KirkçEŞme tesisleri



Yüklə 8.15 Mb.
səhifə4/140
tarix27.12.2018
ölçüsü8.15 Mb.
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   140

KIZDLTOPRAK

14

15

KIZLARAĞASI HAMAMI

cimlerinin çıkması, iki konsolun üç sıra o-larak yer alması ve tuğla kirpi saçak bor-dürü önemli unsurlar olarak görülmektedir. Kalçın Sokağı cephesi ile Büyükbaş Sokağı cephesi üçüz pencere kuruluşunu aynen muhafaza etmekle beraber, tuğla kirpi saçak bordürü pencereler üzerinde kırılarak üçgen yüzeyler meydana getirirler. Bu tür cephe düzenlemesi de yapıyı Rüs-tem Paşa Külliyesi'nden önceki bir zaman dilimine tarihlemeye yardımcı olmaktadır.

Bibi. G. Cantay, Osmanlı Külliyelerinin Kuru
luşu,
İst., 1989; "16. Yüzyıl Külliyelerinin Şe
hirlerin Tarihî Topografyasını Belirlemesi",
Prof. Dr, Yılmaz Önge Armağanı, Konya,
1993, s. 75-85; Güran, İstanbul Hanları, 102-
103. .. ..

GÖNÜL CANTAY



KIZELTOPRAK

Kadıköy'de bir semt.

Kalamış Koyu'na kuzeyden dökülen Kur-bağalı Dere'nin(->) Fenerbahçe Spor Kulü-bü'ne ait Dereağzı tesislerinin bulunduğu doğu yakasından başlayıp, doğuda demiryolu çevresine, güneyde Feneryolu ve Kalamış'a kadar uzanan semt ve aynı adlı mahalle Kızıltoprak'tır. Kuzeyinde Söğütlü-çeşme ve Ziverbey yer alır, batısı ise denizdir.

Kalamış Koyu'nun bu kesiminin Bizans döneminde daha geniş olduğu, denizin şimdiki Bağdat Caddesi'ne değin uzandığı, bugün Kızıltoprak semtinin tam merkezini oluşturan küçük meydanda, Zühdi Paşa Camii'nin bulunduğu yerde Zareta Havuzu adlı bir havuzun bulunduğu, içinde de timsah yavrularının yüzdüğü rivayet edilir. Bizans soylularına ait sarayların, yazlık köşklerin, bahçe ve av alanlarının bulunduğu körfez çevresine bugün Kızıltoprak dediğimiz yörenin demiryoluna yakın kesimi de dahildi.

Osmanlı döneminde de bu çevre geniş çayırların, derelerin bulunduğu bir mesire yeri, aynı zamanda da kentin sebze ve meyve ihtiyacının sağlandığı bağ ve bahçelerle dolu bir yöre oldu. 18. yy'ın sonlarına doğru bugünkü Kızıltoprak'ın yer aldığı bölgede tuğlacıların bulunduğu, toprağın öteden beri tuğla ve seramik yapımına elverişli olduğu bilinmektedir. 1850'lerde Kadıköy'ün dört mahallesinden biri de

Kızıl Han

Yavuz Çelenk, 1994

Tuğlacı veya Tuğlacıbaşı Mahallesi adını alıyordu, bu mahalle şimdiki Kızıltoprak ve çevresini içeriyordu.

Semtin ilk önemli iskânının 1800'lerde, tuğlacıların çoğalmasından sonra olduğu anlaşılıyor. Kurbağalı Dere'den Feneryolu ve Kayışdağı'na kadar uzanan bölgeye, toprağının renginden dolayı Kızıltoprak denmeye başladığı, 1839'da adının "Kızıltoprak Mahallesi" olarak geçtiği biliniyor.

1882'de Maarif Nazırı Zühdi Paşa buraya bir cami ve yanma bir okul yaptırdıktan sonra, Kızıltoprak "Zühdi Paşa" olarak o-nun adıyla da anılmaya başlıyor. 1930'da Kadıköy ilçe olurken Kızıltoprak, Zühtü Paşa, Tuğlacıbaşı ve Kızıltoprak mahallelerini içeren bir bucak oluyor.

Daha sonraki dönemlerde 196l'de Fenerbahçe, 1965'te Fikirtepe ayrılınca Kızıltoprak Mahallesi'nin sınırları büsbütün daralmıştır. Bir süre idari açıdan Zühtü Paşa Mahallesi olarak anılmışsa da bugün semt, yine eskisi gibi Kızıltoprak olarak bilinmektedir.

Kızıltoprak, İstanbul'un eski semtlerindeki değişmeyi en iyi yansıtan beldelerden biridir.

Daha 1930'larda, 1940'larda Kızıltoprak sakin ve tenha bir köşk ve bahçeler semtiydi.

Haydarpaşa'dan tren kalkınca ilk durak Kızıltoprak, ikinci durak Feneryolu'y-du. Oradan bir makas ile tren yolu Fenerbahçe'ye kadar giderdi. Bir süre sonra, 1930' lann sonunda, araya Söğütlüçeşme istasyonu yapıldı.

Bu tarihlere kadar, büyük bahçeler i-çinde köşklerin olduğu Kızıltoprak semtinde, herkes aşağı yukarı birbirini tanır ve sokakta rastlaşınca selamlaşırdı.

Tramvay seferleri başlamadan önceki dönemde Kadıköy Vapur Iskelesi'nden Kı-zıltoprak'a tek atlı araba veya çift atlı faytonla gidilirdi. Fiyatı da en aşağı l mecidiye idi (20 kuruş). Bu çok pahalı sayılır ve genellikle yürünürdü. Gümüş mecidiye kalktıktan sonra bile halk ve arabacılar gene bu terimi kullandılar; iki 10 kuruşluk vererek ve seyahat gerçekleşirdi.

Ihlamuryolu üstünde Zühdi Paşa Camii önünde bir çeşme ve meydan vardı. Arabacılar burada müşteri bekler ve atlarını

dinlendirirlerdi. Bir nalbant, birkaç arpa ve yem satan dükkân ile arabacılar bu meydancıktaydı. Ondan sonra gelen boş tarlada oduncu odunlarını depolar ve satardı, istasyona doğru çıkan yokuşun karşı köşesi uzun yıllar Kızıltoprak Fırını olarak mahallenin ekmeğini temin etti. Denize inen küçük yokuşun başında, Arnavut dondurmacı yazın buz da satardı. Kışın dükkân kapanırdı. Caminin karşısında denize kadar bostanlar uzanırdı. Kurbağalı Dere tarafı da bomboş bir tarla idi. Yolun denize varan yerinde kayıkçılar yazın bir salaş iskele yapar ve sandalla denize açılanlara kayık kiralarlardı. O noktada bir de Ve-cihi'nin hangarı vardı. Pilot Vecihi kendi u-çaklarmı (tayyarelerini) tahta ve bez ile yapar, tek pervaneli motorunu takardı. Bezlere patates suyu sürerek gerilmesini sağlardı. Ondan sonra bu tayyare ile Kurbağalı Dere'nin yanından bostanlara zarar vermeden havalanırdı. Bazen de bu uçak motorunu söker, özel teknesine takar ve Ada-lar'a 5 dakikada gidiverirdi. Bu teknenin adı "Hidro Glisör" idi. Bazen de Vecihi denize çakılır veya bir evin bacasını devirirdi, yıllarca orada uçtu durdu, sonra bu uçaklar ile gazete taşımaya başladı.

Kızıltoprak çarşısı arabacıların durduğu meydandan başlar, Ihlamuryolu'na doğru giderdi. Şimdi Motta dondurması satılan eski Arnavutun dondurma dükkânından sonra Cici Kırtasiye Evi, postane, Lambo' nün pastanesi ve Sabahattin Bey'in eczanesi gelirdi. "Kızlar" denen sütçü dükkânı, bir hallaç dükkânı ve birkaç basamak ile çıkılan Berber Bilal buradaydı. Karşı tarafta şimdi Migros'un olduğu yerde "Acem1 in Dükkânı"nda tütünden gazeteye ve o-yuncağa kadar her şey satılırdı. Fırının yanında kasap ve bir tenekeci dükkânı vardı.

Yoğurtçu, kavuncu, yumurtacı, dondurmacı, macuncu, niyetçi, ciğerci, hepsi seyyar satıcı olarak mahalleleri dolaşırlardı. Manav dükkânı ve karpuz kavun yerleri zaman zaman açılırdı. Herkes kendi bahçesinde domates, hıyar, salata, yetiştirirdi. Küfeci denen adamlar meyve ve sebze dolaştırır, satarlardı. Bir de küf eli hamallar olurdu. Bunlar daha ziyade Kadıköy' den alışveriş yapanların erzakını köşklere taşırlardı. Ev hanımı ayda veya iki ayda bir Kadıköy çarşısına iner, bildiği bakkal, manav veya kasaplardan alışverişini yapar ve tanıdık bir küfeciye malları yüklerdi. Ev hanımı araba ile döner, bir zaman sonra da hamal erzak ile gelirdi.

Fırının yanından çıkan yokuşun başındaki köşkte 1940'lara kadar Kızıltoprak Karakolu vardı. Karşısında 2 köşk yer alır ve 49. İlkokul gene eski bir köşkte barı-nırdı. Eski köşkler, aileler fakirleşince oda oda kiraya verilir veya ilk veya orta okul olurdu. Tren istasyonuna bir yol sola doğru sapar ve tren köprünün altından geçerek gene sola dört yol ağzına gelirdi. Burada Kızıltoprak'ın küçük çarşısı vardı. Aşağı, çarşıya gönderecek adamı olmayan orta halli evler, alışverişlerini bu küçük çarşıda hallederlerdi. Pek ihtiyaç olmadan Ihla-mur'a inilmezdi. Kadıköy'e veya İstanbul'a inmek bayağı bir seyahat sayılırdı. Tren, va-

pur, ondan sonra tramvay veya Tünel hepsi kendi başına bir masraf ve heyecan verici hadiselerdi.

Zühdi Paşa Camii'nin yanında Cumhuriyet Halk Partisi merkezi olan bir köşk ile Kızıltoprak Camii'nin imamı Zekeriya Efen-di'nin oturduğu küçük bir ev vardı.

Kızıltoprak'ta değişim, 1940'larda ağır ağır başladı, 1960'larda hızlandı. Bostanlar yavaş yavaş inşaat alanı halini aldı. Yoğurtçu Köprüsü yanında pırasa ve lahana yetiştirilen bostanlar 4-5 katlı binalara arsa oldu. Ahşap binalar birer ikişer yıkılıyor, yerine 4-5 katlı apartmanlar beliriyordu. Ondan sonra yap-satçılar köşklere dadandılar. Genellikle ailenin yetişkin çocuklarının evlenip terk ettiği köşklerden apartmana çıkmak yaşlılara cazip geliyordu. Köşkün yerine yapılacak apartman dairelerinin yarısına sahip olmak hayatlarını değiştiriyordu. Ağaçlar kesiliyor, bahçeler tarumar .oluyordu. Belediyeden inşaat ruhsatı alınamazsa köşk bir gecede yakılıveri-yordu. Yerinde üç-dört tane tuğla bata ve taş bodrum kalmış köşkler tren yolundan geçerken sık görülen manzaralar olmuştu. Bu kıyım gittikçe Kızıltoprak'ın dokusunu değiştiriyordu. Ihlamur Caddesi zamanla kabuk değiştirdi ve eski dükkânlar ve evler yerlerini apartmanlara bıraktı. Araba durağı benzin istasyonu oluverdi. Otobüs ve otomobil trafiği arttı ve sonunda geliş gidiş olarak Ihlamur Caddesi ikiye ayrıldı ve hiç ıhlamur ağacı kalmadı. Eski Arnavut dondurmacının yerine Motta İtalyan dondurmacısı geldi. Acem'in yerinde Mig-

rosbir süpermarket kurdu. Oduncunun arsası Vedat Bey Pasajı oldu. Fırın da sonunda bankaya dönüştü. Semtin güneyinde kalan ve yazın piyasaya çıkılan, denize girilen Kalamış Koyu dolduruldu.

Zühdi Paşa'nın köşkü Kızıltoprak Kız Orta Mektebi olmuştu. O köşkten sonra Papazın Bağı denilen alan Kurbağalı Dere Köprüsü'ne kadar uzanırdı. Kızıltoprak İstasyonu'ndan Haydarpaşa'ya giderken önce boş tarlalar, sonra içinde bir köşk yıkıntısı bulunan bir çamlık ve Ziverbey Yokuşu geçilir, yol Acem'in Köşkü denilen bir tarla ile noktalanırdı. Köşk yanmış, yok olmuş, sadece adı kalmıştı. Ziverbey'den Kuyubaşı'na doğru giderken sağ tarafta köşklerin bahçe duvarları ve sol taraf bomboş tarlalardı. Uzakta Sultan Murad'ın Köşkü diye bilinen yüksek bir bahçe duvarının içinde saraya ait boş bir köşk bulunurdu. Buralarını buğday tarlası olarak birileri eker biçerdi. Yazın da harman yeri kurulur, at ve döven ile mahsul elde edilirdi. Bir de büyük çukur vardı ve buraya çöp arabaları çöp dökerdi. Evlerden ve köşklerden fazla çöp çıkmazdı. Tek atlı çöp arabası gaz tenekelerinde biriken çöpü haftada bir alır giderdi.

Özellikle 1950'li yılların sonunda Bağdat Caddesi yeniden düzenlenirken ve caddenin her iki yanındaki semtlere apartman dikilirken, Kızıltoprak da yukarıda anlatıldığı gibi bu betonlaşma ve yoğunlaşmadan ilk nasibini alan semtlerden oldu.

Bugün Kızıltoprak'ın kalbi, Bağdat Cad-desi'nin iki çatalı arasında kalan, yoğun

Kızıltoprak'tan bir görünüm. Banu Kutun / Obscura, 1994

trafiğe ve apartmanlara boğulmuş bir mevki halindedir. Kadıköy Altıyol ve Bahariye' den gelip, Kurbağalı Dere'yi aşıp Fenerbahçe Stadı'nın önünden geçen araçlar, Recep Peker Caddesi üzerinden Bağdat Caddesi'ne ulaşırlar; Boğaz köprülerinin çevre yollarından gelip de Bağdat Caddesi'ne çıkan araçlar da aynı çatalda ötekilerle birleşirler ve güneydeki diğer çatalda, Bağdat Caddesi'ni terk ederek Kalamış-Fenerbah-çe Caddesi'ne saparlar. Buna karşılık Göztepe üzerinden kuzey yönünde gelen taşıtlar Kızıltoprak'tan geçerek Fenerbahçe Stadyumu'nun batısından Kadıköy'e ya da çevre yoluna çıkarlar. Karşılıklı olarak tek istikametli olan bu yolların çift istika-metli olduğu tek yer sözünü ettiğimiz iki çatal arasındaki Kızıltoprak mevkiidir ve burasının eski sakin, gözde Kızıltoprak semtiyle bir ilgisi kalmamıştır.

Bununla birlikte, andığımız mevki Bağdat Caddesi üzerindeki canlı alışveriş kesimlerinden birisini oluşturmaktadır. Migros'un 2M işaretli gelişkin mağazalarından birisi de aynı yerdedir. Öte yandan, uzun yıllar yörenin en revaçta yazlık sineması olan ikizler, 1960'ların sonunda kışlık Kent Sineması'na dönüşmüş, ama Kent daha sonra kapanarak Kızıltoprak semtini sine-masız bırakmıştır.

NEZiH NEYZI



KIZILTOPRAK CAMÜ

bak. ZÜHDt PAŞA CAMİİ



KIZLARAĞASI HAMAMI

Laleli, Koska'da, Ordu Caddesi üzerinde bugün mevcut olmayan hamam. Burada bulunan Kızlarağası Sokağı, adını bu hamamdan almış olmalıdır.

Kızlarağası Hamamı'nın, H. Glück tarafından 19l6-1917'de yıkıntılar arasında bulunan ve Asım Bey ile P. Wittek tarafından okunan kitabesinden öğrendiğimize göre Kızlarağası Abbas Ağa tarafından 1669'da yaptırılmıştır.

Evliya Çelebi, Seyahatname 'sinde İstanbul'da 17. yy'da var olan hamamları sayarken Koska'daki bu hamamı da şehrin büyük ve itibarlı bir hamamı olarak saymıştır. J. von Hammer de, İstanbul hakkındaki kitabında Kızlarağası Hamamı'na küçük bir bölüm ayırmıştır. Stolpe'nin 1866' da ikinci baskısı yapılan İstanbul planında Kızlarağası Hamamı, Bodrum Camii'nin batısında olarak işaretlenmiştir.

Kızlarağası Hamamı Maliye Nazırı Ziya Paşa'nın mülkiyetine geçmiş ve 23 Temmuz 1911'deki Uzunçarşı-Aksaray yangınına kadar işletilmiştir. Hamamın yangından önceki durumu ve çevresinin özellikleri 1877'ye doğru çizilen bir planda görülmektedir. Yangının hamama zarar vermiş olması ihtimali zayıftır. Ancak etrafının yangın nedeniyle tamamen boşalması hamamın gözden çıkarılmasını kolaylaştırmış olmalıdır. 1917'de yayımlanan şehremaneti planında yangın yeri tamamen boş bir arazi olarak gösterilmiş, buradaki sokak ve caddeler dama tahtası sistemine göre çizilmiş ve plan üzerinde hiçbir eski eserin varlığı işaretlenmemiştir. Osmanlı ordusun-

KIZLARAĞASI HAM

16

17

KIZTAŞI

rektirdiğinden buradaki hamam duvarı kadınlar kısmında bir diş teşkil edecek surette yapılmış ve ileri çıkmıştır. Bu yüzden de soğukluk daha genişletildiğinden kubbe sayısı beş olmuştur. Halvetlerin 7 m çapındaki kubbelerine geçiş, köşelerde içleri az taşkın mukarnaslar ile dolu pandantiflerle sağlanmıştı. Kubbe başlangıcında da çepeçevre mukarnaslı birer friz dolaşıyordu. Eyvanları örten aynalı tonozlar ile halvet kubbelerindeki tepe camlarının delikleri yıldız biçiminde açılmıştı. Glück, Kızlarağası Hamamı'nı yıkını sırasında gördüğünden, sökülen mermer döşemenin altındaki "cehennemlik" denilen ısıtma sistemini de görebilmiş ve hattâ bu kısmın bir fotoğrafım kitabında yayımlamıştır.



Bibi. Tarih-iRoşid, I, 144, 254; Silahdar Tarihi, I, 391, 473, 563; Sicill-i Osmanî, III, 292; Ahmed Refik, Kızlar Ağası, ist., 1926, s. 125-126; Hammer, Constantinopolis-Bosporus, I, 536; Evliya, Seyahatname, I, 333; C. Stolpe, Carte von Constantinopel und Umgebung, Berlin, 1866; C. Endres, Die Türkei, Münih, 1916, s. 12; ay, "Konstantinopel", Velhagen und Klasings Monatshefte, 1/2 (1915), s. 257-272; Glück, Bâder, 90-94; S. Eyice, "istanbul'un Ortadan Kalkan Bazı Tarihi Eserleri II", TD, S. 27 (Mart 1973), 143-156.

SEMAVİ EYİCE



KIZLARAĞASI HANI

Eminönü'nde, Kapalıçarşı hanlar grubunda, Yağlıkçılar, Perdahçılar ve Tığcılar caddelerinin sınırladığı büyük üçgen alanda yoğun şekilde bulunan han yapıları arasın-

da görevli bir Alman subayı olan F. C. Endres'in 19l6'da basılan kitabında "Şehzade Camii yakınında yangın yeri" altyazısı ile yayımlanan bir fotoğrafta sağda Laleli Camii önündeki III. Mustafa Türbesi, ortada Valide Pertevniyal Sultan Camii, bunun önünde Yolgeçen veya Kemankeş Ahmed Ağa Camii olması muhtemel tek kubbeli, minareli bir cami ve en sol kenarda da Kızlarağası Hamamı'nın erkekler kısmı soyunma yerinin kubbeli yapısı görülmektedir.

F. C. Endres bir Alman dergisine İstanbul hakkında yazdığı makalesinde Aman-dus Faure adındaki bir ressamın İstanbul tablolarından röprodüksiyonlara da yer vermişti. "Bad in Konstantinopel" (İstanbul' da Bir Hamam) başlığı ile yayımlanan bir yağlıboya tabloda Kızlarağası Hamamı'nın erkekler kısmının soyunma yeri kubbesi ile önündeki revak görülmektedir. Tabloda revağın bir tarafının sütunlu, diğer tarafının payeli olduğu fark edilmektedir.

Endres'in 1911-1916 arasında çekmiş olduğu fotoğrafta hamam sağlam bir halde görülmekteyken, 1916-1917 arasında İstanbul'da 10 ay kalan H. Glück hamamı ancak yıkılmaktayken görebilmişti.

İstanbul Eski Eserleri Koruma Encümeni 25 Eylül 1334/1918'de hamam hakkında bir fiş düzenlemişti. Fişteki nottan öğrendiğimize göre hamam 1332/19l6'da yola gittiği gerekçesi ile şehremaneti tarafından yıktırılmıştır. Glück'ün yazdığına göre hamam yeni açılan Aksaray-Beyazıt arasındaki Ordu Caddesi'nin kenarında kalmakta, yani yol güzergâhına rastlamamak-taydı. Şehremaneti 28 Teşrinievvel/Ekim 1915'te gazete ilanıyla Kızlarağası Hamamı'nın yıkılması için ihale açmış ve bir yıkıcı bulunarak hamamın yıkılmasına başlanmıştır. Fakat yıkım işlemi tamamlanamamış ve hamam yarı yıkık vaziyette yıllarca yerinde kalmış ve nihayet 1923'te ortadan kaldırılmıştır. Bugün hamamın yerinde apartmanlar bulunmaktadır.

Glück tarafından çizilmiş plan ile yine onun kitabında basılan üç fotoğraftan ve Endres'in yayımladığı resimden yararlanarak Kızlarağası Hamamı'nın mimari tanımını bir dereceye kadar yapmak mümkündür. Glück, hamamı gördüğü sırada büyük kubbeli iki soyunma yeri tamamen yıkılmış durumdaydı. Kitabe yıkıntıların içinde bir köşeye atılmıştı ve mermer kaplamalarla kurnalar da bir yığın halinde sökülmüş duruyorlardı. Glück iki soyunma yerinin yalnız temel izleri kaldığından bunları taramalı olarak çizmiş ve yıkıntılardan anlayabildiği kadarıyla bu kubbeli kısımların bir sıra muntazam kesme taş ve üç sıra tuğla şeritler halinde örülmüş olabileceğine ihtimal verdiğini yazmıştır. Endres'in fotoğrafı Glück'ü doğrulamakta ve hamamın duvarlarının taş ve tuğla kuşaklar halinde yapıldığını göstermektedir. Fotoğraf-, ta görünen en sağdaki büyük kubbeli soyunma yerinin kubbesi sekizgen bir kasnağa oturmakta ve soyunma yeri önünde bir revak uzanmaktadır. Beş bölümlü olduğunu tahmin ettiğimiz bu revağın ortadaki gözü payelerle, diğer gözleri sütunlar-

0 , , Ş 10m

Kızlarağası Hamamı'nın Glück'ten yararlanılarak çizilmiş planı.



TD, S. 27 (1973)

la ayrılmıştı. Endres'in fotoğrafında soldaki iki gözün sütun aralıklarının duvarla kapatılmış oldukları fark edilmektedir. Böylece Kızlarağası Hamamı'nın, Ayasofya karşısındaki Mimar Sinan yapısı Haseki Hama-mı(-0 gibi erkekler kısmının girişinde bir revağa sahip, iddialı görünümlü hamamlardan olduğu anlaşılmaktadır.

Kızlarağası ile Haseki hamamları arasındaki benzerlik sadece soyunma yerlerinin taş-tuğla tekniğindeki duvar örgülerinden ve erkekler kısmının önündeki revaktan ibaret değildir. Glück'ün de belirttiği gibi iki büyük hamam arasındaki benzerlik ö-zellikİe iki kısmın bir sıra halinde düzenlenişinde kendisini belli etmektedir. Tamamen eş büyüklükte ve tipte olan her iki kısım uç uca bitiştirilmiş ve hamamın batı cephesi boyunca soyunma yerleri ile aynı taş-tuğla tekniğinde külhan inşa edilmiştir. Her kısım, kubbeli kare bölümler halindeki birer soğukluğu takip eden dört eyvan şemasında halveüerden meydana gelmiştir. Bu sıcaklık kısımları bir avluya açılan dört eyvan düzeninde yapılmış ve köşelerde kubbeli dört halvet hücresi yer almıştır. Ortada göbek taşları bulunmaktadır. Soğuklukların iki yanındaki kubbeli hücreler orta kısımlarından birer duvarla ayrılmıştır. Bunlardan en az birinin helalara mahsus olduğu anlaşılmaktadır. Glück kuzeydeki kısımda helaları görmüştür. Fakat simetrik olan diğer hücrenin ne işe yaradığını anlamak mümkün olmamaktadır. Hamamın doğu cephesindeki sokak öyle ge-

Kızlaragası Hanı

Yavuz Çelenk, 1994

da yer alır. Perdahçılar ve Mercan Ağa Ha-nı'ndan Tacirler Sokağı ile ayrılır. Kitabesi olmayan yapıdan bahseden kaynak da yoktur.

Bu alandaki mevcut han yapıları daha önceki bir yapılaşmanın izleri üzerinde yer almakta, bazıları da günümüze ulaşmış bulunmaktadır. Buradaki Çukur Han(->), Mercan Ağa Hanı gibi yapılarla mimari benzerlikleri görülen Kızlarağası Ham da 18. yy'ın içlerine tarihlenebilir.

Yapı iki katlı olarak inşa edilmiştir. Yamuk planlı avlusunda kenarlardan kısa olanı 10 m, uzun olanı 12 m ölçüsünde, genişlik ise 9 m'dir. İki kat boyunca uzanan revaklar günümüze yenilenmiş olarak, sivri kemerli açıklıklar halinde ulaşmıştır. Üst kat revakları özgün durumlarım korumakta, taş payeler kare kesitli olarak yer almaktadır. Zemin kat revaklanna bir kapı ve bir pencere ile açılan mekânlar da zaman içinde çok değişmiştir. Üst kat mekânları ise revak altına birer kapı ve pencere ile açılmakta, üst örtü sistemi olarak, mekân ve' re-vaklarda çapraz tonozun varlığı tespit e-dilmektedir.

Tığcılar Sokağı cephesinde, zemin katta taş kemerli giriş kapısı ve tonozlu geçitten avluya ve yan merdivenden üst kata ulaşılır. Yapının üç cephesi yola bağlı, ancak bir cephesiyle bitişik nizamdadır. Buna rağmen zemin mekânlarında cephelerde açılan pencereler bulunmaz. Üst kat mekânları ise birer dikdörtgen şekilli, taş söveli ve yuvarlak kemerli pencere ile cepheye yansırlar. Kesme taş-tuğla-derz doku ile meydana getirilmiş cephelerle ve tuğla kemerler ile cepheleri üstten sınırlayan bir sıra taş silme yer alır.

Yapının serbest üç cephesinde yapı malzemesiyle oluşturulan doku dışında, bezeme amaçlı öğeler görülmez.



Bibi. Güran, istanbul Hanları, 127-128.

GÖNÜL CANTAY



KIZTAŞI

Fatih'te, bulunduğu yöreye ve bir caddeye adım veren dikili sütun. Sütunun yeri, bugünkü röperlerle, Saraçhanebaşı'ndan Macar Kardeşler Caddesi üzerinden kuzeybatıya (Edirnekapı'ya doğru) giderken Fatih Camii'ne gelmeden, solda kalan Dülge-roğlu Camii'nin yanından geçen Kıztaşı Caddesi'nin güney ucunun açıldığı meydandır. Markianos Sütunu olarak da bilinir. İstanbul'un Bizans döneminde Cons-tantinianae Mahallesi'nde İmparator Markianos (hd 450-457) adına, Praefectus (vali) Tatiatus tarafından dikilmiştir. Bir meydan ortasında yer almış olduğu sanılan sütunun, dikiliş ve üstündeki olası imparator heykelinin kayboluş tarihi hakkında bilgiye sahip değiliz. Mermer bir kaidenin üzerindeki sütun, tek parça gri granit bloktan oluşmaktadır. Üzerinde bulunan Ko-rint nizamlı başlıkla birlikte toplam 17 m yüksekliğe sahiptir. Üç basamaklı bir tabanın üzerindeki kaidenin kuzey yüzünde iki Nike (Zafer Tanrıçası) figürü, girland-lı bir çember içinde bulunan altı kollu bir haçı taşımaktadır. Sütunun Osmanlı döne-



Kıztaşı

Asnu Bilban Yalçın, 1994

minde aldığı Kıztaşı adı bu Nike kabartmalarından gelmektedir.

Kaidenin üzerinde 8,74 m yüksekliğinde granit sütun yükselir. Tepedeki başlığın üzerindeki diğer küçük kaidenin her köşesinde kartal kabartmaları görülür. Büyük bir olasılıkla bu kaide üzerine İmparator Markianos'un heykeli yerleştirilmişti. Bazı araştırmacılar yanılgıya düşerek, bugün İtalya'nın Barletta şehrinde bulunan dev bronz heykelin bu heykel olduğunu ileri sürerler.

Kaidenin kuzey tarafında bronz veya kurşun harflerle sütunun Praefectus Tatiatus tarafından dikilişi yazılmıştı. Bugün yalnızca metal harflerin tutturulduğu delikler görülmektedir.

Kıztaşı, şehrin Osmanlılarca alınmasından (1453) sonra, kendi haline bırakılmış ve özel mülke ait bir bahçe içinde kaldığından, gezginlerin gözünden kaçmıştır. Sütundan ilk olarak Fransız seyyah Pierre Gil-les(->), 1540'ta, tam bilgi vermeden bahsetmiştir. Sütun hakkındaki detaylı bilgiler ise Spon-Wheler tarafından l679'da bir resmi ile birlikte yayımlanmıştır. l634'te, Evliya Çelebi'nin de sözünü ettiği sütunu, 1766' da ikinci bir resimle Flachat yayımlamıştır.

23 Ağustos 1908'de mahallede çıkan bir yangın sonucu, sütunun çevresi açılmış ve anıt böylece ortaya çıkmıştır. Kıztaşı bugün de orijinal görünüşünü korumakta ve bir meydanın ortasında yükselmektedir. Bibi. Janin, Constantinople byzantine, 84-85;

Müller-Wiener, Bildlexikon, 54; Eyice, İstanbul, 113; C. Mango, "The Byzantine Inscrip-tions of Constantinople: a Bibliographical Sur-vey", American Journal of Arcbeology, S. 55 (1951), s. 62; G. Becatti, la colonna codide is-toriata Problemi st.orico, iconografici e stilis-tici, Roma, 1960, s. 287.

ASNU BİLBAN YALÇIN

Kıztaşı'nın kaidesindeki Nike kabartması. Asnu Bilban Yalçın, 1994

KİFİDİS ORTOPEDİ

18

19

KİLİSELER

KİFİDİS ORTOPEDİ

1919'da kurulmuş ortopedik protez kliniği-

İstanbul'da, çeşitli kemik hastalıkları nedeniyle bünyeyi destekleyici cihaz ve parçaların satışına ilk kez Hugo Avellis, 1880'li yıllarda Beyoğlu'ndaki Passage Ori-ental'de başladı. 1895'te yine Beyoğlu'nda "Rosetto ve Ortağı" adıyla önceleri sadece korse, varis çorabı gibi gereçlerin satıldığı, daha sonra bunlara ortopedik parçaların da eklendiği bir işyeri açıldı. Ancak bu kuruluş Avellis'in piyasadaki konumuna hiçbir zaman erişemedi. 1900'e doğru Haco-pulo Pasajı'nda(->) eczacı Giorgio Della Sudda'nın akrabalarından Isabelle Della Sudda ortopedik korseler satan bir işyeri açtı (bak. Faik Paşa), ileride ortopedi alanının tek ismi haline gelecek olan ve Anadolulu bir Rum ailesinin çocuğu olan Ta-naş Kifidis (1880-1957) 19Ö7'de İstanbul'a geldi ve demiryolları işletmesinde çalışmaya başladı. Kifidis, demiryolları işletmesinin Fransızlardan devralınmasından sonra ortopedinin teknik dalında kendisini geliştirmeye karar verdi.

Kifidis bir süre Dr. Gurneos'un yanında asistanlık yaptıktan sonra 1919'da, Galatasaray'da, bugünkü İngiltere Konsolosluğu karşısında Kifidis Ortopedi adıyla İstanbul'un ilk ortopedik ortez ve protez kliniğini kurdu. Kifidis 20 yıl bu ilk işyerinde çalıştıktan sonra 1939'da İstiklal Caddesi ile Kallavi (eski Glavany) Sokağı'mn kesiştiği yerdeki Sümer Apartmanı'nda (eski Lo-rando) mesleğim sürdürmeye başladı. Ta-naş Kifidis'in oğulları Andrea ve Hristo, Almanya'da eğitim gördüler ve baba mesleğini sürdürdüler. Bu sıralarda, Tünel Meyda-m'ndaki Real korseler firması, Varlık Ver-gisi(->) nedeniyle sahip değiştirerek Ed-mond'a geçmiş ve bu kuruluş da ortopedik parçalar, kasık bağları ve varis çorapları satmaya başlamıştı. Ama Kifidis piyasadaki ağırlığını yine de korudu ve Balyoz Sokağı ile Aşmalı Mezarlık Sokağı'mn çıkışında iki yeni şube açtı.

Andrea Kifidis 1951'de babası ve ağabeyi ile çalışmayı bırakarak Yeni Melek Si-neması'nm bulunduğu yerde Modern Ortopedi adıyla kendi firmasını kurdu ve 1957'de Paris'e göç ederek işini Ortho-

1930'lu yıllarda bir hastanede yapılan seminerde Kifidis'in teşhir standı. Kifidis Arşivi

Static firmasında sürdürmeye başladı. Ta-naş Kifidis'in 1967'de, Hristo Kifidis'in 1972'de ölümleri üzerine Kifidis Ortope-di'nin yönetimi torun Atanas Kifidis ile Vasil Vasiliadis'e geçti.

Ortopedik cihazlar alanında birçok teknisyenin yetişmesini sağlayan Kifidis Or-topedi'nin, yine Kallavi Sokağı'nda bulunan merkezinden başka İstiklal Caddesi, Nişantaşı ve Ankara'da şubeleri ile Türkiye'nin çeşitli kentlerinde 314 satış temsilciliği bulunmaktadır.

İSTANBUL



Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   140


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə