İstanbul ansiklopediSİ istanbul Hanımı Resim : Sabiha Bozcalı



Yüklə 5.85 Mb.
səhifə1/91
tarix11.09.2018
ölçüsü5.85 Mb.
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   91

İSTANBUL ANSİKLOPEDİSİ

istanbul Hanımı Resim : Sabiha Bozcalı

li

r, r-



n

İSTANBUL'UN : CAMİ, MESCİD, MEDRESE, MEKTEB, KÜTÜPHANE, TEKKE, TÜRBE, KİLİSE, AYAZMA, ÇEŞME, SEBİL, SARAY, YALI, KONAK, KÖŞK, HAN, HAMAM, TİYATRO, KAHVEHANE, MEYHANE.. BÜTÜN YAPILARI... DEVLET ADAMI, ÂLİM, ŞAİR, SANATKÂR, İŞ ADAMI, HEKİM, MUALLİM, HOCA, DERVİŞ, PAPAZ, KEŞİŞ, MECZUB, NEVCİVAN, NİGÂR, HANENDE, SAZENDE, ÇENGİ, KÖÇEK, AYYAŞ, DERBEDER, PEHLİVAN, TULUMBACI, KABADAYI, KUMARBAZ, HIRSIZ, SERSERİ, DİLENCİ, KAATİL.. BÜTÜN ŞÖHRETLERİ. DAĞI, BAYIRI, SUYU, HAVASI, MESİRELERİ, BAHÇELERİ, BOSTANLARI, VE İLÂH.. BÜTÜN TABİAT GÜZELLİKLERİ VE COĞRAFYASI... SOKAKLARI, MAHALLELERİ, SEMTLERİ.. YANGINLARI, SALGINLARI, ZELZELELERİ, İHTİLÂLLERİ, CİNAYETLERİ VE DİLLERE DESTAN OLAN AŞK MACERALARI... İSTANBUL HALKININ DEVİR DEVİR ÂDET, AN'-ANE, GİYİM VE KUŞAMI... İSTANBUL ARGOSU.. İSTANBULA AİT RESİMLER, ŞİİRLER, KİTAPLAR, ROMANLAR, SEYAHATNAMELER... İSTANBULA GELMİŞ YABANCI ŞÖHRETLER...

Bu cildde : Ahmed AĞIN, Sâim Turgud AKTANSEL, Sermed Muhtar ALUS, Osman Nuri ERGİN, Muzaffer ESEN, Ahmed Baha GÖKOĞLU, Ali Nüzhet GÖKSEL, İhsan HAMAMÎOĞLU, Vasıf HİÇ, Tev-fik KARKAN, Reşad MİMAROĞLU, Aziz OĞAN, Ferdi ÖNER, Hikmet ÖNOL, Halûk Yusuf ŞEHSUVAROĞ-LU, Mahmud Yesârî, Osman TOLGA, A. Cabir VADA ve Nureddin YATMAN merhumlarla,. Şinasi AKBATU, Ahrned Derviş ATEŞÇİ, Ekrem Hakkı AYVERDİ, General Hakkı Râif AYYILDIZ, İbrahim BAYTE-KİN, İhsan BİRİNCİ, Ali ÇAMİÇ, Fahri DÜNGELEN, Hâlid ERAKTAN, Salim' ERDEM, Mehmed Ali GÖKTUNA, Hakkı GÖKTÜRK, Sahak GÜLLÜ, Zeki KARAGÜLLE, Aykur KARPAT, Doğan KENİGUT, Hüsnü KINAYLI, Mehmed KOÇU, Dr. Saadi Nâzım NİRVEN, Bürhaneddin OLKER, Kevork PAMUKCİ-YAN, Ali PAYANDA, N. SAĞMALCILI, Bediî SEHSÜVAROĞLU, Servet, Mümtaz Zeki TAŞKIN, Kerim YUND ve Erdem YÜCEL kalem arkadaşlığı etmişlerdir.

VE

Agop ARAD, Sabiha BOZCALI, S. BÜYÜKERBİL, Behçet CANTOK, Salim ERDEM, Nezih İZMİRLİOGLU Nuriye NİRVEN, Bülend SEREN, Ömer TEL ve Hüsnü, resim, kroki, plân ve haritaları yapmışlardır. 175 resim, 53 plân, harita, yazı ve nota ve l yaprak metin dışı İlâve

SEKİZİNCİ CİLD

Yabancı dillere terceme hakkı ve türkçe baskı hakkı yalnız Reşad Ekrem Koçunundur. HAMLE ve SIRALAR MATBAALARINDA BASILMIŞTIR

İROZ — DİŞBUĞDAYCILAR SOKAĞI

KOÇU YAYINLARI MEHMED KOÇU

İSTANBUL 1966



Bu cildi kaybettiğim büyük dost muallim, muharrir ve §âir Rıfkı Melûl Meriç ile ölümüne bir tllü inanamyadım ve bu istanbul Ansiklopedisinde çok samimî yakınlığım ^ügüm J^ Hikmet Şinasi önol'un, gene yağda vefat eden bu ansiklopedinin yazı ailesinden tarih, mua^ ve aziz talebem Ahmed Ağının, ve bin türlü sıkıntıları içinde şovalıye asaletıyle yaşamış ve ILSopedLTn yakın dostlanndan biri merhum muharrir Reşid Hâlid Gönç'un adlarına ithaf

ediyorum. - R E< Koçu

1730 İhtilâlinin çıplak ayaklı haytalarından Çomar (Kesim: (Sabiha JJozealj)




ÇlROZ — Külhanbeyi ve hâneberduş pırpınlar argosunda: «çok zayıf, kupkuru, insan^ anlamında; fakat sohbet arasında sıfat olarak kullanümakdan ziyade Lâkab olarak kullanılır; İstanbulda bu lâkabla anılmış en meşhur sima Tulumbacı Def ter -darlı Çiroz Alidir (B.: Ali, Çiroz).

ÇİHOZCULAR SOKAĞI — Eminönün-de Ahiçelebi Mahallesindedir; Zindankapu Caddesi ile Taşçılar Caddesinin birleştiği nokta ile deniz kıyısı arasında uzanır; Ba-

lıkpazarı Değirmen Sokağı ve isimsiz bir sokakla kavuşağı vardır. Çardak Sokağı ile dört yol ağzı yaparak kesişir (1934 Belediye Şehir Rehberi, Pafta l, mahalle numarası 5). Bir araba geçecek genişlikde, paket taşı döşeli ve üstü örtülü bir çarşı boyudur; 14 kuru yemişçi, 3 yağcı-zeytinci dükkânı vardır (1984).

'Hakkı GÖKTÜRK

ÇİTARİ — İpekle karışık pamuk ipliği ile dokunmuş sarı ve kırmızı çubuklu bir kumaş; bilhassa Samda dokunur idi, İstanbul piyasasında makbul bir kumaş idi. Renk ve nakşı bu kumaşa benzeyen bir balığa da «çitari balığı» adı verilmiştir (B.: Çitari Balığı),

Bu isim «çit>.- kelimesinden gelir, çit: «Üstü çiçekli ve şekilli pamuk bezi», «basma» demekdir.





— 4038 —
ÇİTARİ BALIĞI

ÇİTARİ BALIĞI — ((Karagöz fasilesinden bir balıkdır, Kopes balığına pek benzer, kopese nisbetle vücudu yassıca ve geniş; üzerindeki sarı çizgiler gayet parlak ve çok olup gözleri de ufakdır. Sarı çizgiler on onbir aded olup zemini kurşunidir; rengi ve nakşi Samda ipekten dokunur çitari denilen bir kumaşa çok benzemesinden dolayı çitari balığı adını almışdır; sırtının rengi maviye meyyal kurşuni, karnı beyaz, vücudu serapa pullarla kaplıdır; başı küçük, ağzı pek küçük, ve dişleri ufakdır,

«Yelesi ve sırt süzgeci kuyruğuna kadar uzanır ve yekparedir. 11 diken ve 16 kılçıkdan mürekkebdir. Makad yüzgeci 3 dikenli 14 kılçkıdır; yan kanadlan şeffaf ve vücuda bağlandığı yerde gaayet parlak bir siyahlık vardır; karın yüzgeçleri beyazdır.

«Çitari balığının renk ve manzarası ne kadar lâtif ise eti o hisbetde lezzetsiz, yumuşak, kılçıklıdır.

((Sahillerde tek gezer, otla, çöple yaşar, yumurtasını ilk baharda döker. En büyüğü yarım kilo ağırlığında olur; Akdeniz de çok, Marmarada nâdir bulunur. İstanbul Balıkhanesine senede 100 kilo kadar ancak gelir.» (Karakin Bey Deveciyan, Balık ve Balıkçılık).

ÇİT KASRI — (B.: Yıldız Sarayı).

ÇlTLENBİK AĞAÇ! — Bin yıldan fazla yaşayabilen bu ağaç, tstanbulun yollarını, mezarlıklarını, cami ve mescid, tekke avlularını gölgelendirme, renklendirme6ve süsleme büyük şehrin kıymetlerinden ol-muşdur. Türkiyede en yaşlı çitlenbik ağacı Hatayda Yako köyünde Yunus Peygamberin türbesi önündeki ağaçdır ki iki bin yaşında olduğu tahmin edilmişdir; yalnız oralarda çitlenbiğe «dardağan» denir, arab-lar da «meyis» yahud «mas» derler.

Sıcak ve ılık iklimler ağacıdır, memleketimizin hemen her yerinde vardır, fakat en rahat ve iyi gelişdiği çevrelerden biri de İstanbuldur,

" İri, ak, kaygan gövdesinin tepesinde yeşil bir ağaç kümesi gibi sıralanan dalları, yaprakları arasında yoksul kılıklı oğlancıkların oynaşdığını, ağacın yemişi olan çitlenbiği toplamak için savaştığını mevsiminde sık sık görürüz. Onun esnek olan dalları, çabuk soyulan kabukları, yumuşak yaprakları çocuklar için, çeşitli oyunların, oyuncakların ilk maddesi olur. Çarşı ve pa-

İSTANBUL

zarda satılmayacak kadar değersiz olan yemişleri yukarda belirttiğimiz çocuklar için bir çerezdir. Bu bakımdan îstanbulun fakir semtlerinin, mezarlık yakınlarının küçüğü büyüğü çitlenbiği tanır.

Serpildiği zaman dev gibi boy gösterenleri bulunan çitlenbik ağacının meyvesi ne kadar garibdir ki, bezelya dânesi bü-yüklüğündedir. Bu yemiş önce yeşil, sonra portakal sarısı, daha olgunlaşınca da esmer ve kara bir renk alır. Bu kararma yemişin etli derisinde olur. Derinin altında, sertçe odunun katı gelir. Onun içinde de kendine göre bir tadı olan tohum vardır. Bu yağlı bir çitlenbik içidir. Çitlenbik dânesi ağızda dişlerle çiğnenerek yenir.

İstanbul hanımları çitlenbik yemişine benzeterek, küçük esmer çıtır pıtır kız çocuklarına da «Çitlenbik», «Çitlenbik gibi» derler; sevgi ve beğenme duygusu taşır.

Çitlenbik bir kültür ağacı olmaktan çok, bir orman ve süs ağacıdır. Türkiyedeki çitlenbik topluluklarının bir orman karakteri taşıdığı görülmez. Çitlenbik ağacı da odun kereste bakımından önemlidir. Ağacın lifleri uzun olduğu için yarma işlerinde, kasnak kutu imâlinde tercihlidir. Ağacın kökünde'n, kabuğundan sarı boya yapılır. Yaprağı iyi bir hayvan yemidir. Bu durumdan ötürü çitlenbik ağaçlan tetar şeklinde budanarak işletilir.

Citlenbiğin yaprakları da tohumları gibi tuhafcadır. Ucu ok gibi sivri, yaprağın kenarı dişli, sapına doğru yaprak şişkindir. Yaprağın orta damarı yaprağı tamamen iki eşit parçaya ayırmayıp biraz yan-piridir. Soydaşı kara ağacın yaprağı gibi bu da yanıçtır.

Çitlenbik «Ulmaeeae» familyasından-dır. Cins adı «Celtis L.» dir. Bu cinsin 70 kadar nevi vardır. Türkiyedeki neviler: Adi Çitlenbik, Kafkas Çitlenbiği, Doğu Çitlen-biği'dir. Eskiden Ulmaeeae familyasına «Taun Fasilesi» derlerdi. Taun, doğuda Sivas yörelerinde çitlenbiğe verilen addır.

Çitlenbiğe Anadoluda çok çeşitli adlar takılmıştır: cırtlık, çitlik, cöhre, çöğre, da-ğam, dağan, dağağan, dağdağan, dağım, dağın, dagum, dardağan, dardahan, dargın, dargun, darun, daun, dav, dıgdıgan, digdi-ğen, doğdoğan, doğun, dağun.

Bu adların bazılarının birbirine çok yakın olduğu ancak bir söyleme değişikliği olduğu görülür.

ANSİKLOPEDİSİ

Çeşitli adları olan çitlenbiği tanıtırken bazı sözlüklerin bu adı hiç almadığım, bazılarının da yanılmış olduklarını görüyoruz. Bunlardan biri de Türk Dil Kurumunun çıkardığı Türkçe Sözlük'de görülür. Burada Çitlenbik kelimesinin karşılığı bir nevi sakız ağacı diye açıklanmış ise de bu doğru değildir. Citlenbiğin lâtince cins adı «celtis», sakız ağacının «pistacia» dır. Bu yanlışlık halk ağzından derleme kılavuzlarında da vardır. Öyle sanırım ki melengiçin bir adı olan çıtlık ile çitlenbik karıştırılmıştır.

Çocukluğumuzun, hayatımızın içine karışan, asırlarca yaşayan ağaçlarımızı bile sözlüklerimizin hiç almaması, alanların ise yanlış yazması herhalde üzücü bir şeydir.

Kerim YUND

ÇÎTLENBİK SOKAĞI — Beşiktaşda Yıldız Mahallesi sokaklarından; 1934 Belediye Şehir Rehberine göre, Serencebey Yokuşu ile Aşariye Caddesi arasında uzanmaktadır; Sinanpaşa Mescidi Sokağı ile bir kavuşağı vardır, Sinanpaşa Mescidi Sokağının bir dirsekle kıvrılmasından sonra devam eden kısmı ile bu Çitlenbik Sokağı arasında bir de isimsiz sokak gösterilmiş-dir; yerine gidilip bu satırların yazıldığı sıradaki durumu tesbit edilemedi (Ocak, 1965).

ÇİT SOKAĞI — Üsküdarda İnsaniye sokaklarından; 1934 Belediye Şehir Rehberine göre Harem iskelesi Sokağı ile Paşa-kapusu geçidi arasında uzanır uzun bir yoldur; Şerifbey Çeşmesi Sokağı ile dört yol ağzı yaparak kesişir; Köprülükonak Sokağı, Hafız Mehmed Sokağı, Avcu Sokağı ile kavuşakları vardır; yerine gidilip bu satırların yazıldığı sıradaki durumu tesbit edilemedi (Ocak, 1965).

— Dilimizde öbür isimleri ile «mıh», «enser»; pek çok çeşidi ile günlük hayatta kullanıldığı yerler bu ansiklopedinin konusu dışında kalır.

Çivi İstanbul gibi bir şehirde dahi hikmeti icadı dışında kalmış yerlerde kullanılır:

Bekâr odalarında, hanlarda duvarlara çakılan irice çivilere esvab, şapka, öteberi asılır.

Umumî ayak yollarında kapuların mandalları, sürgüleri kırılır, çalınır, kapuyu

4039


ÇİNİLİ MÂDEN SUYU

içerden kapam-ak için irice bir çivi kullanılır.

Hâneberduşlar arasında âdembabalar (B.: Âdem baba) bıçak alacak paraları olmadığı için nefis müdafaası veya tecâvüz silâhı olarak iri bir çivi taşırlar.

Eski büyük ahşab îstanbulun cehennemi birer âfet olmuş yangınlarında, ateşin bir semtden mahalleler aşarak başka semtlere sirayetine şiddetli rüzgârların uçurdüğu kıpkızıl ateş kesilmiş çiviler sebep olurdu.

istanbul halkı ağzında çivi üzerine me-câzî deyimler var:

Çivi .kakmak — Bir adamın bir memuriyette uzun zaman kalması; kendisinden hoşnud olmayanlar tarafından derd yanma yolunda ve tezyif edası ile kullanılır; yahud makaamına lâyık olmayanlar hakkında, kullanılır.

Çivilenmek — Ziyaret kasdı ile gidilen yerde, yahud bir iş için gönderilen yerde lüzumundan fazla kalmak, oturmak, oyalanmak; misaller:

«Bu komşuluk, değil, zulümdür efendim... her geliyor, çivilenip kalıyor, deli olacağını...);, ; Bir patron tezgâhdarından bahseder: «Dışarı göndermeye gelmez, çivilenir kalır...».

Çivi gibi — Sıhhatli, zinde, kuvvetli, çevik, anlamında; misal:


  • Nasılsın baba?

  • Çok şükür çivi gibiyim...

* ((Delikanlı dediğin çivi gibi olmalı, yürürken topuğu kütürdemeli...». İki de darbı mesel vardır:

Çivi çiviyi söker — Bir şeyin zararını yine onunla giderme anlamında kullanılır; misal:

Gece evine körkütük sarhoş gelmiş biri anlatır: «... Sabahleyin gözlerimi açamıyorum, midem berbad, başım, topaç gibi döner, çivi çiviyi söker dedim, karıyı çağardım, bana bir tek rakı ver dedim...»

Çivisiz tahtayı rüzgâr alır — Bütün zararların, ziyanların tedbirsizlik, basiretsizlik, bakımsızlık, ihmal yüzünden geldiği anlamında kullanılır.

ÇİTLİ MÂDEN SUYU — Kaynağı Bur-sada İnegölün doğusunda Çitli Köyü civarındadır. Birinci Cihan Harbinden önce İstanbul hekimleri tarafından en çok tavsi-

ÇİVİCİ LİMANI

4040 —


İSTANBUL

ANSİKLOPEDİSİ

4041 —

ÇIZEL (Hasan Hayri)




ye edilen ve dolayısiyle îstanbullularca fev kalâde rağbet görmüş bir mâden suyu idi. Bu güzel şifalı suyun şöhreti Abdülaziz zamanında başlamış olup hikâyesi şöyle anlatılır:

Sultan Abdülaziz pâdişâh olduktan sonra sıhhatinde görülen bazı bozukluklar dolayısı ile doktorları mâden suyu içmesini tavsiye etmişler. İmparatorluk sınırları içindeki bütün şifalı sular tedkik ettirilmiş ve Çitli mâden suyu bilhassa temayüz etmiş. Suyun üstün şifalı hassasını öğrenen bir rum tüccarı* suyun satışıla alâkalanmış, 1881 yıllarında Beyoğlunda nam yapmış Dellasuda Eczahânesinin sahibi Geor-ges Dellasuda da suyun satış imtiyazını almış; fakat o senelerde Bursa valisi bulunan Ahmed Vefik Paşa suyun bu satış imtiyazına Bursa Hastahânesini de ortak etmeğe muvaffak olmuş. Sonraları Dellasu-da'nın hissesi Hicaz Demir yollarına devir edilmiş, ve zaman ile satış tamamen Bursa Htastahânesine kalmış.

Yıldızda bir kimyahâne kurdurmuş bulunan İkinci Sultan Abdülhamid de Çitli Mâden Suyu ile alâkalanmış; Lehli bir kemancının oğlu olan ve Yıldız Sarayında zamanla bir nüfuz kazanmış bulunan saray kimyageri Bonvovski Paşa ve başka kimyagerler suyun tahlillerini yapmışlar; h azim ve idrar yolları orbanları üzerinde çok şifalı tesiri görülen, bikarbonate ve çok güzel, kendine mahsus lezzette, serin bir su olarak vasıflandırmışlardır.

Çitli mâden suyunun tesisleri, İstiklâl Savaşında mağîûben firar eden Yunanlılar tarafından tahrib edildiğinden, îstan-bulda satışı çok azalmıştır. On sene evvel Eminönü pazarlarında bazı dükkânlardan güçlükle tedarik olunuyordu.

Dr. Saadi Nâzım NİEVEN

ÇtVÎCÎ LİMANI — İstanbulini eski to-pografik isimlerinden, Tophane civarında Salıpazarı semti kıyısında bir yerin adı idi. Zamanımızda tamamen terk edilmiş isimlerdendir.

, ÇİVİCİ LİMANI MESCİDİ — Tophane civarında Salıpazarı sahilinde bir vakitler bu isimle anılan yerde idi; hâlen mevcud değildir. Hadikâtül Cevâmi şu malûmatı veriyor: «Çivicilimam Mescidi der Salıpazarı — Banisi Mehmed Çavuş nam kimse-sedir. Mescidin yeri aslında bir çimenzar namazgah idi. Mahmud Çavuş yağmurdan

muhafaza için üzerine yalnız bir çatı çek-dirdi, sonra zamanla mescid oldu. Yandık-dan sonra tahvil kalemi kesedarı îzârî El-hâc Mehmed Efendi kagir ve fevkaani mescid olarak ihya etti ve minber koydu, hicrî 1153 (müâdî 1740-1741) senesinde; kendisi de onaltı sene sonra 1169 (1755-1756) da vefat ederek oraya defnolundu; camiin yakınında bir de mektep yaptırmışdı; mahallesi, civarındaki dükkânlardır.»

ÇtVÎCÎ SOKAĞI — Kasımpaşada Yahya Kâhya ve Çatma Mescid Mahalleleri arasında bir sınır sokakdır; yerine gidilip bu satırların yazıldığı sıradaki durumu tesbit edilemedi (Ocak, 1965).

ÇİVİCtZÂBE — Geçen asır başında yaşamış bir bestekâr; Hâşim Bey mecmuasında uşak faslında bir hafif bestesi kay-dedilmişdir. Güfte şudur:



Ney neva eyler keman inîer döğer d,ef sinesin 'Dinle tanbtam eninin mûsikaann giryesin Sabra takat mı kalır âşıkda insaf idelim Arz ider dilber de gûhi sinesi âyîneste.

Hayatı hakkında başka kayde rastlanmadı.

ÇÎVÎLEMEK — İstanbul'un hâneber-duş pırpırları argosunda; 1) bıçakla vurmak, yaralamak; 2) cima, livâta.

O bedbaht tabakanın ağzında bu ikinci anlamda zengin lügatçe vardır: fişek atmak, lehimlemek, perçinlemek, şişirmek, üfürmek, yefallemek, tezgâh kırmak, dü-düklemek.



Bibi.: F. Devsllioğlu, Türk Argosu.

ÇtVtSlZ KALKAN — Bizde asıl kalkan balığı yerine ve kalkan adı ile satılır (B.: Kalkan balığı); ufakları da matrabaz-lar tarafından pisi balığı diye sürülür (B.: . Rsi balığı).. Çivisiz kalkan asıl kalkanlardan çok farklıdır ve kolay ayırd edilir. Asıl kalkanın vücudu yuvarlak, bu beyzî ve ince pullarla örtülüdür; çivi denilen kemik düğmecikleri yokdur; bunun yerine kestane renkli benekleri vardır; gözleri daha ufak, sırt yüzgecinin baş üstüne gelen küçük bir kısmı, saçağa benzeyen bir takım lifler taşır. Ağız yarığı çok genişdir. Eti asıl kalkanın etinden daha beyazdır, fakat lezzetçe ondan yavancadır. Asıl kalkanın bulunduğu yerlerde ve asıl kalkan balıkları gibi avlanırlar.

Bibi.: K. Deveciyan, Balık ve Balıkçılık.

ÇÎVÎZÂDE CAMtt — Zeyrekde İtfaiye


Caddesinin alt başındadır; banisi on altın
cı asır şeyhülislâmlarından Çivizâde Meh
med Efendi'dir. Hadikâtül Cevâmi: ((Banisi
öbür mescidinde yazıldı, medresesi ve ma-
halesi vardır.» diyor (B.: Çivizâde Mesci
di). Kiremitli ahşab, çatı ile örtülü kagir
bir binadır; 1952 de tecdiden tamir edildi
ve büyütüldü. İbâdet sahnının iki yanın
da birer maksure bulunub minare kapusu
sol tarafdaki maksurededir. Camiin med-
hali kapalı beton bir avlu olup kapusunun
yanında küçük bir namazgah vardır; ab-
dest muslukları da bu avludadır; ayrıca yi
ne beton döşenmiş bir de açık avlu vardır
(1964 Mayıs). Tahsin Öz «İstanbul Cami
leri», isimli eserinde bu camii «Çivizâde Kı
zı Mescidi» olarak gösteriyor (B.: Çivizâde
Kızı Mescidi).
j Hakkı GÖKTÜRK

ÇÎVlZÂDE KIZI MESCÎBÎ — Hadikâtül Cevâmi şu malûmatı veriyor: «(Samat-ya'da) Bayazıdı Cedid Camii kurbindedir, bâniyesi mezbûrun (Çivizâde Mehmed E-fendinin) kızı Ümmügülsüm Hâtûndur; Merkadi akrabasından Şerifi Hatunun nıes-cidindedir ki Bitlice Mescidi diye yazılmış-dır (B.: Bitlice Mescid, cild 5, sayfa 2826)'. Minberini Sipahi Ocağı ricalinden Çavuş-zade Mustafa Ağa vaz etmişdir. Mahallesi yokdur.»

Samatyada bu mescidin yerini tesbit edemedik. Bayazıd Cedid Camii civarında, hâlen, pek harab bir halde Çavuşzâde Mescidi vardır ki, Hadikâtül Cevâmi o mescidin banisi olarak bu Çivizâde kızı Mescidine minber koyan Çavuşzâde Mustafa Ağa olarak gösteriyor. Tahsin Öz «İstanbul Camileri» isimli eserinde kaydettiği üç Çivizâde Mescidinden birinde «Çavuşzâde Mescidine bak» diye bir atıf yapıyor ve Çavuşzâde Mescidi maddesinde de «Çavuşzâde = Ümmülgülsüm Mescidi);, maddesi altına, bizim harab hâlini tesbit ettiğimiz, Hadi-kada da müstakil madde olan mescidden bahsediyor (B.: Çavuşzâde Mescidi, cild 7, sayfa 3796). Zühul Tahsin Öz'de midir, Ha-dikada mıdır, orasını da tesbit edemedik; Samatyadaki Çavuşzâde Mescidinin bu Çivizâde kızı Ümmügülsüm Hâtûn Mescidi olması için Hadikada müstakil bir Çavuşzâde Mescidinin kaydedilmiş olması gerekirdi. Tahsin Öz ayrıca Çivizâde Kızı Mescidi olarak Zeyrekdeki Çivizâde Mescidini gösteriyor; Hadika ise Zeyrekdeki Mescidi Üm-

mügülsüm Hâtûnun babası Şeyhülislâm Çivizâde Mehmed Efendinin İstanbulda iki camimden biri olarak kaydediyor (B.: Çivizâde Camiî; Çivizâde Mescidi).

ÇÎVÎZÂDE MESCÎDİ — Topkapu civarında idi; bu satırların yazıldığı sırada, 1947 Eylülü, yapıdan eser kalmamış, kaidesi kesme taşdan, gövdesi tuğla ve gayet yüksek olan minaresi, şerefesinden üstü yıkılmış, bir sütun halinde duruyordu; mescidin arsasında, 1947 de «Gecekondu» denilen kulübe zamanı evceglzler yapılmış idi. Mezarlığından bakiye iki taş da, etrafı yığma taş ile çevrilip Çivicibaba adı ile bir yatır haline getirilmiş idi, ki bu kabir taşlarından birisi ustuvâni ve kitâbesiz, diğeri bir Barutçubaşı Mehmed Ağaya ait olup düz başlı ve kabartma çiçek nakışları ile müzeyyen gayet güzel bir taş idi, nefis bir hat ile yazılmış kitabesi şudur:

Hüveîhallâkulbâlöi



Merhum ve mağfur sâbikaa barutcubaşı EI-hacı Mehmed Ağa ruhine fatiha 1180 (1766.1767)

Bu kabirlerin yanı başında da Emine Sultan Çeşmesi vardır ki, çeşme, bîkes kabirler ve bir ağaç ve yüksek tuğla minare, orasının mâmur zamanlarını tahayyül edebilenler için hakikaten pitoresk bir ahenk ile toplanmışlardı.

Hadikâtül Cevâmi bu mescid hakkında şu malûmatı veriyor: ((Banisi Şeyhülislâm Çivizâde Şeyh Mehmed Efendidir, hicrî 995 (m. 1548) de vefat etmiş, Eyyuba defin edilmişdir, minberini Osman Efendi isminde bir hayır sahibi koydurmuşdur»

Tezkiretül Bünyan da bu mescidi bir Mimar Sinan yapısı olarak gösterir.

Bibi.: Hadikâtül Cevâmi, I. R. E. Koçu ve Muzaffer Esen, Gezi notu, 1947.

ÇÎZEL (Hasan Hayri) — Ressam, resim muallimi; hamasî tabloları ile pek kıymetli tablo ressamı, yine tabloları ve bilhassa hepsi ayrı güzellikde binlerce eskizi ile büyük İstanbul ressamı; 1891 de Dime-toka'da doğdu, oranın eşrafından Mehmed Emin Efendinin oğludur. İptidaî ve Rüşdi-ye tahsilini Dimetokada yapdı, sonra Edirne idadisini bitirdi. İdadide iken, türle hamasetini tablolarla tesbit etmeye çalışan, Balkan Harbinde Edimeyi işgal ettikleri sırada Bulgarlar tarafından vahşiyâne öldürülen vatanperver ressam şehid Hasan Riza Beyin en değerli talebelerinden olmuşdu,




4043 —

— 4042
ÇİZGEN (Abdullah)

Hasan Hayri Çizel

(Resim: S. Bozcah)

diploma alınca hocasının teşviki ile İstanbulda Sanayii Nefise Mektebinin (Güzel Sanatlar Akademisinin) resim bölümüne girdi ve o sanat okulunun en güzide talebelerinden biri oldu, devrinin üstadları olan Âdil Beyin, H. Warnia'nın ve Valeri'nin atölyelerinde çalıştı, 1914 de birincilik ile diploma aldı ve sanat görgüsünü genişletmek üzere Almayaya gitti, Münihde Hoff-man'ın atölyesinde çalıştı. Memlekete döndüğünde sanat hayatını ressam muallimliği ile devam ettirdi; otuz yılın içinde muhtelif tarihlerde Erenköy Kız Lisesinin, Kuleli Askerî Lisesinin, Halıcıoğlu Askerî Lisesinin, Feyzi Âti Lisesinin, Hayriye Lisesinin, istanbul Erkek Lisesinin resim, muallimliğini yapdı, ki bu liseler içinde son ve en uzun hizmeti 1926 dan 1950 yuma kadar yirmi dört sene, İstanbul Erkek Lisesinde olmuşdur; 13 Ekim 1950 de o vazifede iken vefat etti ve Rumelihisarı mezarlığına defnedildi.

Hayatı boyunca İstanbul aşkı ile yanmış, türk resim sanatının eşsiz üstadlarm-dan Üsküdarlı Hoca Ali Riza Beyin hayranı idi ,(B.: Ali Riza Bey); aynı aşk ile o yolu tâkib etti. Defterler ve albomlar hâlinde, yaşadığı devrin İstanbulunu tesbit eden renkli kalemler ve kurşun kalemi ile yapıl-

İSTANBUL


mış desenlerinden, eskizlerinden mürekkeb çok zengin bir koleksiyona sâhibdi; 1945 yılında İstanbul Ansiklopedisi adına gördüğümüz bu koieksyon en az 7000 parça ve hepsi ayrı güzellikde resimi ihtiva ediyordu. İmar adı verilen ve aslında Türk İstan-bulun tarih damgasını kazıyan ve vandal tahribatını gölgede bırakan kör kazma büyük beldemizin sür'atle değişen siması düşünülecek olursa, sanat kıymetlerinin yanında Hayri Çizel eskiz ve desenlerinin tarihî vesika kıymeti pek büyükdür; san'at-kârın vefatında bu koleksiyon zevcesi hanıma kalmış idi; aslında ise yeri, devletçe satın alınarak istanbul Belediye Kütübhâ-nesi olmak gerekir. Bu koleksiyonun dağılıp kaybolması, bir hazinenin yok olması ile birdir.

Hayri Çizel, îstanbulun bir caddesine adı konulacak bir simadır.

ÇİZGEN (Abdullah) — «Ressam; 1908 de doğdu; İstanbul Sanayii Nefise Mektebinin 1934 mezunlarındandır; Feyhaman atölyesine devam etmişdir; Topkapu Sarayı Müzesi ressamı ve Güzel Sanatlar Birliği âzâsmdandır. Bâzı eserleri: Huzur (Konya-da Mevlâna Türbesinde), Yeşil Kubbe (Konyada Mevlâna Türbesinde), Gümüş Kapu (Konyada Mevlâna Türbesinde), Konyada Sırçalı Medrese, Topkapu Sarayında Harem Kapusu, Topkapu Sarayında Ocak, Kanlıca, Bursadan peyzaj, Topkapu Sarayında Veliahd Dâiresi)) (Pertev Boyar, Türk Ressamları, 1948).



Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   91


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə