İçindekiler böLÜm böLÜm böLÜM 4 BÖLÜM 5



Yüklə 0,74 Mb.
səhifə4/24
tarix29.11.2017
ölçüsü0,74 Mb.
#33253
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   24

6. BÖLÜM


Fatma bugün yine erken uyanmış ve okula gidecek olan kardeşlerine ve iş yerine gidecek olan babası için kahvaltı hazırlamaya başlamıştı. Sabah namazından sonra genelde uyumamaya özen gösteriyordu. Bir cüz Kur'an-ı Kerim okuyuncaya kadar kardeşlerinin okul saati yaklaşıyordu. Bunun için de genelde namazdan sonra uyumuyordu. Kahvaltıyı hazırladıktan sonra tek tek kardeşlerini uyandırıp hazırlanmalarına yardımcı oldu. Çocuklar okul giysilerini giydikten sonra babasını da uyandırmak için kapılarını tıklattı. Kapı sesiyle uyanan Ayşe hanım saate bakıp “Maşallah! Bizim kız saat gibi. Bugün yine yatmamış” diyerek Şükrü beyi uyandırdı. Hazırlanıp salona çıktı Ayşe hanım. Mutfakta hazırlık yapan Fatma’nın yanına giderek:

-Namazdan sonra yatmadın mı kızım? Diye sordu.

-Hayır anne. Kur'an-ı Kerim okudum. Biliyorsun fazla hızlı okuyamıyorum. Ayrıca Mealini okuduğum için epey zaman geçiyor. Zaten zamanın nasıl geçtiğini pek fark etmiyorum.

-Senin bu güzel davranışlarını gördükçe bir gün evlenip gitmen beni şimdiden üzüyor. Bir gün gidersen ben sensiz ne yaparım?

-Sen değil miydin, “Senden kurtulacağım günü dört gözle bekliyorum” diyen?!

-O zaman başkaydı. Sen o zaman kontrol edilemez biriydin. Hatırlamıyor musun, sana bir iş yaptırıncaya kadar canım çıkıyordu. Ama şimdi namaza başlayıp camiye gittiğinden beri, elim ayağım olmuşsun. Adeta kardeşlerinin ikinci annesi olmuşsun. Suyun ateşe dönüşeceğine inanırdım da senin böyle değişeceğine inanmazdım!

-İslam anne İslam! Bir kalbe girdi mi o kalpte inkılaplar olur. Çorak topraklar bile yemyeşil olur. Karanlıklar aydınlığa çıkar. Hem ayrıca ne demişler: ”Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim”. Benden şikayetçi olduğun dönemdeki arkadaşlarım farklıydı, bugünkü arkadaşlarım farklı. Kime her fırsatta “Anne-babanıza saygılı olun, onlara hürmet edin. Allah’a isyan etmedikçe onlara “öf” bile demeyin. İsyanı emretseler bile onları kıracak davranışlarda bulunmayın. Onlara hep iyilikte bulunun. Evdeki işlerinizi en iyi şekilde yapmaya çalışın.” Şeklinde telkinatlar yapılsa, benim şu anki halimi alır. İnan anne, beraber olduğum arkadaşlar bunu da az görüyorlar. Daha da iyi olmamızı her fırsatta dile getiriyorlar.

-İnanıyorum kızım, inanıyorum. Eğer gözlerimle görmeseydim belki inanmazdım. Ama sendeki bu değişiklikleri ve güzellikleri gördükçe, arkadaşlığın ne kadar da önemli olduğunu daha iyi anladım. Allah’a binlerce kez şükürler olsun ki bu eve geldik ve bu temiz aile ile tanıştık. Hepimizin hayatı değişti. Dünyaya dalmış her şeyi unutmuştuk. Müslüman olduğumuzu söylüyor, ama bu sözden öteye geçmiyordu. Ne doğru dürüst namaz kılıyorduk, ne de helal ve haram sınırlarına riayet ediyorduk. Bu evi yaptığımızda sırf gösteriş için aldığım eşyaların borçlarını ödemeyip haftalarca hatta aylarca babanın düştüğü bunalım… Aman Allah’ım ne korkunçtu! Geceleri korkudan yatamıyordum. Her an babanın canına kıyabileceği endişesi beni de çıldırtacak gibiydi. Biz rahat edelim derken büsbütün huzursuzluk ve kaos dolu bir hayatın içine girmiştik. Hacı Abdullah’ın babana hem maddi hem de manevi yardımları olmasaydı belki de şimdi çok feci olaylar yaşamış olabilirdik. Düşündükçe tüylerim diken diken oluyor. Allah onlardan razı olsun. Hacı Abdullah babanla, Zeynep hanım benimle, Hatice de seninle ilgilenip bizim kendimize gelmemize yardımcı oldular. Artık hayatımızda hem İslam var, hem huzur, hem saadet, hem de güzellikler ve iyilikler var.

Bu arada Şükrü bey hazırlanmış mutfağa gelmişti. Anne-kızın fısıldaştığını görünce:

-Ne o?.. Yine ana-kız kafa kafaya vermiş neler konuşuyorsunuz öyle? Dedi.

-Ne olacak, hayatımızdaki değişiklikleri konuşuyorduk. Dedikten sonra Fatma’ya; “Hadi kızım sofrayı hazırlayalım da kardeşlerin okula geç kalmasınlar” dedi.

Sofra hazırlanmış, kahvaltı yapılırken Ayşe hanım, Şükrü beye;

-Biliyorsun bizim komşu hacı Abdullah’ın kızı kaç gün önce evlenmişti. Bu gün Fatma ile beraber onu ziyarete gitmek istiyorduk, ne dersin, gidelim mi? Diye sordu.

-İyi olur, üzerimizde emekleri çoktur. Hacı Abdullah’ın sevinci benim sevincim, üzüntüsü benim üzüntümdür. Sakın eli boş gitmeyin.

-Biz de hediye almak için para isteyecektik, dedi Ayşe hanım.

Tabi tabii, ne kadar lazımsa vereyim. Hacı Abdullah’a canım feda. Yalnız güzel bir şey alın. Altın cinsi bir şey alırsanız daha iyi olur. Bu tür şeyler her an paraya çevrilebilir. Zaten muvahhid müslümanların durumları belli değildir. Her an iş yapamaz hale gelebilirler. Bilhassa böyle fedakar gençler daha çok tehlike içindeler. İleriyi de düşünmek lazımdır.

-Evet baba, gerçekten çok güzel düşündün. Her gün Müslümanlar tutuklanıyor, ya da mahkum oluyor, kimisi de şehid oluyor. Mücadelenin neler getireceği belli değil. En kötü ihtimaller göz önüne alınıp hazırlık yapılmalı. En iyisi sizin dediğiniz gibi bir hediye almak, diyerek babasını onayladı Fatma.

Kahvaltı yapılmış, küçükler okula, Şükrü bey de iş yerine gitmek için evden çıkmışlardı. Ayşe hanım ve Fatma sabah temizliğine başlamışlardı. Son günlerde biraz rahatsızdı Ayşe hanım. Bunun için Fatma;

-Anne! Sen otur, dinlen. Biliyorsun fazla çalışmak senin için iyi değil. Ben işleri hemencecik hallederim. Diyerek annesini oturttu.

Tüm işlerini yapmış, biraz dinlendikten sonra Annesine;

-Ben camiye gideceğim, ders vakti. Geç kalmasam iyi olur. Biliyorsun her sabah ders yerimizi öğrenciler gelmeden önce temizliyoruz. Arkadaşları yalnız bırakmasam iyi olur. Camiden döndükten sonra Hatice’yi ziyarete gideriz. Dedi.

-Olur kızım, ben de bu arada Zeynep hanıma uğrarım. Hatice’nin yokluğunu az da olsa unutturmamız iyi olur.

-Çok güzel ve ince bir düşünce… ben çıkıyorum.

Camiye doğru giderken karşısında tanıdık bir yüz gördü. Evet bu okul arkadaşı Zozan’dı. Tesettürlü olduğu için Zozan onu tanımamıştı. Tam geçerken Fatma seslendi:

-Zozan!

Arkasına dönen Zozan, şaşkın bir yüz ifadesiyle;



-Evet, nereden tanışıyoruz? Diye sordu.

-Nerden mi tanışıyoruz? Hadi örtülü olduğum için yüzümü tam görmüyorsun. Sesimi de mi tanımadın?

-Hayır tanıyamadım. (Bunu söylerken şaşkınlığı hala üstündeydi)

-Benim, Fatma. Şimdi tanıdın mı? Diyerek tanıttı kendisini.

-Fatma, sen ha!... tahmin etmeliydim.

-Etmeliydin ya… Zaman kırgınlıkların en iyi ilacıdır derler. Küs ayrıldığımızı unuttun demek.

-Unutmadım, hayır unutmadım. Lakin ben arkadaşlığımızın bittiğini sanıyordum. Sence de öyle değil miydi?

-İnsanların düşüncelerine saygılı olunursa arkadaşlıklar neden bitsin ki, samimiyet kalmasa bile insani olarak bir merhaba deyip hal hatır sormak güzel olsa gerek, sence de öyle değil mi?

-Haklısın, sana karşı saygısızlık yaptım. Düşüncen benimkine ne kadar aykırıysa da alay edip dalga geçmek hoş değildi. Ama örtündüğünü görünce şoke olmuştum. En yakınımdaki arkadaşımı başkası benden almıştı. Hem de ben her fırsatta ideolojimi size benimsetmeye çalışırken. İşte bunu hazmedemedim. Bunun için de sana saldırı durumuna geçtim.

-İnsanlar hür düşünürler. Akıllı insanlar en doğruyu seçmesini bilirler. Evet sen her fırsatta sosyalizmi anlatıp bize benimsetmeye çalışıyordun. Fakat söylediklerin ile gerçek hayatın hep çelişiyordu. Eşitlik diyordun; ama fakir komşuna hiç yardımın dokunmuyordu. Özel mülkiyet yok diyordun; kolunda bilezikler, boynunda kolye vardı. Bunları bir gün bir arkadaşına; “Al senin olsun” dediğini görmedim. Bunlar gibi çok çelişkiler vardı. İnsan ya düşündüğü gibi yaşamalı ya da düşüncesini yaşantısına göre değiştirmeli. Kısacası İslam bana daha cazip ve çekici geldi. Ben de onu tercih ettim. Gördüğün gibi inandığım şekilde yaşamaya çalışıyorum. Bu arada konuşmaya daldık, hal hatır sormayı unuttuk. Nasılsın ne yapıyorsun, evlendin mi, daha bekar mısın?

-İyiyim, teşekkür ederim, gördüğün gibi sağlığım yerindedir. Çalışıyorum. Bir siyasi partide sekreterlik yapıyorum. Evliliğe gelince, daha erken görüyorum. Madem sen sordun ben de aynı soruları sorayım.

-Ben de iyiyim, sağ ol. Çalışmıyorum, camide ders veriyorum. Kitap okuyorum, evde kardeşlerimin eğitimiyle ilgileniyorum.

-Yaa… camiye gidiyorsun! Kur’an okumasını biliyor muydun?

-Hayır, ama öğrendim. Şu anda da ders veriyorum.

-İyi güzel, seni taktir ediyorum. İnancı uğrunda çalışıp hizmet etmek güzeldir.

-Bizim evi biliyorsun. İstediğin zaman gelebilirsin. Telefonu da biliyorsun. Telefon da açabilirsin. Bir ihtiyacın olduğunda çekinmeden gelebilirsin. İmkanlarım dahilinde sana yardımcı olmaya çalışırım.

-Sağ ol Fatma, biliyorum vefalı kızsın. Kin gütmemen de beni şaşırttı doğrusu. Sana uğramaya çalışırım. Gelemezsem, telefon açarım.

-Biz insanları Allah için sever ve onlara Allah için kin güderiz. Benim senden küsmem, inancıma saldırmandandı. Ama şimdi biliyorum ki aynı yanlışı yapmazsın. Bunun için de küs kalmamızın bir anlamı yok. Ben camiye geç kalıyorum. Yoksa seni eve davet ederdim. Kusura bakma.

-Doğrusu mahcup oldum. Ben olsaydım, sana yaptıklarımı biri bana yapsaydı, kesinlikle barışmazdım. Kendine iyi bak, görüşürüz.

-Görüşürüz inşallah.

İki eski dostun okuldan sonraki ilk karşılaşmalarıydı. Zozan’ın hakaretler yağdırdığı o günden bu güne hiç görüşmemişlerdi. Ne Fatma onu aramış ne de o Fatma’yı… Ayrılıp camiye doğru giderken tekrar arkasına dönüp Zozan’a baktı. Daracık bir kot pantolon giymiş, üstünde de kolsuz bir V yaka tişört, ayağında bez bir ayakkabı, saçı boyalı ve kısaydı. Biraz seyrettikten sonra geri dönüp hızla camiye doğru ilerledi.


Yüklə 0,74 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   24




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin