SuriYE’deki İÇ Çatişmalarin çatişma yönetiMİ perspektiFİnden analiZİ Altun Altun1 Özet

Sizin üçün oyun:

Google Play'də əldə edin


Yüklə 154.39 Kb.
səhifə1/3
tarix15.09.2018
ölçüsü154.39 Kb.
  1   2   3


SURİYE’DEKİ İÇ ÇATIŞMALARIN ÇATIŞMA YÖNETİMİ PERSPEKTİFİNDEN ANALİZİ

Altun Altun1



Özet

Suriye’de yaşanan çatışmalar Arap Baharı’nda yaşanan en fazla uluslararası nitelik kazanan çatışma olmuştur Arap Baharı’nın Suriye’de de esmesiyle Suriye Krizi ortaya çıkmış ve kısa zamanda Esad güçlerinin sivil halka sert müdahalesiyle bir silahlı çatışmaya dönüşmüştür. Krizin ilk safhasında Esad ve diğerleri olarak iki ayrı kampa ayrılmış ve silahlı mücadeleye girişilmiştir. Bu safhadayken bölge ülkeleri ellerinden geldiğince yapıcı rol oynamaya dikkat etmiş ve Şam yönetiminin reform yapması için çağrıda bulunmuşlardır. Fakat Esad’ın muhalif güçlere karşı silahlı mücadele girişmesi ve hatta sivil halk üzerinde kimyasal silah kullanması bölgesel ve küresel aktörler tarafından dile getirilen barışçıl çözüm önerilerini ortadan kaldırmıştır. Bu çalışmada Suriye’deki mevcut çatışmanın durumu ile gelecek bazlı muhtemel gelişmeler çatışma yönetimi analizine göre incelenecektir. çatışma yönetimi, silahlı çatışmaların sona erdirilmesi ve kalıcı barışın tesisine yönelik belirli aşamalardan oluşan yaklaşımlar geliştirmiştir. Sorunun tarihsel arka planı Suriye iç çatışmasının aktörleri ile birlikte tanımlanmış, SWOT analizi ile aktörlerin güçlü ve zayıf yanları ile yine bu duruma ilişkin fırsat ve tehdit konumları ele alınmıştır. Çözümsüzlüğün devamını sağlayan unsurları vurgulayan bu çalışma olası çözüm önerileri de sunmaktadır.



Anahtar Kelimeler: Suriye, Arap Baharı, Çatışma Yönetimi, Aktörler, Swot Analizi.
THE ANALYSIS OF INTERNAL CONFLICTS IN SYRIA FROM THE PERSPECTIVE OF CONFLICT MANAGEMENT

Abstract

The conflicts lived in Syria became the conflicts that acquired the furthest international qualification in Arab Spring. The Syria crisis arisen as a result of the blowing of Arab Spring in Syria and it turned into an armed conflict in a short while by the harsh intervention of the Esad Powers to the civil society. In the first phase of the crisis, Syria was separated into two different camps as Esad and the others and armed struggle was begun accordingly. In this phase, the countries of the region tried to play constructive role as best as they could and they issued a call to the Government of Damascus for making reforms. However, the facts that Esad began the armed struggle against the opposition forces and used the chemical weapons even on the civil society removed the peaceful solution proposals uttered by the by regional and global actors. In this study, the situation of the current conflict in Syria and the future based some possible progress will be examined according to the analysis of conflict management. The conflict management developed some approaches consist of certain stages that are aimed at ending of the armed conflicts and establishment of lasting peace. The historical background of the problem was identified with the actors of the internal conflicts of Syria and the strengths and weaknesses of the actors and the locations of opportunities and threats about this situation were evaluated by SWOT analysis. This study that emphasizes the factors which provide continuance of insolubility presents the solution recommendations as well.



Key Words: Syria, the Arab Spring, Conflict Management, Actors, Swot Analysis.

GİRİŞ

Çatışma yönetimi bir disiplin olarak barış çalışmalarından temelini alarak II. Dünya Savaşı sonrası süreçte uluslararası ilişkiler sahasının bir alt dalı olarak ortaya çıkmıştır. Çatışmanın genelde kavga, saldırganlık, stres, korku, dayılanma, kaybedenler-kazananlar gibi kavramlarla özdeşleştirildiği söylenmektedir. Çatışmanın küresel ölçekte bir tanımının olmadığı gibi kavram olarak ta tartışmalıdır. Çatışmanın genel bir tanımı yapılacak olursa; Çatışma, siyasi, ekonomik, kültürel, inanç ve felsefi bir hedefe ulaşmak için karşılıklı bağımlı olan örgütlü taraflarca kişi, grup, millet ve devletler gibi içsel ve çevresel potansiyel,algısal ya da gerçek tehdit ya da engellere karşı verilen yoğunluk derecesi ve şiddet düzeyi farklılık arz eden, gizli ya da açık bir mücadeleden oluşan geçici bir süreçtir.

Çatışma analizi, bir çatışmanın tarihsel arka planını, nedenleri, aktörleri ve barış sürecini etkileyen dinamikleri anlama, planlama ve stratejiler geliştirmeden oluşan süreçlerin sistematik bir şekilde incelenmesidir.

Çatışma analizleri farklı formatlarda olabilir. UNDP çatışma analizinde ana unsurlar (1) Çatışmanın temel faktörlerinin analizi, (2) Aktör analizi, (3) barış için kapasite analizi (4) eğilimler ve fırsatlar olarak belirlenmiştir. Stratejik-Diyalog Planın ana unsurları ise (1) Sorunu tanımlama, (2) aktör analizi, (3) Stratejik hedef ve öneriler oluşturma sürecidir. Bu tablo şeklinde gösterilecek olursa aşağıdaki gibidir.




Stratejik-Diyalog Planı Çerçeve Unsurları

  1. Sorunu tanımlama

A.1. Arkaplan analizi

A.2 Çatışmanın mevcut durumu

A.3 Yönlendirici güçlerin etkisi

  1. Aktör analizi

B.1 Aktör/koalisyon (SWOT) analizi

B.2. Karşılaştırmalı aktör analizi

  1. Strateji oluşturma

C.1. Diyalogun stratejik hedefleri

C.2. Stratejik konu ve öneriler

  1. Uygulama

D.1. Eylem planı

D.2. Ayrılan kaynaklar

D.3. İzleme süreci

Sorunu tanımlama da daha çok sorunu anlama, siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel nedenleri, dinamik ve konuları üzerinde durulmaktadır. UNDP’ye göre çatışma çok boyutlu bir fenomen olduğundan tek bir faktörle açıklanamaz. Bu nedenle neden ve sonuçları açıklayabilmek için çatışmanın güvenlik, siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel boyutları detaylıca incelenmelidir. Çatışma nedenleri, yapısal, siyasi ve yönetimi ekonomik ve sosyal, çevresel, kültürel ve algısal şeklinde sıralanabilir.

Aktör analizinde, aktör çatışmaya katılan ya da ondan etkilenen kişi, grup ve kurumları ifade eder. Aktör analizinde çatışmada yer alan tarafların yapıları, çıkarları, ihtiyaçları, pozisyonları, zayıf ve güçlü yanları ile fırsatlar ve tehditler ve birbiriyle olan ilişkileri incelenir. Çatışmaya taraflar ise doğrudan ya da dolaylı aktörler veya birincil ve ikincil aktörler olarak sınıflandırılır. Aktörlerin SWOT analizi ise en çok üzerinde durulan konulardandır. SWOT analizi öz sağlar.ellikle arabulucuya kısa sürede tarafları, önceliklerini, çıkar ve ihtiyaçlarını daha net görmesi ve stratejik öneriler geliştirmesini sağlar.

Strateji oluşturmada ise üçüncü taraf olan arabulucu sorunu tanımlama ve swot analizinden elde ettiği verileri dikkate alarak öncelikle barış planı için stratejik hedefler koyar ve bu hedeflerine ulaşmak için stratejiler geliştirir.

Uygulama süreci ise çatışma analizi neticesinde elde edilebilecek bir barış projesinin son safhasıdır. Eylem planı, ayrılan kaynaklar ve izleme sürecinden oluşmaktadır. (Bağcı, 2013:3-18).

Suriye’deki iç çatışmalar ülkede yaşanan insani trajediye rağmen hala çözüme ulaşılamamış bir şekilde devam etmektedir. Sorunun çözülememesi küresel ve bölgesel güçlerin Suriye’deki insani trajedi karşısındaki sessizliği, trajediyi sona erdirmek yerine çıkar hesaplarıyla güç mücadelesine girmesi krizi çözümsüzlüğe mahkûm etmelerinden kaynaklanmaktadır. Bu çalışmada, Suriye’deki iç çatışmalar tarihsel süreç içresinde aktörleri ile birlikte tanımlanarak çatışma yönetimi perspektifinden incelenmeye çalışılacaktır.


SORUNU TANIMLAMA

Suriye, Arap Baharında istikrarsızlığın halen sürdüğü ülkelerden birisidir. Suriye, Libya gibi diğer Arap devletlerinden oldukça farklı siyasi tavır gösteren, İran ile güçlü ilişkileri olan ve İsrail karşıtı politikalar izleyen bir devlettir. Suriye, Şii azınlığın Sünni çoğunluk üzerinde egemen olduğu ve baskıcı rejimin hüküm sürdüğü bir ülkedir. Baas rejiminin baskıcı yönetimi ve katı devletçi idare şeklinden yıllardan beri Suriye halkına büyük sıkıntılar yaşatmıştır. Esad yönetimi ülkede var olan katı Baas idari şekil ve yapısına rağmen bu yönde reformlar yapacağı niyetini ortaya koymuşsa da bu yeterli görülmemiştir. Esad 40 yıldır süre giden olağanüstü hali kaldırmış, vatandaşlık hakları ve kimlikleri bulunmayanlara haklarını iade etmiş ve diğer reformları gerçekleştirmek için adımlar atmaya başlamıştır. Esad yönetiminin gerekli reformları yapmakta ve ülkeyi normalleştirme sürecine götürmekte ihtiyatlı davranması ve Suriye Devleti’nin katı yapısından kaynaklanan olumsuzluklar halkta memnuniyetsizlik yaratmıştır ve istikrarsızlık ortamı genişlemiştir.

Suriye’de ayaklanma, ekonomik temelli olmaktan ziyade, etnik ve mezhep mücadelesi ile küresel güçlerin Suriye’de etkin olmak isteğinden kaynaklanmaktadır. Yönetimde olmayan Sünni çoğunluğun bu hakkı elde etme mücadelesi Suriye’deki çatışmaların temelini oluşturmaktadır. Suriye rejimlerinin ABD karşıtı niteliği, Batının muhalifleri desteklemesine neden olmuştur. Suriye’de yaşanan çatışmalar Arap Baharı’nda yaşanan en fazla uluslararası nitelik kazanan çatışma olmuştur.( Demir,2012:277).

Sorunun Doğası ve Tarihsel Arkaplanı

Suriye, petrol ve su zengini olmayan fakat bölge dengelerini gözeterek Arap dünyasında önemli bir yeri olan ülkedir. Lübnan siyasetinde etkili olup, İsrail’in İran ile birlikte iki düşmanından birisidir. Birbirlerini “stratejik ortak” olarak tanımlayan Şam ve Tahran, Lübnan’da büyük ağırlığı olan Hizbullah’ın en büyük destekçileridir. Rusya’nın Akdeniz’deki tek ussu olan Tartus’a ve büyük önem verdiği Lazkiye limanlarına ev sahipliği yapar. İki ülke ilişkileri sadece siyasi değil, ticari ve askeri anlamda da güçlüdür. Nufusu 22 milyonu aşan, bunun da yüzde 60’ı 30 yaş altında olan Suriye’de halkın yüzde 70’i Sünni, yüzde 12’si Nusayri, yüzde 10’u Hristiyandır. (Doster,2013:24).

İç çatışmadan önce, Suriye ekonomisi petrol ve tarım sektörü üzerine kuruluydu. Suriye petrollerinin üretimine ve gelirine ilişkin net rakamlar bilinmemekle birlikte üretimin günde 500 bin varil civarında olduğu tahmin ediliyor. Bu üretimin önemli bir kısmı ihraç ediliyor ve ülkenin gelirinin yüzde 40'ına yakın bir bölümünü karşılıyordu. Petrol gelirlerinin önemli bir kısmı da halka dağıtılan şeker ve mazot gibi maddelerin sübvansiyonu için kullanılıyordu. Suriye ayaklanmasıyla birlikte Batı ülkeleri Suriye'ye ekonomik yaptırım uygulamaya başladı. 

Ayaklanma öncesi, hızlı nüfus artışının da etkisiyle özellikle gençler arasında işsizlik oranları % 20'lere yaklaşmıştı. Ayaklanmadan önce, ülkedeki kuraklık da tarım gelirlerini ve köylülerin ekonomik durumunu olumsuz etkilemişti. Beşşar Esad döneminde bazı özelleştirme denemeleri olmakla birlikte ekonomi devletçi bir yapıya sahipti. Turizm ve inşaat gelişen sektörler arasındaydı. (Aljezeera,2014)


Tablo 1: Suriye’nin Sosyo-ekonomik Yapısı

Nüfusu

23,027,000

Yüzölçümü

185,000 km2

GSMH

59,147,033,452 $

Etnik yapı

77-83 Arap

% 7-8 Kürt

% 5-6 Türk

% 2 Ermeni

% 1 Çerkez

% 1 Diğer

(Ayrıca Suriye topraklarında Filistinli mülteciler de

bulunmaktadır)



Başlıca dinî gruplar

% 74 Sünni

% 12 Nusayri

% 10 Hıristiyan

% 3 Dürzî



Kaynak: https://www.cia.gov/library/publications/the-world-factbook/geos/sy.html


Tablo 2:Suriye’de Dinî Grupların Coğrafî Dağılımı

Kaynak: (SDE, 2012:5)

Birinci Dünya Savaşı sırasında yapılan Sykes-Picot antlaşmasıyla önce İngiltere’nin hâkimiyetine verilmesi tasarlanan Suriye, Savaş’tan sonra İngiltere ve Fransa arasında yapılan anlaşma bağlamında Fransa’ya devredilmiştir. Fransa, Milletler Cemiyeti döneminde Suriye’de bir manda rejimi tesis etmiştir.

Suriye Mandası, Fransa’nın idaresine girmesiyle çeşitli etnik ve dini gruplara dayalı devletlere ayrılmıştır. Şam Devleti, Halep Devleti, Nusayri merkezli Alevi Devleti, Dürzî merkezli Jabal Durize, sonradan Türkiye Cumhuriyeti’ne katılan Hatay Cumhuriyeti ve Lübnan Devleti olmak üzere 6 yapılı yönetim oluşturulmuştur. Ancak Fransa, 1937’de Şam Devleti, Alevi Devleti, Halep Devleti ve Dürzi Devleti’ni tek bir yönetim altında birleştirmiştir. Fakat bu duruma özellikle Nusayriler karşı çıkmışlar ve 1954’e kadar kendi devletleri için mücadele etmişlerdir. 1941 tarihinde Fransa, kendi nüfuzu altında kalmak şartıyla Suriye manda yönetimine kısmî bağımsızlık vermiştir. 1943 yılında yapılan seçimlerde manda yönetimine karşı olan Şükrü el Kuvvetli, Suriye’nin ilk cumhurbaşkanı olmuştur. Fransa, İkinci Büyük Savaş sürerken oluşan uluslararası dinamikler ve iç politikadaki bir takım gelişmeler sebebiyle Savaş sona ererken Suriye’den çekilmiştir. Suriye, 1946’da Birleşmiş Milletler’e katılarak Suriye Arap Cumhuriyeti adını almıştır. 1958 yılında Birleşik Arap Cumhuriyeti adı altında Mısır’la birleşen ülke, 1961 yılında yapılan bir darbe ile birlikten ayrılmış ve bağımsız Suriye Arap Cumhuriyeti kurulmuştur. Ülkede her zaman etkin bir güç olan Baas partisinin’ de desteğiyle yapılan 1970 darbesinden sonra General Hafız Esad cumhurbaşkanı seçilmiştir.(Sönmezoğlu,1996:410). 1971-2000 yılları arasında Suriye Devlet Başkanı olan Hafız Esad Soğuk Savaş yılları boyunca SSCB doğrultusunda bir dış politika benimsemiş; iç politikada da sıkı bir istihbarat rejimi oluşturarak farklı siyasal hareketlerin yaşam alanını yok etmiştir. Özellikle 2 Şubat 1982 tarihinde gerçekleştirilen ve 20,000 civarında sivil insanın hayatını kaybettiği tahmin edilen Hama Katliamı, Hafız Esad döneminin en tartışmalı ve kanlı müdahalesi olarak sonraki yıllarda da sıklıkla hatırlanmıştır. Hafız Esad’ın 2000 yılında akciğer kanserinden ölümü sonrasında görevi oğlu Beşar Esad almış ve 2000 yılında yapılan oylama ile Suriye Devlet Başkanı olmuştur.

2010 yılı sonu 2011 yılı başında Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki otoriter rejimlere yönelik büyük bir öfke patlaması gerçekleşip bu patlama mevcut rejimlerin varlıklarını tehdit eder hale dönüşünce, 2011 yılı Ocak ayında Wall Street Journal’a mülakat veren Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad bölgede reform ve değişime yönelik ciddi bir talep olduğunu fark ettiğini ve bu talebi karşılamaya yönelik adımlar atacaklarını ifade etti. Mart 2011’de Suriye’de reform talep eden gösteriler başladığında Suriye yönetimi bir yandan çok uzun bir süredir yürürlükte olan reform yasasını yürürlükten kaldırırken, diğer taraftan göstericilere yönelik sert tedbirler almak suretiyle protestoları bastırma yolunu tercih etti. 2011 Haziran-Temmuz ayından itibaren kitle gösterilerinin yoğunluğunda yaşanan artış Suriye yönetiminin de tepkisinin sertleşmesine sebep oldu. Beşar Esad konuşmasında olayları dış güçlere bağlarken, Kaddafi’nin göstericileri “farelere” benzettiği konuşmasına benzer bir konuşma konuşma yapmıştır. Esad konuşmasında göstericiler için kullandığı “Mikroplar gibi sürekli orada burada ürüyorlar. Göstericiler mikrop gibi hem içimizde hem de dışımızdalar. Komplolar, Suriye’yi sadece daha güçlü yapar sözleri muhalif halkın tepkisinin daha da artmasına yol açmıştır. Dört ay sonra halkın karşısına bir kez daha çıkan Esad, 10 Ocak 2012’de yaptığı son konuşmasında istifa etmeyi düşünmediğini söylemiş ve Suriye halkının kendisine desteğinin sürdüğünü ve yakın zamanda zafer ilan edeceklerini belirtmiştir. Suriyeli güvenlik güçleri ağır makineli silahlar ve hatta tanklarla muhalif gösterilerin yoğunlaştığı Hama, İdlib ve Humus gibi kentleri kuşatma altına aldı, katliama varan kasıtlı öldürme olayları yaşandı. (Ulutaş&bölme,2012:14).

Suriye’de gösteriler ve gösterilere sert müdahale devam ederken BM Güvenlik Konseyi Suriye’ye yönelik karar alabilmek için toplandı ancak Rusya ve Çin’in vetosu sebebiyle BM Güvenlik Konseyi’nde bir karar alınamadı. Arap Birliği, Avrupa Birliği ve Türkiye, Suriye’ye yönelik yaptırımlarını sertleştirdi. 2011 yılının son aylarında BM eski Genel Sekreteri Kofi Annan’ın ismi Suriye yönetimiyle görüşme imkânının oluşması için öne çıkmaya başladı. BM ve Arap Birliği Özel Temsilcisi olarak Suriye yönetimi ile görüşen Kofi Annan “Annan’ın 6 Madde Planı” olarak bilinen bir barış ve müzakere planı hazırladı. Annan Planı’nın maddeleri şu şekildeydi:

- Suriye yönetimi, "halkın meşru istek ve kaygılarına yanıt vermek için başlatılacak olan ve Suriyelilerin liderlik edeceği kapsamlı siyasi süreç" için Annan'la işbirliği içinde çalışmayı taahhüt etmektedir.

- Suriye, çatışmaları durdurmayı ve insanların yaşadığı bölgelerde görülen askeri hareketliliği ve ağır silahların kullanılmasını derhal durduracağını taahhüt eder. Bu adımlar atılırken Suriye, şiddeti sonlandırmak için BM gözetimi altında Annan'la birlikte çalışacaktır. Annan, muhalefetten de bütün çatışmaların sona erdirilmesi için benzer taahhütler beklemektedir.

- Suriye insani yardımın iletilmesi ve yaralıların tahliye edilmesi için günlük iki saatlik "insani duraklama"yı kabul etmekte ve uygulamaktadır.

- Suriye "rastgele tutuklanan kişilerin serbest bırakılma hızını ve kapsamını" ve bu kişilerin tutulduğu yerlerin bir listesini sunmayı taahhüt etmektedir.

- Suriye ülke genelinde gazeteciler için hareket özgürlüğünü sağlamayı ve "ayrımcı olmayan bir vize politikası uygulamayı" taahhüt etmektedir.

- Suriye "yasalarca garantilenen çerçevede toplanma özgürlüğü ve barışçıl gösteri yapma hakkına saygı duyacağını" taahhüt etmektedir.

Annan Planı çerçevesinde Suriye’ye bir uluslararası gözlemci misyonu ulaştı. Gözlemci misyonunda görevli olanların sayısı BM tarafından daha sonra 300’e çıkarıldı. Bu arada Suriye’de 1973’ten beri ilk kez çok partili seçim gerçekleştirildi. Yapılan anayasal reformların ardından gerçekleştirilen ve muhalifler tarafından boykot edilen ilk seçimden, Suriye sisteminde belirleyiciliğini sürdüren Baas Partisi’nin galip çıktığı açıklandı. Uluslararası toplum, seçim sonuçlarını gerçekçi bulmadığını açıkladı. (Buçukçu, 2012:9). ABD ve Rusya dışişleri bakanları Suriye’deki olaylar için ateşkes görüşmelerinde bulunmuşlardır. 22 Ocak’ta Cenevre’de düzenlenecek görüşmelere Suriye Hükümeti’nin Suriye Ulusal Konseyi’nin katılması öngörülmektedir. Uluslararası barış konferansı niteliğindeki Cenevre-2, Haziran 2012'de İsviçre'nin Cenevre kentinde BM tarafından desteklenen Suriye Eylem Grubunun yaptığı toplantının ardından yayımlanan Cenevre Bildirisi'ni uygulamaya çalışacağı öngörülüyor. Bildiri, şiddete son verilmesi ve "karşılıklı irade birliği temelinde" geçici bir hükümet kurulmasını, bu hükümette Esad rejiminde hizmet veren görevlilerin ve muhalefetin birlikte yer almasını öngörmektedir. Geçtiğimiz Kasım ayında Suriye'deki ana muhalif ittifak olan Ulusal Koalisyon, yardım kuruluşlarına kuşatma altındaki bölgelere giriş izni verilmesini ve başta kadın ve çocuklar olmak üzere gözaltında tutulanların serbest bırakılmasını şartıyla ikinci Cenevre görüşmelerine katılacağını bildirdi. Ayrıca geçiş döneminde Esad’ın geçiş süresinde hiçbir rol almasını istemediklerini açıklamıştır. Esad Yönetimi ise ilke olarak Cenevre-2 ye katılacağını, teröristlerle görüşmeyeceğini ve Esad’ın gitmesini isteyen teklife sıcak bakmadığını söylemiştir. (BBC, 2013).

Muhalefet geçiş hükümetinde Devlet Başkanı Beşar Esad ve kendisine sadık siyasetçilerin yer almaması gerektiğini savunması ve Hükümetin buna karşı çıkarak Esad'ın görevini bırakmayacağını söylemesiyle Cenevre görüşmeleri çökmüştür.(BBC,2014).


ÇATIŞMANIN MEVCUT DURUMU

Bu savaş sonucu bütün ülke tahrip olmuştur. Ekonomi ve üretim durmuştur. Her gün evlerin, binaların hatta ibadet yerlerinin bombalandığı bir yerde kim hangi hammadde, hangi sanayi ile hangi üretimi gerçekleştirebilir tartışmalıdır. Suriye adeta bitirilme noktasına getirilmiştir. Devlet ve devlet otoritesi kalmamıştır. Yüz binlerce kişi işini, aşını, evini, barkını, malını, mülkünü, terk etmiştir. Suriye’de can güvenliği yoktur. Öte yandan silahlı devlet gücünün karşısına yine silahlı muhalefet gücü çıkarılmıştır. Irak’ta olduğu gibi dünyada etkin bütün istihbarat teşkilatlarının ajanlarının cirit attığı açık bir meydan haline getirilmiştir. Hizbullah, El Nusra cephesi, El Kaide, Sebbiha gibi ne kadar terör örgütü varsa onlarda Suriye’yi mesken tutmuştur. Bu kadar çok istihbarat örgütü ve bu kadar çok terör örgütünün bulunduğu bir yerde istikrar ve barış beklemek çok gerçekçi bir yaklaşım olmayacaktır. Bu örgütler istikrara değil karşı tarafa daha çok zarar verme ve daha büyük operasyonlar yapma gayreti içindedirler.

Bütün bunlar Suriye’deki sorunu daha da çözülmez hale getirmektedir. Halihazırda Suriye’de temel aktörler olarak muhalifler ve rejim savaşmaktadır, Hizbullah ve El kaide gibi örgütler buna destek vermektedir. Savaş süresince iki tarafı da dengede tutma gayreti göze çarpmaktadır. Savaşın bu kadar uzamasının nedeni çarpışan kuvvetler arasında yaklaşık güç dengesinin bulunmasıdır. Bu dengeyi değiştirebilecek bir dış müdahale veya destek olmadığı takdirde savaşın çok daha uzun sürmesi muhtemeldir. Bu yüzden savaş belirsiz bir süre daha devam edecektir. (Yılmaz,2013: 12).

2011 yılının sonlarına doğru rejimin askeri operasyonları kırsal bölgelere yoğunlaştırması sonucunda barışçıl protesto eylemleri giderek azaldı. ÖSO, Suriye’nin sanayi kenti olan ve jeostratejik öneme sahip olan Halep kırsalını ele geçirdikten sonra bölgenin imkânlarından ve kucaklayıcı zemininden yararlanan birçok silahlı tugay kurdu. Böylece halk ayaklanması silahlı devrim halini alarak başta Türkiye’ye komşu olan kuzey bölgeleri olmak üzere çeşitli bölgeler rejimin elinden alındı. Kuzeydeki Deraa kentinde oluşturulan ÖSO tugayları ise Ürdün’e komşu olmaları avantajını kullanarak güneyde birçok bölgeyi ele geçirdi. Ancak özellikle güney komşu Ürdün tarafından kontrol altında tutulan ÖSO tugaylarının sadece 70 km uzaklıktaki başkent Şam’a ilerlemesine izin verilmedi. Hem devrimin sivil yönetimi niteliğinde olan yerel konseylerin imkânlarının zayıf olması hem de devrimin siyasi liderliğini üstlenen SUK ve daha sonra SMDK’nın sahanın dinamiğinden uzaklaşması, devrimin askeri yapılarının kendi bağımsız karar mekanizmalarını oluşturmalarına sevk etti.

Irak Başbakanı Nuri El-Maliki’nin Esad rejimine sağladığı en büyük imkan, El-Kaide bağlantılı grupların Ebu Garip Hapishanesi’nden rahatça kaçmalarına göz yumması oldu. Bu durum daha sonra IŞİD olarak bilinen El-Kaide ekolünün en uç grubunun Suriye’deki savaş sahnesinde yerini alarak ÖSO’nun ilerlemesini frenlemesine sebep oldu. Bu örgüt ÖSO ve diğer İslami devrimci tugayların karargahlarını hedef alarak ve komutanlara karşı suikastlar düzenleyerek stratejik konumda olan ve enerji kaynaklarına hakim olan Rakka şehrini ele geçirdi. Esed rejimi IŞİD’in varlığını uluslararası kamuoyunda öne sürdüğü komplo teorilerine kanıt olarak kullanırken hızla yayılan devrimi bastırmaları için ekseriyeti Şii olan çok uluslu paramiliter milislerin Suriye’ye girişini sağladı. Aynı zamanda ayrılıkçı politika güden ve Kamışlı bölgesinde etkin olan PYD ile işbirliği yaptı. Böylece çabasını başkent Şam’daki gücünü pekiştirmeye ayırıp Humus kentini kontrol altına alarak Şam’ı, kucaklayıcı zemin bulduğu sahil bölgesine bağlama yoluna gitti.

Esad rejimi, devrimin başından beri Hizbullah, İran ve Rusya’dan gelen desteğin devamlılığını sağlayabilen, stratejik Şam, Humus ve sahil kısmını içine alan bölgeyi kontrol altında tutmaya çalıştı. Rakka’da IŞİD’ın, Haseki’de PYD’nin, Halep’te İslami Cephe ile Mücahidler Ordusu’nun, İdlip’te Suriye Devrimciler Cephesi’nin, Hama kırsalında Hazm Hareketi’nin ve Güney’de çeşitli tugayların kontrolündeki, sınırı olmayan ve kantonvari bir yapıya dönen bölgeleri ele geçirme ümidini kestiği için mezkur hat dışındaki bölgelere göreceli olarak az önem verdi.

Esad rejimi, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin bu de facto bölünme gölgesinde yapılmasına ısrar etmek ile mevcut bölünmüşlüğü pekiştirerek ülkenin haritasını değiştirebilecek nitelikte yeni bir durum yaratmak istemektedir. Cenevre süreci başarısızlığa uğradıktan sonra alternatifsiz kalan uluslararası camia ise bu durumu kabullenmeye meyilli gözükmektedir. İsveçli ‘Humanitarian Dialogue’ gibi bazı Batılı STK’lar tarafından geliştirilen insiyatiflerin de bu yönde olması dikkate değerdir. ‘Humanitarian Dialogue’ insiyatifi, karşıt gruplar tarafından kontrol edilen bölgelerin karşılıklı olarak tanınıp ateşkes sağlanması ve her bölgenin kendi yerel yönetimini seçip vatandaşların bölgeler arasında serbest dolaşım yapma imkanına kavuşması fikrine dayanmaktadır. İngiltere Eski Başbakanı Tony Blair’in, Esad’in adaylığı hakkında yaptığı yorum da çok ilgi çekicidir. (Bloomberg,2014).

Esed rejimi, etnik temizlik, tecavüz, tehcir ve işkence de dahil olmak üzere şiddet ve hukuk ihlallerini tırmandırarak devam ettirmektedir. Bu durum Suriye’de en muhafazakar tahminlere göre 200 bini aşkın can kaybı, 220 bin tutuklu, 85 bin kayıp ve Suriye’deki demografik ve dini dağılım dengesini değiştirdiği düşünülen çoğu Sünni olan 9 milyon kişinin göç etmesi şeklinde karşımıza çıkmaktadır.

Bölge siyaseti de Suriyeli muhalifleri zorlamakta ve insanlık dramını genişletmektedir. Örneğin, Mısır’daki askeri yönetim Esad rejimi ile üst düzey diplomatik ilişkiler kurduktan sonra Suriyeli mülteciler üzerinde baskı uygulayarak sınır dışı etme ve tutuklama yollarına başvurmuştur. Ayrıca Suriyelilerin ülkeye girişlerine vize şartı koymuştur. Türkiye’nin Suriyeli mültecileri konuk eden ülkeler listesinde uzun süre kalmasından sonra Lübnan ve Ürdün’de ciddi ölçüde artması iki açıdan yorumlanabilir. Bir tarafta rejimin askeri operasyonları Lübnan ve Ürdün sınırına doğru kayarken, Türkiye sınırında muhaliflerin saha hakimiyetinin genişlemiş olmasıdır. (Bakeer, 2013:26).

Suriye’de Esad rejimi ile muhalif güçler arasındaki çatışmalar devam etmektedir. İki taraf için de genel olarak bir başarıdan söz etmek mümkün değildir. Bu durumun temel nedenlerine bakıldığında, Suriyeli muhaliflerin siyasi ve askeri yapısındaki bölünmüşlüğün önüne geçilememesi, rejimin ordusundan ayrılan kişi sayısının fazla olmaması ilk bakışta göze çarpmaktadır. Konu daha ayrıntılı incelendiğinde çatışmanın sürüncemede kalması üç başlık altında açıklanabilir. Birinci başlık muhalefetin birliğini sağlayamaması ve muhalefet içinde farklı odakların ortaya çıkması olarak kaydedilebilir. İkinci başlık kriz sürecinde El Kaide bağlantılı silahlı grupların muhalefet çizgisinde ortaya çıkarak dünya kamuoyunda ÖSO’ya olan güveni zedelemesi ve sonrasında da ÖSO’ya karşı savaşarak muhalefeti zayıflatması şeklinde ifade edilebilir. Üçüncü başlık ise ülkenin kuzeyinde PYD’nin PKK/KCK’nın hedefleri doğrultusunda hareket etmesi ve Esad rejimine dolaylı biçimde destek olması şeklinde düşünülebilir. 

Ekim 2011’de İstanbul’da ilan edilen Suriye Ulusal Konseyi (SUK), kendi içindeki etnik, mezhepsel ve ideolojik ayrışmalardan dolayı yekpare bir siyasi yapı arz etmemektedir. SUK,  sürekli iç çatışma yaşaması nedeniyle uluslararası toplumun yeterince desteğini kazanamamıştır. Bu sebeple Suriye muhalefeti, temsil kapsamını genişleterek Kasım 2012’de Doha’da Suriye Muhalif ve Devrimci Ulusal Koalisyonu (SMDK) adı altında daha geniş bir yapı tesis etmiştir. Ancak Suriye muhalefeti genişledikçe kendi içinde yeni muhalefet odakları ortaya çıkmıştır. Özellikle 2013 yılında muhalefet içerisinde yer alan gruplar yalnızca Esad rejimine karşı mücadele etmemiş, kendi içindeki bölünmeyle de uğraşmak zorunda kalmıştır. Bu bölünmüşlük, muhalefetin askeri yapısına da yansımış, Özgür Suriye Ordusu’nda (ÖSO) etnik, mezhepsel ve ideolojik anlamda ayrışmalar meydana gelmiştir. Neticede Suriye muhalefeti, strateji ve hedef birlikteliğini ve ortak hareket kabiliyetini yitirmeye başlamış, muhalefetin dağınıklığı iç savaştaki dengeleri Esad rejimi lehine değiştirmiştir. (Semin, 2014)

14 Mart 2016 tarihinde yapılan 3. Cenevre görüşmelerinden önce ise Rusya soruna askeri anlamda dahil olmuştur ve özellikle muhalefete Halep bölgesinde saldırılara başladı. IŞID ile mücadele kapsamında Suriye’de operasyonlara başlayan Rusya’nın SU 24 tipi uçağı Türkiye tarafından hava sahasını ihlal etme nedeniyle 24 Kasım 2015 günü düşürülmüştür. Rus makamları uçağın Suriye hava sahasında uçtuğunu Türk hava sahasını ihlal etmediğini iddia etmişler ve Türkiye’den tazminat ve özür talep etmişlerdir. Türkiye bu talepleri reddetmiştir. (Pravda.ru, 2015). Haziran 2012 yılında Suriye hava sahasına izinsiz girdiği gerekçesiyle Türk savaş uçağının düşürülmesinden sonra Türkiye tavrını sertleştirmiş ve “angajman” kurallarını değiştirdiğini açıklamıştı. Ak Parti döneminde siyaset,ekonomi ve ticarette altın çağını yaşayan Türk-Rus ilişkileri uçak kriziyle sıkıntılı bir döneme girmiştir.(Turkishny,2015).

Üçüncü Cenevre görüşmelerinin diğerlerinden en önemli farkı biraz daha net bir yol haritası ve takvimle yola çıkılmış olmasıdır.Uluslararası Suriye Destek Grubu’nun 2015 Kasım ayında ortaya koyduğu yol haritasına göre, Ocak 2016 tarihinde görüşmeler başlayacak, altı ay içinde bir geçiş hükümeti kurulacak ve on sekiz ay içinde ülkede seçimler yapılacaktır. Üçüncü Cenevre görüşmelerinin birinci turundan sonra ülkede EL-Nusra ve IŞİD’i dışarıda bırakan bir ateşkes 26 Şubat 2016’da ilan edilmesine rağmen muhalefet ateşkesin gerçekten uygulanmadığını iddia etmiştir.(Aljazeera,2016) BM Suriye özel temsilcisi Mistura, devam eden Cenevre görüşmelerinde ilerleme kaydedilmesini endişe verici bulmuştur. Mistura siyasi geçiş konusunda ilerleme olmazsa çatışmaların durmayacağını ifade etmiştir.(AA,2016)

Bu sonuçların yanı sıra Suriye krizini önemli kılan unsurlardan biri insani boyuttur. Suriye’de resmi rakamlara göre 150 bine yakın kişi hayatını kaybetmiştir. 3 milyona yakın Suriyeli ülke dışına göç etmek durumda kalmış, 6 milyona yakını evlerini terk ederek ülke içinde güvenli bölgelere göç etmiştir. Dolayısıyla 10 milyon civarında Suriyeli iç savaştan doğrudan etkilenmiştir. İç savaş öncesi toplam nüfusun yaklaşık 23 milyon olduğu düşünülecek olursa, Mart 2016 itibarıyla nüfusun neredeyse yarıya yakını iç savaşın etkilerine doğrudan maruz kalmıştır. Mültecilerin %75’inden fazlasını çocuk ve kadınlar oluşturmakta ve büyük çoğunluğu kamplar dışında zor koşullar altında yaşamlarını sürdürmektedir. Suriyeliler iyi bir yaşam sürmekten ziyade; güvenlik, beslenme, barınma, sağlık gibi temel ihtiyaçlarını karşılama arayışındadır. Beş milyona yakın mültecinin büyük çoğunluğuna Suriye’nin dört komşu ülkesi Türkiye, Lübnan, Ürdün ve Irak ev sahipliği yapmaktadır. Ancak mülteci krizi dört ülkenin kendi başına altından kalkabileceği boyutu aşmıştır.(ORSAM,2014:7) Suriyeli mülteciler son bir yıldır daha iyi bir yaşam umuduyla AB’ye gitmeye başlamıştır. AB’nin sınırlarını kapatmasına rağmen 1.200 bin mülteci AB’ye ulaşmış durumdadır.(Aljeezera, 2016).



Dostları ilə paylaş:
  1   2   3
Orklarla döyüş:

Google Play'də əldə edin


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə