Kastamonu hayati

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 4.31 Mb.
səhifə2/112
tarix24.06.2018
ölçüsü4.31 Mb.
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   112


Evet, kendim gördüm; lüzumsuz bir merak ile, mütedeyyin iken adi bir adam, biri de ilme mensubiyeti varken; eskiden beri İslâm düşmanı olan bir kâfirin (*) mağlubiyetiyle ağlamak derecesinde bir mahzuniyet.. Ve Âl-i Beytten Seyyidler cemaatının bir kâfire karşı mağlubiyetinden mesruriyetini gördüm. Böyle âmî bir adamın alâkası bir geniş daire-i siyaset için, böyle kâfir bir düşmanı bir seyyide tercih etmek, acaba divaneliğin ve aklı dağıtmaklığın en acib bir misali değil midir?..(13)"

"Sual: Âlem-i İslâmın mukadderatıyla ciddî alâkadar olan bu cihan harbinin dehşetli zamanlarında elli gün kadar(14)" ne bizden ve ne de her gün hizmetinizde bulunan Emin'den bir defacık olsun sormadınız. Acaba bu büyük hadiseden daha büyük diğer bir hakikat mı hükmediyor ki, bunu ehemmiyetten iskat ediyor. Yahut onunla meşgul olmanın bir zararı mı var? diye Üstadımızdan sorduk, o da elcevab diyor ki:

"Evet, bu cihan harbinden daha büyük bir hakikat ve daha azim bir hadise hükmettigi için, cihan harbi ona nisbeten çok ehemmiyetsiz düşüyor...

(*) Hz. Üstadın Eskidenbari İslam düşmanından muradı,İngilizlerdir A.B.

(13) Kastamonu-1, S:50

(14) İkinci Cihan Harbi başlangıç olarak 1 Eylül 1939'dur. Ancak harbin kızışma hengamı 1940 veya 1941 seneleridir.

1052

Bu zamanda her mü'min için belki herkes için, küre-i arz kadar bâkî bir tarla ve o tarla baştan başa bahçeler ve kasırlarla müzeyyen ebedî bir mülk almak ve o mülkü kazanmak veya kaybetmek davası açılmış. Eğer İngiliz, Alman



kadar serveti ve kuvveti olsa ve aklı da varsa, yalnız o davayı kazanmak için bütününü sarf edecek...(15)"

"...Risale-i Nurun hâs talebeleri bâkî elmaslar hükmünde olan hakaik-ı imaniyenin vazifesi içinde, zalimlerin satranç oyunlarına bakmakla, vazife-i kudsiyelerine fütûr vermemek ve fikirlerini onlarla bulaştırmamak gerektir. Cenab-ı Hak bize nur ve nuranî vazifeler vermiş...(16)"

"...Sakın sakın dünya cereyanları, hususan siyaset cereyanları ve bilhassa harice bakan cereyanlar sizi tefrikaya atmasın. Karşınızda ittihad etmiş

13

dalâlet fırkalarına karşı perişan etmesin. "Elhubbufillah, velbuğzu fillah" düstur-u Rahmanî yerine, eliyazübillah, "Elhubbu fissiyaset velbuğzu lissiyaset" düstur-u Şeytanî hükmedip, melek gibi bir hakikat kardeşine adavet ve elhannas gibi bir siyaset arkadaşına muhabbet ve taraftarlıkla zulmüne rıza gösterip cinayetine manen şerik eylemesin...”



"...Ben tahmin ediyorum ki, bütün küre-i arzın bu yangınında ve fırtınalarında selâmet-i kalbini ve istirahat-i ruhunu muhafaza eden ve kurtaran yalnız hakiki ehl-i iman ve ehl-i tevekkül ve rızadır. Bunların içinde de, en ziyade kendini kurtaranlar Risale-i Nurun dairesine sadakatla girenlerdir...(17) "

"...İman hizmeti, iman hakaikı bu kâinatta her şeyin fevkindedir. Hiç bir şeye tabi’ ve alet olamaz. Fakat bu zamanda ehl-i gaflet ve dalâlet ve dinini dünyaya satan ve bakî elmasları şişeye tebdil eden gâfil insanlar nazarında, o hizmet-i imaniyeyi hâriçteki kuvvetli cereyanlara tabi' ve alet telâkkî etmek ve yüksek kıymetlerini umum nazarında tenzil etmek endişesiyle, Kur'an-ı Hakimin hizmeti bize kat'î bir surette siyaseti yasak etmiş...(18)"

...Bugün namazda ve tesbihatında iken, manevî tarzda denildi ki: Küre-i arzda çarpışan, mücadele eden cereyanlar, her halde birisi İslâmiyete ve Kur'ana ve Risale-i Nura ve mesleğimize taraftar olacak. bu noktadan ona karşı merakla bakmak gerekti. Bakmamak için bir iki mektupta yazdığım sebebler çendan kalbe, akla kâfidir. Fakat meraklı ve hevesli nefse kâfi gelmiyor diye kalbime geldi.

(15) Os. Kastamonu-1, S:108

(16) Aynı eser, S: 227

(17) Aynı eser, S: 238

(18) Osmanlıca Kostamonu-1, S: 278

1053


Aynı tesbihatta ihtar edildi ki: Ehemmiyetli sebebi ise; bakmakta bir tarafa tarafgirlik hissi uyanır. Târafgir nazarı ise, taraftar olduğu cereyanın kusurunu görmez, zulmüne rıza gösterir. Belki alkışlar. Halbuki küfre rıza küfür olduğu gibi.. Zulme rıza (razı olmak) dahi zulümdür. Elbette zemin yüzünde bu dehşetli düelloda semavatı ağlatacak zulümler ve tahribat oluyor: Çok masum ve mazlumların hukukları kayboluyor.

Mimsiz, gaddar medeniyetin zalimane düsturu olan! "Cemaat için ferd feda edilir. Milletin selâmeti için cüz'î hukuklara bakılmaz:” diye öyle dehşetli bir zulüm meydanı açmış ki; Kurûn-u Ûla vahşetlerinde de emsali vuku' bulmamış. Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyanın adalet-i hakikiyesi: "Bir ferdin hakkını cemaate feda etmez. Hak, haktır, küçüğe, büyüğe, aza çoğa

14

bakılmaz.” diye kanun-u semavî ve hakikî adalet noktasında Risale-i Nur şâkirdleri gibi hakikat-ı Kur'an ile meşgul adamlar, zaruret olmadan lüzumsuz, yalnız hevesli merak için, netice itibariyla faidesi bulunan ve netice daha gelmeden evvel lüzumsuz bakmak ve zalimane tahribatlarını alkışlamak suretiyle; İslâmiyet ve Kur'an lehine hizmet edeceği o cereyanın hareketini fikren takib etmekle meşgul olmak münasib olmadığı için, nefis de akıl ve kalbe tabi' olup, merakını bırakmış diye anladım...(19)"



"Sual: Geçen sene sizden sormuştuk ki; "Elli gündür merak edip dünya cereyanlarına bakmadınız ve sormadınız". O zaman bize bir cevab verdiniz, gerçi o cevab hakikattır ve kâfidir. Fakat Risale-i Nur'un intişarı ve hizmeti ve âlem-i İslâmın menfaatı noktasında bir derece bakmanız lazım iken, şimdi onüç ay oluyor, aynı hal devam ediyor. Merak edip hiç sormuyorsunuz?

Elcevab: Ayetine en a'zam bir tarzda şimdiki boğuşan insanlar mazhar olmalarından, onlara değil taraftar olmak veya merak ile o cereyanları takib etmek ve onların yalan, aldatıcı propagandalarını dinlemek ve müteessirane mücadelelerini seyretmek; belki o acib zulümlere bakmak da câiz değil. Çünkü zulme rıza zulümdür. Taraftar olsa, zâlim olur. Meyletse,(21) ayetine mazhar olur.

Evet, hak ve hakikat ve din ve adalet hesabına olmadığına, belki inad ve âsabiyet-i milliye ve menfaat-ı cinsiye ve nefsin enaniyetine dayanan, dünyada emsali vuku bulmayan gaddarane bir zulüm hesabına

(19) Os. Kastamonu-1, S:304

(21)Ayetten alınan “Meyl” kelimesi, sevmek ve taraftarlık etmek demektir. A.B.

1054


olduğuna (20) kat'î bir delil şudur ki: Bin masum, çoluk-çocuk, ihtiyar, hasta bulunan bir yerde bir iki düşman askeri bulunmak bahanesiyle, bombalar ile onları imha etmek.. ve tabakat-ı beşer cereyanları içinde burjuvaların en dehşetli müstebitleri ve sosyalistlerin ve Bolşeviklerin en müfritleri olan anarşistlerle ittifak etmek(23) ve binler, milyonlar masumların kanIarını heder etmek ve bütün insanlara zarar olan bu harbi idame ve sulhu reddetmekdir:(24)

İşte, böyle hiç bir kanun-u adalete ve insaniyete ve hiç bir düstur-u hakikata ve hukuka muvafık gelmiyen boğuşmalardan, elbette Âlem-i İslâm teberri eder, yardımcılıklarına tenezzül edip tezellül etmez. Çünki onlarda Öyle dehşetli bir firavunluk, bir hodgamlık hükmediyor; değil Kur'ana, İslama yardım, belki kendine tabi’ ve alet etmekle elini uzatır. Öyle zalimlerin kılınçlarına dayanmak, hakkaniyet-i Kur'aniye elbette tenezzül

15

etmez.. ve milyonlarla masumların kanıyle yoğrulmuş bir kuvvet yerine, Halık-ı Kâinatın kudret ve Rahmetine dayanmak ehl-i Kur'ana farz ve vacibdir. Gerçi zendaka ve dinsizlik, o boğuşanların birisine dayanıp ehl-i diyaneti ezer. Onun tazyikinden kurtulmak, onun aks-i cereyanına taraftar olmak bir çaredir. Fakat şimdiye kadar o taraftarlık bir menfaat vermiyerek çok zararları dokunmuş. Hem zendeka, nifak hasiyetiyle her tarafa döner. Senin dostunu kendine dost eder, sana düşman eder. Senin taraftarlık cihetiyle kazandığın günahlar faidesiz boynunda kalır.



(20) Bizzat Tahirî Mutlu Ağabeyden duyduğum bir mes'elenin burada zikri münasib görüldü. Tahirî Ağabey dedi: "Ben Kastamonu'ya Üstad'ımızı Ziyarete gittigimde, kendisinden dinlediğim ve oradaki Nur talebelerinden etraflıca duyduğum bir hadise şöyledir: Hazret-i Üstad, İkinci Cihan Harbi başlarında; İslam milletine büyük darbeler vuran İngiliz ve Rusların Alman ordusu karşısında maglubiyetlerini büyük sevinçlerle karşılamışken, hatta bir ara Alman ordusuna muvaffakiyet için dua etmye baslamışken, fakat bir müddet sonra, Almanların çok acib zulümlere başladığını ve masum çoluk cocuk demeden bombalarla imha ettiğini işitince ,dua defterinden onların ismini sildi ve sırt çevirdi . Hatta Tahirî Ağabey Alman mağlubiyetinin Üstad 'ın dua sını kesmesinden sonra başladığını da söylüyordu. A.B.

(22) Bu ibarenin birinci bölümü, nasılki Almanlar’ın zulümlü vahşetlerine işaret ediyor..İkinci bölümde Ruslarla ittifak eden İngiliz ve müttefiklerinin yaptıklarına bakmaktadır. A.B.

(23) İkinci Cihan Harbi Âlem-i İslâm'ın dışında ve tamamen uzağında iken; O harbde yapılan firavunane zulüm ve ceberûtlar ve vahşetli gadırlarla mahvolan ve ezilen milyonlarca masum insanların kanı ile yer yüzü bulandığı ve boyandığı o harpte; ve hepsi de gayr-i müslim veya Hıristiyan iken; taraflardan her hangi birisine burada İslâm memleketinde iken, taraftarlık yapmakla veya bir tarafı muhabbetle alkışlamakla, bu derece zulme adaletsizliğe ve haksızlığa düşerse; acaba bu gün (İran-Irak Harbi) İslam âleminin ortasında iki Müslüman devlet, -Devlet rejimi müslüman olmasa da halkı ve ahalisi müslüman olan- bir inad ve garaz veya mülk hırsı için bu kadar İslam milletinin kanının dökülmesine sebebiyet veren, hele bunlardan bir tarafı bütün ara bulucuklukları, müsalâha tekliflerini tersleyip sulhu reddedip harbin zalimane vahşetinin idamesine sebeb olmakta olan o devlet; zalim, hunhar, azgın ve taği olduğu Kur'anca ve dinen sabit olduğu halde, bunların dışında kalan diğer Müslümanlar, bazı göstermelik laflarından dolayı ona taraftarlık gösterip alkışçılığını yaparsa, ne kadar zulme, haksızlığa, adaletsizliğe ve şarlatanlığa düştüğü anlaşılır sanırım. A.B.

1055


16

Risale-i Nur şâkirdlerinin vazifeleri iman olduğundan, hayat mes'eleleri onları çok alâkadar etmez ve merakla baktırmaz. İşte bu hakikate binaen, değil onüç ay, üç sene dahi bakmasam hakkım var Sizler baktınız, günahlardan başka ne kazandınız? Ben bakmadım ne kaybettim...(25)"

İNGİLİZ SİYASETİNİN PROPAGANDASINA ALDANANLARA MÜHİM BİR DERS:

(Bu dersin başında "Bu mektup bir derece mahremdir. İngiliz siyasetine taraftar olanlara gösterilmesin" diye yazılıdır.)

Aziz Sıddık Kardeşlerim!

Büyük Hafız Ali'nin hususî medresesinde bir hemşiremizin intak-ı bilhak nev'inden: "Galib cereyanın ileri gitmemesinin bir sebebini, Risale-i Nur Şâkirtlerinin siyasete bakmamaları ve çarpışmadan gelen zulümlere hissedar olmaması için merakla hareketlerini İslâmiyet menfaatı noktasında dualarıyla takib etmedikleridir" demesi.. hem Hafız Ali'nin Hüsrev ile görüşmesi "Üstadımız bizi siyasetten men' ediyor, zarardır" demesine makabil, bir kardeşimiz "Ne ile sabittir?" diye istifsarı ve onüç aydan beri harbin vaziyetini nazara almadığımın sebebini soran buradaki kardeşlerime verdiğim cevaba Hafız Ali'nin istihsanı münasebetiyle, kaidemize muhalif olarak bir iki dakika siyasete bakıp(25) bir iki kelime beyan ediyorum(25):

Evvelâ: Buradaki bir kısım Risale-i Nur şakirtleri; Âlem-i İslâmda çok müstemlekâtı bulunan bir devlet, bu Anadolu hâricindeki Müslümanlara yalnız kendi menfaatı için- bir derece dinlerine ilişmiyor veya ilişemiyor diye o devletin hariç İslamlara tatbik ettiği siyasete bütün bütün muhalif bir siyaseti takib ettiği, bu memlekette faaliyette bulunan propagandasına kapılıp o cereyana taraftarlıkla, Risale-i Nurun safvet ve halisiyetine zarar verdiğinden, o siyasî şâkirde dedim: "O devlet, bu memleketteki hükümete müstemlekâtındaki Müslümanlar ısınmamak ve iltihak etmemek için eskiden beri bu vatanda dinsizliği tervic etmiş.

(24) Osmanlıca Kastamonu-1, S: 435-436 ·

(25)Hazret-i Üstad'ın "Bir iki dakika siyasete baktım" tabirinden anlaşılan mana o dur ki; "GazeteIeri teftiş ettim, radyoları dinledim ve bu neticeye vardım" şeklinde düşünülmesin. Çünkü bir dakikada bu işler olmaz.olsa olsa, kalb ve ruhunun rasad ve radarlarıyla âlemde cereyan eden politik mes'eleler üzerine biraz bakmış ve bu neticeyi görerek kaydetmiştir. A.B.

1056


17

Şimdiki ilhad dahi onun ifsad komitesinin eseridir. Hatta... yüzde beş-on dinsizlerin hatırlarını saydı. Mesleklerini (rejim) resmen takdir ederek (26) yüz milyon İslâmın hatırlarını kırdı.. ve mağlub olduğu halde, inad ve menfaatı için sulhu reddetti. Küre-i arzı ateşe verdi ve bu âlem-i insaniyetin her tarafında sönmez yangın oldu.

İşte madem siz bu vatanın evlâdısınız, burada onun propagandasına kapılmayınız ve siyasete karışmayınız. Eğer hariçte olsanız, oradaki müsaadekâr siyasetine taraftarlık gösterseniz, -eğer lüzum olur ve Risale-i Nur dahi müsaade etse- belki zarar olmaz. Yoksa zarar ve hatar ve hatadır.

Amma öteki galib cereyan ise, ne vakit Kur'an'a ve Risale-i Nur'a ve bize ve İslâmlara yardım etse ve Kur'an'ın hakikatına hizmete bilfiil teşebbüs eylese, siz de o vakit Kur'an ve Risale-i Nur hesabına onun hareketine merakla bakabilirsiniz. Yoksa şimdiden tarafgirane bakmak ile, tahribatındaki zulümlere hissedar olmak ihtimali var.. Ve hariç Âlem-i İslâmın nanevî cereyanlarına muhalif olur.

Said-i Nursi(27)"

Bu mevzuda sadır olan Üstad'ın diğer ikaz ve irşadları için Kastamonu lahikasının asıllarına havale ederken; Üstad'ın şu son mektubundaki pek ince ve çok muazzam bir meselenin esasını teşkil eden mes'elelere dikkatle eğilmeye ve hedef tayin etmeye değer olduğunu düşünüyoruz.

EHL-İ DÜNYANIN DESİSE VE DOLAPLARINA KARŞI İHTİYAT VE TAHAFFUZ HAKKINDA

"Kardeşlerim, çok dikkat ediniz! Münafıklar çoktur. Mümkün o1- duğu kadar Risalelerin buradan irsal edildiğini söylemeyiniz. Tâ Risale-i Nur hizmetine zarar gelmesin. Maatteessûf ben burada bütün bütün yalnız kaldığım için, çok ehemmiyetli hakikatlar yuzılmadan geldiler, gittiler ...(28)"

"...Hüsrev'in daima isabetli ve faideli ve çok yüksek fikri Kur'an hizmetinde kıymettardır. Lâkin bu cümlesi: "İhtiyata o kadar ihtiyaç kalmamış" diye bir ihtiyatsızlık olabilir. Çünkü münafıklara karşı daima ihtiyat lâzımdır...(29)"

(26) Lozan Muahedesinde bizimkilerin takındığı tavırlanna işarettir. A.B.

(27) Os. Kastamonu , S: 449

(25) Osmanlıca Kastamonu-1, s: 11.

(29) Os. Kastamonu-2, S: 129

1057


18

"Aziz Sıddık Kardeşlerim! İhtiyat her vakit iyidir. Zaten Hazret-i Ali de (R.A) kerametkârane bize ihtiyatı tavsiye ediyor. Şimdi Şark tarafında bir şeyh tarafından kendi müridleri ve halifeleri vasıtasıyla, din lehinde eskiden beri meşhur olmuş Şeyh Ahmed nâmında türbedar-ı Nebevi tarafından “Vasiyetname-i Nebevi” nâmında bir eser o havalide gezmiş, intişar etmiş.. Oralarda çalışan kahraman Selahaddin'i bir derece ihtiyata sevk edip; bütün siyasetlerin fevkinde ve siyasetlere tenezzül etmiyen Risale-i Nur cereyanı öyle siyasete temas edebilen cereyanlarla iştirâki görünmemek için daha ziyade ihtiyat ve tevakkufa mecbur olmuş...(30)"

"...Sizin beraatınız ve manen galebeniz zalimleri şaşırttı, cepheyi burada değiştirdiler. Düşmanane taarruzdan vazgeçip, dostane hulul edip, hâs talebeleri Risale-i Nur'un hizmetinden geri bırakmak için memuriyet gibi bir meşgale buluyorlar.. veya terfian işi çok diğer bir memuriyete veya hayırlı bir meşgaleyi buluyorlar. Burada o neviden çok vakıalar var. Bu taarruz bir cihette daha zararlı görünüyor.(31)"

"İkinci Mes'ele: Risale-i Nur·un Isparta'da kat'î galebesi zındıkları şaşırttı. Fakat bazı mütemerrid ve muannid ve ölen herifin ruh-u habisi hükmünde bazı zındıklar, o mağlubiyete karşı gelmek fikriyle, baştan aşağıya kadar Kur'an ve Peygamber (A.S.M.) aleyhinde, fakat perde altında aynen münazara-i şeytaniye bahsinde hizbüş-şeytanın peygamber ve Kur'an hakkında mesleklerinde söyledikleri tabiratı başka bir tarzda o zındık herif istimal etmiş... Onun gibi Yahudi mütemerrid ve dinsiz feylosoflarından ve Avrupa'nın zındıklarının eskiden beri Kur'an ve Peygamber Aleyhisselâmın hâlâtından medar-ı tenkid bildikleri noktaları, bu İslâm ismi altındaki zındık, kurnazcasına safdil Müslümanlara ve Risale-i Nuru görmiyenlere dinlettirmek ve göstermek için öyle bir tarzda gitmiş ve küfrünü gizlemeye çalışmış ki; şeytanette şeytandan ileri gitmiş. Beni çok müteessir etti.

Kardeşimiz Sabri'nin mektubunda, "Muannid mülhidlerin Risale-i Nurun cereyanına karşı kurdukları çürük ve vahî hud'aları örümcek ağı ve yuvası gibi kuvvetsiz ve o şeytanet perdeleri kıymetsiz ve mukavemetsizdir Risale-i Nur'a karşı yırtılır ve yırtılacaktır" dediği gibi; bu zındık ve muannid ve mütemerrid ve ölen herifin ruh-u habisi olan zındığın yazdığı ve zahiren Müslümanlara Türkçülük lehinde, fakat hakikatte Kur'an ve Peygamber Aleyhisselâmın azamet ve haşmet-i manevilerini kırmak ve hiçe indirmek ve âdileştirmek niyetiyle yazılan bu matbu

(30) Aynı eser, S: 452

(31) Aynı eser S: 278

19

1058 eserde(32) mu'cizat-ı Kur'aniye ve Mu'cizat-ı Ahmediyeye karşı örümcek ağı da olamaz, parçalanır. Fakat binler teesssüf ki, Risale-i Nuru görmiyenlere kat'î zarar verdiği gibi; Risale-i Nuru görenlere de, merak edip, "Acaba ne var" demekle, safi kalblerini bulandırır, lâakal vesvese, evham verir.



Risale-i Nurun kahraman şâkirdleri böyle şeylere karşı müteyakkız davranmak ve faaliyetlerini ziyadeleştirmek lâzım geliyor. Fena şeyle zihnen meşgul olmak da ,fena olduğu için kısa kesiyorum.

Sakın ona ehemmiyet vermekle, halkları meraklandırıp baktırılmasın, belki ehemmiyetsiz, dinsizcesine, yalnızca esma-i mübareke ve ayat-ı mübarekenin bazı meali, içinde hariç olmak itiberiyla, ehemmiyetsiz bir paçavradır bilinsin...(33)”

ENANİYETLİ EHL-İ İLİM VE SOFİ MEŞREB KİMSELERE KARŞI İHTİYATLI DAVRANMA HAKKINDA

"...Size yszmıştık ki, muarızlara adavetle mukabele etmeyiniz. Mümkin olduğu kadar ehl-i takva ve ehl-i ilme karşı dostane vaziyet alınız. Fakat bu noktaya dikkat ediniz ki; Risale-i Nur'un zararına ve şâkirtlerinin salâbet ve metanetlerine ilişecek bir tarzda daireniz içine sokmayınız. Öyleler niyet-i halise ile girmezse, belki fütûr verirler. Eğer enaniyetli hodfuruş ise, Risalei Nur şâkirtlerinin metanetlerini kırarlar. Nazarlarını Risale-i Nurun hâricine çekip dağıtırlar. Şimdi çok dikkat ve metanet ve ihtiyat lâzımdır....(34)"

"...İstanbul'da malum i'tiraz hadisesi îma ediyor ki; İlerde de meşrebini çok beğenen bazı zatlar ve hodgâm bazı sofi-meşrebliler ve nefs-i emmaresini tam öldürmiyen ve hubb-u câh vartasından kurtulmıyan bazı ehl-i irşad ve ehl-i hak, Risale-i Nur'a ve şâkirdlerine karşı kendi meşreblerini ve mesleklerinin revacını ve etba'larının hüsn-ü teveccühlerini muhafaza niyetiyle itiraz edecekler. belki dehşetli mukabele etmek ihtimali var. Böyle hadiselerin vukuunda bizlere i'tidal-i dem ve sarsılmamak ve adavete girmemek ve o muarız taifenin de rüesalarını çürütmemek gerektir...(35)"

(32)Bahsi yapılan menhus Kitap Doktar Duzi nin” islam Tarihi " adlı iftirakar ve zındıkca şeytanetli eseridir ki;Abdullah Cevdet ismindeki zındık onu Türkçeye tercüme ettiği ğibi sair münafık ve zındık feylesofların eserlerinden de aynı eserdeki iftiralara benziyen tenkid noktaları da ilave

20

etmiş ve tab ettirmiştir.Üstad'ın bu mektubu yazdığı sıralarda, zındıklar o menhus ve zındıkça eseri, Risale-i.Nur'a karşı yeniden neşretmişlerdir A.B.



(33) Osmanlıca Kastamonu-2, S: 452

(34)Osmanlıca Kastamonu-2, S: 427

(35)Aynı eser, S: 520

1059


"...Aziz Kardeşlerim, bu defa yazılarınızda ihlâs risalelerini gördüğüm için, sizi o gibi risalelerin dersine havale edip, ziyade bir derase ihtiyaç görmüyorum. Yalnız bunu ihtar ediyorum ki; mesleğimiz sırr-ı ihlâsa dayanıp hakaik-ı imaniye olduğu için, hayat-ı dünyeviye, hayat-ı içtimaiyeye mecbur olmadan karışmamak ve rekabete ve tarafgirliğe ve mübarezeye sevk eden hâlâttan tecennüb etmeye mesleğimiz itibariyle mecburuz. Binler teessüf ki, şimdiki müthiş yılanların hücümuna maruz biçare ehl-i ilim ve ehl-i diyanet, sineklerin ısırması gibi cüz'î kusuratı bahane ederek birbirini tenkid ile, yılanların ve zındık münafıkların tahribatlarına ve kendilerini onların eliyle öldürmesine yardım ediyorlar...(36)"

"..Hem şimdilik bu müşevveş vaziyetlerde çok zararlı, hem hocaları hem ehl-i siyaseti Risale-i Nura karşı cephe almaya ve tecavüz etmeye sebebiyet veren "Şapka ve Ezan" mes'elelerini ve "Deccal ve Süfyan" unvanlarını Risale-i Nur şâkirtleri yabanilere karşı lüzumsuz medar-ı bahs ve münazaa edilmemek lâzımdır.. ve ihtiyat etmek elzemdir.. ve i'tidal-i demi muhafaza etmek vacibdir. Hatta sizde cüz'î bir ihtiyatsızlık, buraya kadar bize sirayet ediyor...(37)"

"Haşiye: Atıfa muaraza eden ve hücum eden tarikatçı müftü ve tasssuplu vaiz ve hoca ve ehl-i tarikat; ehemmiyetli ehl-i ilim ve tarikat bu muarazada en son perdesi rejim hesabına ve tarafgirliğine ve himayesine dayanıp, Atıf’ ın müdafaa ettiği Sünnet-i seniye mesleğine taarruz suretine girdiğine ve Risale-i Nur'a muaraza eden bilerek veya bilmiyerek zendakaya yardım ettiğine bir delil, bu defa âdliyece benden sordular ki; "Kürt Atıf rejim aleyhinde çalışıyor..” demek onun muarızları rejime dayandılar...(38)"

EHL-İ İMAN VE EHL-İ İLİM VE EHL-İ TARİKAT İLE UHUVVET

İÇİNDE YAPILACAK MUAMELELER HAKKINDA

"...Hafız Ali'nin mektubunda, İslâm Köyü'ndeki hocalara muhabbete ve dostluğa karar vermesi bizi memnun eyledi. Evet, İslâm Köyü nasıl ki Risale-i Nurda pek ziyade imtiyaz ve sebkat kazanmış.. öyle de, ben orada

21

iken, sair hocalara nisbeten İslâm Köyü hocaları dahi daha ziyade insaflı ve Risale-i Nuru takdir ettiklerini gördüğümden, bu havalideki hocaların lâkayıdlıklarına karşı onları hüsn-ü misal gösteriyorum. İnşaal



(36) Aynı eser, S: 473

(37) Aynı eser, S:523

(38) Osmanlıca Kastamonu-1, S: 550

1060


lah onlardan zarar gelmez. Ben İslâm Köyü'nü Nurs Köyü gibi biliyorum. O hocalara da akrabam nazarıyla bakıyorum. Onlara da selâm ediyorıım. Evet, onların insafı ve Risale-i Nura karşı dostluklarıyla, Nur fabrikası o köyde dağdağasız teessüs etti, tahmin ediyorum...(39)"

"...Sandıklı tarafında kemal-i şevk ve ciddiyetle faaliyette bulunan Hasan Atıf kardeşimizin bir mektubundan anladım ki; Orada perde altında faaliyetini durdurmak için bazı hocalar, bir kısım tarikata mensub adamları vasıta edip fütür veriyorlar. Halbuki mesleğimiz müsbet hareket etmektir.

Değil mübareze, belki başkaları düşünmeye de mesleğimiz müsaade etmiyor. Hem müşterileri de aramağa mecbur değiliz. Müşteriler yalvarmalı... O kardeşimiz hakikaten halis ve tam sadık, kalemi gibi kalbi,ruhu da güzel.. Fakat birden herşeyi mükemmel ister. Onun için biraz sıkıntı çeker. Mümkin olduğu kadar hem ihtiyat etsin, hem de mübtedi' hocalara mübareze kapısını açmasın...(40)”

Atıfın manidar yazdığı cümleler içinde bir parça ehl-i bid' aya siddet ğördüm. Zaman, zemin Risale-i Nurun müsbet mesleği, ehl-i bid'a ile değil fiilen, belki fikren ve zihnen dahi meşgul olmaya müsaade etmez...(41)"

"...Gayet muhlis kardeşimiz Hasan Atıf'ın mektubunda bir ihtiyar âlim ve vaiz, Risale-i Nur'a zarar verecek bir vaziyette bulunması, benim gibi binler kusurları bulunan bir biçarenin ehemmiyetli iki ma'zerete binaen bir sünneti terk ettiğim bahanesiyle, şahsımı çürütüp Risale-i Nura ilişmek istemiş.

Evvelâ: Hem o zat, hem sizler biliniz ki; ben Risale-i Nur'un bir hizmetkârıyım ve o dükkânın bir dellalıyım. O ise, Arş-ı A'zamla bağlı olan Kur'an-ı Azimü-ş şan ile bağlanmış bir hakiki tefsiridir. Benim şahsımdaki kusurât ona sirayet edemez. Benim yırtık dellâllık elbisem, onun bâki elmaslarının kıymetini tenzil edemez.

Saniyen: O vaiz ve âlim zata benim tarafımdan selâm söyleyiniz. Benim şahsıma olan tenkidini, i'tirazını başım üstüne kabul ediyorum. Sizler de o

22

zatı ve onun gibileri münakaşa ve münazaraya sevk etmeyiniz. Hatta tecavüz de edilse, beddua ile de mukabele etmeyiniz. Kim olursa olsun, madem imanı var, o noktada kardeşimizdir: Bize düşmanlık da etse, mesleğimizce mukabele edemeyiz. Çünki daha müthiş düşman ve yılanlar var. Hem elimizde Nur var, topuz yok. Nur incitmez, ışığıyla okşar.



(39) Aynı eser, S: 424

(40) Aynı eser, S: 505

(41) Osmanlıca Kastamonu-1, S: 518

1061


Ve bilhassa ehl-i ilim olsa, ilimden gelen enaniyeti de varsa, enaniyetlerini tahrik etmeyiniz, mümkün olduğu kadar düstûrunu rehber ediniz.

Hem Hasan Avnî ismindeki zat, madem evvelce Risale-i Nura girmiş ve yazısıyla da iştirâk etmiş, o daire içindedir. Onun fikren bir yanlışı varsa da affediniz. Biz değil onlar gibi ehl-i diyanet ve tarikata mensub Müslümanlarla, şimdi bu acib zamanda imanı bulunan ve hatta fırka-i dalleden bile olsa, onlarla uğraşmamak.. ve Allah'ı tanıyan ve ahireti tasdik eden Hıristiyan bile olsa, onlarla medar-ı niza' noktaları medar-ı münakaşa etmemeyi, hem bu acib zaman, hem mesleğimiz, hem kudsi hizmetimiz iktiza ediyor.. ve Risale-i Nur'un Âlem-i İslâmda intişarına karşı hayat-ı içtimaiye ve siyasiye cihetinde maniler çıkmamak için, Risale-i Nur şâkirdleri müsalahakârane vaziyeti almaya mükellefdirler...



Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   112
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə