Meal Çalışması Fatiha Suresi Bismillahirrahmanirrahim 1



Yüklə 3,16 Mb.
səhifə2/45
tarix27.12.2018
ölçüsü3,16 Mb.
#86460
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   45

26- Şüphesiz Allah, sivrisinekle ve ondan büyük (örümcek)le misal vermekten çekinmez. İnananlar bilirler ki; o (misal) Rablerinden gelen bir gerçektir. Kâfir olanlar ise, ‘Allah bununla ne demek istedi?’ derler. Allah o misalle çoklarını saptırırken, çoklarını da doğru yola getirir. Fakat saptırılanlar, fasıklar (İlâhî yasalara riayet etmeyenler)den başka kimseler değildir. (*)


(*) Yahudiler ve münafıklar, Kur’ân’ın verdiği misâlleri anlamadılar, temsillerde kullanılan şeylerin, Allah’ı değil de kendi durumlarını izah ettiğini bilemediler. Allah’a nisbetle küçük ile büyüğün hiçbir farkı olmadığını kavrayamadılar. (Çünkü bir sivrisineğin yaradılışı ile dünyanın yaradılışı arasında bir fark yoktur.) Bunun üzerine Kur’ân bu ayetle onlara cevap verdi. Bu mülahaza ile bu ayetin daha önceki ayetlerle ilgisi anlaşılmış olur.

27- O fasıklar ki; Allah’a söz verdikten sonra o sözü (*) bozarlar. Allah’ın iliştirilmesini emrettiği şeyi (sosyal ve evrensel bağları) keserler. Yeryüzünde bozgunculuk yaparlar. İşte onlar zarar etmişlerin ta kendileridir. (İlâhî mesajların nurunu göremeyip karanlıklarda kalanlardır.)

(*) Allah’a söz vermek üç şekilde olur: 1) İnsan, inanmakla Allah’ın yasalarını çiğnemeyeceğine söz verir. 2) Peygamberler vasıtasıyla Allah’tan söz alınır ve Allah’a söz verilir. 3) İnsan doğuştan temiz bir yaratılış üzere yaratıldığı için, fıtri bir şekilde Allah’ın kulu olduğuna söz veriyor. Münafıklar ise bu üç sözlerini de bozmuş oluyorlar.

28- Nasıl Allah’ı inkâr edersiniz? Hâlbuki sizler ölüler (cansız elementler) iken, O size hayat verdi. Sonra öldürecek, sonra diriltecek, sonra O’na döneceksiniz.


(İnsan önemli bir yaratıktır, başıboş kalamaz; sorumluluğu büyüktür. Gökler ve yer onun için yaratılmıştır; ölüp yok olamaz.)

29- O Allah yeryüzündeki her şeyi sizin için yarattı. Sonra göğe yöneldi. Onları yedi kat olarak düzenledi. O, her şeyi en iyi bilendir.

30- Bir vakit Rabbin, meleklere: ‘Ben yeryüzünde bir halife yapacağım’ dedi. Melekler: ‘Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yapacaksın? Hâlbuki biz, Senin kusursuzluğunu ve mükemmelliğini bildiriyor, kendimizi senin (hizmetin) için temiz tutuyoruz’ dediler. (*) Bunun üzerine Allah: ‘Ben sizin bilmediğinizi bilirim’ dedi.

(*) Buradaki konuşma ve diyalog, yalnızca soru sormadır ve öğrenmek içindir. Yoksa itiraz makamında değildir. Nitekim yukarda denildiği gibi, melekler Allah’ın kusursuzluğunu ilan ediyorlar.

Melekler, yapıları sadece hayra çalıştığı için, yapısı hem hayra hem şerre çalışan insanın yaratılmasının hikmetini anlayamamışlardır. Sorarak hikmetini anlamak istemişlerdir. Veya meleklerin sorusu içine şeytanların itirazları da karışmış olabilir. Nitekim şeytanlar da melekler gibi ruhani yaratıklardır. Fakat şerli kısmından.. (Arapça İşarat-ül İ’caz Tefsiri)

31- Ve Allah, Âdem’e (insanoğluna) bütün isimleri (her şeyin mahiyet ve ismini veya her şeyin öz hakikati olan Allah’ın isimlerini) öğretti. Sonra onları meleklere arz etti: ‘Eğer doğru iseniz, bunların isimlerini Bana söyleyin’ dedi.

32- Melekler: ‘Ey Rabbimiz! Seni tenzih ederiz. Bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Gerçek ilim ve hikmet sahibi yalnız Sensin!’ dediler.

33- Allah: ‘Ey Âdem! O eşyanın isimlerini onlara bildir’ dedi. Âdem bildirince Allah: ‘Demedim mi? Ben göklerin ve yerin bilinmeyenlerini bilirim, sizin açıkladığınızı da gizlediğinizi de bilirim’ dedi.

34- Yine bir vakit, meleklere: ‘Âdem için secde edin’ dedik. Şeytan hariç hepsi secde etti. O büyüklendi ve kâfirlerden oldu.


[Bu ayet, kâinattaki bütün yararlı yaratıklarla onlara müekkel meleklerin insanoğluna hizmet ettiğini, bir çeşit secdeye gittiğini bildirdiği gibi yılan, mikrop gibi şerli şeylerin ve onların binicileri olan şeytanların da insanoğluna ram olmadıklarını hatırlatır.]

35- Biz dedik: ‘Ey Âdem! Sen ve zevcen cennete yerleşin. Ondan, istediğiniz yerden rahatça yiyin! Fakat bu (yasak) ağaca yaklaşmayın! Yaklaşırsanız, zalimlerden olursunuz.

[İnsan nesli bir zamanlar, yeryüzü cennetinde rahatça yaşarken, aralarında düşmanlık yokken sonra yamyamlığa başladılar, yasak ağaçtan yediler. Veya insanoğlu çocuk iken rahmet-i ilâhiye ile harika bir şekilde beslenir. Sonra büyüdüğünde şehvet ağacından yiyince, o Cennet ortamından kovulup sorumluluk dünyasına atılmış olur.]

36- Bunun üzerine şeytan, onların ayağını o cennetten kaydırdı. Bulundukları ortamdan onları çıkardı. Biz de: ‘Birbirinize düşmanlar olarak buradan inin! Belli bir müddete kadar yeryüzünde sizin için bir karargâh ve faydalanma vardır’ dedik.

37- Âdem, Rabbinden bir kısım kelimeler (prensipler ve mesajlar) aldı. Allah onun tevbesini kabul etti. Şüphesiz Allah tevbeleri çok kabul eden ve çok acıyandır.

[İnsanlık, dini prensiplerle Allah’a ve aslına yani ilk durumuna yönelerek yamyamlıktan, karışıklık ve düzensizlikten kurtulmuştur. Bu asırda da insanlık Allah’tan uzaklaştığından, sömürü ve anarşi adıyla bilinen bir yamyamlık biçimini yaşamaktadır.]

38, 39- Hepiniz oradan inin!’ dedik. Benden size bir hidayet ve mesaj gelecektir. Kim o mesajıma tabi olursa, ona ne korku vardır ne de o üzülecektir. İnkâr edenler ve ayetlerimizi (mucizelerimizi) yalanlayanlar ise onlar ateşin ehlidirler. Onlar orada ebedî olarak kalacaklardır.

[İnsanoğlu sınanmak için dünyaya gönderilmiştir. Bu sınav sonucu iyi ve kötü grupları içinde belirginleşen en önemli grup, Yahudilerdir. Onun için Kur’an, çokça Yahudi kıssalarına yer vermiştir. İnsanlık dünyasının sorunlarını somut olarak Benî İsrail (Yahudi) kıssalarında sunmuştur.]

40- Ey İsrailoğulları! Benim size verdiğim nimeti hatırlayın! Bana verdiğiniz sözde durun.. Ben de size vaadettiklerimi (size) vereyim. Ve yalnızca Ben’den korkun.

41- Ve beraberinizdeki vahiyleri doğrulayıcı olarak indirdiğim Kur’ân’a da inanın. Onu ilk yalanlayanlardan olmayın. Ayetlerimi ucuz bir fiyata satmayın. Ve yalnızca Benden çekinin.

42- Hak ile batılı birbirine karıştırmayın. Bile bile hakkı (Tevratta beni müjdeleyen ayetleri) gizlemeyin.

43- Namazı kılın, zekâtı verin. Ve eğilenlerle beraber eğilin. (Namaz, ferdi hayatı; zekât, toplumsal hayatı, eğilip itaat etmek ise devlet hayatını düzenler.)

44- İnsanlara iyiliği emrederken kendinizi unutuyorsunuz. Hâlbuki siz kitap okuyanlarsınız. Artık düşünmeyecek misiniz?

45- Sabır ve namaz (dua) ile yardım dileyin. Hiç şüphesiz namaz, huşu duyanların dışındakilere ağır gelir.

46- Öyle huşu (huzur ve sükûn) duyanlar ki; Rableriyle karşılaşacaklarına ve kendilerinin Allah’a ait olup O’na döneceklerine inanırlar.

47- Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti hatırlayın. Yine hatırlayın ki; Ben sizi (diğer) insanlardan üstün kılmıştım.

48- Öyle bir günden sakının ki; kimse kimsenin hiçbir ihtiyacını gidermez. Onlardan şefaat kabul olmaz, fidye alınmaz. Ve onlara yardım da edilmez.

Bir Ara İzah

İnsanlık vahşetten medeniyete, medeniyetten dindarlığa, dindarlıktan şer’i hukuk ve ilkelere göre kurulan önce dindar devletlere, sonra dindar imparatorluklara gelinceye kadar; binlerce sene geçmiş ve çok büyük tecrübeler edinmiştir.

Demek insanlığın en zirve hali, Bakara 47’de ifade edildiği üzere; İsrail Oğulları olmakla, diğer insanlara göre ekstra üstünlükler ve meziyetler kazanma halidir. İsrail Oğulları (Benî İsrail) Yahudilere ve belli bir ırka has özel bir isim değildir. Karen Armstrong’un da belirttiği gibi bu kelime, Müslümanlık ve Hıristiyanlık gibi bir sıfat isimdir. Tam manası ise, dindar ve medeni millet demektir. Hemen hatırlatalım ki; Tevratta ve Kur’anda geçen isimler, tarihî şahıs isimleri değildir. Bu mesele Tarih, Antropoloji, Biyoloji gibi disiplinlerden, Tevratın analizlerinden ve Jung’un arketipler hakkındaki çalışmalarından çok net olarak anlaşılıyor. İşte bu ilkeye göre:

Yakub, yarı sakat (yani biraz eksikliği olan) beyaz insanı temsil ediyor. Onun Edom isminde bir abisi var. İshakın maddi ve manevi mirası, Edomun hakkı iken; küçük bir hile ile bu miras Yakuba geçiyor. Yakub bir gece (karanlık ve eksikleri olan bir dönemde) Allah ile güreşiyor ve onu yeniyor. Bu başarıya ödül olarak onun ismi, artık İsrail oluyor. Yakubun Allah’ı yenmesi, muhal olduğundan ve Sami diller gramerinde isim tamlamasının birinci kelimesi atılabildiği için o cümlenin manası şöyle çıkıyor: Normal beyaz medeni insan, Allah’ın tabiat âlemine koyduğu bazı eksiklikleri ve sosyal hayata konulan açlık, soğukluk, hastalık gibi yasaları yenince ve bu sayede sakatlığını giderince artık İsrail oluyor.

Dünya tarihinde din ve medeniyeti ayırmadan ilk olarak yaşayan onlar olduğu için; bu sıfat isim (Benî İsrail) Yahudiler için kullanılmıştır. Tevrattan anlaşıldığı kadarıyla daha sonra bu ismin müsemması, Arab-Abbasi dindar medeniyeti oluyor. Daha sonra Osmanlıların dindar medeniyeti, bu üstün manayı yaşıyor. Şimdi ise eksik ve yarım da olsa Avrupa medeniyeti bu manayı temsil ediyor. Evet, Yakub medeni, beyaz insan demektir. Onun 12 oğlu, 12 büyük milleti temsil ediyor. Mesela; Yusuf, Müslüman Arapları ve İslamiyeti temsil ediyor. Bunun yanında Bünyamin Müslüman Türkleri ve tasavvufu temsil ediyor. Tevrat/Tekvin, 49/27’de, Bünyaminin alameti kurttur; ganimetle geçinir, deniliyor. Bu ise, Türklerden başkası değildir. Türkler siyaseten Arapların kardeşi oldukları gibi; tasavvuf ve maneviyat da İslamın kardeşidir.



Bir Hatırlatma: Bütün insanî medeniyetin ilk aşamalarını Âdem temsil eder. Yine bütün insanlığın genel olarak ilk dindarlığını Nuh temsil eder. Fakat Yahudiler, kendilerini genel insanlıktan üstün gördükleri için; onlar medeni ve insanî birikimlerini Yakub (İsrail) ile dinî ve hukukî medeniyetlerini de Musa ve onun yardımcısı olan Harun ile ifade ediyorlar. Âdem ve Nuh seviyesinde kalan diğer insanları aşağı görüyorlar. Diğer dindarlara Nuhî diyorlar; onlardaki medeniyet ve dini, az gelişmiş olarak görüyorlar.

İşte gelin Bakara suresinin şu üç ayetini bu bilgi çerçevesinde okuyalım, Kur’anın bütün tarihi ilgilendiren bir kısım mucizeliklerini görelim:



2/40. Ayet: Ey Beni İsrail (dindar medeni millet) başta din, zenginlik medeniyet ve ilim olmak üzere size verdiğim özel nimetimi hatırlayın. İlahî ahid denilen vahiy ile size gelen antlaşmamı yerine getirin. Ben de size olan antlaşmamı (sizi Beni İsrail yani dünyaya lider yapma sözümü) yerine getireyim. Bu üstünlüğün ve liderliğin en önemli sebebi de sizin gerçek manada Allah’ı bilip sadece ondan (onun azabından) korkmanızdır.

[Sizin tarihî mahiyetiniz ve asıl göreviniz bu yüce kutsal hakikatler iken; sizler hem Tevratı (ahdimi) yaşamıyorsunuz: Yerine getirmiyorsunuz. Hem de elinizdeki Tevratı tasdik eden ve ondaki bilgileri içeren Kur’anı inkâr ediyorsunuz.]



2/41. Ayetin Özet Manası: (Siz Yahudiler! Dört büyük günahınız, sizi Benî İsrail (dindar-medeni millet) olmaktan çıkarıyor:)

a) Kâfir ve müşriklere karşı sizi, dininizi ve kültürünüzü koruyan, Tevratı tasdik eden Kur’ana inanmıyorsunuz.

b) Tam aksine diğer milletler içinden en evvel siz onu inkâr ediyorsunuz. Onun imhası için diğer bütün milletlerden fazla siz uğraşıyorsunuz.

c) Bütün kâinat değerinde olan, insana dünyevî ve uhrevî her nevi saadeti temin eden din hakikatini üç beş kuruşa satıyorsunuz.

d) Dünyada bela, musibet, katliam, kıtlık, hor görülme gibi musibetlerin mahiyetini en çok siz bildiğiniz halde, bu gibi musibetlerin bir daha başınıza gelmemesi için hiç sakınmıyorsunuz. Sürekli olarak Allah’a isyan ediyorsunuz.

2/47. Ayet: Ey İsrail Oğulları, başta Tevrat ve din olmak üzere tarihte sizlere verdiğim nimetleri hatırlayın (onları yaşayın.) Sizi bu nimetler sayesinde diğer bütün insanlardan üstün kıldığımı da hatırlayın. (Bu üstünlüğün altyapısını ve sebeplerini hazırlayın. Ben, sizi bir daha Benî İsrail yaparım.)

****

49- Hatırlayın, bir vakit sizi Firavun ordusundan kurtardık ki; onlar azabın en kötüsünü başınıza getirir; erkek çocuklarınızı boğazlar, kadınlarınızı yaşatıyorlardı. Bu konuda Allah’tan size büyük bir sınav vardı.

50- Yine hatırlayın ki; sizin için denizi yardık, gözünüz önünde Firavun ordusunu boğduk.

51- Ve Musa’ya kırk geceyi (buluşmak için) söz verdik. Musa içinizden ayrıldıktan sonra, nefsinize zulmederek (küfre girerek) buzağıyı tanrı edindiniz.

52- Ondan sonra şükretmeniz için sizi bağışladık.

53- Yine hatırlayın ki; doğru yolu bulmanız için Musa’ya kitap ve furkanı (yasa ve doğru yola ileten mesajlarla dolu Tevratı) verdik.

54- Yine hatırlayın ki; Musa kavmine: ‘Ey kavmim, siz buzağıyı tanrı edinmekle kendinize zulmettiniz. Artık Yaratanınıza tevbe edin ve kendi nefislerinizi öldürün... Bu, yaratanınız katında sizin için daha hayırlıdır’ dedi. Bunun üzerine Allah tevbenizi kabul etti. Hiç şüphesiz O, tevbeleri çok kabul eden ve çok acıyandır.

55- Yine hatırlayın; Musa’ya: ‘Ey Musa! Biz Allah’ı açıkça görmeden asla inanmayınız’ dediniz. Bunun üzerine gözünüz önünde yıldırım sizi yakaladı.

[Başlarına gelen dağılma sonucu, millet ve toplum niteliklerini yitirdiler.]

56- Sonra ölümün ardından sizi dirilttik. (Yine dindar bir millet yaptık) ki şükredesiniz.

57- Ve bulutu size gölgelik yaptık. Üzerinize kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Size verdiğimiz rızıktan ‘yiyin’ dedik. (Fakat onlar şükretmiyorlardı.) Böylece Bize değil, yalnızca kendi nefislerine zulmediyorlardı.

58- Yine bir vakit: ‘Bu şehre girin, istediğiniz yerden rahatça yiyin, kapıdan secde etmek üzere girin, günahlarınızın affı için ricada bulunun, Biz hatalarınızı affederiz. Ve iyilikte bulunanların iyiliğini arttırırız’ dedik.

59- Fakat zulmedenler, kendilerine söyleneni, tersine çevirdiler. (İstiğfar dileyeceklerine, gurura girdiler.) Biz de fasıklıklarından dolayı o zalimlerin başına gökten kötü bir azap indirdik.

60- Ve bir vakit, Musa, kendi kavmi için (Biz’den) su istedi. Biz: ‘Asanla taşa vur’ dedik. (Taşa vurunca) ondan on iki çeşme fışkırdı. Her bir toplum kendi kaynaklarını öğrendi. Biz ‘Allah’ın rızkından yiyin, için. Fakat yeryüzünde bozgunculuk yaparak saldırmayın’ dedik.

61- Yine demiştiniz: ‘Ey Musa! Biz tek bir yemek (çölde verilen et ve helva) ile yetinmeyeceğiz. Sen Rabbinden iste ki; yerin bitirdiği bakladan, salatalıktan, sarımsaktan, mercimekten ve soğandan bizim için çıkarsın.’ Musa dedi: ‘Düşük olanı daha hayırlı olanıyla mı değiştirmek istiyorsunuz? Madem arzunuz öyle, bir şehre inin, istediğiniz sizin için orada vardır.’ (Yahudiler, bu emir üzerine göçebeliği bırakıp yerleşik düzene geçtiler. Bu yerleşik düzenin sonucu olarak, doğadan ve maneviyattan mahrum kaldılar.) Bunun üzerine zillet ve miskinlik belası başlarına geldi. Allah’ın gazabına müstahak bir duruma geldiler. Çünkü onlar Allah’ın ayetlerini inkâr ediyorlardı, haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı. Çünkü onlar isyankâr ve azgın bir millet olmuşlardı.

[Bu şekilde Yahudi milleti, evrensel Îlâhî mesajdan kopup dünyacı oldular. Yine de içlerinde hakiki dindarlar vardı.]

62- Hiç şüphesiz Müminler, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sabiiler’den kim Allah’a ve ahirete inanıp yararlı işler yaparsa, Rableri katında (ebedi âlemde) onlar için mükâfatları vardır. Ve onlara ne (gelecek) korkusu ne de (geçmişin) üzüntüsü vardır.

63- Yine bir vakit sizden söz aldık ve Tur dağını üzerinizde yükselttik (*) ki; size verdiğimizi (vahiy kitabını) sıkıca tutun, onun içindekileri iyice hatırlayın. Belki bu şekilde korunursunuz.

(*) Tur dağı, vahiy mesajlarına mazhar olmakla manen yükselmiş oldu. Veya dağ burada devlet demektir ki, insanların ve milletlerin üzerinde yükseliyor.

64- Bu sözden sonra sırt çevirdiniz. Eğer Allah’ın size olan ikram ve rahmeti olmasaydı siz zarar etmişlerden olacaktınız.

65- Cumartesi günü konusunda azgınlık yapanları elbette bildiniz. Biz onlara ‘aşağılık maymunlar olun’ dedik. (*)

(*) Allah onları ya madden veya manen maymunlar yaptı. Buna mesh denilir.

66- Bu cezayı ondan önceki ve sonraki toplumlara bir ibret ve muttakiler için bir öğüt yaptık.

[Maddi mesh, insanlara bir öğüt olduğu gibi, manevi mesh de ruhunu ve özünü koruyanlar için bir uyarıdır.]

67- Yine bir vakit, Musa, kavmine: ‘Allah size bir inek kesmenizi emrediyor’ dedi. Onlar: ‘Bizimle alay mı ediyorsun?’ dediler.(*) Musa: ‘Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım’ dedi.

(*) Onlar o zamanki Mısırlılara bakarak ineğe tapıyorlardı. Onun için bu emre bir anlam veremiyorlardı.

68- Onlar: ‘Rabbinden iste, bu ineğin ne olduğunu bize açıklasın’ dediler. Musa: ‘Rabbim diyor ki; o bir inektir. Ne yaşlıdır, ne genç... Ortanca bir şey.. Artık emredildiğiniz şeyi yapın’ dedi.

69- Onlar: ‘Rabbinden iste; onun renginin ne olduğunu bize açıklasın’ dediler. Musa: ‘Rabbim diyor ki; o sarı bir inektir, rengi parlak, bakanların hoşuna gider’ dedi.

70- Onlar: ‘Sen Rabbinden iste; onun ne olduğunu bize açıklasın. Bu ineğin ne olduğunu anlayamadık. Biz inşallah doğru yolda olanlardan olacağız’ dediler.

71- Musa: ‘Rabbim diyor ki; o boyunduruk altına alınıp yeri süren, ekini sulayan bir inek değildir. Sapasağlam ve rengi katıksızdır’ dedi. Onlar: ‘İşte şimdi hakkı söyledin’ dediler; o ineği kestiler. Nerdeyse yapmayacaklardı.

72- Yine bir vakit, bir insanı öldürdünüz. Kimin öldürdüğünde ihtilafa girdiniz. Allah ise sizin gizlediğinizi ortaya çıkarıyordu.

73- Biz o ölünün (kopmuş) parçasını ona yapıştırın, dedik. (O dirildi, kendisini kimin öldürdüğünü söyledi.) Allah ölüleri böylece diriltir, ayetlerini size gösterir ki; anlayasınız.

74- Bu mucizeden sonra kalbleriniz yine katılaştı. O kalbler taş gibi, belki daha da katıdırlar. Zira bir kısım taşlardan nehirler fışkırır, bir kısmı da parçalanır, içinden su çıkar. Bir kısmı da Allah’ın korkusundan yuvarlanır (toprak olur.) Ve (bilin ki) Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.

(Yani taşlar Hz. Musa’nın asasına dayanmadıkları halde, Yahudilerin kalbleri katılıktan kurtulamadı.)

75- (Yahudilerin kalbleri böyle olduktan sonra) siz ey Müslümanlar! Onların, size inanmalarını mı umut ediyorsunuz? Hâlbuki onlardan bir fırka Allah’ın sözünü işitir, onu anladıktan sonra da bile bile o sözü saptırırlardı. (Onlar ikiyüzlü bir yapıdadırlar.)

76- Sizinle karşılaştıklarında “inandık” derler. Baş başa kaldıkları zaman: “Allah’ın size açıkladığı şeyleri, Rabbimiz katında size karşı delil olarak kullansınlar diye Müslümanlara mı anlatıyorsunuz? Aklınız yok mu?” derler.

77- Onlar anlamıyorlar mı ki: Allah gizlediklerini de açıkladıklarını da bilir.

78- Onlardan bazı cahiller var ki; bir kısım temennilerden başka kitaptan bir şey bilmezler; (din konusunda kesin bilgileri yoktur;) sadece sanıyorlar.

79- Elleriyle kitap yazıp cüzî bir menfaati satın almak için ‘Bu, Allah’ın katındandır’ diyenlere yazıklar olsun. Kendi elleriyle yazdıklarından dolayı onlara yazıklar olsun. Ve o adi kazançlarından dolayı onlara yazıklar olsun!

80- Onlar: ‘Sayılı günler dışında bize ateş dokunmayacaktır’ dediler. Sen söyle: ‘Sözünü asla bozmayan Allah ile bir anlaşma mı yaptınız? Yoksa bilmediğiniz şeyleri Allah adına mı uyduruyorsunuz?’

81- Hayır! Günah işleyen ve hatalar içinde boğulanlar, ateş ehlinden başka bir şey değiller. Onlar orada ebedi kalacaklardır.

82- İman edip yararlı işler yapanlar ise, cennet ehlidirler. Orada ebedi kalacaklardır.

83- Yine ey Yahudiler, hatırlayın! Bir vakit, İsrailoğullarından söz aldık ki; Allah’tan başka hiçbir şeye ibadet etmeyeceksiniz. Ana babaya, akrabalara, yetimlere ve miskinlere iyilikte bulunacaksınız. İnsanlara güzel muamele edeceksiniz, namazı kılıp zekâtı vereceksiniz. Sonra az bir grup hariç daima sırt çevirdiniz. Şimdi de öylesiniz.

84- Yine bir vakit sizden söz aldık ki; kanınızı dökmeyeceksiniz, kendi insanlarınızı memleketlerinden sürmeyeceksiniz. Siz de bu söze şahit olarak karar verdiniz.

85- Fakat işte sizler birbirinizi öldürüyorsunuz. Kendi milletinizden bir kısmını memleketlerinden sürgün ediyorsunuz. Onlara haksızlık ve düşmanlık yapmak için kuvvet topluyorsunuz. Şayet onlar size esir olarak gelseler, onların fidyesini verir (onları kurtarırsınız. Çünkü milletinizi kurtarmak için fidye vermek, Tevratın bir emridir.) Hâlbuki (yine Tevratta) onları memleketlerinden çıkarmak size haram edilmiştir. Siz (ey Yahudiler!) neden kitabın bir kısmına inanır, bir kısmını inkâr edersiniz? (Bu zihniyet sonucu bir dini kabul edip diğer dinleri inkâr ediyorsunuz. Hâlbuki hepsi de Allah’ın mesajlarıdır.) Sizden böyle davrananların cezası, dünya hayatında çekilen bir zillet ve alçaklıktan başka bir şey değildir. Kıyamet gününde de en ağır azaba çarptırılırlar... Hiç şüphesiz Allah, sizin yaptıklarınızdan habersiz değildir.

86- Bunlar, ahiret hayatına bedel dünya hayatını satın aldılar. Onun için onlardan ne azap hafifler ne de kendilerine yardım edilir.

87- Hâlbuki Biz Musa’ya, kitap (yasa ve bilgi) verdik. Peşinden nice peygamberler gönderdik. Meryem Oğlu İsa’ya da mucizeler verdik. Onu Ruhul-kuds ile teyid ettik. Hoşunuza gitmeyen mesajlarla yüklü her bir elçi size geldikçe kibirlendiniz. Bir kısmını yalanladınız, bir kısmını da öldürüyorsunuz.

88- Onlar ‘kalblerimiz kapalıdır’ dediler. Hayır, (kalbleri kapalı olduğu için değil;) bile bile inkâr ettiklerinden dolayı Allah onları mahrum bırakmıştır. Onlar ne kadar az inanıyorlar.

89- Allah katından Tevratı tasdik edici bir kitap, onlara geldiğinde ki, daha önce müşriklere (kâfirlere) karşı: “Bir peygamber gelecek, bizi sizden kurtaracak” diye fetih bekledikleri halde o tanıdıkları kitap ve peygamberler onlara geldiğinde onu yalanladılar. Artık Allah’ın laneti o inkârcıların üzerine olsun!

90- Allah’ın, kullarından dilediğine verdiği üstünlük ve ihsanıyla (vahiy nimetini) indirmesini çekememekten dolayı, Allah’ın indirdiği dini inkâr için, canları pahasına çok kötü bir bedel aldılar! (Kendilerini helâk ettiler.) Onun için azap üstüne azaba uğradılar. Ve ayrıca o kâfirler için alçaltıcı bir azap vardır.

91- Onlara: ‘Allah’ın indirdiği dine inanın’ denildiğinde “Biz, bize inen dine inanırız” derler ve gerisini inkâr ederler. Hâlbuki o din de, hem hak hem de onların dinini tasdik edicidir. Söyle: Eğer gerçekten mümin (dindar) idiyseniz, neden daha önce Allah’ın peygamberlerini öldürüyordunuz?

92- Nitekim Musa, mucizelerle size geldiği halde, siz ondan sonra, kendinize zulmederek buzağıyı mabud ittihaz ettiniz.

93- Yine bir vakit; sizden söz aldık. Tur dağını üstünüzde yükselttik (manen ve maddeten). (Bu Tur dağından size gelen) ilâhi vahiyleri kuvvetle tutun ve dinleyin, dedik. (Bu söze muhatap olanlar hal dilleriyle:) İşittik ve isyan ediyoruz, dediler. İnkârcılıklarından dolayı, buzağı sevgisi kalblerine nüfuz ettirildi. Söyle: Eğer mümin (dindar) iseniz, bu dininiz size ne kötü şeyler emrediyor. (Demek dindar değilsiniz.)

94- Söyle: ‘Eğer Allah katındaki ahiret yurdu, insanlar dışında sadece size özelse ve bu iddianızda doğru iseniz, ölümü arzulayınız.’

Yüklə 3,16 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   45




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin