I d I n I a V a 3IV1ho nin

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 8.6 Mb.
səhifə18/140
tarix30.12.2018
ölçüsü8.6 Mb.
1   ...   14   15   16   17   18   19   20   21   ...   140

SULTANİYE ÇAYIRI ÇEŞMESİ VE NAMAZGAHI

Beykoz İlçesi'nde, Beykoz-Paşabahçe arasında, Sultaniye'de, Paşabahçe Stadyu-mu'nun yanında yer alan parkın içinde bulunmaktadır.

Çeşme ve namazgahın bulunduğu Sultaniye Bahçesi, bir zamanlar I. Süleyman'ın (Kanuni) (hd 1520-1566) hanımlarından Hançerli Sultan'ın adı ile anılmaktaydı, içinde küçük bir ada bulunan geniş fakat sığ bir bataklık halindeki körfez, Kanuni tarafından doldurtulup, sahildeki düzlük ile birleştirilerek oluşturulmuştur.

Eski kaynaklarda Sultaniye Bahçesi'nde 16. yy'ın ikinci yarısında yapılmış olan bir kasırdan söz edilmektedir. Bu köşkün sütunlar üzerinde denizin içinde kurulduğu, içinin ve dışının çiniler ile bezeli olduğundan söz eden bu kaynaklardan, duvarlarının da yer yer mermer ve somaki plakalar ile kaplı olduğu öğrenilmektedir. 19. yy'ın sonlarına ancak yıkıntı halinde gelebilmiş olan bu yapıdan bugün hiçbir iz kalmamıştır.

Sultaniye Çeşmesi Pir Mustafa Paşazade Mehmed Bey tarafından mermerden inşa ettirilmiştir. Çeşme bugün asıl yerinde bulunmamaktadır. 19601ı yıllarda çayırın zemininin yükseltilmesi sebebiyle çeşme toprak seviyesinden oldukça aşağıda kalınca yaklaşık 25 m ileriye taşınmıştır.

Sultaniye Çeşmesi iki yüzü dar, iki yüzü ise geniş olmak üzere dört cepheli bir meydan çeşmesidir. Bu yüzlerden üç tanesi çeşme olarak düzenlenmiştir. Bunların her birinde birer lüle olup, suyu son zamanlarda kesilmiştir. Cephelerin hepsi kademeli kalın silmeler ile çevrilidir. Geniş olan cephenin üst kısmında, 1177/1765 tarihini taşıyan üç satırlık inşa kitabesi bulunmaktadır. Bu kitabenin şairi Rumeli kadılarından, 1200/1785'te ölen Feyzi Efen-di'dir. Beyitler altı tane kartuş içine alınmıştır. İ. H. Tamşık'm bahsettiği 1317/1899 tarihli ihya kitabesi bugün yerinde yoktur. Tanışık'tan öğrendiğimize göre çeşme Hasodabaşı Halil Ağa vakfı tarafından tamir ettirilmiştir.

Çeşmenin geniş yüzünde kademeli kırık yuvarlak kemerli bir aynataşı vardır. Bu cephede yer alan mermer teknenin ön kısmı kırılmıştır. İki yan cephesi oldukça dardır. Bu cephelerin üst kısmında, yanları

SULTANSEIİM

70

71



SUR-I HÜMAYUN

uzanmış olmasına rağmen, çevreye uyumlu bir yapı olmuştur. Ağır ve heybetli görünümüne, cephe ayrıntıları ve bahçe giriş kapılarına dek yapı, klasik üslubun sade bir temsilcisidir. Moniteur Oriental gazetesinin 15 Temmuz 1889'da verdiği habere göre, Summer Palace, 14 Temmuz gecesi ışıklandırılmış ve bu haliyle hayranlık uyandırmıştır.

II. Abdülhamid döneminde (1876-1909), Summer Palace'ın büyük şölen salonları, İstanbul'un ilk plajlarından olan plajı ve tenis kortlanyla farklı bir yaşama sahne olduğu bilinmektedir. Bina 1918-1920 arasında yangın geçirmiş, daha sonra, 1950'de yıkılmıştır.



Bibi. A. İ. Maro, "Tarih İçinde Tarabya'nın Gelişimi", (İstanbul Teknik Üniversitesi, yayımlanmamış yüksek lisans tezi), 1987; Moniteur Oriental, 30 Ağustos 1893, 15 Temmuz 1899. PELİN AYKUT

sivriltilmiş, oval formlu küçük yazı panoları, bunların alt kısımlarında ise birer ters lale motifi yer almaktadır. Bu dar cephelerdeki aynalar ince uzun formlu, sığ nişler halindedir. Bu nişler üst kısmında kademeli yuvarlak kırık kemerlerle son bulmaktadır. Bunların aynataşları yoktur ve tekneleri sağlamdır. Çeşmenin üzeri düz bir çatı ile örtülüdür.

Daha önceleri, çeşme eski yerinde iken sağ tarafını erkeklerin, sol tarafını ise kadınların kullandığı bir namazgah bulunuyordu. Namazgahın, bugün sadece sağ tarafta bulunan kıble taşı görülebilmektedir. Kadınlar tarafında bulunan taş, yolun seviyesi yükseltilirken kaybolmuştur. Bugün görülebilen kıble taşı üzerinde sade bir süsleme bulunmaktadır. Burada lale motifi üzerinde üç boğumlu bir vazodan çıkan sarmal görülmektedir. Bunun üzerinde dikdörtgen şekilli bir çerçeve içine alınmış yazı panosu bulunmakta olup bu pano yarım bir çiçek motifi ile taçlandırıl-mıştır.

Sultaniye Çayın'ndaki çeşme ve namazgah, istanbul'da çok az sayıda kalmış olan çeşme-namazgâh ikilisinin ender örneklerinden birini teşkil etmesi yönünden önemlidir.



Bibi. Evliya, Seyahatname, l, İst., (1969), s. 163-164; Kömürciyan, istanbul Tarihi, 272; İn-ciciyan, İstanbul, 127; P. A. Dethier, Boğaziçi ve İstanbul, ist., 1993, s. 89; A. Galland, istanbul'a Ait Günlük Anılar (1672-1673), II, Ankara, 1987, s. 88-89; Tanışık, istanbul Çeşmeleri, II, 366-367; A. Egemen, istanbul'un Çeşme ve Sebilleri, İst., 1993, s. 554-555; I. Par-maksızoğlu, "Namazgah", TA, XXV (1977), s. 94-95.

TÜLAY AKIN



SULTANSELİM

bak. YAVUZSELlM



SULTANZADE MEHMED BEY TÜRBESİ

Fatih tlçesi'nde, Şehzadebaşı'nda, Şehzade Camii haziresinde, caminin mihrap ekseni üzerinde, avlunun Dede Efendi Cadde-si'ne bakan kenarındadır.

997/1588-89'a tarihlenen türbede L Süleyman'ın (Kanuni) oğlu Şehzade Meh-med'in kızı Hümaşah Sultan'ın Ferhad Pa-şa'dan olan kızı Fatma Hanım Sultanla eşi Şehrizor Beylerbeyi Mustafa Paşazade Mehmed Bey yatmaktadır. Mehmed Bey 994/1585-86'da, Fatma Hanım Sultan ise 996/1587-88'de vefat etmiştir.

"Fatma Hanım Sultan, Fatma Sultan Türbesi" adlarıyla da tanınan yapı, eski İran mimarisindeki "ateşgede'lerden kaynaklanan, Bizans'ın yanında islam mimarisinde de görülen "baldaken" tasarımını sergileyen açık türbelerdendir. Küçük ölçülü türbenin kare planlı tabanının köşelerinde yukarı doğru hafifçe daralan dört sütun bulunur. Bu sütunları birleştiren sivri kemerlerin üzerindeki sekizgen kasnağa oturan bir kubbe vardır. Türbenin etrafı, haziredeki diğer mezarlarla karışmasın diye uçları mızrak gibi sonuçlanan düz madeni korkuluklarla çevrelenmiş olup, do-

ğuya bakan cephesindeki basık kemerli mermer kapıdan içeri girilmektedir. Silmelerle hareketlendirilen kapının köşelikleri rumî dolgulu olup üzerinde iki parçalı kartuşun içine yazılmış "kelime-i şahadet" görülmektedir. Bunun üzerinde tek sıra mu-karnas dizisi yer almakta ve kapı, içi rumî, lotus ve palmet dolgulu üçgen şeklinde bir alınlıkla sonuçlanmaktadır. Kapının türbe tarafına bakan iç cephesi ise daha sade bir görünüme sahip olup yine basık kemerin üzerinde bir kartuş içinde ayet kitabesinin yer aldığı görülmektedir.

Türk üçgenli başlığa sahip mermer sütunlar, silmelerle hareketlendirilmiş sivri kemerleri taşımaktadır. Bu silmelerin arasında ince, dilimli bir bordur dolanmakta, kemerlerin kilit taşında ufak bir rozet, düzgün mermer kaplı köşeliklerde ise irice birer rozet bulunmaktadır. Sıvalı sekizgen kasnağa oturan kubbenin altındaki iki la-hitten sağ taraftaki, daha büyük olan Fatma Hanım Sultan'a, soldaki Mehmed Bey'e aittir. Zaman içinde tahrip olan bu lahit-lerin bezemeleri birbirlerine çok benzemekte, sadece soldakinin uzun kenarının dış yüzünde ortada bir hançer görülmektedir. Fatma Hanım Sultan'ın lahtinin başucu taşı, diğerinin ise ayakucu taşı kırıktır. Dikdörtgen prizma şeklindeki lahitler rozet ve bunların arasındaki vazodan çıkan lale, karanfil, sümbül gibi natüralist çiçek dallan ile bezenmiştir. Lahitlerin kenarlarında lo-tus-palmet dizisinden bir bordur dolanmaktadır.



Bibi. A. D. Alderson, The Structure ofthe Ot-toman Dynasty, Oxford, 1956; T. Uzel, "Şehzade Camii Türbeleri", (istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü, yayımlanmamış lisans tezi), 1961; G. Oransay, Osmanlı Devletinde Kim Kimdi, I, Ankara 1969, s. 168; Öz, İstanbul Camileri, I, 140; Ön-kal, Hanedan Türbeleri, 171-174.

BELGiN DEMÎRSAR



SULU MANASTIR

bak. KEVORK (SURP) KlLlSESİ



SULUKULE

istanbul'un sur dibi semtlerinden Topka-pı ve Fatih-Karagümrük Nahiyesi'nin Neslişah Mahallesi arasında yer alan; Topkapı-Edirnekapı arasındaki surların hemen önünde Sulukule Caddesi diye bilinen yolun kenarında, 1960'ların başında tamamen yıkılıp tahliye edilen (bugün yıkıntı alanı) mahalle. Şehrin hayatında kendi rengiyle ün yaptığından, sakinleri başka mahallelere yerleşse de Sulukule ve Sulukuleli halen yaşayan adlardır. Sulukule'nin kendinden çok sakinlerinden söz etmek kaçınılmazdır. Bugün istanbullular arasında Nes-lişah Mahallesi'ne yanlış olarak Sulukule denmektedir.

Sulukule ve caddesi aynı isimli sur ka-pısıyla da bilinir. Nakillere göre, Fatih'in şehre girdiği Altın Kapı bu semttedir. Sulukule Caddesi aslında Vatan Caddesi'nin güney ve kuzeyinde yer alan sur boyu ve sur dibi bir caddedir. Edirnekapı'ya doğru aynı cadde Kaleboyu Caddesi adıyla devam eder. Kaleboyu Caddesi üzerinde yer

alan, Ahmed Galib Paşa hayratından bir çeşme, bu mahalle fukarası için, 10 Muharrem 1306/16 Eylül 1888'de yaptırılmıştır. Çeşmenin "saye-i Abdülhamid han-ı sani-de su nazırı el-Hac Ahmed Galib Paşa'nın fıkara-i ahalinin ihtiyacına mahsus olmak ve sakalara müsaade olunmamak üzere fî-sebhîlullah inşa ettirildiğini" anlatan kitabesinden, mahalle sakinlerinin geçen asırda sakalarla su için sıra kavgası verecek kadar fakir oldukları anlaşılıyor. Semtte, bugün de aynı çeşme kulamlmaktadır, zira sur dibi bazı izbeler istanbul'un gecekondu ortalamasının altında bir malzemeyle yapılan derme çatma, akarsuyu olmayan barınaklardır.

Niyaz-i Mısrî Sokağı'nın köşesini geçip güneye doğru yürüdükçe "Sivaslı Nazmiye'nin Yeri", "Erdoğan'ın Yeri" gibi eğlence evleri görülür. Bunların sahipleri çalgıcı ve çengi temin ederler. Çınarlıbostan, Zuhuri sokakları ve Neslişah Çıkmazı gibi sokakların halkı, genellikle bu eğlence işiyle uğraşan, muhtemelen yıkılan eski Sulukule evlerinin sakinleridir. Fakat eski Sulukule'nin ahşap, fakir ama rengârenk evleri burada görülmez.

Eski Sulukule evlerinin yıkıntıları ve sur kovuklarında, bir ara kaçak at ve merkep kesimi de yapılırdı. Son yıllarda basının eleştirileri ve zabıtanın izlemesiyle bu önlenmiş, daha doğrusu kesimciler başka bir semt-i meçhule kaymıştır.

Neslişah Camii civarında Kuruçınar, Sarmaşık, Küçükçeşme ve Çalı sokaklarında oturan ahali (yani, Neslişah Mahalle-si'nin ikinci grubu ise) birinci gruptan tamamen farklı olup tesettürlüdür ve Fatih semtinde görülen yeni dini yaşam tarzını sürdürür. Bunlar eğlence sektörüne hizmet eden birinci grupla devamlı çekişme içindedirler. Yan yana sokaklarda yaşayan iki ayrı âlem açık bir şekilde göze çarpar. Bi-

Sulukule'den bir görünüm. Ertan Uca, 1994/TETTVArşivi

rinci grubun kullandığı istanbul'un otantik şivelerinden (ağız) olan şiveye ikinci grupta rastlanmaz. Birinci grupta nüfus kâğıdı bile olmadığı için okula gidemeyen çocuklar ikinci grupta görülmez. İkinci grup, mahallenin -yanlış olarak- Sulukule diye adlandırılmasından şikâyetçidir.



Sulukule sakinleri istanbul'un Ayvansa-ray Lonca Mahallesi'nden sonra ikinci yerleşik Çingene grubuydu. Osman Cemal Kaygılı, Çingeneler adlı eserinde, "Roman-yol" denen Çingene dilini yerleşik semtler-dekilerin pek bilmediğini yazar. Ancak özgün bir argoda bu deyimlere rastlanır. Çingeneler üzerinde geçen asırda bir araştırması olan Aleksandros Paspatis de yerleşik Çingenelerin bu arada Sulukule'nin artık Romanyol denen dili unuttuğunu bildirir. Yerleşik Sulukule halkı, geçen asırlarda da çalgıcı ve çengi olarak oyun kollarında yer almadan (bu gibi oyun kollarını Ayvansa-ray sakinleri oluştururmuş), aynı bugünkü gibi talep üzerine kiralanırlardı. İstanbul'da en becerikli sayılan ve aranan, müsrifçe yaşayan Çingeneler, Ayvansaray Lonca Mahallesi'ndendi. Sulukule sakinleri geçen asırda onlara göre daha fakir bir hayat sürerlerdi. Gene geçen asırda, hattâ bu asrın ortalarına kadar istanbul'da Rum-Or-todoks inançta Çingeneler de vardı. Fakat Sulukule tıpkı Ayvansaray Lonca Mahallesi gibi Müslüman Çingenelerin yaşadığı bir mahalleydi.

Osmanlı Imparatorluğu'ndaki Çingeneler için bir etüt yapan A. Paspatis daha çok sözlük, gramer ve âdetlere değindiği çalışmasında Sulukule'den özel olarak bahsetmez. Hattâ bu semtten sadece Blahernai civarında Çınar Çeşme diye söz eder. Güya o zaman Kasımpaşa-Istanbul ve Üsküdar'da toplam 140 Çingene ailesi yaşıyormuş. Bu rakam pek az görünmektedir. Ancak Tanzimat dönemiyle başlayan nüfus kaydı, nüfus kâğıdı verme işlemi Çingenelere uygulanmadığından kesin bir nüfus tahmininde bulunulamaz.



Bibi. İstanbul Şehir Rehberi 1934; R. E. Koçu, "Ayvansarayî", "Çingeneler", ISTA, III-VII; O. C. Kaygılı, Çingeneler, Ankara, 1972; Ale-xandre G. Paspati, Etüde sur leş Tchinghianes ouBohemiensdel'empireOttoman, İst., 1870. ILBER ORTAYLI

SULUKULE KAPISI

bak. SURLAR



SUMMER PALACE

Tarabya'nın, 19. yy'da Batılı yaşamın en önemli merkezlerinden biri olmaya uygunluğu, bu bölgede bulunan elçiliklerin de etkisiyle, Boğaziçi'nin ilk büyük otellerinin burada yapılmasına neden olmuştur.

Bugün yerinde olmayan ve 19. yy'm sonlarında yapıldığı tahmin edilen Sum-mer Palace hakkında çok fazla bilgi yoktur. Bulunduğu yer ve bahçesi halen Sümer Korusu adıyla anılmaktadır. Alman Elçiliği binasından koya doğru, kıyı çizgisine paralel olarak yer alan yapının beş katlı ve oldukça görkemli olduğunu biliyoruz. Ancak, çevredeki daha küçük yapılardan farklı olarak, koruluğun içine kadar

; Hft&sl :VTfaerapie, öoephore. : Hotsl, Ther&iiia, BİSBpoms.

20. yy'ın

başından bir

kartpostalda

Summer

Palace.


Cengiz Kahraman arşivi

CONSTANTJNOPLB. &tnınıer Pul* Snmraer Patın



SUR-I HÜMAYUN

Padişahların erkek çocuklarının sünnetleri, kızlarının, kız kardeşlerinin, yeğenlerinin evlendirilmeleri sırasında yapılan düğünlere verilen ad. Sünnet düğünü için yapılanına sur-i hitan, evlendirme düğünü için yapılanına ise sur-ı cihaz denilir.

Özellikle sünnet düğünü için çok görkemli ve uzun süreli şenlikler yapılırdı. Ancak sur-i hümayunların yalnız, bu iki vesile için yapıldığını söylemek yanlış olur. Bir zaferin kazanılması, bir kalenin düşmandan ele geçirilmesi, sultanın cülusu ya da cülus yıldönümü, şehzadelerin okumaya başlaması (bed-i besmele), saraydaki doğumlar (velâdet-i hümayun) için de düzenlenirdi. Kimi kez iki vesile birleşiyordu. Mevlit gibi bir dinsel vesile ile yukarıda sayılan olaylardan biri, kimi kez de sözgelimi iki düğün bir araya geliyordu. Şenlik-

Surname-i Vehbî'den Levnî'nin bir minyatüründe şehzadelerin sünnet düğünü, III. Ahmed yere altın saçıyor (solda) ve Bağdat Köşkü revakları arasında yatan şehzadeler.

TETTV'Arşivi

SUR-I SULTANİ

72

73

SUR-I SULTANİ



İSTANBUL'DAKİ ÖNEMLİ SUR-I HÜMAYUNLAR

tekdüzeliği askıya alınıyor ve ruhsal bir gevşeme oluyordu. Her türlü taşkınlığa göz yumuluyordu. Bireylerin toplum içinde kaynaşmaları sağlanıyordu. Şenlikler din eğitimine yaradığı gibi, Müslümanlara dinlerinin tüm dinlerden üstün olduğu bilincini aşılıyordu. Ayrıca imparatorluğun gücü hem halka hem de dış ülkelerin temsilcilerine gösteriliyordu. Sanatlarda, teknolojide varılan düzeyin propagandası yapılıyordu. Şenlikler ekonomiye canlılık getiriyor, herkese bir iş alanı sağlıyor, alım satımı geliştiriyordu. Sur-ı hümayunların incelenmesi bu çağların toplumsal yaşamının, kültürünün, sanatlarının ve teknolojisinin anlaşılması bakımından son derece önemlidir.



Bibi. And, Şenlikler; M. And, Kırk Gün Kırk Gece, tst, 1959; ay, "Le Commonwealth' deş arts turcs: Leş Fetes Ottomanes", Der islam, 59/2 (1982), s. 285-297; ay, Culture, Perfor-mance and Communication in Turkey, Tokyo, 1987, s. 131-157.

METİN AND



SUR-I SULTANİ

II. Mehmed, İstanbul'da önce Eski Sa-ray'da(->) ikamet etti, daha sonra da şehrin birinci tepesi üzerinde, merkezden uzak, sakin ve savunması kolay Topkapı Sara-



Willem van der Waals tarafından yapılan bir tabloda Sur-ı Sultani'nin Sarayburnu-Sirkeci arasındaki bölümünün 17. yy'daki görünümü. Hülya Tezcan arşivi

1490 II. Bayezid'in torununun sünneti ve iki kızının düğünü.

i gün).

1524 L Süleyman'ın kız kardeşi ile Sadrazam ibrahim Paşa'nın düğünü ı



1530 I. Süleyman'ın dört oğlunun sünnet düğünü (3 hafta).

1539 I. Süleyman'ın iki oğlunun sünnet düğünü ve kızı Mihrimah'ın Rüstem Paşa

ile düğünü (2 hafta).

1562 I. Süleyman'ın üç torununun düğünü.

1582 III. Murad'ın oğlu Şehzade Mehmed'in sünnet düğünü (50 günü aşkın). 1586 III. Murad'ın kızı Ayşe Sultan'ın Kanijeli İbrahim Paşa ile düğünü. 1593-1594 III. Murad'ın kızının Kaptan-ı Derya Halil Paşa ile nişanı ve düğünü. 1612 I. Ahmed'in büyük kız kardeşinin Kaptan Paşa ile düğünü. 1646 Sultan ibrahim'in kızı Fatma Sultan'ın Kaptan-ı Derya Fazlı Paşa ile düğünü. 1695 IV. Mehmed'in kızı Fatma Sultan'ın Silistre Valisi Tırnakçı Mehmed Paşa ile

düğünü; II. Mustafa'nın kızı Ayşe Sultan'ın doğumu.

1708 II. Mustafa'nın iki kızının düğünü.

1709 III. Ahmed'in kızı Fatma Sultan'ın Silahdar Ali Paşa ile düğünü (25 gün).

1710 II. Mustafa'nın kızı Safiye Sultan'ın Kara Mustafa Paşa ile düğünü. 1720 III. Ahmed'in dört oğlunun sünnet düğünü, kızlarının ve yeğenlerinin

düğünü (15 gün).

1724 III. Ahmed'in üç kızının düğünü. 1740 II. Mustafa'nın kızının düğünü.

1834 II. Mahmud'un kızı Saliha Sultan'ın Tophane Müşiri Halil Paşa ile düğünü. 1836 II. Mahmud'un kızının düğünü ve iki şehzadenin sünnet düğünü. 1840 II. Mahmud'un kızı Atiye Sultan'ın Rodosizade Ahmed Fethi Paşa ile

düğünü (l hafta). 1845 II. Mahmud'un kızı Âdile Sultan'ın Vezirazam Mehmed Ali Paşa ile düğünü

(l hafta).

1847 Şehzade Murad ve Abdülhamid'in sünnet düğünü (12 gün). 1854 Abdülmecid'in kızı Fatma Sultan'ın Mustafa Reşid Paşa'nın oğlu Ali Galib

Paşa ile düğünü. 1856 Şehzadeler Mehmed Reşad, Kemaleddin, Burhaneddin ve Nureddin'in

sünnet düğünü (12 gün). 1858 Abdülmecid'in kızlarından Cemile Sultan'ın Fethi Ahmed Paşa'nın oğlu

Mahmud Celaleddin Paşa, Münire Sultan'ın da eski Mısır valisi Abbas

Paşa'nın oğlu llhami Paşa ile düğünü (15 gün). 1870 Dört şehzadenin sünnet düğünü.

METiN AND

lerin süresi üç gün üç geceden az olmazdı, kimi ise iki hafta sürüyordu. 1582'de III. Murad'ın oğlu Şehzade Mehmed'in (III) sünnet düğünü 50 günü aşkın sürmüştür. Burada geceler de gündüz programına ekleniyordu. Gecelerde şehrayin denilen kandillerle, meşalelerle, havai fişeklerle donanma geceleri düzenleniyordu. Sarayla ilgili olmakla birlikte bu şenliklere ayrım gözetmeksizin bütün halk katılıyordu, imparatorluğun çeşitli yörelerinden gelmiş sanatçılar ve hüner sahipleri bu şenlikte gösterimler veriyorlardı. Şiir ve tasvir sanatları, mimarlık, dekor ve süsleme sanatları, üç boyutlu tasvir sanatları, ışık sanatları, dramatik savaş gösterimleri, sirk sanatları, gözbağcılık sanatı, musiki dans ve sözsüz dramatik sanatlar, sözlü dramatik gösterim sanatları, spor gösterileri, nahıl alayı, şeker bahçeleri, geçit alayları, esnaf alayları gibi tüm sanatlar ve zanaatlar bir araya geliyordu.

İstanbul'daki sur-ı hümayunlar daha . çok Atmeydam'nda(->) yapılıyordu, daha sonraki yüzyıllarda Haliç'te, Kasımpaşa'da, Okmeydanı'nda(-0, Dolmabahçe sırtlarında, Haydarpaşa Çayırı'nda ve Boğaziçi'nde de düzenlenmiştir. Sur-ı hümayunlardaki vesilelerin arkasında başka amaçlar da vardı. Şenliklerle günlük yaşamın sıkıcılığı,

yı'nı inşa ettirdi. Birinci tepe şehrin ilk yerleşim yeri olup Akropol Tepesi'dir. Saray bu tepenin düzlüğünde, Marmara'ya doğru üçgen şeklinde uzayan Sarayburnu Ya-rımadası'nda kurulmuştu. Yarımadanın etrafı Marmara sahil suru ile çevriliydi. Yeni Saray'ın inşaatı sırasında deniz surları karadan bir surla birleştirilerek Sur-ı Sultani oluştu. Sur-ı Sultani bazen, sadece deniz surlarının iki ucunu karadan birleştiren Osmanlı duvarı (sadece kara suru) için kullanılan bir tabir olmuş, bazen de sarayın etrafını çeviren Marmara sahil surlarını da içine alan tüm surları kapsayacak şekilde kullanılmıştır.

Marmara sahil surlarının ilk devri Bizan-tion'a(->) aittir. Sur-ı Sultam ile ilişkisi bakımından bu ilk suru incelemek gerekir. Bi-zantion, Akropol Tepesi, Ayasofya Meydanı ve Akropol'ün yamacını içine alıyordu. Bizantionlu Dionisios ilk Bizantion'un çevresinin 5'i kara tarafında olmak üzere 35 Stadion ölçüsünde, 27 kuleli bir surla çevrili olduğunu bildirir. Çok iri taş bloklarının harçsız olarak, alıştırma yöntemiyle üst üste konmasıyla yapılan bu surların kalıntılarına yer yer rastlanmıştır. Sarayın bugünkü Gülhane Parkı'na giriş kapısı olan Soğuk-çeşme Kapısı'nın karşısındaki, bugün mevcut olmayan bir konağın altında, Aya İrini Kilisesi'nin(->) doğu tarafında "L" şekli göstererek Ayasofya'nın altına doğru uzanan sarnıcın içinde bulunur. Sarayın Bâb-ı Hümayun'dan aşağıya inen sur duvarı sarnıcı ikiye böler ve temelleri ilk sura aittir. Gene Demirkapı'mn güneyi ile demiryolu arasında bulunan bir sarnıç içinde erken sura ait kalıntılar tespit edilmiştir. Sirke-ci'den başlayan Rumeli demiryolu inşaatı sırasında (1872), A. G. Paspatis'in(->) tespit ettiği 10 ayak uzunluk, 2,5 ayak genişlik ve 1,5 ayak kalınlıktaki taşlardan oluşan kik-lopik duvar kalıntıları bu ilk sura aitti. Son olarak 1982'de Devlet Su İşleri'nin, Ömerli su isale hattını geçirmek için bölgede yaptığı hafriyat sırasında Sirkeci yönünde Ahırkapı'dan hemen önce, sahil surunun delindiği yerde, aynı büyüklükteki sur taşlarına rastlanmış ve fotoğrafla tespiti yapılmıştır.

II. Mehmed (Fatih) (hd 1451-1481) şehri güvence altına almak için önce kuşatma sırasında hasar gören surları ele almıştı. Özellikle denizden gelecek tehlikelere karşı Marmara sahil surları üzerinde hemen onarım ve yenileme çalışmalarını başlattı. Fatih dönemine ait tarihsiz bir ariza (dilekçe), sultana şehrin ilk kadısı Hızır Bey Çelebi(-0 mührüyle sunulmuş olup bu onarımla ilgili olduğu sanılır. Belgede Marmara sahil surunun Sirkeci'deki Yalı Köşkü Kapısı'ndan, Top Kapısı'na kadar olan kısmının nasıl onarıldığı ölçüler verilerek tafsilatlı bir şekilde anlatılır. İfadeden bazı yerlerin temelinden yenilendiği, bazılarının kısmen onarıldığı, acemioğlan-lar ağası ile ulufeciler subaşısmın da yardımlarından bahsedilir.

Fatih'in çağdaşı Tursun Beğ(->), Topkapı Sarayı'mn inşa edilmesinden sonra etrafının yuvarlak ve üçgen kuleler ve ka-

pılarla donatılmış bir surla çevrildiğini söyler. Sarayın giriş kapısı Bâb-ı Hüma-yun'un üzerindeki kitabede okunan 1478 tarihi, sahil surunu kara tarafından kapatan duvarın tamamlandığı tarihtir ki, II. Baye-zid dönemi (1481-1512) tarihçilerinden Oruç Beğ'in, II. Mehmed'in 1477'de Mo-rova üzerindeki hisarları fethederek İstanbul'a döndüğünü ve Topkapı Sarayı'na yüksek duvar çektirdiğini söylediği kayıtla uyuşur.

1509'da meydana gelen, şiddeti dolayısıyla halk arasında "küçük kıyamet" olarak anılan depremde, şehir büyük hasar görmüştür. Kaynaklar, kara ve deniz tarafındaki surlarla, saray duvarlarının yer yer harap olduğunu, bazı yerlerin de yerle bir olduğunu yazarlar. Bundan sonra onarımlar yapılmış, deprem gibi bir başka afet olan yangından korunmak için de saray tarafından bazı önlemler alınmıştı. Örneğin I. Süleyman (Kanuni) (hd 1520-1566), İstanbul kadısına ve subaşma 966/1558'de bir hüküm göndererek surların iç yüzünde duvara bitişik ve duvar üzerinde ev yapılmamasını, surun dış yüzüne bitişik dükkânlar varsa derhal kaldırılmasını, yüksek katlı evler yapılmamasını, hisara yakın yıkılmış ağaç kalmamasını emretmiştir.

Daha sonra IV. Murad (hd 1623-1640), Revan seferindeyken Kaymakam Bayram Paşa, surları bir baştan bir başa tamir ettirmiş, yemlemiş ve beyaz renkle badana-latmıştır. Bu tamire ait kitabe Topkapı Sa-rayı'nda bulunmaktadır. IV. Murad'ın çağdaşı olan Evliya Çelebi, l634-l635'e rastlayan surlardaki yenileme faaliyetini kendine has üslubuyla anlatırken, kale üzerinde ve kaleye bitişik ne kadar ayan ve eşraf evi varsa yıktırıldığım belirtir. Bu arada kendisinin de İstanbul surlarını adımladığım ilave eder.

Surların beyaza boyanması çok etkileyici gözükmüş olmalı ki, IV. Mehmed'in (hd 1648-1687) sadrazamı Boynueğri Mehmed Paşa 1656'da surları yeniden beyaza boyatmıştı. O sıralarda Avrupalılar Limni ve Bozcaada'yı zapt etmişti. 18. yy coğrafyacılarından İnciciyan, düşman donanmasının İstanbul'a ani bir taarruzuna karşı bir önlem olmak üzere şehre yeni ve azametli bir manzara vermek için, surların boyandığını ve aynı zamanda Ahırka-

pı'dan Yedikule'ye kadar surların üzerinde bulunan bütün evlerin yıkıldığını ve bunun halkı çok korkuttuğunu belirtir.

Surlar en son 1719 zelzelesinde hasar görmüştür ki, Tarih-iRaşid bundan bahseder. Son onarım ve koruma önlemlerinin bu zelzeleden sonra III. Ahmed zamanında (1703-1730) Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından alındığını mevcut kitabeler gösteriyor. Surların üzerine, bitişiğine ev yapılmasının yasaklanmasına rağmen buna uyulmadığı zelzeleden hemen sonra, III. Ahmed'in bu emri tekrarlamasından anlaşılmaktadır. Bu hükümden kısa bir süre sonra sarayın matbah emini olan Halil Efendi, surların tamiri için görevlendirilmişti. Bu işi başarıyla sürdüren Halil Efendi, Yalı Köşkü Kapısı'ndan başlayarak, Narlıkapı'ya kadar olan surları 1722-1725 arasında onartmıştı. Saray-ı Hümayun'daki Yalı Köşkü Kapısı ile Demirkapı arasındaki kuleden Ahırkapı'ya kadar surun iç ve dış tamirini de yapmıştı.

Surlar üzerinde yapılan son onarım budur. Anılan tarihten sonra Sur-ı Sultani ile hiç ilgilenilmemiş, aksine kısım kısım ortadan kaldırılmıştır. Sirkeci tarafından Sarayburnu dönüldüğünde, surdaki ilk kapı olan Top Kapısı (veya Topkapı) iki yuvarlak mermer kule ile korunmaktaydı ama 1817'de yıktırılmıştı. Sirkeci tarafındaki diğer sur kapıları da bunu takip eden yıllarda ortadan kaldırılmıştı. Örneğin, Topkapı Sarayı'ndan çıkan surre alayı(->) develerin ve yük katırlarının da katıldığı oldukça kalabalık bir kervan halinde sur kapılarından geçerken zorlanırdı. Bu yüzden mahmil-i şerifi taşıyan deve geçerken Bahçe Kapısı'nın eşiği kazılarak çıkarılır, alay geçtikten sonra tekrar yerine konurdu. Fakat sonraları, Tarih-i Lutfî, Fuad Paşa'nın (1814-1869), "girmek isteyene kapımız açıktır" anlamına gelmek üzere, sur kapılarını kaldırttığını kaydeder.

Marmara sahil surlarına en büyük kıyım 1871-1872'de Sirkeci'den başlayan Rumeli demiryolunun döşenmesi sırasında olmuştur. Abdülaziz (hd 1861-1876), demiryolunun sarayın surlarını yıkarak hasbah-çeden geçmesinin sakıncaları konusunda uyarılmıştı. Onun bu konuda "demiryolu geçsin de isterse sırtımdan geçsin" sözleri, Topkapı Sarayı'na ve surlara ne kadar duyarsız olduğunun ifadesidir. Bu sırada,

Bahçekapı'dan Sarayburnu'na kadar olan surlar tamamıyla, kara tarafını kapatan ve ve sahil suruyla birleşen Osmanlı surunun da Cankurtaran İstasyonu'na rastlayan kısmı ortadan kaldırılmıştır.

Daha sonra surun Değirmen Kapısı'ndan Sarayburnu'na doğru olan kısmı ve kapısı ortadan kaldırılmışsa da Âsar-ı Atika Encü-meni'nin (İstanbul Eski Eserleri Koruma Encümeni!-»]), Harbiye Nezareti'ne müra-caatıyla kapı yerine konmuş ve sur da onarılmıştı. Duruma tanık olan Mehmed Ziya^), iki yanı mermer sütunlu olan kapının sütunlarının yerine konmadığını ve kemerinin de yapılmadığını ifade eder.

1900'lü yılların başında Değirmenkapı civarındaki surları kaldırma girişimi, 1942-1944 arasında gerçekleşmiştir. Türkiye ile Almanya arasındaki krom antlaşmasına göre demiryolunun Değirmenkapı civarındaki bir yerinden denize bir hat uzatılarak iskele yapılacaktı. İskelenin kurulabilmesi için surun bir bölümünün yıkılması gerekiyordu. Yükleme işi bittikten sonra sur 9. işletme tarafından onarılacaktı. Ancak 9. işletme sözünü tutmadı. Bu olaylara tanık olan ilk müzecilerden Zarif Orgun, daha sonra Değirmen Ocağı'nda yapılacak şimendifer iskeleleri sebebiyle surların yıkılarak 15 m genişliğinde yol açıldığını ve bunun Nafıa Vekâleti'nin 17 Aralık 1943 tarihli emriyle gerçekleştiğini ifade etmişti.

Marmara sahil surunun başlangıcında Sepetçiler Kasrı, Kayıkhane ile bugün mevcut olmayan Mezbelekeşan Ocağı binası ve Tabhane Mescidi bulunmaktaydı. Rumeli demiryolunun döşenmesinden sonra sahildeki bu kısım ayrıca bir duvar içine alınmıştı. Mescit ve etrafındaki binalar 17. yy'dan itibaren Sarayburnu'nu gösteren gravürlerde görülür. Minaresi yıkılmış vaziyette ayakta kalan mescit, 1950'deki sahil yolu yapımı sırasında ortadan kaldırılmıştır.

Surun gerek sahil tarafında, gerekse kara tarafında daha Bizantion döneminde açılmış kapılar bulunuyordu. Daha sonra Roma ve Bizans döneminde de sur gerisindeki mabetlere, spor tesislerine, kiliselere girmek için kapılar açılmıştı. Kenti alan Osmanlılar mevcut kapılardan faydalandıkları gibi, ihtiyaçlarına göre yenilerim açmışlar, kullanmadıklarını kapatmışlardı. Kaynaklar, araştırmacılar, seyyahlar bu kapılardan bahsederken yapılan değişiklikler se-



Dostları ilə paylaş:
1   ...   14   15   16   17   18   19   20   21   ...   140
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə