Sayın konuklar,sayın basın mensupları serbest bölgeler ve serbest şehir konusundaki panelimize hoşgeldiniz diyorum

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 116.9 Kb.
səhifə1/3
tarix09.01.2019
ölçüsü116.9 Kb.
  1   2   3

Serbest Bölgelerin Sosyo Ekonomik ve Toplumsal Değerlendirmesi ve Serbest Şehir Nedir?


ÖNSÖZ

Serbest bölgeler, 1980 sonrası yeni liberal düzende, ülke ekonomisinin işleyişinde önemli görevler üstlendi. Yabancı sermayenin daha kolay Türkiye’ye gelmesi amacıyla bir teşvik unsuru olarak kurulan serbest bölgeler, biraz da kendisini çevreden ayıran çitleri ve duvarları nedeniyle olsa gerek gözlerden uzak kaldı.


Yakın zamanda ise serbest bölgelerin, kimi kişi, kurum ve şirketler tarafından bir rant kazancı, daha doğrusu rant vurgunu sağlanacak yerler olarak görüldüğü ortaya çıktı. Türkiye’de çok sayıda serbest bölge olmasına rağmen, bir çok serbest bölge başvurusunun da Hazine’de sırada beklediği belirlendi. Bakanlar Kurulu’nca serbest bölge olarak saptanan yerlerin aslında bu koşullara uygun olmadığı, yerinde yapılan incelemelerle saptandı. Yasada işçi haklarıyla ilgili belli sürelerin verilmesine rağmen, kapalı kapılar ve çevrili duvarlar nedeniyle buralardaki sendikal örgütlenmenin fiilen olanaksız denecek kadar zor olduğu görüldü.
Kitapta okuyacağınız gibi, serbest bölgeler bir toplumsal sorumluluk gereği üzerinde durulması gereken bir olgu. Türkiye’deki herkese ait değerlerin, belli kesimlere haksız yere aktarılmaması konusunda hassas davranan ve çaba harcayan sivil toplum ve meslek kuruluşlarına minnettarlığımızı vurgulamak isterim. İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası olarak serbest bölge olgusunun içyüzünün ortaya dökülmesine katkıda bulunmaktan onur duyduğumuzu belirtmeden geçemeyeceğim.

Saygılarımla.

Yahya ARIKAN

İSMMMO Başkanı

- Sayın konuklar, sayın basın mensupları serbest bölgeler ve serbest şehir konusundaki panelimize hoşgeldiniz diyorum. Ben İstanbul Meslek Odaları Koordinasyon Kurulu'nun Genel Sekreteryasını bu dönem yürütüyorum. Adım Tahsin Yeşildere.

Davetimiz üzerine hepiniz cuma gibi mesai saatinin olduğu bir günde buraya teşrif ettiniz.Bu nedenle meslek odaları adına hepinize candan teşekkür ediyorum. İstanbul Meslek Odaları Koordinasyon Kurulu şu teşekküllerden oluşuyor. Türk Mimar Mühendisler Odaları İstanbul Şubeleri, bunlar 22 odayı kapsıyor; Sağlık Meslek Odaları 4 odayı kapsıyor; Tabib Odası; Diş Hekimleri Odası; Eczacı Odası ve Veteriner Hekimleri Odası. İstanbul Serbest Muhasebeciler Mali Müşavirler Odası, Baro da bu İstanbul Meslek Odaları koordinasyon Kurulu kapsamı içersindedir. Geniş çaplı örgütümüzde uzun yıllardan beri birlikte çalışıyoruz. Zaman zaman birlikte Türkiye'nin gündeminde olan konuları, tartışılması gereken konuları birlikte hazırlayıp toplumun tartışmasına sunuyoruz.

Bu toplantımızda serbest bölge nedir, serbest şehir nedir, soruları yanıtlanacak. Biliyorsunuz Türkiye'de epeyce var. Şimdi bu konu sizlere detaylıca aktarılacak. Bir de serbest şehir olgusu ortaya çıkma durumunda bu konular bugün burda tartılışacak ve sizlerin görüşlerinize aktarılacak. Daha sonra da sizlerden görüş alınacak. Öyle zannediyorum ki bu önemli konu Türkiye için. Ülkemiz için önemli olan bu konuda ilk defa yapılan böyle bir toplantının gelecekte çok yararlar sağlayacağı umudundayım. Bu nedenle konuşmalarını yapacak olan konukları davet ediyorum. Öncelikle yönetecek olan arkadaşımız, sayın Yahya Arıkan. Kendisi, İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası Başkanı. Konuşmacılar, Masum Türker TÜRMOB Genel Başkan Yardımcısı, Erkut Duran Serbest Bölgeler Genel Müdürü, Ertuğrul Önen Serbest Bölge Kurum ve İşletmecileri Derneği Başkanı, Selahattin Okur Türk iş Deri iş sendikası Genel Koordinatörü, Celal Beşiktepe Türk Mühendis Mimar Odaları Birliği İkinci Başkanı.Teşekkür ediyorum. Konuşmacılar lütfen buyururlar mı?
Yahya Arıkan

Saygıdeğer izleyiciler, tekrar meslek odaları adına hoşgeldiniz diyoruz. Bugünkü panelimizin birinci oturumunda değerli panelistler görüşlerini aktaracaklar. Daha sonra siz katılımcılar sözlü olarak sorularınızı sorabileceksiniz ve son oturumda panelistler sizlerin sorularını yanıtlayacaklar ve panelimizi dört veya dört buçuk gibi bitirmeyi hedefliyoruz. Değerli arkadaşlar, izninizle serbest bölge üzerine bir kaç kavramları sizlere aktarmak istiyorum ve daha sonra da panelistlere söz vereceğiz. Serbest bölge bir ülkenin siyasi sınırları içinde ancak gümrük sınırları dışında kalan ticari ve sinayi faaliyetlerin kolaylaştırılması amacıyla devlet müdahalesi en aza indirilmiş yer olarak tanımlanmaktadır. 1967 yılından serbest bölgelerin Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal İşler Komisyonu'nca gelişmekte olan ülkelerin ihracatını artırmada önemli bir araç olarak kabul edilmesinden sonra serbest bölgelerin sayısı hızla artmaya başlamıştır. Ülkemizde ise 15.6.1985 tarihinde 3218 sayılı Serbest Bölgeler Yasası'nın yürürlüğe girmesinden sonra Antalya, Mersin, İzmir, İstanbul, Trabzon olmak üzere birçok yerde serbest bölge açılmış ve açılmaya da devam ediyor. Sayın İMOK sekreterya sözcülüğünü yapan Tahsin Yeşildere'nin açılışta ifade ettiği gibi, biz meslek odaları olarak, bu konunun çok az bilindiğini gözlemledik. Bu panelde serbest bölgeler yararlı mıdır, yararlı değil midir, ekonomiye olumlu olumsuz katkıları nelerdir, bir ülkenin bağımsızlığını tehlikeye sokabilir mi, vergisel avantajları nedir, uygulamada yaşanan sorunlar nedir, kuruluş amacına uygun yerlere mi yapılıyor, serbest bölgeler amacına uygun olarak mı çalışıyor gibi soruların bir kısmına yanıt bulacağız ve özellikle değerli panelistler bir çok yönden de konuyu irdeleyecekler. Şimdi ben izninizle ilk sözü sayın Masum Türker'e vereceğim. Sayın Türker TÜRMOB Genel Başkan Yardımcısı, birçoğunuzun yakından tanıdığı meslektaşımız. Aynı zamanda Nokta dergisinin sahibi, yönetmeni, aynı zamanda Muhasebe Uzmanları Derneği Genel Başkanı ve daha sıralayacağım birçok özellikleri var ve ilk sözü Masum Türker'e veriyorum. Buyrun sayın Türker.


Masum Türker

Teşekkür ederim. Sayın başkan, değerli katılımcılar ve basınımızın değerli mensupları. Hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum. Bugün burada tartıştığımız konu, aslında Türkiye'de belki de Cumhuriyetin kuruluşundan beri sürekli her yıl gündeme getirilmesi gereken ve o yörede, örneğin İstanbul'da şimdiki gibi ilgili bütün meslek kuruluşlarının ele alması gereken bir konu olmalıydı. Ama ne var ki ülkemizde hepimizin bildiği gibi olaylar veya herhangi bir konuda geliştirilmek istenen sorunlara yönelik çözümler sorun kapıya dayandığı zaman olmuştur. İkibin yıl önce, hatta Atilla ve Romalılar zamanında uygulanmaya başlanan serbest bölgeler, ülkemizde ilk kez 1946 yılında bir kanuna eklenen birkaç maddeyle düzenlenmiştir ve oradaki amaç İran'dan ve çevre yerlerden gelen halı, kilim ve benzeri eşyaların başka yere giderken Türkiye'de indirilmesi, depolanması bir nevi serbest antrepo kurulmasıyla ilgili bir ihtiyacı karşılamaya dönük olmuştur. Bu 1953 yılına kadar devam etmiş, 53 yılında biraz daha genişletilerek bir düzenleme yapılmış, ama Türkiye'nin kapalı bir ekonomiyi benimsemesi nedeniyle biraz evvel sayın Arıkan'ın söylediği ve burada belki de hem tatbikatında hem de bundan sonraki düşünce bazında geliştirilmesinde 1985 yılında çıkarılmıştır. Ama zaman zaman çeşitli yönetmelikler ve tebliğlerle desteklenmesi gereken bir yasal düzenleme haline gelmiştir. Şu anda Türkiye'nin borç içinde yüzen bir ülke olduğunu hepimiz biliyoruz. Türkiye'nin ihtiyaçlarını karşılayacak finansman kaynaklarının iç bünyede, yani yaratılan katma değerden devletin aldığı payın az olması nedeniyle karşılanamadığını, devletin her koşulda borçlanmak zorunda kaldığını, bu borçlanmanın da mali politikaları bir yana bırakalım sosyal politikalarının da önüne geçtiği bir zamanda artık herkesin faize çalıştığı bir döneme gelmiş bulunuyoruz.



Türkiye'nin kuşkusuz bu iç borcu yanı sıra, dış borcu da mevcut ve yurt dışında bize benzer başka bir ülke böyle bir kaynağı bir krediyi bulduğu zaman Türkiye'nin ödediği faiz oranıyla, o benzer ülkenin ödediği faiz oranı arasında da dağlar kadar fark var. Hatta şu anda bazı özel bankaların kendi bankaları için kredi kaynağı olarak buldukları finansman kaynağına ödedikleri faiz oranı devletimiz aracılığıyla, devletimizin bulduğu krediye göre daha ucuz kalmaktadır. Devletimiz daha pahalı bir maliyetle borçlanmaktadır. Bu neden kaynaklanıyor? Türkiye'nin çeşitli şekillerde yanlış gösterilmesinden, eleştiri dozunu kimi zaman bizlerin kaçırıp zaten dışarda bu ülkeyi riskli bir ülke göstermek isteyenlere sunulan bir ortamdan kaynaklanıyor.

Oysa bu tür durumlarda Türkiye'nin özellikle bulunduğu konum itibarıyle, komşularıyla ilişkileri itibarıyle işte doğuyla batı arasında bir köprü görevi yapar, Türkiye kuzeye karşı işte bir emniyet bölgesidir, güneydeki ortadoğunun dengesinin kurulmasında ciddi bir yere sahiptir denmiş ama ekonomide üzülerek söylemeliyiz ki bunların kullanılması hiç gündeme gelmemiştir. Ciddi bir kullanım bugün meriyette olan 1985 yılındaki serbest bölgeleri düzenleyen yasayla başlamıştır. Oysa dünyada baktığımız zaman, 1800 lü yıllarda örneğin şu anda tekrar Çin'e dönmesi söz konusu olan Hong kong'un bile kiralanmasının temel nedeni, İngiltere'nin orada bir serbest bölge, bir serbet şehir yaratıp istediği ticareti gerçkleştirmesidir. Şimdi bu yönüyle baktığımız zaman ben size serbest bölgeleri iki noktadan değerlendirmek isterim. Birisi genel ekonomiyi etkilemesi bakımından serbest bölgenin kurulmasındaki temel amaçtır. Şu ana kadar çeşitli kesimlerde doktrinde ya da uygulamada yararları ve sakıncaları olarak ortaya neler atılmış? İkinci bir konuysa burada kuşkusuz çeşitli meslek grupları mensupları var, ama aralarında da serbest bölgelerle mali açıdan ilgilenen mali müşavirler de var. Acaba bu serbest bölgelerde vergilendirme düzeni nasıl olabilir, ona da en azından böyle bir olayda uzmanlık alanı olarak kısaca dikkatinizi çekmek isterim. Şimdi Türkiye'de serbest bölgelere geçmeden evvel dünyaya baktığımız zaman serbest bölge ihtiyacı nereden doğmuş, nasıl doğmuş ona bakalım. Şu anda özellikle gerek Türkiye'de genel müdürlük bazındaki olan merkezi ve çeşitli yörelerdeki bölge müdürlükleri yoluyla neden güçlenmemiz gerekiyor, bunun ortak pazara girişimiz ya da Avrupa Birliği'ne girişimizle ne ilgisi var, olaya öyle bakmalıyız. Serbest bölgeler toplumlar kendileri farkında olmadan ve günlük yaşadıkları için normal ticaretlerini, normal ekonomik faaliyetlerini sınırlandıran yasalar oluştururlar ve bir ülkede bakarsınız ki farkında olmadan bir yerden bir yere gitmek için özel yasaların bile oluşturulduğunu görürsünüz.Türkiye'de bile şu anda kimi zaman göçü önlemek için bazı yasaların çıkarılmasından söz edilir. Ayak parası alalım, şunu bunu yapalım diye. İşte bu yasaların sonucunda o ülkelerin dış alemle biraz önce girişte belirttiğim Türkiye'nin iç borçları dışındaki dış borçları yerine dışardan yarattığı katma değeri satıp bir gelir elde edebilmesi için faaliyette bulunmak istediği zaman ya da kendi girdilerinin rakiplerine göre diğer ülkelere göre maliyetlerini indirmek istediği zaman kendi kendini bağladığını, kendi kendini kilitlediğini görürüz. İşte bu durumda bazı anlarda kaçamak yapılabilecek bazı düzenlemelere ihtiyaç duyulmuş. Bu işte en önemli formül en geçici formül olarak serbest bölgelerden yararlanılmış. Serbest bölgelerden nasıl yararlanılmış, denilmiş ki o bölgelerde öyle imkanlar tanıyalım ki orada yurt içine alınmış gibi bir gümrük vergisi faaliyetini durduralım. Şimdi siz bir malı geçici olarak bile getirseniz, geçici ithalat yapacaksınız, üreteceksiniz, tekrar dışarı göndereceksiniz .Onunla ilgili çeşitli işlemleriniz

var. Ticari faaliyetlerinizi ciddi bir şekilde oluşturacağınız bir düzenleme getirmişler. Şimdi akla hemen bir soru gelir, böyle bir şey olur mu? Türkiye'de bile hani hatırlarsanız, serbest piyasa ekonomisi geldi, herkes bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler, şeklinde eleştirdi. Milletin de kafasında böyle bir imaj oluştu. Dünyada böyle olmamış. Bu düzeni kurarken bu düzenin de arızi olarak yine vergilenebilir alanlarını vaaz etmek o ülkenin elinde. Örneğin ülke diyebilir ki, bu serbest bölgede alkollü içkilerle ilgili, sigarayla ilgili yani o ülkede yasaklanmış olan çok önemli tüketilebilecek malların bu şekilde vergilendirilmesi sözkonusu olur.

Vaktimiz uzun olsa ya da merak edip serbest bölgeler dünyada nedir diye bir kitapta okusanız, her ülkede yani Arjantin'den Şili'ye ya da Hong Kong'dan, ABD'den, aklınıza gelebilen her ülkeden böyle özel istisnalar getirildiğini görürsünüz.Bu özel açıklamayı niye yapmak istiyorum? Çünkü serbest bölgeleri eleştirmenin kolay yolu, her yerden öldük bittik, diye hemen fırlayıp muhalefet etmektir, bunu durdurmaktır. Oysa o muhalefet edilen konuda eğer toplumda muhakkak kontrol altına alınması yönünde bir uzlaşma varsa serbest bölgede böyle bir düzenlemeyi yapmaya bir engel yoktur. Tek engel o serbest bölgeye çekilmek istenen yabancıların ürkecekleri bir düzenleme olmaları halidir. Yani başka bir ülkede böyle bir düzenleme yok, bir tek siz sınırlandırıyorsanız, o taktirde bu kişiler bu düzenlemelerden üzüntü duyabilir. Serbest bölgelerle ilgili olarak böyle olaylar çok var, ben onları anlatmak istemiyorum. Çeşitli kitaplarda var. Belki birazdan

değerli arkadaşlarımız anlatacaklar.

Burada yeni bir kavrama varacağız: Serbest Şehir kavramı. Belki hepimizin gönlünde yatan, daha rahat, yasaların daha az sınırlayıcı olduğu bir şehir olarak acaba bu şehri serbest şehir yapabilirmiyiz, bu bile tartışılabilir, çeşitli görüşler atılabilir. Ama ben ne serbest ticaret bölgesini, serbest limanları ne de bazı transit bölge dediğimiz çeşitli şekilleri söylemeyeceğim. Ama bir örneği özellikle vermek istiyorum. İkiz fabrikaları adı altında geçen bir serbest bölge örneğini vermek istiyorum. Bu vereceğim örnek, buna benzer çıkışı olmayan özellikle ülkemiz açısından sıkıntıya sokan, bizi belli bir ölçüde sömürme amacı güden, rekabetimizi azaltan konular

içinde benzer çıkış yolları bulma imkanı olduğu için, bir tek bu örneği vermek istiyorum. Şimdi bu ABD'de üretilmiş bir tür. Meksikayla ABD sınırları içinde böyle bir serbest bölge kurulmuş ve orada denmiş ki, ABD 'den alınan parçalar burada imal edildiği zaman ve bunlar tekrar dışarıya gönderildiğinde, bunların buradaki vergilendirilecek salt kısmı orada yaratılan katma değerle ilgilidir ve başlangıçta sınır bölgesinde başlatılan bu serbest bölge anlayışı daha sonra Meksikayla ABD arasındaki ticarette kimi zaman Meksika'nın bir yerinde, kimi zaman Amerika'nın bir yerinde geliştirilmiştir. Ben bu örneğin detayına tartışmasına girmek istemiyorum. Bu türe şu nedenle dikkat çekmek istiyorum. Biraz sonra aklınıza bir şey gelebilirse ya da devletin yönetimi yanında akla gelebilirse bu konuda bir yasal düzenleme yapmak ve böyle sınırlayıcı koşullarla yeni bir konuyu vaaz etmek mümkündür. Nitekim buna benzer ilk vaaz nedir? Biraz evvel anlattığım gibi, Türkiye'de serbest bölge düşünmeksizin, yanlız halı, kilim vs. nin üretimiyle ilgili çıkarılan bir kanunda daha 1946 yılında böyle bir madde ile bunların gümrükte bildiğimiz işlemlerin ve antrepoda depolanmasının serbest bölge düzeninde kullanılmasıdır. Burdaki sınırlanan bölgeler bizi sınırlı tutmasın.

Bugün burada belki cesaretle anlatılmak, tartışılmak istenen serbest şehir kavramını tartışmamamız için, bu konuyu çeşitli meslek gruplarının geliştirmemesi ve buna göre bir yasal altyapı oluşturmaması için hiç bir engel yoktur. Önemli olan bu düşünceyi sonradan uygulama ihtiyacı duyacak koşulların ve bu ihtiyacı bu koşulları yerine getirecek siyasi erkin, siyasi iradenin ortaya çıkmasıdır.

Serbest bölgelerin en olumlu görünen bugüne kadarki etkisi doğrudan bir döviz kazancıyla olmuştur. Yani doğrudan bir döviz kazancı oluşturulduğu için serbest bölgeler cazip ve olumlu bulunmuş istihdama önemli bir etkisi olmuştur. Serbest bölgelerde özellikle yeni iş alanları açıldığı için, bu iş alanlarında ciddi sayıda insanlar çalıŞmaktadır. Sanıyorum ki mesela Türkiyede'ki serbest bölgelerde ne kadarlık bir istihdam yaratıldığını burada sendikacı arkadaşımız ya da sayın genel müdür bize aktaracaklardır, biz de bilgileneceğiz.

Öte yandan ihracata önemli bir arttırıcı etkisi vardır. İster kendi malımızı o serbest bölge aracılığıyla değerlendirelim, ister transit ticarette bulunalım. En azından buraya gelip bizle iş yapan dış alemdeki insanları düşünün. Bizim ülkemizde gümrük faaliyetlerinin yasalara uymamasından kaynaklanan kaçakçılığın menni cezaları gibi kavramlara girmenin getirdiği yükümlülüklerin yabancı insanlarda yarattığı etki ve tepkiyi düşünün. Bu tür faliyetlerin olmayışı o serbest bölgelerdeki ticaretin çok daha fazla etkili olmasını sağlamaktadır. O ülkedeki ihracatı arttırıcı etki olarak görülmektedir. Yabancı sermayeye ve teknolojiye çok önemli bir etkisi var. Yani yabancı sermaye, ülkenize gelip ülkenizdeki yasalar çerçevesinde bir işlem yapmak yerine o yerin dışa açılan yüzünden yararlanmak isteyebilir. Diyebilirsiniz ki ne etkisi var, bir şirket kurmak istiyoruz, muhatabımız normal Türkiye'de bir şirketin kuruluşu gibi sonuçta ticaret sicil ticaret odası vs. yerine yalnız Yabancı Sermaye Dairesi ile muhatap olur. Ama siz serbest bölgeye yönelik bir faliyet yapmak istediğiniz zaman muhatabınız bünyesi, düşünce yapısı, disiplini, anlayışı bu tür faaliyetlere göre yönlendirilmiş bir serbest bölgeler kadrosuyla halledildiği için bu konuda bugüne kadar görülen şey şu ki, orada bürokratik engellerin ortadan kalkması, insanlara yaklaşım, emniyet açısından, kendi parasını güvende tutma açısından etkili olmuş. Bu da beraberinde tabii teknolojinin geliştirilmesi yönünde de etkili olmuş, geniş bir teknolojinin hiç bir zorlama olmadan ve genişliğinin sınırını belirlemeden getirilmesi imkanını vermiştir. Şimdi mesela söyleyeceğim bir konu, zaman zaman Türkiye gibi ülkelerde iyi durumken bazen de kötüye dönüşebiliyor. Bu tür bölgelerde bankacılık, transit taşıma ve diğer liman faliyeti dediğimiz faliyetlere olumlu etkisi olmaktadır. Ama Türkiye gibi bir yerde, şu anda, özellikle mali müşavirler çok iyi biliyor, geçtiğimiz yıl içinde ve bu 97-98 yılı içinde bankacılık serbest olduğu için Off-shore dediğimiz kıyı bankacılığı sıkı bir şekilde gelişti bu bölgelerde. Bu sefer para aklama işlerinde, o ülkedeki getirilmek istenen yasal faizlerden yasal vergilendirme olaylarından kaçırmak için kullanılan bir araç oldu. Hepimiz özellikle parayla uğraşan kesim olduğumuz için çok iyi biliyoruz. Para fiilen burada kalmıştır ama kağıt üzerinde buradaki bankaların bu Off-shore dediğimiz kıyı bankacılığından yararlanarak birden bire kağıt üzerinde para yurt dışına transfer edilmiştir. Paran senin filanca ülkede demişler.

Bir vergi muafiyeti yaratmak, oluşum geliştirebilmek için Mali Milat gündeme geldiği zaman , herkes eteklerindeki taşı döktü. Bu sefer neyi tartışmaya başladılar? Türk bankalarında yer almayan, Türk bankalarındaki paralarımızın da bize ait olduğunu nasıl tevsik edeceğiz gibi sorular gündeme geldi. Ama, her halukarda bu bankacılığın serbest bölgede yapılmasında normal bankacılık dışında da önemli faydaları vardır. Para alışverişindeki hız, bu konudaki güven, paranın kullanımındaki finans tekniklerinin kullanılmasında önemli bir yarar olduğu gibi maliyeti indiren faktörler var. Mesela, neden size biraz daha fazla faiz veriliyor, diyor paranız Off-shore'da ya da bir başka bankadaysa? Çünkü o bankalar serbest bölgede oldukları sürece Türkiye sınırları içindeki bir bankanın vermek zorunda olduğu munzam karşılıkları, yani faizini ödediği ama bloke etmek istediği munzam karşılıkları, bazı vergiler vs yoktur.

İşte burada eğer yurt içi ve serbest bölge arasındaki bu konudaki avantajların dengesi iyi korunmazsa sonradan çok güzel bir düzenleme olan serbest bölgedeki bu işlemleri, bu sefer sanki kötü yapılan bir işe dönüştürmeyelim.

Bugün gazetelerde milletvekilleri için nereden buldun yasası yapılacak diye açıklama vardı. Bütün herkes ona sevinmiştir. Buna bir örnektir, bu konuda tedirgin olan kişi benim . Neden tedirginim, çünkü bunu aynen Off-shore'da da yaşamıştık. Herkes seviniyor. Çünkü şu anda hesap sorulacak kişi milletvekili gibi gözüküyor, ama farkında değiliz. Bunu alıştıracaklar. Tıpkı bir zamanlar Sibel Can'ı yakaladık deyip, Hülya Avşar'ı yakaladık deyip, nasıl yakalanıyor diye herkes alkışlarken, aniden vergi önlemlerinin, cezalarının arttırılması gibi bu da bizim bugün buna benzer bir uygulamadır. Çünkü bir kooperatife üye olan kişilere de bu mantıkla, "hiç ticari faliyetin yok iken gel bakalım aidatları nereden buldun" diye sorabilirler. Herhangi, hoşuna gitmeyen bir kişiyi bir töhmet altında tutma yolunu açan bir yoldur. Bu bankacılıkla ilgili önlemleri bu şekilde değerlendirmek, yani hem iyi tarafı hem kötü tarafı. Bu iyilik taraflarını ben başlıklarıyla vereceğim. özellikle sosyal yapı bozuluyor. O bölgede de ücret eşitsizliği ortaya çıkmaya başlıyor. Serbest bölgede çalışanların geliri yüksekken, onun dışındaki kişilerin düşük. Bu da önemli bir sosyal olaylara gelecekte bir zemin hazırlıyor, ekonomide, yönlendirmede etkin oluyor. Belirli bir zamanda malı hazır bulundurabildiği için belli yönlere kayabiliyor. Bu arada yasa dışı tabi faliyetlerde de artış meydana gelebiliyor, tekelleşme hızlanabiliyor, çevre kirliliği yaratabiliyor. Bütün bunlar sakıncalar olarak bu sefer iyilik tarafları yanında karşımıza çıkıyor ve en kötüsü yatırımlar olumsuz bir yönde dağılabiliyor. İşte bu son maddede özellikle yatırımların olumsuz bir dağılımı tabi olmamasının yetkisini, gücünü ülkede daima serbest bölgeyi yöneten genel müdürlüklerden ve bölge müdürlerinin yöneticilerinden beklemek lazım.

Şimdi bu genel hatlarıyla anlattığım ve detaylarını arkadaşlarımın anlatacağı sebest bölgelerin bir diğer gözükmeyen, o ülkedeki insanlar için ister dar mükellef, ister tam yükümlü olsun önemli tarafı vergilendirme açısındandır. Serbest bölgede yaratılan faliyetlerden elde edilen gelirler vergiden istisna edilmiş, muaf bırakılmış gelirler kapsamındadır.Ama bu konuda da belki ilerleyen dakikalarda yönelteceğiniz sorular içinde göreceğiz. Bazen yasada bir düzenleme olmadığı halde yasadaki bazı vergi kanunlarında da vergilendirme yoluna gittiklerini görürüz. Mesela taşıma yapılıyorsa taşımayla ilgili bir vergilendirme KDV açısından olmaması gerekirken, bu konuda farklı yorumlar varken bir görüş diyor ki, taşımanın yapıldığı ikinci ayak her ne kadar serbest bölgeyse de oradaki toprak Türk toprağı olduğu için, yabancı bir toprak olmadığı için ben bir yabancı yere yani ihracatmış gibi bir işlem yapılmasını istemiyorum, kabul etmiyorum diye tartışmalar yapılıyor. Kimi görüşlerde ise hayır, yabancı toprak sayılır diyor. Buradaki yabancı kavramı, yabancı toprak, gümrük faaliyeti, ihracat faaliyeti açısından değerlendirilmeli. Bu tür tartışmalar çıkmıyor değil. Daha da çıkmaya devam edecek. Bizim muhasebe mesleğinde, "pazarlama" adı altında bazı konuşmalarımız oluyor. Orada yaptığımız konuşmalardan bir tanesi, bizim meslek mensuplarına önerilerimizden bir tanesi, müşterilerimizin serbest bölgelerde de faliyette bulunmasını sağlarsanız en azından hem kendinize bir pazar yaratmış oluyorsunuz serbest bölge içinde, hem de oradaki bir kişinin sahip olduğu sermayesini vergilendirilebilir bir yerde tutarken vergilendirilmeden muaflık sağlayabilen bölgelere de aktarmış olursunuz. Sabrınız için teşekkür ediyorum.
Yahya Arıkan

Sayın Masum Türker'e teşekkür ediyoruz. İkinci konuşmacımız sayın Celal Beşiktepe. Sayın Beşiktepe 1974 Yıldız Üniversitesi mezunu, 1976-80 dönemi Harita Mühendisleri Odası Genel Başkanı. Şu anda Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği İkinci Başkanı. Kentsel ve kırsal arazi düzenlemeleri ve politikaları konusunda çeşitli yayınlanmış çalışmaları bulunmakta. Sayın Beşiktepe konuşmasına başlamadan önce bir video gösterimi var. Hem onu izleyeceğiz ve daha sonra konuşmasına devam edecek. Buyrun efendim.






Dostları ilə paylaş:
  1   2   3
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə