Orhan pamuk’un tüRKÇESİ: benim adim kirmizi örneğİ


Yakın veya Uzak Anlamlı Kelimeleri Birbirinin Yerine Kullanma



Yüklə 173,34 Kb.
səhifə3/3
tarix04.11.2017
ölçüsü173,34 Kb.
#30593
növüYazı
1   2   3

3.3.3. Yakın veya Uzak Anlamlı Kelimeleri Birbirinin Yerine Kullanma

“… hatta karşılıklı ifade edilmiş hasmane duygular ve düşmanlık var” (s. 111)

Cümlede işaretli kelimeler aynı anlama gelmektedir; dolayısıyla biri gereksiz yere kullanılmıştır.
3. SONUÇ

Edebiyat metinlerinde sapmalar ve alışılmamış kullanımlar bulunabilir. Özellikle söz konusu eser postmodern bir üslûba sahipse bu sapmalar ve alışılmadık kullanımlar daha sık karşımıza çıkar. Ancak bu tür kullanımların da metinde bir işlevi olduğu unutulmamalıdır. Bir düzyazının, romanın büyüsünü, çoğu kez dilin çok doğru kullanımından başka bir şeyin yarattığını düşünen, o büyünün de his ve anlatım hüneri olduğunu savunan yazarlar, eleştirmenler bir ölçüde haklıdır. Üstelik yazar ve şairlerin dili istedikleri gibi “kullanabilme” ve “değiştirebilme” özgürlükleri sanatın doğası gereğidir. Öte yandan; üslûp zenginliği yaratmak ya da özgün olma gayesiyle dilin anormal kullanımlarını da mazur görmek her zaman mümkün olmayabilir. Bu bakış açısıyla Pamuk’un söz konusu eseri “Türkçesi” bakımından incelendiğinde şu sonuçlara varılabilir:



  • Türkçenin kendine özgü anlatım yolları olan deyimler, ikilemeler, tekrarlar, terimler, zıtlıklar, argo sözler, sayılar, kalıp sözler ve konuşma diline sık sık başvurulmuştur.

  • Uzun, sıralı, birleşik cümleler bu romanın ve yazarın üslûbunun en tipik özelliği olarak dikkati çekmektedir. Uzun ve iç içe girişik cümleler, Türkçenin ifade kudretinin ve esnekliğinin bir işareti olması yanında; eserin yabancı dile çevrilme gayesiyle yazıldığı eleştirilerini de tekzip eder mahiyettedir:

Bu adam atına biner, en iyi tezhibi yapan usta oradadır diye ta Şiraz'a gider, oradan en zarif nestalik hattı yazan hattat için iki sayfayı alır Isfahan'a götürür, sonra dağları geçip ta Buhara'ya çıkıp Özbek Hanı’nın yanında nakşeden büyük üstat nakkaşa resmin istifini yaptırır, insanlarını çizdirir; Herat'a inip bu sefer yarı kör eski üstatlardan birine otların ve yaprakların kıvrım kıvrım kıvrılışını ezberden nakşettirir; Herat'ta başka bir hattata uğrayıp resmin içindeki kapının üstündeki levhadaki yazıyı altın rika ile yazdırıp hadi yine güneye, Kain'e gider ve altı ay yolculuk ederek yarılayabildiği sayfayı Sultan İbrahim Mirza'ya gösterip aferini alırdı.” (s. 60)

Ne kadar zaman geçmişti bilmiyorum; berberin mahir parmakları ve küçük dükkânı tatlı tatlı ısıtan mangalın sıcaklığı ile erimiş, hayatın, onca eziyetten sonra, bugün sanki karşılıksız bir şekilde birdenbire bana en büyük hediyeyi sunuvermesi üzerine, yüce Allah'a şükran ve yarattığı âlemin hangi esrarlı terazinin dengesinden çıktığına derin bir merak ve biraz sonra efendisi olacağı evde yatağında ölü yatan Enişte'ye de bir keder ve acıma duyarak harekete geçmeye hazırlanıyordum ki, berberin sürekli açık duran kapısında bir hareket oldu, dönüp baktım: Şevket!” (s. 231)



  • da/de, tâ, bile edatlarının çok defa ihtiyaç haricinde kullanıldığı görülmüştür.

  • Türkçenin sentaksına uygun olmayan fakat yabancı kaynaklı olmasına rağmen dilde var olan ki’li birleşik cümleler romanda çok sık kullanılmıştır.

  • Çok fazla olmamakla birlikte romanda imla ve noktalama bakımından bazı sapmalar olduğu, alışılmadık ilgiler kurulduğu ve birtakım anlatım bozuklukları yapıldığı görülmüştür.

  • Kelime kadrosu bakımından yaşayan Türkçenin tercih edildiği, aynı zamanda klâsik Osmanlı döneminde geçen bir hadiseyi hikâye eden yazarın, dönemin diline de sıkça başvurduğu tespit edilmiştir. Bu da yeni nesil okuyucuların kelime hazinelerini genişletmesi bakımından önemlidir:

“… çünkü hakikatli bir kitapdarı1 vardı.” (s. 60)

Hemen kenarda, bir piştahta2nın başında on beş yıl sonra ilk defa gördüğüm Başnakkaş Üstat Osman, bir gölgeden çok bir hortlakmış gibi geldi bana.” (s. 67)

“… şımarık şehzadelerin zevki için alelacele yazılıp şıpınişi3 nakışlanmış ucuz kitaplar sardı her yeri.” (s. 68)

“… açık saçık resimlerle dolu bir murakka4 gördüm.” (s. 68)



“… kafirlere çamurdan bir kefere5 dağı yaptırmış.” (s. 71)

“… kurulduğu şehnişin6in penceresi dibinden …” (s. 89)

“Kısa bir sürede evine gelen nakkaşlar arasında renkzen7likten tezhibe, cetvelkeş8likten ressamlığa, yüz çizmekten sayfa istifine en hünerlisinin kim olduğunu anlayacağından…” (s. 119)

“altını az bakırı çok olan kalp9 parayı…” (s. 121)

bir aşevinde ağzıma bir lokma kalye10 koyarken…” (s. 179)

Padişahımız Hazretleri onu eline alıp şöyle bir bakacak, tabii ki önce altın varakların yerinde kullanılıp kullanılmadığını göz ucuyla denetleyecek, bir şemailname11ye bakar gibi kendi resmini seyredip, bütün padişahların yaptığı gibi, bizim harika resmimize değil, resmedilen kendisine hayran olacak …” (s. 196)

Hindistan’ın en sıcak yerinden gelen en iyi kırmızı böceğinin kurusunu kendi havanında elceğiziyle döve döve toz edip, bunun beş dirhemini ve bir dirhem çöven12 ve yarım dirhem de lotor13 hazır etti.” (s. 215)

Kaynar su döküp dibindeki musluktan saçlarımı, yüzümü titizlikle yıkadığı satıl14, tavandan yeni bir zincirle tutturulmuştu.” (s. 231)

Bunların Padişahımızın ehli hıref 15 bölüklerinden topuzcu, çizmeci, gümüşçü ve kadife ustası, fildişi işleyen kündekâr 16 ve elinde ud saztıraşlar 17 olduğunu hemen anladım.” (s. 259)



“ağacın altında bir içoğlanı 18nın çaldığı udu kulaklarını saygıyla açıp dinleyen kızıl at;” (s. 311)

gösterişli ve üstü mukarnaslı 19 ağır bir kapının önünde durduk.” (s. 342)



  • Yazarın Türkçesinin zevk vermediği, yabancı dillere kolay çevrilmesi amacıyla eserlerini kaleme aldığı yönündeki eleştirilerin en azından söz konusu eser için doğru olmadığını düşünmekteyim. Özellikle bazı kavramların (nakkaş, bohçacı, enişte vs.) kültürel karşılığının olmaması çeviriyi zorlaştıran önemli unsurlardan sayılmalıdır.

Sonuç itibariyle; incelenen romanda Türkçenin neredeyse tüm ifade vasıtalarını kullanan, bunun yanı sıra; bazen Türkçeyi fazlasıyla zorlayan Orhan Pamuk’un eserleri üzerine daha derinlemesine incelemeler yapılması gereği aşikârdır. Diğer taraftan; Türkçenin söz hazinesinin hızla erozyona uğradığı bu dönemde, oluşturulan kelime kadrosuyla Türkçenin geçmişle bağının koparılmaması bir nebze de olsa devamına katkı sağlanması dikkate değerdir. Zira Türkçe, ancak edebiyat yoluyla işlenerek ifade gücünü ve zenginliğini artırabilir.



Kaynaklar

  • AKSAN, Doğan (2006), Anadilimizin Söz Denizinde, Bilgi Yayınevi, 253 s.

  • AYTAÇ, Gürsel (2003), Genel Edebiyat Bilimi, Say Yay., İstanbul, 387 s.

  • BOZKAPLAN, Şerif Ali (2007), İkinci Yeni ve Türkçe, Dost Ofset, İzmir, 2007, 130 s.

  • DÖNMEZ, Haydar (1999), Orhan Pamuk’un Benim Adım Kırmızısı’ndaki Dil ve Mantık Yanlışları, Folklor/Edebiyat, Sayı: 17, 1999, Ankara, s. 45-52.

  • EKER, Süer (2003), Çağdaş Türk Dili, Grafiker Yay., Ankara, s. 431-470

  • KILIÇ, Engin (der.) (2006), Orhan Pamuk’u Anlamak, İletişim Yay., İstanbul, 431 s.

  • ÖZÜNLÜ, Ünsal (2001), Edebiyatta Dil Kullanımları, Multilingual Yay., 269 s.

  • PAMUK, Orhan (2004), Benim Adım Kırmızı, İletişim Yayınları, İstanbul, 470 s.

  • TUNA, Osman Nedim (1986), Türkçenin Sayıca Eş Heceli İkilemelerinde Sıralama Kuralları ve Tabiî Bir Ünsüz Dizisi, TDAY-Belleten 1982-1983, Ankara, s.163-228.

* II. Uluslararası Türk Dili ve Edebiyatı Öğrenci Kongresi Bildiriler, İstanbul Kültür Üniversitesi, 4–6 Ağustos 2008, Cilt: 1, s. 541–558.


* İnceleme sırasında Prof. Dr. Şerif Ali Bozkaplan’ın, “İkinci Yeni ve Türkçe” adlı çalışması model alınmıştır. (Bkz. Bozkaplan, Şerif Ali, İkinci Yeni ve Türkçe, Dost Ofset, İzmir, 2007, 130.s.)

* Yorum için bkz. Demir, Gökhan Yavuz, “Türkçenin Pirus Zaferi!”, Trajik Başarı Türk Dil Reformu, Paradigma Yay., İstanbul, 2007, s.XLIV

1 kitâb-dâr’ın sözlük anlamı “kitap tutan, kitap hazırlayan”dır.

2 Farsça bir kelime olan piştahta; “çekmece, küçük sandık” anlamında kullanılmıştır.

3 Özensiz, çabucak yapılan iş. (bkz. Güncel Türkçe Sözlük)

4 Arapça bir kelime olan murakka“hattat meşknâmesi, birbiri üstüne yapıştırılarak mukavva gibi olmuş bir kağıt üzerine yazılan meşk, güzel yazı örneği” anlamlarına gelmektedir. (bkz. Devellioğlu, Ferit, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat, 1999, s.684)

5 Arapça kefere “kâfirler” anlamına gelmektedir.

6 Farsça şeh-nişîn “pencere çıkmazsı, balkon” (bkz. Devellioğlu, Ferit, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat, 1999, s.986)

7 Farsça reng-zen “renk çalan, renklendiren” anlamına gelmektedir.

8 Arapça-Farsça cedvel-keş “cetvel çeken” anlamına gelmektedir.

9 Osmanlı döneminde Osmanlının maddi gücü düştüğünde Viyana’da değersiz madenden yapılmış ve piyasaya sürülmüş para çeşidi. Alaşım olmadığı için kolayca ağızda bükülebilmesi sayesinde gerçek mi kalp mı olduğu anlaşılmıştır. Ahali tarafından mecbur kalınmadıkça alışverişte kabul görmemiştir.

10 Farsça kalye “patlıcan, kabak gibi yemeklerin yağda kavrularak pişirilmişi” (bkz. Devellioğlu, Ferit, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat, 1999, s.484)

11 Arapça-Farsça bir kelime olan şemail-nâme “bir kimsenin dıştan görünüşündeki özellikleri anlatan eser” anlamına gelmektedir. (bkz. Devellioğlu, Ferit, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat, 1999, s.988)

12 Kökü ve dalları, suyu sabun katılmış gibi köpürten, kir temizleyici bir bitki, sabun otu, helvacı kökü (Saponaria officinalis) (bkz. Güncel Türkçe Sözlük)

13 Sözlüklerde tespit edilemeyen lotor bir çeşit bitki olmalıdır.

14 Arapça satl “tas, kova, küçük leğen” anlamına gelmektedir.

15 Arapça ehl-i hıref “kumaş dokuyan sanatkârlar” anlamına gelmektedir. (bkz. Devellioğlu, Ferit, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat, 1999, s.209)

16 Farsça kündekâr “kıymetli ağaçları işleyen marangoz, sedefçi” anlamına gelmektedir. (bkz. Devellioğlu, Ferit, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat, 1999, s.535)

17 Doğrusu saz-tıraz olan kelime “kamış ustası” anlamına gelmektedir.

18 Osmanlı Devleti’nde, “saraylarda türlü devlet hizmetleri için aday olarak yetiştirilen genç, celep” anlamına gelmektedir. (bkz. Güncel Türkçe Sözlük)

19 Doğrusu mukarnes olan kelime “kubbe biçiminde olan; nakışlı işlemeli olan” anlamlarına gelmektedir. (bkz. Devellioğlu, Ferit, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat, 1999, s.678)



Yüklə 173,34 Kb.

Dostları ilə paylaş:
1   2   3




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin