Gerçek Sünnet Ehlİ Şİa'dir

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 1.34 Mb.
səhifə2/51
tarix09.03.2018
ölçüsü1.34 Mb.
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   51

Şia'nın Manası


Takiye etmeksizin ve taassuba yönelmeden Şia'yı18[18] tanımlamak istersek, şöyle dememiz gerekir: Şia, Peygamber efendimize (s.a.a), Hz. Ali'ye (a.s) ve onun on bir evladına inanan İslamî bir mezheptir. Gerek ibadetler, gerekse muameleler gibi fıkhî meselelerde onlara uyarlar. Peygamber efendimizden (s.a.a) başka hiç kimseyi Ehlibeyt imamlarından üstün görmezler.

Bu, Şia'nın kısa ve öz tanımıdır. Öyleyse Şiîleri İslam düşmanı veya Hz. Ali'nin (a.s) peygamberliğine inanan veyahut da Yahudi Abdullah b. Seba'nın takipçileri olarak tanımlayan yalancıların sözlerine kulak asmamak gerekir.

Ben, Şia'yı İslam dışı ve kafir olarak tanıtan birçok kitap ve makale okudum. Nedense bu eserlerin sahipleri kitaplarını bu ithamlarla doldurmuşlar.19[19] Oysaki onca yazılanlar yalandan ve iftiradan başka bir şey değil. Bu sözlerinin ispatı için hiç bir delilleri yoktur. Sadece geçmişte yaşayan Ehlibeyt düşmanlarının Şia hakkındaki sözlerini tekrar edip duruyorlar. Bu sözler, halka zorla musallat olan, Peygamber Ehlibeyt'ini katleden, onları süren, karalamaya çalışan ve bu amaçla onlara çeşitli lakaplar takan Nasibîlerin kuru iddialarından başka bir şey değildir.

Bu lakaplardan biri de Şia düşmanlarının kitaplarında çokça geçen, Rafızî veya Revafız lakabıdır. Okuyucular, Şiîlerin Revafız (muhalifler) diye adlandırılmalarına gerekçe olarak, onların İslam'ın usulü veya Peygamber efendimizin (s.a.a) risaletiyle muhalif olduklarını zannedebilirler. Ama bu varsayımlar doğru varsayımlar değildir. Şiîlerin revafız (muhalifler) diye adlandırılması, Emevî-Abbasî halifeleri ve saray mollaları tarafından yapılan lekeleme politikalarından kaynaklanmaktadır. Şiîler Hz. Ali (a.s) hilafeti dışında ne Ebubekir'in, ne Ömer'in, ne Emevîlerin, ne de Abbasilerin hilafetlerini kabul etmez.

Bu halifeler, sahte hadisçiler ve sünnet uydurukçularının vesilesiyle sahabe arasında şu ayetin kendileri hakkında nazil olduğunu ve Allah'ın emriyle kendilerinin halife olduklarını yaymışlardı:20[20]

"Ey iman edenler, Allah'a ve Resulüne ve sizden emir sahiplerine itaat edin."21[21]

"Bu ayet, falan kişiler hakkında nazil olmuştur, çünkü onlar emir sahipleridir; dolayısıyla onlara itaat etmemiz gerekir" diyorlardı.22[22]

İşte bu halifeler, bazı kimselere para yedirerek aşağıdaki gibi uyduruk hadisleri Peygamber efendimize (s.a.a) yakıştırıyorlardı. Güya Peygamber efendimiz (s.a.a) şöyle buyurmuştu:

"Bir adım dahi olsa padişahın emrinden çıkan kimse, cahiliyet üzere (dinsiz olarak) ölür.23[23]"

Demek ki, hiçbir Müslüman'ın padişaha karşı gelmemesi gerekiyor! Onlar zalim ve gaddar dahi olsalar!

İşte buradan, Şia'nın neden hep ezildiğini ve hakarete maruz kaldığını daha iyi anlıyoruz. Çünkü Şiîler, hiçbir zaman onların buyruğu altına girmediler; halifelerin, Ehlibeyt'in hakkını gasp ettiğini savundular.

Tarih boyunca halifeler ve padişahlar, Şiîleri İslam'ı yok etmek isteyen bir grup olarak tanıtmaya çalışmış, kendini âlim zanneden yazarları da devreye sokarak bu konuda ellerinden gelen tüm çabalarını göstermişlerdir.

Bu kurnazca oyunu dikkatle izleyecek olursak, işte o zaman, İslam'ı yok etmek isteyenlerle zalim yönetimi yok etmek isteyenler arasında ne kadar fark olduğunu daha iyi anlarız. Şiîler hiçbir zaman İslam'a muhalif olmadılar. Sadece zalim yöneticilere ve padişahlara muhalif oldular. Onlar sadece hakkın sahibine geri verilmesini istiyor, böylelikle adil İslam yönetiminin sağlanmasını umuyorlardı.

Sonuçta diğer kitaplarımızdan da anlaşıldığı gibi, fırka-i naciye (kurtuluş fırkası) sadece Şia'dır. Çünkü iki ağır emanet olan Kurân ve Ehlibeyt'e (a.s) sadece onlar sahip çıktılar. Bu hakikati bazı Ehlisünnet âlimleri de beyan etmişlerdir.

İbn-i Menzur, Lisanü'l-Arab kitabında Şia'yı şöyle tarif etmiştir: "Şia, Peygamber efendimizin (s.a.a) Ehlibeyt'ini (a.s) seven bir grubun adıdır."24[24]

Dr. Said Abdulfettah Aşur, Lisanü'l-Arab kitabında bu konuyu incelerken şöyle yazmıştır: "Peygamber efendimizin (s.a.a) Ehlibeyt'ini (a.s) sevmek Şiîlik ise, hangi Müslüman Şiî olmak istemez ki?"

Artık özgürce düşünülebilen aydın bir zamandayız. Gençlerimiz gözlerini iyi açmalılar. Kendileri bizzat Şia'nın kitaplarını bulmalı, dikkatle okumalı ve Şia'nın âlimleriyle hakikatleri görmek için konuşmalılar. Şimdiye kadar duydukları birçok sözün tatlı ve hoş olduğunu, ama aslı-astarı ve herhangi bir dayanağı olmadığını göreceklerdir.

Bugün artık herkes istediği yere ve istediği kimseye rahatça ulaşabiliyor. Dünyanın her yerinde Şiî var. Şia hakkında araştırma yapmak isteyenler, Şiîlerin muhaliflerinden bilgi istememeliler. Çünkü düşmanlık güden muhaliften, ihanetten başka ne beklenir ki?

Şiîler, kimsenin ulaşamadığı ve haklarında bilgi edinilemeyen bir yeraltı grubu değildir. Şianın kitapları ve inançları tüm dünyada yaygınlaştırılmıştır. Medreseleri var; konferanslar düzenliyor, ders verip konuşmalar yapıyor, tüm dünya Müslümanlarını birliğe davet ediyorlar.

Ben insaflı bir Müslüman'ın, ciddi bir incelemeden sonra hakikati göreceğine ve aldanmayacağına inanıyorum. Ne yazık ki kimi zaman Şia muhaliflerinin hileleri ve aldatmacaları, kimi zaman da bilinçsiz bir Şiî'nin hal, hareket ve davranışları, bazı hakikatlerin üstünün örtülü kalmasına sebep oluyor.25[25] Bazen sadece bir yanlışı düzeltmek veya bir soruyu cevaplandırmak, bir Şia muhalifini sempatizana çevirebilir.

Şimdi, aklıma Ümeyye oğullarının hilelerine kanan bir Şamlı geldi. Bu Şamlı, Medine'ye Peygamber efendimizin mübarek kabrini ziyarete gittiğinde, heybetli birinin at üzerinde olduğunu ve bir grup insanın da onun etrafında, ona hizmet için topladığını görmüş.

Kendi kendine "Yeryüzünde Muaviye'den daha heybetli biri nasıl olur?" diye düşünmüş. Merakla kalabalığa, "Bu adam kim?" diye sormuş. "Ali b. Ebu Talib'in oğlu Hasan (a.s)" cevabını alınca "Bu harici, Ebu Turab'ın oğlu Hasan mı?" diye şaşkınlığını dile getirmiş. Sonra da haddini aşarak O'na ve O'nun babalarına sövmeye başlamış. Bunun üzere İmam Hasan'ın (a.s) dostları, kılıçlarını çekip onu öldürmek istemişler, ama İmam Hasan (a.s) buna izin vermemiş. Atından inerek Şamlıya "Hoş geldin, ey Arap kardeş! Galiba sen bu şehirde yenisin?" demiş.

Şamlı: Evet, ben, müminlerin emiri ve Müslümanların önderi Mua-viye b. Ebusüfyan'ın takipçilerindenim" demiş.

İmam, ona tekrar hoş geldin dedikten sonra; "Sen bugün benim misafirimsin" demiş. Şamlı, kabul etmemiş, ama İmam ısrar edince bu teklifi geri çevirememiş.

Üç gün İmam Hasan'ın (a.s) evinde kalmış. Dördüncü gün, Şamlıda pişmanlık ve tövbe belirtileri görülmeye başlamış. Yaptığı hatalardan dolayı İmam'dan özür dilemiş. Çünkü yapmış olduğu onca hakarete rağmen İmam'ın (a.s) ona çok iyi davrandığını düşünüp eziklik hissetmiş.

Hal böyleyken Şamlıyla İmam Hasan (a.s) arasında şöyle bir konuşma geçmiş:

İmam Hasan (a.s): Kardeşim, sen hiç Kurân okudun mu?

Şamlı: Evet, ben Kurân hafızıyım.

İmam: Allah'ın tertemiz kıldığı Ehlibeyt'in kimler olduğunu biliyor musun?

Şamlı: Evet, onlar Muaviye ve Ebusüfyan soyudur!

Orada bulunanlar bu söze çok şaşırmışlar. Ama İmam Hasan (a.s) tebessüm ederek şöyle devam etmiş: "Ben, Ali'nin (a.s) oğlu Hasan'ım; babam, Allah Resulü'nün amcasının oğludur; annem, âlemlerdeki bütün kadınların hanımefendisi olan Fatıma'dır (s.a); dedem, peygamberlerin efendisi ve en üstünü olan Hz. Muhammed'dir (s.a.a); amcalarım, şehitlerin efendisi Hamza ve diğeri Cafer Tayyar'dır. Allah'ın tertemiz kıldığı ve sevgimizi her Müslüman'a farz kıldığı Ehlibeyt biziz. Allah ve meleklerinin selam gönderdiği ve Müslümanların da selam göndermeleri emredilen Ehlibeyt, bizleriz. Ben ve kardeşim Hüseyin (a.s) cennet gençlerinin efendileriyiz."

İmam Hasan (a.s), Ehlibeyt'in (a.s) faziletlerini ve hakikatleri Şamlıya bir bir anlatmış. Şamlı kendine gelmiş ve ağlamaya başlamış. Bir yandan ağlarken bir yandan da özür dilemiş. İmam'a şöyle demiş: "Andolsun Allah'a, Medine'ye geldiğim gün en nefret ettiğim kişi sizdiniz. Ama şimdi en çok sevdiğim kişisiniz. Sizin sevginiz vesilesiyle Allah'a yaklaşmak istiyorum ve sizin düşmanlarınızdan uzağım."

İmam Hasan (a.s) yanındakilere dönerek; "Siz bu günahsız adamı öldürmek istiyordunuz. Oysaki hakkı tanımış olsaydı ona düşmanlık etmezdi. Şam halkının çoğu bunun gibidir; hakkı tanısalar takip ederler"26[26] demiş. Sonra da şu ayeti okumuş: "İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, candan bir dost olur."27[27]

Evet, bu, insanların çoğunun haberdar olmadığı şeydir. Bundan dolayı insanlar hakikate karşı düşmanlık ediyor. Ama bir gün perdeler kalkacak ve onlar tövbe edecekler. Bu, her insanın vazifesidir. Çünkü hakka dönüş, üstünlük ve büyüklüktür.

Asıl problem şudur; bir grup insan, hakikati açıkça görüp tüm vücutlarıyla hissetmelerine rağmen, şu değersiz dünyayı elde etme gayreti ve içlerindeki kinden dolayı bu hakikatleri neden inkâr edip onlara karşı adeta savaş açıyorlar? Bu tip insanlar hakkında Allah-u Taâla şöyle buyurmaktadır: "Onları uyarsan da uyarmasan da, onlar için birdir, inanmazlar"28[28]

Böyleleri için vakit ayırmak ve onlar için üzülmek faydasızdır. Biz bütün gücümüzü insafı olan ve hakkı arayan insanlar için harcamalıyız. Allah-u Taâla bunlar hakkında da şöyle buyurmuştur: "Sen ancak zikre (Kurân'a) uyan ve görmeden Rahman'dan korkan kimseyi uyarabilirsin. İşte böylesini, bir mağfiret ve güzel bir mükâfatla müjdele."29[29]

Yeryüzündeki bütün Şiîlerin, vakitlerini ve güçlerini İslam ümmetine hakkı tanıtmak için harcamaları gerekir. Çünkü Ehlibeyt imamları sadece Şia'nın imamları değildir. Onlar, bütün Müslümanların rehberleri ve yol göstericileridir.

Ehlibeyt imamlarının Müslümanlar tarafından, özellikle de Ehlisünnet'in şuurlu ve kültürlü mensupları tarafından tanınması, tamamen bizim sorumluluğumuz altındadır. Tıpkı Allah'ın sağlam dini İslam'ı ve O'nun yüce Resulünü tanıtmak, bütün Müslümanların ortak sorumluluğu olduğu gibi, bu da öyledir.



Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   51
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə