Ted sinif ders notu



Yüklə 0.63 Mb.
səhifə2/6
tarix27.01.2018
ölçüsü0.63 Mb.
1   2   3   4   5   6


ANLATMAYA BAĞLI EDEBİ METİN İNCELEME YÖNTEMİ ÖRNEĞİ

GÜVERCİN AVI

“Yoo, güvercinlerime dokunmayınız.” dedi.

İhtiyar çiftlik sahibinin hayatta en çok sevdiği şeylerden birisi ve belki birincisi de güvercinleri idi. Genç yaşından beri ne tarlası, ne ağılı, ne ahırı, ne kümesler onu çiftlik binasının iç avlusundaki güvercinleri kadar işgal etmemiştir. Bunun için değil midir ki, onu, kasabada olsun köyde olsun, ai­le adının bütün şöhretine rağmen “Kuşbaz Hüseyin Bey” demeden kimse tanımaz.

Hüseyin Bey’in “Kuşbaz’lığı herşeyi bastırdı. Ömrünün öyle devreleri oldu ki, karısını, kızlarını ve en mühim işlerini bu merakı ve bu eğlencesi yoluna, âdeta, feda etti, unuttu, kendinden geçti; bir meczup hâline girdi.

Şimdi, o havalinin (ne diyorum?) belki dünyanın en güzel, en nadir ve en cins güvercinlerine o sahiptir. Otuz seneden beri bu nazenin mahlûklardan, bin ihtimam ve bin itina ile kimbilir kaç nesil yetiştirdikten ve bu fende, kimbilir, ne kadar alın teri döktükten sonra nihayet bugün en temiz bir is­tifaya mazhar olmuş bu zavallı asil kuşlar ortasında hayatının en mesut dakikalarını yaşıyordu. Her birini ayrı ayrı isimleriyle çağırıyordu. Yabancı bir göz için hepsi bir renkte, bir boyda ve bir şekilde görünen bu mahlûkları birbirinden ayıran birçok gizli alâmetler yalnız ona zahir idi. Bazılarının boyunlarındaki ince mercan gerdanlıkları, bazılarının topuklarmdaki altın mahmuzları, kiminin kanatları altındaki yeşil benekleri veya gözlerinin içindeki kızıl yıldızları o görür, o bilirdi.

Avlunun içinde hepsinin derecelerine göre ayrı ayrı daireleri vardı: Kuşbaz Hüseyin Bey, her ak­şam üstü, insan ruhlu bu güzel kuşların her birinin kendi sevgilisiyle kendi odasına çekildiğini gör­meden içi rahat edip yemeğini yiyemezdi. (…) Acaba Akkadınla Süleyman Ustanın arası neden açıl­dı? Mutlaka küçük Serfiraz Mesud’a gönül bağladı. (…) Ne yapsak acaba, ne yapsak…” derdi ve bu endişelerle bütün gece gözüne uyku girmezdi. Yatağının içinde sağdan sola, soldan sağa dönüp du­rurdu. Eşi:

-Yahu, ne olur biraz da benimle meşgul olsan; derdi.

Fakat, Kuşbaz Hüseyin Bey, bütün gönül ve cinsiyet işlerini yalınız güvercinlere mahsus bir şey zannederdi.

Hele, hep birden uçtukları zaman neşesine payan olmazdı. Avlunun ortasında, elinde bir uzun kargı ile saatlerce başı havada, ağzı açık hayran hayran dolaşırdı.

1919 senesinin, Nisan aylarında bir öğle sonu bütün civar köylerde olduğu gibi, onun çiftliğine de bir bölük düşman askeri girdiği gün o, işte bu vaziyette avlunun ortasında idi. Birden, etrafında adamların koşuşmağa ve içeriden karısıyla kızlarının telâşlı telâşlı konuşmağa başladığını hissetti; döndü baktı ki iki kanadı açık büyük avlu kapısından içeriye, bir hana inen yorgun ve sakin bir yol­cu kafilesi tavrıyla, bazısı atlı, bazısı yayan bir sürü düşman askeri giriyor! Kuşbaz Hüseyin Bey’in ömründe ilk defa olacaktır ki kuşları havada iken başı yere indi; benzi sapsarı, gelenlere doğru yürüdü; henüz bir çiftlik beyi âmirliğiyle:

-Ne var? Ne istiyorsunuz? Diye sordu. Bunun üzerine gelenlerden biri gülerek laubali bir tavırla ona yaklaştı:

-Merhaba beyim; yabancı değiliz; dedi. Hüseyin Bey, bu sözleri söyleyerek kendisine elini uzatan genç düşman çavuşunu tanır gibi oldu: fakat, pek iyi hatırlayamadı. Çavuş sırnaşık bir gülüşle sordu:

-Tanıyamadınız mı? İspiro’yu tanıyamadınız mı? İspiro, İspiro? Hüseyin Bey birden:

-Ha, evet, dedi.

Bu adam, beş sene evvel Hüseyin Bey’in yanında altı ay kadar hizmetkârlık etmişti; eli uzunca ve açıkgöz bir delikanlı idi. Gittikçe lâubalileşen bir tavırla elini ihtiyar adamın omuzuna koydu ve ku­lağına eğildi. Yavaşça:

-Birkaç akşam burada kalacağız: dedi. Zabitler köy evlerinde rahat edemezler. Biraz ikram lâ­zım… Hüseyin Bey şaşkın bir hâlde:

-Peki buyursunlar dedi.

İşte, bunun üzerinedir ki, düşmanlar ihtiyarın yanına geldiler, gülüşerek, konuşarak etrafını al­dılar ve havada uçuşan güvercinlere nişan almak istediler. Hüseyin Bey, elindeki kargıyı asabiyetle sallayarak, yarı öfkeli yarı tehditli bir sesle:

-Yo, dedi; güvercinlerime dokunmayınız!

Fakat, o bu sözünü bitirmemişti, ki, yanı başında bir silâh patladı. Hüseyin Bey, eteği tutuşmuş bir adam telâşiyle ilk kurşunu atanın kolundan çekti:

-Ne yapıyorsun? Sakın ha! Diye bağırdı. Lâkin, o bununla meşgul olduğu bir sırada bir diğeri si­lâhını havaya kaldırdı; kulağı dibinde bir ikinci kurşun daha vızladı; havadaki kuşlardan bir tanesi dö­ne döne, yavaş vavaş aşağı düşmeğe başladı ve uçan kafilede büyük bir perişanlık alâmeti belirdi. Hü­seyin Bey’in elinden kargısı düştü, bütün vücudu titriyordu, yüzünün rengiyle sakalının rengi birbirinden fark olunamıyordu. İspiro, yanına yaklaştı:

-Ne olur canım, bırak! Dedi.

-Bırak mı? Sen aklını mı bozdun? Söyle şunlara, vallahi sonra fena olur.

-Fena mı olur? Nasıl. Hey, kendine gel çorbacı, o günler geçti.

Dünkü uşağın ağzından yüzüne bir tükrük gibi fışkıran bu sözdeki nihayetsiz hakareti işitmedi, hissetmedi bile… Şimdi, bütün hassası, birbiri ardı sıra havaya kalkan silâhlar, vızıldayan kurşunlar, döne döne, yavaş yavaş iri kar parçaları hâlinde yere düşen güvercinlerle meşguldü. Çaresiz yalvar­mağa başladı.

-Rica ederim yeter artık, rica ederim, diyordu. Size ne isterseniz vereyim. Bunlar ne yenir, ne içi­lir, yahu günahtır, günahtır.

-Günah mı? O sizin dinde, cevabını veriyorlardı ve İspiro arsız arsız gülüyordu. Nişan alan zabit­lerden birisi arkasını döndü; kendi lisanında bir şeyler bağırdı, hemen hayvanlarla meşgul neferler­den bir kaçı düşen kuşları toplamağa koştular. Bunlardan bazısı avluya, bazıları çiftlik binasının dam­ları üstüne, bazıları dışardaki göle, bazıları bostana, bazıları epeyce uzaklarda, tarlalara düşüyorlar­dı. Bu beyaz güvercin yağmuru altında yaramaz bir çocuk neşesine tutulan düşman askerleri bir ta­raftan el çırpıyor, bir taraftan haykırıyorlar, bir taraftan da durdukları noktada tepiniyorlardı.

Zavallı Hüseyin Bey, kendinden geçti, bulunduğu yere çöküverdi. Artık hiçbir şey söylemiyor ke­narlarından iri yaş damlaları sızan gözleriyle bu vahşi avı seyrediyordu. İspiro yaklaştı dedi ki:

- Neye bu kadar telâşlanıyorsun? Bırak, biraz eğlensinler, bırak biraz eğlensinler. Kaç gündür sa­vaşıyoruz. Akşam bu kuşlardan âlâ mezelik olur mu? Hep beraberiz.

Hüseyin Bey, bir şey söyleyecek oldu, söyleyemedi; yutkundu kaldı. Şimdi gözyaşları dinmiş ve bakışına korkunç bir manasızlık gelmişti.

Beyaz kuşları üst üste, demet demet avlunun ortasına yığıyorlardı. İhtiyar adam, başını kaldırmış, havada bir noktaya dimdik bakıyordu. Neden sonra gözlerim yere indirdi ve avlunun ortasındaki be­yaz yığına yaklaştı, eğildi. Önünde altmış yetmiş kadar güvercin vardı, hepsini birer kere kanatların­dan, başlarından tutup ovucunun içine aldı, kiminin gagasından öpüyor, kiminin tüylerini uzun uzun, âdeta âşıkane bir tavırla okşuyordu. Zabitlerle konuşan İspiro, yüzünü ihtiyara doğru çevirdi. Ve o sırnaşık gülüşüyle uzaktan bağırdı:


  • Gönder onları içeriye de kızartıversinler; dedi.

Kuşbaz Hüseyin Bey, yerinden kımıldanmadı, işitmedi ve kana bulanmış ölü kuşları okşamakta, yüzüne gözüne sürmekte devam etti.

Düşman zabitlerinden birisi îspiro’ya elini başına doğru kaldırıp ihtiyarı göstererek “Acaba deli midir?” mânâsına gelen bir işaret yaptı. İspiro avlunun öbür ucundan bir daha bağırdı:

- Hey yeter artık, yeter; sana söylüyorum, sağır mısın be. İçeriye gönder güvercinleri, dedi.

Kuşbaz Hüseyin Bey, gene yerinden kımıldamadı, gene başını çevirmedi; o zaman zabitlerle be­raber eski çiftlik uşağı güvercin kümesinin başucunda çömelen adama yaklaştılar; biri omuzundan sarstı, diğeri sakalından çekti. Birkaçı karşısına çömeldi. Fakat çömelmeleriyle kalkmaları bir oldu. Hepsi birden haşyetle geri geri çekildiler ve birbirlerine demincek zabitin İspiro’ya yaptığı işareti tek­rar ettiler. Filvaki, ihtiyarın simasına acayip bir mehabet çökmüştü. Gözlerinde madenî bir parıltı var­dı ve bakışı bir süngünün ucu gibi sabit, dik, sert ve mütearızdı. Lekesiz ak sakalı ise yüzüne sürdü­ğü kuşların al kanına boyanmıştı; sanki çenesine Türk bayrağından bir parça sarmış gibiydi.”

Yakup Kadri Karaosmanoğlu (Millî Savaş Hikâyeleri)

METNİN İNCELENMESİ:

1. ZİHNİYET: Tanzimattan itibaren gerçekleşen yenileşme hareketleriyle, edebiyatımızda da Anadolu'yu ve Anado­lu insanını edebî eserde ele almak ihtiyacı duyulmuştur. Metnin zihniyeti, dönemin sosyal hayatıyla yakından ilişkilidir. Kuşbaz Hüseyin Bey, Türk toplumunda örneklerini görebileceğimiz bir kişidir. İspiro ve diğer düş­man askerlerinin Kuşbaz Hüseyin Bey’in evine gelmeleri, kuşlara nişan alıp öldürmeleri, kuşları meze yap­mak isteyişleri Kurtuluş Savaşı yıllarında yaşanabilecek olaylardır. Okuyucuda gerçeklik duygusu uyandır­maktadır. Kuşbaz Hüseyin Bey’in kuşların kanından yüzünde Türk bayrağının belirmesi de dönemin duyar­lılığı olarak düşünülmelidir.

2. YAPI:

a) Olay: Güvercin Avı hikâyesinde olay örgüsü, üç olaydan oluşmaktadır. Birinci olay Kuşbaz Hüseyin Bey’in kuşlarıyla olan mutlu hayatını ifade eden kuşlar - Hüseyin Bey ilişkisidir. Kuşlar onun ailesiyle ilgilenememesine sebep olmuştur. Fakat bunlara rağmen Hüseyin Bey mutludur, ikinci olay, İspiro ve diğer düşman askerlerinin Hüseyin Efendi’nin evine gelmeleri ve yerleşmeleriyle ilgili kısım çevresindedir. Son olay ise İspiro ve diğer düşman askerlerinin Hüseyin Bey’in kuşlarını öldürmeleri, o kuşları pişirtip yemek istemeleri ve Hüseyin Bey’in çıldırma anıdır. Bu bakımdan kuşlar yaşama sevincini ve mutluluğu, Ispiro ve diğer düş­man askerleri de zulüm ve acıyı temsil etmektedirler.

b) Kişiler: Hikayenin baş kahramanı Kuşbaz Hüseyin’dir. Çiftlik sahibi olacak kadar zengin olan kahraman, çiftlik işlerinin yanında eşiyle bile ilgilenmeyecek şekilde kuşlara düşkün biridir. Kuşbaz Hüseyin, hobilerine aşırı düşkün, tip özellikleri gösteren evrensel bir kişidir. Başka bir edebî eserde Kuşbaz Hüseyin benzeri bir tip karşımıza çıkabilir.

Güvercin Avı adlı hikâyede Kuşbaz Hüseyin Beyden başka, karısı, kızları, lspiro ve düşman askerleri vardır. Kuşlar da Hüseyin Bey’in mutluluğunu ve mutsuzluğunu hazırlayan unsurlar durumundadırlar. Bir ba­kıma kişileştirilmişlerdir. İspiro, işgal yılları öncesinde Kuşbaz Hüseyin Bey’in evinde uşaklık yapmıştır. Ya­zar, lspiro ile o yıllarda kendi içimizdeki, evimize kadar giren yabancılardan yediğimiz darbeleri anlatmak istemektedir.



c) Mekan (yer): Hikâyede mekân Kuşbaz Hüseyin Bey’in çiftliğidir. Mekân 1919 Nisan'ından önce kuşlarla yaşanan mutluluğun, sonra ise zulmün sahnesi durumundadır. İspiro'nun daha önce bu çiftlikte yaşaması ikinci olay halkasının da burada gerçekleşmesine zemin hazırlamıştır.

d) Zaman: Hikâyede zaman Kuşbaz Hüseyin Bey’in hayatıyla ilişkilidir. Düşman işgalinin başladığı 1919 senesi­nin Nisan başları hikâyedeki en belirgin zamandır. Kuşbaz Hüseyin Bey’in bundan önceki hayatından par­çaların anlatılması ile de karşılaşmaktayız. Çocukluk yılları anlatamadığına ve altmış yaşlarındaki bir ihtiya­rın hayatı hareket noktası alındığına göre yirmi veya yirmi beş yıllık bir geriye gidiş söz konusudur. Bütün bunlar, XX. yüzyıl başlarını ifade eden söz gruplarıdır.

3. TEMA: Hikâyede zalim - zulme uğrayan karşılaşması esastır. Temada zalim suç işlerken suçlu aramaz. Her­kes suçludur. Zalim doğal hayatını sürdürürken suç işler. İspiro ve arkadaşları böyledir.

Masum - zalim teması Kurtuluş Savaşı öncesi Anadolu'sundan alınan malzemeyle yorumlanmış ve so­mut hâlde ifade edilmiştir. Bu tema başka metinlerde de ele alınmıştır.



4. DİL VE ANLATIM:

Hikâyede olaylar bize her şeyi bilen anlatıcı tarafından aktarılmaktadır, ilahî bakış açısı. An­latıcı kişilerin özelliklerini, zihinlerinden geçenleri, geçmişlerini, kısaca yaşanan her olayı bilebilir. Güvercin Avı'nda anlatıcı, Kuşbaz Hüseyin Bey’in geçmiş hayatını, zevklerini, karısıyla ilişkilerinin boyutunu bilen du­rumundadır.

Metinde geçen: “meczup, nazenin, mahlûklar, ihtimam, itina, fen, is­tifaya mazhar olmuş, zahir, neşesine payan olmazdı, han, zabit, asabiyet, nefer, mütearız…” gibi kelimeler günümüzde pek kullanılmayan kelimelerdir. Yalnız bu kelimeler bizim metni anlamamızı olumsuz etkileyecek kadar fazla değildir. Bu nedenle metnin dili için sade ve anlaşılır bir dil kullanılmıştır diyebiliriz.

Na­zenin mahlûklar, bin ihtimam ve bin itina ile en temiz bir istifa gibi söz grupları dilin şiirsel işlevini hatırla­tan mahiyettedir. Bu söz gruplarını ilk cümleden çıkardığımızda veya söz gruplarının yerine yenilerini (ya­ratıklar, özenle, ayrılma) koyduğumuzda metnin sunduğu gizemli havayı dağıtmış oluruz. Dilin bireysel tarz­da kullanımı ortadan kalkar.

“Birden, etrafında adamların koşuşmağa ve içeriden karısıyla kızlarının telâşlı telâşlı konuşmağa başladığını hissetti; döndü baktı ki iki kanadı açık büyük avlu kapısından içeriye, bir hana inen yorgun ve sakin bir yol­cu kafilesi tavrıyla, bazısı atlı, bazısı yayan bir sürü düşman askeri giriyor!”

“Otuz seneden beri bu nazenin mahlûklardan, bin ihtimam ve bin itina ile kimbilir kaç nesil yetiştirdikten ve bu fende, kimbilir, ne kadar alın teri döktükten sonra nihayet bugün en temiz bir is­tifaya mazhar olmuş bu zavallı asil kuşlar ortasında hayatının en mesut dakikalarını yaşıyordu.” gibi cümleler, kuruluşu uzun olan cümlelerdir.



5. METİN VE GELENEK:

Dış dünyayı ve Anadolu'yu anlatmada, yazarları­mıza, batı edebiyatı metinleri rehberlik etmiştir. Bu hikâye de Kurtuluş Savaşı yıllarında Anadolu’da yaşananlar anlatılmıştır.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Maupassant tarzında hikâye (olay hikayesi) yazar. Yazarlığa Refik Halit Karay'la birlikte başlayan yazarın hikâyecili­ğini de iki dönem hâlinde ele almak gerekir. Birinci döneminde Servet-i Fünûnu değişik şartlar altında devam ettiren, yaşanılan hayatı bütün gerçekliğiyle gözlemleyemeyen Yakup Kadri, bu hikâyelerinde topluma ferde ait fantezilerle bakmaktadır.

İkinci dönem hikâyeciliğinde kendi "ben"i dışına çıkarak Türk toplumunun yaşadığı siyasî ve sosyal olayları dikkatlere sunmak gayesindedir. Yakup Kadri Servet-i Fünûn edebiyatının etkisi ile başladığı hikayeciliğini Milli Edebiyat Akımı döneminde geliştirerek sürdürmüştür.



SONUÇ:

Hikâye ilk etapta Kuşbaz Hüseyin Bey’in yaşadıklarını, kuşlarla olan mutluluğunun düşman kuvvetleri­nin kuşlarını öldürmesiyle mutsuzluğa dönüşmesini anlatır. Fakat Güvercin Avı adlı hikâye arka planda, Türk insanının işgal yıllarında çektiği acıları, kendi içinden hançerlenişini, en umursamaz insanın bile can­lanışını sezdirmektedir.



www.edebiyatdersi.net

TÜRK EDEBİYATININ DEVİRLERİ

İslamiyet Öncesi İslamî Devir Batı Etkisinde Gelişen

Türk Edebiyatı Türk Edebiyatı Türk Edebiyatı






ŞİİRDE AHENK (SES VE RİTM)

Ahenk:Ahenk kelimesi uyum anlamına gelmektedir. Edebiyatta ise kelimelerin birbiriyle ses ve anlam bakımından etkileyici bir bütün olması anlamındadır.

Şiirde ahenk;ustaca kullanılan ses akışı,söyleyiş,ritm,ölçü ve her türlü ses benzerliğiyle sağlanır. Şiirde ahengi sağlamak için ölçü,uyak,vurgu,tonlama gibi değişik unsurlar kullanılır.



Vurgu: Bir kelimede hecelerden birinin diğerlerine göre daha baskılı,daha kuvvetli söylenmesidir. Vurgu hem kelimenin anlamını güçlendiren hem de şiiri ahenkli kılan bir unsurdur. Vurgulama ve tonlama şiirin ahengini ve etki gücünü bir kat daha artırır.

Ör:


Gök satoprak sarı, çıplak ağaçlar sa

Arkada zincirlenen Toros Dağları



Tonlama: Anlatılmak istenen duygu veya düşüncenin daha etkili ifade edilebilmesi için ses tonunu değiştirerek okumaya tonlama denir.Böylece acıma,üzüntü,özlem,hayranlık,sevgi gibi duygular belirginlik kazanır.

Ör:


Bir sarsıntı... Uyandım uzun süren uykudan,

Geçiyordu araba yola benzer bir sudan.


Ölçü:Ahengi sağlamak şiire belli bir düzen vermek için şiirlerde çeşitli ölçüler kullanılır. Türk edebiyatında hece ve aruz ölçüsü olmak üzere iki çeşit ölçü kullanılmıştır.

Hece ölçüsü: Şiirdeki tüm dizelerin hecelerinin sayısının eşit olması esasına dayanır.

Yaş o-tuz beş yo-lun ya-rı-sı e-der

Dan-te gi-bi or-ta-sın-da-yız öm-rün

Yal-var-mak ya-kar-mak na-fi-le bu-gün

De-li-kan-lı ça-ğı-mız-da-ki cev-her
Aruz Ölçüsü: Dizelerdeki hecelerin açıklık kapalılık esasına bağlı olan bir ölçü sistemidir. Sonu ünlü ile biten heceler ‘’açık’’, sonu ünsüzle biten heceler de ‘’kapalı’’ hece olarak adlandırılır. Ayrıca uzun ünlülü heceler ile dize sonundaki heceler daima kapalı kabul edilir.
Uyak (Kafiye) ve Redif
Uyak: genellikle dize sonlarında bulunan ve görevleri farklı olan ses veya ek benzerlikleridir.

Redif: Mısra sonlarında bulunan aynı görevdeki ses, ek ve kelime tekrarlarıdır.
Her yalana kanmışım kafiye:’’an’’

Her söze inanmışım redif: ‘’mışım’’

Ben artık sevgiden de

Bıkmışım, usanmışım



Uyak Çeşitleri

a)Yarım Uyak:Sadece bir ünsüzün benzeşmesiyle oluşan kafiyeye yarım uyak denir.

Ecel büke belimizi

Söyletmeye dilimizi

Hasta iken halimizi

Soranlara selam olsun
Ördek çalkalanıt göllerde

İsimim söylenir dillerde

Kalmışım gurbet illerde

Dağlar başı duman şimdi




b)Tam Uyak:Biri ünlü biri ünsüz olmak üzere iki sesin benzerliğiyle oluşan uyağa tam uyak denir.


Ben gideyim yol gitsin,ben gideyim yol gitsin;

İki yanımdan aksın bir sel gibi fenerler

Tak,tak ayak sesimi aç köpekler işitsin

Yolumda bir tak olsun zulmetten taş kemerler

Bir gece yarısı ay suya düşer

Çöllerde bir ceylan pusuya düşer

Çimenler üstünde üç beş damla kan

Gözünü nefretle kapatır ceylan

Çırpınır ağzında bir demet keklik

Kör avcı her şeye çekilmez tetik




c)Zengin Uyak: En az üç sesin benzerliğiyle oluşan uyağa zengin uyak denir.


Bir alem ki, gökler boru içinde

Akıl almazların zoru içinde

Üst üste sorular soru içinde
Bir idamlık Ali vardı,asıl

Kaydını düştüler,mühür basıl

Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı.



Cinaslı Uyak:Aynı seslerden oluşan ;fakat farklı anlamları karşılayan kelimelerle yapılan uyağa cinaslı uyak denir. Cinas bir kelimenin tekrarı değildir. Aynı kelimenin aynı anlamla tekrar etmesine redif denir.
Ör: ‘’Kalem böyle çalınmıştır yazıma

Yazım kışa uymaz kışım yazıma’’


Bu beyitteki ‘’yazıma’’ sözcüklerinin yazımı aynıdır; ancak birinci dizede kaderime anlamında ikinci dizede ise yaz mevsimi anlamında kullanıldığından cinaslı uyaktır.
NOT:Yazımları ve anlamları aynı olan iki sözcük redif;yazımları aynı ancak anlamları farklı olan iki sözcük cinaslı kafiye oluşturur.
Uyak Düzeni(Şeması) ve Çeşitleri
Şiirler uyaklanış bakımından üçe ayrılır.
Düz uyak:Uyaklı kelimeler aaxa veya aaab şeklinde sıralanmışsa buna düz uyak denir.

Hiç anılmaz olmuş atalar adı Redif:’’-ı’’

Beşikte bırakmış ana evladı Kafiye:’’-ad’’ tam kafiye

Kırılmış yetimin kolu kanadı Uyak düzeni: aaab

Zulüm pençesinden aman kalmamış

Çapraz uyak:Uyaklı kelimeler abab şeklinde sıralanmışsa buna çapraz uyak denir.

Sokaktayım kimsesiz bir sokak ortasında Redif.’’-yorum/-sında’’

Yürüyorum arkama bakmadan yürüyorum Kafiye:’’-rü(tam k.)/-ta(tam k.)’’

Yolumun karanlığa saplanan noktasında Uyak düzeni:abab

Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum

Necip Fazıl Kısakürek

Sarma uyak: Uyaklı kelimeler abba şeklinde sıralanmışsa buna çapraz uyak denir.

En son Bektaş Ağa çöktü diz üstü Redif:’’-ı’’

Titrek elleriyle gererken yayı Kafiye:’’-ay’’

Her yandan bir merak sardı alayı Uyak düzeni: abba

Ok uçtu,hedefin kalbine düştü

ALIŞTIRMALAR



Gâh eserim yeller gibi Redif:’’-ler gibi’’

Gâh tozarım yollar gibi Kafiye:’’-l’’ yarım kafiye

Gâh akarım seller gibi

Gel gör beni aşk neyledi.



Yunus Emre
Hasretinle geçiyorken bu gençlik çağım, Redif:’’-ım’’

Ey sevdiğim,ben ümitsiz değilim gene Kafiye:’’-ne’’ (tam kafiye)

Ak düşünce saçların kumral rengine

Kollarında son aşığın ben olacağım.



ÇOBAN ÇEŞMESİ


Derinden derine ırmaklar ağlar,

Uzaktan uzağa çoban çeşmesi,

Ey suyun sesinden anlayan bağlar,

Ne söyler şu dağa çoban çeşmesi.


"Gönlünü şirinin aşkı sarınca

Yol almış hayatın ufuklarınca,

O hızla dağları Ferhat yarınca

Başlamış akmağa çoban çeşmesi..."


O zaman başından aşkındı derdi,

Mermeri oyardı, taşı delerdi.

Kaç yanık yolcuya soğuk su verdi.

Değdi kaç dudaya çoban çeşmesi.


Vefasız Aslı’ya yol gösteren bu,

Kerem’in sazına cevap veren bu,

Kuruyan gözlere yaş gönderen bu...

Sızmadı toprağa çoban çeşmesi.
Leylâ gelin oldu, Mecnun mezarda,

Bir susuz yolcu yok şimdi dağlarda,

Ateşten kızaran bir gül ararda,

Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi,


Ne şair yaş döker, ne aşık ağlar,

Tarihe karıştı eski sevdalar.

Beyhude seslenir, beyhude çağlar,

Bir sola, bir sağa çoban çeşmesi...


Faruk Nafız Çamlıbel



1.,3.,4., dörtlüklerin kafiye ve redifleri bulunup uyak düzenleri yazılacak,nazım birimi belirtilecek.

Ödev: İstiklâl Marşı’mızı aheng ve ritm özellikleri bakımından inceleyiniz.



Aliterasyon: Bir şiirin dizelerinde sürekli aynı ünsüzün tekrarlanmasından oluşan ahenge aliterasyon denir.

İSTANBUL’U DİNLİYORUM


İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı

Önce hafiften bir rüzgar esiyor

Yavaş yavaş sallanıyor

Yapraklar, ağaçlarda;

Uzaklarda, çok uzaklarda,

Sucuların hiç dinmeyen çıngırakları,

İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı


İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı

Kuşlar geçiyor, derken

Yükseklerden sürü sürü, çığlık çığlık

lar çekiliyor dalyanlarda,

Bir kadının suya değiyor ayakları,

İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı


İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı

Serin serin Kapalıçarşı

Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa

Güvercin dolu avlular

Çekiç sesleri geliyor doklardan

Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları

İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı
İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı;

Başımda eski alemlerin sarhoşluğu



Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;

Dinmiş lodosların uğultusu içinde

İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı

…..


Orhan Veli Kanık
‘’İstanbul’u Dinliyorum’’ adlı şiirde ‘’-r’’ ve ‘’-l’’ sesleri kullanılarak aliterasyon yapılmıştır.
ÖDEV: Orhan Veli’nin ‘’Anlatamıyorum’’ adlı şiirinde aliterasyon sağlayan sessizler belirlenecek. ‘’m’’ sesi ile aliterasyon yapılmıştır.
Asonans: Bir şiirin dizelerinde sürekli aynı ünlünün tekrarlanmasıyla oluşan ahenge asonans denir.
GURBET
Gurbet o kadar acı

Ki ne varsa içimde,

Hepsi bana yabancı,

Hepsi başka biçimde!


Eriyorum git gide,

Evlada her ümide ,

Gurbet benliğimi de

Bitirmiş bir içimde.


Ne arzum, ne emelim,

Yaralanmış bir elim,

Ben gurbette değilim,

Gurbet benim içimde!



Kemalettin Kamu

Gurbet şiirinde ‘’a’’ ve ‘’e’’ sesleriyle asonans yapılmıştır.




ŞİİR DİLİ

Şiir insanın değişen duygu,çoşku,özlem ve hayallerini kendine özgü bir dille ifade eder. Dili daha canlı,daha güzel ve daha tesirli hale getirerek ona bir üst kimlik kazandırır. Şair günlük dildeki sözcükleri özenle seçer. Onlara yepyeni anlamlar kazandırır. Kullanılan dile yeni değerler ve anlamlar kazandırır. Benzetmelere değişmecelere (mecaz) yer verir. Somut varlıkları soyutlaştır, soyutları da somutlaştırır. Böylece duygu ve düşüncelerine bir anlam derinliği kazandırır.



Söz Sanatları

Teşbih

Anlama güç katmak için, aralarında gerçek ya da mecaz, çeşitli yönlerden ilgi, benzerlik bulunan en az iki varlıktan zayıf olanı nitelik bakımından güçlü olana benzetme sanatıdır.


Teşbih sanatında en az iki, en fazla dört öğe bulunur. Öğeleri şunlardır :
  

1- Benzeyen (müşebbeh, teşbih edilen, benzetilen) : Birbirine benzetilen şeylerden nitelik bakımından güçsüz olanıdır. 
2- Kendisine Benzetilen : Birbirlerine benzetilen şeylerden nitelik bakımından daha üstün ve güçlü olanıdır.
3- Benzetme Yönü : benzeyen ve kendisine benzetilen arasındaki ortak noktadır. Zaten benzetme bu ortak noktayı belirtmek için yapılır. (Ancak bu ortak nokta her zaman vurgulanarak zikredilmeyebilir.)

4- Benzetme Edatı : Benzeyen ve kendisine benzetilen arasında benzetme ilgisi kuran kelime veya ektir.

Teşbihte genellikle şu kelime ya da ekler benzetme edatı olarak kullanılır :


Ör: Ali aslan gibi cesurdur.

1- Benzeyen-benzetilen: Ali

2- Kendisine benzetilen: aslan

3- Benzetme yönü: cesaret

4- Benzetme edatı: gibi
Ör: Cennet gibi güzel vatan
Ör: "Yol yılan gibi kıvrılıyor"

Bu sesler dokunuyor en ağrıyan yerime,

Bir eski çıban gibi işliyor içerime.

(Ayak Sesleri/ Necip Fazıl Kısakürek)
Benzeyen: Sesler

Kendisine benzetilen unsur:Eski çıban

Benzetme yönü: Batmak,işlemek

Benzetme edatı: Gibi





Teşbih-i beliğ:Sadece benzeyen ve benzetilen ile yapılan ve benzetme edatı ile benzetme yönü bulunmayan teşbihe teşbih-i beliğ denir.
Ör:Günlerim koklamadan attığım bir güldür.
Ör:Yarin dudağından getirilmiş

Bir katre alevdir bu karanfil



Ahmet Haşim

Ör: Kömür gözlüm, gül dudaklım

Sen de bir gün perişan ol

Hicranî
Ör: Aslan askerler koşuyor.



İstiare(İğretileme)

Sadece benzeyen ya da benzetilenle yapılan teşbihe istiare denir. Açık istiare ve kapalı istiare olmak üzere ikiye ayrılır.



Açık istiare: Benzetme öğelerinden sadece kendisine benzetilenin bulunduğu benzeyenin bulunmadığı istiaredir.


Ör: Yüce dağ başında siyah tül vardır.
Benzeyen: bulut(söylenmemiş)

Benzetilen:siyah tül (söylenmiş)

Ör: Havada bir dost eli okşuyor derimizi
Benzeyen: Rüzgar(söylenmemiş)

Benzetilen: dost eli(söylanmiş)




Kapalı istiare: Benzetme öğelerinden sadece benzeyenle yapılan istiaredir. Kapalı istiarede kendisine benzetilen yer almaz.

Ör:


Bir arslan miyav dedi

Minik fare kükredi

Fareden korktu kedi

Kedi pır uçuverdi
Dörtlükte ‘’aslan’’ , ‘’miyav’’ sözcüğüyle kediye;fare, kükredi sözcüğüyle aslana; ‘’kedi’’ ‘’uçuverdi’’ sözcüğüyle kuşa benzetilmiştir. Ancak dörtlükte benzetilene yer verilmemiştir.
Ör: Yüce dağların başında

Salkım salkım olan bulut.

Benzeyen:Bulut(var)

Kendisine benzetilen:üzüzm(yok)





Teşhis(Kişileştirme)

İnsan dışındaki canlı ve cansız varlıklara insana özgü bir özellik verme sanatına teşhis denir.




Ör: Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilâl

Kahraman ırkıma bir gül ne bu şiddet bu celâl


Ör: Ağlama karanfil beni de ağlatma

Sil göz yaşlarını

Ör: Gel bahar erit bu yolun karını

Geçen seneleri anmayalım hiç

Dinle bülbüllerin şarkılarını

Güllerin kıpkızıl şarabını iç




İntak(Konuşturma)

İnsan dışındaki canlı ve cansız varlıkların konuşturulması sanatıdır. Konuşturma kişileştirmeden sonra gelir.Varlıklar önce kişileştirilir sonra gerekirse konuşturulur. Her intakta bir kişileştir me vardır ama her kişileştirmede bir intak yoktur.Fabllar bu sanata örnektir.


Ör:Mor menekşe:’’Bana dokunma;’’diye bağırdı.

Ör:Minik kuş:’’Anne beni rüyalar ülkesine götür.’’diye yalvarıyordu.

www.edebiyatdersi.net


Tezat(Karşıtlık)


Ör:Ağlarım hatıra geldikçe gülüştüklerimiz
Ör.Ağzına yok dediler dediklerince var imiş

Ör: Ne efsunkâr imişsin âh ey didâr-ı hürriyet

Esir-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esaretten



Mübalağa(Abartma)

Bir sözün etkisini arttırmak amacıyla bir şeyi olduğundan çok göstermek ya da olmayacak biçimde anlatma sanatıdır.


Ör: Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan şühedâ
Ör: Alem sele gitti gözüm yaşından.
Bir ah çeksem dağı taşı eritir,

Ör: Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?

Gömelim gel seni tarihe desem,sığmazsın.
Ör: O kadar zayıftı ki

Bir dalın arkasına geçse göremezdi kimse onu




Telmih(Hatırlatnma)

Söz arasında herkesin bildiği bir olaya ya da kişiye işaret etme sanatı.




Vefasız Aslı’ya yol gösteren bu,

Kerem’in sazına cevap veren bu.


Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor teshidi,

Bedrin aslanları ancak bu kadar şanlı idi.



M. Akif Ersoy

Ekmek Leyla oldu bire dostlarım,

Mecnun olup ardı sıra giderim.

Şu Boğaz harbı nedir?Var mı ki dünyada eşi?

En keşif orduların yükleniyor dördü beşi.

M. Akif Ersoy

Gökyüzünde İsa ile,

Tur dağında Musa ile ,

Elindeki asa ile,

Çağırayım Mevlam seni.

Yunus Emre



Tecahül-i Arif(Bilip de Bilmemezlikten Gelme)

Bilinen bir gerçeği bilmez görünerek anlatma sanatıdır.




Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?

Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz?



Cahit Sıtkı Tarancı

Sular mı yandı,neden tunca benziyor mermer?



Ahmet Haşim

Hüsn-i talil(Güzel Bir Nedene Bağlama)
Sebebi bilinen bir olayın meydana gelişini,gerçek sebebinin dışında başka,güzel bir nedene bağlamadır.


Senin o gül yüzünü görmek için

Sana güneş bakmak için doğuyor.


Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden

Birçok seneler geçti dönen yok seferinden



Yahya Kemal Beyatlı

Tenasüp

Anlam yönünden birbiriyle ilgili sözcükleri bir arada kullanmaktır.




Ör:Yine bahar, bülbül sesinden

Seda verip seslendin mi yaylalar

Çevre yanın lale sümbül bürümüş

Gelin olup süsülendin mi yaylalar


●Bu dizelerde ‘’bahar,yayla,lale, sümbül,bülbül

sesi,seda’’ birbiriyle ilgili sözcükler olarak

Ör: Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabip

Kılma derman kim helakim zehr-i dermendadır.


●Bu dizelerde ‘’dert,derman,ilaç,tabip’’ birbiriyle

ilgili sözcükler olarak kullanılmıştır.



Kullanılmıştır.

Mecaz-ı Mürsel (Ad Aktarması)
Bir sözün benzetme amacı güdülmeden gerçek anlamı dışında kullanılması sanatıdır.Gerçek anlama gelmesi imkansızdır.
Ör:Ankara bu olaya tepki gösterdi.

Burada tepki gösteren şehir değil.Anakara da bulunan hükümettir.Mecaz-ı mürsel yapılmış.Şehir söylenmiş hükümet kastedilmiştir.


Ör:Cemil Meriç’i her okuyuşumda yeni bir şeyler buluyorum. (Kitabını okuyorum kendisini değil)
Ör: Kırmızı beyaz bu sene başarı gösteremedi.

Ör:Evin suyu patlamış.




ŞİİRDE YAPI
Şiirin yapısı anlam ve ses kaynaşmasından oluşur. Anlam ve ses kaynaşmasından oluşan nazım birimlerine beyit,kıt’a,bent,mısra gibi isimler verilir. Dize ,beyit,dörtlük gibi birimlerle ölçü, kafiye düzeni,tema ve imgeler belli bir bütün oluşturarak şiirde yapıyı meydana getirir.

Nazım birimi: Bir manzumede anlam bütünlüğü taşıyan en küçük parçaya nazım birimi denir. Nazım birimi en az iki dizeden oluşmak üzere üç, dört, beş veya daha fazla dizeden oluşabilir.
Mısra (Dize): Bir şiirin her bir satırına dize denir.

Beyit: İki dizeden oluşan nazım birimine beyit denir.

Ör: Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi

Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi

Kanuni Sultan Süleyman

Kıt’a(Dörtlük): Dört dizeden oluşan nazım birimine kıt’a veya dörtlük denir.
Ör: Tarihim,şerefim,şiirim,her şeyim

Yer yüzünde yer beğen

Nereye dikilmek istersen,

Seni oraya dikeyim!



Arif Nihat Asya

Bent: İkilik ve dörtlük dışında kalan 3,5,7 veya daha fazla eşit satıdaki dizelerden oluşan nazım birimine bent denir.

Bugün Cuma

Büyük annemi hatırlıyorum

Dolayısıyla çocukluğumu

Uzun olsaydı o günler!

Yere düşen ekmek parçasını

Öpüp başıma götürdüğüm günler!
Konu: Üzerinde söz söylenen herhangi bir olay, düşünce veya duruma konu denir. Bir şiir birden fazla konuya değinebilir.

Tema: Şiirin bütününe hakim olan duygu veya hayale tema denir.
Şiirin yapısını oluşturan tüm bu öğeler gerek Divan edebiyatımızda gerekse Halk edebiyatında gelenek çerçevesi içerisinde çeşitli nazım şekilleri ve türleri oluşturmak amacıyla belli ölçülerde kullanılmıştır. Oluşan bu nazım şekilleri ve türleri Halk edebiyatı ve Divan edebiyatı nazım şekilleri ve türleri başlıkları altında ele alınırlar.

TÜRK HALK EDEBİYATI

İslamiyet öncesinden günümüze kadar kesintisiz gelen bir edebiyattır.

Halk içinde yetişmiş ozanları icra ettiği bir edebiyattır.

Temelinde sözlü bir gelenek vardır.

Dili sadedir.

Dörtlük ve yarım kafiye esaslıdır.

Hece ölçüsü kullanılmıştır.

Halkın dertlerini, sevinçlerini, her türlü duygularını işlemektedir.

Bu edebiyatı genellikle “aşık”adı verilen sazlarıyla yazdıklarını besteleyip köy köy dolaşan ozanlar icra etmiştir.

Koşma, destan, semai, varsağı, mani, ağıt, türkü, bilmece, atasözü, devriye, şathiye, ilahi, deme gibi çeşitli nazım şekilleri vardır.

Kendi arasında : “Âşık Tarzı, Anonim,Dini-Tasavvufi olmak üzere 3’e ayrılır.

A) ÂŞIK TARZI HALK EDEBİYATI NAZIM ŞEKİLERİ

İslamiyet'ten önce başlamıştır.

Eskiden “kam,baksı” adı verilen ozonlara bu dönemde “AŞIK”adı verilmiştir.

Âşıklar şiirlerini bağlama adı verilen sazlarla köy köy dolaşıp söylemiştir.

Hece ölçüsü kullanılmıştır.

Dili sadedir.

Nazım birimi dörtlüktür, yarım kafiye kullanılmıştır.

Son dörtlükte şairin mahlası(adı) kullanılır.

Koşma, mani, türkü, semai, varsağı destan gibi biçimleri mevcuttur.

Aşk, ölüm, gurbet, ayrılık konuları sıklıkla ilenmiştir.

Coşkulu, lirik bir söylenişi vardır.

Koşma, mani, türkü, semai, varsağı destan gibi biçimleri mevcuttur.

17. yüzyıldan sonra divan edebiyatından etkilenmeye başlamıştır.
Koşma


  • Aşk, ayrılık, gurbet,sevgi,doğa,yiğitlik gibi geniş çerçeveli konuların işlendiği bir nazım şaklidir.

  • 11’li hece ölçüsüyle yazılır.

  • En az 3 en fazla 12 dörtlükten oluşur.

  • Dili sadedir.

  • Kafiye düzeni “abab,cccb,dddb…”şeklindedir.

  • Son dörtlükte şairin mahlası bulunur.

  • Koşmanın konularına göre “güzelleme, koçaklama, ağıt, taşlama”adlı türleri vardır.

Güzelleme:İnsan ve doğa sevgisinin lirik bir edayla işlendiği koşmalara denir.

Koçaklama: Savaş, yiğitlik, kahramanlık gibi konuları işleyen koşmalara denir.

Ağıt: Ölen kişinin arkasından duyulan acının ve onun iyiliklerinin işlendiği koşmadır.

Taşlama: Toplumun veya bireylerin aksayan yönlerini eleştiren koşmalara denir.
Varsağı


  • Toros Dağları ve Adana civarında yaşayan “VARSAK” boylarının söyledikleri türkülere denir.

  • Kafiye düzeni koşma gibidir.

  • 4+4 şeklinde 8’li ölçüyle söylenir.

  • “BRE, BEHEY, HEY “ nidaları sıklıkla kullanılmıştır.Babacan ve erkekçe bir tavırla söylenir.

  • En az 3 en fazla 5 dörtlüktür.

  • Konu olarak hayattan ve talihten şikayet gibi konular işlenir.


Semai


  • Koşma ile aynı konular işlenir.

  • Kafiye düzeni koşma ile aynıdır.

  • 4 + 4 =8 ‘li ölçüyle yazılır.

  • 3–5 dörtlükten oluşur.

  • Koşmadan ezgisi,dörtlük sayısı ve ölçüsü bakımından ayrılır


Destan

  • 6+5 ‘li hece ölçüsüyle söylenir.

  • Halk edebiyatının en uzun nazım biçimidir.

  • Kendine özgü bir söylenişi vardır.

  • Kafiye düzeni koşma ile aynıdır.

  • Ayaklanma, kıtlık, savaş, hastalık gibi toplumsal konular işlendiği gibi bireysel konuların

işlendiği destanlar da vardır.

  • Dörtlük sayısında sınırlama yoktur.

Not:Destanlar doğal ve yapma destan olmak üzere ikiye ayrılır.


Doğal Destan:Toplumu derinden etkileyen savaş,göç,afet vb. olayları halkın dilden dile aktarması ve şairler tarafından saz eşliğinde seslendirilmesi ile oluşan ve yazarı belli olmayan destanlardır.Halkın ortak malıdır.
Yapma Destan:Tarihi bir olayın üzerinden yıllar geçtikten sonra bir yazar tarafından destan özelliklerine uygun olarak yeniden kaleme alınmasıyla oluşan ve yazarı belli olan destanlardır.

ANONİM HALK EDEBİYATI NAZIM ŞEKİLLERİ

Türkü


  • Kendine özgü bir ezgi ile söylenen nazım biçimidir.

  • Genellikle anonimdir,yazarı bilinenleri de zamanla halka mal olmuştur.

  • Aşk, tabiat,ayrılık,hasret,gurbet,sevgi,güzellik gibi konular işlenir

  • Türküler 8’li(4+4) veya 11’li(4+4+3) hece ölçüsüyle söylenir.

  • Türkülerin konusu ve şekilleri devirden devire değişir.

  • Türküler iki bölümden oluşur.

1-Bent:Türkünün asıl sözlerinin bulunduğu bölümdür.

2-Kavuştak:Her bendin sonunda tekrarlanan bölümdür. Nakarat ya da bağlama adı da verilir.

Not:Destanlar hem aşık tarzı hem de anonim halk edebiyatı ürünlerine dahildir.
Mani

  • Hecenin 7’li kalıbıyla söylenirler.

  • Bir dörtlükten oluşur.

  • Uyak düzeni aaxa şeklindedir.

  • İlk iki dize doldurmadır. Asıl konu son iki dizededir.

  • Konu sınırlaması yoktur.

Nİnni
Annelerin çocukları uyutmak için belli bir ezgiyle söylediği sözlü edebiyat ürünleridir.

  • 7’li,8’li ve 9’lu hece ölçüsüyle söylenir.

DİNÎ TASAVVUFÎ HALK ŞİİRİ

a)Hece ölçüsü ağırlıklıdır,az da olsa aruz ölçüsü kullanılmıştır.

b)Yarım uyak ve redif sık kullanılmıştır.

c)Tasavvuf terimlerinin dışında dil,halkın anlayabileceği nitelikte ve sadedir.

d)Saz eşliğinde söylenenlerde vardır.

e)Süslemesizdir.

f)İlahi,nefes ,deme ,şathiye,nutuk ve devriye başlıca nazım türleridir.

g)Allah sevgisi,nefsin öldürülmesi,insan sevgisi,ölüm,Allah’a varış yolları,tasavvuf ilkeleri temel konularıdır.

h)Coşkuludur,genellikle didaktik şiirlerden oluşur.

I)Nazım birimi dörtlüktür ancak beyitle oluşturulmuş türlerde vardır.



Dinî Tasavvufî Halk Edebiyatı Nazım Türleri
İlahi: Tekke edebiyatının ana nazım türüdür.8’li hece ölçüsüyle söylenirler 7 ve 11’li de olabilir.Fanili,k Allah sevgisi,nefsin öldürülmesi temel konusudur.Bu türün en büyük ustası Yunus Emre’dir.
Nefes: 8’li hece ölçüsüyle söylenirler.İlahilerin konularının Bektaşilerce söylenmesi sonucu ortaya çıkmış türdür.Hz. Muhammed ve Hz. Ali ile ilgili şiirler vardır.
Deme: 8’li hece ölçüsüyle söylenir müritlere öğreticiliği esas alır.

Nutuk: 8’li hece ölçüsüyle söylenir müritlere öğreticiliği esas alır.

Devriye: Alah’tan gelen insanın yine Allah’a döneceğini anlatan şiirlerdir.

Şathiye: Korkuya dayalı din anlayışına eleştiri niteliğinde olan şiirlerdir. Allah ile konuşuluyor gibi söylenir. Bu türde eser veren başlıca ozanlar; Yunus Emre,Hacı Bayramı Veli,Süleymen Çelebi,Nesimi,Kaygusuz Abdal, Pir Sultan Abdal,Mevlana’dır.

DİVAN EDEBİYATI ( KLASİK EDEBİYAT)

İslamiyet’in kabulünden sonra Türkler yaşamın her alanında Araplardan, Farslardan etkilenmişlerdir. Bu etkileşimin en belirgin olduğu alanların başında edebiyat göze çarpmaktadır.

13. yy dan dan itibaren şair ve yazarlar Fars- Arap etkisine girmeye başlamıştır.

Şairler şiirlerini “DİVAN” adını verdikleri bir kitapta topladıkları için bu edebiyatına “Divan Edebiyatı” denilmiştir.Ayrıca “klasik-eski –zümre edebiyatı” da denilir



  • Bu edebiyatın özünde dinde tasavvuf vardır.

  • Dil çoğunlukla halkın anlayacağı tarzda değildir.

  • Arap ve Fars edebiyatı örnek alınmıştır.

  • Saraydan destek gördüğü için “saray edebiyatı” da denilmiştir

  • Ölçü olarak “aruz ölçüsü” kullanılmış.

  • Çoğunlukla aşk, şarap, kadın övgü, din, ahlak, tasavvuf konuları işlenmiştir

  • Kafiye hem göz hem de kulak için anlayışı hakimdir.

  • Zengin ve tam kafiye sıklıkla kullanılmıştır.

Divan edebiyatı nazım şekilleri


Dörtlük halindekiler Bent Halinde Beyit halindekiler

Rubai Terci-i bent Kıt’a

Şarkı Terkib-i bent Müstezat

Tuyuğ Şehrengiz

Murabba Gazel,kaside

Mesnevi
DİVAN EDEBİYATI NAZIM ŞEKİLLERİ


Nazım Birimi Beyit Olanlar
Gazel

Güzellik, aşk, kadın, şarap gibi konuları işleyen nazım türüdür.

Araplarda Farslara onlardan da Türklere geçmiştir.

Gazelin ilk beytine “matla”son beytine “makta” denir.

Makta beytinde şairin mahlası(takma adı) kullanılır.

En güzel beytine “beyt’ül gazel ya da şah beyit” denir.

Gazelin bütün beyitlerinde aynı konu işleniyorsa buna yek-ahenk gazel denir.

Bütün beyitler aynı söyleyiş güzelliğine sahip ise buna yek-âvâz gazel denir.

Kafiye şeması: “aa,ba, ca da...” şeklindedir.

En az beş en fazla on beş beyitten oluşur.

Konu birliği yoktur. Her beyit başka bir konudan bahsedebilir.

Dize sonlarındaki uyaklardan başka dize ortalarında da uyak bulunan gazellere musammat gazel denir.

Türk edebiyatında Fuzûli,Bâki, Nedim en tanınmış gazel şairleridir.
Kaside

Din ve devlet büyüklerini övmek amacıyla yazılan şiirlere denir.

En az 33 en fazla 99 beyitten oluşur.

Kafiye düzeni gazelle aynıdır.

İlk beytine matla, son beytine makta, şairin adının bulunduğu beyte taç beyit adı verilir.

Kaside: nesip-girizgâh-methiye-tegazzül-fahriye-dua bölümlerinden oluşur.



Nesib: Kasidenin giriş bölümüdür.

Girizgah: Konuya giriş niteliğinde olan bölümdür.

Methiye: Övülecek olan kişinin yüceliklerinin sıralandığı bölümdür.

Fahriye: Şairin kendini övdüğü kısımdır.

Tegazzül: Şair bu bölümde bir gazele yer verir.

Dua: Övülen kişinin başarısı için Allah’a dua edilir.

Konularına Göre Kasideler

Tevhid:Allah’ın birliğini anlatan kasidelere denir.

Münacat:Allah’a dua etmek ve yalvarmak için yazılanlara denir.

Methiye:Herhangi bir şahsı övmek için yazılanlar denir.

Naat:Peygamberleri övmek için yazılanlara denir.

Hicviye:Birini eleştirmek için yazılanlara denir.

Mersiye:Ölen birinin arkasından yazılanlara denir.

Edebiyatımızda kaside türünün en güzel örneklerini Nef’i vermiştir. Onun Siham-ı Kaza adlı kasidesi bu türün en meşhur örneğidir.


Mesnevi

Beyit sayısı sınırsızdır.

Konu sınırlaması yoktur. Genellikle savaş, aşk,tarihi olaylar,dinî olaylar gibi konular işlenir.

Mesneviler o dönemde roman ve hikaye türünün yerini tutuyordu.

Her beyit kendi arasında kafiyelidir.

Uyak düzeni aa, bb,cc,dd,ee,… şeklinde devam eder.

Bir şehrin güzelliğini anlata mesnevilere şehrengiz denir.

Türk edebiyatındaki ünlü mesneviler şunlardır:



Fuzuli- Leyla ile Mecnun

Şeyh Galip- Hüsm ü Aşk

Şeyhi-Harname

Ahmedi-İskendername

Nabi- Hayrabat

Süleyman Çelebi-Mevlid

Mevlana- Mesnevi



Nazım Birimi Dörtlük Olanlar

Rubai

Kafiyelenişi aaxa şeklindedir.

Aruzun belli kalıplarıyla yazılır.

Hayatın anlamı ve hayat felsefesi,dünyanın nimetlerinden yararlanma ve ölüm gibi konular işlenmiştir.

İran edebiyatına ait olan bu türün en büyük şairi Ömer Hayyam’dır.

Türkçe rubailerin en güzel örneklerini Yahya Kemal vermiştir.



Tuyuğ
Divan edebiyatına Türklerin kazandırdığı bir nazım şeklidir.

Felsefi konular işlenmektedir.

Kadı Burhanettin’in tuyuğları meşhurdur.

Uyak düzeni rubai gibidir. Fâilâtün fâilâtün fâilün kalıbıyla yazılır.


Şarkı
Besteyle okunmak için yazılan ve dörtlüklerden oluşan nazım biçimidir.

Dörtlük sayısı 3ile 5 arasında değişir.

Birinci dörtlükte 2. ve 4. dizeler diğer dörtlüklerde 4. dizeler aynen tekrarlanır. Buna nakarat denir.

Türklerin divan edebiyatına kazandırdığı bir türdür.

Aşk ,sevgi,günlük hayat gibi konular işlanir.

Halk deyişlerine ve söyleyişlerine yer verilir.

Şarkı türünün ilk kullanıcısı ve en önemli temsilcisi Nedim’dir.

Yahya kemal de bu türü ustalıkla kullanmıştır.



Diğer Türler

Terkib-i Bent
Bentlerle kurulmuş olan bir nazım şaklidir.

Her bent 7 il 10 beyitten oluşut.

Bent sayısı 5 ile 15 arasındadır.

Bentleri birbirine bağlayan beyitlere vasıta beyti denir.

Şairin toplumsal ve felsefi konulardaki düşünceleri konu olarak işlenir.

Terkib-i Bent türünün en önemli ismi Bağdatlı Ruhi’dir.

Türk edebiyatında bu türün en önemli ismi Ziya Paşa’dır.

Terci-i Bent
Terkib-i bente benzer.

Yalnız burada bentler arasındaki vasıta beyti aynen tekrarlanır.

Konu da daha çok Allah’ın kudreti,kainatın sırları ve kainatın zıtlıkları gibi konulara yer verilir.

Bu türün de Türk edebiyatındaki en önemli temsilcisi Ziya Paşa’dır.




Dostları ilə paylaş:
1   2   3   4   5   6


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə