Kastamonu hayati



Yüklə 4.31 Mb.
səhifə36/112
tarix24.06.2018
ölçüsü4.31 Mb.
1   ...   32   33   34   35   36   37   38   39   ...   112

1129


(91)Eski harf Emirdağ-1 Büyük boy S: 226

(92)Elyazma Emirdağ-1 aslı S: 499

(93)Kazım Karabekir Paşa, 26 Ocak 1948'de Ankara'da vefat etti. A.B.

(94)Elyazma Emirdağ-1 aslı S: 279

(95)17 Temmuz 1945'de, Ruslar Boğazlar savunmasına karşılık, Kars ve Ardahan'ı rüşvet istemeleri hadisesidir ki; Türkiye hükümeti gayet müşkil bir durumdaydı. A.B.

(96)Emirdağ-1 S: 44

"Aziz sıddık kardeşlerim, Meyve'nin dördüncü meselesindeki bir hakikatın izahını, Eski Said'in âfaka bakmak damarıyla ve bana hizmet eden kâtibin, Ramazan başlarında bayram alâmetini Şark'ta bir hadisenin te'siriyle heyecanla demesi.. ve bu Ramazan-ı şerifteki kıymettar vakitleri radyonun mâlâyâniyatiyla zayi' etmemesi için,manen kalbime kaç defa ihtar edildi ki; o geniş ve karışık, fırtınalı hakikatın kısaca zararlarını beyan eyle! Ben de gayet muhtasar bazı işaretler nevinde, Risale-i Nur şâkirtlerinin meraklarını ta'dil etmek niyetiyle beyan ediyorum. Fakat mesele çok geniş, vaktim de dar, halim de perişan olmasından, anlamasında zahmet çekeceksiniz. Zekâvetinize güveniyorum:

Meyve'nin o dördüncü meselesinde denilmiş ki:"Dünya siyasetine karışmadığımın sebebi; O geniş ve büyük dairede vazife az ve küçük olmakla beraber, câzibedarlık cihetiyle meraklıları kendiyle meşgul eder. Hakiki ve büyük vazifelerini onlara unutturur veya noksan bıraktırır. Hem her halde bir tarafgirlik meylini verir, zalimlerin zulümlerini hoş görür, şerîk olur." mealinde orada denilmiştir.

Şimdi ben de derim ki: Merak yüzünden ve âfakî hadisatın verdiği serhoşane gafletten zevk alan biçareler, eğer insanın fıtratındaki merak, insaniyyet damarıyla; sizin farz ve lâzım vazifeniz zararına o hadise, o geniş boğuşmalara sevk ediyor, bu da bir ihtiyac-ı manevidir, fıtrîdir derseniz; ben de derim:

Kat'iyyen biliniz ki; insanın çok mu'cizatlı hilkatine merak etmeyip, dikkat etmiyerek; iki başlı veya üç ayaklı bir insan görse, kemal-i merakla temaşasına daldığı gibi; aynen bu asırda nev'i beşerin muvakkat ve fânî tahripçi geniş hadiseleri ve zemin yüzünde yüzbin millet; ve insan nev'i gibi çok hadisat-ı acibeye mazhar o milletlerden her baharda yalnız bir tek arı milletine ve üzüm taifesine baksan, bu nev-i beşerdeki hadisâtan yüz defa daha mucib-i merak ve ruhanî, manevi zevklere medar hadiseler var. Bu hakikî zevklere ehemmiyet vermeyip, beşerin zararlı, şerli ârizî hadiselerine

1130

bu kadar merak ve zevk ile bağlanmak; dünyada ebedî kalmak ve o hadiseler daimî olmak ve herkese o hadiseden bir menfaat veya zarar gelmek.. ve o hadiseye sebebiyet verenlerin hakikî fâil ve mûcid olmak şartıyla olabilir. Halbuki, havanın fırtınaları gibi geçici hallerdir. Sebebiyet verenlerin te'sirleri pek cüz'î, ondaki zarar ve menfaatı o vaziyet; Şarktan, bahr-i muhitten sana göndermez. Senden sana daha yakın ve senin kalbin onun tasarrufunda ve senin cismin onun tedbir ve icadında olan bir Zat-ı Akdesin Rububiyetini ve Hikmetini nazara almayıp, ta dünyanın nihayetinden zarar ve menfa'atı beklemek ne derece divanelik olduğu ta'rif edilmez.



Hem iman ve hakikat noktasında, bu çeşit merakların büyük zararları var. Çünki gaflet verecek ve dünyaya boğduracak ve hakiki vazife-i insaniyyeti ve ahireti unutturacak olan en geniş daire ise, siyaset dairesidir. Hususan böyle umumî ve mücadele suretindeki hadiseler, kalbi de boğuyor.. Güneş gibi bir iman lâzım ki; her şeyde, her vaziyette, her bir harekette

(97) Yeni yazı Emirdağ-1 S:56

kader-i ilâhî ve kudret-i Rabbaniyenin izini, eserini görsün, ta o zulm ü zulmette kalb boğulmasın, iman sönmesin, akıl tabiat ve tesadüfe saplanmasın!..

Hatta ehl-i hakikat, hakikat ve marifetullahı bulmak için, kesret dairelerini unutmaya çalışıyorlar.Tâ kalb dağılmasın ve lüzumlu ve kıymetli şeye sarfetmek lâzım gelen merakı, zevki, şevki; lüzumsuz, fanî şeylerde telef olmasın.

Hatta bu ehemmiyetli sırdandır ki; din düsturlarının bir hadimi olmak cihetinde, güneş gibi imanlar taşıyan bir kısım sahabeler ve onlara benziyen mücahidînden, selef-i salihînden başka; siyasetçi, ekserce tam müttaki dindar olamaz. Tâm ve hakiki dindar, müttaki olanlar; siyasetçi olamazlar. Yani maksad-ı aslî siyaseti yapanlarda, din ikinci derecede kalır, tebaî hükmüne geçer. Hakiki dindar ise; bütün kâinatın en büyük gayesi, ubudiyet-i insaniyyedir diye siyasete aşk u merakla değil, ikinci, üçüncü mertebede onu dine ve hakikata alet etmeye - Eğer mümkün ise çalışabilir. Yoksa, bâki elmasları, kırılacak âdî şişelere alet yapar.

Elhasıl: Nasıl ki serhoşluk, hakiki vazifelerden gelen elemleri ve ihtiyaçları sarhoşlukla muvakkaten unutturduğu cihetle, menhus ve kısa bir zevk

1131

verir. Öyle de, böyle fâni boğuşmaları ve hadiseleri merakla takib etmek, bir nevi sarhoşluktur ki, hakikî vazifelerden gelen ihtiyacı ve yapmamaktan gelen teellumatı muvakkaten unutturduğu için, menhus bir zevk verir veya tehlikeli bir ye'se düşüp ayetindeki emr-i ilâhiye muhalefet eder, tokada müstehak olur.. Veya



olan şiddetli tehdid-i ilâhî tokadına mazhar olur, zalimlerin zulümlerine hasbî olarak manen iştirak eder... Bilistihkak cezasını da dünyada, ahirette çeker.

Yalnız ehemmiyetli bir endişe; ve bir teselli kalbime geliyor ki; bu geniş boğuşmaların neticesinde, eski harb-i umumiden çıkan zarardan daha büyük bir zarar, medeniyetin üstadı ve menba'ı olan Avrupa'da Deccalâne bir vahşet doğurmasıdır. Bu endişeyi, teselliye medar Âlem-i İslâm'ın tam intibahiyle ve yeni dünyanın Hıristiyanlığın hakikî dinini düstur-u hareket ittihaz etmesiyle ve Âlem-i İslâm'la ittifak etmesi ve İncil, Kur'an'a ittihad edip tabi' olması, o dehşetli gelecek iki cereyana karşı semavî bir muavenetle dayanıp inşaallah galebe eder...(97) "

Emekli yüzbaşı Re'fet Bey'in 1946-1947 yıllarında İstanbul'daki Nur hizmetlerini yürütürken;1946 seçimleri olmuş, particilik tarafgirliği daha da kızışmış olduğu bir sırada, ihtimalki bazı partici adamlarla bazı temasları olmakla; "Acaba artık bir partiye girip de, yardım etmek zamanı gelmedi mi?" diye Üstad'dan istifsar etmiş. Bunun üzerine kendisine Üstad'dan şu cevab verilmiştir:

(İstanbul'a Re'fet'e bir proğram olarak gönderdiğim mektubun bir suretini de gönderiyorum)

"Aziz sıddık kardeşim Re'fet Bey!

Evvelâ: Bazı bize temas eden cüz'î hadiseler münasebetiyle bir hakikatı beyan etmek şiddetle ruhuma ihtar edildi, şöyle ki:

Risale-i Nur, hiçbir şeye alet olamadığını ve rıza-i ilâhiden başka hiçbir maksada vesile olamadığını ve doğrudan doğruya her şeyden evvel iman hakikatlarını ders vermek ve biçare zayıfların ve şüpheye düşenlerin imanlarını kurtarmak olduğunu, elbette sizin gibi Nur'un hâs şâkirtleri biliyorlar.

Saniyen: Risale-i Nur'un bu kadar muarızlarına mukabil, en büyük kuvveti ihlâs olduğundan ve dünyanın hiç bir şeyine alet olmadığı gibi tarafgirlik

1132

hissiyatına bina edilen cereyanlara, hususan siyasete temas eden cereyanlarla alâkadar olmaz. Çünki tarafgirlik damarı ihlâsı kırar, hakikatı değiştirir:



Hatta benim otuz senedenberi siyaseti terk ettiğime sebeb; Bir mübarek âlimin takib ettiği cereyanın, tarafgirlik damarıyla, sâlih ve büyük bir âlimin onun fikrine muhalif olmasından, tekfir derecesinde tahkir edip.. ve cereyanında kendi fikrine muvafık meşhur ve mütecaviz bir münafığı gayet medh ü sena etti. Ben de bütün ruhumla ürktüm. Demek tarafgirlik hissine siyasetçilik de karışsa, böyle acib hatalara sebebiyet veriyor diye

dedim, o zamandan beri siyaseti terk ettim.

O halim neticesi olarak, sizin gibi kardeşlerim bilirsiniz ki; yirmibeş seneden beri hiçbir gazeteyi ne okudum, ne dinledim ve ne de merak ettim... ve on sene harb-i umumiye bakmadım, bilmedim ve merak etmedim.. ve yirmi iki sene bu işkenceli esaretimde tarafgirliğe ve siyasete temas etmemek için ve Nur'daki ihlâsa zarar gelmemek için, müdafaatımdan başka; istirahatım için hiçbir müracaat etmediğimi bilirsiniz. Hem bilirsiniz ki; hapiste size yazdığım gibi; benim idamıma hükmeden adamlar ve beni işkenceli tazib edenler, Risale-i Nur'la imanlarını kurtarsalar, şâhid olunuz ben onları helâl ediyorum..

Ve tarafgirlik damarıyla ihlâsa zarar gelmemek için, bu iki üç senede dâhilden ve hariçten gelen fırtınalı cereyanlara hiç temas etmedik ve kardeşlerimi de bir derece ikaz ettim...(98)"

GAZETELER, SİYASET, BAŞKA KUVVETLERE BAKMAMAK, ANARŞİLİĞİN MENŞEİ VESAİRE HAKKINDA

Evvelâ gazete ve siyasetin umumi ve müşterek yanlarını ve Nur'un hizmetine zararlı taraflarını açıkça dile getiren Hazret-i Üstad'ın kesin dikteli emirlerinden birkaç numune arz ettikten sonra; diğer mevzulara dair de Üstad'ın kesin emir ve tavırlarını kaydedeceğiz. İşte:

"... Hem bu zarurî işlerini ihtiyarlığına hürmeten gördüğümüz adam mahkemece dava etmiş ve bütün hazır arkadaşlarını şâhid gösterip tasdik ettirmiş ki; yirmi senedir hiçbir gazeteyi ve siyasî eserleri ne okumuş ve ne sormuş, ne bahsetmiş...(99) "

1133


(98)Emirdağ-1-Zübeyr- 2 S: 258

(99)Elyazma Emirdağ-1 aslı S: 4

"... İstanbul, şimdi başka bir tarzda siyasetçilerin ocağı hükmüne geçtiğinden; herhalde Risale-i Nur'u siyasete bulaştıracaktılar. Ben İstanbul'un, bu harbten sonra(100)siyasetten nefret etmiş, çirkinliğini müşahede etmiş, çok zaman İslâmiyet'in bir merkezi olmasından hakaik-i İslâmiye'de zevkini ve tesellisini arayacak vaziyete gelmiş diye Risale-i Nur'un orada tab'ına taraftar olmuştum.(101)Fakat şimdi anladım ki; biçare İstanbul, daha müthiş, daha fena bir tarzda siyasetlerin meydanı hükmüne geçmiş.. hatamı anladım.

Evet, lüzumsuz, zararlı âfakî siyasetlere bulaşmış, meşgul olmuş, menhus zevkleri içinde almaya başlamış ve her maksadın fevkinde siyasetle meşgul olmuş bir kafa; hakiki ve bâki ezvak-ı imaniye ve hakaik-i Kur'aniye'yi elbette sâfî ve halis bir tarzda alamaz, hazmetmez. (102)”

"...Otuzüç ayat-ı Kur'aniye'nin işaretiyle ve İmam-ı Ali'nin üç keramet-i gaybiyesiyle ve Gavs-ı A'zam'ın kat'î ihbarıyla tahakkuk etmiş olan Risale-i Nur'un siyasetle alâkası yoktur. Fakat Küfr-ü mutlakı kırdığı için, küfr-ü mutlakın altı olan anarşilik ve üstü olan istibdad-ı mutlakı esasiyla bozar, reddeder... Emniyeti ve asayişi, hürriyeti ve adaleti temin eder...”(103)

"...Şimdilik asabiyetle hâricî ve dahilî cereyanların mücadeleleri içinde dahiliye vekilini mahkemeye vermeye dair pek kuvvetli açık mektubun gazeteye ve makamata verilmemesi isabettir...(104)”

"Salisen: İstanbul'daki Amerikan Sefiri vasıtasıyla Amerika'daki Müslüman hey'etine Zülfikâr'ı ve bir Asa-yı Musa'yı göndermesini istiyen o dostumuz ve kardeşimize deyiniz ki; sefirlerin kafası siyasetle meşgul olduğundan ve Risale-i Nur'un siyasetle alâkası olmadığından, siyasî bir kafa çabuk takdir edemez. Hem Risale-i Nur müşterileri aramaz... müşteriler onu aramalı ve yalvarmalı. Amerika, buranın en küçük bir havadisini merakla takib ettiği halde, buranın en büyük bir hadisesi olan Risale-i Nur'u elbette arayacaktır...

Bundan sonra her meselemizde emir, Risale-i Nur'un şahs-ı manevisini temsil eden hâs şâkirtlerinin ve sizlerindir. Benimde şimdi bir reyim var ...(105)”

1134

"Aziz Kardeşim, senin mektubunu iyi gördüm. Fakat şimdiki gazeteciler ve baştakiler bu hakikatları tam takdir edemiyorlar. Hem Risale-i Nur yalvarmaz. Onlar yalvarmalı ve kıymetini takdir edip müşteri olduktan sonra, onların yardımını kabul eder. Hem şimdi nazar-ı dikkati Risale-i Nur şâkirtlerine celbetmemek münasibdir diye düşünüyorum. Fakat yedi sene



(100)İkinci cihan harbinden sonra demektir. A.B.

(101)Risale-i Nurların ilk serbest tab’ işi de, başlangıçta evvela İstanbul’da değil, Ankara’da başlamasıyla, üstadın buarzularının bir manası tahakkuk etmiş oluyordu. A.B.

(I02)Elyazma Emirdağ-1 aslı S: 166

(103)Aynı eser S: 186

(104)Aynı eser S: 261

(105)Elyazma Emirdağ-1 aslı S: 387

harb-i umumiye bakmıyan ve yirmibeş sene gazeteleri okumıyan, dinlemiyen bu kardaşınızın fikri bu meselede sorulmaz. Asıl fikir sahibi sizler ve Risale-i Nur'un hâs şakirtleri ve müdakkik nâşirleri meşveretle, hususan Isparta'dakiler ile- maslâhat ne ise yaparsınız...(106)”

"... Resmi gazetelerin haber verdikleri bir hadise-i semaviyeyi adetime muhalif olarak bir Nur şâkirdi bana haber verdi.

Dedim: Yirmibeş sene gazetelerin havadislerini merak etmedim. Fakat bu taşlar Risale-i Nur'un, dinsizlere manevî tokadlarını temsil ettiği cihetinde ve beş altı sene evvel ondan haber verdiği için, o şâkirde dedim: "Git o hadiseyi tamamıyla oku, tahkik et...(107)”

"...Hamisen dört aydan beri bir zat, bana buraya bir gazete gönderiyormuş. Ben yeniden haber aldım ki, bana gönderiliyormuş. Burada dostlarım adetimi bildikleri içindir ki; değil gazete, Nur'dan başka hiçbir kitabı, hiçbir mecmuayı kabul etmediğim gibi, yeni yazıdan hiçbir harf bilmediğim için, korkmuşlar, vermemişler ve göstermemişler...

Şimdi bir zat, mektup içinde bir sahifesi benimle konuşan bir gazetecinin, fakat dost ve hemşehri bir zatın mektubunu gösterdi. Dediler ki; çoktan beri senin namına bir gazete gönderiyordu. Biz korktuk sana söylemedik.

1135


Ben de dedim: "O zata benim tarafımdan çok selâm ediniz, o dostun eski bildiğin Said değişmiş, dünya ile alâkası kesilmiş.. Hem hasta, hem hususî mektubu kardeşine de yazamadığından o zat gücenmesin.”

Oradaki umum dostlara, hususen Hafız Emin ve Hafız Fahreddin gibi kardeşlerimize selâm ve bayramlarını tebrik ediyorum.

Kardeşiniz

SAİD-İ NURSİ (108)”

DAHİL VE HARİÇTEKİ KUVVETLERE BAKMAMAK

Dahil ve hariçteki büyük kuvvetlere, yardım edebilecek parti ve diplomatlara bakmadığının sebep ve hikmetlerini beyan eden Hazret-i Üstad'ın bir çok yazıları, izahları ve ikazları vardır. Bunların yanında yukarda örnekleri geçtiği üzere, bazı şahısları veya partili bir kısım zatları, Risale-i Nur'un iman hizmetini engellemeye çalışan habis güçlere karşı yardıma da'vet etme ruhsatları da vardır. Talebeleri vasıtasıyla teminini sağlamak için ruhsat verdiği şu yardım meselesiyle, büyük kuvvetlere bakmamanın ve alâkadar olmamanın arasındaki farkı nasıl uygulayabiliriz diye insanın aklına bir sual gelebilir?

Evvela: Ruhsatlar hakkındaki Hazret-i Üstad'ın cüz'î ve mahallî ve sırf zulmü def'etmek maksadıyla, hem de talebeleri aracılığıyla verdiği izinlerin ve şartlı ve maslahat adına ve zaruret anına mahsus olmak üzere hatırlattığı

(106)Aynı eser S:170

(107)Aynı eser S: 405

(108) Elyazma Emirdağ-1 aslı S: 489

ruhsatların tarz-ı beyanında kullanılan ma'na ve üslub ile; burada bizzat müteveccih olup bakmak ve dostluk kazanmaya çalışmak ve hulul etmek, daha doğrusu muhaliflerle iş birliği yapmak arasında, çok ama pek çok büyük fark vardır. Birbiriyle iltibas edilmesine asla imkân yoktur.

İşte şu ikinci şık meseleye dair Üstad'ın kesin beyan ve ikazlarından bazı numuneler:

"Aziz Sıddık Kardeşlerim! Hem manevî, hem maddî birkaç cihette sorulan bir suale mecburiyet tahtında bir cevabtır:

1136


Sual: Neden ne dahilde, ne hariçte bulunan cereyanlara ve bilhassa siyasetli cemaatlere hiçbir alâka peyda etmiyorsun?. Ve Risale-i Nur şâkirtlerini mümkin olduğu kadar o cereyanlara temastan men' ediyorsun? Halbuki, eğer temas etsen ve alâkadar olsan, birden binler adam Risale-i Nur dairesine girip parlak hakikatlarını neşredeceklerdi. Hem bu kadar sebebsiz sıkıntılara hedef olmıyacaktın?..

Elcevab: Bu alâkasızlık ve ictinabın en ehemmiyetli sebebi, mesleğimizin esası olan ihlâs bizi men' ediyor. Çünki, bu gaflet zamanında hususan tarafgirane mefkûreler sahibi, her şeyi kendi mesleğine alet ederek, hatta dinini ve uhrevî harekâtını da o dünyevî mesleğe alet hükmüne getiriyor. Halbuki hakaik-i imaniye ve hizmet-i Nuriye-i kudsiye kâinatta hiçbir şeye alet olamaz. Rızay-i ilâhîden başka bir gayesi olamaz. Halbuki şimdiki cereyanların çarpışmaları hengâmında bu Sırr-ı ihlâsı muhafaza etmek, dinini dünyaya alet etmemek müşkilleşmiş. En iyi çare, cereyanların kuvveti yerine, inayet ve tevfik-i ilâhîye dayanmaktır... (109)”

Yine aynı mealde Üstad'ın başka bir izahı:

"Aziz Sıddık sebatkâr muhlis kardeşlerim!

Hem maddî, hem nefsim, hem benim ile temas edenler gayet ehemmiyetli benden sual ediyorlar ki; neden herkese muhalif olarak -hiç kimsenin yapmadığı gibi- sana yardım edecek çok ehemmiyetli kuvvetlere bakmıyorsun, istiğna gösteriyorsun?. Ve herkes müştak ve tâlib olduğu ve Risale-i Nur'un intişarına, fütûhatına çok hizmet edecek ve Risale-i Nur şâkirtlerinin hâsları müttefik oldukları ve senden kabul ettikleri büyük makamları kabul etmiyorsun, şiddetle çekiniyorsun?..

Elcevab: Bu zamanda ehl-i iman öyle bir hakikata muhtaçtırlar ki; Kâinatta hiçbir şeye alet ve tabi' ve basamak olamaz.. Ve hiçbir garaz ve maksad onu kirletemez.. ve hiçbir şüphe ve felsefe onu mağlub edemez bir tarzda iman hakikatlarını ders versin. Umum ehl-i imanın bin seneden beri terâküm etmiş dalâletin hücumuna karşı imanları muhafaza edilsin. İşte bu nokta içindir ki; dahilî ve haricî yardımcılara ve ehemmiyetli kuvvetlerine Risale-i Nur ehemmiyet vernıiyor, onları arayıp tabi' olmuyor. Ta, avam-ı ehl-i imanın nazarında hayat-ı dünyeviyenin bazı gayelerine basamak olmasın.. ve doğrudan doğruya hayat-ı bakiyeden başka hiçbir şeye alet olmıyarak, fevkalâde kuvveti ve hakikatı hücum eden şüpheleri ve tereddütleri izale eylesin...(110)”

1137

(109)Elyazma Emirdağ-1 aslı S: 47



(110) Elyazma Emirdağ-1 aslı S: 100

"...Bu sırada dahilde o kadar dâhilî- hâricî heyecanlı parti cereyanları varken ve bundan tam istifade etmek, yani mahdut bir kaç arkadaşına bedel, binler diplomatları kendisine taraftar kazanmak için zemin hazır iken; sırf siyasete karışmamak ve ihlâsına zarar vermemek ve hükûmetin nazarını kendisine celbetmemek ve dünya ile meşgul olmamak için, bütün arkadaşlarına yazıp ki; "Sakın cereyanlara kapılmayınız, siyasete girmeyiniz, asayişe dokunmayınız.” dediği ve iki cereyan bu çekinmesinden ona zarar verdikleri.. eskisi evhamından, yenisi de bize yardım etmiyor diye ona çok sıkıntı verdikleri halde...(111)”

BİR ÇEŞİT MANEVÎ SİYASET OLAN FAZLA HÜSN-Ü ZAN İLE MANEVİ MAKAMAT NOKTASINDAN GELEN BEKLEYİŞ VE ÖZLEYİŞLERE KARŞI ÜSTAD'IN İLMÎ CEVABLARI

Bediüzzaman Hazretleri, bilhassa Risale-i Nur ile Kur'an ve iman hizmetine başladığı günden, ta vefatına kadar olan otuz beş senelik devre-i hayatında, ona talebe olmuş binlerce, milyonlarca insanın; hem de bunların içindeki nurlarca alim ve fazıl kimselerin samimî kanaâtları onun hakkında: Ahir zamanda gelmesi mev'ud ve mübeşşer olan âl-i beytin en büyük imamı ve müceddidi olduğu şeklinde iken, hem bu samimî ve çok büyük ve köklü hakikata dayanan kanaatler karşısında, Üstad Hazretleri hem Barla'da hem Kastamonu'da hem de şu Emirdağ hayatında, bu meseleye dair geniş, ilmî ve hakikatlı cevablar vermiş.. Kanaâtları, hüsn-ü zannın aşırı muhabbet halkasından, ilmîlik ve mantikîlik çerçevesine bağlamaya ve Nur talebelerinin o samimî kanaatlarını ta'dil etmeye elinden geldiğince çalışmıştır. Çok geniş olan Mehdîlik hakikatının bir nevi dümdarlığını.. Ve iman noktasında müceddidiyeti.. Ve hakikat ve ilim ve gerçekler cânibinden de bir manevî imamlığı kabul etmekle birlikte; bu makamın da şerefini, büyüklüğünü, kudsiyetini daima ve her zaman umum Nur talebelerinin büyük olan şahs-ı manevisine vermiş, kendisini de onların içinde bir ferd olarak kabul etmiş ve öyle de yaşamıştır.

Üstad Hazretleri bu mevzu'u Mektubat eserinin birkaç yerinde, Barla Lahikası'nda, Kastamonu Lahikası'nda ve nihayet şu Emirdağ hayatında kaleme aldığı mektuplar içinde defalarca ele almış ve izahına çalışmıştır. Kendi aziz ve şerif şahsiyetini ve kendisine verilmiş olan manevî pek büyük vazifesini daima şahs-ı maneviye vermek içinde setretmeye çalışmıştır. Bunun yanında Nur talebelerinin o samimi kanaâtları; esassız, kuru bir

1138


hüsn-ü zan galeyanı neticesinde hülyalardan ibaret olmayıp, pek çok delilli ve bürhanlı işaretlerin külliyetine dayandığını da kaydetmiştir. Aynı zamanda, Hazret-i Üstad'ın O ilmî ve mantıkî ve hakikatlı izahları, sadece meseleyi gizlemek ve perdelemek için değil, aynı zamanda bir hakikatı ve o kanaatlarını taşıdığı büyük ve geniş meselenin, madde âlemindeki tezahürünü de dile getirmeye çalışmıştır. Her dediği hak, her yazdığı hakikat olan Hazret-i Bediüzzaman'ın kerratla ve her defasında biraz daha vuzûha kavuşturduğu bu meselenin asliyetinde, Nur talebelerinin kanaatları yönünde gerçeğin büyük payı var olduğuna işaret etmekle beraber; asırlardır tam tafsilli olarak açıklığa kavuşamamış olan bu küllî hakikatın gerçek tarafının da ortaya konmasına büyük ehemmiyet vermiştir.

(111)Elyazma Emirdaği-1 S: 47

Üstad'ın Kastamonu hayatında da bu mesele hakkında vürûd eden izhatından bir nebze temas ettiğ'imiz kısmı orada bırakarak, sadece bu ilk Emirdağ hayatında Nur talebelerinin aynı mesele etrafında cereyan eden sualleri ve Üstad'ın ona ciddî müteveccih olup ilmî izahlarla ortaya koyduğu çok muazzam küllî beyanlarından örnekler arzetmeye çalışacağız.

Evvela Hazret-i Üstad'ın fazla hüsn-ü zanlar hakkındaki ta'dilâtları:

"...Risale-i Nur'un hakiki ve hakikatlı bir şâkirdi bulunan, Kur'an-ı Mu'cizül-Beyan'ın kâtibi bu defa yazdığı mektubunda, haddimden bin derece ziyade hüsn-ü zannına istinaden bir hakikat soruyor: "Risale-i Nur'un şahs-i ma'nevisinin gayet ehemmiyetli ve kudsî vazifesini ve hilâfet-i nübüvvetin de gayet ulvî vazifelerinden bir vazifesini benim âdi şahsımda Üstad'ı noktasında bir cilvesini gördûğünden, bana o hilâfet-i maneviyenin bir mazharı nazarıyla bakmak istiyor?

Evvela: Bâki bir hakikat, fâni şahsiyetler üstüne bina edilmez. Edilse hakikata zulüm olur. Her cihetle kemalde ve devamda bulunan bir vazife, çürümeye, çürütülmeye maruz ve mübtelâ şahsiyetlerle bağlanmaz. Bağlansa vazifeye ehemmiyetli zarardır.

Saniyen: Risale-i Nur'un tezahürü yalnız tercümanının fikriyle veya hud onun ihtiyac-ı manevisi lisanıyla Kur'an'dan gelmiş, yalnız o tercümanın istidadına bakan feyizler değil... Belki o tercümanın muhatapları, ders-i Kur'an'da arkadaşları olan hâlis ve metin ve sâdık zatların o feyizleri ruhen istemeleri ve kabul ve tasdik ve tatbik etmeleri gibi çok cihetlerle, o tercümanın istidadından çok ziyade o nurların zuhuruna medar oldukları gibi; Risale-i Nur'un ve şâkirtlerinin şahs-ı manevisinin hakikatını onlar

1139


teşkil ediyorlar. Tercümanın da içinde bir hissesi var. Eğer ihlâssızlıkla bozmazsa bir tekaddüm şerefi bulunabilir.

Salisen: Bu zaman cemaât zamanıdır. Ferdî şahısların dehası ne kadar harika da olsa, cemaattan çıkan şahs-ı manevisinden gelen dehasına karşı mağlub düşebilir. Onun için o mübarek kardaşımın yazdığı gibi, Âlem-i İslâmı bir cihette tenvir edecek kudsî bir dehanın nurları olan bir vazife-i imaniye biçare, zaif, mağlub, hadsiz düşmanları ve onu ihanetle ve hakaretle çürütmeye çalışan muannid hasımları bulunan bir şahsa yüklenmez. Yüklense o kusurlu şahıs ihanet darbeleriyle düşmanları tarafından sarsılsa, o yük düşer, dağılır.

Rabian: Eski zamandan beri çok zatlar, üstadını veya mürşidini veya muallimini veya reisini kıymet-i şahsiyelerinden çok ziyade hüsn-ü zan etmeleriyle; dersinden ve irşadından istifadeye vesile olması noktasından o pek fazla hüsn-ü zanlar bir derece kabul edilmiş, hilâf-ı vâki'dir diye bir derece tenkid edilmezdi.

Fakat şimdi, Risale-i Nur şâkirtlerine lâyık bir üstada muvafık bir ulvî mertebe ve fazileti, biçare kusurlu bu şahsımda kabul ettikleri sebebiyle, gayret ve şevkleriyle çalışmaları, bu noktada haddimden pek ziyade hüsn-ü zanları kabul edilebilir. Fakat Risale-i Nur'un şahs-ı manevisinin malı olarak elimde bulunuyor diye bilmek gerekir...(112)"

(112)Elyazma Emirdağ-1 aslı S: 95

"...Kendi şahsıma baktım ki; kurumuş, çürümüş, vazifesi bitmiş bir hurma çekirdeği hükmünde iken, Risale-i Nur bahçesinde, bir derece o çekirdekten tezahür eden meyvedar, muhterem koca bir ağaç nazarıyla baktığınızı gördüm. Senin fevkalâde hüsn-ü zannın o ağaçtan ileri geldiğini ve çekirdeğin de bir cihette bir nevi vesile olduğu cihetinden hüsn-ü zanna mazhar olmuş gördüm.

O mektubun birinci sahifesi güzeldir, ben de iştirak ediyorum. İkinci sahifede birkaç yerde kalem karıştırdım, ta'dil ettim.

Ezcümle: "Hazret-i Hasan Radiyallahü anh'ın altı aylık hilâfetiyle beraber, Risale-i Nur'un Cevşenül-Kebir'den ve Celcelûtiye'den aldığı bir kuvvet ve feyizle, vazife-i hilâfetin en ehemmiyetlisi olan neşr-i hakaik-i imaniye noktasında Hazret-i Hasan radiyallahü anh'ın kısacık müddetini uzun bir zamana çevirerek tam beşinci halife nazarıyla bakabiliriz. Çünki adalet-i hakikiye ile bu asırda insanları mes'ud edebilir bir istidatta bulunan Risale-i



Dostları ilə paylaş:
1   ...   32   33   34   35   36   37   38   39   ...   112


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə