Yazar: Üstat Hüseyin ensariyan


Ev ve Aile’nin Maddi Meseleleri ve İslam



Yüklə 1,46 Mb.
səhifə17/32
tarix06.03.2018
ölçüsü1,46 Mb.
#45110
1   ...   13   14   15   16   17   18   19   20   ...   32

Ev ve Aile’nin Maddi Meseleleri ve İslam



Servetin Hayır ve Şerri

İnsanın yaşam işlerini idare için mal ve servete olan ihtiyacı, özellikle de kadın ve çocukları açısından taşıdığı ağır sorumluluk hasebiyle yüzde yüz doğal bir ihtiyaçtır.

Servet ve mal, kazanç ve ticaret, kendiliğinden ve insana bağlanmaksızın hayır ve şer rengine sahip değildir.

Örneğin: Demir insanın sahip olduğu maddelerden biridir ve şekillenme özelliğine sahiptir. Çeşitli araçları demirle yapmaktadırlar. Ama insanın emri altında bulunmadıkça hayır ve şer özelliği taşımayan bir maddedir. Mümin edepli, vakarlı ve yüce bir insanın emri altında olunca hayırdır. Kötü terbiyesiz gafil nefsani isteklerine esir olduğunda ise şerdir.

Demiri İbn-i Mülcem eline alınca tevhid ehlinin imamı, aşıkların mevlası ve ariflerin öğretmeni olan Hz. Ali’yi Kadir gecesi caminin mihrabında öldürmekte ve kötülerin en kötüsü sıfatını elde etmektedir. O halde demir onun elinde batınî yapısı sebebiyle kötülük, fesat ve telafisi mümkün olmayan bir çok zararların kaynağı konumundadır.

Ama demir Müminlerin Emiri Hz. Ali’nin (a.s) elinde olunca dinin bekasına ve hidayetin yayılmasına sebep olmaktadır. Bu demirin bir defa kullanımı Allah Resulü’nün buyurduğu gibi insanların ve cinlerin ibadetinden daha üstündür: “Ali’nin Hendek günü indirdiği darbe insanların ve cinlerin ibadetinden daha üstündür.”

Para ve ticaret metası da ilahi adapla edeplenen, Hak Teala'ya aşık olan kimseler için melekut alemine göçme platformudur. Hakk’a yakınlığa erişme vesilesidir. Rabbinin rahmetini elde etme etkenidir. Ebedi faydalanma ve büyük sevap elde etme sebebidir.

Evet cömertlik, yücelik ve şefkat sıfatlarına sahip olan ve Hak Teala’nın ahlakıyla ahlaklanan bir mümin için mal, ahiret ticaretinde kullandığı bir maldır; binek ise Hak Telanın ebedi nimetlerine doğru bir hareket aracıdır ve de insan için dünya ve ahiret hayırlarına neden olmaktadır.

Nitekim Bakara suresinde Hak Teala dünyadan göçen müminden geriye kalan malları, geride kalan hayır olarak anmaktadır.”1

Evet müminin iman, yücelik, cömertlik, rahmet ve şefkatinin tecellisi, servet ve malını geride kalan hayır haline getirmektedir. Dolayısıyla da bu mirasının vasiyeti esasınca da üçte biri hayır yolunda, üçte ikisi de Kur’an ayetleri esasınca varislere intikal etmektedir. Nitekim İmam Sadık (a.s), “Rabbimiz bize dünya da ahirette de iyilik ver”2 ayetinin tefsirinde şöyle buyurmuştur: “Ahiretteki iyilik; Allah’ın rızayeti ve cennettir. Dünyadaki iyilik ise rızık genişliği, geçim ve güzel ahlaktır.”3

Bu esas üzere para, mal, servet ve imkanlar, Hak Teala’nın rızayetini ve güzel cenneti üretmek için mümin kimselere bir atölye konumundadır.

Zira mümin, meşru kazanç, fıkhi meselelere riayet, haram işlerden kaçınma ve helal ticarette bulunma yoluyla özetle Hakk Teala’ya itaat sayesinde para elde etmektedir ve onu, kadın ve çocuklarının farz nafakası ve Hak Teala’nın hums, zekat, fakir ve mahrumlara yardım, zayıf ve mazlumların elinden tutmak, akraba ve yakınlara yardımcı olmak gibi farz görevlerini ödemek yolunda kullanmaktadır.

Meşru yoldan elde edilen bu malı doğal ve şer'i işlerde kullanmak, hakikatte itaat ve ibadettir. Kur’an-ı Kerim’in deyimiyle dünya ve ahiret hayrına sebep olmaktadır ve bu yüzden de Allah’ın kitabında mal ve servet hayır ve güzellik olarak ifade edilmiştir. Mümin için kazancı ve harcaması Hakk’a ibadettir; sonsuz sevap ve büyük bir ecre sebep olmaktadır.

Müminlerin Emiri Ali'nin (a.s), dinsiz ve nefsani isteklerine esir olan kimselerin eline geçen servet hakkındaki görüşleri de işitilmeye değerdir:


Mal, şehvetlerin aslıdır

Mal, olayların ganimetidir. Mal, arzuları güçlendirir. Mal, varislerin meşguliyetidir. Mal sahibini dünyada yüceltir ahirette ise küçük düşürür.”1

Allah Resul’ü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz dinar ve dirhem sizden öncekileri helak etmiştir ve sizi de helak edecektir.”2

Hakeza Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Her ümmetin bir buzağısı vardır ve bu ümmetin buzağısı da dinar ve dirhemdir.”1

Evet, imanı zayıf kimseler, mal karşısında haram şehvete, arzu heyecanına, dünya ve ahirette rezilliğe ve İslam Peygamberi’nin tabiriyle; malı sevme adı altında buzağıya tapmaya maruz kalmaktadırlar.
Helal ve Haram

Şüphesiz insanın zahmetlerinin ürünü olan şey, ticaret ve meşru kazanç yoluyladır. Hak Teala’nın emrettiği kazanç ve ticaretin detayları da Ehl-i Beyt fıkhında beyan edilmiştir. Meşru olmayan yolla elde edilen rüşvet gasp, hırsızlık, zorbalık, hile, kandırma, yağma ve faiz sebebiyle elde edilen her şey haramdır.

Helal mal elde etmek için adım atmak ibadettir. Ecir ve sevaba neden olmaktadır. Haram elde etmek için harekete geçmek ise bir günahtır. Azaba ve Allah’ın nefretine sebep olmaktadır. Eğer bir kimse helal yoldan sapacak, haram yola koyulacak ve kendisine nasihat eden kimseye: “Ne yapayım Allah bana böyle takdir etmiştir” diyecek olursa şüphesiz Hak Tela’ya ve yaratılış sistemine iftirada bulunmuş, yüzde yüz şeytani olan bir söz söylemiş ve kuyruklu yalana sarılmış olur.

Kur’an’daki bir çok ayetler bu anlamı ifade etmektedir. Hak Teala herkesin rızkını helal rızık olarak takdir etmiştir. İnsanları helal mal elde etmeye, helal yemek yemeye davet etmiştir. Hiç kimse için haram rızık takdir etmemiştir. Şüphesiz haramın kaynağı insanın ahlaki ve fikirsel sapmaları ve iman zayıflığıdır.

Hak Teala’ya haram isnadında bulunmak, uygunsuz bir isnat, yersiz bir iftira ve kıyamette azap ve cezası olan büyük bir günahtır.

Allah-u Teala’nın temiz helalden yememizi emrettiği halde rızkın O’nun tarafından haram kaynaklardan verilmesi bizzat Allah’ın adalet, hikmet, rahmet ve şefkatine aykırıdır. Eğer böyle olsaydı, Allah’ın irade ve emirleri arasında bir çelişki olurdu. Oysa böyle değildir. Allah’ın mukaddes dergahında herhangi bir çelişki söz konusu değildir. Bu, insanlıktan uzak ve cehaletleri sebebiyle Allah’a iftirada bulunan cahil kimselerin yaptığı bir şeydir.

Kur’an şöyle buyurmuştur:

Ey insanlar! Yeryüzünde temiz helalden yiyin ve şeytanın adımlarına uymayın, şüphesiz şeytan size apaçık bir düşmandır. Şüphesiz şeytan size kötülüğü ve fuhuşu ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.”1

And olsun ki, biz Adem oğullarını şerefli kıldık, onların karada ve denizde gezmesini sağladık, temiz şeylerle onları rızıklandırdık”2

İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur:

Allah’ın, rızkını helal rızıktan karar kılmadığı hiçbir kul yoktur. Bu helal rızık tam bir afiyetle kendisine ulaşır. (Haram yolun Hak Teala ile hiçbir alakası yoktur. Haram yol başka bir yol ve şeytani bir iş ve programdır. ) İnsana haram bir kazanç ulaşırsa, haram miktarınca kendisine helal rızkın ulaşmasına engel olunur. Allah nezdinde helal ve haram dışında insanlar için büyük bir ihsan vardır.”1
Kendinizi Helaldan Mahrum Kılmayın

Emir’ul Müminin (a.s) mescide girdi. Adamın birine merkebine bakmasını emretti. O adam Hazret-i Ali’nin olmadığı bir anda merkebin yularını çıkartıp götürdü. Ali (a.s) mescitten çıkarken o adama çektiği zahmet karşılığında mükafat olarak iki dirhem hazırladı. Mescitten çıktığında merkebinin yularsız olduğunu görünce iki dirhemi hizmetçisine verip ona yular almasını emretti. Hizmetçi, o hırsızı tanımadığından dolayı aynı o yuları hırsızdan iki dirhem karşılığında aldı. Daha sonra Hz. Ali’nin huzuruna vardı. İmam Ali (a.s) yuları görünce şöyle buyurdu:

Kul, kendisini sabırsızlığı yüzünden helal rızıktan mahrum kılar. Ama Allah’ın kendisine mukarrer kıldığı miktardan daha fazlası ona ulaşmaz.”2
Kadının ve Çocukların Nafakasını Helal Yoldan Sağlayın

Helal ve haramda, hiç kimsenin kendisinden kurtulamayacağı bir takım zahiri ve batıni eserler vardır.

Helalin zatı ve tabiatında, Hak’ın rızayeti, nuraniyet, ibadet için kudret elde etmek, ruhi sevinç, kalbin saflığı, derdin şifası karar kılınmıştır ve haram bunun tam tersidir.

Kur’an-ı Kerim’de ve Ehl-i Beyt'in rivayetlerinde yer alan fevkalade önemli fıkhi meselelerden biri kadının ve çocukların nafakasının evin erkeğine farz olduğudur.

Evin erkeğinin, kudreti miktarınca kadın ve çocuklarının ev, elbise, merkeb ve yiyecek ihtiyaçlarını temin etmesi, ilahi ve şer’i farzlardan biridir ve erkek bunu temin etmekle mükelleftir.

Allah’ın ilahi bir teklif olarak evin erkeğinin uhdesine bıraktığı bu farzın yanı sıra, mükellef olduğu diğer bir farz da evin geçimi için helal rızık talep etmesidir.

Evin erkeği, tüm vücuduyla bu iki emre karşı şükür içinde olmalıdır. Zira bu iki emirde de ahlaki gerçeklerin ortaya çıkışı söz konusudur. Bu ortaya çıkış ise kadının ve çocukların yaşam işlerine teveccüh ile mümkündür; insan karşısında önem ve sevabı çok bir ibadet durumundadır. O ise, Allah yolunda cihadın türlerinden bir tür olan helal rızkı taleb etme yolunda atılan adımdır.

Helal ve pak rızık kadın ve çocuklara ulaşınca, yüce ve melekuti eserleri onların vücudunda zuhur eder ve bu yolla ailenin kalbi ve ruhi emniyet ve rahatlığa ulaşmasına büyük bir yardımda bulunulmuş olur.


İslam Peygamberi ve Helal Yemek Meselesi

Bir rivayette şöyle yer almıştır: Bir şahıs süt kabıyla Peygamber’in (s.a.a) huzuruna varıp şöyle arz etti: “Bu sütle orucunuzu açınız.” Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: “Bu süt kimin tarafından verilmiştir? ” O şöyle arz etti: “Bir kadın bunu size hediye olarak göndermiştir.” Peygamber şöyle buyurdu: “Süt kabıyla geri dön ve ondan bu sütü nereden elde ettiğini sor.” O şahıs o kadının evine gitti ve Peygamber’in sorduğu soruyu ona söyledi. Kadın şöyle cevap verdi: “Kendi koyunumdan” O şahıs peygamberi huzuruna geri dönerek macerayı anlattı. Peygamber şöyle buyurdu: “Geri dön ve o koyunu nereden elde ettin? diye sor.” O şahıs geri dönüp kadından Peygamber’in sorduğu soruyu sordu. O kadın şöyle dedi: “Kendi emek ve zahmetim sayesinde aldım” O adam geri dönüp kadının sözlerini Peygamber’e arz etti. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: “Şimdi bu sütle orucumu açacağım.”

Ertesi gün süt kabının sahibi Peygamber’in huzuruna vardı ve şöyle arz etti: “Geçen akşam ne olmuştu da bu süt kabını kaç kez geri gönderdiniz? ” Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: “Allah-u Teala biz peygamberlere helalden başka bir şey yemememizi emretmiştir.”

Peygamber’in (s.a.a) bu işi bütün Müslümanlar için bir ibret olmalıdır. Yani haram ve helal hakkında dikkat etmelidirler. Sakın bu erken gelip geçen iki günlük hayat için kendileriyle suç ve günah götürmesinler. Varlık omzunu bunlardan hafifletmek çok zor, hatta mümkün olmadığı bir yükü yüklenmesinler.

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Helalı taleb etmek, her Müslüman erkek ve kadına bir farzdır.”1

Hakeza Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Helalı taleb etmek, her müslümana farzdır.”2

Hakeza şöyle buyurmuştur: “Helalı taleb etmek bir çeşit cihattır.”

Hakeza şöyle buyurmuştur: “Kendi alın teri ve zahmetinle elde ettiği helal rızkı yiyen kimsenin üzerine cennetin kapıları açılır ve istediği herhangi bir kapıdan içeri girer.”1

Hakeza şöyle buyurmuştur: “İbadet on kısımdır; onun dokuzu helal talep etmektedir.”2

İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: “Ailesini geçindirmek için Allah’ın fazlından rızık taleb eden kimsenin mükafatı, Allah yolunda savaşan kimseden daha büyüktür.”3

İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Nefsinin iffetini insanlar karşısında korumak, ailesinin rahatlığı ve komşularına iyilik ve rahmette bulunmak için dünya talebinde bulunan kimse, kıyamet günü, yüzü dolunay gibi parladığı bir halde Allah’ı mülakat eder.”4

Altıncı İmam (a.s) şöyle buyurmuştur: “Yüzsuyunu korumak ve borcunu ödemek için mal toplamaya ilgisi olmayan kimsede hayır yoktur.”5

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Geceyi, helal rızık taleb etmekten dolayı yorulduğu için uyuyan kimse, affedildiği bir halde uyumuştur.”6

Hakeza Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Allah kulunu helal rızık taleb etme yolunda zorluk çekerken görmeyi sever.”7

Rivayetlerde, rızkın azlığı ve çokluğunun, sadece derecelere sahip olmak amacıyla Allah tarafından kulun imtihan edilmesi için olduğu yer almıştır.

Rızkın azlığına sabreden ve rahatlık için harama bulaşmayan ve hakeza çok rızık sebebiyle Allah’a şükreden kimse, imtihandan başarıyla geçmiş sayılır. 1

Mümin, rızkı az olduğu zaman alçalmaz ve rızkın bolluğu anında da mest olmaz. Rızkın az olduğu zamanlar, rızkın azına kanaat eder ve onla geçinir, bolluk anında da yer, yedirir ve mali farzları eda etmekte hızlı davranır.
Rızkın Çoğalmasının Yolu

Kur’an-ı Kerim’de ve rivayetlerde rızkın çoğalması için bir çok deliller görmekteyiz. Onları uygulamak, rızkı arttırmasının yanı sıra, insanların aile ve toplumda ahlaki ve duygusal gelişimine de neden olmaktadır.

Emir’ul Müminin Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:

Rızkın hazineleri, ahlaki genişliktedir.”2

Hakeza şöyle buyurmuştur: “Zorlaştırmak ahlakı bozar; ve kolaylaştırmak ise rızkı çoğaltır.”3

Hakeza şöyle buyurmuştur: “Allah için din kardeşiyle yardımlaşma ve birliktelik rızkı çoğaltır.”4

Hakeza şöyle buyurmuştur: “Emanete riayet etmek rızkı arttırır.”5

İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Karısına ve çocuklarına karşı iyiliği güzel olanın rızkı artar.”6

Hakeza şöyle buyurmuştur: “İyilik rızkı arttırır.”7

Hakeza şöyle buyurmuştur: “İyi ahlak, rızkı çoğaltır.”2

Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Sadaka vermekle rızkı indirin.”3

İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Kardeşlerinin arkasından dua et. Şüphesiz bu iş rızkı yağdırır.”4

Beşinci İmam (a.s) şöyle buyurmuştur: “Zekat rızkı arttırır.”5

Emir’el Müminin Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Niyeti iyi olanın rızkı artar.”6


Haram Mal

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Allah-u Teala şöyle buyurmuştur: “Mal elde etmekte nereden geldiğini önemsemeyen kimseyi, ben de kıyamet günü cehennemin hangi kapısından atacağım konusunda önemsemem.”7

Hakeza Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Helal olmayan yoldan rızık elde eden kimseyi Allah fakir kılar.”

Hakeza şöyle buyurmuştur: “Kim helal olmayan yoldan bir mal kazanırsa, o mal ona cehenneme gitme azığı olur.”

Zekat, hums, fakir hakkı, mahrum hakkı ve diğer şer'i hakları ödenmemiş olan para, haramla karışık olan helaldir. O malda tasarruf haramdır ve o haram veya haramla karışık olan maldan karısına, çocuklarına ve diğerlerine yedirmek ise haram elde etmek veya farz hakları esirgemekten apayrı bir günahtır.

Emir’el- Müminin Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Malların en kötüsü, münezzeh olan Allah’ın hakkının ödenmemiş olduğu maldır.”1

İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah-u Teala kıyamet günü, kabirlerinden elleri boyunlarına bağlı, bir şey almak hususunda karıncanın gücüne bile sahip olmayan ve meleklerin şiddetli bir şekilde kendilerini kınadığı bir takım kimseleri haşredecek ve melekler şöyle diyecekler: “Bunlar, Allah’ın kendilerine servet verdiği ama mallarından Allah’ın hakkını sahiplerine ödemediği kimselerdir.”2

İmam Hasan-i Mücteba şöyle buyurmuştur: “Mertliğin nişanelerinden biri, malı temizlemektir.”3

Aziz kardeşler! Ey kadın ve çocuklarını ruhi açıdan terbiye etmek ve maddi ihtiyaçlarını karşılamakla görevli olan kimseler! Ey gelecekte aile kuracak olan kimseler! Kadın ve çocuklar sizden vacip hakkı istemektedirler. Fıkhi kitaplarda nafaka olarak bahsedilen bir haktır bu. Onlar sizin iş ve kazanç yolunuzdan sorumlu değillerdir. Kıyamet günü, sizin kazanç yolunuzdan haberdar olmadıkları takdirde sizin haram kazancınızın sorumluluğunu üstlenmezler. Kendisinin orada azap edileceği haram kazancın cehennemi, haramı elde eden kimseye hastır. Haram elde ettiği, haramı başkalarına yedirdiği sebebiyle yapılan azaptır bu. O halde dikkatlice kazancınızı kontrol ediniz. Allah’ın helali ile kanaat ediniz, haramdan sakınınız ve dünya ve ahiretinizin bayındır olması için malın farz haklarını ödeyiniz.
Tövbe Eden Allah’ın Dostudur

Kutsal bir şehir olan Meşhed'e bir yolculukta bulunmuştum. Bir akşam ezan vakti, güya yıllarca beni tanıyan bir adamla karşılaştım. Birkaç dakika sohbetten sonra, yaşadığı yere gitmemi istedi. Onu ilk defa görmeme rağmen davetini kabul ettim. Sonradan kim olduğunu bilmediğim bu şahsın Muharrem ve Sefer ayında yaptığım konuşmalarımı dinleyenlerden biri olduğunu, bu yüzden beni tanıdığını anladım.

Mecliste gözlerden kaybolduktan birkaç dakika sonra, o şahsın yanında olan birinden kim olduğunu sorunca, adını öğrendim ve onu tanıdım. Gençlik döneminde çok güçlü ve zorba biriydi. Tahran’ın tüm zorba, kabadayı ve pehlivanları ondan sakınırlardı.

Şarap, kaçakçılık ve kumarhane ve şarap satıcılarından haraç almak işiyle meşguldü. Tahran’da ona karşı çıkacak kimse yoktu. Haram yoldan çok fazla servet elde etmişti. İlahi nur kalbine doğmuş ve Allah’ın tevfiki yol arkadaşı olmuştu. Vicdan, fıtrat ve aklının saldırısı onu, hışım ve saldırganlıktan alı koymuştu. Bütün ev ve mallarını satıp hepsini paraya çevirmiş, onları bir bavula koyup, Kum’da, Ayetullah’il-Uzma Burucerdi’nin yanına varmış, Şia’nın büyük mercisi de, olaydan haberdar olduktan sonra, hizmetçisi sayesinde onu güler bir yüzle karşılamıştı. Bu adam, ilahi bir şahsiyet olan Ayetullah Burucerdi’ye şöyle demişti: “Bu bavuldaki mallar tamamen haramdır, benim kıyamet gününün hesap kitabına takatim yoktur. Bu ağır yükü omuzlarımdan kaldır.”

Ayetullah Burucerdi ona şöyle buyurmuş: “Eğer gerçekten tövbe etmek istiyorsan, elbiselerini çıkar ve sadece bir iç giysi ve gömlekle Tahran’a geri dön.” O da elbisesini çıkarınca Şia’nın büyük mercisi şiddetle onun tesiri altında kalmış, onun tövbesini ciddi bulmuş, elbisesini geri vermiş ve kendi temiz parasından, o zamanın parasıyla beşbin tümen vererek ve onu temiz, aydınlık ve bereketli bir gelecekle müjdelemiştir.

Söz konusu şahıs haramdan tüm benliğiyle el çekti, o parayla Tahran’a geri döndü ve eski bütün işlerine son verdi. O bereketli parayla helal kazanç elde etmeye başladı. Durumu düzeldi, eşini ve çocuklarını hak yolda karar kıldı, çok faydalı dini bir toplantının banisi oldu. Bin üçyüz yetmiş bir yılında ömrünün sonuna geldi. Cuma akşamı saat on ikide, ömrünün sonuna birkaç dakika kala ağlayan gözlerle Hz. Seyyid’uş- Şuheda’ya (a.s) hitaben şöyle dedi: “Ömrümün büyük bir kısmını sizin yolunuzda harcadım. Bu önemli anda sizin inayetinizi ümit etmekteyim.” Karısı ve çocukları şöyle dediler: “Bir anda odanın bir köşesine gözünü dikti, Hz. Hüseyin’e (a.s) candan bir selam verdi ve tatlı bir tebessümle ruhunu Allah’a teslim etti.”

Ey aziz kardeşlerim! Tövbe yolu herkes için açıktır. Tevbe; batının temizlenmesi, kalbin nuraniyeti, ahlak temizliği, hayatın zahirinin temizlenmesi ve malın haramdan uzak olmasıdır. Neden bu çok karlı ticaretten nasiplenmeyelim ve ömrümüzün geri kalan birkaç gününde zulmetten nura doğru hareket etmeyelim. Oysa bütün dünya servetine sahip olmak bile günah atmosferinde kalmaya değmemektedir. Tövbe edelim; şüphesiz Allah tövbe edenleri sever:

Şüphesiz Allah tevbe edenleri sevmektedir.”1

Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Allah katında tevbe eden kadın ve erkekten daha sevimli bir şey yoktur.”2

Hakeza şöyle buyurmuştur: “Allah’a yemin olsun ki Allah, azığına ulaşan kimsenin sevincinden daha çok kulunun tevbe etmesine sevinir.” 3

Hakeza şöyle buyurmuştur: “Allah çocuk sahibi olan kısır kimsenin kaybettiğini bulan kimsenin ve su bulan susuz kimsenin sevincinden daha çok kulunun tövbesine sevinir.”4

Hakeza şöyle buyurmuştur: “Günahlardan tövbe eden kimse, hiç günah işlemeyen kimse gibidir.”5

Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Tevbe kalbi temizler ve günahları yıkar.”6

Gerçek tevbenin bir takım etkileri vardır. İslam peygamberi bu etkilere işaret buyurmuştur. Eğer bu etkiler ortaya çıkarsa, o tevbenin gerçek olduğuna yakin etmek gerekir; aksi takdirde yeniden tevbe nuruna tevessül etmek icab eder.

Tevbe eden kimse, tevbenin etkilerini ortaya çıkarmazsa, tevbe etmiş sayılmaz: Borçlu olduğu kimselerin rızayetini elde etmeli, terkedilmiş namazlarını eda etmeli, insanlar arasında tevazu içinde olmalı, nefsini şehvetlerden korumalı ve oruç tutarak nefsini zayıflatmalı.”1

Müminlerin Emiri Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Tevbe, illiyyinde yer alanların makamıdır ve altı hakikate sahiptir:



1- Geçmişinden pişman olmak 2- Gelecekte günahı terk etmeyi irade etmek 3- İnsanların hakkını onlara gerivermek 4- Zayi ettiği farzları eda etmek 5- Günah günlerinde bedende biten etlerini eritmek 6 – Bedene itaat ve ibadetin zorluğunu tattırmak ve ardından “esteğfirullah” demek.”2

َتَعَاوَنُواْ عَلَى الْبرِّ وَالتَّقْوَى وَلاَ تَعَاوَنُواْ عَلَى الإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاتَّقُواْ اللّهَ

İyilikte ve takvada yardımlaşın, günah işlemek ve aşırı gitmekte yardımlaşmayın. Allah’tan sakının.”



(Maide/2)






Yüklə 1,46 Mb.

Dostları ilə paylaş:
1   ...   13   14   15   16   17   18   19   20   ...   32




Verilənlər bazası müəlliflik hüququ ilə müdafiə olunur ©muhaz.org 2024
rəhbərliyinə müraciət

gir | qeydiyyatdan keç
    Ana səhifə


yükləyin