Ted sinif ders notu



Yüklə 0.63 Mb.
səhifə1/6
tarix27.01.2018
ölçüsü0.63 Mb.
  1   2   3   4   5   6


GÜZEL SANATLAR VE EDEBİYAT

Güzel sanatları diğer eserlerden ayıran en önemli özellik insanda coşku ve estetik haz uyandırmasıdır.Güzel sanatlar için yapılan en iyi sınıflama bu sanatların kullandıkları malzemelere göre yapılan sınıflandırmadır.Bu malzemeler fonetik ve plastik olarak ikiye ayrılır.Sesle yapılan sanatlara fonetik sanatlar, görüntüyle yapılan sanatlara ise plastik sanatlar denir.Güzel sanatların genelinde plastik malzeme kullanılırken edebiyat ve müzik ise sese dayalı bir sanattır.

Edebiyatın malzemesi kelimelerdir ve edebiyat dille gerçekleştirilen bir güzel sanatlar etkinliğidir.Edebiyatın asıl amacı güzel sanatların en önemli öğesi olan estetik zevk duygusunu dil aracılığıyla gerçekleştirmektir.Edebiyatta fayda sağlamak amaç olarak her zaman ikinci plandadır

Atatürkçülük

Anekdot:Atatürk İstanbul şehir tiyatrosu sanatçılarının oyunlarından birini seyretmesinin ardından sanatçıları

Çankaya’ya davet eder.Sanatçıların hepsini över.Ayrılma vakti gelince Reşit Galip sanatçılara Atatürk’ün elini öperek ayrılmalarını söyler.Atatürk ise buna şu şekilde karşılık verir:

‘’Hayır,sanatkar el öpmez sanatkarın eli öpülür.’’

Atatürk bir konuşmasında şöyle demiştir:

Milletimizin güzel sanatlar sevgisini her türlü araç ve önlemle besleyerek artırmak milli amacımızdır.

www.edebiyatdersi.net

DİLİN İNSAN VE TOPLUM HAYATINDAKİ YERİ
EDEBİYAT, İNSAN VE TOPLUM

1-Edebiyat; Tanımı, Konusu, İçeriği;Yöntemi


  • Duygu ve düşüncelerin söz ya da yazıyla etkili ve güzel bir biçimde anlatılması sanatına edebiyat denir. Edebiyat, sözcüğü Arapça ‘’edep’’ sözcüğünden türemiştir. Edebiyat sözcüğü ilk kez Tanzimat döneminde Şinasi tarafından kullanılmıştır. Şinasi’den önce nazım ve nesir türlerindeki eserlere ‘’şiir ve inşa’’ denilmekteydi.

  • Bir dil ürünü olan yazılı ve sözlü eserlerin tümü. Bu bakımdan bir gazete haberinden sanat değeri taşıyan hikaye, roman, deneme, fıkra türüne kadar her türlü yazı edebiyat eseri sayılır.

Edebiyatın Konusu

Yazar ve şairlerin ortaya koydukları eserlerde ele alıp işledikleri her şey, edebiyatın konusunu oluşturur.



Edebiyatın İçeriği

Dil ürünlerinde kullanılan üslup,tür (hikaye,roman,deneme,fıkra,makale vb.) edebiyatın içeriğini oluşturur.



Edebiyatın Yöntemi

Dil ürünlerinin tüm özelliklerinin tarihi akış içinde bilimsel olarak incelenmesi de edebiyatın yöntemini oluşturur.



Edebî Eser; Tanımı ve Özellikleri

İnsanın duygu ve düşüncelerini; özlem ve dileklerini estetik ölçüler içinde anlatan ve okuyucuda güzellik duygusu yaratan dil ürünlerine edebî eser denir.



Özellikleri

  • Edebî eser okuyanı etkilemelidir.

  • Anlatımı güzel düşüncesi sağlam ve özlü olmalıdır.

  • Konusu;ait olduğu toplumun ve yazıldığı dönemin özelliklerini yansıtmalıdır.

  • Eser zamanın süzgecinden geçtikten sonra toplumca anlaşılıp beğenilmelidir.

  • Duygu ve düşünceler belli bir edebî türe uygun olarak anlatılmalıdır.

  • Eser estetik ölçüler içinde ,belli bir sanat anlayışıyla yazılmalıdır

Edebiyat Tarihi ve Önemi

Bir ulusun çağlar boyu yarattığı sözlü ve yazılı dil ürünlerini ve onların yazarlarını bilimsel bir yöntemle tarihi akış içinde inceleyen bilim dalına edebiyat tarihi denir.Edebiyat tarihi bir ulusun geçmişteki düşünce yapısını, dünya anlayışını, kültür ve uygarlık birikimini yeni kuşaklara aktarır.Böylece kuşaklar arasında köprü kurarak yeni kuşakların daha iyiyi, doğruyu, güzeli bulmalarına yardımcı olur.

Bizde Tanzimat dönemine kadar edebiyat tarihi tezkirelerden ibaretti.

Tezkire: Şairlerin hayat hikayelerini anlatan biyografi türünden eserlere denir.

Başlıca edebiyat tarihi yazarlarımız şunlardır: Ziya Paşa,M. Fuat Köprülü,Agah Sırrı Levend,Ahmet Hamdi Tanpınar,Nihat Sami Banarlı



Dil-Kültür-Edebiyat İlişkisi
Dil, insanların duygu düşünce ve düşlerini; özlem ve isteklerini anlatma aracıdır . Kültür ise;dil,din,ülkü gibi ortak duygu ve düşüncelerin bizde yarattığı değişim ve bileşimdir.Bu nedenle dil bir ulusun temel taşıdır.Dil kültür değerlerimizi geleceğe taşır ve edebiyatın da temel öğesidir.

Dil, edebiyatın temel öğesi; edebiyat, kültür birikiminin kendisidir. Görüldüğü gibi dil,kültür ve edebiyat birbirinin tamamlayıcısıdır.



Edebiyatın Diğer Bilim Dallarıyla İlişkisi
Edebiyatın temel öğesi olan dil diğer bilim dallarının da anlatım aracıdır. Bundan dolayı felsefe, psikoloji, sosyoloji, hatta tarih, coğrafya, ekonomi vb. diğer bilim dallarıyla yakından ilişkisi vardır.

Araştırmacılar da edebiyat araştırmalarında yazarın biyografisini yazarken tarih biliminden,yaşadığı ortamı yazarken sosyoloji biliminden,yazarın içinde bulunduğu ruhsal durumu anlatırken ise psikolojiden faydalanırlar.

Yazarı etkileyen toplumsal,siyasal ve felsefî görüşleri de diğer sosyal bilimlerin yardımıyla ortaya koyarlar.

Metin

Cümle, bir duyguyu, bir düşünceyi bir isteği ya da bir olayı tam olarak anlatan ve bir yargı bildiren söz grubudur. Cümlede kesin bir yargı bulunur; kaç sözcükten oluşursa oluşsun yargı bildirmeyen söz grubuna cümle denmez. Yargı bildiren tek bir söz de olsa cümle sayılır. Bu nedenle bir metnin en küçük anlamlı öğesi cümledir.

Metinde cümlelerin arka arkaya anlamsal bir bağlantı kurularak sıralanmasından paragraflar oluşur. Paragrafta bir ana fikir etrafında sıralanmış cümleler bulunur.

Metinde paragraflar düşünce birimidir. Bir paragraftan diğerine geçerken dil, düşünce ve anlam birliği sağlanır. Metindeki paragrafın içinde giriş, gelişme ve sonuç bölümleri bulunur.

Metinde paragraflar anlatılan konunun boyutuna göre uzunluk ya da kısalık gösterir. Birkaç cümleden oluşan paragraflar olduğu gibi tek cümleden oluşan paragraflar da vardır.

Paragrafların bir araya gelmesinden de bir metin (makale, fıkra, söyleşi, deneme, hikâye, roman vb.) oluşur. Her metnin bir ana düşüncesi vardır. Metinde ana düşünceyi destekleyen yardımcı düşünceler paragraflarda dile getirilir. Ana düşünce metinde bir cümle olarak belirtilebileceği gibi yazının bütününden de çıkartılabilir. Metin giriş, gelişme ve sonuç bölümlerinden oluşur.

Yukarıdaki açıklamalardan anlaşılacağı gibi metinler bir duygu, düşünce, istek ya da olayı anlatmada araç olarak kullanılır.

Edebiyat alanına giren eserler kesin olmamakla birlikte belirli niteliklerine göre “sanat eserleri” ve düşünce eserleri” olmak üzere ikiye ayrılır.

Sanatçıların duygu, düşünce ve hayallerini güzel ve etkili biçimde anlatması sonucu oluşan eserlere sanat eserleri denir. Şiir, hikâye roman, tiyatro, söylev bu tür eserlerdir. Okuyucuyu aydınlatmak, düşündürmek onlara bazı bilgiler vermek amacıyla yazılan eserlere de düşünce eserleri denir. Makale, fıkra deneme, eleştiri, söyleşi, anı, günlük türündeki eserler düşünce eserleridir.

Sanatçının veya yazarın ortaya koyduğu eser zaman zaman düşünce eseri; düşünce eseri de sanat eseri niteliği gösterebilir. Örneğin şiir, hikâye, roman ele alınan konunun özelliğine göre düşünce eseri sayılabilir.



Edebî Metin

Sanatçı toplum içerisinde yaşayan bir birey olarak birtakım duygular ve heyecanlar duyar ve bunları ifade etmek ister. Önüne geçilmez bir “yaratma, ortaya koyma” arzusu içerisindedir. Sanatçı duygu ve heyecanlarını eserinde dile getirir ve ruhunun derinliklerindekileri bizimle paylaşır. Böylece ortaya konan eserde sanatçının kişilik özellikleri görülür. Sanatçı eserini ortaya koyarken duygu düşünce ve hayalleriyle birlikte az çok kendi hikâyesini de anlatır.

Sanatçılar başka insanlar gibi etrafındakilerle dertleşmek yerine duygu düşünce ve hayallerini kafasında canlandırır, kurgular sonra da eserini yazar.

Sanatçılar eserlerinde, söyleyeceklerini ya kendisi doğrudan söyler ya da kahramanlarına söyletir. Bazen bu iki tarzı bir arada kullanır.

İnsanda estetik duygular uyandıran, insanların duygu düşünce ve hayal dünyasını zenginleştiren dil ürünü eserlere edebî eser denir. Bu anlamda hikâyeler, romanlar, şiirler, tiyatro eserleri, masallar vb. türlerinde yazılanlar birer edebi eserdir. Biz bu eserleri okuduğumuzda içimizde bir coşku, bir heyecan duyarız.


  • Malazgirt Savaşını konu alan bir bilimsel yazı ile edebi bir metni karşılaştırdığımızda edebi metinde konunun daha etkileyici bir dille ifade edildiğini, konunun estetik duygular uyandıracak şekilde, hayallerle zenginleştirilerek anlatıldığını görebiliriz. Edebi metinde verilmek istenen mesaj, metinde yer alan kelimelerle, cümlelerle bütünleşmiştir. Bir edebi metinde kelimelerin yerlerini değiştirmek, bir kelime yerine başka bir kelime koymak mümkün değildir. Mesajın edebi metnin bütününe yayılmış olması nedeniyle metinde yer alan kelime ve cümleler bağımsız olarak ele alınamaz.

Nallarımız

Şimşek olur

Değince çakmak taşları.


  • “Malazgirt Ululaması” adlı şiirden alınan yukarıdaki metinde verilmek istenen mesaj metinde yer alan bütün kelime ve cümlelerle bütünleşmiştir. Bu yüzden bu metinde yer alan unsurları bağımsız olarak ele alamayız. Yine yukarıdaki metinde kelime ve cümlelerle ilgili yer değiştirme, çıkarma ya da ekleme işlemi yapıldığında metin anlam kaybına uğrar.

  • Yukarıdaki metin “Sultan Alp Arslan, Bizans ordusunun Anadolu’da ilerlediğini duyunca süratle hareket etti.” cümlesiyle karşılaştırıldığında kullanılan dil bakımından önemli farklılıkların olduğu görülür. Şiirde kelimelerin daha çok mecaz ve yan anlamlarında kullanıldığını görüyoruz. Bu da bize edebi metnin bir özelliğini gösterir.

Edebî eserlerin özellikleri şöyle söylenebilir:

    • İnsanların duygu, düşünce ve hayal dünyasını geliştirir, zenginleştirir.

    • Edebi eserlerin amacı bilgi vermek değildir.

    • Edebi eserlerde sanatsal bir dil kullanılır. Mecazlar ve yan anlamlar vardır.

    • Edebi metinlerde kelime ve cümleleri değiştirmek mümkün değildir.

    • Edebi metinler kurmaca(tasarlanmış) metinlerdir.

    • İnsanlar arasında dostluğun kurulmasını sağlar. Çevremizdeki güzellikleri bize gösterir.

    • Kişinin hissettiği ancak tanımlayamadığı duyguları tanımlar.

    • Bir edebî eseri okuyan kişi psikolojik yönden rahatlar, o eserin kahramanıyla empati kurar, onunla bütünleşir.

    • Edebî eserler yazıldıkları çağın dil, kültür ve sanat anlayışını yansıtır. Örneğin Tanzimat Edebiyatı şair ve yazarlarından Namık Kemal’in eserlerinde o devrin sanat anlayışını, aile, gelenek, görenek ve evlenme gibi konularını görebiliriz.

Çağlar boyunca insanlar edebî metinlerle her mekânda ve zamanda anlatma, gösterime ve coşku ile dile getirme biçiminde kendilerini ifade etmişlerdir. Destan, hikâye, roman türleriyle anlatma; komedya, tragedya, dram, opera vb. türleriyle gösterme; şiirle coşku ve heyecanlarını dile getirmişlerdir.

ANLATIM YOLLARI

(İFADE ŞEKİLLERİ)

Duygu, düşünce ve hayallerin sözle ya da yazıyla güzel ve etkili bir şekilde anlatılmasına edebiyat denildiğini biliyorsunuz.

Demek ki edebiyat ürünleri sözlü ve yazılı olmak üzere iki türlü dile getirilmektedir. Bunlardan sözle yapılan anlatıma sözlü anlatım; yazıyla yapılarına da yazılı anlatım denir.

Sözlü Anlatım

Duygu düşünce ve hayallerin sözle dile getirilmesine sözlü anlatım denir. Sözlü anlatımda isteğin doğru, düzgün, yalın ve etkili bir biçimde söylenmesi önemlidir. Ses tonu, söyleyiş vurgu, jest ve mimikler sözün etki gücünü artırır. Gereksiz heyecan ve telaş ve yerinde yapılmayan jest ve mimikler de sözün etki gücünü düşürür. Liderler, siyasetçiler, komutanlar sözlü anlatımın gücünden yararlanırlar. Mustafa Kemal Atatürk’ün Çanakkale Savaşı’nda; Kurtuluş Savaşı’nda ve Cumhuriyet Devri’nde yaptığı konuşmalar sözlü anlatımın başarılı örnekleridir.

Günümüzde kitle iletişim araçlarının: özellikle radyo ve televizyon kanallarının artması, toplu yaşamanın getirdiği zorunluluklar, demokratik bir ortamda karşılıklı hoşgörü ve güvenin oluşmasında sözlü anlatım önemli bir rol oynamaktadır. Sözlü anlatım; nutuk, konferans, panel, açıkoturum, bilgi şöleni gibi türlere ayrılır. Bu konularla ilgili dil ve anlatım derslerinde daha ayrıntılı bilgiler verilmektedir.

Yazılı Anlatım

Duygu ve düşünce hayallerin güzel ve etkili biçimde yazıyla dile getirilmesine de yazılı anlatım denir. Günlük hayatta, bir mektup yazmak, not çıkarmak, bir yazı hazırlamak zorunda kalabiliriz. Duygu düşünce ve özlemlerimizi, sevinçlerimizi dizeler halinde ölçülü, uyaklı söyleyebiliriz. Ayrıca cümle ve paragraflar halinde bir fıkra, makale, deneme yazabilir; hatta öykü, roman, tiyatro eseri yazmak isteyebiliriz. O zaman yazılı anlatıma başvururuz.

Yazılı anlatımda yazım (imlâ) kurallarına ve noktalama işaretlerine dikkat edilir. Yerinde kullanılmayan noktalama işaretleri, yazım hataları sözün anlamını değiştirir.

Nesir hâlinde yazılan düşünce yazılarında giriş, gelişme ve sonuç bölümleri bulunur. Yazının konu ile ilgili ilk bölümüne giriş; düşüncelerin açıklanıp örneklendiği, karşılaştırmaların yapıldığı bölüme gelişme; düşüncelerin bir sonuca, bir yargıya varıldığı bölüme de sonuç bölümü denir. Hikâye, roman, tiyatro gibi türlerde bu bölümlere serim, düğüm ve çözüm adı verilir.

Her yazının bir ana düşüncesi ya da ana duygusu (tema) vardır. Bir yazıda yazarın okuyucuya vermek istediği temel düşünceye ana düşünce denir. Ana düşünceyi destekleyen ve diğer paragraflarda yer alan düşüncelere de yardımcı düşünce denir. Yazı düşünceler arasında bir bağ kurularak geliştirilir.

Türk edebiyatında nesir (düz yazı) biçiminde yazılan eserlere mensur, nesir yazıcılarına nâsir, küçük nesir parçalarına da mensure denir.

Klasik edebiyatta nesre inşa, nesir yazıcılarına da münşi adı verilir
Yazılı anlatım nazım ve nesir olmak üzere ikiye ayrılır:

a. Nazım

Duygu, düşünce ve hayallerin ölçülü, uyaklı dizeler hâlinde anlatılmasına nazım denir.



b. Nesir

Duygu düşünce ve hayallerin cümle ve paragraflar hâlinde dil bilgisi kurallarına uygun olarak anlatılmasına nesir denir. Nesir sözü Arapça dağıtmak, saçmak, yaymak anlamlarına gelir. Burada kastedilen duygu ve düşüncenin açılması, yayılması, yani açık seçik anlaşılır hâle gelmesidir. Nesirde düşünceler ifade edilirken noktalama işaretlerine, yazım (imlâ) kurallarına uyulur. Yerinde kullanılmayan işaretler cümlenin anlamını bozar.



Edebi metinler coşku ve heyecanı dile getiren metinler ve olay çerçevesinde oluşan metinler olmak üzere ikiye ayrılır.

Coşku ve heyecanı dile getiren metinler manzum (şiir) metinlerdir.

Olay çevresinde oluşan metinler ise; anlatmaya bağlı metinler ve göstermeye bağlı metinler olmak üzere ikiye ayrılır. Masal, destan, hikâye, roman, halk hikâyeleri anlatmaya; komedi, trajedi, dram Karagöz, meddah, orta oyunu gibi türler de göstermeye bağlı sanat eserlerini oluşturur.



Güzel bir cümlede şu nitelikler bulunur:

Açıklık: Söylenmek istenen düşüncenin herkes tarafından aynı şekilde kolayca anlaşılmasıdır.

Duruluk: Düşünce ve duygunun gerektiği kadar sözcükle anlatılmasıdır. Duru bir cümlede gereksiz sözcüklere ve öğelere yer verilmez.

Yalınlık (sadelik) : Süse ve gösterişe kaçmadan, az sözle duygu ve düşüncelerin dile getirilmesidir.

Akıcılık: Yazıda dile takılacak pürüzlerin olmamasına akıcılık denir.
Edebiyat ve Gerçeklik

Yazarlar günlük hayatta karşılaştığımız ya da karşılaşabileceğimiz nitelikteki olayları oldukları gibi değil kendi iç dünyalarında kurguladıktan sonra dışa yansıtırlar. Yaratılan kahramanlar çevremizdeki kişilere benzer. Yazarlar çok iyi tanıdıkları bir kaç kişinin özelliklerini bir kişi üzerinde toplayabilir. Olayları ve kişileri iyice kurguladıktan sonra eserini yazar.

Edebi metinler, yazıldığı dönemin özelliklerinden ve o dönemdeki her türlü gerçeklikten belirli ölçüler içerisinde yararlanırlar.

Edebi eserlerde gerçeklik, kaynağını diğer bilim ve bilgi alanlarının ortaya koyduğu sonuçlardan alabilir.



  • Kitabınızdaki “Cazgır” adlı şiirde tarihi bir gerçekliğin edebi bir dille anlatıldığını görüyoruz.

Yine günlük yaşamımızda karşılaşabileceğimiz her türlü konu edebi esere kaynaklık edebilir.
Edebî metnin konusu, doğa ile ilişki hâlinde olan, duyan, düşünen, tasarlayan ve yaşayan insandır.
ÇOŞKU VE HEYECAN DİLE GETİREN METİNLER (ŞİİR)
ŞİİR TÜRLERİ

Her şiirin belli bir konusu, üslubu vardır. Kimi aşk, ayrılık konusunu işler, kimi okura bir bilgiyi özlü bir şekilde verir. Kimi birini eleştirir vs. İşte şiirlerin bunlara göre sınıflandırılması şiir türlerini ortaya koyar. Bunlar Yunanca’daki adlarıyla adlandırılır: Lirik, Epik, Didaktik, Pastoral, Satirik, Dramatik. Tanzimat’tan sonra oluşan bu adlandırmadan önce Türk şiiri, nazım şekillerine göre sınıflandırılırdı: Gazel, Kaside, Şarkı, Koşma, Destan, Varsağı vs.

Şimdi şiir türlerini açıklayalım.

  LİRİK ŞİİR

Aşk, ayrılık, hasret, özlem konularını işleyen duygusal şiirlerdir. Okurun duygularına, kalbine seslenir. Eskiden Yunanlılarda “lir” denen sazlarla söylendiğinden bu adı almıştır. Tanzimat döneminde de bir saz adı olan “rebab” dan dolayı bu tür şiirlere rebabi denmiştir. Divan edebiyatında gazel, şarkı; Halk edebiyatında güzelleme türündeki koşma, semai lirik şiire girer.

EPİK ŞİİR

Destansı özellikler gösteren şiirlerdir. Kahramanlık, savaş, yiğitlik, konuları işlenir. Okuyanda coşku, yiğitlik duygusu, savaşma arzusu uyandırır. Daha çok, uzun olarak söylenir. Divan edebiyatında kasideler, Halk edebiyatında koçaklama, destan, varsağı türleri de epik özellik gösterir. Tarihimizde birçok şanlı zaferler yaşadığımızdan, epik şiir yönüyle bir hayli zengin bir edebiyatımız vardır.

  DİDAKTİK ŞİİR

Bir düşünceyi, bir bilgiyi aktarmak amacıyla yazılan şiirlerdir. Bunlar okurun aklına seslenir. Duygu yönü az olduğundan kuru bir anlatımı vardır. Kafiye ve ölçülerinden dolayı akılda kolay kaldığından, bilgiler bu yolla verilir. Manzum hikayeler, fabller hep didaktik özellik gösterir.

 

PASTORAL ŞİİR

Doğa güzelliklerini , çobanların doğadaki yaşayışlarını anlatan şiirlerdir. Doğaya karşı bir sevgi bir imrenme söz konusudur bunlarda. Eğer şair doğa karşısındaki duygulanmasını anlatıyorsa “idil”, bir çobanla karşılıklı konuşuyormuş gibi anlatırsa eglog adını alır.

  SATİRİK ŞİİR

Eleştirici bir anlatımı olan şiirlerdir. Bir kişi, olay, durum iğneleyici sözlerle, alaylı ifadelerle eleştirilir. Bunlarda didaktik özellikler de görüldüğünden, didaktik şiir içinde de incelenebilir. Ancak açık bir eleştiri olduğundan ayrı bir sınıfa alınması daha doğrudur. Bu tür şiirlere Divan edebiyatında hiciv, Halk edebiyatında taşlama yeni edebiyatımızda ise yergi adı verilir.

  DRAMATİK ŞİİR

Tiyatroda kullanılan bir şiir türüdür.Eski Yunan edebiyatında oyuncuların sahnede söyleyecekleri sözler şiir haline getirilir ve onlara ezberletilirdi. Bu durum dram tiyatro türünün (19.yy) çıkışına kadar sürer. Bundan sonra tiyatro metinleri düzyazıyla yazılmaya başlanır.

Dramatik şiir harekete çevrilebilen şiir türüdür. Başlangıçta trajedi ve komedi olmak üzere iki tür olan bu şiir türü dramın eklenmesiyle üç türe çıkmıştır.

Bizde dramatik şiir türüne örnek verilmemiştir. Çünkü bizim Batı’ya açıldığımız dönemde (Tanzimat) Batı’da da bu tür şiirler yazılmıyordu; nesir kullanılıyordu tiyatroda. Bizim tiyatrocularımız da tiyatro eserlerini bundan dolayı nesirle yazmışlardır. Ancak nadirde olsa nazımla tiyatro yazan da olmuştur. Abdülhak Hamit Tarhan gibi...

  Metin ve Zihniyet

Zihniyet, bir dönemdeki sosyal,siyasî,idarî,adlî,dinî,ticarî hayatın birlikte oluşturduğu ortamdır.Yani devrin kabul edilmiş sanat zevki ve hakim anlayışıdır.

Bir eser hangi dönemde verilmişse, o dönemden izler taşır.Şairlerin şiirlerinde de yaşadıkları dönemden izler taşır.Şairlerin şiirlerinde de yaşadıkları dönemin sosyal ve siyasal olaylarını, kültürünü,ilişkilerini,inançlarını,sanat zevkini görebiliriz.Dolayısıyla bir şiiri incelerken, o şiirin yazıldığı dönemin ve şairin özelliklerini göz önüne almalıyız.
c. Şiir Dili
HAZIRLIK ÇALIŞMALARI


    1. Paragraf boyutunda bir düz yazı ile bir şiir parçasını dil bakımından karşılaştırınız. Ortak maddelerden bir poster oluşturup sınıf duvarına asınız.

    2. Şarkı söylemekle sohbet etmek; dans etmekle doğal olarak yürümek; fotoğraf çekmekle resim yapmak arasındaki farkları araştırarak sınıfta sununuz.

İNCELEME


ÇAKIL
Seni düşünürken

Bir çakıl taşı ısınır içimde.

Bir kuş gelir yüreğimin ucuna konar.

Bir gelincik açılır ansızın,

Bir gelincik sinsi sinsi kanar.
Seni düşünürken

Bir erik ağacı tepeden tırnağa donanır.

Deliler gibi dönmeye başlar,

Döndükçe yumak yumak çözülür.

Çözüldükçe ufalır küçülür.

Çekirdeği henüz süt bağlamış,

Masmavi bir erik kesilir ağzımda.

Dokundukça yanar dudakların.


Seni düşünürken

Bir çakıl taşı ısınır içimde.



www.edebiyatdersi.net

Bedri Rahmi Eyüboğlu




  1. Bedri Rahmi’nin şiirinde kullanılan bütün sözcükler, herkesin günlük hayatta kullana geldiği türden midir? Buradaki kullanımları ile günlük kullanımları arasında bir fark var mıdır? Tartışınız.

  2. “Çakıl taşının insanın içinde ısınması”, “kuşun yüreğin ucuna konması”, “bir gelinciğin sinsi sinsi kanması”, “erik ağacının tepeden tırnağa donanıp deliler gibi dönmeye başlaması”, “masmavi bir erik” gibi tanımlamalara günlük konuşmalarımızda başvurur muyuz? Bu tanımlamalar, şiir içerisinde sevgilinin etkileme gücü ve aşkın boyutlarını anlatmakla nasıl bir görev üstlenmişlerdir?

  3. Bu şiirden hareketle günlük konuşmalarımızdaki sözcüklerin, şiirlerde farklı anlamlar yüklendiğini söyleyebilir miyiz? Niçin?

  4. Sevginin yaptığı etkiyi anlatabilmek için insan yüreğinde bir çakıl taşının ısınması imgesi nasıl kullanılmıştır?. Bunun, içten içe insanı etkileyen bir duygu hâli olduğunu söyleyebilir miyiz? Düşüncelerinizi ve duygularınızı anlatınız.

  5. Bir kuşun gelip yüreğin ucuna konması ve gelinciğin açılması ile şairin duygu hâli ve doğada baharın gelişi arasında nasıl bir ilişki kurulmaktadır? Söylenilmek istenen ile doğadaki görüntü arasında çağrışım ve benzetme yoluna gidilmiş midir? Nasıl?

  6. “Çekirdeği henüz süt bağlamış masmavi bir erik” tanımlaması, doğadaki en güzel gelişmeler ile aşk arasında kurulan bağlantıdır. Burada çağrışımların rolü var mıdır? İlkbahar’ın gelişi ile insan duygularındaki yoğunluk açısından değerlendiriniz.

  7. Siz olsanız, “çekirdeği henüz süt bağlamış” ve masmavi” söz gruplarının yerine hangi sözü veya söz gruplarını kullanırdınız.

  8. Burada imgeler, söz sanatları ve çağrışımlarla günlük konuşmadan ayrıldığını, şairin kendine özgü yeni bir dil oluşturduğunu söyleyebilir miyiz? Şiirin size çağrıştırdıkları çevresinde düşüncelerinizi söyleyiniz.

ANLAMA -YORUMLAMA


KOŞMA
Ala gözlerini sevdiğim dilber

Sana bir tenhâda sözüm var benim

Kumaş yüküm dost köyüne çözüldü

Bir zülfü siyaha nazım var benim.


Ak ellere al kınalar yakınır

Ala göze siyah sürme çekinir

Dostu olan dost yoluna bakınır

Dosta giden yolda izim var benim.


Yiğit olan gizli sırrı bildirmez

Güzel olan gül benzini soldurmaz

Her olur olmaza meyil aldırmaz

Bir şahan avlar da bazım var benim.


Karac’oğlan der ki konanlar göçmez

Bu ayrılık bizlen arasın açmaz

Bir kötü gönlüm var güzelden geçmez

Ne güzele doymaz gözüm var benim

Karacaoğlan


  1. “Ala göz”, “zülfü siyah”, “ak eller”, “al kınalar”, “güzele doymaz göz” gibi tanımlamaların günlük hayatta kullanımları ile şiirdeki kullanımlarını karşılaştırınız.

  2. Şiirde kullanılan benzetmeler hangileridir. Bu benzetmelerin Karacaoğlan’ın duygularını anlatmada yüklendiği anlamlar var mıdır?

  3. Şiirdeki duyguları kullandığınız sözcüklerle anlatınız. Karacaoğlan’ın anlatımıyla sizin anlatımınız arasındaki farkı tartışınız.

  4. Karacaoğlan’ın şiiri, nasıl bir yaşama tarzını gözlerinizin önüne getirmektedir? Bu yaşama tarzını kullanılan sözcükler mi, şiirin bütününe yayılmış çağrışımlar mı hatırlatmaktadır? Tartışınız.

UÇUN KUŞLAR


Uçun kuşlar uçun, doğduğum yere;

Şimdi dağlarında mor sümbül vardır.

Ormanlar koynunda bir serin dere,

Dikenler içinde sarı gül vardır.


O çay ağır akar, yorgun mu bilmem?

Mehtâbı hasta mı, solgun mu bilmem?

Yaslı gelin gibi mahzun mu bilmem?

Yüce dağ başında siyah tül vardır.


Orda geçti benim güzel günlerim.

O demleri anıp bugün inlerim:

Destan-ı ömrümü okur dinlerim

İçimde oralı bir bülbül vardır.

Uçun kuşlar uçun, burda vefa yok.

Öyle akar sular, öyle hava yok.

Feryadıma karşı aks-i seda yok.

Bu yangın yerinde soğuk kül vardır.


Hey Rıza, kederin başından aşkın,

Bitip tükenmiyor elem-i aşkın!

Sende –derya gibi- daima taşkın

Daima çalkanır bir gönül vardır.


Rıza Tevfik Bölükbaşı


  1. İlk dörtlükte yer alan dağlar, ormanlar, dikenler nasıl tanımlanmışlardır?

  2. “Çay ağır akar”, “mehtâbı hasta”, “yüce dağ başında siyah tül”, destan-ı ömrüm”, “oralı bir bülbül”, “çalkanır bir gönül” söz grupları sizde hangi duyguları uyandırmaktadır?

  3. “Bu yangın yerinde soğuk kül vardır” şiirde hangi amaçla yer almaktadır?

  4. Şiirde hangi benzetmeler kullanılmıştır? Bu benzetmelerin şiirin anlamına neler kazandırdığını tartışınız.

  5. “Elem-i aşk” ile “daima taşkın, daima çalkanır gönül” arasında nasıl bir ilişki vardır? Şiirin bütünü üzerinde düşünerek cevaplayınız.

SÖYLE SEVDA İÇİNDE TÜRKÜMÜZÜ


Söyle sevda içinde türkümüzü

Aç bembeyaz bir yelken

Neden herkes güzel olmaz

Yaşamak bu kadar güzelken?


İnsan dallarla, bulutlarla bir,

Aynı mavilikten geçmiştir.

İnsan nasıl ölebilir

Yaşamak bu kadar güzelken?





  1. “Bembeyaz bir yelken” söz grubunun günlük konuşma dilimizde ve şiir içerisinde yüklendiği anlamlar nelerdir? Karşılaştırınız.

  2. Birinci dörtlükteki “neden herkes güzel olmaz” ile ikinci dörtlükteki “insan nasıl ölebilir” mısraları cevabı beklenen sorular mıdır? Yoksa bir duygu hâlini vurgulamak için mi sorulmuşlardır. Bir sonraki mısralar ile birlikte değerlendirerek cevaplayınız.

  3. Dal, bulut ve mavilik şiirde neye benzetilmişlerdir? Şair bu benzetme ile hangi duygusunu anlatmak istemiştir?

  4. Yukarıdaki şiiri, ele aldığı benzetmeler bakımından Karacaoğlan’ın koşması ile karşılaştırınız. Farklılığın nedenlerini tartışınız.

AÇIKLAMALAR

Şiir, günlük konuşmalarımızda kullandığımız doğal dilden kaynağını alır. Bu doğal dilin bireysel tarzda kullanımından ortaya çıkar. Şiirde insana özgü coşku ve heyecan dile getirilir. Burada günlük hayatta konuştuğumuz doğal dilin göstergelerine yeni anlam ve değerler yüklenerek şiir dili oluşturulur.

Bir duygunun veya bir heyecanın anlatımında, şair, herkesin konuştuğu dille kendi dünyasını dile getirmeye çalışır. Bunu da imgeler yardımıyla gerçekleştirir. Dil göstergeleri sayılı ve sınırlıdır. Ancak insan hayalinin ve düşüncesinin sınırı yoktur. İşte imgelerin ortaya çıkışı sınırlı olanla sınırsız olanı anlatabilme arzusudur. Böylece, kullanılan dilden hareketle yeni bir dil oluşturma yoluna gidilir. Dil göstergelerinden bu tarzda yararlanarak oluşturulan söz kalıplarına imge diyoruz.

Şiir dili imgeye dayanır. İmgelerin oluşturulmasında da mecazlara dayanılır. Mecaz, bir sözün kendi anlamı dışında kullanılmasıdır.

Şiirde her zaman imgeye başvurulmaz. Bilinen, tanınan, her gün görülen insanları ve durumları anlatmada imge kullanma yoluna gidilmez. Ancak yeni karşılaşılan bir durumu veya görünüşü anlatmada imgeye başvurulur.

Şiir çeşitli söz sanatlarıyla oluşturulur. Mecazın dışında benzetme (teşbih), kinâye gibi söz sanatlarına rastlanır. Söz sanatlarıyla, dil birlikleri sayısız denilebilecek anlamlara ulaşır.

Şiir dilinin oluşmasında önemli öğelerden biri de çağrışımlardır.

Çağrışım, şiirde sözcüklerin kendi anlamları dışında kullanılarak kazandıkları anlam değerleridir. Şiiri okuyucusunu farklı dünyalara ve duygulara taşır. Böylece de, anlamı zenginleştirir.

Çağrışımlarda söyleyişin ve sesin de rolü vardır. Şiirde ses, çağrışım ve söyleyişle sözcükler, kendi anlamları dışında yeni değerler kazanır.



ŞİİR İNCELEME YÖNTEMİ



1- Zihniyet

Şiirin yazıldığı döneme ait sosyal, siyasi, ve kültürel özellikleri şiirin zihniyetini oluşturur.



2- Şiirde Ahenk

Şiirin ölçüsü, uyağı, redifi, asonans, aliterasyon, gibi ses tekrarları ahengi oluşturan unsurlardır.



3- Şiir Dili

Şairlerin süslü ya da süzsüz(sade), duru ya da karmaşık anlatımları şiir dilini oluşturur.Edebi sanatlar şiirin estetiğini artırır.



4- Şiirde Yapı

Nazım şekilleri ve nazım türleri şiirin yapısını oluşturur.

5- Nazım

Duygu ve düşüncelerin ölçülü ve uyaklı bir biçimde ifade edilmesidir.



a) Nazım türü : Şiirlerde işlenilen konu ve temaya göre şiirlerin aldığı adlardır.

b) Nazım şekli : Şiirlerin ölçü, nazım birimi, aheng özelliklerine göre aldığı adlardır.

6- Şiirde Tema

Şiirde birimleri birbirine bağlayan anlam bütünlüğü sağlayan temel öğe temadır.



7- Şiirde Gerçeklik ve Anlam

Şairler edebiyatın konusu olan(insan doğa ve yaşam)alırlar ve bunların ifade ediliş biçimi şiirde kullandıkları zaman, gerçeklik birbirinden farklıdır.Şair herkesin gördüğü bir gerçeği değişik şekil ve boyutlarda anlatılır.(benzetmeler , mecazlar, söz sanatlarından faydalanılarak) www.edebiyatdersi.net



8- Şiir ve Gelenek

Şairlerin yaşadıkları dönemdeki geleneği şiirlerine yansıtmalarıdır. Ritim, aheng unsurları, ölçü, konu, tema, zihniyet aynı olsa da farklı dönemlerde yaşayan şairlerin şiirlerinde kullanılan imgeler, semboller, birbirlerinden farklı olur.



9- Yorum

Şairin ne anlatmak istediğini anlamaya yorum denir. Bir şiiri doğru yorumlayabilmemiz için şairin hayatını edebi kişiliğini (zihniyetini, geleneğini...) iyi bilmemiz ve şiir üzerinde doğru düşünebilmemiz gerekir



ŞİİR İNCELEME PLANI

Özellikle ilköğretim 2.kademe düzeyindeki öğrenciler aşağıdaki plana göre şiir incelemesi yapabilirler.



A. ŞİİRİN BİÇİM YÖNÜNDEN İNCELENMESİ

1. Nazım biriminin (dörtlük,beyit) belirtilmesi


2. Kaç dörtlükten veya kaç beyitten oluştuğunun belirtilmesi
3. Şiirin ölçüsünün ve duraklarının belirtilmesi
4. Kafiye (kafiye çeşitleri belirtilecek) ve rediflerin gösterilmesi
5. Kafiye şemasının gösterilmesi

B. ŞİİRİN İÇERİK YÖNÜNDEN İNCELENMESİ

1. Anlamı bilinmeyen kelimeler ve deyimlerin açıklanması


2. Şiirin bölümler halinde açıklanması (kıta,dörtlük,beyit)
3. Şiirin ana duygusunun (tema) belirtilmesi
4. Şiirin dil ve anlatım özelliklerinin açıklanması
5. Şiirin türü hakkında bilgiler verilmesi

C. ŞAİRİN HAYATI, SANATI VE ESERLERİ HAKKINDA BİLGİLER





Dostları ilə paylaş:
  1   2   3   4   5   6


Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2017
rəhbərliyinə müraciət

    Ana səhifə