. 1990’lı yıllara kadar daha lineer sayılabilecek bir artış varken 1990’lı yıllardan sonraki değişim daha dalgalı bir özellik arz eder. Grafik-23’de atmosferde bulunan metan gazı miktarının yıllara bağlı olarak değişimi verilmiştir. Grafikten de görüleceği gibi artış eğiliminde bir azalma söz konusudur. ![]() Grafik-23: Atmosferde bulunan metan gazlarının yıllara göre değişimi (www.epa.gov) Metan doğal olarak doğada birçok yerde ve şekilde oluşmaktadır. Metan dünyadaki sera etkisinin oluşmasında en az karbondioksit ve su buharı kadar tehlikelidir. Bu nedenle de metan oluşumu kontrol altına alınmalı ve oluştuğu kaynakta zararsızlaştırılmalı ve mümkünse de değerlendirilmelidir. 1980’li yıllar da iklim değişikliğinin daha hissedilir boyutlara ulaşması ile enerji ekonomi ve çevre birlikte değerlendirilmeye başlanmıştır. enerji, ekonomi ve çevre gereklerinin geliştiği sürdürülebilir kalkınma yaklaşımının öne çıktığı 80’li yıllardan sonra bu yaklaşım daha geçerli bir gereklilik olarak büyük önem kazanmıştır. Bu gün enerji kullanımının olduğu her alanda 3E (Energy, Economy, Environment) yaklaşımı olarak adlandırılan bu yaklaşım bir zorunluluk gibi algılanmaktadır. İklim değişikliklerinin bazı sınırlamalar ve düzenlemeler getirilmesi gerekliliğine yol açması ile birlikte enerji-ekonomi-çevre dünya ölçeğinde ele alınarak çeşitli modeller, yaklaşımlar ve zorunluluklar ortaya çıkmıştır. Bu itibarla Rio de Jenario ve Kyoto ‘da düzenlenen dünya ölçekli toplantılar ile atmosfere verilen emisyon ve çevre kirliliğine ilişkin düzenlemeler ve zorunluluklar getirilmiştir. Günümüzde dünyadaki elektrik üretiminin % 36’sı kömürden karşılanmaktadır (WCI). Bu nedenle, linyitin elektrik enerjisi üretiminde kullanılmasında, yeni ve verimli sürdürülebilir enerji sistemlerinin ve teknolojilerinin uygulanması önemlidir. Elektrik üretiminden kaynaklanan CO2 emisyonları, yeni ve verimli teknolojilerin uygulanması ile % 25 yada daha fazla azaltılabilmektedir (IPCC, 1996). Kömürle birlikte son 20 yılda doğalgaz kullanımında önemli bir artış görülmektedir. Bu artış doğalgazın karbon içeriğinin düşük olması sebebiyle enerji üretiminden kaynaklanan karbondioksit atımlarındaki artışın eğilimini düşürmüştür. Dünyada olduğu gibi ülkemiz için de kömür kullanımından kaynaklanan emisyonların sıfırlanması yakın dönemde mümkün görülmemektedir. Bu sebeple kömür esaslı elektrik üretimi yapan santraller için iyileştirmeler düşünülmesi gereken bir yaklaşım olarak ortaya çıkmıştır. Bu sebeple dünyada ve Türkiye’de bu üretim şeklinin devamından yana bir eğilim vardır ve uzun bir dönem devam etmesi söz konusudur. Gelişmiş teknolojilerde, verimliliğin yüksek olması, birim elektrik enerjisi üretimi için kullanılan yakıt miktarını düşürmekte ve dolayısıyla, birim elektrik enerjisi başına düşen CO2 emisyonlarının azalmasına neden olmaktadır. Elektrik enerjisi üretiminde, verimliliğin % 1 artırılması, emisyonlarda % 2-2,5 dolayında bir azalma sağlayabilmektedir. İleri kontrol yöntemleri, karbon ayrıştırma teknikleri, geliştirilmiş gaz türbinleri, kojenerasyon, atmosferik akışkan yatak, basınçlı akışkan yatak yakma teknolojileri, bütüncül kömür ve sıvı yakıt gazlaştırma birleşik çevrim, süper-kritik ve ultra süper-kritik santraller, bu gelişmiş teknolojilerden bir kaçıdır. Yenilenebilir enerji kaynağı olarak adlandırılan, son 20 yıldır gündemden düşmeyen ve önümüzdeki dönemde de enerji üretim ve kullanım değişimindeki temel yönelim alanı olarak nitelendirilebilecek enerji üretim yöntemleri ve araçları önemli bir açılım olarak görülmektedir. Bu yenilenebilir enerji kaynakları güneş, rüzgar, hidrolik, jeotermal, deniz dibi akıntı ve biyokütle enerjilerinden oluşmaktadır. Hidrojen enerjisi olarak adlandırılan enerjinin önemli bir kullanım alanına haiz olacağı öngörülmektedir. Ancak bu enerji çeşidi diğer enerji üretim yöntemlerinin bir ürünü özelliğindedir. Bu bakımdan bir enerji kaynağı olarak değil de bir enerji taşıma ve kullanım biçimi olarak ayırmak gerekir. Boyutu itibariyle problemin tam olarak çözümünü mümkün kılmamasına karşın yenilenebilir enerji uygulamalarının yaygınlaşması emisyonları belirli bir oranda azaltabilecek ve problemin kaynağına yönelik bir yaklaşımdır. Ancak, bugün için bu çözüm yolunun yaygınlaşmasına ilişkin düzenlemeler gerekmektedir. Yüklə 1,37 Mb. Dostları ilə paylaş: |