Montgomery vvatfın bk

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 1.31 Mb.
səhifə32/49
tarix30.12.2018
ölçüsü1.31 Mb.
1   ...   28   29   30   31   32   33   34   35   ...   49

KONAK 549

KONAK

Türk sivil mimarisinde görülen büyük konut.

Göçebe hayatından gelen ve geceyi ge­çirmek üzere bir yerde konaklamayı ifa­de eden konmak fiiliyle bu fiilin yerini be­lirleyen konak kelimesi, yerleşik hayatın sürekliliği içinde sivil mimarinin kalıcı un­surlarını belirleyen konut ve konak gibi terimlere kaynak teşkil etmiştir. Osman-lılar'da konak teriminin kullanımı günlük hayata giren "paşa konağı", "bey konağı" ve halen kullanılan "hükümet konağı" ta­birlerinde olduğu gibi hemen her zaman belirgin bir sosyal statüye işaret etmek­tedir. Bununla birlikte bir sultan ya da ha­nım sultana ait yapıların "saray" olarak tanımlanması bu statünün vezir, paşa, ulemâ gibi devletin ileri gelenleriyle var­lıklı kişileri kapsadığını gösterir. Topog-rafik özelliklerine bakarak kıyı şeridinde bulunan konutları "yalı" ya da "sahilsaray", bir sayfiyede veya hasbahçede yer bulan konutları "köşk" ya da "kasır" ola­rak adlandıran Türk sivil mimarisi termi­nolojisinde konak terimi tabii olarak şe­hir dokusu içinde bulunan, varlıklı kişilerin bütün ailesi ve hizmetleriyle bir arada ikamet ettiği büyük yapıları ifade eder.

Türk sivil mimarisindeki konak tipolo-jisi, sınırları tam olarak çizilememekle bir­likte topografyaya bağlı olarak tek ya da ayrı kütleler halinde harem ve selâmlık bölümlerini İçeren, bazı örneklerde bu bö­lümlerden birine bağlı olarak gündelik işlerin görüldüğü ve hizmetlilerin barın­dığı müştemilât, hamam, sarnıç gibi ya­pıların eklenmesiyle kompleks halde ta­sarlanmış olarak ortaya çıkar. Ahır, hiz­metkâr odaları, servis birimleri vb. me­kânlarla kuşatılan geniş bir kapalı avlu niteliğindeki taşlıktan oluşan zemin kat üzerinde bir ya da İki katlı olarak yükse­len konaklarda sayıları on ile kırk arasın­da değişen odalar bulunabilmektedir. Öte yandan bir sarayı andıran, Mercan'dakİ 186S tarihli Âli Paşa Konağı gibi bunun çok üstünde odası bulunan, ancak sahi­binin statüsü ve konumu sebebiyle konak şeklinde tanımlanan örnekler de vardır. Bundan başka Birgi'deki Çakır Ağa Kona­ğı. Tokat'taki Yağcıoğlu Konağı ve Amas-ya'daki Hazeranlar Konağı gibi mütevazi büyüklüklere sahip olan bazı evlerin ko­nak olarak adlandırılması, ait bulunduk­ları ailenin yörenin ileri gelenlerinden ol­masıyla ilgilidir.

Konakların, topografyanın elverişli ol­duğu yerlerde çevre duvarlarıyla kuşatı­lan bahçeler içinde ele alındığı dikkati çeker. Günümüze hemen hemen hiç de­ğişmeden ulaşabilmiş harem bölümü ile hamam ve mutfak birimlerini de içeren, zamanımıza kadar gelememiş selâmlık bölümü ile birlikte iki ayrı yapıdan oluşan Bebekteki 1751 tarihli Kavafyan Konağı, tek bir kapı ile sokağa açılan çevre duvar-larıyla kuşatılan meyilli bir arazi üzerine yerleşmiştir. Selâmlığı hemen hemen merkeze alan dağınık yerleşim anlayışı bu dönemde özellikle sayfiye bölgelerinde sıkça karşımıza çıkmaktadır. Öte yandan aynı uygulamanın görüldüğü Üsküdar'­daki 1793 tarihli Afganîler Tekkesi, işlevi farklı olmakla birlikte konut mimarisi çerçevesinde incelenmesi gereken yapı­lar arasındadır. Nitekim birçok tekkenin tesisi, tarikatın müridleri arasında yer alan varlıklı kişilerin bağışladığı konakla­ra meşihat konulmasıyla gerçekleştiği, birçoğunun da kiraladıkları ya da satın aldıkları konaklarda faaliyet gösterdiği bilinmektedir. Geniş bir bahçe içinde yer alan Afganîler Tekkesi bunların ilk ve en özgün örneğini oluşturduğu gibi yapıya külliye niteliği kazandıran servis birimle­rinin, yerini aldığı konağın yerleşim düze­nini ve mimari programını devam ettir­diği anlaşılır. Halen varlığını sürdüren selâmlık kısmının dönemin tipik mekân kurgusunu yansıtan divanhâneli tasarımı da bu yapı türünün sivil mimarlıkla ilişki­sinin çarpıcı bir Örneğini teşkil etmek­tedir.

öte yandan özellikle İstanbul'un sur içi gibi konut dokusunun elverişli olmadığı yerlerdeki konaklarda bahçelerin daral­dığı ve hatta kullanılmadığı görülür. Bu yapılarda girişin doğrudan sokağa açıldı­ğı ve haremle selâmlık bölümünü birleş­tiren tek kütleli tasarımların öne çıktığı dikkati çeker. Bugün ortadan kalkmış ol­makla birlikte hakkında oldukça fazla şey bilinen Lâle Devri yapılarından Kaptan Pa­şa Konağf nda, taşlık girişleri sokağa açı­lan harem ve selâmlık bölümlerini tek kütlede toplayan bir tasarımın uygulan­dığı kaydedilir. Bir süre eczacı ve dişçi mekteplerine mesken olan Kadırga'daki Menemenli Mustafa Paşa Konağı da eş büyüklüklü harem ve selâmlık bölümle­rini tek kütlede birleştiren bir tasarıma sahipti. Konut mimarisinde önemli bir dönüm noktası olan Lâle Devri'nden itiba­ren dikkate değer bir gelişim gösteren tek kütleli tasarımlarda görülen, farklı işlevlere sahip harem ve selâmlık bölüm­leri arasındaki ilişkinin tesisi konak mi­marisinin de en özgün yönünü oluştur­muştur. Nitekim bugün İstanbul Üniver­sitesi Edebiyat Fakültesi'nin yer aldığı alanda bulunan, bir süre İstanbul Dârül-fünunu'na ev sahipliği yapmış olan 1864 tarihli Zeynep Hanım Konağı, başarılı bir kütle kompozisyonu sağlayan mabeyin bölümü kurgusu İle bu ilişkinin çarpıcı bir örneğini sergilemekteydi. Ayrıca kona­ğın empire üsluplu, simetrik bir kurgu gösteren cephesindeki doğrudan sokağa açılan gösterişli kapısı da geleneksel mi­marinin sokağa kapalı olmaya zorladığı zemin kat tasarımlarını terkeden dışa dö­nük bir anlayışa sahipti. Bu durum. 1850'-lerden itibaren Batfnın kültürel ve eko­nomik baskısı altında gelişen yeni hayat şeklinin ortaya çıkardığı bir uygulama ola­rak Timurtaş mahallesindeki günümüze ulaşmayan Ferid Paşa Konağı ve Molla Hüsrev mahallesindeki XIX. yüzyıla ait Kayserili Ahmed Paşa Konağı gibi tasarım olarak geleneğe bağlanan yapılarda dahi yalın çizgilerle de olsa karşımıza çıkmak­tadır. Son dönemin özgün sivil mimarlık örnekleri arasında yer alan Sultanah­met'teki Abdurrahman Sami Tekkesi'nin Reşad Efendi Konağf nm tamir edilme­siyle oluşturulan, harem ve selâmlık bö­lümlerini içeren tek kütleli binasında ve Üsküdar'daki Özbekler Tekkesi'nin. bu işleve hizmet edecek şekilde donanmış ol­makla birlikte yapısı itibariyle bir konak olan. Sultan Abdülmecid tarafından yap­tırılan 1844 tarihli binasında da kapıların doğrudan sokağa açıldığı görülmektedir.

Konaklardaki iç mekân biçimlenişinde en azından XVIII. yüzyıla kadar dış sofalı ve divanhâneli tasarımların ön planda ol­duğu sanılmaktadır. Bu açıdan Afganîler Tekkesi'nin çift eyvanla genişletilen divan-hânesiyle İstanbul'daki en eski sivil mi­marlık örneği olan, deniz kıyısında yer alan bir konak olarak nitelendirebilece­ğimiz Amcazade Hüseyin Paşa Yalısı'nın selâmlık divanhanesi fikir verebilecek en Önemli örneklerdir. Ancak bu yapıda gö­rüldüğü gibi, divanhâneli ve dış sofalı ta­sarım şemasının İstanbul'un kültürel or­tamı ve saray çevresinde gelişen hayat bi­çimleri içinde değişik varyantlarla incele­nerek geliştirilmesiyle ulaşılan orta sofalı mekân kurgusu, özellikle Lâle Devri'nden itibaren konak mimarisine ağırlığını koy­muştur. Bebekteki Kavafyan Konağı'nın harem kısmında "karnıyarık" olarak ta­nımlanan her köşesine birer oda yerleş­tirilmiş çift eyvanlı. orta sofalı tasarımla Kaptan Paşa Konağı'nın harem ve selâm­lık bölümlerindeki, köşelerine odalar yer­leştirilmiş dört eyvanlı orta sofa tasarı­mı, iç mekân biçimlenişinde en sık rastla­nan uygulamalara karşılık gelmektedir. Misafir kabulü, sohbet ve hatta yemek gibi ortak gündelik İşlevlere sahip olan orta sofayı kuşatan çok fonksiyonlu odalarda da yeme içme, yatıp kalkma gibi iş­levler sürdürülmekteydi. Mekânların mef­ruşatında ise pencere önlerine yerleştiri­len sedirler, yatak ve yorganların kondu­ğu yüklükler, çeşitli eşyaların konduğu niş ve dolaplar, ısınmak için mangal ve ocaklar önemli yer tutmaktaydı. Dekoras­yona katılan ahşap süslemeler, perdeler, halılar, Kavafyan Konağı'nda olduğu gibi döneminin üslûp özelliklerini yansıtan na­kışlar ve resimler de mefruşatın önemli unsurları arasında yer almaktaydı.

Bu tasarım şeması. Batılı tesirlerin mi­marimizi yoğun biçimde etkilediği dö­nemde dahi terkediimemiş, XIX. yüzyılda yaygınlık kazanan oval ve yuvarlak planlı sofaların kullanımında kendini gösteren güçlü sentezlerin yanı sıra, Zeynep Ha­nım Konağı ya da Saraçhane'deki 186S tarihli Subhi Paşa Konağı örneklerinde olduğu gibi bazan yozlaşmaya varan de­ğişik varyasyonlarla varlığını sürdürmüş­tür. Öte yandan hanedan yapılarının da­ha çok seremoni kurallarına göre şekille­nen tasarımlarından etkilendiği anlaşı­lan bu şemanın hanedanla yakın ilişkiler içinde bulunan ve devlet kademelerinde önemli görevler alan zümrelerce tercih edildiği, bu kurallarla pek haşir neşir ol­mayan toplumun daha alt katmanlarının bu hususta fazla istekli olmadığı görülür. Daha çok Eyüp, Üsküdar, Kadıköy gibi önemli banliyölerde görülen, gelenekle bağlarını henüz koruyan bir hayat sürdü­ren ailelerin barındığı büyük konutlarda, arsanın durumu ya da ev sahibinin isteği doğrultusunda biçimlenen fonksiyonel mekân kurgularıyla karşılaşılmaktadır.

Saray çevresinde gelişen yeni hayat şekliyle birlikte İstanbul'da yerini iç sofa­lı tasarımlara bırakmış olan, geleneksel Türk yaşayışının şekillendirdiği, dış sofalı olarak tanımlanabilecek hayatlı ev tasa­rımlan ise Batı ve Güney Anadolu'daki ko­nak mimarisinde daha çok iklim şartları­na bağlı olarak varlığını sürdürmüştür. Seyahatnâmelerdeki bilgi ve gravürler­den İstanbul'da da yaygın bir kullanımı olduğu anlaşılan hayatlı Türk evi tasa­rımının uygulandığı Birgi'deki Çakır Ağa Konağı, taşra üslûbunun naif örneklerini içeren resim ve süslemeleriyle dikkati çekmektedir. Aynı tasarımı mahallî hayat tarzı farklılığıyla bulduğumuz Urfa'daki Kürkçüoğlu Konağı ise hayatın yerini alan geniş bir avlu çevresine dizilen harem, selâmlık ve servis birimleriyle içe dönük yaşayışın şekillendirdiği mahallî bir üslû­ba işaret eder. İklim özellikleri bakımın­dan İstanbul'a benzeyen Safranbolu, Kas­tamonu, Ankara, Tokat, Amasya ve Si­vas'ta ise başşehir menşeli orta sofalı mekân kurgusunun mahallî zevkleri, ge­lenek ve gerekliliklerle birleştiren özgün ve mütevazi tasarımlar halinde uygulan­dığı görülmektedir.

Konaklardaki malzeme tercihi, taşlık kısmını içeren zemin katı dışında İstanbul için büyük oranda ahşap malzeme üzeri­nedir. Zemin katın duvarları ise çoğun­lukla taş malzeme ile mümkün mertebe açıhmsız olarak oluşturulmakta, bunun üzerine ahşap karkaslı bina kütlesi inşa edilmektedir. Zemin katın sağır kurgusu­na karşılık üst katlarda eliböğründelere oturan çıkmalar, cumbalar, kafeslerle ör­tülen çok sayıda pencere ve geniş saçak­larla son derece hareketli bir görünüm sergilenmekteydi. Yangınların meydana getirdiği büyük tahribata ve 1660'taki Cibali yangınından sonra ahşap ev yapıl­masına izin vermeyen fermana rağmen bu tercih hiçbir şekilde değişmemiş, XIX. yüzyılın ikinci yarısında inşaat tekniğinde-ki gelişmelerle artan kagir malzeme kul­lanımı bile ahşabın yanında sönük kal­mıştır. Zeynep Hanım Konağı, 1867'de yaptırılan ve bugün İstanbul Üniversite-si'nin Eczacılık Fakültesi'ne ev sahipliği yapan Fuad Paşa Konağı, bu üniversite­nin Tıp Tarihi Enstitüsü'nün bulunduğu Subhi Paşa Konağı, Vefa Lisesi'ne ev sa­hipliği yapan Mütercim Rüşdü Paşa Ko­nağı, Millî Eğitim Müdürlüğü'nün bulun­duğu Rauf Paşa Konağı kagir malzeme ile oluşturulmuş önemli konaklardandır. Bu­nunla birlikte kagir bir yapı olan Âli Paşa Konağı'nın 1911 'deki Çırçır yangınında duvarları dışında tamamen yanması, sı­kışık şehir dokusu içinde bu uygulamanın da pek yararlı olmadığını göstermiştir.

Anadolu'daki konaklarda karşımıza çı­kan malzeme tercihi malzemenin temi­nindeki kolaylık ölçüsünde değişkenlik gösterir. Batı ve Kuzey Anadolu'da ahşap başlıca malzeme olarak görülmekteyse de İç, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da taş malzeme ahşabın önüne geçmektedir, özellikle karkas ve beden duvarlarında kullanılan taş malzeme Urfa, Mardin, Kayseri. Erzurum ve Kapadokya'da öz­gün bir konut mimarisinin oluşmasını sağlamış olmakla birlikte iç mekânların süslemesinde ve diğer kısımlarda ahşa­bın taş süslemeden hiç de aşağı kalma­yan bir kullanım alanı bulduğu gözlenir.

Yörelere göre değişen zevkler ve hayat tarzlarına bağlı olarak değişik örnekler sergilemekle birlikte Anadolu'da bütün Osmanlı dönemi boyunca varlığını sürdü­ren geleneksel Türk evi tasarım şeması­nın farklı malzeme ve tasarım tercihleri bir yana bırakılacak olursa genel hatla­rıyla Orta Asya'dan itibaren izlenebilme­si, bu yapı grubunun da Türk mimarisi­nin geleneksel çizgisi içinde değerlendi­rilmesi gerektiğini göstermiştir. Nitekim Horasan ve Mâverâünnehir'de X-XII. yüz­yıllar arasına tarihlenen konutların mih-manhâneli tasarımlarında görülen, Orta ve Ön Asya'nın merkezî mekân geleneği­nin Osmanlı sivil mimarisindeki etkisi tar-tışılmamaktadır. Ancak farklı etkenlerin ve hayat şekillerinin biçimlendirdiği Os­manlı sivil mimarisinin gerek menşeini gerekse üzerine yerleştiği coğrafyanın eski geleneklerini aşan, son derece karak­teristik bir hüviyet kazandığı açıktır. Özel­likle Osmanlı mimarisinde Batılı etkilerin yoğunlaştığı XVIII. yüzyıldan itibaren geleneksel ölçütlerin mütevazi çizgisinden kopup barok, rokoko, empire. klasik ve "art-nouveau" üslûplarının canlı ve ha­reketli unsurlarıyla zenginleşerek kendi­ne özgü bir kimlikle karşımıza çıkan, dün­ya tarihinin en ilgi çekici sivil mimarlıkla­rından birini ortaya koymuştur.

Bugün şehir dokusunda kapladıkları geniş alanlar dolayısıyla bilhassa büyük şehirlerle gelişmekte olan merkezlerde tehdit altındaki konakların yangınlar ve ilgisizliğin yol açtığı tahribatlar sebebiy­le sayıları her geçen gün azalmakta­dır. Sivil mimarimizin önemli örneklerini oluşturan bu yapıların resmî ve sivil ku­ruluşlara tahsis edilerek ya da Anadolu'­da birçok örneği bulunan müze-ev şekli­ne getirilerek yaşanılan mekânlar halinde bir işlev kazandırmak suretiyle korun­ması geleceğe intikalleri açısından son derece büyük önem taşımaktadır.

Bibliyografya :

Leman Tomsu. Bursa Evleri, İstanbul 1950; Mahmut Akok, Ankara'nın Eski Evleri, Ankara 1951; Necibe Çakıroğlu, Kayseri Evlen', İstanbul 1952; Doğan Erginbaş. Diyarbakır Evleri, İstan­bul 1954;Sedad Hakkı Eidem. TürkEviPlan Tip­leri, İstanbul 1968; a.mlf.. Köşkler ue Kasırlar, İstanbul 1968-74, MI; a.mlf., Türk Evi-Osman­lı Dönemi, İstanbul 1984-88, Mil; Reha Günay, Geleneksel Safranbolu Evleri ve Oluşumu, An­kara 1981; Ayda Arel. Osmanlı Konut Gelene­ğinde Tarihsel Sorunlar, İzmir 1982; Haşim Kar­puz. Türk İslâm Mesken Mimarisinde Erzurum Evleri, Ankara 1984; Zahide Akkoyunlu. Gele­neksel Urfa Evlerinin Mimari özellikleri, Anka­ra 1988; Halit Çal, Tokat Evleri, Ankara 1988; Günkut Akın, Asya Merkezi Mekan Geleneği, Ankara 1990; N. Burhan Bilget Sivas Evleri, Ankara 1993; Orhan Cezmi Tuncer. Diyarbakır Evleri, Diyarbakır 1999; M. BahaTanman. "Ab-durrahman Şamî Tekkesi", DBlst.A, I, 19-20; a.mlf., "Özbekler Tekkesi", a.e., VI, 199-202; a.mlf.. "Zeyneb Hanım Konağı", a.e, VII, 549-550; Doğan Kuban, "Ev Mimarisi", a.e.,III, 227-234; a.mlf., "Konaklar", a.e., IV, 50-55. İsmail Orman





Dostları ilə paylaş:
1   ...   28   29   30   31   32   33   34   35   ...   49
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə