I d I n I a V a 3IV1ho nin

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 8.6 Mb.
səhifə21/140
tarix30.12.2018
ölçüsü8.6 Mb.
1   ...   17   18   19   20   21   22   23   24   ...   140

SUTOPU

Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı'na bağlı Denizcilik Heyet-i Müttehidesi (Federasyonu) Yüzme Komisyonu Başkanı Ekrem Rüştü Bey'in (Akömer) kişisel çabalarıyla İstanbul, 1931'de Türkiye'nin ilk yüzme havuzuna sahip olmuştu. Boğaziçi iskeleleri arasında vapur işleten Şirket-i Hayriye de Büyükdere'de bir yüzme havuzu yaptırmıştı. Büyükdere kıyısında denize çakılan ahşap kazıkların aralarını yine kereste ile kapatmak suretiyle meydana getirilen 50 m uzunluğunda ve 25 m genişliğindeki bu ilk yüzme havuzu 15 Temmuz 1931'de hizmete girdi. Bu ilk yüzme havuzu yalnız yüzme sporuna yeni bir ufuk açmakla kalmadı, aynı zamanda sutopu sporunun da doğduğu yer oldu.

Sutopunda ilk şampiyona aynı yıl bu havuzda yapıldı. Beykoz'u 8-0, Beylerbe-yi'ni 5-0 yenen Galatasaray, final maçında Bahriye Mektebi (Deniz Harp Okulu) takımını da 2-0 yenmek suretiyle ilk şampiyonluğu kazandı.

Galatasaray, 1938'e kadar İstanbul sutopu şampiyonluğunu elinde tutan güçlü bir sutopu takımına sahip oldu. Daha sonra İstanbul'da yüzme ve sutopu faaliyeti, Or-taköy'de yaptırılan ve 22 Mayıs 1943'te hizmete giren, betondan inşa olunan Lido Yüzme Havuzu'nda sürdü.

Galatasaray, İstanbul Yüzme İhtisas Kulübü ve Modaspor. sutopu sporunda şampiyonlukları paylaşan takımlar oldular.

Sutopu dalında ilk milli karşılaşma 1937'de Macaristan'la yapıldı. Türk milli takımı Avrupa çapında büyük bir güce sahip bulunan Macaristan'a 11-1 yenildi. Sutopu dalında faaliyet bugün de yüzme sporuyla uğraşan kulüplerimizin çabalarıyla sürmektedir. İstanbul ekipleri Türkiye çapında başarılar ve şampiyonluklarıyla bu dalda gerçekten güçlü bir manzara arz etmektedirler.

CEM ATABEYOĞLU

SÜLEYMAN I

(6Kasım 1494, Trabzon - 7Eylül 1566, Si-getvar) 10. Osmanlı padişahı (30 Eylül 1520-7 Eylül 1566).

I. Selim (Yavuz) ile Hafsa Sultan'ın (ö. 1534) oğludur. Doğum tarihini 27 Nisan 1495 olarak veren kaynaklar da vardır. Fetret Devri'nde (1403-1413) Emir Süleyman' m tartışmalı hükümdarlığı dikkate alınarak II. Süleyman, yasa kuyuculuğundan dolayı Süleyman-ı Kanuni, Kanuni Sultan Süleyman olarak da bilinir. Büyük bir divan oluşturan şiirlerinde Muhibbî mahlasını kullanmıştır. Döneminde Balıklarca Magni-ficent-Magnifique-Der Prâchtige (Muhteşem) ve Grand Türe (Büyük Türk) olarak anılmıştır.

İstanbul'a Türk-Müslüman kimliği kazandıran başta Süleymaniye Külliyesi(->) olmak üzere eşi Hürrem Sultan(->), oğulları Mehmed ve Cihangir için büyük külliyeler yapılmış, damadı Rüstem Paşa'nın, kızı Mihrimah Sultan'm(->), vezirlerinin Mimar Sinan'a (->) yaptırttıkları eserlerle İstanbul yepyeni bir siluet kazanmıştır. Bent, sukemeri, suyolu, köprü, çeşme, saray, hasbahçe, mektep, medrese, kervansaray, hamam, sebil, türbe, tabhane, darüşşifa vb yapımı I. Süleyman'ın 46 yıllık saltanatı boyunca sürmüştür. II. Mehmed'in (Fatih) tesis ettiği Tophane-i Âmire(-»), döneminde 20-22 tonluk topların döküldüğü büyük bir sanayi kuruluşu olmuştur. 1509 büyük depreminde harap olan kent için, Kanu-ni'nin saltanat yılları geniş çaplı bir restorasyon dönemi olmuş; gelişigüzel ve basit yapılaşmaların yerini düzenli ve planlı bir kentleşme almıştır. İstanbul bu dönemde bol suya kavuşturulmuş; Marmara kıyı limanlarının dolması ile Haliç-Galata Limanı, Akdeniz'in en işlek uğrak yeri haline gelirken kentte de elçilere, yolculara ve tüccarlara hizmet veren büyük kervansaraylar ve hanlar yapılmıştır. Kanuni dönemi İstanbul'u aynı zamanda bilim, sanat ve kültür çalışmaları bakımından da ileri düzeyler yansıtır.

Babası Selim'in valilik yaptığı Trabzon'da doğan Süleyman'ın çocukluğu burada geçti. Doğu bilimleri ve İslami bilgiler alarak yetişti. 1508'de Şebinkarahisar san-cakbeyliğine atandı. Buradan Bolu Sanca-ğı'na, 1509'da Kefe sancakbeyliğine gönderildi. ,1512'de Selim padişah olunca İstanbul'a geldi ve babasının, amcaları Ah-med ve Korkud'la olan mücadelesi boyun-

ca "kaimmakam-ı saltanat" sanını taşıyarak İstanbul'da ve Edirne'de oturdu. 1513'te Saruhan (Manisa) sancakbeyliğine gitti. Babası I. Selim'in ölüm haberini alınca 8 günde Üsküdar'a geldi. 30 Eylül 1520'de Topkapı Sarayı'na geçti ve o gün öğleden sonra cülus(->) töreni düzenlendi. Ertesi gün, matem elbiseleri giyerek Edirneka-pı'ya gitti ve babasının cenazesini karşıladı. Fatih Camii'nde kılınan namazdan sonra, babasının gömüldüğü Mirza Sarayı denen yere bir türbe ve imaret yapılmasını, temelleri atılmış bulunan caminin tamamlanmasını (bak. Sultan Selim Külliyesi), babası adına Yenibahçe'de de bir medrese inşasını emretti (bak. Sultan Selim Medresesi). Babası döneminde Tebriz'den ve Mısır'dan zorla İstanbul'a göç ettirilen aileler için, memleketlerine dönme özgürlüğü tanıyarak icraata başlayan Süleyman, İstanbul'a ve ülkeye ibrişim ithali yasağını da kaldırdı.

Tahta geçtiği yıl çıkan Suriye'deki Can-berdî Gazalî ayaklanmasının bölgeye sevk edilen güçlerce bastırılmasından sonra 19 Mayıs 1521'de İstanbul'da türbeler ziyaretinde bulundu ve buradan ilk sefer-i hümayun için, Halkalıpınar'daki ordugâha geçti. Belgrad'ı fethederek ekim ayı sonunda İstanbul'a döndü. Tebrik için gelen Ragu-sa, Rus, Venedik elçilerini kabul etti. Venedik Balyosu Marco Memmo ile yeni bir ahitname imzalandı. Ertesi yıl, Akdeniz-îstanbul suyolu üzerinde önemli bir engel oluşturan ve korsanlıkla geçinen Saint-Jean şövalyelerinin üstlendiği Rodos seferini gerçekleştirdi. Süleyman, Rodos seferinde iken, İstanbul'da Sultan Selim Külli-yesi'nin yapımı tamamlandı. 20 Aralık 1522'de Rodos Kalesi'nin fethi sırasında, burada Hıristiyan kimliği ile yaşayan ve Cem Sultan'ın oğlu olduğu ileri sürülen Murad'ı ve oğullarım boğduran Süleyman, şehzadenin eşini ve kızlarını İstanbul'a gönderdi. Ocak 1523'te İstanbul'a döndüğünde, babası I. Selim döneminden beri vezirazam olan Pirî Mehmed Paşa'yı emekli edip, 27 Haziran 1523'te "nedim ü yârı, mahrem-i esrarı" Pargalı bir Rum olan, Ha-sodabaşı Frenk İbrahim Ağa'yı vezirlik rütbesiyle sadrazamlığa atadı. Süleyman'a, Manisa valiliğinden beri, bir arkadaş ve sırdaş kadar yakın olan 28 yaşındaki İbrahim Paşa'nın bu beklenmedik yükselişi, pek çok dedikoduya ve eleştiriye neden oldu. İbrahim Paşa, padişahın kendisine bağışladığı İbrahim Paşa Sarayı'na(->) yerleşti. Diğer yandan, gelenek uyarınca vezirazam olması gereken ikinci vezir Ahmed Paşa ise vali olarak gönderildiği Mısır'da Ocak 1524'te isyan ederek bağımsızlığını duyurdu.

Bu ayaklanmanın bastırılıp Ahmed Paşa'nın kesik başının İstanbul'a gönderildiği günlerde başkent, tarihinin en görkemli düğünlerinden birine tanık oldu. 22 Mayıs 1524'te başlayan ve 5 Haziran'a değin süren bu düğünle İbrahim Paşa, Süleyman'ın kız kardeşi Hatice Sultanla evlendi. Düğün boyunca Atmeydanı'nda(->) türlü gösteriler düzenlendi (bak. sur-ı hümayun). Geceleri mum donanmaları, havai fi-



SÜLEYMAN I

84

85



SÜLEYMAN I

şek gösterileri, gündüzleri ise savaş oyunları, "mudhike" temsilleri, köçek raksları ve müsabakalar düzenlendi. Düğün sürerken 28 Mayıs günü Şehzade Selim'in (II) doğması, ikinci bir coşku nedeni oldu.

Vezirazam ibrahim Paşa düğünden sonra gerekli hazırlıkları yaparak donanma ile Mısır'a hareket etti. Süleyman ise kışı geçirmek ve avlanmak için Edirne'ye gitti. Mart 1525'te istanbul'a dönen padişah, Kâğıthane ve Terkos taraflarında avlanırken yeniçeriler kentte bir ayaklanma başlattılar. 25 Mart günü Vezir Ayaş Mehmed Paşa'nın, Defterdar Abdüsselam Çelebi'nin konaklarını, bazı rical evlerini, gümrük ambarlarını, hattâ İbrahim Paşa'nın sarayını yağmaladılar. Süleyman, çok sert önlemler aldırtarak ayaklanmayı bastırdı ve eyleme öncülük eden Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa ile Reisülküttab Haydar Efendi'yi idam ettirdi. Kapıkullannı 200.000 duka tutarında para dağıtarak yatıştırdı. Mısır'ı düzene koyan İbrahim Paşa'nın 6 Eylül günü İstanbul'a dönüşü görkemli oldu ve ivedilikle yeni bir sefer hazırlıkları başlatıldı. Bunun nedeni ise İstanbul'a gelen ve padişah tarafından kabul edilen Fransa Elçisi Kont Frangepani'nin, Osmanlı padişahından Avrupa sorunlarına müdahale etmesini istemesiydi. I. Süleyman, sefer serdar-lığına Vezirazam İbrahim Paşa'yı atarken Güzelce Kasım Paşa'yı da istanbul muhafızı olarak görevlendirdi. I. Süleyman ve İbrahim Paşa, büyük bir orduyla 23 Nisan 1526'da İstanbul'dan hareket ettiler. Mohaç zaferi, Macaristan'ın Osmanlı Devleti'ne bağlanması gibi önemli sonuçları olan bu sefer 7 ay sürdü ve I. Süleyman, 13 Kasım 1526'da büyük bir zafer alayı ile İstanbul'a girdi.

1526'da- Anadolu'da ortaya çıkan Baba Zünnun ve Kalenderşah ayaklanmalarını bastırmak üzere Vezirazam İbrahim Paşa 30 Nisan 1527'de İstanbul'dan Üsküdar'a geçerek Anadolu'ya hareket etti. Her iki ayaklanmayı bastıran ve ayaklanmacıların bayraklarım, simgelerini, kesik başlarını İstanbul'a gönderen İbrahim Paşa, Süleyman'ın güvenini daha çok kazanmış olarak 11 Ağustos 1527'de başkente döndü.

O yıl İstanbul'da "Molla Kaabız meselesi" denen ilginç bir olay yaşandı. İran'dan gelen ve İstanbul uleması arasında saygın bir yer edinen Molla Kaabız, Hz İsa'nın, bütün peygamberlerden üstün olduğu savım ortaya atarak bunu, Kuran ayetleriyle kanıtlamaya kalkışınca Sünnî ulemanın tepkisini çekti. Fakat hemen cezalandırıl-mayarak Divan-ı Hümayun'da kazaskerlerin huzurunda yargılandı. İlk günkü duruşmada Fenarîzade Muhyiddin Çelebi ile Kadri Çelebi'ye kendi nazariyesini uzun uzun açıklayan Kaabız'ı, salonun "Adalet Kasrı" denen kafesli bölümüne gelen I. Süleyman da dikkatle dinledi. Kazaskerler, Kaabız'ın savlarını çürütecek görüşler ortaya koyamadan idamına hükmettiler. Duruşmayı izleyen Vezirazam İbrahim Paşa kazaskerlere, Kaabız'ın yanılgısını açıklamalarını, ancak ondan sonra idamına hükmetmelerinin doğru olacağını uyardı. Süleyman ise yargılama biçimini beğenmeye-

rek "Bir mülhid divanımıza gelür hazret-i peygamberimizin i'tilâ-i şanına nakz veren hezeyana cüret kılur ve zu'm-ı fâsidince delâil ve nusûs dahi nakleder ve mülzem olmadan çıkar gider buna bâis nedür?" dedi. Ertesi gün dava yargıçlığını Şeyhülislam Kemalpaşazade ile İstanbul Kadısı Sa'dî Çelebi üstlendiler. Molla Kaabız'ın savlan çürütüldü. Bunun üzerine batıl inancından dönmesi, aksi halde katline hükmedilece-ği uyarıldı. Kaabız, inancından dönmemekte diretince boynu vuruldu.

Macaristan'ın yönetimine müdahale eden Avusturya'ya karşı yeni bir sefer-i hümayunun hazırlıkları yapılırken I. Süleyman, Vezirazam Makbul İbrahim Paşa'ya, o zamana kadar hiçbir vezire verilmemiş olan "serasker" sanını da vererek onu bir bakıma kendi mutlak saltanatının yetkilerine ortak yaptı. 10 Mayıs 1529'da sefere çıkarken de üçüncü bir görev olarak Rumeli beylerbeyliğini verdi. Başarısız Viyana kuşatmasıyla sonuçlanan bu büyük sefer 8 ay sürdü ve I. Süleyman 16 Aralık 1529'da İstanbul'a döndü.

Young Albümü'nde I. Süleyman. Cengiz Kahraman arşivi

27 Haziran 1530'da başlayan ve bir öncekinden daha görkemli ve renkli geçen düğünle üç şehzade, Mustafa, Mehmed ve Selim sünnet edildiler. Atmeydanı bu düğün için hazırlanmış, Mehterhane yakınına padişaha mahsus bir otağ ve taht, vezirler, konuklar için de otağlar ve sayeban-lar kurulmuştu. Meydana dikilen zafer andaçları arasında, Budin'den getirilen heykeller de vardı. İlk gün padişah tebrikleri ve hediyeleri kabul etti. Vezirler, ulema, elçiler, mehter nağmeleri arasında Süleyma-nın katına çıkıp Mısır, Hint, Şam kumaşlarından, altın ve gümüş evani türünden, mücevherli silahların, billur eşyanın, kürklerin en değerlilerinden, güzel kölelerin seçmelerinden hediyelerini sundular. Ülkenin her tarafından gelen hünerbazlar,

oyuncular, İstanbul halkının da hayranlıkla izlediği ilginç gösteriler sergilediler. Silahşorların oyunları, Matrakçı Nasufı'un hazırladığı iki yapay kale arasında yeniçerilerin gerçekleştirdikleri savaş sahnesi büyük heyecan uyandırdı. 3 Temmuz günü yeniçeri ve sipahilerin, sünnet mumlarının dikildiği, üzerleri altın yapraklar, çiçek ve kuş bezekleri ile süslü nahıllan getirmeleri, 6 Temmuz'da ulemaya, şeyhlere verilen ziyafet, 11 Temmuz'daki son büyük ziyafet, nihayet şehzadelerin sünnet edilmeleri, arkasından da Okmeyda-m'nda(->) ok, Kâğıthane'de(->) at yarışları düzenlenmesi ile bu muhteşem düğün sona erdi.

17 Ekim 1530'da İstanbul'a gelen Avusturya elçileri Nicolas Jurischitz ile Joseph von Schneeberg, Elçi Hanı'nda(->) konuk edildiler ve Vezirazam İbrahim Paşa ile barış koşullarını görüştükten sonra 17 Kasım günü I. Süleyman'ın katına çıktılar. Fakat anlaşma sağlanamadığından Avusturya'ya karşı bir sefer daha düzenlenmesi kararlaştırıldı.

I. Süleyman ve İbrahim Paşa, 25 Nisan 1532'de orduyla İstanbul'dan ayrıldılar. Almanya seferi olarak bilinen ve 21 Kasım 1532'de padişahın İstanbul'a dönmesiyle sonuçlanan bu başarılı sefer nedeniyle 22 Kasım günü İstanbul'da zafer şenliği düzenlendi. Beş gün beş gece boyunca kent halkı eğlendi. Çarşılar ve bedestenler geceleri de açıldı. Ziyafetler ve eğlenceler birbirini izledi. İçmek ve eğlenmek konusunda hiçbir yasaklama uygulanmadı. Süleyman, İbrahim Paşa'yla birlikte tebdil gezerek halkın arasına karıştı ve bedestende, kentin muhtelif semtlerinde yapılan donanmaları izledi. Süleyman'ın annesi Haf-sa Sultan, Mart 1533'te öldü ve Sultan Selim Külliyesi içersindeki türbesine gömüldü. Büyük şehzade Mustafa da 20 yük akçe ödenekle sancağa çıkarılıp Saruhan'a gönderildi.

1533'te İstanbul'a gelen yeni Avusturya elçisi Jerome de Zara'nm barış isteği olumlu karşılanarak 22 Haziran 1633'te ilk Osmanlı-Avusturya antlaşması İstanbul'da imza edildi.

Ekim 1533'te İbrahim Paşa İran üzerine yapılacak seferin güneydoğudaki hazırlıklarını tamamlamak üzere İstanbul'dan Halep'e hareket etti. 27 Aralık 1533'te Cezayir Hâkimi Barbaros Hayreddin, donanmasıyla İstanbul'a geldi. Bu ünlü denizciyi Ege'de karşılayan Osmanlı donanması da Kaptan-ı Derya Kemankeş Ahmed Paşa'nın kumandasında ona eşlik etmekteydi. Halk kıyılara yığılarak donanmaların toplar atarak limana girişini izledi. Barbaros, ikametine ayrılan Atmeydanı'ndaki Kemankeş Ahmed Paşa Sarayı'na yerleşti. Kendisi için Tersane'de de bir daire ayrılmıştı. 28 Aralık'ta padişah tarafından kabul edilen Barbaros'un sunduğu hediyeler arasında, altın kupalar ve gümüş sürahiler taşıyan 200 seçme köle, bunların arkasında omuzlarındaki altın keseleri ile tutsak 30 soylu, daha arkada yine değerli hediyeler taşıyan 200 köle, boyunlarında çok değeri gerdanlıklar, omuzlarında sırma işleme-

li kumaşlar bulunan 200 tutsak çocuk, en arkada Avrupalı 200 kadın tutsak, ipek denkleri yüklü 100 deve ve zincirlerle bağlı Afrika hayvanları vardı. Barbaros, padişahın huzuruna ünlü 18 reisle birlikte girdi. Hepsine hilaller giydirildi. Hâkimi bulunduğu Cezayir topraklarının Osmanlı sınırlarına katılması önerisinde bulunan Barbaros'a Cezayir beylerbeyliği verildi ve Akdeniz'e yapılacak seferi vezirazamla konuşması için Halep'e gitmesi uygun görüldü. Barbaros İstanbul'a gelişinden birkaç gün sonra Halep'e hareket etti. Halep'ten dönüşünde de 6 Nisan 1534'te Tersane'ye yerleşerek resmen kaptan-ı deryalık görevine başladı.

I. Süleyman 11 Haziran 1534'te Üsküdar ordugâhından, Irakeyn seferi için hareket etti. Van, Bağdat, Tebriz kentlerinin fethiy-le sonuçlanan bu sefer, Ocak 1536'da sona erdi. 8 Ocak'ta İstanbul'a dönen padişahın ve vezirazamın onuruna donatılan başkentte beş gün beş gece şenlik ve şehrayin düzenlendi. İstanbul'dan 1,5 yıl uzak kalan I. Süleyman, Fransa Elçisi Jean de la Forest ile ilk kapitülasyon antlaşmasının imzalanmasına, 18 Şubat 1536'da onay verdi. Bu ahitnamenin imzalanmasından kısa bir süre sonra da 14 yıldır vezirazam ve serasker olan Damat Makbul İbrahim Paşa, sarayda kaldığı bir gece, padişahla geç vakitlere kadar söyleşip eğlendikten sonra uykuya çekildiği odasında bilinmeyen bir nedenle padişah tarafından boğdurtuldu. Muhtemel nedenler arasında, bu trajik olaydan bir süre önce Valide Hafsa Sul-tan'm ölmesiyle saray hareminde kadınlar saltanatını başlatan ve padişah üzerinde etkisi tartışmasız olan Hürrem Sultan'ın; İbrahim Paşa'nın tahta göz diktiği konusunda Süleyman'ı inandırması da vardır. İdamından sonra Maktul İbrahim Paşa olarak anılan bu ünlü vezirazamı, İstanbul'daki tutucu Müslümanlar da Atmeydanı'na diktirdiği heykeller nedeniyle dinsiz saymakta ve aleyhine çalışmaktaydılar. Olayın ertesi 15 Mart 1536'da vezirazamlığa, ikinci vezir Ayaş Mehmed Paşa atandı.

Tersane'de iki yıl süren çalışmalardan sonra yeni bastarda ve kadırgalarla güçlendirilen Osmanlı donanması, 1536'da her yıl olduğu gibi Akdeniz'e açıldı ve düşman kıyılarına akınlarda bulundu, 1537'de ise Barbaros'un kumandasındaki donanma, Avlonya'ya yönelirken L Süleyman da 17 Mayıs'ta "Gaza-yı Korfos", "Sefer-i Pulya" denen Adriyatik seferine çıktı. Korfu kuşatmasının başarısızlıkla sonuçlanması üzerine padişah kara ordusu ile İstanbul'a hareket etti ve 22 Kasım 1537'de başkente geldi. 1538'de ise I. Süleyman, çıktığı Karaboğdan seferinden zaferle dönerken Barbaros da Preveze zaferini kazandı. O yıl, Mısır Beylerbeyi Hadım Süleyman Paşa'ya da bir ferman gönderilerek Hindistan kıyılarına bir deniz seferi başlatıldı. 15 Temmuz 1539'da Ayaş Mehmed Paşa'nın ölümüyle boşalan vezirazamlığa ikinci vezir Lutfî Paşa getirildi. Bir süre Bursa taraflarına giderek avlanan Süleyman, İstanbul'a dönüşünde küçük oğulları Bayezid ile Cihangir'in sünneti ve kı-

zı Mihrimah'ın Rüstem Paşa ile evlenmesi münasebetiyle üçüncü büyük düğünü 11 Kasım 1539'da başlattı.

Nisan 154l'de İstanbul, ilginç bir olayın dedikodusuyla çalkandı. I. Selim'in kızı, I. Süleyman'ın kız kardeşi Şah-ı Huban Sultanla evli olan Vezirazam Lutfî Paşa fuhuş yaparken yakalanan bir kadının işkenceyle idamını, cinsiyet organının da ustura ile oyulmasını emrettiğinden, bunu öğrenen eşinin ayıplamasına kızmış ve Şah-ı Huban'ı tokatlamıştı. Şah-ı Huban'ın bağırması üzerine yetişen cariyeler ve harem ağalan da Lutfî Paşa'yı tartaklayınca bir hanedan skandali yaşandı. Olayı öğrenen I. Süleyman, Lutfî Paşa'yı vezirazamlıktan azlederek Dimetoka'ya sürdü. Şah-ı Huban da boşandı.

Lutfî Paşa'nın yerine Hadım Süleyman Paşa'yı atayan Kanuni, 22 Haziran 154l'de Istabur seferi için İstanbul'dan orduyla hareket etti. Budin'in Osmanlı sınırlarına katılması ile sonuçlanan bu seferden 27 Kasım 154l'de İstanbul'a dönen padişah, Avrupa müttefik kuvvetlerinin Macaristan'a müdahalesi karşısında, yeni bir sefer için 17 Kasım 1542'de İstanbul'dan Edirne'ye hareket etti. Kışı Edirne'de geçirdikten sonra 23 Nisan 1543'te Usturgon seferine çıktı. Barbaros Hayreddin Paşa ise büyük donanma ile Nice seferi için İstanbul'da ayrıldı.

Estergon, İstolni-Belgrad ve Nice zaferleriyle sonuçlanan kara ve deniz seferleri tamamlanmak üzereyken Süleyman, oğlu Şehzade Mehmed'in 6 Kasım 1543'te Manisa'da öldüğü haberini aldı. İstanbul'a döner dönmez, çok sevdiği bu oğlunun cenazesini İstanbul'a getirterek Bayezid Ca-mii'nde İstanbul halkıyla birlikte namazını kıldı. Şehzade Mehmed için büyük bir külliye yapılmasını emretti ve şehzade türbesinin yapılacağı yere gömüldü. Yeniçerilerin, Eski Odalar(->) denen kışlalarından bir bölüm yıktırılarak Şehzade Külliyesi(->) için arsa hazırlandı.

Kasım 1544'te gerisinde Hürrem Sultan'ın bulunduğu sanılan yeni bir skandal daha yaşandı ve Vezirazam Hadım Süleyman Paşa ile Deli Hüsrev Paşa'nın bir divan toplantısında birbirlerine hançer çekecek derecede kavga etmeleri sonucu ikisi de vezirlikten atıldılar. Böylece, Hürrem Sultan, damadı Rüstem Paşa'nın sadarete getirilmesini sağladı. 1544 ve 1545 kışlarını Edirne'de geçiren I. Süleyman, 1546 kış ayları boyunca da Edirne'de kaldı. İstanbul'a gelen birçok elçi huzura çıkmak için Edirne'ye gittiler. 4 Temmuz 1546'da İstanbul'da ölen Barbaros Hayreddin Paşa, Beşiktaş'taki türbesine gömüldü. 1547'de, Portekizlilere karşı I. Süleyman'dan yardım talebinde bulunan Hindistan'ın Müslüman hükümdarlarından Alaeddin'in elçisi değerli hediyelerle İstanbul'a geldi. Bunu, ağabeyi İran Şahı Tahmasb'a isyan ederek Osmanlı topraklarına sığınan Şirvan Valisi Elkas Mirza'nın İstanbul'a gelişi izledi. Uzun zamandır Edirne'de bulunan padişah, ortaya çıkan yeni durumu değerlendirmek için İstanbul'a döndü. Atmeyda-nı'nda bir saraya yerleştirilen ve ağırlanması için her türlü önlem alınan Elkas Mir-

za'ya, Kanuni'nin muhteşem bir alayla İstanbul'a girişi seyrettirilerek Osmanlı padişahının gücü ve zenginliği kanıtlandı. İzleyen günlerde İran prensine Divan-ı Hümayun'da, devlet erkânının katıldığı bir ziyafet verildi. Kanuni'nin huzuruna çıkan Elkas Mirza'ya Hürrem Sultan da çok değerli armağanlar verdi. Şah İsmail'in küçük oğluna gösterilen yakınlık ve yapılan bağışlar, İstanbul'da dedikodu nedeni oldu. 1548 baharında Elkas Mirza Doğu'ya gönderildikten sonra Kanuni de 29 Mart'ta Üsküdar'a geçerek Elkas seferi denen harekâtı başlattı. 1,5 yıldan fazla süren bu seferden 21 Aralık 1549'da İstanbul'a döndü.

1553'e değin seferlere çıkmayarak İstanbul'da ve Edirne'de oturan, yönetimle ilgili yasal çalışmalara ağırlık veren Kanuni, 28 Ağustos 1553'te Nahcivan seferi için Üsküdar'dan hareket etti. Padişahtan önce Anadolu'ya giden Rüstem Paşa ise, Hürrem Sultan'ın talimatına uyarak Kanuni'ye, büyük şehzadesi Mustafa ile ilgili bir dizi rapor gönderdi ve oğlunun, tahtı ele geçirmek için fırsat kolladığına padişahı inandırdı. Askeriyle babasının ordusuna Konya Ereğlisi'nde katılan Şehzade Mustafa, Kanuni'nin çadırında üzerine atılan dilsiz cellatlar tarafından boğuldu. Olay, ordugâhta sert tepkilere neden oldu. Yeniçeriler, bu korkunç cinayetten Vezirazam Rüstem Paşa'yı sorumlu tutarak padişahtan cezalandırılmasını istediler. Olayın meydana geldiği 6 Ekim 1553 günü, Rüstem Paşa azledilerek İstanbul'a gönderildi. Kara Ahmed Paşa vezirazam oldu. Olaydan en çok sarsılan ve Kanuni'nin yanında bulunan Şehzade Cihangir de 27 Kasım 1553'te Halep kışlağında üzüntüden ya da gizli kalmış bir cinayet sonucu öldü. Cenazesi, Kanuni'nin isteği üzerine İstanbul'a gönderilerek Şehzade Mehmed Türbesi'ne gömüldü. Nahcivan seferi nedeniyle 2 yıl İstanbul'dan uzakta kalan I. Süleyman, 31

I. Süleyman

G. Renda, Osmanlı Padifah Portreleri, tst., 1992

SÜLEYMAN I

86

87



SÜLEYMAN I

Temmuz 1555'te Üsküdar'a gelerek bir süre buradaki sarayda dinlendi. Topkapı Sa-rayı'na geçtikten sonra Hürrem Sultan'ın ve kızı Mihrimah'ın telkinlerine kanarak 29 Eylül 1555'te Vezirazam Kara Ahmed Paşayı idam ettirerek Rüstem Paşa'yı ikinci kez sadarete getirdi.

Tüm bu karanlık olaylardan sonra, temeli 1550'de atılan büyük Süleymaniye Külliyesi'nin 15 Ağustos 1556'da törenle hizmete ve ibadete açılması, kent halkına farklı bir duygu yaşattı. O zamana kadar bilinmeyen kahvenin İstanbul'a gelmesi ve ilk kahvehanelerin açılması da bu yıllardadır. Halepli Hakem ve Şamlı Şems adlı iki Arabın 1555'te Tahtakale'de açtıkları kahvehaneler, kısa zamanda başkentin birer söyleşi ve buluşma yeri oldu. "Okuryazar makulesinden nice zurefâ" kahvelere gelip tavla, satranç oynamaya, kitap okumaya, kimileri "ne-güfte gazeller getürüb" kimileri "maarifden bahsetmeye" başladılar. Tarihçi Peçevî'nin anlatımı ile "böyle eğlenecek ve gönül dinlenecek yer olmaz de-yü dolub oturacak ve duracak bir yer bulunmaz oldu ve bilcümle ol kadar şöhret buldu ki ashâb-ı manasıbdan gayri kibar bî-ihtiyar gelür oldular". Dönemin kaba sofuları, tutucu ulema kesimi ise "halk kahvehaneye mübtela oldu, mescidlere ki-mesne gelmez oldu!", "mesâvihânedür, ana varmaktan meyhaneye varmak evla-dur", "her nesne ki fahim mertebesine vara, yani kömür ola, haram-ı sırfdur!" dediler ve yasaklayıcı fetvalar verdiler.

Eşi Hürrem Sultan'ın 15 Nisan 1558'de ölümünden sonra 1559'da hayattaki iki oğlu Bayezid ile Selim'in başlattıkları taht kavgasına tanık olan Kanuni, Konya savaşında Selim'e yenilerek Amasya'ya çekilen Bayezid'e cephe aldı ve 5 Haziran 1559'da Üsküdar ordugâhına geçti. Fakat, Bayezid'in, 2.000 kişilik bir kuvvetle iran'a sığındığı haberi gelince temmuz ayında istanbul'a döndü. Bundan sonra İran Şahı Tahmasb ile Kanuni arasında karşılıklı mektuplar gönderildi. Varılan anlaşma gereği Bayezid ile oğulları 23 Temmuz 1562' de Kazvin'de boğuldular ve cenazeleri Sivas'a getirilerek gömüldü. Bayezid olayı gündemde iken 1560'ta, Îtalya-İspanya ortak donanmasını yenerek İstanbul'a dönen Kaptan-ı Derya Piyale Paşa'mn önden gönderdiği bir kadırga, denize atılmış, üzerinde haç ve Hz İsa'nın tasviri olan bir sancağı sürüklüyordu. Bu, kazanılan zaferin işaretiydi. Donanma ise eylül ayında İstanbul'a geldi. Limana girdiği zaman bütün kıyılar halk tarafından doldurulmuştu. Kaptan paşa bastardasının kıç tarafında tutsak düşen ünlü amiraller vardı. Zapt edilen kadırgaların ise kürekleri ve küpeşteleri alınmıştı. 12 Temmuz 156l'de iki kez, toplam 15 yıl vezirazamlık yapan, İstanbul'da ve Edirne'de büyük taşınmazların ve vakıfların sahibi, bütün Osmanlı tarihinin en zengin veziri, adını taşıyan külliye ve kervansarayların banisi olan Rüstem Paşa öldü. Onu yakından tanıyan kimi yabancı elçiler, zenginliğinden, paraya düşkünlüğünden, aldığı rüşvetlerden söz ettikleri gibi, İstanbul'un iaşesi, nüfus artışının önlenmesi,

I. Süleyman'ın gençliğinde yapılmış bir

gravürü.


Cengiz Kahraman arşivi

murabahanın önüne geçilmesi konularında aldığı ciddi önlemlerden de söz ederler. Rüstem Paşa, iktidarda bulunduğu sürece, İstanbul'un gereksinimini karşılamaya yetmeyen ürünlerin başka pazarlara satılmasını, ekonomik buhranın ve pahalılığın önlenmesini, hububat için narh uygulanmamasını sağlayıcı tedbirlere başvurduğu saptanmaktadır. Bununla birlikte Hürrem Sultan ve Mihrimah Sultanla kurduğu işbirliğine dayanarak I. Süleyman'ı yanlış kararlara da sürüklemiştir. En büyük kötülüğü ise kamu işlerinin yürütülmesinde rüşvet kapısını açmış olması gösterilir. Onun yerine vezirazamlığa Semiz/Kalın Ali Paşa getirildi.

20 Eylül 1563'te İstanbul, tarihinin en korkunç sel felaketini yaşadı. Bir gün bir gece boyunca yağan şiddetli yağmur ve düşen yıldırımlar sonucu sel ve yangın oldu. Halkalı Deresi kabararak ağaçları kökleriyle söküp sürükledi. Sayısız hayvan, insan öldü. Edirnekapı ile Topkapı arasında sel suları kente doldu. Yenibahçe'den Langa Bostanı'na kadar olan semtleri sular bastı. O gün Yeşilköy dolaylarında avlanmakta olan yaşlı padişah, ilkin İskender Çelebi Sarayı'na sığındıysa da sel suları buraya da girince, enderun ağalarının sırtında kurtarıldı. Sinan'ın yaptığı sukemerleri hasar gördü. Taşan Kâğıthane Deresi ise Eyüp'e büyük zarar verdi. I. Süleyman, felaketten sonra yıkılan köprülerin, suke-merlerinin ve suyollarının onarılması için Sinan'ı görevlendirdi.

I. Süleyman'ın son iki yılında önemli dış sorunlar 1565'teki Malta kuşatması nedeniyle Avusturya ile ilişkilerin yeniden gerginleşmesi oldu. 11 yıldır sefere çıkmayan . yaşlı padişah, 28 Haziran 1565'te vezirazamlığa atadığı Sokollu Mehmed Paşa'mn da teşviki ile 1566'da son kez sefere çıktı. Hasta olan ve yaşı gereği uzun bir sefere

dayanamayacağı bilinen padişah l Mayıs 1566'da görkemli bir alayla İstanbul'dan ayrıldı. Kentten çıktıktan hemen sonra da atından indirilip kapalı arabaya bindirildi. Alınan önlemlere karşın, yol sarsıntıları ve hava değişiklikleri sonucu, Edirne'den sonra hastalığı daha da arttı. 5 Ağustos'ta Siget-var önünde kurulan çadırında, kuşatma ile ilgili gelişmeleri bir ay süreyle izleyebildi. 7 Eylül gecesi öldü. Sokollu, padişahın ölümünü vezirlerden dahi sakladı. İç organları çadırında yatağının bulunduğu yere gömülerek cesedi tahnit edildi. Oğlu Selim'in (II) Belgrad'da orduyu karşılamasına kadar, 48 gün ölüm olayı gizlendi. 26 Ekim'de Belgrad'dan İstanbul'a gönderilen cenaze için 28 Kasım'da, Süleymaniye Ca-mii'nde Şeyhülislam Ebussuud Efendi tarafından namaz kıldırıldı ve aynı yerdeki türbesine gömüldü.

Betimlemelere göre I. Süleyman, uzun boylu, zayıf ve esmerdi. Ataları gibi onun da burnu kartal gagasını andınyordu. Sakalını kısa keser, uzun ve gür bıyıkları bunun üstüne inerdi. Yabancılarla konuşmaz ve onlara gülmezdi. Rengi solgundu. Sağlıklı gözükmek için yüzüne kırmızı pudra sürerdi. Bacağında, tedavi kabul etmeyen bir yara ve kangren vardı. Cuma selamlığına çıkmak üzere atına bindiğinde yeniçeriler havaya yaylım ateşiyle kendisini selamlarlar, halk da bu sesten padişahın camiye gitmek üzere hareket ettiğini anlardı. I. Süleyman'ın cuma selamlıkları, al, mor, yeşil ipekten veya atlastan giyimli, gümüş, altın takımlara sahip sipahi ve silahdarlarm katılmasıyla çok görkemli olmaktaydı.

Eğitime açtığı Sahn-ı Süleymaniye medreseleri ile İstanbul'un eğitim ve bilim merkezi kimliğini en üst noktaya ulaştıran I. Süleyman İstanbul'un imarına çaba gösteren hükümdarların başında gelir. Süleymaniye Külliyesi'nden başka, babasının adına yaptırdığı Sultan Selim Külliyesi oğullan için yaptırdığı Şehzade ve Cihangir camileri, kızı Mihrimah Sultan'ın Edirnekapı ve Üsküdar'daki camileri, Hürrem Sultan adına yaptırılan Haseki Külliye-si(->) ve Haseki Hamamı(->), İstanbul'un çehresini değiştiren anıtsal yapılar ve komplekslerdir. Kırkçeşme Tesisleri(->) için 400 yükten fazla para harcadığı bilinir. İstanbul'a kazandırdığı son eser Bü-yükçekmece Köprüsü'dür. İstanbul dışında da pek çok eseri bulunmaktadır. L Süleyman, döneminin din bilginlerini ve hukukçularını görevlendirerek Kanunname-i Âl-i Osman diye bilinen eski yasaları toplatmış ve bunları Sultan Süleyman Kanunnamesi adı altında geçerliliğe kavuşturmuştur. Dindarlığından, ulemanın tavsiyelerine uyarak kahve ve içki yasağı koymuş; yalnızca elçiler için belli günlerde iskeleye şarap getirilmesine izin vermiştir. Padişah katında çalgı çalınıp oyun oynanmasını yasaklaması, gümüş, altın kaplar yerine porselen tabakların kullanılması ise saltanatının sonlarmdadır. Oysa saltanımn ilk döneminde sarayda mükemmel bir sazende heyeti vardı ve harem meşkhanesinde cariyelere türlü hünerler öğretiliyordu. Yine Enderun'da da erkek

oyuncular çengi olarak oyunlar sergilemekteydiler.

Eski Saray'ın(->) geçirdiği yangın üzerine Hürrem Sultan buradaki harem dairesinin Topkapı Sarayı'na taşınmasını istedi ve olasılıkla 15401ı yıllarda yeni bir yapılanma ile harem dairesi oluşturuldu. Kanuni ayrıca, Sarayburnu, Tersane, İskender Çelebi, Dolmabahçe, Tokat, Sultaniye, Çubuklu, Kandilli, İstavroz, Üsküdar, Haydarpaşa hasbahçelerini, Büyükdere Korusu'nu da tesis veya ıslah ettirdi. Boğaz gezilerine düşkün olan Kanuni, oğlu Cihangir'i yanına alıp özel olarak yaptırılan yeşil bastardası ile Boğaz köylerine uğrardı. Av için çoğu kez Istrancalar'a, günü birlik av için de Kâğıthane'ye giderdi.

1558'de Divan-ı Hümayun'dan çıkan bir hükümle surların çevresine ev yapılması yasaklandı ve her evin pencerelerine kepenk konulması zorunluluğu getirildi. 1559'da ise Galata'daki tüm yapılarda taş kullanılması, sokağa cepheli evlere çardak, şahnişin yapılmaması emredildi.

1563 sel felaketinden sonra kentin imarıyla ilgilenen Kanuni, kentin su gereksinimine ve nüfus sorunlarına öncelik verdi. Rüstem Paşa'mn, kente yeni göçler olacağı gerekçesiyle karşı çıkmasına rağmen yeni su tesisleri ile İstanbul'a bol su sağlamaya çaba gösterdi ve bu amaçla Kâğıthane'de bir ayak divanı yaptı. Bu konuda halkın angaryaya koşulmasına da izin vermeyerek su işini bir kamu hizmeti saydı ve hazineden ödenek ayırdı. 1564-1565 yılları boyunca suyollarının ıslahı, çeşmelerin onarımı, Kırkçeşme Tesisle-ri'nin tamamlanması, çeşmelere "burma" denen musluklar takılması, sakalara nizam verilmesi gibi işler başarıldı.

Döneminde İstanbul'un tüm iaşe ve ihtiyaç sorunları devletçe üstlenilmiş, bu amaçla, Rumeli kentleri, Marmara Bölgesi, Karadeniz kıyıları ve Mısır, birtakım yükümlülüklere bağlanmıştır. Böylece, başkentin gereksinim duyduğu yiyecek maddelerinin düzenli olarak gelmesi narhlan-dırıldıktan sonra halka satılması sağlanmaya çalışılmıştır.



Usta bir şair olan I. Süleyman, Muhib-bî mahlası ile büyük bir Divan tertip etmiştir. Dönemin bilim ve sanat adamları doğrudan veya dolaylı onun himayesini görmüşlerdir.

I. Süleyman'ın 8 oğlundan Mahmud (ö. 1521), Murad (ö. 1521), Abdullah (1526), Mehmed (ö. 1543), Cihangir (ö. 1553) ecel-leriyle, Mustafa (ö. 1553) ve Bayezid (ö. 1562) idam edilerek kendi sağlığında ölmüşler, tek vâris olarak Selim kalmıştır. Kızları Mihrimah ve Raziye sultanlardır. İlk eşi olan Mahidevran, oğlu Mustafa'nın idamından sonra Bursa'ya sürülmüş ve 1581' de orada ölmüştür. Kanuni'nin Gülfem adlı hasekisini de boğdurttuğu ileri sürülür. Hürrem'e olan tutkusu ve onunla olan mektuplaşmaları ise meşhurdur.

İstanbul, Kanuni döneminde, eski kent sınırlarını aşarak yayılmaya başlamış; Kasım Paşa, Pirî Paşa, Ayaş Paşa, Piyale Paşa mahalleleri kurulmuş, Beyoğlu'nda ilk elçilik binaları yapılmıştır. Bu yıllarda Ga-

lata, Fransa'nın Nice kentinden daha büyüktü. Galata Kulesi'nin çevresindeki yapılaşma dış surlara dayanıyordu. Gala-ta'nın kapıları, Tophane'ye, Tersane'ye, limana ve sırtlarda da Pera bağlarına açılıyordu. Kanuni'nin koyduğu yasaya göre, gayrimüslimler, Galata'mn üç büyük mahallesinden sadece kıyıya inen Ortahi-sar'da oturmaktaydılar. Galata kentinin Müslüman halkı çoğunlukla Endülüs Arap-lanydı. Bunlar, Arap Camii(->) çevresinde yerleşmişlerdi. Eski Galatalılar olarak tanınan Cenevizliler(->) ise limana yakın oturmaktaydılar. Sokakları satranç biçiminde olan Galata'da, halkın çoğu gemici veya tüccardı. İstanbul meyhanelerinin hemen hepsi buradaydı ve bunları yerli ya da adalardan gelen Rumlar işletmekteydiler. Ermeniler, küçük el sanatları ile Yahudiler ise komisyonculukla geçiniyorlardı. Fatih Bedesteni'nde Frenk tüccarlar vardı. Eğlenmek ve içmek isteyenler İstanbul'dan Galata'ya geçerek Ortahisar'daki çalgılı meyhanelere oturuyor, misket ya da mo-namvezya (benevşe) şarabı içiyorlardı. Rüstem Paşa'mn Sinan'a yaptırttığı kervansaray, eski Galata forumunun yerini işgal etmişti. Yabancıların evleri yüksek ve gösterişli, çoğu İtalyan tarzında ve kagirdi. Soylu Rumlar, bugünkü Beyoğlu'nda yerleşmişlerdi. Bunlar avamla ilişkiden çekindikleri gibi, Katolik Cenevizlilerden de uzak durmaktaydılar. Galata Sarayı, Galata kent surlarının dışında olup elçiler de bu semtte yerleşmişlerdi. Burada ilk sefarethaneyi Fransa yaptırmıştı. Melchior Lo-richs, bu sırtlardan bakarak İstanbul'un bir panoramasını yaptığı gibi, başta A. G. Bus-becq(-0 olmak üzere birçok elçi ve maiyet görevlisi de İstanbul'a ilişkin anılarını burada yazmışlardır.

Yabancıların belirttiklerine göre I. Süleyman döneminde Galata'mn güvenliği çok önemseniyordu. Bunun bir nedeni ise Kasımpaşa'daki "Sabone" denen kışlada

Melchior Lorichs'in çizgisiyle I. Süleyman. Galen Alfa

30.000 (?) tutsağın bulunmasıydı. Gala-ta'daki her ev, cami, mescit ve tersane gözünün önünde geceleri birer kandil yakılması zorunluluğu vardı. Kaptan paşa da sık sık kol gezer, bir yeniçeri ortası kentin inzibat işlerine bakardı.

Tophane'de, yerli döküm olarak yapılan veya savaşlarda ele geçirilip getirilen yüzlerce top, dökümhanenin etrafındaydı. Burada 40-50 Alman usta, top dökümü işlerinde çalışmaktaydılar. Tophane'nin ahşap iskelesi ise elçilerin İstanbul'a gidiş gelişlerine mahsustu.

Kasımpaşa Tersanesi'nde 300 göz vardı ve her birinin içinde kadırgalar çekiliydi. Buradaki ünlü zindandaki tutsaklara ve mahkûmlara, belirli koşullarla elçiliklere gidip yardım almaları için izin veriliyordu. Bunların çoğu donanmada kürekçilik, tersanede işçilik yapmaktaydılar. Pazar günleri de Galata'daki St. Pierre Kilisesi'ne ayine gidiyorlardı. Protestan tutsaklar ise ayrıca kiliseleri bulunmadığından sefarethane şapeline veya limandaki gemilerde bulunan rahiplere dua için giderlerdi. Tutsaklar çoğunlukla İtalyan, İspanyol, daha az oranda da Alman, Macar ve Hırvattı. Kasımpaşa'yı kentleştiren Piyale Paşa, buraya cami, çeşme, divanhane ile Kurşunlu Mah-zen'i, Körükhane'yi ve Cirit Meydanı'nı yaptırmıştı. İstanbul'dan kayıkla 4 saatte gidilebilen Adalar çok tenhaydı. Büyükada' da 2 köy, diğerlerinde küçük birer köy vardı. Elçiler buralara dinlenmeye giderlerdi.

1528'e doğru Coecke van Aelst'in(->) yaptığı resimlere göre Atmeydanı yıkıntılarla doluydu. Eski bazı tapınak ve kiliselerin harabeleri, sütunlar, heykel kaideleri hâlâ mevcuttu. Buradaki sağlam sütunların çoğu, Kanuni'nin yaptırdığı eserlerde kullanılmak üzere sonraki yıllarda sökülmüştür. Bedesten, dünyanın en değerli mallarının, örneğin bir samur kürkün 100 dukaya satıldığı bir çarşıydı. Yanındaki esir pazarında, erkek, kadın genç yaşlı köleler satılırdı. Nicolas de Nicolay, burada l saat içinde, güzel bir Macar kızının müşterilerin isteği üzerine üç kez soyulup tepeden tırnağa incelendiğini, en son yaşlı bir tüccar tarafından 34 dukaya alındığını yazar. Çemberlitaş'taki çmaraltı, kuşçuların kuş sattıkları ilginç bir pazardı. Adağı olanlar burada kuş alıp azat ederlerdi.

İstanbul'dan Galata'ya geçmek için, önünde sandala binilen sur kapısına Adalet Kapısı deniyordu. Burada, ağır suçluların işkenceyle idam edildikleri iki katlı darağaçları ve çengeller vardı. Çengele vurulacaklar, elleri ve ayakları bağlandıktan sonra yukarıdan bırakılır; çengellere takıldıktan sonra ipleri çözülür; ölünceye kadar herkese ibret olurdu.

Veba salgım Kanuni döneminde de İstanbul'u sık sık etkiledi. Bir adamı vebadan ölen Busbecq'in anılarına göre kentten uzaklaşmak için saraya başvurduğunda "Allah'ın takdirine boyun eğmesi" bildirilmiş, daha sonra da Büyükada'ya gitmesine izin verilmişti. İstanbul hekimlerinin çoğu gayrimüslimdi. Bunlar, İbranice, Yunanca, Arapça kitapları okuyabiliyor, tıptan başka astronomi ve felsefeyle de ilgileni-



Dostları ilə paylaş:
1   ...   17   18   19   20   21   22   23   24   ...   140
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə