Stendhal Kırmızı ve Siyah



Yüklə 2.11 Mb.
səhifə29/43
tarix16.08.2018
ölçüsü2.11 Mb.
1   ...   25   26   27   28   29   30   31   32   ...   43

347


mektubu açmakta hiç acele etmiyordu. «Gene yaldızlı cümleler», diye düşünüyordu; ama okurken yüzü sarardı. Mektupta yalnızca sekiz satır vardı.

«Sizinle konuşmağa ihtiyacım var; bu akşam, konuşmalıyım siz'nle ben; gece yarısından sonra saat biri çaldığında, bahçede bulunun. Bahçıvanın kuyunun yanındaki büyük merdivenini alın! pencereme dayayın ve odama girin. Ay ışığı var; ne çıkar ama.»

BÖLÜM XV

BİR TUZAK MI?

Ah! karara bağlanmış büyük bir tasarı ile bu tasarının gerçekleşmesi arasında freeeıı zaman ne öldürücü! O ne öyle boş kokular! o ne öyle kararsızlık bocalayışları! Hayat işidir de ondan. — Dahası da var: şeref meselesi!

SCHİLLER,

Julien: «Durum ciddileşiyor» diye düşündü... ve düşündükten sonra da: «ama içyüzü biraz anlaşılıyor, diye ekledi. Öyle ya! bu güzel bayancık benimle kitaplıkta konuşabilir, Tanrı'ya şükür, orada büsbütün serbestiz; marki, kendisine hesaplar gösteririm korkusu içinde, hiçbir zaman kitaplığın semtine uğramıyor. Hıh! Buraya gelen tek insanlar, B. de La Mole ile kont Norbert, bütün gün hemen hemen ortalıkta yoklar; konağa ayak bastıkları an kolayca görülebilir, bir kralın karısı .olmağı bile kendine az görecek kadar soylu olan, güzelim Mathilde, müthiş bir ihtiyatsızlık yapmamı istiyor!»

«Evet, beni mahvetmek ya da hiç değilse, benimle alay etmek istiyorlar. Önceleri, mektuplarımı ellerine geçirerek beni mahvetmek istediler; temkinli davrandılar; bakındı bele! gün gibi belli bir ihtiyatsızlık yaptırmak istiyorlar bana.. Bu küçük baylar beni ya çok aptal sanıyorlar, ya da çok kendini beğenmiş. Hay kör şeytan! dünyanın en güzel ay ışığında yirmi beş ayak yüksekliğindeki bir birinci kata böyle

348

I

, bir merdivenle çıkmak! şıp diye görüverirler beni, hattâ bi-



tişik konaklardan bile görülürüm. Merdivenin üzerinde ne güzel olacağım!» Odasına çıktı ve ıslık çalarak sandığını yer-ıı leştirmeğe koyuldu. Gitmeğe ve karşılık bile vermemeğe ka-

il rar verdi.

i,! Fakat bu bilgece karar ona iç rahatlığı vermiyordu. San-

'll dik kapandıktan sonra, birden içinden: «Ya eğer, dedi, Mat-

j|] hilde doğru söylüyorsa! O zaman, onun gözünde, düpedüz

,1 bir alçak rolü oynarım. Hiç te soylu değilim, ben. hatır için

, değil, düpedüz çalışma alanında açıklanmış, para gibi, bü-

J yük yetkilere sahip olmalıyım...»

Odasında bir çeyrek saat dolaşıp durdu. En sonunda: '' «Bunu inkâr etmek neye yarar? dedi; onun gözünde alçağı^

jl biri olacağım. Yalnız, B. le dük de Retz'in balosunda herke-

Lj sin söylediği gibi, sosyetenin en güzel kadınını değil, üstelik

il bir dük oğlu olan, kendisi ile dük olan marki de Croisenois'-

.| nm feda edildiğini bana göstermenin o kutsal zevkini yitiri-

ci yorum. Bende bulunmayan bütün hünerlere sahip olan se-

1 vimli bir delikanlı: nükte yapmasını biliyor, doğuştan soylu,

dünyalığı da yerinde...»

«Bu vicdan azabı bütün hayatımca peşimden gelecek, yalnız onu kaçırdığım için değil, kız dediğin sürü sürü!

... Ama bir tanedir şeref! diyor ihtiyar don Diegue (103), ben ise burada açıktan açığa ve göğüs gere gere, önüme çıkan ilk tehlike ile savaşıyorum; çünkü B. de Beauvoisis ile yaptığım bir düello şakacık gibi birşeydi. Bu ise temelli başka. Uşağın birine kuru sıkı bir kurşun atabilirim, ama bu önemsiz bir tehlike; ele güne rezil olabilirim.»

Bir sevinçle ve bir Gascon ağzı ile (104): «Oğlum, iş sarpa sarıyor, diye ekledi, işin içinde şeref meselesi var. Benim gibi feleğin çemberinden geçmiş, zavallı bir insan, bir daha böyle fırsat bulamaz; iyi ama kirli mal - mülk edinebilirim...»

Uzun zaman düşündü, arada sırada birden durarak, hızlı adımlarla dolaşıyordu. Odasına kardinal Richelieu'nün istemediği halde bakışlarını çeken cok güzel bir mermer büstü konulmuştu. Lâmba ışığı ile aydınlanmış bu büsbütün kendisine sanki sert sert bakıvor gibi duruşu (150) her Fransız

349

karakterinde bulunması pek yerinde olan o cesaretin yokluğunu gördüğü için çıkışır gibi duruşu vardı. «Senin çağında olsaydı, ey büyük insan, tereddüt mü ederdim ben?»



Julien en sonunda içinden: «İşin en kötüsü, dedi, bütün bunların hepsinin bir tuzak olduğunu var sayalım, bir genç kız için bu pek kötü ve pek ad kirletici olur. Çenemi tutacak bir adam olmadığımı bilirler. O halde temizlemeliler beni. 1574 yılında, Boniface de La Mole çağında olsaydı bu doğrusu iyi kaçardı ama, bugünkü zaman bu işin altından kalkamaz. Bu adamlar artık ötekiler gibi değil. Bn. de La Mole öylesine kıskanıyor ki! Yarından tezi yok, dört yüz salon onun rezaleti ile çalkanacak, hem de ne zevkle!)»

«Benim ötekilere tercih edilmem konusunu, hizmetçiler bile, kendi aralarında dillerine doluyorlar, biliyorum, konuşurlarken duydum.»

«Öte yandan, mektupları da var!... Bu mektupları üzerimde taşıdığımı sanıyorlar belki de. Beni onun odasında bastırdılar mı, mektupları alırlar elimden. İki, üç, dört, ne bileyim kaç kişi ile boğuşmam gerekecek. Peki ama, bu adamları nereden bulacaklar? Paris'te sır saklamasını bilen alçaklar nerede bulunur? Adalet böylelerini korkutuyor... Hey Tanrı! Caylus'lar, Croisenois'lar, Luz'lar ne güne duruyorlar. O an, hepsinin ortasında alık ajık bakmıp durmam onları baştan çıkaracak zevk olacak. Bay yazman d'Abailard'-m başına gelen, sakm benim de başıma gelmesin!»

«İyi hoş, amam! baylar, yumruklarımı yiyeceksiniz,, Pharsale'de Chesar'm askerlerinin düşmanlarının yüzüne vurdukları gibi, ben de indireceğim suratınıza... Mektuplara gelince, onları güvenilir yere koyacağım.»

Julien son iki mektubun örneklerini çıkardı, bunları kitaplıktaki güzelim bir Voltaire cildinin içine sakladı, asıllarını da kendi eliyle postaya verdi.

Eve dönünce hayret ve dehşetle: «Ne büyük çılgınlığa kaptırıyorum kendimi!» dedi. O akşam yapacağı işi enine boyuna düşünemeden bir çeyrek saat akıp geçmişti.

«Ama, reddedersem ilerde kendi kendimden nefret ederim! Bu davranış ömrüm boyunca büyük bir kuşku konusu olacak, hem benim için büyük bir kuruntu kaynağı felâketlerin en beteri demektir. Amanda'nm belâlısı yüzünden san-

350


ki böylesini tatmadım mı! Düpedüz bir cinayet işleseydim kendimi daha kolay bağışlardım galiba; hele bir yol itiraf ettim mi, bunu düşünmeği bir tarafa bırakırdım artık.»

«Ne! talih beni mutluluğun yarattığı sarhoşluktan inanılmaz şekilde Fransa'nın en asil adlarından birini taşıyan bir gencin rakibi yaparak halkın arasından çıkaracak ta ben, sâf sâf, kendimi ondan aşağı göreceğim ha! Ey Tanrı, Mat-hilde'in odasına gitmemek alçaklık olur.» Julien ayağa kalkarak: «Bu söz herşeye karar verdirir diye bağırdı... Zaten o kadar güzel ki kız.»

«Bu yaptığı bir tuzak değilse, benim için en büyük delilik ediyor!... Bir oyunsa, bu tamam! baylar, şakayı ciddiye çevirmek benim elimde yalnız, yaparım böylesini.»

«Ama ya odaya girdiğim anda kollarımı bağlarlarsa; ustalıklı bir gereç filân da koymuş olabilirler!»

Gülerek: «Bir düello gibi, dedi, silâh öğretmenimin dediği, bir kazanın geldiğini işittiğinde aç. O zaman, sana gönderdiğim yazıdaki özel adları sil, sekiz örnek çıkarıp bunları Marsilya, Bordeaux, Lyon, Bruxelles, v.s. il gazetelerine gönder; aradan bir on gün geçince, bu yazıyı bastırt, ilk nüshayı B. le marki de La Mole'e gönder; aradan b;r onbeş gün daha geçince, öteki nüshaları gece Verrieres sokaklarına serpi-ver.»

Fouque'nin ancak bir belâ karşısında açmak zorunda kaldığı, hikâye biçimi düzenlenmiş bu küçük savunma bildirisi Julien, Bn. de La Mole için mümkün olduğu kadar az lekeleyici şekilde kaleme aldı, ama kendi durumunu olanca açıklığı ile ortaya döküyordu.

Akşam yemeği çanı çaldığında, Julien paketini kapama işini tamamlıyordu; çain sesi kalbinî küt küt attırdı. Yazdığı yazı ile uğraşan hayali, yürekler acısı önsezilerle dolu dolu olmuştu. Uşaklar tarafından yakalanmış, bağlanmış, ağzına bir tıkaç vurulup bir mahzene götürülüyor görmüştü kendisini. Orada, bir uşak basma dikilmiş onu kolluyordu, eğer asıl ailenin şerefi işin bir kanlı sonuçla kapanmasını gerektiriyorsa, şu hiçbir iz bırakmayan zehirlerle herşeyi biti-rivermek kolaydı; o zaman, bir hastalıktan öldüğü söylenir, ölüsü de odasına çıkarılırdı.

Bir dram yazarı gibi kendi başına uydurduğu hikâye-

ÖOl.

den heyecanlanan Julien, yemek salonuna girerken korkuyordu doğrusu. Resmi giyimli bütün bu uşaklara bakıyordu. Yüzlerini inceliyordu. îçinden: III. Henri sarayının anıları o kadar canlıdır ki, bu anıların o kadar sözü edilirdi ki, hakarete uğramış olduklarına inandılar mı, yenilgiye uğradıkları karşı sınıfın kişilerinden daha çok cesaret gösterirlerdi.» Gözlerinde ailesinin tasarılarını okumak için Bn. de La Mole'e baktı; kızın yüzü sararmıştı, bu yüzü tıpkı bir ortaçağ kadının yüzüne benzetiyordu. Bu yüzü hiçbir zaman bu kadar azametli görmemişti, kız doğrusu güzel ve muhteşemdi. Delikanlı bu yüze vuruldu âdeta. İçinden: «Pallida morte fütura, dedi (Solgunluğu büyük tasarılarını gösteriyor).»



Yemekten sonra, bahçede, boş yere uzun uzun dolaşmağa kalktı, Bn. de La Mole bahçeye gelmedi. O anda, onunla konuşmak, kalbini büyük bir yükten kurtarmış olacaktı.

Neden dobra dobra söylememeli? Korkuyordu işte. Davranmağa karar verdiği için, hiç sıkılmadan bu duyguya kaptırıyordu kendini. İçinden: «Bu işi yaparken, yeter ki gereken cesareti bulayım, diyordu, yoksa şu anda duyabildiğimin ne önemi var?» Gidip merdivenin yerine ve ağırlığına baktı.

Gülerek kendi kendine: «Alnıma yazılmış, dedi, bu gereci kullanacağım demek! Verrieres'de olduğu gibi. Ne ayrım! Ne başkalık var arada ama!» içini çekerek: «O zamanlar, diye ekledi, uğrunda tehlikeye atıldığım kadından kendimi korumak zorunda kalmamıştım. İki tehlike arasında bile-amma başkalık var!»

B. de RenaPin bahçelerinde vurulup ölseydim de şerefim gene de iki paralık olmazdı. Ölümümün sebebi hemen meçhul diye gösterilirdi. Burada vurulup ölürsem, Chaulnes konağının, Çaylus konağının, Retz konağının, daha nice konağın salonlarında, uzun sözün kısası her yerde artık ne iğrenç hikâyeler uydurulmaz ki, gelecekte bir canavar sayılacağım.»

Gülerek, kendisi ile alay ede ede: «İki üç ay sonra» dedi. Fakat bu düşünce onu yiyip bitiriyordu. «Ya benim , benim suçsuz olduğum nasıl anlaşılır? Fouque'nin benim savunma belgemi bastırdığını düşünelim, bu da gene sadece püsküllü bir rezalet olacak. Öyle ya! Bir eve kapılanmışım, bu evde gördüğüm yakınlığa, bana edilen iyiliklere karşılık, evde olup

352


biten üzerine bir bildiri bastırıyorum! Kadınların namusune el uzatıyorum! Ah! eksik olsun, bin defa aptallığı tercih ederim!»

O gece belâlı geçti.

BÖLÜM XVI

SABAHIN BİRİ

Bu bahçe çok büyüktü, birkaç yıldır tam bir zevkle düzene konmuştu. Fakat III. Henri çağında iyice ün salmış, o gözde Pre-aux-Clercs'de de yetişmiş ağaçlan bir yüzyıldan daha da ömürlü idi. Bu bahçede kırlara özgü bir hava seziliyordu.

Fouque'ye bir ikinci - bildiri yazmağa kalktığında saat biri vurdu. Odasına kapanıyormuş gibi yaparak, odasının ki-litini gürültü ile kurcaladı. Sessiz adımlarla yürüyerek bütün evde, hele, hizmetçilrin yattığı, dördüncü katın tavana-rasmda olup biteni gözlemeğe çıktı. Ortalıkta hiçbir oloğa-nustülük yoktu. Bn. de La Mole'ün oda hizmetçilerinden Jjiri ziyaret veriyor, uşaklar da dünya yıkılsa umurlarında değilmiş gibi keyifle punç içiyorlardı, Julien: «Böyle güldüklerine bakılırsa, diye düşündü, bu geceki işe karışmamaları gerekiyor, yoksa daha ciddî olurlardı.»

En sonu gidip bahçenin karanlık bir köşesine yerleşti. «Tasarıları konağın hizmetçilerinden gizlenmek ise, beni yabalamakla görevli kişileri bahçenin duvarları üstünden getirtecekler.»

«B. de Croisenois bütün bu işlerde gene biraz soğukkanlı ise, evlenmek istediği genç kız için odasına girmiş olacağım anda beni yakalamağı her halde daha doğru bir davranış dayabilir.»

Askerce ve alabildiğine kesin bir araştırmada bulundu. «Şerefim söz konusu, diye düşündü; bir çıkmaza saplanıp kalırsam,» bunu düşünmemiştim» demek bir mazeret sayılmaz kendi gözümde.»

Hava inadına durgundu. Saat on bire doğru ay doğmuş-

353

tu, yarımda ise ay konağın bahçeye bakan yüzünü olduğu gibi aydınlatıyordu.



Julien kendi kendine; «Bu kız sapıtmış» diyordu; saat biri vurduğu zaman, kont Norbert'in pencerelerinde hâlâ ışık vardı. Julien hiç bu kadar korkmamıştı, giriştiği işin sadece tehlikelerini görüyor, hiçbir heyecan duymuyordu artık.

Gidip koca merdiveni aldı, kız belki cayar diye beş dakika bekledi, ama saat biri beş geçe merdiveni dayadı Mat-hilde'in penceresine. Elde tabanca, saldırıya uğramamış olduğuna şaşırdı, yavaş yavaş çıktı. Pencereye yaklaştığında, pencere gürültü ile açıldı:

— Sizsiniz demek, bayım, dedi ona Mathilde pek heyecanlı heyecanlı; bir saatıir yaptıklarınızı kolluyorum.

Julien müthiş şaşırmıştı, ne yapacağını bilmiyor, hiç aşk filân duymuyordu. Şaşkınlığı içinde, herşeyi göze almak gerektiğini düşündü, Mathilde'i öpmeğe kalkıştı.

Kız onu iterek:

— Olmaz öyle şey! dedi.

Terslenmiş olduğuna pek memnun kalarak, hemen sağma soluna bir göz attı; ay öylesine parlaktı ki, Bn. de La Mole'ün odasına saçtığı gölgeler kara kara idi. «Burada ben görmeden gizlenmiş adamlar olabilir pek âlâ,» diye düşündü.

Mathilde, bir konuşma konusu bulduğuna sevinerek ona:

— Elbisenizin ne var şu cebinde? diye sordu.

Garipsi acı çekiyordu; pek soylu bir kızda doğuştan bulunan bütün çekingenli kve ürkeklik duyguları, şimdi yeniden kabarmış, ona acı veriyordu.

Juüen, hiç değilse söylenecek birşey bulduğuna sevinerek:

— Ben her boy silâh ve tabanca taşırım, diye karşılık verdi.

Mathilde :

— Merdiveni yerine indirmeli, dedi.

— Çok büyük, en alt kattaki, ya da ara kattaki salonun ¦camlarını kırabilir.

Mathilde o her zamanki konuşma havasını bulmağa boşuna uğraşarak :

F: 23

354


— Camları kırmak olmaz, diye karşılık verdi; bana öyle geliyor ki, ilk basamağa başlanabilecek bir ip yardımı ile, indirebilirsiniz merdiveni. Odamda her zaman ihtiyaten bir ip bulunduruyorum.

Julien: «Ay âşık kadın a bak! diye düşündü, bir de sevdiğini söylemeğe dili varıyor; bu kadar soğukkanlı olması, tedbirlerinde bu kadar akıllıca davranması benim budalaca sandığım B. de Croisenois'ya ağır basmadığımı gösteriyor bal gibi; ama ben sadece onun yerini alıyorum. Doğrusu, ne umurum benim! Sanki seviyor muyum onu? Bu bakımdan markiyi bastırıyorum, yerini bir başkasının aldığını, hele bu başkasının da ben olduğumu anlayınca tepesi atacak adamcağızın. Bana dün akşam Tortoni kahvesinde (106) ne kadar tepeden bakıyor, beni ne kadar nımamazlığa geliyordu öyle; ama başka çıkar yol bulamayınca, beni sonradan nasıl hain hain selâmladı!»

Julien ipi merdivenin ilk basamağına bağlamış, camları haklamasın diye iyice balkonun dışına eğilerek, merdiveni usul usul sarkıtıyordu. «Kendimi öldürmek için tam fırsat, diye düşündü, ya Mathilde'in odasına biri saklanmış ise» ama çevre yanda derin bir sessizlik vardı.

Merdiven yere değdi, Julien onu duvar boyunca uzayıp giden o egzotip çiçekler tarhına yatırıverdi.

Mathilde :

— Annem, dedi, güzelim çiçeklerinin olduğu gibi ezildiklerini görünce neler diyecek bakalım!

Büyük bir soğukkanlılıkla :

— İpi aşağı atmalı, diye ekledi. îpin balkona uzandığı görülürse, artık söz anlatmak güç olur.

Julien, şaka eder gibilerden ve melez dilini (Konağın Saint - Domingue'de (107) doğmuş oda hizmetçilerinden biri.) taklit ederek :

— Ya ben gidecek nasıl buradan? diye sordu. Bu düşünceden pek hoşlanan Mathilde:

— Siz, siz gider şu kapı, diye karşılık verdi.

Genç kız: «Ah! bu adam aşkıma ne kadar lâyıkmış!» diye düşündü.

Julien iyi bahçeye bırakıvermişti: Mathilde onun kolunu sıktı. Delikanlı bir düşman tarafından bastırılmış oldu-

355


ğunu sandı, hemen arkasına dönüp bir hançer çıkardı. Kız bir pencerenin açıldığını işitir gibi oldu. İkisi de öylece ve soluk almadan kalakaldılar. Ay ikisini de olduğu gibi aydınlatıyordu. Gürültü tekrarlanmadığından, kaygu edilecek bir-şey kalmamıştı ortada.

Artık gene şaşkınlık başladı, şaşkınlık ikisi için de büyüktü. Julien kapının iyice kilitli olduğunu gördü, yatağın altına bakmağı pek istiyor, ama bir türlü bunu göze alamıyordu; oraya iki üç uşak saklanmış olabilirdi. En sonunda bu ihtiyatsızlığına günün birinde pişman olacağını düşündü ve yatağın altına baktı.

Mathilde son kertesine varmış çekingenliğin olanca sıkıntıları içinde kıvranıyordu. Kendi durumundan müthiş korkuyordu.

En sonunda :

— Mektuplarımı ne yaptınız? diye sordu.

Julien: «Konuşmaları dinliyorlarsa şu bayların umutla-larmı suya düşürmek ve döğüşü başımdan defetmek için ne güzel fırsat!» diye düşündü.

— İlki dün akşamki posta arabasının buradan çok uzaklara götürdüğü protestanların o koca Kutsal Kitabı içinde saklı.

Bu açıklamaları yaparken bir bir, yoklamağa cesaret edemediği iki büyük maun dolapta saklanmış olmaları ihtimal dahilinde olabilen kimseler tarafından işitilmiş olabilir biçimde konuşuyordu.

— Öbür ikisi de postada, ilki gibi aynı yolu izliyor. Hayretler içinde kalan Mathilde:

— Aman, aman yüce Tanrı'm; bütün bu tedbirler de neden? diye sordu.

Julien: «Ne demeğe yalan söyliyecekmişim?» diye düşündü, sonra da bütün kuşkularını bir bir genç kıza sayıp döktü.

Mathilde sevgiden çok çılgınlık gösterisi sayılan sesle:

— Demek mektuplarındaki soğukluğun sebebi buymuş! diye bağırdı.

Julien, bu ses ayrımını sezemedi. Bu içli dışlı konuşma •delikanlının aklını başından aldı ya da hiç değilse kuşkuları yok oldu, kendi gözünde kendini üstün buldu; bu pek

356

güzel kızı, üstelik kendisinde alabildiğine saygı uyandıran kızı kollarında sıkmağa cesaret etti. Ancak yarım yamalak itilmiş oldu.



Bir zamanlar Besançon'da Amanda Binet'in yanında olduğu gibi hafızasına başvurdu ve Nouvelle Heloise'm en. güzel cümlelerinden çoğunu şakıdı ezbere.

Sözleri hiç dinlenmeden kendisine:

— Sende erkek yüreği varmış, dendi; itiraf ediyorum, cesaretini sınamak istedim. îlk kuruntuların ve kararın seni sanmadığımdan daha da gözüpek gösteriyor.

Mathilde onunla senli benli konuşmak için kendini zorluyor, söylediği şeylerin çoğundan fazla bu garip konuşma şekline daha dikkat ediyordu besbelli. Sevgi havasından uzak sayılan bu içli dışlı konuşma, bir dakika sonra, Julien'e artık hiçbir zevk vermiyordu, delikanlı mutluluk duymadığına şaşıyordu; bunun neden ileri geldiğini anlamak için en sonunda sağduyusuna başvurdu. Bu kadar büyük burunlu, hem de hiçbir zaman kimseye yüz vermeyen bu genç kızın kendisine önem vermiş olduğunu görüyordu; böyle düşüne düşüne en sonunda bir özseverlik mutluluğuna erdi. Julien'e göre her saldırıya karşı koymanın yolu varmış ama yüce Tanrı ( savaşın sona erdirilmesini isteyerek, bunlardan birinin aklını başından alarak kendisini korumasını unutturmuş. Dahası işte onlara vereceğim karşılık: «Cebinden cep tabancalarını çıkardı; barut taze olduğu halde, gene doldurdu barutu.»

Bekleyecek daha birkaç saat vardı; birşey yapmak için Julien, Fouque'ye şunları yazdı: «Dostum, bu zarfı ancak, başıma herhangi bir şey geldiği zaman açınız!»

Şu anda duyduğu beğeni, doğrusunu söylemek gerekirse, bir zamanlar Bn'de Renal'in yanında duymuş olduğu o gönül rahatlığı değildi. Tanrı'm, ne büyük başkalık! Bu ilk andaki duygularında hiçbir sevgi izi yoktu. Bu duygular en coşkun büyüklük tutkusu idi, hele Julien muhteris idi. Kuşku etmiş olduğu kişilerden ve uydurmuş olduğu tedbirlerden söz açtı gene. Böyle konuşurken bir yandan da kazandığı zaferden yararlanmanın yollarını araştırıyordu.

Henüz pek şaşkın olan, giriştiği işten müthiş sıkılan* Mathilde, bir konuşma konusu bulduğuna sevinmiş gibi gö-

357


ründü. Gene buluşma yollarından söz açıldı. Julien bu tartışmada gene gösterdiği zekâsından ve cesaretinden tatlı tatlı zevk duydu. Gözü pek açık kimselerden insanın başı belâya girerdi, küçük Tanbeau besbelli bir casus idi, ama Mathilde ile delikanlı ona hiç öyle fırsat vermezlerdi.

Herşeyi karara bağlamak için, kitaplıkta buluşmaktan kolay daha ne vardı?

Julien:

— Ben, şüphe uyandırmadan, konağın her yerine girebilirim, diye ekledi, hattâ Bn. de La Mole'ün odasına bile girebilirim.



Kızın odasına gitmek için ille de annesinin odasını geçmek gerekli idi. Mathilde onun gene aynı merdivenle gelmesini daha yerinde buluyorsa bile, delikanlı bu küçük tehlikeyi büyük bir sevinç coşkunluğu ile göze alabilirdi.

Delikanlıyı dinlerken. Mathilde bu yüksekten konuşuşa şaşıp kaldı. İçinden: «Demek o benim efendim!» dedi. Daha şimdiden vicdan azabı duyuyordu. Aklı yaptığı anlamsız delilikten müthiş irkiliyordu. Elinden gelse, hem kendini ve hem de Julien'i öldürürdü. Bazan iradesinin gücü vicdan azaplarını dindirttiğinde, çekingenlikle ve kırılan kadınlık gururu ile dolu duygular kendisini iyice üzüyordu. İçinde bulunduğu acı durumu hic de önceden kestirememişti.

En sonunda içinden: Gene de konuşmalıyım onunla, dedi. Bu olur en iyisi, insan sevgilisi ile konuşur.» Ve bunun üzerine birşey yapmış olmak için, sesinin tonundan çok kullandığı sözcüklerde bulunan bir sevgi ile, delikanlı hakkında su son günlerde almış olduğu birtakım kararlardan söz açtı.

Delikanlı kendisine söylediği gibi, bahçıvanın merdivenini kullanarak odasına gelmeği başarırsa, kendisini olduğu gibi ona teslim edeceğine karar verdi. Fakat böyle ince konulara yakışmayan pek soğuk ve pek saygılı bir sesle konuşulmadı hiç. Bu buluşma bu ana kadar buz gibi soğuk geçti. Aşkı kine çevirmek demekti bu. İhtiyatsız bir genç kız için ne ahlâk dersi! Böyle bir an için yarının havaya uçurmak değer mi zahmete?

Şöyle üstünkörü bakan birisinde en büyük kin etkisi bırakır gibi görülen bunca kararsızlıktan, bir kadının ken-

358


di kendine borçlu olduğu bunca duygunun bu kadar gizli bir iradenin önüne geçmesinde zorluk duymasından sonra, Mat-hilde sonunda kendini sevimli bir sevgili gibi delikanlının kollarına teslim etti.

Gerçeği söylemek gerekirse, bu coşkunluklar biraz da yapmacık idi. Tutkulu aşk gerçeğin daha çok yapılan bir

taklidi idi.

Bn. de La Mole hem kendine ve hem de sevgilisine karşı bir iş gördüğünü sanıyordu. İçinden: «Zavallı çocuk, diyordu, sağlam bir erkek gibi iş gördü, mutlu olmak hakkı onun, yoksa sözümde durmamış sayılırım.» Fakat içinde bulunduğu öldürücü fedakârlığı ömrünün sonuna kadar acı çekmek pahasına telâfi edebilirdi.

Kendi kendine gösterdig- müthiş zorlayışa rağmen, sözlerinin tamamen hâkimi oldu.

Juiien'e mutluluktan çok garip görünen bu gecenin tadını hiçbir vicdan azabı, hiçbir acı söz kaçırmadı. Verrieres' de geçirdiği o son yirmi dört saat ile bu gece arasında, ey Tanrı! ne başkalık vardı! Alabildiğine haksızlık ederek içinden: «Şu Paris yapmacıkları herşeyin, hattâ aşkın bile tadını kaçırmanın yolunu bulmuş,» dedi. Bu aşk gecesini biraz daha anlatmak iyi kaçar mı acaba?

Bn. de La Mole'ün olan, bitişikteki daireden işitilmiş ilk sesler üzerine sokulduğu büyük maun dolaplardan birinde ayak üzeri bu düşüncelere dalıyordu. Mathilde annesinin peşinden kilise törenine gitti, hizmetçi kadınlar hemen daireden çıktılar, işlerini bitirmek için geri dönmeden önce de Julien o saat sıvıştı.

Ata atladı ve Meudon ormanının en kuytu köşelerini araştırdı. Mutluluktan çok alabildiğine hayretler içinde idi. Mutluluk, ruhunu zaman zaman saran mutluluk, hayret uyandırıcı bir kahramanlık sonucu, baş kumandanlıktan gelen buyrukla albaylığa yükselen genç bir teğmenin sevinci gibi idi; kendisini sonsuz bir kata ermiş buluyordu. Daha dün üstünde bulunan bu şeyler, şimdi yanında ya da aşağıda idi. Uzaklaşıp gittikçe Julien'in mutluluğu yavaş yavaş arttı.

Ruhunda hiçbir sevgi belirtisi yoksa, bu sözcük biraz garip de görünse, Mathilde'in onula bulnduğu andaki her

359


davranışında, bir görev yerine getiriyormuş gibi olmasından ileri geliyordu. O gecenin bütün olayları içinde, romanların adını ettiği o dopdol umutluluk yerine kızın acı ve utançla karşılaşmış olmasından başka birşey yoktu beklenmedik.

Kızcağız kendi kendine: «Aldandım mı yoksa, sevmiyor muyum onu?» dedi.



Dostları ilə paylaş:
1   ...   25   26   27   28   29   30   31   32   ...   43


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə