Kirgizistan-tüRKİye manas üNİversitesi



Yüklə 1.84 Mb.
səhifə20/28
tarix16.06.2018
ölçüsü1.84 Mb.
1   ...   16   17   18   19   20   21   22   23   ...   28

Zaman zarfları

376. Bunlar zarf olarak kullanılan çeşitli zaman isimleridir. Başlıcaları şunlardır: dün, yarın, şimdi, şimdicek, gece, gündüz, demin, demincek, er, geç, erken, daha, gene, yine, aqşam, sabah, sabahleyin, geceleyin, aqşamleyin, şimdilik, artıq, sonra, ögleleyin, öğleyin. Bunlardan şimdi uş + imdi’den, erken er + iken’den, aqşam aq + şam’dan gelir. sabah yabancı asıllıdır. daha ayni zamanda azlık-çokluk zarfı olup daha gelmedi gibi misallerde zaman zarfı durumunda bulunur.



yazın, qışın, gündüzün, güzün, ilkin gibi instrumental şekilleri ile önce gibi eşitlik şekilleri de zaman zarfı olarak kullanılırlar.

sabahları, aqşamları, geceleri, önceleri, sonraları gibi çokluk iyelik şekillerinin de zaman zarfı olarak kullanıldığını görüyoruz. Bunlarda iyelik mânâsı yoktur ve iyelik eki belirtme fonksiyonu ile iş görür.

önceden, sonradan, eskiden, çoqtan gibi ablatif şekillerinde de ablatif ekinin klişeleşerek asıl fonksiyonunu kaybettiğini ve zaman zarfları yaptığını görüyoruz.

Türkçeye Arapça ve Farsçadan geçmiş olan ve çok kullanılan şu zaman zarflarını da kaydetmeliyiz: evvelâ, daima, hep, henüz, hâlâ, hemen, derhal, bâzı «ara sıra», bâzen, nihayet, âhir, ekseriya, hâlen, mütemadiyen. Bunlardan daha az kullanılmakla beraber Türkçeye sokulmuş daha birçok Arapça, Farsça zaman zarfı vardır.

Eski Anadolu Türkçesinde kullanılan qaçan «ne zaman» zarfı bugün unutulmuştur. Eski Anadolu Türkçesinde ilerü «önce, evvel», öñ «önce» soñ «sonra» kelimelerinin de zaman zarfı gibi kullanıldıkları görülebilir. imdi «şimdi» zaman zarfı da Eski Anadolu Türkçesinde çok kullanılmıştır. Eski Türkçeden klişeleşerek gelmiş olan öñdin «önceden» kelimesi de Eski Anadolu Türkçesinde dikkati çeken bir zaman zarfıdır. dahi «daha» zaman zarfı da Eski Anadolu Türkçesinde kullanılmıştır.

Nasıllık-incelik zarfları, hâl zarfları

377. Bunlar hâl ve tavır ifade eden zarflardır. hâl ve tavır ifade eden her isim nasıllık-nicelik zarfı olarak kullanılabildiği için bu zarflar sayılamayacak kadar çoktur. hâl ve tavır bildiren isimlerin yanında birçok isimler de eşitlik ve instrumental eki alarak nasıllık-nicelik zarfı durumuna geçerler. Bu zarfların daha çok kullanılan kısa adı hâl zarfları’dır.

Vasıf isimleri oldukları için, vasıf da bir hâl ve tavır olduğu için hemen hemen bütün sıfatlar, bilhassa vasıflandırma sıfatları hâl zarfları olarak bol bol kullanılırlar: iyi (yap-), yavaş (git-), doğru (söyle-), güzel (yaz-), bir (söyle-), iki (dinle-) misallerinde olduğu gibi.

Hâl zarfı diyince ilk akla gelen böyle, şöyle, öyle kelimeleri de isimlerin önünde sıfattan başka bir şey değildirler. Bu zarflar bu, şu, o, ve ile’nin birleşmesinden doğmuşlardır. Eskiden öyle yerine eyle şekli kullanılmıştır.



qardeşçe, çocuqça, sinsice, iyice, güzelce, çabucaq gibi zarflar ise eşitlik ekleri ile yapılmıştır. Bunların isimden yapılanlarında eşitlik eki zarf yapma vazifesi görmekte, sıfattan, dolayısıyla zarftan yapılanlarında ise iyi, iyice; güzel, güzelce arasında olduğu gibi bir mânâ değişikliği meydana getirmektedir. böylece, şöylece, öylece’de ise eşitlik eki mânâ değişikliğinden çok belirtme vazifesi yüklenmiş gibidir. Bunların iyicene, böylecene, öylecene gibi genişlemiş şekillerinin iyice, böylece, öylece’den bir farkı yoktur. Ayni şekilde zarf olan domuzcasına, eşekçesine gibi klişeleşmiş datifli şekiller de mânâ bakımından bunlardan farksızdır.

için (için), durmaqsızın, ansızın gibi hâl zarfları ise instrumental şeklindedirler. Bunlardan -maqsızın, -meksizin’li misaller oldukça çok kullanılır.

Bunlara Eski Anadolu Türkçesinde çok kullanılan sulayın, deñizleyin, bunçılayın, bençileyin, sençileyin, ançılayın, bizçileyin hâl zarflarını da katalım. qancaru «nasıl» kelimesi de Eski Anadolu Türkçesinde kullanılan bir zarf idi. Bugünkü bile edatı da Eski Anadoluda «birlikte» mânâsına zarf olarak kullanılmıştır.



Azlık-çokluk zarfları

378. Bunlar azlık-çokluk ifade eden, mikdar, derece bildiren zarflardır. Sayılan çok değildir. Başlıcaları şunlardır: en, daha, pek, çoq, az, biraz. Bunlardan en (< ) en tipik zarftır. Diğer zarflardan farklı olarak tek başına bir şey ifade etmez, isim gibi kullanılmaz. Bu hâli ile edat karakterindedir. Ancak sıfatların ve zarfların önünde kullanılabilir. Fiillerin zarfı olamaz. Aşırılık ifade eder. Başına geldiği sıfat veya zarfın azlık-çokluk bakımından en yüksek derecesini bildirir: en (güzel yer), en (yüksek dağ), en (çoq yaşayan) misallerinde olduğu gibi. daha azlık-çokluk zarfı olarak karşılaştırma vazifesi görür: daha (büyük ağaç), daha (çoq çalış-) misallerinde olduğu gibi. Fiillerin önünde zaman zarfı, sıfat ve zarfların önünde azlık-çokluk zarfıdır. biraz, bir ve az’ın birleşmesi ile ortaya çıkmış ve tek kelime hâline gelmiştir.

Bunlara eksik (ver-), seyrek (uğra-), sıq (görüş-) gibi mikdar ifade eden kelimeleri de ekleyebiliriz.

Eski Anadolu Türkçesinde kullanılan igen - iñen «çok», köp »çok», qatı «pek, çok», key «çok», yavlaq «çok», artuq «çok, fazla» zarfları bugün unutulmuştur.

Bunlardan başka Türkçede Arapçadan geçen fazla, gayet, fevkalâde, hârikulâde gibi zarflar da çok kollanılmaktadır.

ZAMİRLER

379. Zamirler nesneleri temsil veya işaret suretiyle karşılayan kelimelerdir. Şimdiye kadar gördüğümüz isim cinsinden kelimeler nesneleri doğrudan doğruya karşılayan, onların dildeki karşılıkları olan, onların adları durumunda bulunan kelimelerdi. Zamirler ise nesnelerin dildeki gerçek karşılıkları olmayan, fakat gerekince onları ifade edebilen kelimelerdir. Bu işi zamirler nesneleri temsil etmek veya göstermek suretiyle yaparlar. Bu bakımdan isim cinsinden diğer kelimelerle zamirler arasında büyük bir fark vardır. Zamirler temsil ettikleri veya gösterdikleri nesnelerin gerçek karşılıkları olmadıkları için, ancak o nesnelerin ilk ve gerçek isimlerinin yerini geçici olarak tuttukları için tek başlarına bir şey ifade etmezler. Yani zamirlerin tek başlarına kelime olarak mânâları yoktur. Bir zamir tek başına hiçbir nesneyi karşılamaz, hiçbir şeyin adı değildir. Ancak nesne biliniyor ve bir zamirle ifade ediliyorsa o nesne ile zamir arasında bir bağ kurulur, zamir o nesneyi karşılar. Meselâ bu zamiri her hangi bir nesneye işaret edilmeden söylenirse neyi karşıladığı anlaşılmaz, hiçbir şey ifade etmez. Demek ki zamirlerin mânâları nesnelerin bilinmesine bağlıdır. Nesne biliniyorsa zamir onu ifade eder. Nesneye bağlanmamışsa zamir kelime olarak zihinde hiçbir varlığı canlandırmaz. Hâlbuki meselâ taş, yeşil kelimeleri taş ve yeşil nesnelerinin dildeki ilk ve gerçek karşılıkları olduğu için söylenince hiçbir işarete ve ilgilemeye lüzum kalmadan zihinde derhâl taş ve yeşil nesnelerini canlandırırlar. Hülâsa, zamirlerin kelime olarak mânâları yoktur. Onlar nesnelerin isimleri değil, gerekince geçici olarak o isimlerin yerini tutan kelimelerdir. Onun içindir ki zamirler, umumiyetle, ismin yerini tutan kelimeler diye tarif edilir.

Zamirlerin diğer isimler gibi kelime olarak mânâlı bulunmamaları, şu veya bu nesneye bağlı olmamaları onları ifade bakımından isimlerden çok şümullü kelimeler hâline getirir. Bir isim şümulüne bir veya bir cins nesneyi alabilir. Meselâ ağaç ismi ağaçtan başka bir şey ifade etmez. Bir zamirin ise şümulüne şu veya bu nesne değil, sayısız nesneler girebilir. Meselâ bu zamiri ağacı, demiri, taşı, suyu, insanı hülâsa işaret edilen her nesneyi karşılayabilir. Demek ki zamirler şu veya bu nesneye bağlı olmayan, fakat bütün nesneleri karşılayabilen kelimelerdir. Diğer isimler gibi kelime olarak mânâları yoktur, fakat şümulleri isimlerden çok geniştir. Adeta bütün nesnelerin müşterek isimleri durumundadırlar. Zaten sayılan azdır. Gerekince bütün isimlerin yerini tutmaları, böylece bütün nesneleri karşılayabilmeleri için isimlerden çok şümullü bir ifadeye sahip bulunmaları tabiîdir. Üç beş zamir binlerce ismin yerini ancak ifade kabiliyetindeki bu genişlikle tutabilir.

Zamirlerin diğer isimlerden bir farkı da kelime yapımına onlar kadar elverişli bulunmamalarıdır. Gerçekten zamirler kelime yapımında diğer isimlerden çok az kullanılmakta, çok az sayıda yapım eki kabul etmektedirler. En işlek yapım eklerini bile ancak bir ikisi alır, diğerlerine onlar da getirilemez. Meselâ ben’den ben-lik yapılır, fakat ayni eki bu’ya ekleyemeyiz. Hülâsa, zamirler kelime yapımına çok az elverişli olan kelimelerdir.

Zamirler iyelik eklerini alma bakımından da diğer isimlerden çok farklı bir durumda bulunurlar. Diğer isimlere iyelik ekleri en geniş ölçüde getirilebilmektedir. Zamirler ise iyelik eklerini hemen hemen hiç almazlar. Ancak şu-su, bu-su şekillerinde zamire iyelik eki getirildiği görülebilir. Bunların dışında zamirler iyelik eklerini kabul etmezler.

Zamirlerin diğer isimlerden en büyük farkı çekim sırasında kök değiştirmeleridir. Bu, Türkçede zamirlerin en büyük hususiyetidir. Gerçekten, Türkçe eklemeli bir dil olduğu hâlde, diğer bütün kelimelerde ekler kökleri değiştirmeden onlara eklendiği hâlde zamirlerin çekiminde köklerde değişiklik olduğu görülür: ben, sen’in datif şeklinde bana, sana olmaları gibi. Böylece, eklemeli bir kelime yapısı olan Türkçe içinde zamirler çekimli dillerde bulunan bir hususiyet taşıyarak çok ayrı ve dikkate değer bir yer tutarlar. Fakat bu kök değişmesi bütün zamirlerin bütün çekimlerinde değil, bir kısmının çeşitli çekimlerinde görülür. Bazı ağızlarda ise bu değişmeler görülmez, meselâ bana, sana yerine bene, sene denilir. Sonra bu kök değişmeleri tam bir iç değişme şeklinde değil, benzetme gibi dış tesirlerle ortaya çıkmış görünmektedirler. İşte Türkçenin umumî yapısı ile birlikte bu noktalar da göz önüne getirilerek zamirlerdeki bu kök değişmeleri lüzumundan fazla da büyütülmemeli ve buna dayanarak Türkçeyi çekimli diller tarafına çekmeğe boşuna gayret sarfedilmemelidir.

Zamirlerin diğer isimlerden bir farkı da gibi, ile, için gibi son çekim edatlarına bağlanmalarında görülür. İsimlerin su gibi, ağaç ile, taş için şeklinde doğrudan doğruya bağlandıkları bu edatlara zamirler çekim ekleri ile bağlanırlar: senin gibi, bununla (bunun ile), onun için misallerinde olduğu gibi.

Bütün bu farklar gösteriyor ki isim cinsinden kelimeler içinde en belirli bir şekilde ayrılan kelime çeşidi zamirlerdir. Fakat arada bu kadar ayrılık olduğu hâlde zamirleri yine de isim cinsinden kelimeler arasına sokuyor ve ayrı bir kelime çeşidi olarak ele almıyoruz. Çünkü, ne olursa olsun, nesneleri karşılayan kelimeler olarak zamirler de isim olan, hareketleri karşılayan fiillerin karşısında nesneleri karşılayan diğer isimler gibi isim olan kelimelerdir. Zamirlerin isim gibi çekilmeleri de bunu göstermektedir. Nesne karşılayan ve isim gibi çekilen, kelime guruplarında ve cümlede isim muamelesi gören, isim fonksiyonu ile kullanılan bir kelime çeşidini isim cinsinden ayırmağa hiçbir sebep yoktur.

Zamirlerin çeşitleri şunlardır:

Şahıs zamirleri

380. Bunlar varlıkları şahıslar hâlinde ve temsil suretiyle karşılayan kelimelerdir. Bütün varlıklar üç şahıs altında toplanır, üç şahıs teşkil ederler. Bunlardan birincisi konuşan, ikincisi dinleyen, üçüncüsü adı geçen’dir. Her varlık şahıs olarak ya konuşan, ya dinleyen veya adı geçen durumunda bulunur. Bunlara gramerde sıra ile birinci şahıs, ikinci şahıs, üçüncü şahıs diyoruz. Konuşan, dinleyen, adı geçen, bir tek varlık ise teklik birinci, ikinci, üçüncü şahsı; birden fazla varlık ise çokluk birinci, ikinci, üçüncü şahsı teşkil eder. Yani teklik ve çokluk olmak üzere iki birinci şahıs, iki ikinci şahıs, iki üçüncü şahıs vardır. Demek ki üç şahıs teklik ve çokluk ifadeleri ile karşımıza altı şahıs olarak çıkar: konuşan, dinleyen, adı geçen, konuşanlar, dinleyenler, adı geçenler - teklik birinci şahıs, ikinci şahıs, üçüncü şahıs; çokluk birinci şahıs, ikinci şahıs, üçüncü şahıs. İşte şahıs zamirleri bu şahısları karşılayan, böylece varlıkları şahıslar hâlinde temsil eden, varlıkların şahıslar hâlinde ifadesi için kullanılan kelimelerdir.

Şahıs zamirleri şunlardır:

Teklik 1. şahıs: ben

2. şahıs: sen

3. şahıs: o

Çokluk 1. şahıs: biz

2. şahıs: siz

3. şahıs: onlar

Bunlar şahıs zamirlerinin bugünkü şekilleridir. Türkçenin uzun tarihi boyunca bu kelimelerde de bazı değişiklikler olmuştur. Şöyle ki:

381. Teklik 1. şahıs zamiri Türkçede başlangıçta da bugünkü gibi ben idi. Fakat daha, Eski Türkçenin başlarında iken uzak benzeşme ile bu zamirin men şekli de ortaya çıkmıştır. Bu arada min şekli de görülür. Böylece Eski Türkçede birinci şahıs zamiri ben, men, min şekillerinde karşımıza çıkar. Batı Türkçesine gelince min şekli ortadan kalkmış ve ben, men şekilleri kalmıştır, Eski Anadolu Türkçesinde hem ben, hem men şekillerinin kullanılmış olduğunu görüyoruz. Bazı eserlerde kelimenin bu iki şekli yan yana kullanılmıştır. Fakat Eski Anadolu Türkçesinin bu karışık kullanışta daha çok ben tarafında olduğunu da söylemeliyiz. men daha az kullanılmış olup bilhassa Azeri sahasındaki eserlerde görülür. men’in Azeri sahasındaki kullanışı gittikçe genişlemiş, Eski Anadolu Türkçesinden sonra bu sahada tamamıyla men şekli hakim olmuştur. Buna karşılık Osmanlı sahasında Eski Anadolu Türkçesinden sonra men şekli unutulmuş ve yalnız ben şekli kullanıla gelmiştir.

382. Teklik 2. şahıs zamiri eskiden beri sen olarak kullanıla gelmiş, bir değişikliğe uğramamıştır.

383. Teklik 3. şahıs zamiri aslında işaret zamiridir. İşaret zamirleri, yerini göstermek suretiyle nesneleri karşılayan kelimelerdir. Uzak için kullanılan işaret zamiri başlangıçtan beri üçüncü şahıs zamiri olarak da kullanılmış, böylece bu iki zamir birleşmiştir. Zaten üçüncü şahıs uzaktaki şahıstır ve üçüncü şahıs zamiri ile karşılanırken zamir temsil ile birlikte işaret ifadesi de taşır. Hülâsa, Türkçede üçüncü şahıs zamiri ile işaret zamiri aynidir. Birinci, ikinci şahıs zamirleri varlıkları yalnız temsil suretiyle karşıladıkları hâlde bu üçüncü şahıs zamiri aslında işaret zamiri olduğu için varlıkları temsil ederken işaret ifadesi de taşır. Fakat şahıs zamiri olarak yine de temsil tarafı hakimdir. Onun için ayni kelimede birleşen üçüncü şahıs ve uzak işaret zamirini de buna göre ayıracak, kullanılan zamire temsil suretiyle vazife görüyorsa üçüncü şahıs zamiri, işaret suretiyle vazife görüyorsa işaret zamiri diyeceğiz. İşte aslında işaret zamiri olan bu üçüncü şahıs zamiri eskiden, Eski Türkçede ve Batı Türkçesinin ilk devirlerinde ol şeklinde idi. Eski Anadolu Türkçesinin daha çok sonlarına doğru ve Osmanlıcanın başlarında yavaş yavaş o şekli de ortaya çıkmış, böylece Osmanlıcada ol ve o şekilleri son zamanlara kadar yan yana kullanıla gelmiştir. Fakat bu yan yana kullanılma devrinde ol gittikçe azalırken o çoğalmış, nihayet Osmanlıcanın sonunda ol yerini tamamıyla bugünkü o’ya bırakmıştır.

384. Çokluk 1. şahıs zamirinin Eski Anadolu Türkçesinin sonlarında Azeri sahasında miz şekli ile karşılaşırız. Kelime başındaki b-m değişmesi ile ortaya çıkan ve çok nadir kullanılan bu şekil dışında her hangi bir değişiklik olmamış ve zamir eskiden beri biz şeklinde kullanıla gelmiştir.

385. Çokluk 2. şahıs zamiri de eskiden beri hep siz olarak kullanıla gelmiş ve bir değişikliğe uğramamıştır.

386. Çokluk 3. şahıs zamiri de teklikte olduğu gibi işaret zamiri ile aynidir. Eski Türkçede olar şeklinde idi. Eski Anadolu Türkçesinde de önce olar idi, sonradan anlar şekli de ortaya çıkmıştır. Eski Anadolu Türkçesinden sonra olar şekli yerini tamamıyla anlar’a bırakmış, Osmanlıcanın sonlarına kadar anlar şekli kullanılmış, Osmanlıcanın sonlarında zamir nihayet bugünkü onlar şekline girmiştir. Görülüyor ki bu zamir teklik üçüncü şahıs zamirinin çokluk eki almış şeklidir. Bu yüzden gösterdiği değişiklikler bir çekim değişikliği şeklinde karşımıza çıkmaktadır.

387. Burada bu zamirlerin teklik ve çokluk şekilleri arasındaki münasebetin isimlerdeki gibi olmadığına dikkati çekmeliyiz. İsimlerde teklik ile çokluk arasında tam bir münasebet vardır ve bir ismin çokluğu onun teklik şeklinin karşıladığı nesnenin birden fazla olduğunu gösterir. Yani isimlerde çokluk birden fazla teklik demektir. Meselâ ağaçlar birçok tek tek ağaç demektir. Şahıs zamirlerinde ise çokluk tekliğin gerçek çokluğu değildir. Bu çoklukta birçok tekliğin bir arada bulunduğu düşünülemez. Çokluk şahıslar teklik şahısların çoklukları demek değildir. Çokluk birinci, ikinci, üçüncü şahıslar teklik birinci, ikinci, üçüncü şahısların tek tek yan yana gelmesi, bir arada bulunması şeklinde bir mânâ taşımazlar. biz ben’ler, siz sen’ler, onlar o’lar demek değildir. Meselâ biz, ben’lerin toplamını değil, içinde ben’in de bulunduğu bir topluluğu ifade eder. Çokluk birinci, ikinci şahıs zamirlerinin ben ve sen’in çokluk eki almış şekillerinden ibaret olmayıp biz, siz şeklinde olması da bundandır. Çokluk üçüncü şahıs ise teklik şahsın çokluk eki almış şeklinden ibarettir. Bu yüzden üçüncü şahsın teklik ve çokluğu arasındaki münasebet isimlerdekine biraz benzer gibidir. Fakat yine de mânâ bakımından tam isim teklik ve çokluğundan farklı olup onlar o’lar demek değildir. Birinci, ikinci şahıs teklik ve çokluğunda ise, dediğimiz gibi, hem mânâ, hem şekil bakımından isimlerdekinden çok farklı bir münasebet olduğu açıktır. Şahıs zamirlerindeki teklik-çokluk münasebeti böyle olduğu içindir ki çokluk birinci, ikinci şahıslar, gerekince çokluk eki alarak çokluğun çokluğu şekline geçerler: biz-ler, siz-ler gibi. Yine bu yüzdendir ki biz, siz zamirleri her zaman çokluk ifade etmez ve ben, sen zamirlerinin nezaket ve saygı için kullanılan şekilleri olarak teklik mânâsı ile de vazife görürler. Yani şahıs bir tek olduğu hâlde biz, siz zamiri ile karşılayabilir, bunları ben, sen yerine kullanabiliriz.

388. biz, siz zamirlerinin yapı bakımından ben, sen zamirleri ile ilgili olduğu ve sonlarındaki z’nin çokluk belirtisi şeklinde göründüğü anlaşılmaktadır. Fakat bu ilgi ve belirti Türkçeden önceki karanlık devrin içine girer. İyelik eklerinde de bulunan bu z çokluk belirtisi fiil çekimlerinde de görülür. Fakat fiillere şahıs zamirlerinden geçmiştir. Türkçenin Moğolca ile birleştiği devirlerin birçokluk eki olan z Türkçe içinde böyle bazı şekillerde ancak birçokluk belirtisi olarak kalmıştır. Bu donup kalmış çokluk belirtisine Türkçenin birçokluk eki demek yanlışlığına düşülmemelidir.



Şahıs zamirlerinin çekimi

389. Yukarıda söylediğimiz gibi, zamirlerin çekimi de isim çekim ekleri ile yapılır. Yalnız, zamirler bu çekim sırasında çok defa kök değiştirirler ve bu değişme yüzünden birbirine karışan kökle çekim eki belirli bir şekilde ayrılamaz. Bu sebeple bu değişme ve kaynaşmaları yakından görmek için hususî bir durum arzeden zamir çekimini ayrıca ele almak gerektir. Burada tabiî, zamirlerin asıl isim çekim ekleri ile birleşmesinden bahsediyoruz. Zamirlerin iyelik eki almadıklarını yukarıda söylemiştik. Zamirler isim işletme eklerinden hâl, çokluk ve soru eklerim alırlar. Çokluk ve soru ekleri ile birleşmelerinde isimlerden pek farklı bir durum, bir değişiklik yoktur. hâl ekleri ile yapılan asıl çekimde ise, dediğimiz gibi, çok dikkate değer kök değişmeleri ve kaynaşmalarla karşılaşırız. Şahıs zamirlerinin çekimi ve bu çekimin gelişme seyri şöyledir:

390. Şahıs zamirlerinin genitifi bugün benim, senin, onun, bizim, sizin, onların şeklindedir. Eski Türkçede beniñ (meniñ, miniñ), seniñ, anıñ, biziñ (bizniñ), siziñ (sizniñ, sizlerniñ), olarnıñ şeklinde idi. Yani aslında önce zamirlerin sonuna normal olarak -ıñ, -iñ genitif eki getirilirdi, sonra bazılarında onun yerine -nıñ, -niñ genitif eki getirilmiştir. Bu ilk devrede genitif ekinin vokali uyuma bağlı idi. Batı Türkçesine gelince bu çekimde teklik ve çokluk birinci şahıslarda büyük bir değişiklik olduğunu görüyoruz. Birinci şahıs iyelik ekinin tesiri ile olduğu anlaşılan bu değişiklikte genitif ekinin ñ‘si m’ye çevrilmiştir. Bundan başka Batı Türkçesinin ilk devresinde genitif vokali bütün şahıslarda yuvarlaklaşmış ve uyum dışına çıkmıştır. Bu sebeplerle Eski Anadolu Türkçesinde şahıs zamirlerinin genitif çekimini şu şekilde görüyoruz: benüm (binüm, menüm), senüñ (sinüñ), anuñ, bizüm, sizüñ, olaruñ (anlaruñ). Osmanlıcada bu çekimde önce genitifin vokali uyuma bağlanmış, daha sonra devrenin sonunda, İstanbul Türkçesinin ñ’yi n yapması dolayısıyla, sondaki ñ’ler n olmuştur. Bu arada teklik ve çokluk üçüncü şahıslardaki kök vokali de o’ya çevrilmiş, böylece yukarıya aldığımız bugünkü çekim şekli ortaya çıkmıştır.

391. Şahıs zamirlerinin akkuzatifi bugün beni, seni, onu, bizi, sizi, onları şeklindedir. Eski Türkçede bini (mini, meni), sini, anı, bizni, sizni (sizlerni), olarnı şeklinde idi. Burada çekimin Eski Türkçede zamirlerden sonra kullanılan -nı, -ni akkuzatif eki ile yapıldığını görüyoruz. Batı Türkçesine gelince bu ekin yerine -ı, -i akkuzatif eki geçmiş ve şahıs zamirleri de umumiyetle diğer isimler gibi çekilmeğe başlamıştır. Eski Anadolu Türkçesinde bu zamirlerin akkuzatifi beni (bini, meni), seni (sini), anı (onı), bizi, sizi, anları şeklinde idi. Osmanlıcada bini, sini, şekilleri atılmış, diğer şekiller ayni kalmıştır. Osmanlıcanın sonunda üçüncü şahıslardaki kök vokalleri de tamamıyla değişerek çekimin yukarıya aldığımız bugünkü şekilleri ortaya çıkmıştır.

392. Şahıs zamirlerinin datifi bugün bana, sana, ona, bize, size, onlara şeklindedir. Eski Türkçede baña (maña), saña, aña (añar), bizge (bizke, biziñe), sizge (siziñe, sizlerke), olarqa şeklinde idi. Yani datif ekinin g, ġ’sı bazı şahıslarda çok eskiden n ile birleşerek ñ meydana getirmiş, bazı şahıslarda da çekime fazla sesler girmiştir. Batı Türkçesinde datif ekinin g ve ġ’sı düştüğü hâlde teklik şahıslarda zamir çekimi uzun müddet eskisi gibi devam etmiştir. Eski Anadolu Türkçesinde olduğu gibi Osmanlıcada da uzun müddet bu çekim şöyle idi: baña (maña), saña, aña, bize, size, anlara. Bu çekimdeki eski datif izi ancak Osmanlıcanın son devirlerinde ve İstanbul Türkçesinde silinmiş, üçüncü şahıslardaki kök vokali de değişerek yukarıya aldığımız bugünkü şekiller ortaya çıkmıştır. Şahıs zamirlerinin datifindeki kök değişmelerinde teklik şahısların birbirine tesir etmiş oldukları anlaşılmaktadır. Teklik üçüncü şahıs teklik birinci, ikinci şahısları kalınlaştırmış, buna karşılık teklik birinci, ikinci şahısların tesiri ile üçüncü şahsa bir n girmiştir. Aslında bu şekilde ortaya çıkan bu zamir n’sinin, bu pronominal n’nin dolayısıyla işaret zamirlerinin bünyesine de geçmiş olduğunu görürüz.

393. Şahıs zamirlerinin lokatifi bugün bende, sende, onda, bizde, sizde, onlarda şeklindedir. Eski Türkçede minde (minte, mindide, mintede), sinde (sinte, sinide, sintede, seniñde), anda (anta, antada, anıñda), bizde (bizinte, biznide), sizde (sizinte, siznide, sizlerde), olarda şeklinde idi. Eski Anadolu Türkçesinde ise bende (binde, mende), sende, anda, bizde, sizde, anlarda şeklinde görürüz. Osmanlıcada bunlardan binde şekli kaybolmuş, diğerleri ayni şekilde devam etmiş, devrenin sonlarında ise üçüncü şahıslardaki kök vokali a o’ya dönerek yukarıya aldığımız bugünkü çekim şekli ortaya çıkmıştır. Şahıs ve işaret zamirlerinin teklik ve çokluk üçüncü şahıslarının çekimli hâllerindeki kök vokalinin son zamanlarda a’dan o’ya dönmesinin sebebi tabiî, o üçüncü şahıs ve işaret zamiridir.

394. Şahıs zamirlerinin ablatifi bugün benden, senden, ondan, bizden, sizden, onlardan şeklindedir. Eski Türkçede mindin (minitin), sindin,(sinitin, seni ñdin), andın (antın, anıñdın), biznidin, siznidin, olardın şeklinde idi. Eski Anadolu Türkçesinde benden (binden, menden), senden (sinden), andan (klişeleşmiş olarak andın), bizden, sizden, anlardan şeklinde görürüz. Osmanlıcada yine binden, sinden şekilleri kaybolmuş, devre sonlarında da üçüncü şahısların kök vokali o’ya dönerek yukarıya aldığımız bugünkü şekiller ortaya çıkmıştır.

395. Zamirler umumiyetle instrumental eki almazlar. Yalnız Eski Türkçede bazı zamir instrumentalleri ile karşılaşırız: anın gibi. Fakat Batı Türkçesinde böyle bir şekil görülmez. Batı Türkçesinde instrumental ifadesi için zamirlere daima ile edatı ve bunun ekleşmiş şekli olan -la, -le getirilir. Bunun misallerini biraz sonra şahıs zamirlerinin edatlarla birleşmesinden bahsederken göreceğiz.

396. Şahıs zamirlerinin eşitllik hâli bugün bence, sence, onca, bizce, sizce, onlarca şeklindedir. Eskiden buradaki -ca, -ce’ler ça, çe ve üçüncü şahısların kök vokali a (ança’da olduğu gibi) şeklinde idi. Eski devrelerde bu çekim fazla kullanılmamıştır. Bugün de üçüncü şahıslar, bilhassa teklik üçüncü şahıs çok az kullanılır. İsim bahsinde de söylediğimiz gibi, bu çekim yerine birçok defa gibi, göre, kadar gibi edatlarla yapılan edat gurupları kullanılmaktadır. Eski Anadolu Türkçesinde ve daha sonra kullanılan bençileyin (bencileyin), sençıleyin (sencileyin), bizçileyin eşitlik şekillerini de kaydetmeliyiz.

397. Şahıs zamirlerinden sonra yön eki ise hiç getirilmez.

İşte şahıs zamirlerinin çekim durumları böyledir.

Şahıs zamirlerinin edatlara bağlanması

398. Zamir bahsine girerken de söylediğimiz gibi diğer isimlerin doğrudan doğruya bağlandıkları son çekim edatlarına zamirler çeşitli çekim şekilleri ile bağlanırlar. Bu hususta eski ve yeni devreler arasında bazı ayrılıklar da görülür. Bugün ile, için, gibi edatlarına zamirler genitif şekilleri ile bağlanırlar: benimle (benim ile), senin için, onun gibi. Eski Türkçede ise akkuzatif şekilleri ile bağlanırlardı: anı üçün, sini teg «senin gibi» misallerinde olduğu gibi. Bu akkuzatifle bağlanma Batı Türkçesinde yalnız Azeri sahasında görülür: onu kimi «onun gibi», seni tek «senin gibi» misallerinde olduğu gibi.

399. Şahıs zamirlerinin ile edatına bağlanmaları bugün şöyledir: benimle, seninle, onunla, bizimle, sizinle, onlarla. Görülüyor ki ile edatı zamirlerde bugün

artık ekleşmiştir. Zaten diğer isimlerde de bu ekleşme olmuştur. Fakat zamirlerin sonunda ile’nin edat şeklinde kullanılması isimlerin sonunda kullanılmasından daha çok yadırganmaktadır. ile’nin geniş ölçüde ekleşmesi Türkçenin son devirlerinde olmuştur. Bu ekleşme eskiden çok azdı ve daha çok vezin ve şekil icabı olarak görülürdü. Eski Anadolu Türkçesinde bağlanma umumiyetle benüm ile, senüñ ile şeklinde idi. Osmanlıcada zamanla ekleşmeye doğru gidilmiştir. Ekleşme bilhassa İstanbul Türkçesinde olmuştur. Ağızlarda bugün bile benim ile gibi kullanışlara çok rastlanır. Yine görülüyor ki ile (-la, -le)’ye bağlanış diğer bütün şahıslarda genitifli, yalnız çokluk üçüncü şahısta genitifsizdir. Çokluk üçüncü şahıs, normal isim çokluk eki ile yapıldığı için onun genitifsiz olması da tabiîdir. Yalnız, Eski Anadolu Türkçesinde birçok defa bu şahsın da ile’ye genitifle bağlandığını görürüz: olaruñ ile gibi. Bu, zamirlerin son çekim edatlarına çekimli olarak bağlanma hususiyetlerinin ne kadar kuvvetli olduğunu gösterir. Gerçekten bu böyledir ve bunun böyle olduğu unutulmamalıdır. Bugün bazen benle, senle, bizle, sizle gibi yanlış kullanışlarla karşılaşır. Türkçeye aykırı olan ve Türkçe dışı tesirlerle ortaya çıkmış bulunan bu yanlış ve Türkçenin yapısını zedeleyen, Türk kulağını tırmalayan şekilleri kullanmamağa çok dikkat etmek lâzımdır. Gerçi eskiden de, meselâ Osmanlıcada bazen benle, senle şekilleri ile karşılaşılır. Fakat bunlar, dediğimiz gibi, vezin icabı olarak karşımıza çıkan ve çok az görülen istisnalardır. Bugün bu şekildeki kullanışlardan şiddetle kaçınmak lâzımdır.

400. Şahıs zamirlerinin için edatına bağlanmaları bugün şöyledir: benim için, senin için, onun için, bizim için, sizin için, onlar için. için edatı eskiden beri, vezin icabı bazen ekleşir: benimçin, seninçin misallerinde olduğu gibi. Sonra bir de çokluk üçüncü şahsın Eski Anadolu Türkçesinde bazen genitifli olduğu görülür: olaruñ içün gibi. Bunların dışında şahıs zamirlerinin için ile birleşmesi Batı Türkçesinde hep ayni şekilde olmuştur. Bu bağlanmada genitifsiz şekle hiç raslanmaz.

401. Şahıs zamirlerinin gibi edatına bağlanmaları ise bugün şöyledir: benim gibi, senin gibi, onun gibi, bizim gibi, sizin gibi, onlar gibi. Yani, yine Çokluk üçüncü şahıs dışındakiler genitifle bağlanmaktadır. Eski Anadolu Türkçesinde çokluk üçüncü şahıs bu şekilde de bazen genitifle bağlanmıştır: olaruñ bigi (gibi) gibi. Eskiden yine vezin icabı olarak bazen ben gibi, sen gibi şekiller kullanılmıştır. Fakat bugün bu aykırı kullanışlar görülmez.

402. Şahıs zamirleri azlık-çokluk bildiren qadar edatına da genitifle bağlanırlar: benim qadar, senin qadar, onun qadar, bizim qadar, sizin qadar, onlar qadar gibi. Ağızlarda ben qadar, sen qadar gibi genitifsiz şekiller de görülür.

403. Bunların dışında kalan edatlara bağlanmak bakımından şahıs zamirleri diğer isimlerden farksızdır.




Dostları ilə paylaş:
1   ...   16   17   18   19   20   21   22   23   ...   28


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə