I d I n I a V a 3IV1ho nin



Yüklə 8.6 Mb.
səhifə128/140
tarix30.12.2018
ölçüsü8.6 Mb.
1   ...   124   125   126   127   128   129   130   131   ...   140

YILDIZ SARAYI

520


521

YILDIZ SARAYI

dahalesi ile bu yanlış ve tehlikeli kullanım kaldırıldı.

1930'larda, Yıldız Sarayı kompleksi üçe bölündü: Tepe kısmındaki yapılar, yani duvarın üst yanı Harp Akademisi'ne ayrıldı (1978'de akademinin çıkması ile bu bölüm Kültür Bakanlığı'na verilmiştir). Yine duvarın arkasında, kuzey yönünde yer alan Şale Köşkü Büyük Millet Meclisi Baş-kanlığı'na bırakıldı. Duvarın deniz tarafındaki koruluk ve içindeki Çadır ve Malta köşkleri ise istanbul Belediyesi'ne verildi. Bunu sağlayan anlaşma, 1940'ta Vali ve Belediye Başkanı Dr. Lütfi Kırdar tarafından Maliye Bakanlığı ile imzalandı. Önce Çırağan Sarayı'mn arka bahçesi, sonra da 1877'den itibaren üst platoda genişletilmesine geçilen Yıldız Sarayı'mn dış koruluğu olan yeşillik, 1940'tan sonra Yıldız Parkı olarak adlandırıldı.

II. Dünya Savaşı sırasında ve onu izleyen ilk 10 yılda, İstanbul şehrinin nüfusu milyonu bulmuyordu ve Yıldız Parkı çevresindeki bütün semtlerde, evlerin çoğu kendi bahçelerine, yani yeşil bir dokuya sahipti. Bu yüzden, Yıldız Parkı halkın geniş bir rağbetine erişemedi. 1950'lerde nüfus artar ve belediye biraz daha mali imkâna kavuşurken, Yıldız Parkı'na da bir oranda el atıldı. Fakat geniş bir imar getirildiği söylenemez. Bu dönemde yapılabilen en ilgi çekici yenilik, bahçecilik uzmanı Lütfi Arif Kember'in Çırağan Sarayı arkasındaki sette her yıl düzenlediği zengin "yıl-dızçiçeği" sergileri olmuştur. 19öO'lar ve 1970'lerde ise koruluk bakımsızlıktan tam bir cangıla dönmüş ve birtakım "ziyaretçi" tipleri ile kötü bir şöhret kazanmıştı.

1979 başında Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu (TTOK) ile genel bir sözleşme imzalayan İstanbul Belediyesi, Malta ve Çadır köşklerinin onarımı, döşemesi ve kullanımıyla beraber bütün parkın bakımım da TTOK'ye bırakmıştır. Kurum aradan geçen 15 yıl içinde, Abdülha-mid'ten bu yana geniş bir imara alınama-yarak çok bakımsızlaşmış olan 550 dönümlük geniş ağaçlığın yarısından fazla kısmını, tekrar içine girilir ve her yeri gezilir hale getirmiştir.

Bu dönemde uygulanan imar, parkta çimento ve asfalt malzemesi yerine parke taşı, Gebze ve Kandıra taşları ile, traverten kaplamaların kullanılması; anayollar dışındaki patikaların motorlu araç trafiğine kapatılması ve yürüyüş yolu haline getirilmesi; eski döküm fenerlerinin tekrar üretimi; ağaçların vahşi sarmaşıklardan kurtarılması; yeni fidan dikimleri; zeminlerin çim kaplanması; uygun setlere taş döşeli balkonların ve seyir noktalarının yapılması ve bunların stil banklarla donatımı; yokuş üstündeki göle ve Çadır Köşkü adasına tarihi tipte kır kahveleri yapımı; köşkler çevresinin yoğun çiçeklenmesinden oluşmuştur. Aralık 1994'te, İstanbul Büyükşehir Belediyesi TTOK ile yapılmış anlaşmaları yeniden gözden geçirmiş ve TTOK'nin Yıldız Parkı'nda bulunan Çadır Köşkü ve Malta Köşkü'nün işletmeciliğini bırakması gündeme gelmiştir.

ÇELİK GÜLERSOY

YILDIZ SARAYI

Beşiktaş İlçesi'nde, sahilden başlayarak kuzeybatıya doğru yükselip sırt çizgisine kadar tüm yamacı kaplayan ve yaklaşık 500.000 m2 yüzölçümü olan bir bahçe ve koruluk içine yerleşmiş saraylar, köşkler, yönetim, koruma, servis yapıları ve parklar bütünüdür. Dolmabahçe Sarayı(->) gibi tek bir tasarıma bağlı olarak değil uzun bir zaman dilimi içinde inşa edilmiş bir "impe-rial" komplekstir ve kronolojik olarak Osmanlı saray komplekslerinin sonuncusudur. Yerleşmenin, İstanbul'un kentsel gelişme eğilimlerine paralel bir tarihi vardır. Beşiktaş'ın(->) ve sahil şeridinin meskûn olmasına karşılık, sarayın arazisi İstanbul'un iskâna geç açılmış alanlarından biridir. Bizans döneminde de ormanlık olduğu bilinen bu alan, I. Süleyman (Kanuni) döneminden (1520-1566) başlayarak padişahlar için bir avlanma yeri olmuştu. Saray arazisi ile ne oranda örtüştüğü kesin olarak bilinmese de "Civan Kapucibaşı Bahçesi", "Kazancıoğlu Bahçesi" adını taşıyan Beşiktaş'ın bahçe ve korulukları büyük olasılıkla Yıldız Sarayı arazisini de içermekteydi. Bu bahçeler L Ahmed döneminde (1603-1617) hadaik-i hassa (padişah bahçeleri) arasına katıldı.

Beşiktaş tepesindeki korulukta ilk olarak I. Ahmed küçük bir köşk yaptırmıştır. Bu ilk yapının mimari özellikleri ve mimarı bilinmemektedir. Sonraki yıllarda IV. Murad'ın da (hd 1623-1640) buraya gezmeye ve avlanmaya geldiği bilinmektedir. Bu alan, 19. yy'ın başına kadar sahil-sarayların arka koruluğu olarak kalmış; bir müdahaleye uğramadan ormanlık niteliğini ve doğal bitki örtüsünü korumuştur. 19. yy'da ise İstanbul'un Boğaziçi'ne doğru yayılması sırasında giderek salt bir bahçe, koruluk ve padişah mesiresi olma durumundan çıkmıştır.

Bilinen ilk yapım, 19. yy'm başında, 1804-1805'te III. Selim'in (hd 1789-1807) annesi Mihrişah Valide Sultan için tepede yaptırdığı (bugün mevcut olmayan) kasırdır. Halen iç bahçede bulunan bir çeşme bu dönemden kalan tek parçadır. 1834'te II. Mahmud (hd 1808-1839) yine tepede yeni ve küçük bir köşk yaptırmış; muhtemelen "Yıldız" adı verilen bu köşkten sonra saray ve semt aynı adla anılır olmuştur. II. Mahmud, bu köşkü daha çok yeni kurulan modern ordunun (Asâkir-i Mansu-re-i Muhammediye) askerlerinin burada yapılmakta olan talimlerini izlemek için kullanmıştır.

Aslında bu erken dönem için bilinenler şimdilik sınırlıdır. Yalnızca Abdülmecid döneminde (1839-1861), annesi Bezmi-âlem Valide Sultan için burada 1842'de Kasr-ı Dilküşa adı verilen yeni bir köşk daha inşa edildiği bilinmektedir.

Yıldız Sarayı'mn asıl gelişmesi 19. yy'm ikinci yarısında ve 20. yy'm başında ve özellikle II. Abdülhamid dönemindedir (1876-1909). Sarayın bu yıllarda edindiği yerleşme ve çevre düzenine, bahçelerine ve yapıların mimarisine ilişkin karakteris-

tik çizgiler, bazı eklemelere, hattâ yangınlara karşın fazla değişmemiştir. Saray bu özelliği ile 19- yy sonu çevre ve mimarlık konseptleri açısından son derece önemli bir tanıklık olarak düşünülmelidir. Yerleşme Özellikleri Sahildeki Dolmabahçe Sarayı ve Çırağan Sarayı'nın(-0 varlığı ve yeni oluşları burada büyük boyutlu saray yapımını gereksiz kılmış, buna karşılık köşk ve pavyon biçiminde küçük boyutlu yapılaşmayı teşvik etmiş olmalıdır. Bu tür yapılaşma, topografyayı ve bitki örtüsünü zorlamayan, tersine uyumu kolaylaştıran bir arazi kullanım biçimi olmuştur. Ayrıca, imparatorluğun son yıllarının ekonomik ve siyasi koşullarında yapım etkinliğinin fazla göze batmayan ve zamana yayılmış bir süreç olmasını da sağlamıştır. Sonunda Topkapı Sarayı'ndakini(->) anımsatan bir yerleşme ve yapım modeli ortaya çıkmıştır.

Zaman zaman yıkılan ve yananlar ve yeniden yapılanlar vb ile sayıları 100'e yaklaşan köşk, kasır ve diğer bina ve ekleri, Abdülaziz (hd 1861-1876) ve özellikle II. Abdülhamid dönemindeki satın almalarla iyice genişlemiş olan ve yüzölçümü yaklaşık 500.000 m2 olan arazinin kuzeybatı kesiminde yoğunlaşmıştır. Geri kalan alanlar -özellikle Çırağan Sarayı'mn arkasına isabet eden vadi- park olarak bırakılmıştır. Arsanın kuzey kesiminde toplanmış olan yapılar, kuzey-güney doğrultusunu eksen alan ve art arda ve birbirine yakın diziler halinde arazinin eğim çizgilerini izleyen bir yerleşme düzeni göstermektedir. Yalnızca birkaç yapı bu doğrultuya dik olarak doğu-batı ekseni üzerinde inşa edilmiştir. Yapıların birbirleriyle ilişkisinde geometri ve aksiyalite gözetilmemiş, konumlandırmada ve özellikle ekleme ve bağlantılarda spontan davranıl-mıştır. Böylece yapılar arasında yer yer küçük piazzalarla genişleyen bir tür sokak dokusu ortaya çıkmıştır. Bu, eğim farklarından doğan setlemeler, yapıları birbirine bağlayan galerilerin altındaki tonozlu geçitler ve büyük yapılara eklenen pavyonların girinti ve çıkmalarıyla ve dar aralıklarla, teras ve loggialarla biçimlenen ortaçağcıl özellikli bir dokudur. Bu doku Yıldız Sarayı'nı, kendine özgü bir kentsel yerleşme olarak düşünmeye yönlendirmektedir. Yapıların birbirlerinden üslup ve biçim olarak farklı oluşları, işlevlerin çeşitliliği ve çokluğu; her işleve ayrı bina; hemen her kişi veya gruba ayrı bir köşk veya pavyon yapılmış olması, hattâ uygulanmayan demiryolu projesi buranın kendi döneminde de saraydan farklı bir "mi-lieu" (ortam) olarak kavranıp yaşandığını sezdirmektedir.

Yıldız Sarayı'mn park kesimi, yapıları kadar ilgi çekici düzenleme ve tasarım özelliklerine sahiptir. Bilindiği kadarıyla park ve bahçelerin düzenlenmesine 1850'lerde başlanmış; bu iş için Almanya'dan çağrılan uzmanlardan yararlanılmıştır. 1850'de Stefel tarafından hazırlanan proje üzerinde önce Stefel, 1860'larda Schlerf ve 1862'den itibaren de Vienhild

çalışmışlardır. Schlerf ve Vienhild'in çalışması daha ziyade yeni ve değerli bitki ve ağaç türlerinin getirilip yerleştirilmesiyle ilgili olmuştur.

Bu düzenlemelerin, yeni köşk ve sarayların, örneğin Büyük Mabeyin binasının veya Çadır Köşkü'nün çevre düzenlemeleriyle sınırlı olduğu düşünülebilir. Çünkü bahçe ve parkların bugünkü durumunun büyük ölçüde II. Abdülhamid dönemindeki düzenleme ve çalışmaların ürünü olduğu bilinmektedir. Bu dönemde yine, yabancı uzmanların (Almanya'dan Koch kardeşler ve babaları Heinrich Koch, İtalya'dan Romeo Scanciani, Fransa'dan Dero-in) ve onlarla birlikte Osmanlı bahçıvanlarının (Adil Ağa, Tatar Zeynel Ağa, Ne-cib Ağa) çalışmalarıyla bahçeler bütünü içinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemede hâkim olan anlayış, arazinin eğimli olmasına da bağlı olarak pitoresk görünümü, tasarımın ana çizgisi olarak alan fakat özellikle büyük köşk ve kasırların önünde düzenlenen formel bahçe alanlarıyla birleşen eklektik bir tutumdur.

Padişahın ve haremin kullandığı yapıların çevresinde bir bölüm, hasbahçe olarak ayrılmış; geri kalan kısım dış bahçe olarak bırakılmıştır. Daha büyük bir alanı kaplayan dış bahçe, Boğaz'a inen vadinin

iki yamacına yapılmıştır. Romantik İngiliz bahçesinin doğa anlayışı özellikle buradaki ağaç zenginliğini değerlendirmede uygun bir seçim olmuş; vadinin kendi su varlığı yer yer küçük göller ve akarsularda kullanılmış; arazinin eğimlerini izleyen patikalarla bunları bağlayan küçük köprülerde ve bunların dal taklidi çimentodan korkuluklarında ayrınülandırılmıştır.

Parkta, romantik üsluba özgü daha çok dekoratif nitelikteki bu küçük köprülerin yanısıra daha büyük boyutlu köprüler de kullanılmıştır. Bugün mevcut olmayan ancak arşiv fotoğraflarında görülen çelik ha-latlı, ahşap tabliyeli iki köprü bilinmektedir. Bunlardan biri halen Çadır Köşkü olarak anılan binanın önündeki yapay gölü aşarak hasbahçeye, Cihannüma Kasrı önüne ulaşmaktaydı. Yine Yıldız Arşivi'nde bulduğumuz bir projede bir küçük gezinti treni ve parkın iç ve dış bahçelerini birkaç yerde viyadük kullanarak dolaşan bir demiryolu turu tasarlanmıştır.

Hasbahçe de romantik-pitoresk üslupta düzenlenmişti. Bahçenin ana motifi, ortasında bir adacık bulunan yapay göldür. Yaklaşık 300 m uzunluğunda ve bazı kesimlerde daralan veya genişleyen doğal bir suyolu görünümündedir. Suyolunun daraldığı noktalarda yanlan dal taklidi korku-

Yıldız Sarayı'mn yerleşim planı:

1- Av Köşkü (Talimhane Köşkü),

2- Ahular, 3- Hasahır,

4- Çiçeklik,

5- Limonluk,

6- Şale Köşkü, 7- Eski Elektrik Fabrikası,

8- Şehzadegân Daireleri,

9- Dershane, 10-Agavat Dairesi,

11- Gedikli Cariyeler.

12- Usta Kalfalar,

13- Çiçek Serası, 14, Kızlarağası Dairesi,

15- Kadın Efendiler Dairesi,

16- Kadın Efendiler Dairesi,

17- Hazinedar Usta Kadın Dairesi,

18- Cariyeler Dairesi,

19- Musahip Ağalar Dairesi,

20- Saray Tiyatrosu,

21- Hususi Daire,

22- Kaskat Köşkü,

23- Hünkâr Dairesi,

24- Kilar-ı Hümayun,

25- Çit Kasrı,

26- Limonluk Köşkü,

27- Küçük Mabeyin

28- Harem iç Kapısı,

29- Hünkâr Hamamı,

30- Set Köşkü,

31- Büyük Mabeyin,

32- Yaveran ve Bendegân Dairesi,

33- Marangozhane,

34- Hususi Kiler,

35- Hünkâr Mutfağı,

36- Silahhane,

37- Güzel Sanatlar Galerisi,

38- Dış Karakol,

39- Arabacılar Da.,

40- Ada Köşkü,

41- Arabalık,

42- Eczahane,

43- Cihannüma Köşkü,

44- Yıldız Camii. Eldem,

Türk Evi'nden yararlanarak

luklarla çevrili köprüler yapılmıştır. Gölün kuzey ucu ise genişletilerek Küçük Mabeyin ve Harem köşkleri önünde bir nimfeum ve kaskad düzenlenmiştir. Nim-feum ve kaskadı fon olarak alan arşiv fotoğraflarında veya tablolarda bu gölde kuğu kuşlarının yüzdüğü ve herhalde harem-dekilerin kullanımına ayrılmış gezinti sandalları, hattâ yelkenliler görülmektedir. Ortadaki adada iki tane küçük dinlenme köşkü ve kameriyeler ile tavşan vb hayvanlar için kafesli bölmeler vardır.

Şale Köşkü'nün(->) çevresinde de geometriden uzak, yine akarsular ve kaskad-larla zenginleştirilmiş pitoresk bir bahçe düzenlenmiştir. Romantik bahçe, köşkün önünde resmi protokol için geniş bir alan bırakıldıktan sonra başlamaktadır. Aynı düzenleme geometrisi daha belirgin olarak Büyük Mabeyin önünde de görülmektedir. Saray

Yıldız Sarayı'ndaki yapılarda görülen üslup ve biçim çeşitliliği doğal olarak çok sayıda mimarın katkısını düşündürmektedir. Resmi arşivler bu amaçla henüz sistematik olarak taranmamış olduğu için mimar-yapı identifikasyonunda son derece dikkatli davranmak gerekmektedir. Yıldız Sa-rayı'nda katkısı olduğu kesinlikle bilinen mimarlar Sarkis ve Agop Balyan ile Ra-imondo d'Aronco'dur. Henüz belgelenmemiş olmakla birlikte Garabet Balyan ile Va-silaki, İoannidis ve A. Vallaury'nin de adı geçmektedir. M. Cezar'a göre bu adlara Yanko ve Berthier de eklenebilir.



Yıldız Sarayı'mn oluştuğu yıllardaki re-vivalist ve historisist ortam ve yüzyıl başının yeni mimari biçimler ve anlatımlar arama yönündeki değişkenliği ve denemelere açıklığı, sarayda çalışan sanatçıların ço-kulusluluğu ve formasyonlarının farklılığı, mimarlarla yapılar arasındaki bağlantıyı üslup analizleri yoluyla sezmeyi güçleştirmektedir. Yapı taleplerini sultanın kimi zaman üslup ve biçim belirterek ilettiğini belirten yazı ve anılar da vardır. Bu nedenle hattâ aynı mimarın yapıları dahi değişik üslupta olabilmektedir.

Agop ve Sarkis Balyan tarafından tasarlandığı bilinen yapılar Büyük Mabeyin, Şale Köşkü'nün ilk bölümü, Küçük Şale Köşkü ile Malta ve Çadır köşkleridir. R. d'Aronco'nun yapı listesi biraz daha kabarıktır: Kış bahçeleri ve seralar, Yaveran Köşkü, nöbetçi pavyonu, Harem Köşkü, Şale Köşkü'nün kuzey ekleri ve yenilenmesi, ahırlar, manej, çini fabrikası yenilenmesi, tiyatro, sergi binası vb'dir. Ayrıca uygulanmamış veya uygulandığı bilinmeyen Yıldız Sarayı'na ait çok sayıda projesi ya da aidiyeti kesinleştirilememiş yapı ve projeleri vardır.

Yıldız Sarayı, koruma amaçlı yapılar ve kışlaları dışında yapı aralarım boşluk bırakmadan kapatan kalın ve yüksek duvarlarla çevrilidir. İçeride, padişaha ve hareme ait yapıları ve hasbahçeyi çevreleyen bir ikinci duvar daha vardır. Dolmabahçe Sarayı'mn tümünü denize açık tutan ve kara tarafında da yalnız Hususi Daire ve harem

YILDIZ SARAYI

522


523

YILDIZ SARAYI

Yıldız Sarayı'nda Büyük Mabeyin (solda) ve Küçük Mabeyin. B. Bilgin, Yıldız Sarayı Vakfı, ist., 1988

bölümünü kapatmayı öngören tasarımı, Yıldız'da yerini geleneksel -örneğin Top-kapı Sarayı'nda görülen- kapalı saray kon-septine bırakmıştır.

Böylece saray arazisi resmi bölüm (resmi daireler, hizmet binaları vb), özel bölüm (hareme ve sultana ait köşk, kasır vb ile hasbahçe), dış bahçe (dış köşkler ve büyük gezinti parkı), çevre yapılan (kışlalar, karakol vb) olarak birbirine bitişik, işlev olarak bağımlı fakat görsel olarak kapalı bölümlere ayrılmıştır. Bu kapalılık, Dolmabahçe Sarayı'nın açık bir dış mekân perspektifi içinde kavranan yerleşmesinden çok farklıdır.

Sarayın duvarla çevrili resmi ve özel bölümlerine giriş için beş kapı düzenlenmiştir: 1. Koltuk Kapısı: Saraya ulaşan yolun solundaki ilk kapı; gündüzleri sürekli açık tutulan ve personel ile ziyaretçilerin kullanımına ayrılmış kapıdır. 2. Saltanat Kapısı: Saraya ulaşan yolun solunda ikinci kapı; yalnızca sultanın kullanımına ait kapıdır. 3. Valide Kapısı: Saraya ulaşan yolun eksenindeki kapı; harem halkı ile çağrılı yabancı temsilciler ve yüksek görevlilerin kullandığı kapıdır. 4. Harem iç Kapısı: Büyük Mabeyin bahçesinin kuzeydoğusundaki kapı; hareme ve harem personeline ait kapıdır. 5. Mecidiye Kapısı: Ortaköy yolu üzerinde soldadır; dış bahçe girişidir. Saray personeline ve ziyaretçilere aittir.

Resmi bölüm Yıldız Sarayı'nın en for-mel yerleşme ve bahçe düzenine sahip olan parçasıdır. Yapıların çoğu, I. Avlu olarak anılan bölümdedir. Resmi bölümün ana binasıdır. Eski ahşap köşk yıktırılarak Abdülaziz tarafından yaptırılan bu yeni köşk, çevredeki gelişmeyi başlatan bir uygulama olmuştur.

Agop ve Sarkis Balyan tarafından tasarlanıp inşa edilen yapı (1865-1866) tepenin en yüksek noktasına ve yüksek bir istinat duvarının sağladığı geniş bir plato üzerine oturtulmuştur. Çok büyük olmamasına karşılık (yaklaşık olarak 30x45 m) çevreye hâkim bir konumu vardır ve Yıldız Sarayı'nın anıtsal yapısıdır.

Planı, istanbul sahilsaraylarmda ve Dolmabahçe Sarayı'nda daha önce kullanılmış ve anıtsal boyutlarda denenmiş merkezi sofalı ve eyvanlı bilinen klasik şemanın sade bir varyantıdır. Planının birbirini dik kesen iki eksen üzerinde simetrik bir kurgusu vardır. Güney-kuzey doğrultusundaki uzun eksen üzerinde havuzlu divanhane, sofa ve merdiven holü, kısa eksen üzerinde ise eyvanlar ve onların açıldığı sofa bulunmaktadır. S. H. Eldem, bu "aksiyalitenin aldatıcı" olduğunu, simetri kaygısıyla havuzlu divanhane ile merdiven holünün eşdeğer mekânlar olmaya zorlandığını belirtmektedir.

Bu şema, içeride yer yer oryantalist biçimlerin eşlik ettiği seçmeci bir yorumla gerçekleştirilmiştir. Enine eksen üzerinden verilmiş olan girişler orta sofanın eyvanlarına açılır. Eyvanlar ise, üç basamaklı bir seki ve iki yanda parapetle birbirine bağlı kolon çiftleriyle sofaya bağlanırlar. Narin ve yüksek kolon çiftleri ve üstte

bunları bağlayan dilimli kemerler mekânın oryantalist motifleridir. Renkli bezemeleri olan bu eyvanların mekânsal katılımı özellikle üst katta sofaya.Çırağan Sarayı'nı anımsatan bir merasim holü zenginliği vermektedir.

Uzun eksen üzerinde güney kanadındaki havuzlu divanhane, kuzeyde kristal korkuluklarla zenginleştirilmiş merdiven holü vardır. Divanhane, geleneksel Osmanlı modelini plan olarak yineleyen ama daha süslü; mermer selsebilleri ve ince kolon çiftleriyle ayrılmış çıkmaları olan oryantalist bir düzenlemedir.

Planın kendine özgü geometrisi dışarıda, cephe ve kitlede açıkça okunabilmek-tedir. Orta hole göre dik veya paralel yerleştirilmiş hacimlerle cephede çıkmalar ve kademelenmeler yapılmış; parçalı kitlelerle daha zengin perspektifler sağlanmıştır. Dışarıda biçim olarak klasik çizgilerin yeğlendiği görülmektedir. Cephede aksiyal bir geometri kurulmuş ve akslar pilastrlarla ve kat birimleri konsollu kornişlerle belirtilmiştir. Pilastrlar yivli ve kompozit başlıklıdır. Cephede pencere kemerlerinin biçiminde ilginç bir düzenleme gözlenmektedir. Yapının birbirine dik aksları üzerinde yer alan mekânların pencereleri yarım daire kemerli, buna dört köşede bağlanan oda ve salonlarınki ise basık kemerlidir. Basık kemerler üzengilerinde birbirine bağlanarak aks aralarında bütünlenen bir motif oluştururlar.

Özetlenirse mimarlar Agop ve Sarkis Balyan, Beylerbeyi ve Çırağan saraylarında olduğu gibi burada da "büyük boyutlu bina ve sade kitle" ile "özenli ve ayrıntılı işlenmiş mimari ve dekoratif öğe" ikilemine, farklı tarihi kaynaklara referans vermenin kontrastına ve gerilimine oturan ve anıtsal ama incelikleri de olan bir saray gerçekleştirmişlerdir.

Büyük Mabeyin'in önündeki dikdörtgen biçimli formel bahçenin kuzeyini Çit Kasrı, doğusunu Yaveran Dairesi sınırlamaktadır. Kuzeydoğu köşesindeki büyük Harem Kapısı ile özel bölüme geçilmektedir. Kesin yapım tarihleri bilinmeyen bu yapılardan Çit Kasrı Abdülaziz; Yaveran Köşkü ve Harem Kapısı II. Abdülhamid döneminde yapılmıştır.

Çit Kasrı: İnce ve uzun (yaklaşık 10x60 m) dikdörtgen bir kitlesi olan kagir bir yapıdır. Kasrın biri Koltuk Kapısı'ndan, öbürü Büyük Mabeyin bahçesinden ve bir diğeri de harem kanadından olmak üzere üç ayrı girişi vardır. Diplomatik personelin ve elçilerin kabulü için düzenlendiği söylenen bu bina, iç içe geçilen bir dizi oda ile sonunda ulaşılan bir salondan ibarettir. Bu basit ve kendine özgü bir işlevden doğan iddiasız yapıdan mimarlar yine de Büyük Mabeyin'in özenli yapımını tamamlayan bir bina elde etmeyi başarmışlardır. (Ayrıca bak. Çit Kasrı).

Yaveran Dairesi Binası: Harem Kapısı yanındaki nöbetçi pavyonu ile birlikte R. d'Aronco tarafından tasarlanmıştır. Bu iki katlı ve ahşap yapı, bağımsız girişleri olan beş daireden oluşan ince ve uzun bir dir-dörtgen kitleye sahiptir. Ajurlu ahşap pen-

cere bezemeleri ve saçaklarıyla resmi işlevi olan bir yapıdan çok "chalet" tarzı bir sivil yapıya benzemektedir.

Resmi bölümün güneye doğru uzanan kesiminde hünkâr mutfağı ve özel kiler ile Silah Müzesi veya Silahhane Köşkü ve saray arabacıları koğuşu bulunmaktadır. Birbirine bitişik, ince ve uzun dikdörtgen kitlelerden oluşan bu dizi en uçta Arnavut tüfekçiler koğuşu ve altı arabalık olan binayla bitmektedir. Bu sonuncu yapının batıya dönen kanadı karakol olarak düzenlenmişti.

Dizinin en ilginç yapısı Silahhane Köş-kü'dür. Yüksek ve tek kat üzerine başlayan yapı, arazinin eğimine bağlı olarak güney yarısında iki katlı olmaktadır. Köşk, yüksek tutulmuş tek kat üzerinden bahçeye uzun bir cephe verir. Cephede yüksek Korenti-yen kolon çiftlerinden oluşan dörtlü gruplar binanın uzun kitlesini ritmik bir bölümleme ile canlandırırlar, içeride ana mekân, uzun bir dikdörtgen olan tek bir hacimden ibarettir, ince ve yüksek kolonlarla üçe ayrılmış iç mekân ortada ahşap ka-burgalı yüksek bir tonozla örtülüdür.

Bahçenin güney kesiminde saray kitaplığı ve rasathane vardır. Yıldız Kitaplığı, imparatorluk hakkında çeşitli dillerdeki yayınlarla kıymetli elyazmaları ve 20. yy'ın başında imparatorluğu belgeleyen fotoğraf koleksiyonu ile ünlüdür.

Güney bahçesinde Güvercinlik Köşkü olarak adlandırılan (bir ara saray eczanesi olarak kullanılmış olan ve asıl işlevi bilinmeyen) bir yapı daha vardır. Halen saray sınırları dışına çıkarılmış olan yapı, önünde bir "nimfeum"u olan ve neogotik ile "chinoiserie" üsluplarının karışımı biçiminde tasarlanmış egzotik bir küçük köşktür.

Resmi bölümün kuzeye doğru uzanan kısmında, Büyük Mabeyin'in oturduğu setin altında resmi bölümün ikinci kısmı bulunmaktadır. Bir alt kota yerleşmiş ve dar bir bahçeye açılan yapılar güneyden kuzeye sıralanırlar. Kilar-ı Hümayun, Hazine-i Evrak, Tercüme Odası, Teşrifat Nazırı Dairesi vb gibi hizmet yapılarıdır ve yalın ve işlevsel bir mimari biçim taşırlar.

Özel Bölüm: Sultana ve ailesine ait olan bu bölüm, sarayın pitoreskini hâlâ koruyabilen bölümüdür. "Hamid Havuzu" olarak da adlandırılan yapay göl veya suyolunun canlandırdığı peyzaj, bu bölümü daha çok bir "belvedere" (yazlık saray) atmosferinde tutmaktadır. Büyük bölümü İstanbul Resim ve Heykel Müzesi'nde bulunan Yıldız Sarayı tabloları bu "belvedere" havasını olanca romantizmi ile yansıtırlar.

Yıldız Sarayı yerleşmesinin, yukarıda betimlenen ortaçağcıl dokusu en çok bu özel bölümde belirgindir. Gerçekten de Harem Kapısı'ndan girişte hiç de geniş olmayan bir sokak üzerinde solda küçük bir kış bahçesi veya limonluk sağda da Küçük Mabeyin bulunur. Küçük bir geçitten hasbahçeye çıkılabilir veya ilerlenir-se Valde Köşkü önündeki daha geniş pi-azzaya varılır, tam karşıda küçük bir çeşme, yanında bir alt geçitle ulaşılan tiyatro vardır.

Özel bölümün en önemli yapılarının başında iki katlı ve kısmen kagir bir yapı olan Hünkâr Dairesi binası gelmektedir. Sarayın özel bölümünün en önemli yapısı Hünkâr Dairesi'dir. Valide Sultan Köşkü veya Hünkâr Sofası adıyla da anılmaktadır. Abdülmecid döneminde inşa edilmiş olan saray, II. Abdülhamid'in Yıldız'a gelişinden sonra harem dairesi olarak sürekli kullanılmıştır.

Küçük Mabeyin'in inşa edilmesinden önceki bu kullanım sırasında sarayda kimi değişiklik ve eklemeler yapıldığı bilinmektedir. Bu nedenle sarayın kitlesi, aslında var olan simetrisini yitirmiş görünmektedir. Özgün durumunda büyük olasılıkla, yaklaşık 35x14 m boyutlarında bir dikdörtgen plan üzerine oturan ve öne çıkma yapan giriş bölümüne göre simetrik bir kurgusu olan yapıdır.

Öne çıkma yapan giriş bölümünün bulunduğu eksen, planda anahtar konumunda belirleyici bir doğrultu oluşturmaktadır. Giriş holünün, anıtsal merdivenin ve başodanın (büyük kabul salonunun) bulunduğu bu doğrultu sarayın tö-rensel ve ana mekânlarını içermektedir.

Simetri ekseni üzerinde bulunan giriş bölümü bir saray için son derece iddiasız olan giriş kapısından sonra giriş holü ve ardından eliptik ve çift kollu büyük merdivenin bulunduğu mekân gelmektedir. Merdiven holünün dekorasyonu ve özellikle parapetler oldukça geç bir tarihte yenilenmiş görünmektedir. Stilistik özellikleri açısından Abdülmecid döneminden çok, 1895-1900 yıllarının çizgilerine yakındır. Sofanın ince ve yüksek pencerelerinde de aynı geç dönem çizgisini izlemek olasıdır.

Başoda, 16x8 boyutunda, dikdörtgen planı olan bir mekândır. Basık kemerli geniş ve yüksek pencerelerle aydınlanan mekânın tavanında eşkenar dörtgen biçiminde çerçevelenmiş tavan bezemeleri vardır.

1982'de başlayan restorasyon daha sonra mimar Lemi Merey tarafından sürdürülmüştür.

Bir diğer önemli yapı Küçük Mabeyin binasıdır. Geniş giriş holünün ana motifi,

çiçek dallarından oluşmuş bir korkuluğu olan gösterişli art nouveau(->) merdivendir. Dönerek yükselen merdivenin üst kat holünün pencerelerinde "Bonet" imzalı vitraylar vardır. Tam bir "Belle Epoque" tasarımı olan vitray, natüralist ve çok renkli büyük çiçek figürlerinden oluşmaktadır.

Küçük Mabeyin, geleneksel şemaların artık kullanılmadığı bir dönemi işaret etmektedir. Bir dikdörtgen plana oturan ve koridor üzerine açılan oda ve salonlardan oluşan yalın bir şeması vardır. Salonları beyaz üzerine yaldızla işlenmiş bir geç rokoko bezeme ve tavana ve tavan eteğin-deki bordürlere yapılmış peyzaj resimleri ile süslenmiştir.

Arşivlerdeki fotoğraflarda, sonradan eklendiği sanılan üçüncü katta art nouveau üslubunda bir kitaplık bulunduğu görülmektedir. Benzer biçimde binanın kuzey tarafına yine okuma odası olarak kullanıldığı sanılan ve örtü strüktürü art nouveau üslubunda tasarlanmış bir salon eklenmiştir. Küçük Mabeyin'in cephesinin biçimlenişinde de art nouveau üslubu ön plandadır. Pencerelerde, parmaklıklarda, kat kornişlerinde, saçak parapetinde vb cephe öğelerinde daha çok Viyana ekolüne bağlı geometrik bir stilizasyon görülmektedir. Kesin belgelere henüz ulaşılamamışsa da yapı, büyük olasılıkla R. d'Aronco tarafından tasarlanmıştır. Eklerin d'Aronco tarafından yapıldığı bilinmektedir.

Küçük Mabeyin binasının tam karşısında küçük bir limonluk bulunmaktadır. R. d'Aronco tarafından 1895-sl896'da tasarlanıp inşa edilen limonluk binası, dökme demirden ve rokoko bezemeleri olan küçük bir neobarok yapıdır. "L" planlı yapının kolları yarım beşik tonozlu, köşe mekânı dilimli kubbeli ve dökme demir strüktür üzerine camla örtülüdür.

Özel bölümün sansasyonel binası tiyatrodur. Tiyatro yapıtlarına ve konserlere meraklı olan II. Abdülhamid'in olasılıkla saraya bağlı İtalyan sanatçıların telkiniyle yaptırmaya giriştiği tiyatronun tasarımı aslında Raimondo d'Aronco'ya aittir. D'Aronco'nun halen Udine Kent Müzesi

Arşivi'nde bulunan projesi, neobarok üslupta ve sıkışık mekânı son derece ustalıkla kullanıp değerlendiren bir çalışmadır. Proje, ana fikir olarak aynen korunmuş ama bütün inceliklerinden, mekân düzenlemedeki sofistikasyondan yalıtılarak uygulanmıştır. Tanınmış sanatçıların Sarah Bernardt, Coquelin veya Chaliapin'in burada oynadıkları veya konser verdikleri, sonra da nişanlarla ödüllendirildikleri bilinmektedir.

Mimar Vasilaki'nin tasarımı olan Yeni Köşk, sarayın en güzel yapılarından biri olarak anlatılmaktadır. Tavanlarını beze-yen natürmortların ve dört mevsimin resmi olan büyük kompozisyonların dönemin ünlü sanatçısı Ahmed Ali (Şeker Ahmed Paşa) tarafından yapıldığı bilinmektedir. Arşiv fotoğraflarından görüldüğü kadarıyla neorönesans bir cephe düzenlemesi vardır. Tüm mobilyası Paris'ten özel olarak Münir Paşa tarafından seçilip getirilen Yeni Köşk daha sonra yanmıştır.

Yeni Köşk'ün hemen yanında, 1894 depreminden sonra yaptırılan ve "Japon usulü köşk" olarak anılan küçük yapı, R. d'Aronco tarafından tasarlanmış olmalıdır. Sultan Vahideddin zamanında yanan köşkün R. d'Aronco tarafından tasarlandığı kesinlikle bilinen hamam bölümü halen sağlam durumdadır ve art nouveau üslubunda fayansları, camları, altın yaldızla kaplı metal şebekeli pencereleri vb ile sarayın sanatsal kalitesi olan bölümlerinden biridir.

Tümü hasbahçenin kuzey kesimine yerleşmiş olan bu binaların yamsıra haremdeki kadınlara ve personele ait daha birçok küçük köşk vardır. Bunların bir bölümü yanarak ortadan kalktığı gibi, zaman içinde harap duruma gelenler de vardır.

Kadın Efendiler, Hazinedar Ustalar ve Cariyeler daireleri özel bölümün kuzeydoğu ucunda birbirine camlı geçitlerle bağlanmış pavyonlardır. Usta Kalfalar ve Gedikli Cariyeler daireleri, tiyatronun yanında idiler. Kızlarağası Dairesi, haremin kuzey avlusundadır. Hemen yakınında kuzeyindeki set üstünde galeri biçiminde bir sera vardır. Çok büyük olasılıkla




Dostları ilə paylaş:
1   ...   124   125   126   127   128   129   130   131   ...   140


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə